Giriş
(17)

Hayatı Hızlı Yaşamış ve 30 Yaş Civarı Durulmuş Kız

lapetitemort
Evlilik konusunda bakış açınız nedir?
Evlilik konusunda bakış açınız nedir?
-18
lapetitemort
(12.01.26)
Ne anlamda hızlı?
0
Kahvedesu
(12.01.26)
@kahvedesu tren yapmış diyor işte anlasana
+2
egokalp
(12.01.26)
ne evliliği ya :D :D :D alemin enayisi misin hocam.
-2
hold the door
(12.01.26)
30 yaşına kadar durmuş ama sonrasında hızlanacak olmasından iyidir.
+5
burfak
(12.01.26)
yaşayacağını yaşamış ve doymuş ise çok mantıklı. sonraki hayatında ne istediğini bilen biri olarak mutlu olur ve mutlu eder.
+1
gercekdunya
(12.01.26)
i'm gonna start a revolution from my bed
(12.01.26)
öyle bir kadın arkadaşım, öyle bir erkek buldu ve evlendiler. evli mutlu çocuklular şu an.
0
art cat chocolate
(12.01.26)
Kalsın kardeşim teşekkür ederim. Ortalık hayatı sağlıklı bir şekilde geçiren, 20'li yaşlarını gerçekten eğitimini, kültürünü, kariyerini geliştirmek için kullanan ve bundan gayet de memnun olan insan dolu.
Kimsenin travma sonrası stres bozukluğu için sığınacağı liman falan değilim.

Kendisi gibi erkek bulsun, çiftimize ömür boyu mutluluklar dilerim.
+5
denizgonen
(12.01.26)
Arkama bakmadan kaçarım
+3
yakalayamadığın.ışıklar
(12.01.26)
Evlenmeyi düşüneceği kişiyi "çok hızlı yaşamış, çok seksler yapmış" bir insan olarak görmek aklına gelen bir insan kesinlikle o kişiyle evlenmesin.

Bana çok saçma geliyor ama yargılamayayım var öyle düşünen insanlar. Kendilerine uygun birini bulsunlar.

Benim açımdansa gençken böyle şeyleri yaşayıp görmüş olmak karşımdaki insanla ilgili eksi değil artıdır. Evliliğimiz ilerledikten sonra o hayatı merak ederse asıl o zaman yandık.
+4
michael_knight
(12.01.26)
hocam kadın ya da erkek fark etmez, kişisel görüşüm ama

bu tarz "hızlı yaşadım ve duruldum" diyen bir insanın ilişkilere bakış açısı daha farklıdır.

Daha hızlı tüketim oluyor. Bağlılık problemleri, kolay vazgeçme, daha benmerkezci olma vb... Bunu destekleyen bu konuyla ilgili nörolojik ve hormonal araştırmalar da var.

O yüzden yukarıdaki örnekteki gibi benzer bir durumdaki insanla birlikte "durulmaya" karar verdiğinde, Yani kendi yaşam tarzına yakın biriyle birlikte olduğunda daha az sorun yaşar gibi.

Ama sürekli hızlı kısa süreli ilişkiler yaşamış biri, daha stabil ve uzun süreli ilişkiler yaşamış biriyle birlikte olduğunda beklentilerin uyuşması çok kolay değil.

İstisnalar var elbette ama kolay bir süreç olmayabilir.
+1
anten
(12.01.26)
Bu soruyu soran kişi evlenecekse bu bakış açısı ile evlendiğinde sürekli içi içini yiyeceği için huzursuz bir evlilik yaşanacağı kesin. Hızlı hayatlar yaşayan birbirini seven iki kişi elbette ilerki yaşlarda durulup evlenebilir tabi ki, geçmişi çok tırmalamak iyi değil bence çiftler için.
0
creepy
(12.01.26)
bir kadın 30 yaşına kadar duygusal bağ kuramamış, uzun süreli ilişkiler yaşamamış ve hiç cinsel ilişkiye girmemişse o kadın net olarak sağlıksızdır benim bakış açıma göre. Düzgün bir gelişim şeması içinde ilişkilerine başlamış, abuk sabuk insanlara kendini duygusal, fiziksel yada cinsel anlamda istismar ettirmemiş ise ben bu kadın modelini daha sağlıklı bulurum.

Ancak, dayak yemiş, küfür yemiş, istismara katlanmış, takıntılı yada düzeysiz yüzeysel ilişkilerle geçmişini doldurmuş ve psikolojisini alt üst etmiş bir kadınla evlilik değil kısa süreli ilişkiler bile riskli geliyor. Ama ne yaparsın, böyle insanlara çekildiğimiz, fena kapıldığımız da oluyor. Bence mevzunun dışında kalabilmeyi , misafir olarak eğlenebilmeyi, zamanı geldiğinde de çekip gidebilmeyi öğrenmek gerek. Yapabildiğimden değil gerçi.
0
loch ness
(12.01.26)
@loch ness; cinsel ilişkiye girmemiş kişi sağlıksız, ama tren yapan biri sana sağlıklı çağrışımı mı yapıyor? Cinsellik yaşamak evet normal ama ''benim 10 tane partnerim oldu, havalimanında biriyle, barda başka biriyle seviştim''dersen benim aklıma hpv, hiv gelir. Bir insanın karşısına seveceği biri çıkmamıştır, sevişmemiştir. Herkesin midesi sevmediği biriyle sevişmeyi kaldırmayabilir. ''10'' burada sallamasyon bir rakam. Çok kişiyle cinsel deneyim yaşamış biri Avrupalı erkekler de istemiyor.
+2
Kahvedesu
(12.01.26)
Bağlanma problemi olmayan biri, sevmeyi, sevilmeyi, sadakati becerebilen biri (kadın olsun, erkek olsun farketmez) niye hızlı(!) yaşasın ki?
0
Mirket
(12.01.26)
İnsanların, özellikle kadınların partner sayısı arttıkça, sonraki ilişkilerinde mutlu olma oranı düşüyormuş. Bu yönde bir çalışma duymuştum, ne derece ciddi, araştırmadım. Seni, öncekilerle kıyaslıyor ve mutsuz oluyorlarmış.

.
0
kartallar yuksek ucar
(12.01.26)
@kahvedesu , söylediğim biraz etiketlemek, eleştirmek gibi görünmüş. haklısın. ama burada vurguladığım nokta zaten duygusal ilgi ile bağ kurulan ilişkiler içinde olmak ve bunun doğal süreci içinde kadının cinsellik yaşamasının "bence" en sağlıklı davranış paterni olmasıdır.

*bir diğer noktaya gelelim, neredeyse mizojinist zannedilecek kadar sert tonda erkek hakları savunuculuğu yapabilen biriyim. ama bir noktada erkekler arasındaki çift taraflı çelişkili algı ve beyan sistematiğinden de söz etmek lazım.

bir tarafımız kadınlardan cinsel devrimin neferleri gibi davranmalarını, biz bir erkek olarak hedeflediğimiz kadın ile iletişime geçtiğimiz anda tüm iletişim kanallarını açık tutmalarını, kolayca yatağımıza gelmelerini ve biz düğmeye bastığımızda hiçbir beklentiye girmeden hayatlarımızdan toz olup gitmelerini beklerken,

bir tarafımız da aynı sahneyi başka erkeklere yaşatan kadınlara slut shaming taktikleri ile saldırmakla , cinsiyetçi , tasnifçi hakaretlerde bulunmakla meşgul. "bütün kadınlar benimle kolayca her şeyi yapabilmeli, yapmaya istekli olmalı, ancak hiçbir kadın başkaca hiçbir erkeğe göz bile süzmemeli". problemin temelinde erkek içgüdüsünün tüm kadınları zahmetsizce kendine istemesi, ama kadınların başka erkeklerle en ufak temasını dahi onursuz, haysiyetsiz, toplum düşmanı yaklaşımlar olarak çerçevelemesi yatıyor.

istisnasız her erkek, güzel seven ve arzulu, libidosu yüksek bir kadını tercih eder. ama bu arzunun temeli, kadının "erkeklere" daha düşkün bir kadın olmasıdır, "libidosu yüksek kadın" denilince tahayyül sahnesindeki erkek "biz" olduğumuz için bu nitelik yüceltilir, "erkeklere düşkün kadın" denilince tahayyül sahnesindeki erkekler başka erkekler olduğu için kadın aşağılanır. aslında her iki kadın da aynı kadındır. oysa ki kimse dünyada salt tek bir insana arzu duyuyor olamaz. bu mümkün değil.
0
loch ness
(12.01.26)
(13)

Trump her istediğini yapabilir mi?

eisberg
Venezuela, Grönland, Küba şimdi İran... Yarın uyanıp haritadan yer seçip canının her istediğini yapmasına bir engel var mı?
Venezuela, Grönland, Küba şimdi İran... Yarın uyanıp haritadan yer seçip canının her istediğini yapmasına bir engel var mı?
+1
eisberg
(12.01.26)
mühür kimdeyse süleyman o'dur.
+2
gercekdunya
(12.01.26)
nükleer basliklar sadece kendilerinde olmadigi icin her istedigini yapabilecegini zannetmiyorum.
0
konusma ben konusuyorum daha bitirmedim
(12.01.26)
Askeri anlamda bi tek çine salça olamaz gibi düşünüyorum.
0
antihero
(12.01.26)
kağıt üstünde yapamaz ama yapmasına engel olacak kimse yok gibi.
0
inheritance
(12.01.26)
olay sadece askeri anlamda güçlü olmaları da değil ki açık ara en güçlüler bu konuda. adamlar ekonomiyi yönlendiriyor, bütün dünyada ajanları var, elektronik sistemleri kontrol ediyorlar, bankacılık sistemini kontrol ediyorlar.

isterlerse 1 ülke 1 haftada batar mesela, o yüzden kimse gerçek anlamda abdye karşı gelemez.
0
monicapp
(12.01.26)
Engel yok adamların isteyip alamayacağı yer yok sadece bunu ne kadar istedikleri ve neyi feda edecekleri var.
Abd istese çinide alır ama buna değer mi ölçer biçer.
Kazanan abd olur.

Bu konumda oldukları için haritadan yer seçip yarın dalıyoruz demelerine bir engelde yok
-1
basond
(12.01.26)
politik-ekonomik anlamda yapabilir fakat askeri olarak yapamaz.

çünkü savaşı hem maliyeti büyük hem de abd toplumsal muhalefeti güçlü. 1960'larda vietnam savaşını protesto etmek için yüzbinler beyaz saray önünde toplanmıştı.

ayrıyeten kasımda ara seçim var ve demokratlar kazanacak gibi duruyor.
0
yurtsuz john
(12.01.26)
Trump süzme bir o.e. Ama Grönland'a askeri bir operasyon yapmasını o kadar çok istiyorum ki. AB ve NATO üyesi bile olmayan Ukrayna'yı ABD istedi diye zorla savaşa soktular Rusya ile ve tüm Avrupa Rusya'ya sırtını döndü. Asıl tehlikenin ABD olduğunu (en azından maga'cı davarlar) görmeleri ve Danimarka'yı yalnız bırakarak nasıl iki yüzlü olduklarını bir kez daha göstermeleri için istiyorum böyle bir şeyi.

Neyse asıl soruya gelirsek, yapabilir mi? Rusya ve Çin'in ayağına basmadığı sürece her istediğini yapar.
+3
himmet dayi
(12.01.26)
Trump, Amerika'nın acilen yapmak zorunda olduğu işleri yapsın diye başa getirilmiş bir görevli.
Amerika, çıkarı olan ülkeleri eskiden olduğu gibi zamana yayarak değil de bir an önce dizayn etmeye çalışıyor. Burada dikkat ettiği husus, ele aldığı ülkede çıkarına uygun bir düzen kurduğunda halkın buna sessiz kalması.
Halk bu duruma boyun eğmez de kaotik bir ortam oluşursa endişesi taşıyorlar. Başkaca bir korkuları yok.

diye düşünüyorum.
0
Mirket
(12.01.26)
esasen yapamaz, senato'dan onay çıkmayan, mantık çerçevesine oturtulamayan hiçbir şeyi yapmaz. amerikan kanunları böyle manyakları engellemek için çok iyi dizayn edilmiş. venezuela'daki konu trump'ın söylediğinden farklı aslında. oraya uyuşturucu operasyonu düzenlediler. yok maduro şöyle yaptı, yok halkına zulüm etti vs. hikaye. bu bu yüzden oraya gidip maduro'yu alıp çıkabildiler. ama grönland'a girmek için onay alamaz gibi geliyor. hatta ön çalışmasını yapmış red almışlardı. bu adam manyak yasa masa dinlemeyebilir tabi.
-1
cisimcik golgi
(12.01.26)
süper güç dediğimiz kavram sadece askeri güç demek değildir.

Ekonomik güç, diplomatik güç, kültürel güç, ticari güç, lojistik güç, istihbarat gücü, teknolojik güç...

bunların hepsinde iyi olduğunuzda zaten süper güç oluyorsunuz.

Askeri güç ABD gibi ülkeler için en son seçenek çoğu zaman. Bizde bu konu çok anlaşılmıyor. Biz sadece askeri gücü değerlendiriyoruz. Ama bu soft power konusu bizde çok anlaşılmıyor. Hatta bazen soft power askeri güçten daha etkili olabiliyor.

İsrail'in askeri gücü nitelik olarak çok iyi olmasına rağmen sayısal olarak küçük bir güç. Ama bak hiçbir ülke sesini çıkaramıyor israil'e. Çünkü softpower olarak çok kuvvetli. Diplomasi, ticaret, finans piyasaları, kültürel güç onlarda.

Bu gözle bakınca ABD gidip şu anda bu saydığınız ülkeleri işgal etmeye uğraşmaz. Ama işgal etmekten beter hale getirebilir.

Çok basit bir örnek şu anda bütün avrupa ABD merkezli teknoloji sistemlerini kullanıyor. İşletim sisteminden, bulut depolamaya kadar. Mailleşmelerden tutun da yapay zeka sistemlerine kadar. Bunlara erişimini kestiği anda kaos...

Ticaretini engeller, uluslararası dolaşımdaki paranı dondurur, başka ülkelere baskı yapar seninle iletişimi keser, uluslararası organizasyonlardan seni dışlar. Swift sisteminden atıldığını düşün, yine kaos.

Ticari gemilerinin başka ülke limanlarına yanaşamadığını düşün... Mal ihraç edemiyorsun. Para kazanamıyorsun yani.

Şu anda dünyada var olan sistemi ABD dizayn etti. Dolar bazlı ticaret, uluslararası finans. Yani sen o sistemin içinde olup da o sistemin adminine kafa tutunca seni hemen banlıyor.

trump'a yaptırılan şey ise şu, ABD'nin önümüzdeki 20-30 yıllık hedeflerini çok hılzı bir şekilde gerçekleştirmeye uğraşıyorlar. Çünkü Çin çok fena geliyor. Ön almak için uğraşıyor.

O yüzden Trump'a biraz göz yumuluyor.



Ha güveniyorsan kendine, kaynağın, teknolojin, askeri gücün, sanayin varsa sistemin dışına çıkar meydan okursun. Rusya'nın şu an yapmaya çalıştığı gibi, ya da Çin'in.

ama onlar da henüz alternatif bir sistem oluşturmadılar. Kendi ayakları üstünde duruyorlar ama ABD'nin yaptığı gibi başka ülkeleri de kalkındıran bir modelleri yok henüz.

Bak işte o yüzden ABD'nin onca sert hareketine rağmen, Avrupalı liderlerden cılız sesler yükselebiliyor en fazla.

Venezuela operasyonu farklı bu arada. Oradaki iş narkotik bir operasyon gibi paketlendi ama aslında venezuela'nın petro-dolar sistemini delmeye çalışması oradaki konu.

Petrolü dolar dışında alıp satmaya çalışan herkesin sonu benzer oldu.
0
anten
(12.01.26)
Teoride yapar ama Abd'deki kurumların çıkarlarına ters düşebilir. Dünyanın kendisinin gücü yetmez. Anca Abd'deki kurumların gücü yeter.
+1
put it in your appropriate place
(12.01.26)
sirf su yasanan olaylar bile cok kutuplu dunyanin ve taraf olmamanin ne kadar onemli olduklarinin gostergesi. abd'yi dengelemek icin cin, rusya vs gibi kuvvletler kesinlikle olmali.
+1
Sour
(12.01.26)
(9)

Araba almalı mıyım?

hadi ya la
Merhaba. Bazı şeyler için çok geç karar veren ben şimdi de araba için düşüncelerdeyim. Ailemden uzak bir şehre taşındım. Çalıştığım yer evime 10 dakika, spor salonum ise 15 dakika yürüme mesafesinde. Hayatım küçük bir yerde geçiyor, her yer birbirine çok yakın.Ama yürüyerek yine de olmuyor. Burası ç
Merhaba. Bazı şeyler için çok geç karar veren ben şimdi de araba için düşüncelerdeyim. Ailemden uzak bir şehre taşındım. Çalıştığım yer evime 10 dakika, spor salonum ise 15 dakika yürüme mesafesinde. Hayatım küçük bir yerde geçiyor, her yer birbirine çok yakın.

Ama yürüyerek yine de olmuyor. Burası çok yokuşlu bir yer, ayrıca iş - spor - ev - sosyallik arası kesinlikle bir taşıt gerekiyor. Küçük bir scooter sahibiyim, ama geldiğimden beri mahvoldum. Burada inanılmaz yağmur yağıyor, geçen hafta ilk kez motordan düştüm, neyse ki bir şey olmadı ama çok rezillik yaşıyorum. Defalarca ıslandım, kuru kalmak için ekipmanım yok, onunla uğraşmak hiç istemiyorum.

İlk başta bu kadar küçük mesafe için arabaya gerek yok dedim ama sanırım A sınıfı da olsa bir araca ihtiyacım var. Sanayiye götürmeyecek, en küçüğünden düz vites benzinli bir araç mantıklı geliyor. Ne alsam, ne yapsam?
+1
hadi ya la
(10.01.26)
ikinci el Citroen ami ya da Fiat topolino olmaz mı? mesafeler çok kısaymış çünkü. yalnız bunlar kışın soğuk, yazın sıcak olur. yine de ıslanarak gitmekten iyidir.
+1
orient blue
(10.01.26)
Şarj imkanın varsa ami gibi bir şey düşünülebilir.
dağ tepe gezerim dersen de eski bir suzuki 4 çeker olabilir gibi geldi
noy: arabalardan anlamam. Sığ görüş benimki
+1
kisa
(10.01.26)
Ami kesinlikle alma. Tutulan bir araba değil. İnternet ilan dolu. Satmak isteyen bir sürü insan var. O kadar para vermene gerek yok.

Bütçen ne kadar? Bence al.
+1
arbre
(10.01.26)
gelirin iyise al,
degilse lazim oldukca
taksi yada kiralamayi sec,

yeni araç aldin
hiç kullanma
aylik masrafi 4bin TL,

araç deger kaybi,kaza,ariza hariç.
+1
designer
(10.01.26)
Hyundai accent blue alirdim senin yerinde olsam.
+1
duster
(10.01.26)
Belki elektrikli bisiklet?
Böyle kısa mesafeler için çok keyifli olur.
+1
bir fincan kahve ile film izlemek
(10.01.26)
uff 10 dakika çokmuş. 5 dakika olsa neyse de 10 dakika yürü yürü bitmez.
-5
Karim iceride uyuyor ben seni dusunuyorum
(10.01.26)
bence araba alma.
ıslanmamak için çok iyi bir şemsiye al ve sürekli yanında taşı, en azından hava durumuna bakarak. bot, mont, yağmurluk... ne giyeceğine dikkat et...
On on beş dakikalık mesafeler nedir ki? O mesafeyi bile yürümeyeceksen ne zaman yürüyeceksin. Ayrıca yokuş olması daha iyi. İnerken belli kasların çalışacak, çıkarken başka kasların çalışacak. Ben de 20 dakikalık bir mesafede oturuyorum işime, sabahları da zor uyanıyorum. ama her gün o mesafeyi yürüyorum. alışınca hiçbir zorluğu kalmıyor. hatta bazen iş çıkışı daha farklı yollarda çarşıya falan gidip dönüyorum. 10 bin adım atmaya çalışıyorum. bedenime de ruhuma da iyi geliyor.

arabayı yalnız çocuk veya yaşlı anne-babayı rahat ettirmek için düşünüyorum. arabasız olmak bana özgürlük geliyor.

ama tabii, gezmek için araba iyi oluyor. gezmek için de alınabilir.
+1
santimantal
(11.01.26)
Hocam bütçen el veriyorsa al. Ama zorlanacaksan, borçlanacaksan ve gerçekten ihtiyacın yoksa boşver.

Alacaksan da belli ki çok araba arayan biri değilsin, beni götürsün getirsin uğraştırmasın diyorsun. O zaman bütçene göre 2. el temiz bir toyota corolla, toyota auris, hatta toyota yaris işini görür.

Bunların yanında renault clio (çok iyi ekspertizle), bütçe yeterse megane.

honda jazz, honda civic, honda jazz cross

bozulsa bile ucuz ve ustası bol olduğu için fiat egea, araç yolda kalsa yoldan geçen taksici bile bakıp arızasını tahmin eder o kadar yaygın bir araba. satması kolay.

Bunlar işini görür.

Ama araç bir masraf. hiç kullanmasan bile küçük bir aracın sadece yıllık trafik sigortası, kaskosu, yıllık bakımı, mtvsi derken 50binleri bulabilir yıllık masrafı.

yakıtı, otoparkı, beklenmedik arızaları da var üstüne eklenecek.

Yani almakla bitmiyor elinde durduğu her gün bir masraf aslında.

O yüzden gerçekten ihtiyacı olmayan insanlar iyi düşünsün derim araç alırken.

ha gezmesi keyifli mi keyifli. O ayrı.

Siz hesabınızı yapın ona göre kararınızı verin.
0
anten
(11.01.26)
(5)

Yapacağımdan değil de Cem Yılmaz'a senaryomu çektirsem çok kazanır mıyım?

ya ben lan neyse
senaryom falan yok. sadece merak ettim. kendisine komedi senaryosu yollasam, o da çekmeyi kabul etse 500 bin dolar falan kazanır mıyım?soru varsayımsaldır. cem yılmaz olmaz da başkası olur...
senaryom falan yok. sadece merak ettim. kendisine komedi senaryosu yollasam, o da çekmeyi kabul etse 500 bin dolar falan kazanır mıyım?

soru varsayımsaldır. cem yılmaz olmaz da başkası olur...
0
ya ben lan neyse
(10.01.26)
Tabure barın bel kemiğidir.

Cem Yılmaz da komedi filminin bel kemiğidir ama filmin ne kadar para kazanacağına dair daha pek çok şey var. Genel olarak Cem Yılmaz’ın oynadığı bir film herhalde en az 3-5 milyon dolar kazandırıyordur en kötü haliyle.
Setteki yemekler önemli. Cem Yılmaz setinde yemekler iyi olur.
0
michael_knight
(10.01.26)
bu işler ahbaplık işi. yaptığın işin kalitesinden ziyade sen kimsin veya kimin dostusun. sanat ve medyada işler böyle yürür
+1
michael harddd
(10.01.26)
daha fazlasını bile kazanman mümkün fakat ilk seferde çok zor.

senariste parası peşin verilir ama telif haklarından yararlanmasına fırsat verilmez. dizi film piyasasında senarist kolay harcanıyor. tıpkı şarkı sözü yazarlarının ötelenmesi gibi.

bu kadar yüksek bir meblağ için senaryonun çok acayip olması lazım. kuzuların sessizliği, fight club, matrix gibi.
0
yurtsuz john
(10.01.26)
Hayır, hatırladığım kadarıyla Hollywood'da bile senaryodan çok büyük paralar kazanılmıyor hele de ilk işinizse. Sebebi de basit; senaryo tek başına pek bir anlam ifade etmiyor. Elinizde o filme koyacak para ya da filmi bir araya getirecek bağlantılar yoksa: Yani finansör ya da yapımcı vb. olamayacaksanız bütün risk başkalarında ve senaryo tek başına gişe başarısı garantisi değil.

Senaryonuzu çekmeye karar verseler bile TR şartlarında 500 bin dolar çok para ve bunu size ödemeleri için hiçbir sebep yok. Belki bir ihtimal "Eğer film tutar ve çok iş yaparsa" gibi bir madde üzerinden performansa bağlı bir ödeme alabilirsiniz ama Cem Yılmaz'ın adının senaryodan bağımsız belli bir gişe yapacağı düşünülürse yine o tür bir maddeyi sözleşmeye eklemezler kolay kolay. Aklıma gelen tek istisna senaryonun inanılmaz özel ve mesela Cem Yılmaz'ın kişisel olarak kesinlikle çekmek isteyeceği bir şey falan olması; ancak o zaman işler değişir.
0
salihdt
(11.01.26)
hocam türkiye'de sinema televizyon endüstrisi kurumsallıktan en uzak endüstrilerden biridir.

Tamamen kişisel network ve maddi güç üzerinden döner.

ben size süreci anlatayım siz sorunuzun yanıtını oradan alın.

Türkiye'de bir film projesine başlanırken ilk sorulan soru şudur:
"yapımcı kim?"

bak yönetmen, senaryo yazarı, oyuncular falan değil. Yapımcı kim.

Çünkü yapımcı dediğin insan filmin sermayesini bulur. Maddi sermayeyi bulur (sponsorlar vs) ya da cebinden koyar çok inandıysa projeye.

Fikri sermayeyi bulur ve organize eder. yönetmeni, senaryo yazarını, kurgucuyu, müzisyeni, efektleri yapacak stüdyoları... Bir projede bu saydıklarımın hepsi kötü çıkabilir. Mesela yönetmen projeyi batıracak gibi olur. İyi yapımcı o yönetmeni alır yerine hemen başkasını bulur gibi.

Oyuncuları bulur. Çünkü oyuncular ilk başta ne yönetmene bakar, ne senaryoya (çok sanatsal bir proje değilse, ya da haluk bilginer gibi üst düzey isimler değilse). Oyuncu "ben paramı alabilecek miyim?" diye düşünür. Bu proje yayınlanabilecek mi diye düşünür.

En önemlisi, yapımcı projeyi satar. Sinemalara satar, kanallara satar, dijital platformlara satar. Sanatsal değeri olan bir projeyse festivallere satar.

