Ben o insanlardan biriyim. Gerçek hayatta korkuyorum diyemem, bir tarafım ile gülerim ama ürperirim. İnanmadığım halde korku filmleri izlerken korkuyorum. Yoksa gerçek hayatta mezarlıklardan geçip evine giden bir insandım ben (hala da öyleyim de taşındık). Sabahın 4'ünde beyaz elbise giyip dışarıda tekerleme ile ip atlayan kızlardan korkuyorum ama.
Bu sırada bir şeyi itiraf edeyim: Büyük kuzenim kızıl saçlı mavi gözlü bir oyuncak bebek almıştı bana 8 yaşındayken. Chucky'yi de yeni izlemiştim. Ailemin ve kendi hayatımın bebek tarafından tehdit edildiğini düşünerek, o yaşta karanlıkta elime fener ve tornavida alarak elime bebeğin gözlerini tornavida ile oymuştum. Çünkü göremezse, kimseyi öldüremezdi. Bana inanmayacaklarına göre de bu işi bebek kimseyi öldürmeden halletmem, herkesten önce benim onu yok etmem gerekiyordu. İlk kahramanlık deneyimimdi :) O zamanlar inanıyordum ama şimdi inanmıyorum.
Yukarıdaki paragrafa dönersem, çok basit bir açıklaması var. Çok fazla korku filmi ile birlikte film izlemenin ötesinde bir şey oluyor; bu olaylar ne kadar sanal olsa da görsel ve işitsel hafızanızla birilerine doğaüstü bir şeyler tarafından zarar verildiğine, hayatını tehdit ettiğine ve öldürdüğüne tanık oluyorsunuz. Bilinç bunu kaydediyor. Üst beyin inanmasa bile, bilinçaltı "Böyle de bir tehlike var hayatta" diyerek kaydediyor. Bilinçaltı üç bacaklı bir Marslı'yı hayal etse, ona bile inanan cıvık mı cıvık bir şey. Bu iki şeyle birleşiyor: 1) Evrimsel açıdan en büyük itki hayatta kalmak isteği. 2) Illusory truth effect: Yani çok tekrarlanan bir şeyin gerçek olup olmadığına bakmadan bilinçaltının ona inanmaya başlaması. Dolayısıyla bir filmde hayalet gördüğünüzde veya aynı anda müzik gerildiğinde, üst beynin olmadığını bildiği bir şeye karşın, bilinçaltı inanmaya başlıyor hafifiten. Çünkü daha önce tanık oldu buna. Dolayısıyla omurilikten "Tehlike var; kaç veya savaş" dediğimiz "fight or flight" kararının verilmesi gereken bir an doğuyor. Peşinden, adrenalini pompalıyor da pompalıyor. Dolayısıyla kendi elinde değil insanın, adrenalin pompalanınca otomatik korkuyorsun, çünkü bilinçaltın tehlikede olduğunu ve öldürüleceğini sanıyor. Ama durumun biraz da sanal olduğunun ve daha önce sana zarar vermediğinin farkındasın, bir yandan da üst beyin tırıl tırıl çalışıyor hala. Bu yüzden, "flight response" dedikleri "kaçma refleksi" yan odaya kaçıp kendini kilitleme şeklinde değil, ellerle gözlerini kapatıp da filmi "Ay, bakamayacağım" deyip izleyememe şeklinde ortaya çıkıyor. Ya da "fight response" dedikleri "savaşma refleksi" de televizyonda gördüğün yaratığa var gücünle girişerek değil de koltukta biraz daha öne eğilip filmi izleme şeklinde ortaya çıkıyor.
Tahmin edeceğiniz gibi kadının "flight response"una karşılık, erkeğin "fight response"u daha fazla.
Bİri köşeden çıkıp "Bö" diye sizi korkuttuğunda ortaya çıkan mekanizma ile aynı mekanizma. Ne olduğunu anlayamadığın, daha doğrusu henğz algılayamadığın şeyden, anlık bir korku duyuyorsun. Sonra da kendine gelince bir sıkıntı olmadığını anlıyorsun.
10 sezondur Supernatural izleyen bir insan olarak, karşıma bir "demon" çıkarsa ne yapacağımı çok iyi biliyorum ama bu işin eğlencesi. Tabii ki de inanmıyorum. Nasıl ki yabancılar Noel Baba'ya inanmıyor ama hayatlarına ve bayramlarına zevk vermek için böyle eğlenceler, mitler katıyorlar; aynı şey.
0