Şimdi türkiye'de senaryo yazarlığı bu işin en ortadaki kalemlerinden biridir. Çok kolay değiştirilebilir. Herkesin senaryo hakkında bir fikri vardır. Herkes senaryoyla oynar. Kanalın yöneticisinden tut, yapımcının kız arkadaşına kadar... O yüzden senaryo yazarları genelde geri plandadır.

Ha sizin çevreniz çok geniştir, mesela çok sosyetik bir aileniz vardır. Bir sürü oyuncu kankanız vardır. Magazin gazetecilerinin çoğu arkadaşınızdır. Yani yapımcı sizinle iyi geçinmek zorundadır. Çünkü sizin yazdığınız diziyi arkadaşlarınız magazinde parlatır. O zaman iş değişir. Bu tarz senaryo yazarlarından türkiye'de birkaç tane var ama sadece.

Gelelim Cem Yılmaz gibi isimlere. Cem yılmaz zaten bu sektörde bağımsız hareket edebilen nadir isimlerden. Filmlerin çoğunun yapımcılığını da üstleniyor çünkü parasal gücü var. Ee bir gişesi olduğu için destek istediğinde de birçok prodüksiyon firması "gişesi yüksek, kazançlı proje olabilir" gözüyle bakarak anında dahil oluyor onun projelerine. Senaryoları da kendi yazıyor çoğu zaman. Yani aslında senaryo yazarına ihtiyacı yok, belki ekibinde destek için senarist olarak çalışır biriyle. Ama ona da 500bin dolar falan vermez.

Bazen şu olur, Cem Yılmaz gibi komedyenler "dramada da iyiyim" diyebilmek için başka projelere ihtiyaç duyar. Mesela iftarlık gazoz filminde oynadı. Ya da Yavuz Turgul'un filminde oynadı. ama işte o yavuz turgul:) Onu bir prestij olarak gördü ve oynadı.
0
anten
(11.01.26)
(14)

Tarkan neden 20 yıldır hit çıkaramıyor?

luluki
Hit dediğimiz hepsi senin mi? dudu ya da çok ararsın beni gibi çocukların ezbere bildiği avaz avaz söylenen şarkılar.Yanii bu kadar para, ün, medya desteği... yine kofti şarkılar...Demet akalın bile hit çıkarıyor. Bu herif kendi kendine gelin güvey oluyor mega starım diye.Evet ses güzel yorum iyi de
Hit dediğimiz hepsi senin mi? dudu ya da çok ararsın beni gibi çocukların ezbere bildiği avaz avaz söylenen şarkılar.
Yanii bu kadar para, ün, medya desteği... yine kofti şarkılar...
Demet akalın bile hit çıkarıyor. Bu herif kendi kendine gelin güvey oluyor mega starım diye.
Evet ses güzel yorum iyi de... adam gol atamayan pahalı forvet.
Neden bu başarısızlık bu kadar iteklemeye rağmen?
0
luluki
(10.01.26)
çünkü devri bitti. 90larda ve 2000lerde iyiydi, şimdi değil. ölene kadar çok iyi olacak diye bir şey yok. tarkan is overrated.
yıllar önce de yazmıştım. tam 9 sene önce yazmışım
www.eksiduyuru.com
-1
dafuq
(10.01.26)
gençken açken parasızken hedeflerin varken çalışmakla, rahata erdikten sonra çalışmak bir değil. basıyo tuşa şarkıyı yapıyor, koyuyor kamerayı oturma odasından klip çekiyor artık pek umursamıyor bu işleri

www.youtube.com
+1
deranzo1
(10.01.26)
Devri bitti +1
Ben bu insanların onurlarıyla kenara çekilmeleri gerektiğini düşünüyorum artık ya kazandığını kazanmışsın zaten bu neyin hırsıdır anlamıyorum.
+1
mutekebbir
(10.01.26)
Eğer hâlâ konser veriyorsa hit çıkarması gerekir diye düşünüyorum. Bu konuda Hande Yener gerçekten bir kraliçe. Popüler, başarılı, üretken. Paraya şana şöhrete ihtiyacı var mı yok ama son yıllarda bir çok hite imza attı.
+1
egerbiryolcu
(10.01.26)
Sosyo-politik ortamdan dolayı.

Demet akalın şarkıcı bile değil ne hiti...
+3
yurtsuz john
(10.01.26)
sanırım böyle bir arayışı yok.
ozan çolakoğlu ile elektronik bir şeyler yapıp takılıyor. yoksa hit çıkaran çıkarıyor..
+1
tabudeviren
(10.01.26)
gelmek istediği yere geldi belli ki.
yaşlandı. evlendi. çocuğu var.

insanların hayatlarındaki bu değişimler onların üretkenliğini de etkiliyor haliyle.

belli ki memnun halinden. şarkı çıkarayım hit olayım telaşı yok. tarkan vardı ne oldu demesinler diye arada bir salıyor bir albüm o kadar. geçmişinin ekmeğini yiyor.

iyi yorumcu, eski şarkıları da iyi, çok da severim. hepsi bu ama.
yaptı, söyledi, büyüdü, bitti.

karma albümünden sonra hep aşağı indi.
metamorfoz iyiydi gerçi, o istisna belki.
+1
biseysorcaktim
(10.01.26)
Nazan öncel'e sormak lazım. Tarkan hitlerinin çoğunun sahibi o.
+1
gobekliraki
(10.01.26)
nazan öncelle arası bozuldu. tarkanın kendi yazdıkları boş. ayrıca dönemi de geçti.
+2
mikahakkinen
(10.01.26)
(bkz: zeitgeist) yani zamanin ruhu.
0
antikadimag
(10.01.26)
herif kilciksiz 30 senedir piyasada, 55 yasina geldi.
bir topcu 10 sene falan prime donemini yasiyor, sonra bitiyor.
bir popcudan da 30 sene surekli prime olmasini bekleyemezsin, yasandi bitti..

abi tarkan'a da overrated denmez.. tarkan overrated ise zaten kimse kalmiyor.
+1
cooperr
(10.01.26)
özbek sanatçı yulduz usmonova'yı takip ediyorum.
60 yaşını geçmiş ve ülke sınırlarını aşan yüzlerce hiti var belki.
hâlâ acayip hitler yapıyor. insanlar her seferinde şaşırıp, etkilenip, sevip dinliyorlar. dillerde dolaşıyor şarkıları.
Muhabbet adlı şarkısı mesela: Ülkesinde bilmeyen yoktur bu şarkıyı:
www.youtube.com
yetenek işi bence.
0
santimantal
(11.01.26)
Zaman.
Cem Yılmaz'da da benzer bir durum var bence. Yirmili yaşlarında; başarıya aç, görece dünyadan bi haber, kafası rahat, enerjik bir insanın üretkenliği ve ürettikleriyle 50li yaşlarında, zirveyi görmüş, bir sürü olumlu, olumsuz olay yaşamış; çoluk çocuk sahibi olup onların gelecekleri için kaygılanmaya başlamış, ilişkiler yaşayıp onların yıkıldığına tanık olmuş, evlenmiş, boşanmış vb. bir insanın üretkenliği ve ürettikleri aynı olmuyor.
0
salihdt
(11.01.26)
Hocam pop müzikte başarı sadece solistin değil ekibin başarısıdır. Solist işin %50'sini yapar belki ama arkadaki aranjör, müzisyenler, söz yazarları, besteciler vs... Esas üretim de onlarda.

Demet akalın kendi şarkı yazmıyor ki, piyasadaki iyi şarkı yazarlarından topluyor şarkıları. Nerede genç bir ekip var hemen alıyor şarkıyı.

Tarkan da yıllardır aynı ekiple çalışıyor, güvendiği isimlerle. Ama belli ki bu isimler dönemi iyi okumuyor. Ya da okumak istemiyor. Bu da bir tercih.

Tarkan o hit şarkıları yaptığı dönemde deri pantolon üstüne atlet giyip yılan gibi dans ediyordu.

Şimdi takım elbise giyip alaturka söylüyor. İyi günde kötü günde diye düğünlere açılış parçaları yapıyor.

Şimdi tarkan'ı düşününce, "tarkan yeni albüme şarkı arıyor" diye bir haber saldığı anda piyasada bütün müzisyenler tarkan'a bir şarkı vermek ister. rapçisinden popçusuna...

Ama demek ki adam istemiyor. 50 yaşına gelmiş, çocuk yapmış, daha münzevi sakin bir hayat seçmiş kendine.
+1
anten
(11.01.26)
(11)

2026 yatırımları

Çuvaldızı
Dostlar,Elimizde 3 milyon nakit var.Kresi kullanıp, borçlanıp 4.5 milyona 1+1 alabilirim.Getirisi kira olarak aylık 22 bin falan.Para elimde durdukça eriyor.Fakat ev almak mantıklı gelmiyor, suriyeliler basıp gitmeye başladı, istanbul'a göç azaldı, zaten işsizlik var ve daha önemlisi doğum hızı düşü
Dostlar,

Elimizde 3 milyon nakit var.
Kresi kullanıp, borçlanıp 4.5 milyona 1+1 alabilirim.

Getirisi kira olarak aylık 22 bin falan.

Para elimde durdukça eriyor.

Fakat ev almak mantıklı gelmiyor, suriyeliler basıp gitmeye başladı, istanbul'a göç azaldı, zaten işsizlik var ve daha önemlisi doğum hızı düşüyor.

Tavsiye edebileceğiniz bir yatırım var mı ?

Arsa daha mantıklı geliyor.

Mutlu yıllar.
+1
Çuvaldızı
(01.01.26)
3 milyonun aylık faizi ortalama 80-100 bin civarı desek aylık 22 bin için kredi ödeyip üstüne kiracı ve geriteceği potansiyel dertlerle uğraşmak mantıklı değil. bunun da bir yatırım tavsiyesi olmadığının altını çizmek isterim.
-2
in vino veritas
(01.01.26)
Evin kira getirisi 22 bin lira ama en nihayetinde bir evin oluyor ve fiyatı düşmüyor aksine enflasyona rağmen artıyor, bununla birlikte 3 milyonun aylık faizi 80-100 bin lira ama 1 sene sonra 3 milyonun reel enflasyonun etkisiyle 2 milyon oluyor, faize para yatırmak boktan ekonomiye sahip ülkelerde para kazanmak için değil paranın değerini korumak için kullanılan bir araçtır ama çok boktan ekonomilerde açıklanan enflasyonla reel enflasyon farklı olduğu için paranın değerini de koruyamaz bilakis değer kaybedersin, faizden para kazandığını düşünmek "biliyorsunuz ben ekonomistim" seviyesinde bir ekonomi bilgisi gerektirir.

Cevabımı küçük bir örnekle pekiştireyim de bu faiz olayı Türkiye'de nasıl çalışıyor daha net anlaşılsın. Senin 3 milyonun var, ben sana diyorum ki paranı bana ver bende dursun ben de sana her ay 2000 lira vereyim ama paranı bana verdiğin için benim ona yer sağlama koruma giderleri tozunu alma masraflarım olacak o nedenle ben senin 3 milyonundan her ay 5000 lira alacağım diyorum, sen de "ooo her ay 2000 lira demek güzel para" deyip kabul ediyorsun, Türkiye'nin ekonomisinde faiz olayı böyle işliyor.
+3
kizil karga
(01.01.26)
Ne kirası yav. O parayı betona gömen yatırımın y'sinden anlamıyordur. Bir de kredi demişsin. Koy faize gitsin. Faizle de altın al. Win win.
-9
arbre
(01.01.26)
Doğum oranı düşmesi ve tersine göç ile konut ihtiyacının azalacağı argümanını ortaya koyduktan sonra arsa yatırımının nasıl gelir getirebileceğini düşünüyorsunuz? Çelişkili değil mi? Onu anlamadım ben. Açıklar mısınız?
+1
Mirket
(01.01.26)
Ev eskiyor, arsa hiç olmazsa kullanılana kadar masrafsız ve eve göre daha çok değerleniyor ama en az 10-15 sene beklemek gerek.
0
🌸Çuvaldızı
(01.01.26)
oturacağınız konut alma şansınız varsa onu yapın. 1+1 ev için ise kira anlamında değil, konum anlamında bakın. konumun değerlenecek potansiyeli varsa girilir tabii. ev almış olmak için almayın yani, iyice gezin.

diğer tarafta 2026 için tahvil tarafı sanki daha iyi getiri verecek faize göre. ev almazsanız bir sepet yapın. kıymetli maden, tahvil (borçlanma araçları fonu da olur). biraz belki borsa olabilir, ucuz kaldı toparlayacak gibi biraz ama siyasi risk her zaman var. örneğin Thy hissesi bence baya ucuz kaldı, yatırım tavsiyesi değil.
+1
awlmi
(01.01.26)
Benim arkadaş emlakçı. Uzunca dönem yapilabilecek tek mantıklı işin 1+1 almak olduğunu söylerdi ki aldırdigi bazi kişiler çok mutlu oldu yatırımdan.
Ama son zamanlarda söylediği satislar durmusken kiralamalar da durmuş durumda, özellikle izmir'de. Yani bugün kiralık ev sahibi olan herkes ekonomik durumun iyi olduğu, herkesin kirasını odeyebildigi zamanlari düşünüyor.
Yalnız onunla Eylül'de bunu konuştuğum zaman 2.5-3 için 20 kira diyordu. Sizinki buna oranla çok düşük oluyor ve bence çok mantıklı olmuyor ki bir de kredi masrafı var.
Bence 15 yıl altında geri dönüş bulabilirseniz belki olabilir.
Bu arada emlak bir yatirimdir, faiz yatırım değildir. Faiz enflasyon karşısında bile zor korur hatta korumaz. Emlak misal ben beğenmem çünkü uğraşmak lazım (yok evde bir sıkıntı var, yok kiracı ödedi mi odeyecek mi issiz mi kaldi, yıllık kira beyani, apartmanda olacak demirbaş masraflarina katilma boyama vs gibi) ama bu bir yatırım biçimi olduğunu değiştirmez. Dünyanın hiçbir yerinde faize yatırmak gibi bir öneri verilmez(eger paraya kısa sürede ihtiyaç yoksa) Türkiye'de şu an yüksek faiz olduğu için böyle. Onda da zaten gerçek hayatta olan enflasyonu karşılamıyor.

Bu arada hisse vs yerine ben illa borsaya girilecekse fon öneririm ve benim sevdiğim basit fonlardan biri hsbc bist 30 fonu hbu. Içinde olanlara buradan bakabilirsiniz;
www.hsbcportfoy.com.tr

Ben misal annemin parasinin bir kısmını mac'te tutarken o kısmı komple buna geçtim. Geri kalanı da döviz, altın, ppf, yabancı yatırım fonlari diye sepet halde.
+1
logisticsmanager
(02.01.26)
Uzun vadede arsa evden daha mantıklı bir yatırım aracı bana göre, ama acil nakite ihtiyaç yoksa onun dışında ev arsadan sonra geliyor bana göre.
0
olaylar olaylar
(02.01.26)
bence emlak ve altin hicbir zaman kotu yatirimlar olmadi, olmayacak.
benim icin iyi bir mulk parasini 10 senede cikartir.
4.5 milyon verdigin ev yatirimi 17 senede oduyor 22bin lira kira baz alirsak, o yuzden bence cok mantikli degil. 37-38bin kira alacagin bir yer bulman lazim, o da turkiye sartlarinda buyuk ihtimal zor.
dukkan bakilabilir, getirisi tahminim daha cok olur.
0
cooperr
(02.01.26)
Bahsi gecen kira ve aylik taksit orani cok iyi gelmedi bana. Bir de ev asla deger kaybetmez algisi yanlis. Istanbul'da tam tarihleri hatirlamasam da atiyorum 2015 yilinda 100 bin euroya ev alan adam 2019 yilinda o veya bu sebepten satmak istedi ve ancak 50 bin euroya satabildi. Pendik taraflarindan bahsediyorum, 0,69 faiz olayinin hemen oncesinde fiyatlar boyleydi. TL olarak baksan dusmemisti belki ama gercek degeri bariz dusmustu. Ayni sey altin icin de gecerli, 80'lerde bir ara ons 2000 dolarlara yaklasmis, sonra 2004 yilina kadar pek de yukselmemis. Asil cosmalar ondan sonra, gene zaman zaman dususler oldu. Su an da zirvede ama tabii bilemeyiz, belki de zirve daha yukarlardadir.

Neyse yari saka yari ciddi Bill Gates de tarla falan aliyor diyorlar. O da dusunulebilir. Icinde su kaynagi olan bir tarla ne guzel olurdu ama muhtemelen gidip isleyemeyeceksiniz. Bir de dunyada kitlik vs olursa, memleketiniz olmayan bir koyden alinan tarlaya cokerler gibi geliyor, yani devlet otoritesi sarsilirsa falan.
+1
mbond
(02.01.26)
Gayrimenkul vergi şartları değişti. Hesabınızı buna göre yapın.
0
anten
(02.01.26)
(8)

b suv önerisi

sir gawain
otomatik vites b suv ya da kompakt suv arayışındayım. şehir içi kullanıma uygun, park etmesi kolay olsun. 400 l bagaj yeter, fazlasında gözüm yok. ebat olarak t-cross hoşuma gidiyor kısa olduğu için ama dsg istemiyorum. fazla elektronik donanıma da ihtiyaç duymuyorum. birinci kriterim motor ve şanzı
otomatik vites b suv ya da kompakt suv arayışındayım. şehir içi kullanıma uygun, park etmesi kolay olsun. 400 l bagaj yeter, fazlasında gözüm yok. ebat olarak t-cross hoşuma gidiyor kısa olduğu için ama dsg istemiyorum. fazla elektronik donanıma da ihtiyaç duymuyorum. birinci kriterim motor ve şanzıman sorunsuzluğu. neler önerirsiniz?

not: ‘japon al’ gibi genelgeçer önerilerden ziyade spesifik marka modele ihtiyacım var.
0
sir gawain
(01.01.26)
Honda hr-v hibrit tavsiye edebilirim. Dış tasarimi da guzel.
0
brkylmz
(01.01.26)
b suv modellerinde liderler genelde dsg kullananlar. ben b suv alacak olsam trocu ilk sıraya koyarım sonra kamiq bakarım. 2008 1.2 puretchler sıkıntılı. diğer kore grubu çok aşağıda.
c suv dersen corolla cross.
0
mikahakkinen
(01.01.26)
Toyota yaris cross hybrid,

Honda hr-v

peugeot 2008 (1.2 puretech sıkıntısı 2023 öncesi modellerde olan bir konu, yanılmıyorsam motorlar revize oldu)

hyundai bayon
0
anten
(01.01.26)
benzer ihtiyaçlar için fiyat performans taigo aldık pedere. istanbul'da yaşamıyor. son yılların dsg'leri eskisi kadar problemli değil ve bence t-cross'tan daha iyi hissettiriyor. ama illa dsg olmasın derseniz bu banda yakın fiyatta ford puma, toyota yaris crross veya c-hr olabilir ama arka koltuklar biraz sıkıntı. hr-v de güzel ama fiyat olarak makul olmuyor bu banda kıyasla.

2008'lerde evet 2023 yılında daha sağlam bir kayışa geçildi fakat halen bir miktar riskli ve titizlik gerektiriyor. tamamen zincirli kayış için 1.2 hybrid motorlu versiyon gerekiyor ki sanırım o son 3008'de var, 2008'de yok diye aklımda kalmış.
0
awlmi
(01.01.26)
Jeep renegade. Motoru fiat ın multijet motoru, sorunsuz bi motordur.

Ama ikinci eli zayıf kalır, bunu da alırken avantaja çevirirsin. Düşük km li uygun fiyata bulabilirsin.
0
antihero
(02.01.26)
şu an yaşadığım yerde pırtlak gibi toyota yaris cross satılıyor her yerde sıfır km araba olarak.
garantisi uzun ve yine sorunsuz diye vitara ve sx4 alanlar da çok son 10 yıldır.
0
rain when i die
(02.01.26)
Honda HRV +1
0
merhum
(02.01.26)
Toyota c-hr hibrit. Şehir içi yakıt sarfiyatı da muhteşem.
0
abbabaabbaababbabaababbaabbabaab
(02.01.26)
(6)

Böyle bi dükkan alınır mı? (Devir)

avatar is back
Tavuk dünyası formatında bi yer var. 3,5 kağıda devrediyorlar. Cirosu aylık 1 küsür milyon neti 150-200k, başında durursan neti artar diyor. Araştırdım yemeksepeti google yorumları falan puanı düşük sebebi, sipariş geç çıkıyor/geliyor etler yanmış/pişmemiş, sebzeler tam yıkanmamış, garsondan kola is
Tavuk dünyası formatında bi yer var. 3,5 kağıda devrediyorlar. Cirosu aylık 1 küsür milyon neti 150-200k, başında durursan neti artar diyor. Araştırdım yemeksepeti google yorumları falan puanı düşük sebebi, sipariş geç çıkıyor/geliyor etler yanmış/pişmemiş, sebzeler tam yıkanmamış, garsondan kola istedik 6-7 dk sonra tekrar hatırlattık anca getirdi tarzında genel olarak. Bariz şekilde yönetim olarak sıkıntılı bir yerde. Çalışanlara ayar çekilmesi gerekiyor ama burası yatırımlık alınacağı için başında durulması çok zor. Fp olarak süper ama bu kafayla da giderse batışa yakın duruyor.

Yoksa anadolu irfanı misali “bilmediğin işe girme yeğenim” mi dersiniz?

He bu arada bu tip devredilen mekanları nerden bulurum? Sahibinden de var mıdır
0
avatar is back
(31.12.25)
Restoranların alım satımının ayrı bir network alanı varmış.
Sıradan ilanlar veya cama satılık yazmayla değil.
Bu işlere yakın olanlarla konuş .

Çalışanlar dan ayrı olarak, hizmet verilecek bölge çok çok önemli diyor bu işin erbabları
0
diyecevaplandı
(31.12.25)
Bilmedigin sektore asla girme.
0
die fetten jahre sind vorbei
(01.01.26)
iyi olsa bırakmazlardı muhtemelen. ben pas derdim.
+1
gurur
(01.01.26)
Restorancılık öğrenilmeden girilmemesi gereken işlerden.

Başında duramayacaksanız yine iyi düşünün. Türkiye'de 20 masa, günde 500 kişi gelse ooooh temiz para diye girişilir bu işlere ama kazın ayağı öyle değil.

Bir de tavuk dünyası gibi dediğinize göre nereden baksan 15-20 personelli bir işletmedir bu, sirkülasyon yüksek, tempolu bir iş. Haliyle iyi yönetilmesi gerekir.

İlla bu işlere girecekseniz, msa'da falan çok güzel eğitimler var restoran işletmeciliği üzerine. Bir onlara bakın. Restoran işlerinin çok teknik ve lojistik konusu var ve bunlar karlılığınızı aşırı etkileyecek.

Hiç bir şey yapamıyorsanız en azından bunlara bir gidin bakın.

Bir de dükkan devralmadan önce gidin mali müşavirinden defteri bir alın tanıdığınız güvendiğiniz bir muhasebeciye bir inceletin. Öyle bakkal hesabıyla anlaşılmaz cirosu karı.
0
anten
(01.01.26)
Bu aralar lokantacılık iflasın eşiğine. Maliyetler çok yüksek. Sakın ola uzak dur
0
bluemoon22
(02.01.26)
hem isi bilmiyorsun hem de basinda durmayacaksin oyle mi? :D
kibris'a bir bilet al, 3.5 ile rulet oyna, daha mantikli.
0
cooperr
(02.01.26)
(5)

Bizim lig topçuları çok mu nazlı? (non-stop Premier Lig)

eisberg
Dün Premier lig maçları vardı, yarın da olacak. Adamlar bildiğin 30 aralık ve 1 ocak'ta maç yapıyor :). Bizde yıllardır kart görüp gitmeler, izin almalar hatta en son John Duran'da direkt sözleşmeye yazmalar falan... Bizde neden böyle acaba?
Dün Premier lig maçları vardı, yarın da olacak. Adamlar bildiğin 30 aralık ve 1 ocak'ta maç yapıyor :). Bizde yıllardır kart görüp gitmeler, izin almalar hatta en son John Duran'da direkt sözleşmeye yazmalar falan... Bizde neden böyle acaba?
+1
eisberg
(31.12.25)
hakim olduğum bir konu değil ama muhtemelen oradakiler ailesiyle birlikte bizdekiler ailesinden uzakta yaşıyordur.
0
lazpalle
(31.12.25)
yamulmuyorsam federasyon ekstra para da veriyor bu dönemde oyunculara. ondan dolayı da kimse isyan etmiyor.
0
elektr10
(31.12.25)
Premier lig milyar euro değerinde bir marka, oturmuş bir kurumsal yapı. Kulüpler de öyle.

Türkiye ligi biraz daha kurumsal anlamda gelişmek zorunda aradaki fark bu.

Bu şu demek, mesela bu tip dönemlerde kulüpler ekstra ödeme alabilir, futbolcular bu dönemler için prim vb alacağını bilir. Ödemeler sorunsuz alınsın diye denetim sistemleri vardır.

Kulüplerin oyunculara yaptırımları çok daha belirgindir. Kulübün büyüklüğü, isimlerin ağırlığı yüzünden kurallar esnetilmez. Ya da daha az esnetilir diyelim.

Yani bizde bir futbolcu kafasına göre antrenmana çıkmıyorsa ya da o maçta oynamak istemiyorsa vasat bir oyuncuysa canına okurlar. Ama çok para ödenen ve kulübün belkemiği bir oyuncuysa kulübün yöneticileri babacan bir konuşma yapar.

Mesela manchester united'da david beckham'ın bile gözünün yaşına bakmadılar. Ronaldo'ya bile çoğu zaman esneklik tanınmadı.
+1
anten
(31.12.25)
fb ve ts'de antrenörlük yapmış birinden alıntılıyorum "futbolcu dediğin y**ak gibidir, okşadıkça kalkar". üç kuruş etmeyen angut tiplere milyon ve oyro ile sözleşme yapınca böyle oluyor. ayrıca anten+1. şu lafı söyleyen antrenörün de barınamaması lazım normalde ama kara defter esnaflığıyla yönetildiği için her yeri pislik içinde futbolun.
+1
klassno
(31.12.25)
premier ligde oynayan adamlar zaten oraya gitmek için uğraşıyorlar. orada da izin alanlar oluyor ama bizim buradaki gibi değil. ülke kültürü futbol kültürüyle alakalı. premier ligde en sonuncu olan takımda bile ilk 11'e girme rekabetinde. kadrolar çok iyi. bizim burada kasımpaşada parasına alan yabancı oynamasa da kafası rahat.

cenk tosun evertona gittiğinde antremanların zorluk derecesinin çok yüksek olduğunu belirtmişti, zaten sürekli sakatlandı. belli bir disiplin var. yukarda da denildiği gibi kimsenin gözünün yaşına bakmıyorlar.
0
mikahakkinen
(31.12.25)
(6)

mimarlık niçin var?

Karim iceride uyuyor ben seni dusunuyorum
mimarın yaptığı her işi inşaat mühendisi yapamıyor mu?
mimarın yaptığı her işi inşaat mühendisi yapamıyor mu?
-6
Karim iceride uyuyor ben seni dusunuyorum
(30.12.25)
mimarim ve uzmanligim restorasyon. helenistik dönem arkeolojik alanlarindan, gründerzeit dönemi binalarina cesitli restorasyon alanlarinda calisiyorum. su an elimizdeki proje avusturya'nin en önemli binalarindan birinin 600 senelik ahsap cati sistemi, bunun dokümante edilmesi, dijitallestirilmesi ve kurtarilmasi. insaat mühendisine bol sans dilerim.
+6
konusma ben konusuyorum daha bitirmedim
(30.12.25)
Hayır, yapamaz.
+1
cancoskn
(31.12.25)
mimar tasarim yapar, sanattir.
insaat muhendisi tasarimin ayakta durmasini saglar.
zaten arada farki bizim millet bir turlu cozemedigi icin gorsel olarak binalarin cogunlu berbat.

mimarlik nedir bilmedigimiz icin ortaya su tarzda seyler cikiyor:

x.com

isin icine duzgun isinin ehli mimarlar girince ortaya boyle, goz kanatmayan, ortami ile uyumlu mis gibi tasarimlar ortaya cikiyor:

www.alumil.com
+4
cooperr
(31.12.25)
mimarın yaptığı özgün bir sanat eseri gibidir. mimarı kovup başka mimarla devam edemezsiniz. ölünce bile mirasçıları ilgili projelere izin verme yetkisi miras olarak geçebiliyor. ancak mimarlık denilen şey apartman falan aklınıza gelmesin. onu deneyimli bir usta da yapabilir. bir arkadaşım inşaat mühendisliği okurken mimarlığın ne olduğunu araştırınca okulu bırakıp mimar oldu. mimarın yaptığı işi düzenleyemezsiniz değiştiremezsiniz. aynı mimari projeyi başka bir yerde yapamazsınız. daha da detay için; www.youtube.com
+1
ground
(31.12.25)
Yapamaz. Türkiye'de mikro uzmanlık konusu çok iyi anlaşılmıyor.

Mimar ve inşaat mühendisi farkını en iyi anlayabileceğimiz örneklerden birisi UX Designer & Software Engineer farkı. Konu sadece estetik değil, kullanım kolaylığı.

Tasarım ve sanat birbirinden farklıdır. Tasarımın bir işlevi olur birçok örnekte.

Bugün 70 yaşında insanlar bile instagram'da nasıl reels paylaşacağını biliyor. Çünkü instagramı ux designerlar tasarlıyor. Yazılım mühendisleri ise inşa ediyor. Kullanıcı deneyimi tasarımı yapan ekipler psikoloji, erişilebilirlik, estetik, fonksiyonellik gibi bir çok kritere göre bu işi yapıyorlar. Bir insanın en kolay şekilde o ürünü kullanması için uğraşıyorlar. Konu sadece güzel gözükmesi değil yani. Instagramı sadece mühendislerden oluşan bir ekip tasarlasa örneğin, bu kadar kolay kullanamazdı sıradan kullanıcı.

Bu alandaki en güzel örneklerden biri tabletlerdir. Microsoft Apple'dan çok önce "tablet bilgisayar" konseptini piyasaya sürdü. Ama kullanımı korkunçtu. mühendislik olarak çok daha iyiydi eminim. Ama kullanım kolaylığı olarak faciaydı. Bu sadece arayüz tasarımı demek değil. Büyüklük, ısınma, taşıma, ağırlık vb bunlar da kullanıcı deneyimi tasarımının bileşenleri. Sonra apple ipad'i sundu. Satış rekorları kırdı.

Çünkü microsoft tableti mühendisler tasarladı, ipad'i endüstri tasarımcıları ve ux tasarımcılar. Bu bir aşağılama ya da ayrım değil. Uzmanlık ve bakış açısı farkı. Ürün tasarımcı dediğin insan o ürünün doğru hedef kitle tarafından en doğru şekilde kullanılması için çalışır. Önceliği kullanım kolaylığıdır. Bu konuda bazen ürünün mühendisliğinden feragat etmeyi göze alabilir.

Mühendis de o ürünün birçok koşulda en doğru ve sorunsuz şekilde çalışmasını önceliklendirir. Dayanıklılığını, yaşam ömrünü, bakım kolaylığını, maliyetini, sistemin kusursuz çalışmasını, önemser. Kullanım kolaylığı 2. plandadır.

Tasarımcılar ürünü insana uydurur. Mühendisler insanın ürüne uymasını bekler. Aradaki en temel fark budur.

Bu yüzden dünyadaki temel pratik şudur, önce tasarımcılar insana uyacak bir ürün ortaya çıkarır. Ürünün limitlerini belirler. Sonra mühendisler o limitler dahilinde çalışmaya başlar.

Mesela Steve Jobs bir mühendis olmadığı için ilk iphone tasarımının boyutlarını çok net belirlemiş ve bu özellikleri olan bir cihaz, bu boyutlarda olacak demiş. Mühendislerle en büyük kavgası bu olmuş çünkü mühendis ekibin ideal ürün planı cebe sığması zor bir ürün.

Dünyada genel pratik bu. Tasarımcı ürünü tasarlar, ürünün limitlerini belirler. Mühendis de o limitler içinde en ideal ürünü inşa eder. Bu şu demek tasarımcı temel mühendislik prensiplerini bilir ve ona uymaya çalışır, mühendis de tasarımın neden öyle olduğunu bilir ve ona uymaya çalışır. Bu bir üstünlük değildir. Uzmanlıktır. Ve birimler birbirinin uzmanlığına güvenir. Arada elbette anlaşmazlıklar olur. Ama sistem çalışır.

Türkiye'de maalesef iş kültüründe yatay hiyerarşi anlaşılmıyor. Bizde dikey hiyerarşi biliniyor sadece. Yani mesela birbiriyle aynı yetki düzeyinde iki departman mühendis ve tasarımcı diyelim, birbirlerinin uzmanlıklarına güvenmez. Tasarımcının taleplerini mühendis ekibi "o kim bana emir veriyor" diye algılar. Öbür tarafta mühendisin talepleri de tasarımcı da "o kim bana emir veriyor" diye algılar. Sonra patron gelir, ikisine de kendi istediğini yaptırır.

O yüzden türkiye'de kurumlarda yatay hiyerarşiye dayanan iş süreçleri hep aksar. Yani tasarımcı tasarlar, sonra mühendis o tasarımın hayata geçmesi için en ideal planı oluşturur, bunlar birbirine üstün değildir. Birbirini destekleyen bir süreçtir. Ama Türkiye'de bir mühendisin önüne tasarımcıdan gelen plan budur diye bir plan koyduğunuzda egosuna dokunur bir şekilde. Tam tersinde de tasarımcı sinirlenir.

Mimar mühendis kıyasında da problemin temelinde bu vardır.

Gelelim mimar ve mühendisin farkına.

Mimar da aslında bir ürün tasarımcısıdır. Sadece estetik fonksiyonlarıyla ilgilenmez. Bunun yanında aydınlatma, havalandırma, kullanım kolaylığı, şehir dokusuna uygunluk, şehir planına uyum, binanın insan psikolojisine etkileri, insan trafiği, doğayla uyumu gibi birçok konuyu tasarlar. Aydınlatma sadece binanın ışık düzeni demek değildir mesela. Binanın güneş ışığının nasıl aldığı, çevredeki binaları ne kadar gölgede bıraktığı gibi konular da düşünülür. Ya da insan trafiği dediğin şey sadece giriş çıkış kapılarını koymak demek değildir.

Binaya giren insanların binayı nasıl dolaşacağı, birbirileriyle çarpışmadan ne kadar ilerleyebileceği bir konudur. Bu belki bir apartmanda önemsizdir. Ama dakikada binlerce insanın kapıdan geçtiği bir avm'de, bir havaalanında, bir stadyumda bu önemlidir. Gelen yolcunun giden yolcuyla kaos yaşamaması, binada belli noktalarda yığılmalar olmaması, acil durumlarda hızlı tahliye edilebilecek rotaların oluşturulması, bir avm'yse insanların belli bir akışa uyarak dolaştırılması, bir havaalanıysa insanların en hızlı şekilde istedikleri yere ulaşabilmesi başlı başına bir konudur. bu konuların bazıları eften püften konular gibi görünebilir. Ama değiller. ve mühendislikten farkı mesela kitle psikolojisi, insan psikolojisi, temel tasarım ilkeleri, bilgi tasarımı, kullanıcı deneyimi tasarımı, ses tasarımı, akustik, mühendislik gibi birçok disipline temas ederler.

mesela bir avm koridoru tasarlatın. bir mühendis girişi ve çıkışı olan 200 metrelik düz bir koridor tasarlayacaktır ilk başta. Dükkanları da etrafa dizecektir. Bir mimar belki 200 metrelik o çizgide yılan gibi kıvrılan, alt koridorlara ayrılan, birbiriyle kesişen alanlar düşünecektir. Dükkanları da belli bir mantıkla yerleştirecektir. Çünkü kalabalığın hareketi, belli mağazaların daha kalabalık olma ihtimali vs...

Bu bir uzmanlıktır. Ve bir binayı yaparken birilerinin bu konuda uzmanlaşması, birilerinin de binanın mühendisliği konusunda uzmanlaşması gerekir. Bu görev paylaşımıdır. Eskiden roma'da mimar/mühendis tek kişiymiş. ama artık yaptığımız binalar çok daha komplike ve daha fazla veri seti var elimizde inşaat üzerine. O yüzden görev dağılımı gerekiyor.

Yani mimar mühendisin işini yapamaz, yapmamalıdır. Mühendis de mimarın işini yapamaz. Yapmamalıdır. Bu yapamayacakları anlamına gelmiyor, ya da biri diğerinden daha zeki demek değil. Üstünlük de değil. Bu bir görev paylaşımı. Türkiye'de tam oturmamış, ama dünyada büyük sistemlerde çok iyi çalışan bir sistem.
+1
anten
(31.12.25)
inşaat mühendisleri az paraya çok ev anlayışı güderler. Mimar ise, bir estetik ortaya koyar, maliyetine, kar kazanç işlerine bakmaz. Ama bence esas iş şehir bölge planlamacılarına düşüyor.
+1
love and trust
(31.12.25)
(4)

Yeni ev alıp kiracıyı tahliye etme Anadolu yakası avukat

kimsesiz genc boga
Bir ev alıyoruz içinde kiracı var.Kiracıya ihtiyaçtan tahliye ve kira değerleme davası açmak istiyorum. Bu konuda profesyonel daha önce çalıştığınız bir avukat öneriniz mevcut mudur Bu işler yaklaşık ne kadar bütçe ile çözülür
Bir ev alıyoruz içinde kiracı var.

Kiracıya ihtiyaçtan tahliye ve kira değerleme davası açmak istiyorum.

Bu konuda profesyonel daha önce çalıştığınız bir avukat öneriniz mevcut mudur

Bu işler yaklaşık ne kadar bütçe ile çözülür
-2
kimsesiz genc boga
(25.12.25)
ihtiyaçtan tahliye ve kira değerlemeyi aynı anda açarsanız muhtemelen ilk sorgulanacak şey sizin eve mi ihtiyacınız var, kiraya mı?

İhtiyaçtan tahliye açtığınızda kiracı avukatı uyanıksa süreci uzatmaya oynar. Çünkü o düşük kirayla ne kadar uzun oturursa o kadar iyidir. Bu arada aynı anda kira değerleme de açarsanız zaten sizin samimiyetiniz sorgulanır çünkü ihtiyaçtan tahliyede ilk bakılan şey bu ihtiyaç samimi mi?

Kira değerleme de biraz süre alır.

Kiracıyla anlaşma şansınız yok mu?
0
anten
(25.12.25)
hem ihtiyaç nedeni ile tahliye hem de kira tespit (artırma amaçlı) dava gayet aynı anda açılabilir. bunun birbirine zararı olmadığı gibi yeni malikleri genel olarak 2 davayı da aynı anda açarlar. çünkü tahliye işi uzun bir süreç (3-4 yıl) sürebiliyor. bu süre zarfında kuşa çevrilmiş bir kira alacağı ile uğraşmak yerine dava açılış tarihinden itibaren geçerli olacak bir kira tespit davası açmak yeni malikin yararınadır. özet. her iki dava aynı zamanda açılabilir hiç bir sorun olmaz. biri elma diğeri armuttur çünkü.
+4
ground
(25.12.25)
2 ay önce şirket avukatımla benzer bir konuyu görüştüm. bana tavsiyesi kiracının suyuna gitmek en iyisi. mahkeme yolunda bile en az 2-3 sene oturabilir o dairede.

ha ben insan gibi derdimi anlattım, bir güzel kafede çay ısmarladım, evi satmak ancak alıcının kiracılı evi almayacağını belirttim. taşınma masraflarına yardımcı oldum. kendisi kısa sürede çıktı.
0
galahad reloaded
(25.12.25)
mahkeme açma zamanlarına dikkat edin.
satın aldıktan itibaren 1 ay içinde kiracıya durumu noter kanalıyla yazılı olarak bildirmelisiniz. ancak öyle 6 ay sonra ihtiyaç sebebiyle dava açabilirsiniz. o da en az 1-2 yıl sürür.
kira değerleme davasınıda yeni kira dönemi başlangıcından en az 30 gün önce bildirip öyle açmalısınız. o da 5yıl dolduysa.

hiç kiracılı daireye bulaşmayın veya uygun fiyatlıysa kiracıyla anlaşmaya çalışın. orta bir yol bulup kira, taşınma ücreti teklif edin.
0
my fault
(25.12.25)
(11)

Buradaki Tavsiyeler Neden Hep "Ayrıl" Şeklinde Oluyor?

lapetitemort
Kendi duyurularım özelinde sormuyorum bunu, benim gerçekten de fazla tahammül ettiğim durumlar oldu. Ama bakıyorum çok hafif meseleler için, konuşularak halledilecek veya insanlık hali diyerek kabul edilecek tartışmalar için burada doğrudan "ayrıl gitsin" şeklinde tavsiyeler geliyor. Bu benim göreme
Kendi duyurularım özelinde sormuyorum bunu, benim gerçekten de fazla tahammül ettiğim durumlar oldu. Ama bakıyorum çok hafif meseleler için, konuşularak halledilecek veya insanlık hali diyerek kabul edilecek tartışmalar için burada doğrudan "ayrıl gitsin" şeklinde tavsiyeler geliyor. Bu benim göremediğim bir tecrübe sonucu gelinen bir nokta mıdır? Yoksa ilişkilerde tahammül azaldı mı? Ya da burada derdimizi tam anlatamıyor muyuz? Nedir olay?
0
lapetitemort
(25.12.25)
hocam ayrıl gitsin.

işin şakası bir yana insanların tahammül sınırları çok azaldı ve gerçekten sorun edilenlerin çoğu katlanılacak şeyler değil. insanlar artık kendi değerinin farkında başkasının anlamsız rahatsızlıklarının yükünü taşımak istemiyor.
+4
lazpalle
(25.12.25)
biz ayrılamadığımız için size ayrıl diyoruz. biz kendi çukurumuzdan çıkamıyoruz ki. buraya yazılanların çoğu empatiyle yazılan şeyler değil daha mantıksal şeyler.
+2
mikahakkinen
(25.12.25)
örnek ver. hangi konuşarak çözülecek soruna ayrıl demiş millet.
+1
plastic_angel
(25.12.25)
çünkü problemler duyuruya yazacak aşamaya gelmiş ve çoğu zaman çözümsüz.
+5
merhum
(25.12.25)
genelde sorunlar tek tarafli anlatiliyor, o yuzden anlatan hakli gorunuyor. tabi sorunu anlatirken iyi giden seyler, bagliliklari, ihtiyaclari, goze aldiklari, almadiklari o kadar anlatilmiyor. o yuzden disaridan bakan gozlere sorun var, anlatan gayet hakli, o zaman neden ayrilmasin ki gibi gorunuyor. biz de boyle kisitli gorusumuzle ayril diyoruz.
+2
lemmiwinks
(25.12.25)
Bir laf vardır bekara boşamak kolay diye. Tam olarak öyle.
+1
anten
(25.12.25)
bekarlar bekarlara akıl veriyor da o yüzden sürekli ayrıl diyorlar, mesela geçen evli bir çiftin yanına akrabası gelip konaklayacagı konusu olduğunda ayrıl diyen pek olmadı.
+1
liberal
(25.12.25)
Hem dürüstçe düşünceleri öyle olduğundan, biraz da başkasına ayrıl demek kolay olduğundan.
Dışarıdan bakınca uzun vadede yürümeyeceğini bildiğin çok fazla ilişki görüyorsun. İnsanlar bir süre kendilerini yıpratmaya devam ediyorlar. Sonra da eninde sonunda kötü bitiyor.
Bu tip ilişkilere benzeyen hikayeler anlatılıyor bazen burada.
0
burfak
(25.12.25)
burfak +1

Dışarıdan çok daha net görünüyor bazı durumlar ama ilişkinin içerisinde bunu kabullenmeye biliyorlar doğal olarak.

Coco'nun ayrılması lazım.
0
IcedFlames
(25.12.25)
ben sadece biri çocuk istemeyen diğeri çocuk isteyen duyuruya ayrıl yazdım başka da hiç kimseye ayrıl yazmıyorum :)
0
Sadece soruyorum
(25.12.25)
@merhum +1

Bu tarz duyuruların çoğunda aslında yazıyı yazan tarafın hangisi olduğu bile belli oluyor. Çünkü bir taraf hep haklı, bir taraf hep haksız görünüyor. Soruyu soran kişiler genel olarak kafalarındaki ayrılık düşüncesine bir destek arıyorlar gibi zaten.

İşin diğer yönü, buraya gelene kadar zaten insanlar denenecek şeyleri denemiş oluyor. Bir hikayeyle geliyorlar, yılmış oluyorlar, meseleyi çözememekten çaresiz kalmış oluyorlar. Yani demek istediğim çözüme kavuşması mümkün olaylar buraya pek gelmiyor zaten.
0
akhenaten
(25.12.25)
(5)

İlişkide Sınırları Belirlemek ile İlgili

lapetitemort
Hani derler ya, ilişkide sizi rahatsız eden şeyleri en baştan konuşun, anlaşın diye. İlişkiyi bitirici olmayan ama en iyi ihtimalle huzursuzluk yaratacak bir konu için soruyorum bunu. Bu durumda "bu ilişkide ZYZ olmayacak" şeklinde çerçeveyi en başta çizer misiniz?
Hani derler ya, ilişkide sizi rahatsız eden şeyleri en baştan konuşun, anlaşın diye. İlişkiyi bitirici olmayan ama en iyi ihtimalle huzursuzluk yaratacak bir konu için soruyorum bunu. Bu durumda "bu ilişkide ZYZ olmayacak" şeklinde çerçeveyi en başta çizer misiniz?
0
lapetitemort
(25.12.25)
İlişkinin en başında, bu iş arkadaşlık romantik ilişkiler olabilir, insanlar sınırları test eder. O yüzden baştan konuşmakta fayda var.
0
anten
(25.12.25)
Kendime de partnerime de net sınırlar çizerim, sınır test edildi diye ilişkiyi çöpe atmam, ama o sınırı kafasına vura vura tekrar gösteririm. Canımı sıktığı her hadisenin kalıcı bir bedeli olur. Partner bu bedelleri taşıyamaz hale geldiğinde ise ilişki biter. Örneğin tiyatro izlemeyi seviyorum ve partnerimi davet ettim, ama benim bu zevkime hakaret eder gibi bir yaklaşımı oldu, o partnerin benimle tiyatro oyunu izleme şansı sonsuza kadar yok olmuştur. Başkalarıyla gider ama partneri asla dahil etmem , içim soğumaz. Böyle böyle partnerin kendine hayatımda yer bulamayacak kadar küçülüp silinmesine izin veririm kısaca.
0
loch ness
(25.12.25)
Böyle bir şeye gerek yok. Takılmalık kızla takılırım, evlenilecek kızla evlenirim. Birini birine dönüştürmeye çalışmak anlamsız bir çaba. Seninle olmak isteyen zaten her şeye dikkat eder, senin sınır koymana gerek kalmaz. Ben erkek kankası olan kıza erkek kankan olmayacak demek yerine erkek kankası olmayan kızı seçersem kafam rahat olur.
-2
arbre
(25.12.25)
kemal kılıçdaroğlu' nun seçim vaatleri gibi madde madde yazılı metinden okunmaz tabi.

hani gidip 'köpeklerden nefret ederim' gibi bir cümleyi köpek korkusu olan sevgilinize fol yok yumurta yokken dikte etmenize gerek yok.

saygı ve sadakat ve varsa tikleriniz dışındaki hassasiyetlerinizi zaman şekillendirsin. zamanla birbirinizi tanıyın.
0
galahad reloaded
(25.12.25)
Yengenin bulduğu adayla tatlıcıda buluşup tanışıp, evlenip evlenemeyeceğinizi değerlendirdiğin bir senaryoda böyle bir şey olabilir.

Normal bir ilişki ise böyle izdivaç programı gibi kriterlerini sıralayıp taliplerini beklediğin bir organizasyon değil. İnsanların sınırları, doğruları, değerleri vs kalın kalın çizgilerden ibaret de değil. En baştan, daha muhabbet bile kurmadan sana uyan uymayan kimi şeyleri de görebilirsin, ilişkin yıllandıktan sonra fark ettiğin şeylerle de karşılaşabilirsin. (Sansasyonel şeyler olmasına gerek yok)

Kendi açından da bilmediğin farkında olmadığın şeylerin farkına varabilirsin.

İlişki öyle yönergesi, reçetesi olan bir şey değil. “Baştan konuşurum kafan rahat olur” yahut “baştan söyleseydin böyle bir sınırın varsa” gibi bir dünya yok.

Rodeo gibi bir şey.
0
lazor
(25.12.25)
(7)

1.2 puretech 208 2017 active

patronaj1
selamlar,ikinci el saçma şekilde yükseliyor. bu paraya daha iki üç ay önce 2016 9.000 km'de polo otomatik vardı aynı kondisyonda. şuna ilk izlenimiz nedir acaba?https://www.sahibinden.com/ilan/vasita-otomobil-peugeot-hatasiz-boyasiz-tramersiz-otomatik-geri-gorus-dusuk-km-1279727966/detay
selamlar,
ikinci el saçma şekilde yükseliyor. bu paraya daha iki üç ay önce 2016 9.000 km'de polo otomatik vardı aynı kondisyonda. şuna ilk izlenimiz nedir acaba?
www.sahibinden.com
0
patronaj1
(24.12.25)
sürekli haberi çıkan sıkıntılı motor değil mi bu? En son Türkiye'de de garanti kapsamına alındı galiba AMA tüm bakımları doğru zamanda yetkili serviste yapıldıysa diye duymuştum. Alacaksan onu kontrol etmen lazım.
0
nhk ni youkosu
(24.12.25)
kayışlı 1.2 puretech ise uzak durmanı tavsiye ederim. yeni kasalarda çok sorun çıkardı bu motor. ama eski 2017 modelleri farklı trigere sahipse (ki zennetmiyorum) bir ihtimal tercih edilebilir.

ben olsam o fiyatlara makyajlı fiesta bakarım.
www.sahibinden.com
0
HellKeePer
(24.12.25)
1.2 puretech'in bulunduğu sokağa bile girmem. Stellantis grubunun bu motorlu araçlarından uzak durun
0
mirty
(24.12.25)
türkiye'de saçma bir şekilde sağda solda stellantis grubu araba var.
romanya, polonya gibi "fakir" ab ülkelerinde bunu göremezsin.
ikinci elde neden tutuluyor, neden bu kadar fazla stellantis türkiye yollarında?
akp hala neden iktidarda ise o yüzden bence?
çünkü insanlar kaşına kaşına bu tercihi yapıyorlar.
0
rain when i die
(24.12.25)
1.2 puretech şu an piyasanın en sıkıntılı aracı. bir zamanların dsg şanzımanları gibi bu dönemin popüleri de 1.2 puretech.
0
mikahakkinen
(24.12.25)
1.2 puretech kullaniyorum. Bakımlarını her araba gibi düzgün yaptırdığın sürece sorun yok. Kayis olayını ise evet diğer araçlara göre erken değiştirmen gerekiyor. 60-70 bin km de bir kayış değiştirmen gerekmekte.
Fakat bu motorun bu dezavantajı yaninda artıları da var diğerlerine göre fazlaca var hatta.
Bizim buralarda bu işler fazla kafaya takilir, doğru. Fakat herhangi bir araba sorsan ona da bir şey bulup eleştirirler, şurasında sıkıntı var derler.
Vardır da yani… sonuç olarak sorunsuz araba yok. Bu aracin da bu sorunu var. Eğer sorunsa ki bence değil. Yeni garanti de geldi bu konuya.
Herhangi bir arabaya verdiğin önem kadar buna da önem vereceksin, sadece dikkat etmen gereken yerler farklı.
Mesela alman alsan onda da dsg ye dikkat edeceksin.
0
dedeminhirkasi
(25.12.25)
Hocam bakımları düzgün yapıldığı sürece her araç optimum performansı gösterir.

1.2 puretech bir efsaneye dönüştü bilen bilmeyen konuşuyor. 2022-2023 öncesi modellerde sıkıntı biraz daha fazla.

yeni modellerde sorunlu kısımları revize ettiler.

2. elde dikkatli olmak lazım, servis kayıtlarını isteyin bence.

Stellantis fiyat performans konfor olarak fena bir durumda değil türkiye için.

Ama sıfır araç alıp bakımlarını ben yapacaksam stellantis tercih ederim.

Yoksa bu fiyat aralığında daha farklı alternatiflere yönelirim.

Renault grubuna ya da uzak doğu grubuna bakarım.
-1
anten
(25.12.25)
(2)

Spor soruları

arbre
Merhaba. Spor yaptıkça şunu fark ettim. Bir gün çok uzun ve aslında planladığım çalışmalardan fazlasını yapabilirim. Diyelim bir hareket çalışıyoruz. 10x3 yapıyoruz. Bunu yapmak en fazla 5 dakika sürüyor. Ben de şunu düşündüm. X hareketi bitince Y hareketine geçeyim. O zaman X kasları dinlenir. Sonr
Merhaba. Spor yaptıkça şunu fark ettim. Bir gün çok uzun ve aslında planladığım çalışmalardan fazlasını yapabilirim. Diyelim bir hareket çalışıyoruz. 10x3 yapıyoruz. Bunu yapmak en fazla 5 dakika sürüyor. Ben de şunu düşündüm. X hareketi bitince Y hareketine geçeyim. O zaman X kasları dinlenir. Sonra bir daha X hareketi yapayım. Bu sefer 10x3 yerine 10x3x2 yapmış olacağım. Daha iyi değil mi kas gelişimi için?
-4
arbre
(24.12.25)
Abi tekerleği bulmuşsun.
(bkz: süper set)

Kas gelişimine daha iyi olup olmadığı siyah/beyaz kadar belirgin değil. O yüzden yap ama "bu kesinlikle daha iyi" diye düşünerek yapma.
+3
logisticsmanager
(24.12.25)
Hocam buna zaten süper set deniyor uygulanan bir yöntem.

Sporda tek bir formül yok.

Bazı formüller daha yorucu ama kısa vadede hızlı sonuç sağlıyor. Ama sakatlanma riski yüksek.

Bazı formüller daha uzun vadeli, yavaş gelişim ama oturmuş bir gelişim.

Biraz metabolizmanıza, yaşam tarzınıza göre şekillenecek bu süreç.

Bir pt ile çalışın.

Mesela bazı insanların haftada 3 gün gidebilecek vakti var. Onların spor planı farklı.

Bazı insanlar haftada 7 gün gidebiliyor, onların spor planı farklı.
+1
anten
(25.12.25)
(4)

bulaşık makinesi hakkında

love and trust
çok basit bir soru aslındabulaşık makinesi yıkamayı bitirince tabak çanaklar ıslak kalıyor.makinenin ayarından denedim olmadıiçinde tuz ya da parlatıcı konusuyla mı alakalı? parlatıcı pek koymam, tuzunu da değiştirmem gerekiyor sanırım? bilen var mı?
çok basit bir soru aslında
bulaşık makinesi yıkamayı bitirince tabak çanaklar ıslak kalıyor.
makinenin ayarından denedim olmadı
içinde tuz ya da parlatıcı konusuyla mı alakalı? parlatıcı pek koymam, tuzunu da değiştirmem gerekiyor sanırım? bilen var mı?
0
love and trust
(15.12.25)
parlatıcı koymazsanız ıslak kalır. tuz koymazsanız çizik çizik olur.
+1
gercekdunya
(15.12.25)
Çeşme suyunuz aşırı sert değilse tuz koymanıza gerek yok, şu üçü beşi bir arada kapsül deterjanlardaki tuz yetip artıyor. Ama parlatıcı kullanırsanız daha iyi kurur, evet.
+1
kobuzchu kiz
(15.12.25)
bir de yarım saatlik hızlı programda falan yıkıyorsanız onlar yıkayıp bırakır.
+1
kibritsuyu
(15.12.25)
Hava çıkışlarını engelleyen bir şey var mı bakın. Bazen kesme tahtası vb şeyler hava çıkışlarının önünü kapatabiliyor yerleştirirken.
+1
anten
(15.12.25)
(3)

Bir yabancının Türkiye'de oturum almasına nasıl yardımcı olabiliriz?

michael harddd
Bir arkadaşım Türkiye'ye kalıcı olarak yerleşmek istiyor. Ona yardımcı olabilmenin bir yolu var mı?
Bir arkadaşım Türkiye'ye kalıcı olarak yerleşmek istiyor. Ona yardımcı olabilmenin bir yolu var mı?
0
michael harddd
(13.12.25)
evlilik yap.
0
Karim iceride uyuyor ben seni dusunuyorum
(13.12.25)
Muhtemelen gayrimenkul.
0
anten
(14.12.25)
Yabancılar hukukunda uzman bir avukata danışırsanız en faydalı yanıtları alırsınız.
0
yedigimiztavuk
(14.12.25)
(10)

SUV tavsiyesi bütçe 3-3.5 milyon

zozjotejmnk
selamlar, bir süredir arabayı yenilemek istiyoruz. SUV bakıyoruz, isteğimiz büyük ve yüksek bir araç. bütçeyi 3.8 3.9 milyona kadar zorlayabiliyoruz ama maksimumu bu. 0 olması şart değil ama en düşük 2020-2021 olsun istedik. Hangi araçları tavsiye ederdiniz? bmw x3 ve volvo xc60 en çok üzerinde düşü
selamlar, bir süredir arabayı yenilemek istiyoruz. SUV bakıyoruz, isteğimiz büyük ve yüksek bir araç. bütçeyi 3.8 3.9 milyona kadar zorlayabiliyoruz ama maksimumu bu. 0 olması şart değil ama en düşük 2020-2021 olsun istedik. Hangi araçları tavsiye ederdiniz? bmw x3 ve volvo xc60 en çok üzerinde düşündüklerimiz. elektrikli bakmıyoruz bu arada. teşekkürler.
0
zozjotejmnk
(12.12.25)
volvo suv'lar cok afedersiniz ama göt ici kadar. kapi araligi bile o kadar dar ki inip binmek cok zor. volvo kombi alirim ama suv asla düsünmem. bir kere kiralayin, dedigimi anlarsiniz.
gectigimiz mayis'ta vw tayron aldik. ici bostan gibi. yayil yayil yat.
0
konusma ben konusuyorum daha bitirmedim
(12.12.25)
honda crv iyidir. piyayası da güzel, servis, parça vs sorunu da olmaz.
+1
antihero
(12.12.25)
tayronlar için 1.5 motor 150beygir yetersiz diyolar. 2.0 olanı da aşırı pahalı o fiyat verilmez diyorlar. ne düşünüyosunuz? @konusma ben
0
🌸zozjotejmnk
(12.12.25)
1.5 motor kullaniyoruz. beygiri ve torku yüksek. yetersiz hissettirmedi. hizlanmasi falan da iyi.
0
konusma ben konusuyorum daha bitirmedim
(12.12.25)
Sıfır:
toyota corolla cross hybrid
peugeot 5008 gt hybrid
peugeot 408
skoda kodiaq
skoda kamiq (belki ikinci el bakılır)
0
anten
(12.12.25)
@anten skodaya daha bugün gittim, kodiaq çok beğendim ama bu paralar verilir mi bilemedim, 22-23 model x3 alınabiliyor aynı fiyata kafam karıştı. diğerlerine hiç bakmadım bile ama pejo alacağımı sanmam.
0
🌸zozjotejmnk
(12.12.25)
nissan x-trail.
kasım kampanyası çok konuşuldu, aralık kampanyası da var.
0
MtKrt
(12.12.25)
satış sonrası makina mühendisiyim. alınmayacaklar;

5-6 senelik volvo, audi gibi premium suvlar
fransızlar (nissan dahil buna, çakma japon o)
çift kavrama seçeği olan aletler
dizeller

bende 2019 vitara glx paket var.

değiştireceksem rav4 bakarım (yaşadığım ülkede 2019 - 2020 rav4'lerin 2.0 benzin 6 ileri manuel 4x4 seçeneği var veya abd marketinde 2.5 non-hybrid 8 ileri aisin otomatik 4x4'leri var).

araba anlayışım iç / dış kalite, görünüm vesaire değil de sorunsuzluk üzerine.

not: şu an bir istanbul bayisine uzaktan bağlıyım, teknik kampanya esnasında yazılım çökmüş, onu kurtarıyorum.
0
rain when i die
(12.12.25)
@rain when i die 5-6 senelik premium suvlara neden alınmaz dediniz, buna x3 de dahil mi? bu paraları verince ve alınabiliyorsa insan premium bir üst segment istemiyor değil.
0
🌸zozjotejmnk
(12.12.25)
@zozhotejmk garantisi veya uzatmalı garantisi yoksa hepsi eninde sonunda para yiyor.

mesela örnek;

www.youtube.com

audi de, volvo da mercedes de böyle.
0
rain when i die
(12.12.25)
(12)

Araç motor yağı değişim süresi hk.

gulbatur birinci sahbatur sondan geliyor
Yılda 6-7 bin km yaptığım 1.4 benzinli düz vites, atmosferik aracım var. Üreticisi 1 yıl ya da 15.000 km hangisi önce dolarsa yağını değiştir diyor. Ben de her yıl değişiyordum. 2023 model Nissan Qasqai'si olan bi tanıdık bana kızdı, o da yılda benim gibi 6-7 bin km yapıyormuş ve ben daha önceki ara
Yılda 6-7 bin km yaptığım 1.4 benzinli düz vites, atmosferik aracım var. Üreticisi 1 yıl ya da 15.000 km hangisi önce dolarsa yağını değiştir diyor. Ben de her yıl değişiyordum. 2023 model Nissan Qasqai'si olan bi tanıdık bana kızdı, o da yılda benim gibi 6-7 bin km yapıyormuş ve ben daha önceki araçlarımın da Nissan'ın da yağını 2 yılda bir değişirim, 30 yıllık şöförüm, bir zararını görmedim, üreticiler para kazanmak için yılda bir değişim öneriyor, biz zaten az biniyoruz, 2 yılda bir yapsak sıkıntı olmaz dedi, aklım karıştı. Bana da mantıklı geldi, sonuçta tavuk eti değil ki bozulsun bu motor yağı. Zaten 5W40 yarı sentetik yağ koyıyorlar, neden bozulsun ki? Siz ne dersiniz?
0
gulbatur birinci sahbatur sondan geliyor
(11.12.25)
Cok teknik bilgim yok aslinda ama yag degisimini gec yapmanin etkisi bugunden yarina ortaya cikan birsey degil. Belki 2 yil gercekten cok cok buyuk sorun degildir bilmiyorum ama arabasina gore yuksek kilometreleri gormeden yag yakma olaylarinin baslamamasi icin yag degisimi cok ucuz bir islem diye dusunuyorum. Tabii arabayi aldiniz sifir, 100 bin kilometrelere gelmeden sattiniz, bakim gecmisindeki eksikler disinda sizi etkileyen bir durum olmaz.
0
mbond
(11.12.25)
sen milleti dinleme .
ya senede 1 değiştir ya da 10 bin km de. hangisini tamamlarsan ama sanırım sen senede 10 yapamazsın. ama yinede her sene değiştir.
15 binde değişsen ne olacak bin tl farkeder değmeyecek bir meblağ.
0
jamswety
(11.12.25)
Tanıdığınız doğru bilgi vermemiş. Yağ zamanla oksitlenir, içindeki nem yoğuşur, su oranı artar ve çamurlaşma başlar. Kısa mesafe sürüş ve "dur-kalk" sürüşün çok olduğu şehir içi kullanımlarda bu süreç daha da hızlanır ve yağ kimyasal yaşlanmaya girer. Siz arabayı kapının önünde bir yıl boyunca yatırsanız da, o yıl sadece 20 km yol yapsanız da, son yağ değişiminizin üzerinden 1 yıl geçtiyse değiştirmelisiniz. Mineral yağın 6 ay, yarı sentetiğin 6-12 ay, tam sentetiğin en fazla 1 yıl ömrü vardır.
+2
zaman ilac degil insanlar unutkan
(11.12.25)
full sentetik yag bile olsa senede bir degistirmek lazim. 2 yil bence cok uzun bir sure arac fazla kullanilmasa bile.

bir de arac garanti kapsaminda ise ve 2 senede bir yag degistirirseniz garanti isinde sikinti cikabilir.
0
cooperr
(11.12.25)
avrupada kullanılsaydı 2 yıl 6-7bin km yeterli olabilir belki ama türkiye'de hem yakıt kalitesi hem de tozlu bir havaya sahip olduğumuz için 2 yıl çok uzun bir süre. senede 1 kere değişim yeterli.
0
false pretension
(11.12.25)
her zaman güvenli tarafta kalmak iyidir.
0
renegade
(11.12.25)
Her 30 yıllık şöför arabadan süper anlasaydı arabalar arıza yapmazdı. Araçtaki en önemli organ motor yağı temiz olmalı. Daha teknik bilgisi olanlar iyi açıklar ama en son aksatılacak şey motor bakım elementleri. Aküyü, lastiği, filtreyi, bujiyi zorlayabilirsin ama motoru zorlamanın bir anlamı yok.
0
mikahakkinen
(11.12.25)
öncelikle, "30 yıldır yapıyorum bir zararını görmedim" lafını duyuyorsan oradan kaç dostum. bu lafı söyleyen ya atıyordur, ya da günü sonunda siki tutar.

sonralıkla, motor yağı ve tavuk benzetmesi hiç olmamış. araba dursa da gitse de toz, çamur, kir karışıyor motora. motor yağını değişeceksin ki motor temiz olsun.
+1
abelardo
(11.12.25)
ben bir seneyi geçirmem. yağ içinde motorun aşınan parçaları olur. ne kadar çok parça varsa motor o kadar hızlı yıpranır. full sentetik yağ kullanıyorum. yani yağ daha çabuk eskir ama daha akışkan olur. ama bu yakıt tasarrufu anlamına gelir.

yağı dışarıdaki ustalarda değiştiriyorum
yağ değişim maliyeti: 800 TL işçilik, 500 TL filtre seti, 1000 TL de yağ. bence yılda bir yapılmayacak bir maliyet değil
0
hoot
(11.12.25)
Yag önemli konu evet ama kardeşim japon bir otomobil markasinin bölge müdürü. "Sen senede bir ya da 10 bin km de bir gelmezsen biz nasil serviste para kazanicaz? 20 bin km ye yaklasinca ya da 15-20 ay arasi değiştir, rahat ol." demişti. Sanayide ustaya soyledim bunu, onaylamisti.
0
duster
(12.12.25)
hocam şöyle diyeyim, yağ değişiminden yapacağınız tasarrufla yağ değiştirmemenin olası zararını yan yana koyun.

Birinde en fazla 1 bidon yağ ödüyorsunuz.
Diğerinde arıza durumuna göre artık servisin ya da sanayinin insafına kalıyorsunuz.
0
anten
(12.12.25)
1.4 turbo benzin arabam var.
yılda 2-3 bin anca yapıyorum.
genelde garajda yatıyor.
acil işim çıkar, canım isterse gezerim diye kullanıyorum.
2029'a kadar garantisi var.
her sene yağ değiştiriyorum.
garantisi olmasa da her sene değiştirtirdim.
modern motorlarda yağ değişimi çok önemli motor ömrü ve sağlığı açısından.
piyasadaki bölge müdürlerinin alayı dinozor veya tecrübesiz (tanıyorum çünkü insanları), onlara çok da güvenme.
mesela uç örnek;
opel'lerin b16dth 1.6 dizellerinin yağı bence 10 binde bir değişmeli.
markanın verdiği 15 bin uzun.
sonra motor kurumlanıyor.
yok kapak aç da kurum temizle, uzun iş.
0
rain when i die
(12.12.25)
(12)

uçak korkusu (ya da uçak korkusundan korkmak??)

nolmus yani
yakın zamanda uçağa binmem gerekiyor... 2-3 senedir bir şekilde erteliyordum binmeyi ama kaçamayacağım artık.uçağın güvenli olduğunu biliyorum. bu tarz istatistikler beni rahatlatmıyor. zira ben aslında uçaktan değil de, kalkarken/inerken/türbülansta gelen ani korkudan daha çok korkuyorum. "ya binin
yakın zamanda uçağa binmem gerekiyor... 2-3 senedir bir şekilde erteliyordum binmeyi ama kaçamayacağım artık.

uçağın güvenli olduğunu biliyorum. bu tarz istatistikler beni rahatlatmıyor. zira ben aslında uçaktan değil de, kalkarken/inerken/türbülansta gelen ani korkudan daha çok korkuyorum.

"ya binince parmaklarım uyuşursa, göğsüme o ağırlık çökerse, karnıma ağrılar girerse? kalbim küt küt atcak, ya kalp krizi geçirirsem panikten? ya bu paniği atamazsam ve 1 saat boyunca bu hisleri çekmek zorunda kalırsam?"

böyle bi korku içerisinde olduğumu fark ettim. yani korkmaktan korkuyorum sanırım daha çok?

bu konu hakkında psikiyatra da gideceğim. ama bu sefer de "ya bir ilaç verirse ve o ilaç aslında bende yan etki yapan manyak bir şeyse ve küt diye ölüverirsem?" düşüncesi de var :)))

alkol genelde rahatlatıyor beni. böyle abartmadan 1-2 shot atsam gevşesem... mide vs problemlerim olmuyor. ya da bitkisel bir şeyler alsam... bilemedim.

düşünceleriniz neler?
0
nolmus yani
(11.12.25)
artık uçaktan korkmayacağım diye kendini motive edip binsen?
+1
antihero
(11.12.25)
Mesele sadece uçak korkusu değil sanırım. Evet, bir uzmana danışmanız iyi olur.

Kendi adıma uçak yolculuğunu çok sıkıcı buluyorum. Kalkarken ve inerken birazcık aksiyon olması iyi bence. Bir defasında yoğun türbülansa denk gelmiştim. Kusanlar ve fenalaşanlar olmuştu. Ben çok eğlenmiştim, tövbeler olsun.
0
auroraaurora
(11.12.25)
Bir arkadaşımda panik atak vardı, o sebeple bişey olur diye korkup uçağa binemiyordu hala pek binmek istemiyor. Bunun çözümü psikolog veya psikiyatr.
0
nhk ni youkosu
(11.12.25)
uçuş öncesi 1-2 shot bişiler içmek en mantıklısı bence.
0
oldtimer
(11.12.25)
Hocam bu aslında sadece uçak korkusu değil gibi duruyor, bence bir psikologla görüşün ya da psikyatristle.

Ben de uçakta endişe ediyorum.

Telefonunuza tabletinize güzel pozitif filmler indirin.
Sakinleştirici meditasyonlar var onlardan indirin.
Nefes egzersizleri yapın youtube'dan uçuştayken.

gözünüzü kapatıp bunlarla meşgul olmayı başarırısanız uçak zaten daha havalanmamışken uykuya bile dalabilirsiniz.

Türbülans vs konusunda da şunu söyleyebilirim, sizin hissettiğiniz sarsıntı aslında sandığınız kadar büyük bir olay olmuyor.

Bazen uçak bir anda sarsılınca çok yüksekten düşüyor sanıyorsunuz. Ama aslında 1 metre bile oynamamış oluyor uçak.

Bir de yolcu uçakları sandığınızdan daha ağır şartlara dayanacak şekilde tasarlanıyor. Neredeyse akrobatik manevralar yapabilecek seviyelerdeler.
0
anten
(11.12.25)
İlk defa mı bineceksiniz? Ben de korkuyordum. İlk uçuşumda gerildim ama keyif almadım dersem yalan olur. Cam kenarı seçmiştim. Camdan izledim hep. Fotoğraf çektim. Kaderinde varsa kaçamazsın zaten. O yüzden takma.

Bir de uçak güvenli ama çok riskli. Onlarca mekanik, elektrik sistem var. O açıdan yaklaşırsan hiç binemezsin. Doğruya doğru. (Makine mühendisiyim)
-1
arbre
(11.12.25)
uçak fobiniz yok, psikiyatrik bir kriz anı yaşamakla ilgili korkunuz var. ya panik atak geçirirsem ya stresten midem ağrırsa/bulanırsa, terlersem, parmaklarım uyuşursa vs. vs.

hızlı çözüm lazımsa psikiyatriste gitmeniz şart. bu kaygılarınız yüzünden uçağa binemediğinizden bahsederseniz xanax/tranko buskas tarzı (artık durumunuz göre) bir ilaç reçete eder. binmeden yarım saat önce içersiniz ve kaygılarınız azalır. ilacın etkisi korkusu da aynı korkuya çıkıyor ama ilacı alınca o kaygınız da azalacak zaten. isterseniz 3-5 gün önceden birkaç kere deneyim kendinize ilacın kötü bir etkisi olmadığını kanıtlayabilirsiniz ama.
0
gitdaddy
(11.12.25)
o korku kolay kolay geçmez. madem içki rahatlatıyor at çantana bir 35'lik viski uçuştan önce içersin.

2-3 senede bir uçan biri için başka yollar aramaya lüzum yok.
0
yurtsuz john
(11.12.25)
Yaşadığınız şey korkunun korkusuyla beraber gelen beklenti anksiyetesi. Panik bozuklukta sıkça karşılaşılan bir durum. Bilişsel davranışçı terapi ve psikiyatrist uygun görürse anksiyolitik ilaçlardan fayda görürsünüz. Önemli olan kaçınmamak. Kaçınmak süreci besleyen en temel şey. O yüzden uçağa binme kararınızı tebrik ediyorum. Evet belki alkol süreci yönetmeye yardımcı olabilir diyen bir grup var fakat bu sağlıklı bir baş etme becerisi değil. Kısa vadede doktorunuzun uygun gördüğü bir ilaç, uzun vadede ise psikoterapi yanlış alarm veren panik sistemini düzenleyecektir.
0
dediysem dedim
(11.12.25)
teşekkür ederim cevaplar için. uçağa ilk defa binmiyorum ama yıllar içinde bir ölüm korkusu gelişti, bu korkuyla beraber korkmadığım uçaktan da korkmaya başladım :) 2-3 sene önce en son uçağa bindiğimde öyle korktum ve ağladım ki etkisi aylarca geçmedi ve normal takside bile giderken çok hız yapıldığında ya da sarsıldığımda korkmaya başladım.

bazen durup dururken tavan çökecek de öleceğim diye bile korkuyorum. terapi ile epey azaldı aslında ama uçağa bayadır binmediğim için "ya yine aynı korku olursa" korkusuna dönüştü şu an olay :) pazartesi bir konuşacağım durumu psikiyatrla bakalım.
0
🌸nolmus yani
(11.12.25)
profesyonel destek önerilerine katılıyorum ama ben size bir app önereceğim: turbulence diye bir uygulamayı indirebilirsiniz. güncel türbülans haritalarını ve pilot raporlarını yayınlıyorlar. ben çok fazla transatlantic uçuyorum ve uçuştan önce bu haritalara bakıp nerelerde sallayabileceğini görmek beni rahatlatıyor. sürpriz yaşamıyorum. ayrıca hava raporlarına pilotlar da bakıyor ve ona göre de bir miktar rotalar hesaplanıyor. dün uçaktaydım hatta, raporda izlanda hizasında med-sev türbülans olabilir görünüyordu. gerçekten de azıcık salladı ve bitti. eğer benim gibi bilinmezlik sizi stres ediyorsa işe yarayabilir.
0
eileengray
(11.12.25)
uçak sen bindiğinde düşmeyecek. o ihtimal sana denk gelmeyecek. milyonda biri denk getiremeyeceksin. bu sebeple kafana takmana değecek bir durum yok.
0
xephyr
(11.12.25)
(18)

Domuz yemeyen inançsız var mı?

michael_knight
İnanç dışında bir sebepten domuz yemeyen insanlar da var mı? Normalde domuz yiyen toplumların kültüründe yetişmiş kişiler için soruyorum. Ve tabi veganlık gibi tüm etleri reddetme değil de sadece domuz.
İnanç dışında bir sebepten domuz yemeyen insanlar da var mı?
Normalde domuz yiyen toplumların kültüründe yetişmiş kişiler için soruyorum.
Ve tabi veganlık gibi tüm etleri reddetme değil de sadece domuz.
0
michael_knight
(11.12.25)
dünyada adım atmadığım bir kıta kalmadı. at eti bile yedim ama pembe domuz yemedim. acayip iğreniyorum pembe domuzdan. bu benim inancımla alakalı bişey değil.
0
Fodera
(11.12.25)
Olmaz mi? Tadini sevmeyen tanidim, saglikli bulmayan tanidim.
0
konusma ben konusuyorum daha bitirmedim
(11.12.25)
Var tabi niye olmasın.

Domuz pis bir hayvan eti de kokuyor çoğu yemekte. Hele kızartmalarda falan yağlı da genel olarak herkese hitap etmeyebilir.
0
chicha_v2
(11.12.25)
Koku iğrenç geliyor bana
0
basond
(11.12.25)
Kokusu igrenç geldigi için yemeyen hristiyan tanıdıklarım vardı. Sıgır eti yiyorlardı sadece. bana sorarsan ne gerek var tecrübe varken
0
limonlu eksi
(11.12.25)
ben yemem. tadını sevmiyorum ve tenya konusu tedirgin ediyor.
0
gabe h coud
(11.12.25)
koyun kuzu ve domuz yemezler bir çok (müslüman ve yahudi olmayan) insanlar. çünkü farklı bir kokusu var, biraz ağır ve yağlı hepsi de. et diye sadece sığır, dana eti yiyorlar.
+1
ground
(11.12.25)
20 yıllık ateistim, çok yurtdışında bulundum ve bir çok kez domuz eti denedim-yedim ama bana hiç lezzetli gelmedi, kırmızı et varken domuz eti yemek bana göre absürt bir durum.
0
say something loving
(11.12.25)
Ben denk gelmedim.
Bu arada domuz etinin hastası olmasam bile domuz şarküterisi, sosisleri vs efsane ürünler. Yoksa hayatımda kimsenin dana biftek ile domuz eti karşılaştırdığını görmedim, fiyat olarak bile aynı yerde değiller. Bana göre domuzun efsane olduğu yer şarküteri. Misal bir jambon de bayonne, porchetta, speck delle alpi.
0
logisticsmanager
(11.12.25)
logisticse katılıyorum. italya'da parma ham yerim, almanya'da sosis yerim, hamburger içinde bacon yerim ama gidip de az pişmiş domuz eti ya da steak tarzı bir ürünü dana eti varken yemem.
0
awlmi
(11.12.25)
Şarküteri domuzu benim için de bir numara +1. istanbul’dakilere eataly’nin mortadellasını öneririm. tiftik pulled pork (özellikle bbqda) ya da japon mutfağında ramenlerde kullanılan chashuyu da seviyorum.

rosto için vs. domuz eti sevmem. baby back ribs de çok sevmem. gerçi ben kurban etini de yemem.

edit: aslında normal bir et türü, "yiyecek kadar düşmek" vb yorumlar bu konunun nasıl bir social construct olduğunu çok iyi ele veriyor. bunun soru olması bile inançsızlar arasında nasıl bir tabu olduğunu gösteriyor. kimse keçi eti için yemese bile böyle yorumlarda bulunmaz. "inançsızların" domuz eti için de aynı nötrlükte olması gerekmez mi?
0
eileengray
(11.12.25)
kuzu yemeyen inançlıda var.
0
duyuruuser
(11.12.25)
"yetismek"ten kasit nedir bilmiyorum ama 20'li yaslarimdan beri yurt disinda yasiyorum. su an 40'a yaklasiyorum. ateistim. domuz eti yemiyorum. sadece sevmiyorum. tadini sevmeme veya saglik nedeniyle yemeyen cok insan vardir diye dusunuyorum. alkol de kullanmiyorum mesela. ustelik alkol kullanmadigimi soyledigimde turkler hemen sizi bir sinifa sokuyor, yobaz, akp'li, bilmem ne. halbuki ben saglikli olmadigi icin icmiyorum. halbuki konustugumuzda inancli olduklarini ama alkol kullandiklarini soyluyorlar. bu daha tuhaf bir durum degil mi? :) ateist olmanin sartlarindan biri alkol (veya domuz) tuketmek degil ama musluman olmanin kurallarindan biri bunlari tuketmemek.
0
Sour
(11.12.25)
inanç hassasiyetim yok ben de de domuz + alkol tüketmiyorum. domuz 1 kere yedim mideme çok ağır geldi sindirmekte epey zorlandığımı hatırlıyorum, o yüzden dana varken neden domuz yiyeyim +1 diyorum. bu arada koyun etini de sindiremem bu yüzden koyun da yemiyorum. alkol de mideme iyi gelmiyor alkol de alamıyorum :)
0
Sadece soruyorum
(11.12.25)
Hocam domuz etine türkiye'de çok acayip bir önem yükleniyor. Hem muhafazakar kesimde, hem daha modern beyaz yakalı tayfada çok acayip bir konu türkiye'de bu.

muhafazakarlar yalandan bile bu kadar korkmuyor.
kendini modern görenler de domuz yemeyi çok önemsiyor, özellikle beyaz yakada bununla övünenler falan var çok komik.

İşin özü batı ülkelerinde de domuz eti tüketmeyen bir kitle var.

Çünkü domuz düşük kalite bir et. Elbette şarküteri anlamında iyi ürünler yapılıyor. Ama Premium et yemeklerinin çoğu sığır etinden yapılır.

Domuz eti biraz daha fast food, orta- orta alt sınıfın, mavi yakalının sevdiği bir lezzet. Ha elbette tüketen var, elbette lüks restoranlarda da servis ediliyor.

Ama şey gibi düşünün, et döner vs tavuk döner. Tavuk döner daha ucuz, daha öğrenci işi, daha zayıf bir lezzet.
+1
anten
(11.12.25)
Çiftlik domuzu değil ama yaban domuzu özellikle pistikten sonra sığır etine baya benziyormus.

Tr'nin yarısına bence dışarda kebap döner hamburger yiyorum diye bunu yedirmislerdir :) hele büyükbaş krizi vs varken affetmemistir Yurdum anadolu irfanina sahip esnafı :))

Kişisel olarak kültürel bir alışkanlık, koku, damak tadı, önyargı vs sebeplerle yemem. (Çünkü hakikatten les gibi kokuyor piserken çiftlik domuzu)
0
makbur
(11.12.25)
duz domuz eti bizim damak tadimiza ters, ayrica kalite olarak da dandik bir et.
bir islemden gecirilmesi lazim yiyebilmemiz icin, ya tutsulenecek, ya marine edilecek, vs.

dini bir kaygim sifir derecesinde ama tadi ters geldigi icin jambon/sosis karisimlari haricinde almam/yemem.
0
cooperr
(11.12.25)
var, ben. o kadar dusmedik cok sukur.
0
banach
(12.12.25)
(6)

Restaurant açmak için aşçılık belgesi almak

Caletti
Sakatat, çorba ve kebap üzerine restaurant açmak istiyorum, ilk etapta çoğunlukla için başında kendim olmakstiyorum. İşletmeyi açmak için aşçılık belgesi de lazım sanrıım. İstiyorum ki aşçılık belgem de olsun. Yaşın 35. Bu belgeyi nereden nasıl alabilirim? Eğitim süreci nasıl? Lokasyon İzmir.Not: he
Sakatat, çorba ve kebap üzerine restaurant açmak istiyorum, ilk etapta çoğunlukla için başında kendim olmakstiyorum. İşletmeyi açmak için aşçılık belgesi de lazım sanrıım. İstiyorum ki aşçılık belgem de olsun. Yaşın 35. Bu belgeyi nereden nasıl alabilirim? Eğitim süreci nasıl? Lokasyon İzmir.

Not: her türlü bilgiye ihtiyacım var. Teşekkürler.
0
Caletti
(10.12.25)
2 yıllık aşçılık meslek yüksekokulundan mezun olman gerekiyor. daha kolayı varsa ben bilmiyorum ama ben orada okurken sınıfta bir sürü kişi bu sebepten dolayı okuyordu.
0
neira
(10.12.25)
İstanbul'da ismek meslek edindirme kurslarında 6-7 aylık kurslar oluyor onlara bakın meb onaylı sertifika veriyorlar.
0
anten
(10.12.25)
anten +1
Meb sertitikalı kurslar var. Derslere ek olarak, yazılı ve pratik sınav ile staj dönemi oluyor. En ünlüleri MSA ve Usla, ama başka şehirlerde de kurslar vardır illa ki.
0
auroraaurora
(11.12.25)
Halk eğitim merkezlerinde bu tarz kurslar oluyor.
0
kendinibulankadin
(11.12.25)
öncelikle size lazım olan şey ''ustalık belgesi''

yöntemler şunlar;
1) halk eğitim merkezlerinde aşçılık alanı ile ilgili kurs bulup belli bir saati tamamlamanız durumunda, o sertifikalar ile mesleki eğitim merkezlerine (mesem) müraacaat edersiniz. denklik işlemi yapılır. teorik ve uygulamalı sınavlara girip başarılı olmanız durumunda ustalık belgesi edinirsiniz.

2) cevaplarda bahsedilen aşçılık myo da olur. oradan mezun olursanız o diploma ustalık belgesi yerine geçer ama gene o diploma ile mesleki eğitim merkezine aynı işlemler için gitmeniz gerekir.

3) ustalık belgesi edinmek için 5 yıl bu alanda çalışırsınız. sigorta dökümünüz ile gene mesleki eğitim merkezlerine müraacat eder aynı süreci yaşarsınız.

4) mesleki yeterlilik kurumu (myk) tarafından yetkilendirilmiş kurs merkezleri var. myk nın sitesine girersiniz. aşçılık/yiyecek içecek alanında hangi şehirde nerede kurs varmış bulursunuz. en az 4.seviye olmak kaydıyla bu belgeyi o kurslar üzerinden alırsınız gene mesleki eğitim merkezine gider aynı süreci yaşarsınız.

5) ismek kursları 1.maddede belirttiğim kapsamda değerlendirilir mi ondan kesin emin değilim. eğer olursa o da halk eğitimin eş değeri gibi değerlendirilebilir.

yani dönüp dolaşıp mesleki eğitim merkezine gidersiniz. çünkü ustalık belgesi vermeye yetkili tek kurum ülkemizde mesleki eğitim merkezleridir.

bunun haricinde şu fiyata şu sürede meb onaylı ustalık belgesi veriyoruz, e devlet te görünen karekodlu belge bilmem ne diye vaatler veren özel kurslar tarafından dolandırılmayın. ha size bir belge verirler mi evet verirler fakat geçerliliği olmaz, süs eşyası olarak kullanırsınız. aman dikkat.
0
wilhelmwasmuss
(11.12.25)
firma türü şahıs olacak ise sizin ustalık belgesi almanız gerekir. ancak şirket kuracaksanız belgesi olan birisini çalıştırmanız yeterlidir.
0
bravoteam
(11.12.25)
(2)

Şubat ayında bakü’ye gidilir mi?

messina123
Maksat vizesiz 3-4 gün gezmek
Maksat vizesiz 3-4 gün gezmek
0
messina123
(10.12.25)
biraz soğuk olabilir ama güzel memleket 3-4 gün gezmek için.
0
anten
(10.12.25)
şubat ayında bakü'de dışarıda gezmek yorucu olur, genel olarak aşırı rüzgarlı bir şehir, yağmur ve soğuk havayla birlikte iyice çekilmez olabilir.

Merkezi küçük biryer zaten, bir günde gezersin, bir günde yeme-içme yapsan, kar varsa iki günde şahdağ'a gitsen olur gibi.
0
sealth
(10.12.25)
(5)

Vefat eden kişinin banka borcu

metal69
Babam, bu ekim ayında vefat etti. Bir bankaya 30 bin küsur lira bir kredi kartı borcu varmış. Buna bir yapılandırma vs. yapar mı banka, süreç nasıl ilerler?
Babam, bu ekim ayında vefat etti.

Bir bankaya 30 bin küsur lira bir kredi kartı borcu varmış. Buna bir yapılandırma vs. yapar mı banka, süreç nasıl ilerler?
0
metal69
(10.12.25)
Merhaba, öncelikle başınız sağ olsun. Aynı durumu yaşadığımızda İş Bankası belirli bir yapılandırılmış plan sundu önümüze biz de taksitle ödedik. Kolaylıklar.
0
but that was just a dream
(10.12.25)
başınız sağolsun,
ne borcu olduğuna göre değişiyor, yakınım vefat ettiğinde 1-2 taksidini kızı ödedi ama sonra duyum ile avukata danıştı ve kredinin sigortası olduğu ödeme yapmayacaklarını anladılar, banka yapılandırma falan yapmıştı, banka her şekilde sigorta ile uğraşmak istemiyor ödeyecek varsa kitlemeye çalışıyor demiştik o zaman. snradan ödemedi, meblağda yakındı sizin tutar ile. böyle birşey olabilir dikkat etmek lazım
+2
eja
(10.12.25)
ne borcu? kredi ise sigortası var mı? kmh yada kredi kartı ise yapılandırma yapar banka ile görüşün.

başınız saolsun.
+1
gercekdunya
(10.12.25)
Muhtemelen kredinin vefat sigortası vardır onu bir öğrenin.
0
anten
(10.12.25)
Soruda kredi kartı borcu diyor aslında? Veraset ilamı ile bankaya giderseniz yapılandırmayı konuşabilirsiniz. Başınız sağolsun.
0
ansya
(10.12.25)
(5)

Saygı nasıl öğrenilir?

osssy
Orta yaşa gelmiş ve saygıyı öğrenememiş yetişkin biri saygılı olmayı nasıl öğrenebilir? Psikoterapi için arama yaptığımda konu hep saygısız insanlarla başa çıkma olarak ele alınmış ama saygısız insanın kendisi nasıl bir eğitim ya da çalışma yapabilir? Siz saygılı olmayı nasıl öğrendiğinizi hatırlıyo
Orta yaşa gelmiş ve saygıyı öğrenememiş yetişkin biri saygılı olmayı nasıl öğrenebilir? Psikoterapi için arama yaptığımda konu hep saygısız insanlarla başa çıkma olarak ele alınmış ama saygısız insanın kendisi nasıl bir eğitim ya da çalışma yapabilir? Siz saygılı olmayı nasıl öğrendiğinizi hatırlıyor musunuz? Ben, yaptıklarımı olay sonrası değerlendiridiğimde memnun kalmayıp bunu tekrar yapmamak şeklinde ve bana yapılmasını istemediklerimi yapmamak şeklinde öğrendiğimi sanıyorum. Bu konunun Türkiye'de genel bir eksiklik olduğunu da düşünüyorum. Teşekkürler.
+1
osssy
(09.12.25)
Hani "ben yaşadıklarımı ilgili olay sonrası değerlendiriyorum, memnun kalmadıysam tekrar yapmamam gerektiğini öğreniyorum" diyorsunuz ya, işte o -gecikmiş vicdan- hissi çok kıymetli, iş onu olay anına taşımakta, hepsi bu. Ayrıca biraz empati geliştirip biraz da -sınır- nedir bilince saygı sahibi oluyorsunuz.
0
zaman ilac degil insanlar unutkan
(09.12.25)
Empatiyi öğrenmeli.
+1
antihero
(10.12.25)
Hocam bu iş genelde aileden ve küçük yaşlarda öğreniliyor.

Yetişkin bir insan için kendi fark edip çaba göstermediği sürece mümkün değil.
+2
anten
(10.12.25)
Dayakla öğrenir hocam. Korkuyla öğrenir.
Zora gelince öğrenir. Kendi çöplüğünden çıkıp başka yerlerde burnu sürtünce kesin öğreniyor.

Türkiye'deki saygısızlık daha çok alışkanlıktan geliyor. "Bi şey olmaz ki, o zaten öyle, ne olacak ki" diye diye bokunu çıkarıyoruz.

Eski tanıdıklarımın hepsi gerçek hayatla tanışınca saygılı olmayı öğrendiler. İşe başlamak, işsiz kalmak, terk edilmek, aldatılmak. Gerçekten saygısız olduğu için 10 yıl önce tanışık olduğumuz ama yakın arkadaş olamadığımız bir kişi yıllar sonra gerçekten değişti. Bildiğiniz büyüdü adam. (24'ten 34.)
+1
nickini vermek istemeyen uye
(10.12.25)
şok tedavisi. yani dayak. ciddi ciddi faydası var.
+1
ground
(10.12.25)
(22)

Hayatta sadece bir kez sevmek

mermaidd
Sorum özellikle duyuru erkeklerine ama herkes cevaplayabilir elbette :)Hayatınız boyunca kaç tane ilişki yaşarsanız yaşayın aklınızın ve kalbinizin 1 kadında takılı kaldığı doğru mu yoksa etrafta dolaşan bir uydurma mı? Son zamanlarda sosyal medyada bu konuyla alakalı çok fazla içerik görmeye başlad
Sorum özellikle duyuru erkeklerine ama herkes cevaplayabilir elbette :)
Hayatınız boyunca kaç tane ilişki yaşarsanız yaşayın aklınızın ve kalbinizin 1 kadında takılı kaldığı doğru mu yoksa etrafta dolaşan bir uydurma mı?
Son zamanlarda sosyal medyada bu konuyla alakalı çok fazla içerik görmeye başladım. Yok "1 erkek 1 kez sever" vs. gibi ve sormak istedim sizlere.

DİPNOT: Bu benim görüşüm değil sadece dikkatimi çeken bir durum olduğu için sormak istedim.
0
mermaidd
(09.12.25)
Doğru değil.
0
gabe h coud
(09.12.25)
Doğru değil. Birden çok kez sevebilir insan. Hiç bitmez sandığın sevgi yok oluyor/ediliyor ya da aşkın etkisi geçiyor. Aslında o kişiyi değil, o zamanki heyecanını, sende bıraktığı etkiyi seviyorsun. Bir de hayat bu kadar romantik değil. Millet evlenip bir kişiyle 20 30 yıl geçiriyor. Bu bence çok zor bir şey. Bir kere sevme olayı garip aslında.
0
arbre
(09.12.25)
psikoloji, kültür, çevre etkileri nedeniyle bazı insanlar hayatta duygusal olarak takılı ve takıntılı kalabiliyor fakat genelleyemeyiz
+4
grimavi
(09.12.25)
Erkek duygularını bastırarak büyütür, ayrılık sonrası yasını erteler, sonra da "unuttum" zanneder. Ama bilmez ki işlenmeyen duygu geçmez, sadece donar. Bir de hafızanın seçiciliği var tabii, o ilişkideki zorlukları, çektikleri sıkıntıları değil de, sadece güzel anıları hatırlayınca ne olur? Buyrun size "yanındakiyle yaşar, aklındakiyle ölürsün" başlıklı saygısız bir gönderi daha...
+1
zaman ilac degil insanlar unutkan
(10.12.25)
Henüz 1.80 sarışın Rus’a denk gelememiş bir erkek uydurması olarak görüyorum bu tarz lafları. Karşim bu erkek nasıl sadece 1 kez aşık olabilir ya
+1
olaylar olaylar
(10.12.25)
Bende 1 kez sanıyordum.

Sevmeyi seviyorsanız cevabı 1 den fazla.

Kadınların sanmaları yüzünden erkekler fena dağılıyor.

hele günümüzde.

The true north +1
0
baldan kaymak
(10.12.25)
Aşık olmamış ya da önceki aşkının duygusal bağımlılığından çıkamamış birinin genellemesi. Kendi başı ağrısa herkesin başının ağrıdığını da zannediyor olabilir.
Şu da var, yaşadığı aşkın o zaman hissettirdiği hisler ile şimdiki aşık halinin yaşattığı hisler birbirinden farklı olabilir. Bu sebeple öyle zannediyor da olabilir.
0
kisa
(10.12.25)
Kadın içinde erkek içinde doğru değil.
Uzun zaman önce birine karşı bende böyle düşünmüştüm nasıl seviyorum ama deli gibi tasma taksın gezdirsin diyorum :)
Aradan yıllar geçti bir yerden telefonuma ulaşmış aradı, çok şaşırdım tabi ama hissim yok olmuş tamamen, sonra mesajlar attı görüşmek istedi hep bahanelerle istemedim, açıkça söyledim istemediğimi en son yine durmadı engelledim. Geçmişe dönüp bakınca ne kadar toy ve boşmuş, iyi ki tasma taktırmamışım :)
0
IcedFlames
(10.12.25)
çok slogan bir söylem bence; bu kadar genellenemez. derecesi fark etmeksizin gerçekten sevdiğimizi söyleyebildiğimiz insanlar birden fazla olmuşsa -ki bende öyle-soruna şu şekilde cevap verebilirim:

öyle veya böyle, gittiğinde sende bıraktığı boşluk dehşet seviyede oluyor; hayatındayken ise bir şekilde daha kendin gibi, sanki oyundaki en güzel güçlendirme veren itemi inventory ne atmışsın da her zorluğu kolaylıkla aşabilecekmişsin gibi hissediyorsun.
0
lüzumsuz adam
(10.12.25)
Hayat çok uzun, zaman çok güzel siliyor her şeyi.
+1
antihero
(10.12.25)
Doğru değil.

Ergenliğin heyecanı
20'lerin heyecanı
30'ların olgunluğu
40'ların boşvermişliği
hepsi apayrı hepsinde de ayrı bağlanıyoruz, tutulu kalıyoruz. İlk terk edildiğimde ölüyorum sanmıştım, terk ettiğimde de dünyanın en suçlu insanı gibi hissetmiştim.
onsuz yapamam dediğim insanı/insanları yolda görüp kafa çevirdiği de oluyor insanın.
takılı kalıyorsanız o kişiye olan sevginizden değil, kendinizde olan sorunlardan dolayıdır. O ilişkinin bitmesi size yetersiz hissettirdiği için tekrar dönmek istiyorsunuz, kendinizi kanıtlamak istiyorunuz. vb nedenler.

sağlıklı yetişkin takılı kalmaz. bitmesi gerektiği yerde de biter. hayat herkes için devam ediyor. iki iyi insan mükemmel bir ilişki yaşayacak diye bir kural yok. Maalesef olmayabiliyor.
0
croswell
(10.12.25)
aşırı derecede bir uydurma. üniversite zamanında 5 yıllık ilişkim oldu, ilk ciddi ilişkimdi ve aşırı seviyorduk birbirimizi ilk 18-20 yaşların heyecanıyla ama olmadı ayrıldık. sonra başka bir uzun ilişkim oldu, evlendim, 1 senelik evlilikten sonra ayrıldık :) şimdi 5 yıllık başka bir ilişkimle evliyim 1.5 sene oldu evleneli ve gerçekten mutluyum, yaş da 40'a geliyor. öncekileri sokakta görsem sadece gülerim, ne yaşadığımı bile unuttum öyle söyliyim :D
0
awlmi
(10.12.25)
Şöyle diyelim hayat boyu değil belki ama... İnsanların hayatlarında belli kırılma dönemleri oluyor ve karakterleri ona göre şekilleniyor.

O dönemlerde unutamadıkları insanlar oluyor muhakkak.

Yani 30 bir dönüm noktasıysa bir insan için 30'larında yaşadığı bir ilişki 30-40 yaş arası dönemde unutulmaz olabiliyor.
0
anten
(10.12.25)
38 yaş olarak 3 kişiye aşık oldum şu ana kadar. aralarındaki süreler oldukça fazla tabi. birini unutmadan baskasına aşık olmadım hiç.
0
archmeister8
(10.12.25)
Bu 14-15 yasindayken dusundugum bir seydi ama artik degil.
0
hot potato
(10.12.25)
Büyük konuşmak istemem ama insan bir kere sevmeli, evlenmeli.

Evlendin, bir kaç sene içinde eşinle anlaşamadın, ayrıldın. Tabii ki yeniden evlenebilirsin.
Ancak evlendin, çocukların oldu, bir 10-15 sene sonra eşin vefat etti. Yeniden evlenmemek bence en güzeli. Ben tercih etmem diye düşünüyorum.

Ama evlenilmesi de ayıp veya yanlış değil. Kişisel tercih.

.
0
kartallar yuksek ucar
(10.12.25)
9-10 defa "sadece bir kez sevdim" dediğim birlikteliğim olmuştur.
0
kizil karga
(10.12.25)
gündüz soruyu görmüştüm şimdi antitez olarak geldim. ben gerçekten sanki bir kez gerçekten sevdim, sevildim. 35 yaşındayım sonrası hep onun kadar sevebileceğim birini aramakla geçti umarım bulurum
0
rajkoothrapali
(10.12.25)
@rajkoothrapali umarım bulursun 🙏🏻

Hepinize dönüşleriniz için teşekkür ederim
0
🌸mermaidd
(10.12.25)
doğru değil. hatta bunu söyleyen insanın hiç de olgun olmadıgını, çok deneyimsiz oldugunu, iddalı sloganvari cümlelerin peşinden sürüklenen duygusal olarak zayıf birisi oldugunu düşünürüm.
-2
abelardo
(12.12.25)
@ruzgarr örneğinde görüldüğü gibi hiç şaşmaz

www.eksiduyuru.com

duygusal olarak zayıf insanlar ancak hayatta sadece bir kez sevilebileceğine inanır
+2
abelardo
(14.12.25)
Sevemedim güvenemedim. Hatalar yaptık şimdi piyasada düzgün kız da kalmadı.
0
civa
(07.01.26)
(13)

Almanya seyahati için sağlık sigortası?

Buddrick
Kamu personeliyim. Yeşil pasaportum var. Ocak'ta 10 günlüğüne Almanya'ya gideceğim. Bunun için sağlık/seyahat sigortası yaptırmam gerekiyor mu? Nasıl yapılıyor?
Kamu personeliyim. Yeşil pasaportum var. Ocak'ta 10 günlüğüne Almanya'ya gideceğim. Bunun için sağlık/seyahat sigortası yaptırmam gerekiyor mu? Nasıl yapılıyor?
0
Buddrick
(09.12.25)
sağlık sigortası yaptırmanız gerekmiyor. yurt dışı çıkış harcını ödemeniz yeterli.
0
wilhelmwasmuss
(09.12.25)
Nasıl yapılacağını biliyor musunuz peki?
0
🌸Buddrick
(09.12.25)
Seyahat sağlık sigortası normal sigorta. Acenteden, bankaların site veya uygulamalarından yaptırabilirsiniz. Yurtdışı çıkış harcı da hem online (edevletten vardı yönlendirme) hem de havaalanında makinalardan alınabiliyor.
0
klassno
(09.12.25)
normal herhangi bir sigorta şirketinden, sigorta poliçesi alır gibi. yurt dışı sağlık seyahat sigorta poliçesi.
0
wilhelmwasmuss
(09.12.25)
Bankanızın mobil uygulamasında seyahat sağlık sigortası diye aratın. İş mobilde var, ziraatte var.

Mutlaka yaptırın. Ucuz bir şey ve, insanları milyonlarca lira masraftan kurtardığına iki kez şahit olmuşluğum var.
+1
Mirket
(09.12.25)
Sigorta zorunlu değil. Her bankada var. Çıkıcağınız tarihleri göre yapılıyor. Hepiyi sigortada kampanya oluyor, ben en son oradan yaptırdım.
0
mikahakkinen
(09.12.25)
bu zamana kadar hepiyi sigorta, allianz ve generaliden aldım. hiç kullanmadım ama yanınızda bulunması bence gayet mantıklı bir durum.
0
kornisch
(09.12.25)
Gerekmiyor ama cüzi bir fiyatı olduğundan, olası aksi bir duruma karşı yaptırmanızı öneririm.
0
lil siztah
(09.12.25)
Şart değil ancak kendin için olması seni korur Bir kaza hastalık vs olursa büyük masrafödemeni engelleyebilir. Bütük meblalar değil
Nasıl yaptırayım dersen herhangi bir acenteden seyahat sigortası yaptırmak istiyorum dersen bilgilerini alıp sana belgeleri hemen verirler
0
basond
(10.12.25)
at11 alabiliyor musunuz bilmiyorum ama bi bakın isterseniz, sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanırsınız acil bir durumda
0
mezzosprite
(10.12.25)
1 ay önce yeşil pasaportla almanya'ya giden eşimin babasına sınırda sigorta sordular ve yoktu. odaya çektiler, gecenin 2sinde biz buradan sigorta yaptırdık güç bela. o sebeple mutlaka yaptırın, banka uygulamanızdan iki dakkada halledersiniz.
0
awlmi
(10.12.25)
Normalde vize başvurusunda sigorta soruluyor. Sizin vizenin olmadığından sınırda sorulabilir. Zorunlu da olabilir, teyit etmekte fayda var.
Bu arada yaptırmak her türlü tavsiye edilir. Uçaktan inerken ayağınız burkulsa kat kat fazlasını ödemek zorunda kalırsınız.
0
burfak
(10.12.25)
Sağlık sigortasını kendiniz için yaptırın.

Allah korusun dünyanın bin türlü hali var, çok pahalı bir şey de değil.

Artık banka uygulamalarından bile yapılıyor.

Hangi bankayla çalışıyorsanız, o bankanın uygulamasından seyahat sağlık sigortasını seçin.

Almanya olduğu için AB ülkeleri'ni işaretleyin.

Sigorta kapsamının seyahatinizden bir gün önce başlaması lazım, döndükten bir gün sonra da bitmesi lazım.
+2
anten
(10.12.25)
(12)

Bütün okul hayatı boyunca başarılı olmuş insanlar

pembediken
Sonrasında başarılı ,hayatında doğru kararlar alan, mantıklı düşünüp hareket eden vb. kişiler mı oluyor?
Sonrasında başarılı ,hayatında doğru kararlar alan, mantıklı düşünüp hareket eden vb. kişiler mı oluyor?
0
pembediken
(06.12.25)
Okul başarısı akademik zekanın iyi bi göstergesi ama duygusal zekanın değil. Okul başarısına ek olarak duygusal zekası da fena değilse iyi kararlar alır. Değilse ne olduğunu bile anlamadan kuyuda bulabilir kendini.
0
benim bir gizli bildiğim var
(06.12.25)
Tanı konmamış ADHD'li çocuklar var mesela, planlı programlı düzenli okul yıllarında çok başarılı oluyorlar. Zamanlarını daha serbest düzenleyebilecekleri üniversite ve sonrasında bütün sistem çöküyor, iş hayatında bocalıyorlar.
+2
kobuzchu kiz
(06.12.25)
Kobuzchu kiz +1
Okul hayatım başarılıydı ama iş hayatına girdiğimde en çok bu konuda zorlanmıştım. Özmotivasyon ve zaman yönetimi yeteneklerimi geliştirmek için hala uğraşıyorum.
0
Bruce
(06.12.25)
ortaokul/lise tayfasina bakiyorum da, bu cocuk iyi yerlere gelecek dediklerim cogu ya beyaz yaka kole oldu, ya da bir baltaya sap olamamis sekilde dolasiyorlar.
bundan bir bok olmaz dediklerimin de cogu zengin oldu, patronluk yapiyorlar.
ozetle, akademik basari=para denklemi patlayali cok oldu, bitti o is.
okullar robot yetistiriyor, yetistirdekleri robotlar da kalitesiz isin kotu tarafi.
0
cooperr
(06.12.25)
Okul başarısı kişiden bağımsız bir çok koşula bağlı. Aile ortamı, ekonomik durum, sağlık gibi kişinin elinde olmayan başarı üzerinde etkili birçok değişken var.

Günümüzde okul başarısının ilerideki hiçbir davranışla veya parayla pek ilişkisi kalmadı. Herkes kendine göre bir üniversite veya bölüm bulabiliyor. Türkiye'de bulamayan parasıyla avrupada okuyor.

Benim gördüğüm fazla okul takıntısı gerçek hayattan koparıyor. Adam bir bölüme girmiş iş bulamamış bulma şansı da yok ama halen zorluyor. Bir zanaat edineyim demiyor. Falanca teknisyen veya ticaret yapan okumamış bu aptal falan diyor.
0
michael harddd
(06.12.25)
Evet öyle oluyor. Aksini iddia edenler istisnaları sayıyor/görüyor.
-3
gabe h coud
(06.12.25)
Herkes başarılı olacak diye bir kural yok ama kendi çevreme baktığımda doğru bir önerme olarak görüyorum bunu.okul arkadaşlarımdan başarılı olanların hayatada aynı şekilde devam ettiklerini gördüm.beraber büyüdüğüm iki yakın arkadaşım farklı okullarda başarılı bir eğitim hayatları oldu.birisi ülkedeki en büyük holdinglerden birisinin yönetim kurulunda,diğeri en bilinen bankalardan birisinin gmy pozisyonundan yurtdışına gitti.geriye gm olarak gelmesi bekleniyor.

Ama buradaki başarı kıstasımız kurumsal hayatta bir başarı,iyi maaş gibi gözüküyor.ben buna çok sıcak bakmıyorum.corporate hayatlar çok benlik değil.kıskandığım iki arkadaşım var.birisi lisede dans ediyordu ,hala dans etmeye devam ediyor.diğeride bütün hayatını sporla uğraşarak geçirdi.çok güzel işlere imza atıyor.

Burdan yola çıkıp asıl önemli olan istikrar demeyi tercih ederim.
0
duptıs
(07.12.25)
turkiye'nin en iyi anadolu liselerinden birinde okudum. herkes kendi sosyal sinifindan devam etti. orta ust sinif cocuklari ya yurtdisinda okudu, ya da tr'de guzel kariyerleri oldu. mutevazi ailelerden (ogretmen, memur vs) doktor olanlar kuyrugu dik tuttu, digerleri sallantida. alt siniftan ufak istisnalar disinda bir yol olan gorulmedi.

okulda alinan puanlar ile hayat basarisi arasinda dogrudan bir iliski oldugunu sanmiyorum. sosyal beceriler en az zeka kadar onemli hayatta bir yerlere gelebilmek noktasinda.

zaten siniflara gore insanlarin basarili olma sebebi de bu. ust siniftan geliyorsan ailenin tanidigi ve sana is imkani vs verecek insanlarla dogrudan bir network'un icine doguyorsun. okuldan mezun olunca is bulamazsan babanin tanidigi ayarliyor en kotu bi mulakat. alt siniftan gelen kisi kendi networkunu olusturmak zorunda kaliyor yoksa isi zor.
0
antikadimag
(07.12.25)
Türkiye'de akademik başarının hayatta başarının garantisi olduğuna inanılıyor. Yok öyle bir şey.

Çok basit bir ölçeği var bunun. türkiye'nin en prestijli okullarının en prestijli bölümlerinden mezun olanlara bakın. Koç economics, Boğazisi işletme, hacettepe tıp...

Aynı dönemde aynı sınıftan, aynı not ortalamasıyla mezun olan insanların bile çok farklı yaşamları var.

Aynı bölümden aynı sene mezun 2 doktoru alın mesela.
Doktor a bölüm birincisi,
doktor b ortalama altı bir öğrenci.

Ama notları düşük olan doktor b gider nişantaşı'nda ve dubai'de estetik kliniği açar. Botox yapa yapa porsche alır kendine.

Notları yüksek olan doktor a kredi kartı ekstresine bakıyordur asgariyi mi ödeyeyim, tamamını mı diye.

Bir insanın hayattaki başarısını (maddi, manevi, artık nasıl belirliyorsunuz o başarıyı fark etmez o size kalmış. Ona siz bakarsınız) belirleyen bir sürü faktör var:

-Akademik başarı
-Aile
-Maddi durum
-Kişisel network
-Bilişsel yetenekler
-Duygusal yetenekler
-Öngörü
-Cesaret
-Genel kültür
-İletişim becerileri
-Psikolojik durum
-Kişisel finansman yönetimi

Akademik başarı bunlardan sadece biri. Önemli. Ama tek başına yeterli değil.
+1
anten
(07.12.25)
Hayır bu iş öyle olmuyor. Daha doğrusu böyle bir korelasyon kurmak mutlak bir veri vermez bize.

akademik hayatı çok iyi olup iş hayatında çakılan veya silik sıradan bir tip olan çok insan gördüm. Tam aksi olupta, okuldaki akademik becerileri vasat olup iş hayatında çok başarılı ve parmakla gösterilen kişileri de.

Akademik başarı mutlak iş/hayat başarısını getirmez. Getirmiyor. Biraz da Kendimden biliyorum.
0
ezkaza
(07.12.25)
31 yaşındayım, annemle yaşıyorum, hiçbir başarım yok.

herkes benim gibi değil tabii, istikrarlı bir şekilde hayatta başarılı olup iyi yerlere gelenler de oluyor hatta bunların çoğunluk olduğunu söyleyebiliriz ama okul başarısı dünyadaki en abartılmış şeylerden biri. çünkü en başta günümüzün ekonomik gerçekliğiyle ve iş hayatının dinamikleriyle uyuşmuyor.

adam çok zeki veya çalışkandır, gider manyak bir mühendis olur filan evet iş hayatında da başarılı olur ama özellikle sosyal bilimlerde öyle bir şey yok. zaten bu tür bölümlerde spesifik bir alandaki beceri/eğilim insanı çok fazla öne çıkarabiliyor. ben dilciyim mesela her zaman çok başarılı bir öğrenciydim, lisede arkadaşlarımın b1 ingilizce bildiği yerde ben 8-10 sayfalık hikâye çıkarıyordum, üniversitede başka bir dili öğrendim ve orada da bölümün en iyilerindendim vs. ama sonuçta diploma bile alamadım.

alıp çok iyi yerlere gelen arkadaşlarım da oldu ama ben alsam bile bir şey olmazdım muhtemelen. bilmiyorum yani belki ben yanlış düşünüyorumdur, belki "zaten hiçbi şey başaramadın konuşmak senin ne haddine öküz" dersiniz ama ben okul başarısının gerçekten çok abartılı bir kıstas olduğunu düşünüyorum ya.

tabii bir de başarı kriteriniz nedir, o önemli. kimi insan var bir alanda doktora yapıp kıt kanaat geçiniyor. hiçbir şeyi yoksa "ben bu alanda uzmanım" diyebiliyor. kimisi var ki okulu hocalara daha fazla zorluk çıkarmasın diye ZORLA mezun edilerek bitiriyor, işlek yerde tekel işletiyor. şimdi hangisi başarılı, kime göre ve neye göre?

ilkokulda çok yaramaz, cips vermediği için başka bir arkadaşımızın kafasında o cips paketini parçalayan bir arkadaşım yönetmen olmuş mesela. ben bunu televizyonda adamın klibini izleyince gördüm. ben parmakla gösterilen bir öğrenciydim, bi bok olamadım. çünkü istikrarsızım, çünkü disiplinsizim, çünkü sosyal becerilerim yeteri kadar kuvvetli değil.

benim çok iyi bildiğim birkaç şey vardı, öğrencilik hayatım bu sayede çok rahat geçti ama okuldan çıktığımda ya da okul gerçekten zorlaştığında bunun için bir çözümüm, alternatifim vs. yoktu.

çocuklara disiplinli olmak ve çaba göstermek öğretilmeli bence en başta. zihinsel, fiziksel engeli olmayan her insan yeteri kadar disiplinliyse bir yere varır çünkü. benim gibi kendini rockstar zanneden tek yönlü sığırlar da bir yerde duvara toslar, hayatı boyunca başka hiçbir şey görmediği için ne yapacağını bilemez.

velhasıl okulda başarılı olmuş insanların bir kısmı gerçekten çok donanımlı, zeki, yetenekli kişilerdir ve hayatlarının geri kalanında da başarılı olurlar. bir kısmı ise oyunu kolay modda oynuyormuş gibi takılır, 8-16 yaş arası için "çok güçlü"dür ama ondan sonrası için hiçbir fikri ve donanımı yoktur, onlar çakılır.
0
der meister
(07.12.25)
cok sevdigim bir hocam 4.0 ortalamali insanlar icin "hasta bunlar, insan bir kez olsun kotu gununde olmaz mi?" derdi, onu hatirlatti bana bu soru.
0
banach
(08.12.25)
(7)

Şu arabalar nasıl

arbre
Öncelikle otomatik, öncelik dizel ama benzinli de olur, max 150 bin km araba istiyorum ağır hasar kayıtsız.https://www.sahibinden.com/ilan/vasita-otomobil-peugeot-2009-model-peugeot-206-otomatik-vites-110-binde-ilk-sahibineden-1114547295/detayhttps://www.sahibinden.com/ilan/vasita-otomobil-opel-opel
Öncelikle otomatik, öncelik dizel ama benzinli de olur, max 150 bin km araba istiyorum ağır hasar kayıtsız.

www.sahibinden.com
www.sahibinden.com

Şunlar iyi geldi. Alınır mı? Sağ olun. 450 bin TL verebilirim şu an. 500 bin TL ekle şunu al gibi fantastik öneriler istemiyorum. Borçsuz, kredisiz alacağım. Bir de kaç bin TL indirir? 20 30 bin indirir mi?
-1
arbre
(06.12.25)
İlki hem pejo hem otomaik. Hemen uçurdum.
Diğeri zaten kaput değişmiş diyor şimdiden. Bi de aracın yanına gitsen röportaj adam gibi skeçin içşnde yer alacaksın.
Üzgünüm bu paraya beklentini düşürmen gerekiyor ve sürekli sanayiye gidip ustalarla uğraşmayı kabullenmen.
Bu paraya efsane kasa corolla alır kafa dinlersin. En dandik çin motoru bile 70 binden başlıyor.
Çöplükten hayır gelmez.
0
luluki
(06.12.25)
Benim tavsiyem bunlar arasinda corsa. 405 demis, 5 bini indirim için birakmis belli. Gerisi ikna kabiliyetinde. Hayırlı olsun.
0
duster
(06.12.25)
duster, Opel benim de kafama yattı, 100 bin km kullanıp 200 bin km'de satılabilir mi onu da merak ettim
0
🌸arbre
(06.12.25)
Benim favorilerimdeydi 2. Araç için. Vazgectik eve tadilat yaptık. 2. Elde tasarımı konforu değil sağlamlık aramalısın.
shbd.io
0
luluki
(06.12.25)
eski dizel otomatik araba alınmaz. alırsan da kenarda en az 100-150 yedek tutman lazım.
0
orpheus
(06.12.25)
Psa dan araba alınmaz
0
baldan kaymak
(07.12.25)
Hocam ikisi de psa-stellantis grubu, bu fiyat aralığında bu yaşlarda araç alacaksanız atmosferik uzak doğu araçlarına bakın.

Honda, toyota belki hyundai...

honda jazz
toyota yaris belki auris fiyat yeterse
hyundai i20 i30

bunlar sizi uzun süre götürebilecek araçlar.

2. araç olarak yaris kullanıyorum şehir içinde ufak tefek sağa sola gitmeye, 220bine geldi araç, servisle konuştuk diyor ki 500bini görür bu motor&mekanik.
0
anten
(07.12.25)
(7)

Bu kadar sahtekarlığa, rezilliğe, siyasete, kara paraya,hileye... rağmen futbol neden bu kadar ilgi görüyor?

luluki
Tek tük türk yıldız futbolcu var, topçu bile bahis oynuyor, maç satıyor....Yanii sıfıra yakın ciddiyet ve samimiyet varken, hâlâ bu ilgi alaka niye?Tuttuğum takım[ yok] bile şampiyon olsa bana sahte bi başarı olduğundan heyecan yaşatmaz.Yanii tek akıllı ben olamam değil mi? Bi yerde mi yanılıyorum?
Tek tük türk yıldız futbolcu var, topçu bile bahis oynuyor, maç satıyor....
Yanii sıfıra yakın ciddiyet ve samimiyet varken, hâlâ bu ilgi alaka niye?
Tuttuğum takım[ yok] bile şampiyon olsa bana sahte bi başarı olduğundan heyecan yaşatmaz.
Yanii tek akıllı ben olamam değil mi?
Bi yerde mi yanılıyorum?
+4
luluki
(06.12.25)
Avcı toplayıcı olarak yaşadığımız binlerce yılda erkeklerin genlerine kazınmış adına aidiyet duygusu denen bir olgu var. Erkek adam tek başına kendini güçsüz hissedip gücüne güven duyduğu bir topluluğa ait olmak istiyor. Ait olmakla övünebileceği bir güç. İçgüdüsel bir şey bu. Bu devirde de bu imkanı erkeklere futbol camiası sunuyor.
Sebep bu.

Ayrıca mesela 12 Eylül öncesi sol sağ çatışması vardı. Aidiyet solcu ve sağcı örgütlere kaymış, bu da devletin başına terör şeklinde bela olmuştu. Böyle olmasın diye devletler Futbolseverliği el altından desteklerler.

Bu konuda "Salazar'ın 3 F'si" diye aratırsanız Google'da detaylı bilgi bulursunuz.
-1
Mirket
(06.12.25)
ben de merak ediyorum buna, sık sık soruyorum bu soruyu kendime.

arada bir maça gidersin, atmosferi yaşarsın.
bazen tv karşısında kalabalık bir ortamda heyecan yaşarsın.
bu koşullarla ve az olmak kaydıyla maçları takip etmeyi anlayabiliyorum.

ancak sabah akşam spor konuşmalar; internette veya gerçek hayatta sürekli buna mesai harcamak, spor haberlerini takip etmek, futbol takımına gönül verip(?) alışverişlerinde buna göre tercihte bulunmak, başka kişilerler sırf takım farklılığı yüzünden kavga etmek akıl alır gibi değil.

alışkanlık diye tahmin ediyorum.
çoğu kişinin iki kelimeyi bir araya getirecek aklı fikri yok; muhabbet bitince ne olacak bu fenerin hali diyorlar. bence en makul açıklaması bu.
+1
biseysorcaktim
(06.12.25)
bile bile kandırılmaktan zevk alan bir topluluğuz ondan galiba. dün fifa dünya kupası kura çekimi var, trumpa barış ödülü verildi. yani tiyatro izleriz ama kral çıplak olan tiyatrolarıda izlemek salaklık. ben türk futbolunu Anelkanın elle konyaya gol atmasından sonra bıraktım.
insanları mutlu eden çok az şey var. bir yerde kazanmak ve üstünlük sağlamak istiyor. türkiye için mutluluğun formülü çok açık. gs tut, akpye oy ver.
0
mikahakkinen
(06.12.25)
Biraz daha konuyu açarsak magazin programları, temeli şehvete ve şiddete dayanan gereksiz onlarca dizi (bazısının senaryo ve kurgusunun İngiltere kaynaklı oldupuna dair yorumlar var) akşama doğru çıkan aile kavgalarını içeren yapımlar vs bir çok şey de dahil olmak üzere aslında izleyici /seyirci/takipçi olarak ne derece kaliteli(!) olduğumuzu bize gösteren hususlar .

Bunları düşündükçe ,hak ettiğimiz gibi yönetiliyoruz kaidesi akla geliyor.

Bu adama tamamen hak veriyorum :
x.com

x.com
0
diyecevaplandı
(06.12.25)
dunyanin her yerinde insanlar belirli spor takimlarina aidiyet hissedip bir community olma hissi yasiyorlar. farkli sehirler, mahalleleler birbirine saldiracagina, sehirlerin takimlari birbirleriyle spor mucadelesi verip zararsiz bir ustunluk mucadelesi kuruyorlar. sporun toplumlarin enerjisini atmasinin bir yolu olarak goruyorum. bu olmasa alternatifi insanlarin birbirine girmesi.

turkiye'de futbol olmus bu spor. amerika'da amerikan futbolu ve basketbol takimlari var. futbol cok eglenceli bir spordur bu arada. sirf populer oldugu icin, avam gorerek futbola burun kiviranlar fanatik holiganlardan cok farkli bir yerde degiller gozumde.
+1
antikadimag
(07.12.25)
hocam insanlar kurgu olduğunu bile bile yarışma programlarını izliyor ve heyecanlanıyor. Kimin kazanacağı önden belli senaryo gibi yazılmış show programlarını "aaaaaa" diyerek şaşırarak izliyorlar.

Futbolda da aynı durum.

daha iyi alternatifleri bilmiyorlar. Türkiye'de alman ligi kalitesinde takım var da millet mi izlemiyor?

ha talep eden var mı? O da yok.
0
anten
(07.12.25)
Şahsen dünya futbolun evirildiği durumdan hiç memnum değilim, hatta şikayetçiyim ama gel gör ki vazgeöiyorum.
0
put it in your appropriate place
(07.12.25)
(9)

Ünalan metrodaki kız çocuğunu gördünüz mü

divergent
Akşam 6 civarında. Uzunçayır metrobüsten metroya geçerken aşağı inip sağa dönüyoruz ya, hemen dönünce yürüyen bantların önünde. 2-3 gündür görüyorum. Yanında kimse de yok, tek. Yere bağdaş kurmuş, sırtını duvara yaslamış. Birde sırt çantası var. Selpakları böyle kule yapmış. Bugün de elinde bi kitap
Akşam 6 civarında. Uzunçayır metrobüsten metroya geçerken aşağı inip sağa dönüyoruz ya, hemen dönünce yürüyen bantların önünde. 2-3 gündür görüyorum. Yanında kimse de yok, tek. Yere bağdaş kurmuş, sırtını duvara yaslamış. Birde sırt çantası var. Selpakları böyle kule yapmış. Bugün de elinde bi kitap vardı. Ödevini yapıyordu sanırım.
0
divergent
(04.12.25)
görmedim, kesin dolandırıcıdır.
+3
deartheodosia
(04.12.25)
dilencilik cok ciddi bir sektore donustu. bu isi meslek olarak yapan aileler boyle teatral, deneysel seylere bayiliyorlar. bu asalaklara para vermeyin. verdikce, acidikca o cocuklar sokaklarda daha fazla kalacaklar.
+6
buenosdias
(05.12.25)
Ben gördüm iki gün önce. Klasik bir öğrenci zannettim. Selpak alacaktım. Almadım sonra.
0
basubadelmevt
(05.12.25)
İstanbulda karşılaştığım dilenci numaraları:

-Çöpten yemek yeme numarası:

Restoran çöplerini yere döküp içinde yemek arıyormuş gibi yaparlar.

-Üşüyorum numarası:

Kalabalık cadde kenarlarına ateş yakıp ellerini ısıtıyor gibi yaparlar. Genelde çocukları koyarlar. Galata Köprüsünde sık sık görürsünüz.

-Hasta - tedavi masrafı numarası:

Toplu taşımada hızlıca crowd funding yaparlar. Ellerinde Nuh nebiden kalma uyduruk bir hasta raporu olur. Kıyafetleri makasla kesilip yoksul görüntüsü verilmiştir.

-Bayılma numarası:

Kalabalık mekanlarda yere düşerler. Sara hastasıyım derler. Başına toplananlardan üç beş koparırlar.

-Ders çalışma numarası:

Aynı senin örneğindeki gibi üstünde okul kıyafetiyle, birbirinden alakasız ders kitaplarını önüne yığarlar.

-Fırça düşürme numarası:

Boyacıdır bunlar. Bilerek fırçasını düşürürler. Sen yerden alıp verirsin. Hay sağolasın gel ayakkabını parlatayım para istemem der. İş bitince bi siftah at der. Yapışır para vermeden bırakmaz.

İşte bütün bu çakallıklara rağmen halkımız ısrarla ve ısrarla bunlara para vermeye devam eder.

(Yurtdışında yapılan numaralar da var. Onları da başka zaman yazarım.)
+5
yurtsuz john
(05.12.25)
Dilencilik bu coğrafyada ciddi bir sektör.

Yüzyıllardır böyle.

Hatta reşat nuri güntekin'in miskinler tekkesi diye bir romanı var, bu işi meslek olarak yapan birinin hatıraları gibi.

Maalesef gerçekten muhtaç durumda olan insanlar da bu durumdan zarar görüyor.
0
anten
(05.12.25)
kırık terazı ile "zabıta terazimi kırdı para kazanamayacağım" diye ağlarlardı. akşam olunca kırıkları toplayıp poşetlerler yarin yine tezgah açarlardı.
0
ground
(05.12.25)
gormedim. bazi seyleri elbette hepimiz biliyoruz fakat bu gibi olaylarda bu tiyatro, bu bir sektor, kesin benden zengindir diyerek hicbir sey olmamis gibi kendimi rahatlatmak da hosuma gitmiyor.
+1
Sour
(05.12.25)
Anlı şanlı devletimiz var. Bize düşmez bu tip sorunları çözmek. Sosyal devletiz tonla vergi ödeniyor. Koskoca devlet bir çocugu bakamıyorsa -ki durmadan millete çocuk yapın diyorlar- bizim elimizden bişey gelmez
+1
michael harddd
(05.12.25)
kızılay'da 10-15 yıldır memleketime dönücem param eksik kaldı diye milletten para toplayan bir teyze vardı. epeydir görmez oldum. 15 yıldır bilet parasını toplayamadı.

yine kızılay'da kızılay avm civarlarında, özellikle biraz serin günlerde ortaya çıkan, duvar dibine çökmüş, üstündeki uzun kazağı dizlerine örtmüş, yalınayak, eli açık vaziyette, üzgün bir suratla sürekli titreyen bir adam var. bunu hala görüyorum. ayakkabılarını oraya bir yere saklıyor, pantolon paçalarını dizine kadar kıvırıyor, kazağın altından görünmesin diye, kazak da iş kıyafeti. oturup birkaç saat titriyor. sonra sakin bir zamanda kalkıyor, paçaları düzeltiyor, ayakkabılarını alıp giyip gidiyor. ilk zamanlar demiştim ulan günlerdir bir çorap alacak kadar bile para toplayamadı mı diye, sonra civardaki tanıdık esnafa sordum, sincan'da apartmanı (evi değil, komple apartmanı) var dediler.

hala kağıt toplama arabasıyla fenalaşıp bayılanlara ayy yazııık diye yardım etmeye çalışan teyzeler var. bu sektör nasıl bitsin, adamlar meslek haline getirmiş.

çöpün başında çöpten yemek toplamış gibi yiyenler, tartının yanında ders kitabı açmış ders çalışanlar...
+1
kibritsuyu
(05.12.25)
(14)

Cenazelerin hızlı bir şekilde defnedilmesi olayi

dedeminhirkasi
Sebebi nedir kiMesela sabaha karşı ölüyor ikindi defnediliyor. Ulan bi dur hele adam gerçekten ôldu mu kaldı mı acelen ne ?
Sebebi nedir ki
Mesela sabaha karşı ölüyor ikindi defnediliyor. Ulan bi dur hele adam gerçekten ôldu mu kaldı mı acelen ne ?
0
dedeminhirkasi
(04.12.25)
cenaze bekletilmez diye bir gelenek, bir inanış var.

annem perşembe öğlen öldü cumartesi öğlen defnettik. babam pazarı pazartesiye bağlayan gece öldü, salı defnettik. şehir dışından cenazeye gelmek isteyenler de yetişebilsin diye. bana da dediler bekletilmez, bir an önce defnetmek icap eder diye. dedim yeğenleri gelmek ister, ertesi gün olsun ne olacak.

gerçekten ölmeyip ne olacak? doktor muayene edip rapor veriyor öldü diye.
0
kibritsuyu
(04.12.25)
The Premature Burial'ı mı okudun? Adger Allen Poe'nun en büyük kabusu. Adamda resmen canlı canlı gömülme korkusu varmış. Gerçi o dönemde öyle hataların yapıldığı söylenir.
0
Mirket
(04.12.25)
Abi bence süper bir olay çünkü hemen gömmek zorunda olmasak ölen kişinin verdiği ızdırap katlanarak artıyor ama gömünce "gömdük gitti" deyip daha çabuk iyileşme topralanma sürecine giriyorsun, gözden ırak olan gönülden de bi şekilde ırak oluyor bu şekilde. Ha sabah ölen kişi de ikindiye kadar ölmediğini ispat edemiyorsa ona da yapacak bir şey yok, sorry.
+2
kizil karga
(04.12.25)
bekletmemek daha iyi cenaze için de yakınları için de. çünkü bir an önce defin işleminin tamamlanması gerekiyor manevi olarak. şehir dışından yakınlar gelecekse bir gün sonra defin uygundur bence.

bu arada anadoluda cenaze üzerine bıçak koyma adeti vardır duymuşsunuzdur. bunun nedeni mefta bir şekilde hayattaysa nefes alıyorsa ya da hareket ediyorsa o bıçak üzerinden düşsün diye tespit için konuyor aslında.
0
exlibris
(04.12.25)
arkadaşların söylediğine ek olarak eğer ekstra bir işlem yapılmayacaksa cenaze her ne kadar morgda da beklese zamanla bozulan bir şey. bu tip nahoş etkileri de minimize edebilir.

ayrıca, soruyu tersten sorarsak, bir sebep yoksa neden beklesin ki?
+2
eisberg
(04.12.25)
yahudilikte dini bir olay. biri öldügü vakit ruhun bedeni terk ettigine ve defin gerceklesene kadar arada kaldigina inaniliyor. bu arada kalmislik da ruha cok rahatsizlik verdigi icin 24 saatten önce gömmeye calisiliyor. eger cenazenin parcalari tam degilse, tüm vücut parcalari toplanmaya calisiliyor bu sebeple. bu 24 saatte cenaze asla tek birakilmiyor, 7/24 biri basinda bekliyor ve tehillim'den psalm'lar okunuyor.

müslümanlikta da muhtemelen böyle bir nedeni olacagini düsünüyorum. size sormali.
+1
konusma ben konusuyorum daha bitirmedim
(04.12.25)
Benim de canımı sıkan bir durum. Defnedilene kadar azap çeker dedi dindar büyüklerim, alelacele defnettik. Daha uzun vedalaşabilmek isterdim
0
mezzosprite
(04.12.25)
Dinen de uygun olan defni geciktirmemektir. Genel uygulama bu yönde.
Ama kalp krizi geçirerek öldüğü düşünülenler için 3 gün beklemek gerek.
Yeniden kendine gelenler dahi var .
0
diyecevaplandı
(05.12.25)
İslam dininde sebebi:

“Cenazeyi çabuklaştırın; eğer (ölen) hayırlı ise, onu hayra kavuşturmuş olursunuz. Şayet kötü biri ise, omuzlarınızdan bir an önce kurtulmuş olursunuz.”
(Buhârî, Cenâiz 51; Müslim, Cenâiz)
-1
suicides underground
(05.12.25)
Uç bir örnek vermek istiyorum. İnsanın bir uzvu koptu diyelim. Karşınıza koyup izlemek mi daha iyi hissettirir. Yoksa onu bir an önce gömmek ve iyileşme sürecine başlamak mı?

İnsan ölüm/kayıp sonrası kaybettiği kişiyi o "araftaki" haliyle görmek istemez. Bu bir belirsizliktir ve kaygı doğurur. Hele ki ölümse bizim de evrensel ölüm kaygımızı da tetikleyebilir.

Ölüme ya da ölüm hastalığına kaçınılmaz şekilde bulaşmış kişiden en yakınımız dahi olsa içten içe bir an önce kurtulmak ve normalleşme sürecine girmek isteriz. Bu istemsiz bir psikolojik tepki bence.

Bunun sebebi temelde bence biraz ölüm kaygısıyla, acıyla yüzleşmekten kaçınmak, bir nevi psikolojik savunma mekanizması ve bir an önce normalleşme isteği diye düşünüyorum.

İnsanların sevgiliden ayrılınca tüm eşyalarını iade etmesi, bir aile üyesi yıllardır yaşanılan evde vefat edince taşınmak gibi gibi örnekler hep bununla ilgili.

Ölüm, ölümcül hastalık bunlar hepsi yüzleşmesi zor ama evrensel doğal süreçler.

Hemen gömme/defin adetinin İçgüdüsel ve evrimsel olduğu da kesin. Hayvanlarda bile benzer davranışlar var. (Karınca, tilki, kurt vb)

Bunun sebepleri; Ölen üyenin kokmasından duyulan rahatsızlık, öleni yemle benzeterek saklama gömme iç güdüsü, hastalıktan kaçınma iç güdüsü vb de canlılarda otomatik olarak bir an önce gömme iç güdüsü geliştirtiyor.

Son bir neden de Geçmişte soğutma imkânlarının olmaması

Tarihin büyük bölümünde:

Morg yoktu,

Soğutma sistemleri yoktu.

Doğal bir şekilde Dini tarihsel gelenekler toplum kültürü de bu çerçevede gelişti.

Özetle düşüncem bu şekilde.

Sorunun cevabıyla ilgilenen pek çok disiplin var: Antropoloji, arkeoloji, evrimsel psikoloji, din bilimleri, tıp/adli tıp, sosyoloji, tarih gibi gibi

bu disiplinlerin hepsinin ayrı ayrı cevapları doğru ve birleştirince toplam cevap olarak düşünülebilir özetle.
+1
psmstc
(05.12.25)
Kalender bir doktorla tanışmıştım bir cenaze evinde, çok güzel anlatmıştı bu mevzuyu.

Demişti ki cenaze törenleri kalanlar içindir. Gidenin zaten bir mevzusu kalmıyor dünyayla.

Cenazenin hızlı olup bitmesi de kalanları bir an önce normal hayatlarına döndürebilmek için. Aslında bu konudaki gelenekler binlerce yılda oturmuş. Sebepsiz görünen çoğu şeyin mantıklı sebepleri var.

Cenaze beklediğinde yakınları için rahatsız edici bir hale dönüşebilir öncelikle. Koku, bozulma vs. Bu zaten zor olan kaybı daha da zorlaştırır.

İkincisi yapılabilecek hiçbir şey kalmamış. Hasta vefat etmiş. Bir an önce o kişiyi normal rutinine döndürmek lazım. Bekledikçe kafasında kuruyor da kuruyor. Aslında arafta kalan biraz da yakınları oluyor.

O yüzden hemen gömüyorlar ki, normal hayatına devam etsin.

7 gün her akşam buluşup dua okutmanın bile aslında arkasındaki mantık cenaze evindekiler yalnız kalmasın. Kalabalıkla uğraşsın, özellikle ilk bir hafta akşamları tek başına acısıyla başbaşa kalmasın diye.

Bu eleştirilir ama yemek yaptırmak, helva kavurtmak aslında bunlar tamamen cenaze yakınının kafasını meşgu edebilmek için. Günlük rutinler stresi azaltır, psikolojik bir durumdur bu. Mesela helvayı özellikle cenaze yakınlarına kavurturlar.

Babam vefat etmeden önce araba bakıyordum biraz birikmişim vardı. Cenazeden 2 gün sonra eniştem beni araba bakmaya götürdü zorla, kafa boşaltmak için. Başta biraz ayıp buldum ama sonra iyi geldi. En azından o yas ortamından kontrollü bir şekilde uzaklaşıyorsun.

Yas tutmak sağlıklı, ama uzatmak sağlıksız. Toplumlar, kültürler bir şekilde kendi içlerinde ideal ritueller oluşturmuşlar bu süreyi sağlıklı bir seviyede tutmak için.
+4
anten
(05.12.25)
Evde ölümde doktor gelinceye kadar ölü katılığı oluşuyor. Birinin ölüp ölmediğini siz de anlarsınız. O yüzden kimseyi canlı gömeceklerini sanmıyorum. 50 kişiyi aynı anda muayene ederken arada birinin canlı olduğunu fark etmeyebilir belki. Onun dışında pek mümkün değil.
+1
gnosis
(05.12.25)
Şafilerde hemen gömülür. Biz de yakını dostu beklenir. Hristiyanlıkla özel törenle uzun süreçte gömülür. Bizim gibi sıcak iklimli ve islami toplumlarda hemen gömmek istenilir. Dini ve çevresel sebepler.
0
mikahakkinen
(05.12.25)
bir arkadaşta demiş aynısını yahudi geleneğidir. tıpki sünnet, kara çarşaf ve bıyıksız sakal bırakmak gibi.

birde aslında ortadoğu sıcak olduğu için bozulmasın diye hızlıca gömerler. mesela arabistanda gece gündüz farketmez.
+1
gercekdunya
(05.12.25)
(2)

Tek başına iş kurmak 2025 itibariyle cidden mümkün mü?

northern eagle
Tek başıma kapsamlı bir web projesi geliştirmeye çalışıyorum ama teknik zorluğu bir yana dursun bir de birilerine ulaşıp dert anlatmanın zorluğu var. Önceki işimle iki taraflı sıkıntılı ayrıldığım için sonraki bir işe giriş de benim için kolay olmayacak zira referans şansım yok. Ne yapabileceğime da
Tek başıma kapsamlı bir web projesi geliştirmeye çalışıyorum ama teknik zorluğu bir yana dursun bir de birilerine ulaşıp dert anlatmanın zorluğu var. Önceki işimle iki taraflı sıkıntılı ayrıldığım için sonraki bir işe giriş de benim için kolay olmayacak zira referans şansım yok. Ne yapabileceğime dair oldukça arada kalmış durumdayım.
0
northern eagle
(01.12.25)
b2b iş kuracaksınız ve hem teknoloji hem pazarlamayı kendiniz mi üstleneceksiniz. ikisini birden yapmak imkansız. ikisinden birini outsource etmek ise sermaye gerektirir. ciddi sermaye. niş bir fikir değilse veya hazır müşteri değilse mantıksız. ya da kaybetmeyi göze alacağınız bir para olmalı.
0
yeahbutso
(01.12.25)
tek başına iş kurmak demek şu demek:

Pazarlama
Muhasebe
Üretim
Müşteri ilişkileri
Satış
Reklam
Halka ilişkiler
Proje yönetimi

bunların hepsini sizin yapmanız ve çok da iyi yapıyor olmanız demek.

Buradan siz düşünün hepsini yapabilir misiniz?
0
anten
(02.12.25)
(5)

Avukatlar bakabilir mi?

gakgul
Merhaba, 4.5 yıl önce kiraladigim evi Kasım ayında boşalttım.Ev sahibine bir ay önceden haber verdim. Ev sahibi benden kalan kiraları talep edebilir mi mahkeme yoluyla? Kiralar ilk yıldan sonra yıllık uzatılıyor ya. Ve ya ev uzun süre boş kalırsa zararını bizden talep edebilir mi?
Merhaba,
4.5 yıl önce kiraladigim evi Kasım ayında boşalttım.Ev sahibine bir ay önceden haber verdim. Ev sahibi benden kalan kiraları talep edebilir mi mahkeme yoluyla? Kiralar ilk yıldan sonra yıllık uzatılıyor ya. Ve ya ev uzun süre boş kalırsa zararını bizden talep edebilir mi?
0
gakgul
(30.11.25)
1 Kontrat tarihi 15.03.2021.
2 Kontrat standart kontrat olduğu için hem bı ay önce haber verilerek boşaltılır maddesi var. Hem sözleşme ilk yıldan sonra yollik uzar maddesi var
3 hem telefon hem WhatsApptan haber verdik ekran görüntüsü olsun diye
4 evsahibi problemli biri sağı solu belli olmaz bizde önceki kiracilariyla mahkemelik olmuş hep.
5 ev aldık kendi evimize gectik
6 anahtarı evsahibinin atadığı emlakciya teslim ettik
7 bı ayda tek bı kişi bakmaya geldi evi gösterdik o kadar b
0
🌸gakgul
(30.11.25)
Hocam teknik olarak martta başlamış sözleşme birer sene uzatmayla marta kadar sürer.

bu sene de uzattığınıza göre marta kadar sözleşme geçerli.
Yani teknik olarak sözleşmenin gerektirdiği kirayı isteyebilir sizden.

Ha bu devirde bütün ev sahipleri kiracısı çıktığı için bayram eder hemen daha yüksekten kiraya verebilmek için, uğraşmaz bile.

Ama problemli bir tipse ve ev boş kalırsa uzun süre marta kadar olan kiranın peşine düşebilir.
0
anten
(30.11.25)
isteyebilir.
0
liberal
(01.12.25)
Üstteki cevaplar +1

muhtemelen şöyle; bu iş mahkemeye giderse hakim o bölgedeki makul kiralama süresini dikkate alacaktır. (bilirkişi raporu ile belirlenecek) yani mesela bahsettiğiniz evin bulunduğu bölgede bir ev kiralama ilanına konulduktan sonra 1 ay içinde kiraya verilebilecek gibiyse, siz de zaten 1 ay önce haber verdiğiniz için aleyhinize bir şey çıkmayacaktır.

ama kiraya verilme süresi Yargıtayın kabul ettiği makul süre 3 ay diye aklımda kalmış. 3 ay gibi kabul edilirse siz 1 ay önceden haber verdiğiniz için ev sahibinin 2 aylık kira zararına neden olmuş olacağınız için 2 aylık kiradan sorumlu tutulursunuz.

ancak üstteki cevaplarda da belirtildiği gibi uygulamada böyle davalar oldukça az, ev sahipleri uğraşmaz böyle işlerle. tabi aranızda çok büyük bi husumet varsa vs sırf strese sokmak için yaparsa bilemem. sonuç olrak böyle bir dava ile karşılaşsanız bile sıkıntı etmeyin, bir avukat ile ilerleyin. mahkeme hakkaniyete göre takdir edecektir.
0
Sadece soruyorum
(01.12.25)
erken tahliye etmişsiniz. daha kontratın bitmesine 6 ay varmış yazdığınıza göre. bu bir tazminat talebi sebebidir. normalde eskiden geri kalan 6 ayı da talep edebiliyordu ev sahibi. ancak bu tazminat yargıtayca 3 ay olarak sınırlandırılmıştır. ha bu arada kiralanırsa daha da düşecektir. kesin bilgi yayalım.
0
ground
(01.12.25)
(13)

Yapay zeka işleri bitiriyomuş, işsiz kalacakmışız

xephyr
Selamlar, Bizim beyaz yakaları böyle bi stres bastı. Yazılımcılar filan eskisi kadar ordan oraya zıplayamıyor. Neyse böyle bir görüş var, genel olarak 2025-2035 arası birçok kişinin işsiz kalacağı öngörüsü işte.Hp, amazon, google gibi şirketler de baya işten çıkarma yaptılar. Piyasa destekliyor bu s
Selamlar,

Bizim beyaz yakaları böyle bi stres bastı. Yazılımcılar filan eskisi kadar ordan oraya zıplayamıyor. Neyse böyle bir görüş var, genel olarak 2025-2035 arası birçok kişinin işsiz kalacağı öngörüsü işte.

Hp, amazon, google gibi şirketler de baya işten çıkarma yaptılar. Piyasa destekliyor bu söylemleri yani.

Lakin anlamadığım şey şu, nüfus belli, bu adamların işsiz kalması aslında tüketim tarafının kısılması demek. Herkes verimlilik için kelle kopartıyor ama o adam artık amazondan alışveriş yapmayacak. Hp laptop almayacak. Youtube premium almayacak vs.

Bu durumda kısır bir döngüye giriyor gibi oluyoruz. Tüketim yoksa bu sefer üretimin anlamı kalmayacak. O yapay zeka sunucuları yapacak iş bulamayacak.

Dünyayı yöneten aileler ne düşünüyor acep bu gidişatta? Herkesi asker yapıp, kuru fasulyeyi dayayıp, kavga mı ettirecekler? Ya da 3 kuruş işsizlik maaşı ile texas arazilerinde ırgatlık mı yapacaz?

Teşekkürler.
+1
xephyr
(30.11.25)
www.weforum.org

www.ebsco.com


Bu iki kavramı iyice anlarsan sorduğun soru da netleşir senin için. 70’lerde tek maaşlı fabrika işçisinin ev araba aldığı dünyadan buraya geldiğimiz gibi, ev arabanın sadece lease edildiği ve şirketler için yaşayacağımız bir evrene gidiyoruz. Ars forums vs zamanında 2000’lerde bunları çok konuşurdu
+3
avatar is back
(30.11.25)
Şahsi görüşüm ve şirketin de yaptığı yatırımları kullanmaktan öğrendiklerim (copilot entegre, palantir, kinaxis vs bir sürü şey);
Şimdi benim yeni bir ürün grubum var. Bu ürün grubunda eskiden reorder point denilen bir lanet ile yaklaşık 3000 tane komponent yönetiliyor, MRP yok. Her hafta raporla shortage hesaplanıyor.
Kinaxis ile bu tamamen ortadan kalkiyor, machine learning ile son iki senede ortalama bu komponentler ne kadar kullanilmis vs yeni forecast var mi derken bana resmen gelecek iki sene tahmini ne kullanacagimi çıkarıyor.
Önceden bunu supply chain manager yapiyormus. Satin almaci da takip ediyormus. Su an bu görev tamamen gitti.
Yapay zeka; bunu daha çok palantirde görüyorum. Bana "su itemler x zamandir satılmıyor, karlari da düşük. Bunlari öldür diyor product managera misal.

Yani benim şu an gördüğüm tedarik zincirinde bizim işimizi daha iyi yapmamizi sagliyor.
Yalnız normal islerde ben sıkıntıyı yapay zekada değil offshoreda görüyorum. Bizde bütün operasyon işleri hindistan'a gitti. Benim misal direkt satın alma, sourcing, indirekt satın alma, lojistik hepsi hindistan. Kısacası daha yapay zeka gelmeden bu kısım tamamen yok oldu.

Açıkçası ben tedarik zincirinde şu son 1 senede gördüğüm sorunlardan sonra 10 senede yerimin yapay zeka ile dolmasina şaşarım çünkü benim sirketim full yapay zeka olsa da tedarikciler, forwarderlar değil. Çok afedersin 10 kişilik Japonya'daki tedarikçiyi gel yapay zeka ile yönet yani ya da Fas'ta İngilizce maillera Fransızca yazan amcayi yönet.

Benim gördüğüm etki belli bir çerçeve içinde hareket eden ya da işi okumak, analiz etmek olan sektörlerde falan sıkıntı olabilir. Misal yazılım çok normal sıkıntı olmasi, sonuçta ortada işin alfabesi var. Milyon kaynak var.
Gene diğer sorun misal consulting. Bu consultinglerde işi analiz etmek, araştırma yapmak olan juniorlar olurdu. Onlarin yarisina gerek kalmıyor.

Onun dışında bugün bir tane kartonun eksikliği sebebiyle 6 tane kişiden değişim onayi isteği oldu üretim durmaması için. Bunun için bile 6 tane kişinin onayı istenen yerde sektörleri komple yapay zeka dönüştürmenin riskini alacak babayiğit yok şimdilik. Misal yapay zeka hatası sebebiyle kontrat yanlış çıktı ya da yapay zeka hatası sebebiyle 1 yerine 1 milyon alındı vs. Bunlarin riski kimde sorusunun cevaplanmasina daha var.
Ben açıkçası offshore'dan daha çok korkuyorum. Çünkü hindistan'da zehir gibi insanlar var, çok iyi çalışıyorlar ve elini sallasan binlercesini buluyorsun bir anda.
+1
logisticsmanager
(30.11.25)
Doğru, Türkiye'nin önde gelen yazılım şirketlerinden birindeydim. Geçtiğimiz haftalarda işten çıkardılar. Zannımca her 6 ayda bir en düşük performans gösterenleri çıkartıp yavaş yavaş eleman sayısında küçülmeye gidilecek. Artık herkese AI ile iş yaptırıyorlar ve gerçekten muhteşem sonuç çıkardığını ve verimliliğimizi %70'ye yakın arttırdığına bizzat şahidim. Artık sadece en iyilerin kalabileceği bir döneme girdik. Bir sonrakinde de en iyilerin en iyileri kalacak ve böylece az sayıda maksimum verime ulaşana kadar devam edeceğini düşünüyorum.
0
duyurunun bug'ı
(30.11.25)
Buna ek olarak çoğu firmanın geleceği düşündüğünü düşünmüyorum. Çoğu şu an productivity yükseltip revenue peşinde. Zuckerberg, musk falan 20 sene sonra ne olacağını umursamiyor. O sonraki jenerasyon sorunu onlara göre.
Gene de dediğim gibi herkesin işsiz kaldığı senaryoyu utopik görüyorum. Şahsi görüşüm tabi.
-2
logisticsmanager
(30.11.25)
Bu kadar uzun vadeli öngörülerde bulunmak kolay değil.

Ama bahsettiğiniz senaryo doğru.

yine de iktisatta en temel konulardan biri şu:
Bir ülkede ne bolsa o ucuzdur. Avrupa'da, ABD'de, Çin'de teknoloji bol, o yüzden teknoloji ucuz. Bazı ülkelerde insan bol, o yüzden insan emeği ucuz. Yani burada ekonomik tercihler devreye girecek. Bazı alanlarda ai daha ucuz olunca ona gidilecek, bazı yerlerde insan daha ucuz olduğu için o devam edecek.

Hindistan'da otomatik kapının tamiri daha pahalıya geliyor diye, vardiyayla kapıyı açıp kapatsın diye insan çalıştırıyorlar mesela. Otomatik kapı yine ama insan açıyor.

Şimdi biraz daha derine inelim.

Çok uluslu bir şirkette pazarlama alanında çalışıyorum.

Bu konuda çok ciddi yatırımlar yapan bir şirket.
Ve bu yıl şirketin global inovasyondan sorumlu yöneticisi şirketin geliştirdiği ai projesini anlatmak için geldi. Proje muhteşem. Birçok departmanın, bakın kişinin demiyorum departmanlardan bahsediyorum, işinin önemli bir bölümünü dakikalar içinde yapabiliyor. 2-3 gün süren bir işi 2-3 saate indirebiliyor. Ama tabii ki bu işlerin %40'ını yapabiliyor. Ama bu şu demek, o departmanda çalışan 10 kişiden 4'üne gerek yok gibi.

Öte yandan adam çok kritik bir şey söyledi, ai şu anda fikir üretemiyor, şimdilik. Yani hayal gücü yok. Senin ona çizdiğin sınırlar içinde analiz yapıyor, senin ona çizdiğin yol haritasını uyguluyor vs vs. Otomasyon konularında muhteşem bu arada.

İşte burada diyor ki, fikir üreten insanlar bu işten şimdilik en az etkilenenler olacak beyaz yaka dünyasında. Tabii ki rol değiştirerek. Fikir üreticisi değil, fikir küratörü olacaksınız. Yani terzi değil, gardrop için en ideal parçayı seçen küratörler. Bu ai'ın yapamayacağı bir şey. Ai'a nasıl fikir aradığını öğrettiğinde senin için denemeler yapabilir. Ama en doğrusunu yine sen seçiyor olacaksın.

Yazılımcılardaki durum da bu. AI sana sıfırdan bir proje geliştiremez. Ama sen bir projenin mimarisini oluşturursan ne yapacağını biliyorsan parça parça o projeyi inşa edebilirsin. Ama ai'ın sana üreteceği parçalar yine lego blokları olacak. O lego bloklarını kullanarak sen inşa edeceksin yine.

O yüzden istihdam azalacak bu da doğru. Otomasyona dayalı işler, robotikle de birleştiğinde daha az insana ihtiyaç duyulacak. Fabrikalar vs.

Şu da var, 21. yüzyıl fikri mülkiyet ve patent yüzyılı. Bu devrin ekonomik değeri bu. Üretim gücü değil. Patentin varsa, ürünü nerede ürettiğinin kimin ürettiğinin önemi yok. iPhone'u sen tasarladıysan ister çin'de ürettirirsin, ister abd'de. Üreticinin önemi azaldı artık. Ama o patent sende olduğu sürece para eden şey de o.

Avrupa, ABD, Japonya, Güney Kore zaten bunu uyguluyor yaklaşık 60 yıldır.
Gelişmiş ülkelere bakın, çoğunun patent gücü üretim gücünün üstündedir.
Çin de son anda bu treni yakaladı.

Bu ülkeler ve bölgeler dışında kalan bütün ülkeler, bu ülkelerde geliştirilen fikirleri ucuz iş gücüyle üreterek para kazanmaya çalışıyor. Montaj sanayisi, ucuz işçilikli tekstil atölyeleri, ucuz hizmet sektörü (tasarım hizmetleri vs. de dahil)...

Şimdi ipin ucunun koptuğu yer de burası.
Patenti bulan adam eskiden kendi ülkesinde üretemiyordu, çünkü pahalı ve maliyetliydi.
O yüzden gelişmemiş ya da gelişmekte olan ülkelerde ucuza malediyordu.

Şimdi ai ve robotik teknolojileri sayesinde belki bu üretimi de çoooook daha ucuza halledecek. Ai orijinal fikir bulamıyor demiştik ya, ama var olan fikirleri çok iyi uygulayabiliyor, üretim yapabiliyor, otomasyon yönetebiliyor.

Şimdi olası senaryolara bakalım: Avrupa için
Yani hani "nüfusu yaşlanıyor, nüfusu azalıyor avrupa batacak" diyorduk ya mesela, tam tersi azalan nüfus işlerine geliyor artık. Az sayıda nitelikli nüfus, o nitelikli nüfusun altyapı işlerini görecek ai ve robotik teknolojileri, onlar için üretim yapacak, onlar için sokakları temizleyecek, onlar için asfalt dökecek, çöp toplayacak vs. (Çin'de tamamen robotlar kullanarak yol inşaatı falan yapıyorlar artık). Yani bu işler için tuttuğu göçmen nüfusu da yavaştan ülkelerine gönderecek. Zaten mecbur gidecekler çünkü iş bulamayacaklar. Ha avrupa'nın bir handikapı şu, ağır sanayiye çok yaslandı ama teknoloji devrimini kaçırıyor. Onlar da çin ya da abd'ye bağımlılar şu anda ai konusunda.

ABD:
Nüfusun nitelikli kısmı refah içinde yaşarken, niteliksiz nüfusu ya göç edecek ya da bu varlıklı kesimin güdümünde çalışacak hayatını idame ettirecek. Avrupa'yla benzer senaryolar. Zaten artık mülk sahipliği giderek zorlaşıyor. Leasing sistemi, kiralama seçenekleri gündemde. Beyaz eşya firmaları bile spotify gibi abonelik sistemine geçiyor bazı bölgelerde. Servet sahibi değilsen, evini, arabanı, eşyalarını, kullandığın tüm hizmetleri kiralayacaksın, belki hatta şirketler sana iş yaptırmak için maaş yerine bu ödemeyi yapacaklar sadece. Bir de eline cüzi bir miktar kalıyor olacak. Dediğim gibi ai yüzünden işlerin tamamı kaybolmayacak ama işsizlik oranları artacak. Sistemin içinde kalmak isteyenler sermayeleri yoksa şirketlerin dayattığı koşullara razı olacak, uyumsuzlar da dışarıda kalacak. Şu anda da böyle zaten. Sadece daha görünür olacak bu netlik.

Japonya&Kore:
Bunlar zaten patent manyağı memleketler. Inovasyon konusunda çok ciddi seviyelerdeler. Kore hyundai sayesinde boston dynamics gibi bir devi satın aldı. yakın zamanda bu konuda çok ciddi atılımlar yapacaklar. Benzer senaryolar bunlarda da geçerli. Zaten dışa kapalı toplumlar çok göçmenleri yok nüfus nitelikli buralar şu ankinden çok farklı olmaz.

Çin
Ucuz iş gücüyken dünyanın bir diğer inovasyon merkezi olma yolunda ilerliyor. Çılgınlar gibi teknoloji geliştiriyorlar, patentler alıyorlar. Robotikte ve ai konusunda çok hızlı ilerliyorlar. Özellikle ai konusunda batılılara göre daha az regülasyonla uğraştıkları için etik metik yok bam bam geçiyorlar. Çin'de zaten nitelikli biriysen önün açık sistemde. Nitelikli değilsen bir şirketin bünyesinde ucuz işçisin. Hayatı fabrikalarda geçen insanlar var. Fabrikada yaşıyor, orada konaklıyor, orada yemek yiyor, orada çalışıyor. AI sebebiyle bu tip yapılar daha fazlalaşacaktır.

Geri kalan ülkeler:
Bu treni yakalayamayan ülkeleri zorluklar bekliyor gibi bir durum var. Mesela Türkiye tarım ülkesi diyoruz değil mi? Ama tarım ve hayvancılık ağırlıklı olarak insan gücüne dayalı. Çünkü insan emeği türkiye'de daha ucuz. Türkiye'de teknoloji yoğun bir çiftlik kurmak istediğinizde hem kurulum maliyeti yüksek, hem beşeri sermaye dediğimiz arge zayıf yani bunu da dışardan alacaksınız onun da maliyeti yüksek, hem de yatırımın geri dönüşü uzun.

Ama hollanda'da teknoloji ucuz. O yüzden adam insansız tarım yapıyor neredeyse.

Şimdi Türkiye bu aşamada rekabet ediyor. Maliyetler yakın birbirine. Ama bir noktada insanın kapasitesi sınırlı. Robotik teknolojileri hem daha da ucuzladığında, hem de verimliliği arttığında aradaki fark açılacak.

Mesela türkiye'de marul yetiştiriciliği nasıl yapılıyor? Topraktan.
Hollanda'da nasıl yapılıyor? fabrikada.

Senin 1 dönüm arazin var. 1 ton atıyorum mahsül alıyorsun. Tanesi marulun 10 cent diyelim.

Hollandalının da 1 dönüm arazisi var. Ama adam dikey topraksız tarım sistemi kurmuş. 10 kat çıkmış. Yani 1 dönümden 10 ton ürün alıyor. İlk fark burada.

Sen tarımda doğa koşullarına bağlısın.
Adam kapalı yerde yaptığı için otomasyonu yani yapay zekayı bağlamış iklimi kontrol ediyor. Hastalık var mı yok mu bin tane kamerayla ürünleri izliyor.

Sen insan işçiliği kullanıyorsun.
Adam tarım için uygun robotlarla çalışıyor. Saksıları robotlar ekiyor, saksıları robotlar suluyor, yetişen ürünleri robotlar topluyor, kasalıyor paketliyor.

Youtube'da belgeselleri var. 10 ton ürün veren marul çiftliğini 2 kardeş idare ediyor robotlarla. Bugün o da 10 sen de 10 cente üretiyorsun.

Ama yarın onun teknolojisi gelişince onun maliyeti 8 cente inecek belki. Üstelik sen 1 dönümde 1 ton üretmeye devam ederken, o belki 1 dönümde 20 ton üretmeye başlayacak. İşte o zaman fark açılacak. Onlar daha zenginleşirken sen yerinde sayacaksın.

Yani gelişmiş ülkeler ai'dan nasıl etkilenir bilmiyorum ama az gelişmişler özellikle ucuz iş gücüne yatırım yapanlar bazı riskleri görmeliler.
+7
anten
(30.11.25)
@logisticsmanager'e bir yere kadar katılıyorum ama biz hep şöyle düşünüyoruz; yapay zeka yanlış yaparsa sorumlusu "kim" (hangi insan)? burada kaçırdığımız olay şu; biliyorsunuz geçmişte yapay zekanın dil modeli geliştirip kendi aralarında bir bağ kurduğundan falan bahsedilmişti. yani şunu demeye çalışıyorum yapay zekayı da yapay zeka denetleyecek. mesela şu an yapılan "müzik devrimi" bu müziklerin iyi ya da kötü olduğuna kim karar verecek. yine yapay zeka verecek :)
+1
Rondak
(01.12.25)
Ben demek istediğinizi anladım ancak kurduğunuz mantık düşündüğünüz sonucu doğurmuyor aslında. Amazonun kendi personeli tarafından yapılan alışveriş amazonun yıllık hasılatının herhangi bir bindesine bile tekabül ediyor mu ki? Diyelim bu konuda hassasiyet gösteren insanlar bu şirketleri boykot ettiler, bu işten çıkarmalar artınca, şirketler çeşitlenince ve hatta genele yayılınca ne olacak? Hangi biri boykot edilecek?

Sizi amazon işten çıkardı ve siz de amazon kullanmamaya başladınız X şirketinden alışveriş yapmaya başladınız diyelim, kullandığınız X şirketi de kendisi için karlı olan bu yola eninde sonunda girdiğinde ne olacak?

Kafanızı kurcalayan nokta sadece bu temel üstüne kuruluysa sorunuzun cevabı net aslında. İşten çıkarmalar bu şirletleri zora sokmayacak.
0
akhenaten
(01.12.25)
@akhenaten; sanirim arkadas bu tarz isten cikartmalar sonucu coken orta sinifin keyfi harcamalara pay ayiramayacagini, ve dolayisiyla isten cikarma yapan firmalarin dolayli olarak mal ve hizmetlerini satin alacak insanlari bulamayacagini soyluyor. boykottan bahsetmiyor yani, orta sinifin cokusunden bahsediyor.

dedigi elbette olacak. late stage capitalisme kafa ustu cakiliyoruz hayirlisi olsun. ai gibi, otomasyon gibi verimlilik arttirici sistemlerin sefasini surecegimiz yeni bir dunya duzenine elbette gecilecek, ancak o vakte kadar yani muhtemelen onumuzdeki 10-20 sene bizi cok sikintili donemler bekliyor. sinif gecislerinin askiya alindigi, cok kisitli bir elit sinifin kendi varoluslarini milyarlarin sefaleti pahasina devam ettirmeye calisacagi bir doneme giriyoruz.

benim tahminlerim su sekilde.

1) varlik sahibi insanlar su ana kadar hep yaptiklari sekilde kendi guclerini daha da arttirmaya calisacaklar, ve dunya uzerinde siyaset ve medya mevkilerine yakinliklarindan dolayi bunda ilk once basarili da olacaklar. (bence su anda bu asamadayiz. amerika'da yoksul muhafazakar kesimin kendi elleriyle trump'i secmesi, ve trump'in onlarin ulasabilecegi egitim ve saglik hizmetlerini budamasi, kendilerini hukumet islerinden kovmasi dunyanin en komik fikrasi olabilir)
2) ancak durum oyle bir noktaya gelecek ki insanlarin ezici cogunlugunun hayattan bir beklentisi kalmayacak. kaybedecek seyi kalmayan insanlar ciddi bir sosyal calkanti yaratacak.
3) ic savaslar, veya dupeduz savaslar sonucunda toplumlar uzerinde biriken gerilim bosalacak. bu bosalma sonucunda bir 100 sene daha gidecek yeni bir toplumsal duzen olusacak. bu duzende insanlar verimliligin tavan yaptigi bir gerceklikte, daha guzel bir dunyada yasayacaklar. gelismis ulkelerde cokmekte olan nufus ciddi bir bolluk yaratacak kisi basina dusen varliklarin artmasindan dolayi.

velhasil uzun vadede ne olacagini kestirmek guc, ancak ayni gectigimiz 10 senede yasadigimiz gibi kisa vadede onumuzdeki yillar da hep bir oncekinden daha kotu olacak maalesef.
+1
antikadimag
(01.12.25)
yazılımcılar işsiz kalınca tüm işliler işsiz mi kalıyor? onun için mi aşağıdakini yazdın?

Lakin anlamadığım şey şu, nüfus belli, bu adamların işsiz kalması aslında tüketim tarafının kısılması demek.

yazılımcılar işsiz kalınca yazılımcıların işsiz kalmaları öncesi ve sonrasında buldukları işten elde ettikleri gelir ile arasındaki fark kadar ekonomide (kısır bir bakış açısıyla) eksilme olur. kira yiyen yine kira yiyecek. pazarda don satan yine kafasına geçirmeye devam edecek. dönüşüm her zaman vardı, her zaman olacak. bu taksiciler ne yesinden farkı yok dediğinizin. ne yerlerse yesinler. who cares. yazılımcıların toplam işgücündeki oranı nedir? aşağıya yuvarlarsak sıfır.
0
gabe h coud
(01.12.25)
@antikadimag demek istediğimi özetlemiş. yazılımcı, beyaz yaka birer örnekti aslında. konu orta sınıfta işlerini kaybedecek kişilerin harcamalarını kısacağı, verimliliği arttıran firmaların ise mal/hizmetini satacak müşteri bulamaması. kısır bir döngü olacak sanki.
0
🌸xephyr
(01.12.25)
yazilim bundan 50 yil once sirketlerin ar-ge departmanlarinda deneysel calisan, daha cok bilim alanina yakin bir isti. o nedenle sirketlerde elle sayilacak kadar az sayida yazilimci calisirdi. daha sonra yazilim problemlerine kitlesel cozumler bulundukca herkesin yapabilecegi ve ogrenebilecegi bir alan oldu. bu sayede sirketlerde cok buyuk oranda yazilimci calismaya, yazilimci talebi artmaya, ve bu is populer olmaya basladi. simdi yazilim yine eski haline donuste, yani daha cok bilim ve arastirma alanina kayacak gibi gozukuyor. hala cozulmemis yazilim problemleri var, yapay zeka ile dogrudan cozulemeyecek problemler de olacak. yazilimcilar bu dar alanda yapay zeka yardimi ile bu tarz problemlere cozum arayacaklar. bu nedenle de sirketlerde daha az yazilimci ihtiyaci olacak, bircok sirket icin gereksiz olacak. yani iyi olanlar kalacak, digerleri baska alanlara yonelecek.

ama veri bilimi, devops gibi alanlar yapay zeka ile gelisim yasar, yani yine iyi yazilimcilar bu alanlarda verimli olurlar.

insanlik tarihinde de ekonomik donusumler hep var, hala bunun icindeyiz. hatta su anda dunyada hem bundan 100 yil oncesini yasayan hem de 100 yil sonrasini yasayan bolgeler var. bunlara bakarak cikarim yapabiliriz. ornegin teknolojik gelisimin tamamlanmamis oldugu yerlerde is gucu, emek on planda. ornegin tarim ile gecinen bir toplulukta iyi kazma kullanan, agir kaldiran degerli. makina tamir edebilmek, demir uzerinde calismak yuksek nitelik. simdi bu toplumlarda yonetim, strateji, planlama gibi isler yok denecek kadar az.

modern toplumlarda ise kaba kuvvet yerine, yoneticiler ve stratejistler degerli ve yogun calisan kesimi olusturuyor. yuksek degerli isler ise daha cok sanat ve eglence ile yer degistiriyor. gunumzde bakin ekonomik olarak rahat, yasamak icin kosturmak zorunda olmayan kesimim deger verdigi seyler guzel bir tablo, nadir bir saat, iyi tasarim bir yat.

yani tahmin ettiginiz uzak gelecekte, beslenme, saglik, barinma gibi temel seyler herkes icin rahat ulasilabiir olursa, insanlar temel olarak rahat bir hayat yasar, bol zamanlari olur, bu sayede farkli isler populer olur. ornegin bundan 30 yil once eglence sektorunde youtuber olmak gibi bir is yoktu, simdi insanlarin daha cok bos zamani oludugu icin bu bos zaman youtube uzerinden eglence ile doldurulma ihtiyaci dogudu, artik bu tarz eglence isleri artti. spor gibi alanlar da populer olur, cunku kisisel zaman artinca insanlarin spor takip etmeye, spor uzerinden eglenceye, ve ek olarak spor yapmaya daha cok zamani olur. tarim toplumunda spor alaninda "personal trainer" ihtiyaci yok, ama yeni modern hayatta bu isi yapan cok.

kisaca babalarimizin, dedelerimizin bos beles isler dedigi isler ilerde populer profesyonel isler olur. ekonomi bu isler uzerinden doner, direkt kaba isleri ise makinalar yapar, yapay zeka planlar.
+2
emrahday
(01.12.25)
Bu şekilde uzun vadeli öngörülerde bulunmak zor çünkü modellemeyi etkileyen parametreler değişebilir ve genellikle mevcut koşulları düşünerek bir öngörü oluşturmaya çalışıyoruz.

Öncelikle yapay zekada henüz zannedildiği gibi bir gelişme yok. Hala daha eski algoritmalar kullanılıyor. Son birkaç senedir bu algoritmaları çalıştıran işlemciler geliştirildi, elimizdeki veri arttı ve bu veriyi işlemeyi daha verimli hale getiren bazı düzeltmeler yapıldı. Yani ortada bir yenilik yok, sadece daha hızlıyız. Bundan 30 yıl önce de benzer çıktıları alırdık ama cevabı almamız belki 1 gün sürerdi.

Yeni algoritmalar ortaya çıkmadan yapabileceklerimiz bu kadar. Mevcut durumda devrimsel gelişmeler yaşanmayacak, sadece veriyi daha iyi kullanacağız ve sistemler biraz daha hızlanacak. Yapay zekayı eğitip kendi sektörüne, kendi işine adapte edenlerin maliyetleri düşebilir.

Yapay zekadan asıl beklenen fikir üretme, daha önce hiç yaşanmamış deneyimlerle karşılaştığında yorum getirebilme, çözüm üretebilme, gerektiğinde çözüm sunabilme, kendi kendine öğrenme gibi konulara şimdiki durumla ulaşılamaz. Yarın yeni bir algoritma geliştirilirse, yeni durumun sınırlarına bakarak yeniden yorum yaparız.

Hal böyleyken nasıl bir ekonomik düzene geçeceğimizi kestirmek zor.
0
iustitia omnibus
(01.12.25)
Cevaplara hızlıca göz gezdirdim. Allahtan : "Yapay zeka işimizi almayacak, işimizi kolaylaştıracak" diyen arkadaşlar gelmemiş. Muhtemelen kendileri issiz kaldı. O yüzden gelip burda yazmaya utanıyorlar. Sürecin nasıl olacagı belli işini kaybeden arkadaşlar beden gücü gerektiren işlere yönecek. Tabi o tarafta da yıgılma olunca ne olacagı muamma
0
limonlu eksi
(01.12.25)
(19)

İstanbul Dünyanın en güzel şehri sözüme inanıyor musunuz?

tahirkemalbozoglu
Bu masala inanan var mı gerçekten.Adam onlarca ülke, şehir gezmiş. İstanbul en iyisi, en güzeli diyor. Abi şehirde nefes alacak, yürüyüş yapacak ne park var ne kaldırım var. Her yeri sıkışık , dar, nedir bu İstanbul masalı gerçekten ogrenmek için soruyorum.
Bu masala inanan var mı gerçekten.
Adam onlarca ülke, şehir gezmiş. İstanbul en iyisi, en güzeli diyor. Abi şehirde nefes alacak, yürüyüş yapacak ne park var ne kaldırım var. Her yeri sıkışık , dar, nedir bu İstanbul masalı gerçekten ogrenmek için soruyorum.
-6
tahirkemalbozoglu
(30.11.25)
Istanbul bir turist icin muhtesem bi sehir ama onun disinda yasamak icin cok guzel diyemeyiz evet. Her seyden once bir kere cok kalabalik, korkunc bir trafigi var, bir yerden bir yere gitmek zulum. Belli basli yerler disinda da cok kotu sehirlesme ve ayni zamanda dediginiz gibi yesil alan sikintisi var.

Tum bunlarin yani sira surekli yasayan, aktif, kultur sanat etkinlikleri olan, bogaza sahip, keyifli bir deniz ulasimi olan, tarihi ve kozmopolitligiyle de muhtesem bir sehir.

Bu tarz isler subjektiftir aslinda, cok da fanatik gibi savunmaya gerek yok, bireysel olarak ben de yasamak icin cok uygun bir sehir olarak gormuyor ve size katiliyorum.
+1
bosver nicki
(30.11.25)
Aslında cidden çok güzel bir şehirdir fakat hem toplum halk olarak hem devlet-hükümet olarak senelerdir güzelim şehrin içinden geçtik, geçiyoruz. Sadece Akp özelinde değil, öncesinde de içinden geçilmişti. Akp geldi onlar da içinden geçti, biz halk olarak da içine ettik.

İstanbul'un Roma'dan aşağı kalır yanı yok. Hatta iddia ediyorum, fazlası bile var; Boğaz Köprüsü.

Yabancılar çok seviyor İstanbul'u. Avrupa ülkelerine gittiğimde lokal turlara katılıyorum, İstanbul'dan geldim dediğimde akılları çıkıyor. Güzelim şehrin içine ettik hep birlikte.
+1
put it in your appropriate place
(30.11.25)
Bunu diyen hayatında başka bir yer görmemiştir. Ancak nufusu 5 milyondan az bir istanbul için güzel derdim. Bunun için de 1920 lerde falan olmamız lazım. Full stres, trafik, kişisel alan yok gibi
0
michael harddd
(30.11.25)
dünyanın en güzel şehri mi bilmiyorum ama senin kötülediğin kadar da değil. baya iyi bir şehir, dünyanın en eğlenceli ve güzel şehirlerinden birisi. böyle oldugu için kalabalık zaten. güzel olup kalabalık olmayan yok ki. new york, londra kalabalık değil mi? ayrıca kalabalık olmayan yerler de var. hafta içi gündüz gezmek baya keyifli. yürüyüş yapacak yer çok var. on tane sayarım şimdi. avrupa yakasında maçka parkı, bebek sahili, istiklal caddesi, gülhane parkı, yenikapı, florya ve yeşilköy sahil şeridi, anadolu yakasında üsküdar sahil, caddebostan sahil, fenerbahçe parkı, bağdat caddesi, maltepe sahil şeridi, ve daha pek çok yer var. şehir içi olarak kadıköy moda taksim beşiktaş nişantaşı. kültürel etkinlik olarak yine zorlu, vadistanbul, pek çok spor salonu konser ve etkinlik alanları ile dolu bir şehir. bu şehri beğenmiyorsan güngörenden dışarı çıkmamış olman lazım
0
abelardo
(30.11.25)
Senin için dünyanın en güzel şehri neresi?
O şehrin bulunduğu ülkenin reddit sub'ına gidip burası dünyanın en güzel şehri bence, katılıyor musunuz diye yerel dilde sor; sen İstanbul için ne kadar negatif düşünüyorsan onlar da o kadar negatif konuşacak.

Dünyanın nefes alması, park etmesi en kolay, parkları yeşili en bol şehrinde(neresiyse fark etmez) İstanbul'un sahip olduğu güzelliklerin hiçbirini bulamayacağını iddia ediyorum.
E demek ki onlar senin için önemli değil bunlar önemli, demek ki İstanbul "sana göre" dünyanın en güzel şehri değil.
Aynı şekilde, başkaları için öyle.

Dünyadaki insanların İstanbul'u neden bu kadar beğendiğini anlayamayacak olmak bana biraz kıt fikirlilik geliyor üzgünüm, o yüzden böyle Bilale anlatır gibi yazdım. Yoksa bu sorunun olması gereken cevabı: sana göre değil ama bazılarına göre öyle.
-1
Bruce
(30.11.25)
"gelirin yıllık 200 bin dolardan fazlaysa evet mis gibi şehir. ayda 80-100k tl kazanıp abi istanbul yeaa diyenler özellikle beyaz yaka tayfa bence biraz salak
0
f02561
(30.11.25)
istanbu'da doğdum büyüdüm ve onlarca ülke, yüzlerce şehir gezdim. istanbul'u ilk 10'a bile sokmam. ne yaşanılabilirlik olarak, ne ekonomik olarak, ne sağlık açısından vs. vs.

ama istanbul'u 5-10 gün geçirmiş çok yabancıyla tanıştım. avrupa'lısı, amerika'lısı. çoğundaki izlenim çok başka. yani en sevdiği şehir mi dersin, bi daha gitmek için plan yapanlar mı dersin, heyecanlı heyecanlı fotoğraflarını gösteren mi dersin. batılı bir turist açısından hem bu kadar oryantal ve orta doğu yanı olup hem de bu kadar batıya adapte, modern ve güvenle gezebildikleri çok az yer var.

keza iddia ediyorum, oligarkından arap emirlerine, abd'li milyonerlerden uzak doğunun kilit isimlerine pek çok kişi şu an istanbul'da ve onların gözünden de çok başka bir şehir. çünkü parayla deneyimin bu kadar değişebildiği fazla şehir yok. bu apayrı bi konu.
0
gitdaddy
(30.11.25)
soylenenlere bir sey eklemek istiyorum. istanbul kozmopolit bir sehir degil. istanbul'da yasayanlarin ne kadari yabanci? resmi rakamlara gore bir milyon civari. yani neredeyse %5 civari. birincisi bu cok dusuk bir oran. ikincisi bu %5'in zaten cok buyuk bir bolumu ulkesinden kacmis ama avrupa'ya gidememis siginmacilar ve gocmenler. kucumsemek icin soylemiyorum. fakat kozmopolit sehir boyle olmaz. yani guzel, eglenceli vs. oldugu icin kalabalik diyorsunuz ama yabanci yok denecek kadar az (yani tercih edilen bir sehir degil). ayrica ic gocun nedeni de istanbul'un guzel, eglenceli vs. olmasi degil maddi kaynakli. bunu zaten istanbul'daki carpik kentlesmeden gorebilirsiniz.

ikinci deginmek istedigim konu da dunyanin en guzel sehri diyenlerin kimler oldugu. yani bunu soyleyenlerin cogu turk, yabanci birinden istanbul'un dunyanin en guzel sehri diye bir sey duymadim. evet, guzel sehir cok duydum ama turistik olarak gittiginde cogu yer guzel zaten, nihayetinde sinirli bir sureyle gidiyorsun, turistik yerleri geziyorsun, planin programin oluyor, butcen oluyor vs. elbette bu kaos, carpiklik, tuhaflik yabancilara da otantik, enteresan geliyor.

ucuncusu mesela hangi ranking'te istanbul birinci cikmis bilen var mi? ben bilmiyorum. ayrica soyle bir durum var. bazen en cok ziyaret edilen sehir cikabiliyor. ama bu rankinglerde transfer yolcularinin seyahatleri de eklenebiliyor. soyle ki turk hava yollari'nin bir servisi var, biliyor muydunuz bilmiyorum ama transfer yolcusuysaniz ve ucaklariniz arasinda belirli bir saat farki varsa ucretsiz sehir turuna katilabilirsiniz. ustelik yemek, muze girisleri vs. dahil ucretsiz. bilmiyordunuz degil mi? asagida kaynak verdim. iste bunlar da genelde ziyarete dahil ediliyor. tabii ziyaret etmek en guzel sehir oldugunu dusundukleri icin olmayabilir veya ziyaret sonrasi bu dusuncede olmayabilirler.

kisacasi bu goruse katilmiyorum, ama zevkler ve renkler tartisilmaz tabii.

kaynak: www.turkishairlines.com
0
Sour
(30.11.25)
@bruce

“Dünyanın nefes alması, park etmesi en kolay, parkları yeşili en bol şehrinde(neresiyse fark etmez) İstanbul'un sahip olduğu güzelliklerin hiçbirini bulamayacağını iddia ediyorum.”

Ne alakası var abi. Senin yapılaşman rezaletse, insana verilen değer yerlerdeyse, yapılaşma, ulaşım ve bireysellik vs kimsenin umrunda değil herkes olabildiğince vurdumduymaz ise tarihi alandan yok, geçmişten gelen mirastan filan da kurtaramazsın bu işi. Hoş o da kalmadı da. Yapılan restorasyonlara bak be bi. Her alanda şehrin içine edilmis. Gayet de örnekleri var. Sen becerememissin ve rezil etmissin. Roma, Londra, Viyana, Paris bu şehirlerde hem tarih var hem yaşam var. İnsanca yaşam.
0
🌸tahirkemalbozoglu
(30.11.25)
istanbul büyük ihtimalle dünyanın en güzel şehri. baya da yer gezdim, karşılaştırılabilecek bir yer bulamadım.
-1
tchuck
(30.11.25)
bu tamamen bakış açısı, beklenti ve maddiyatla alakalı bir ikilem. çok trafik var, çok kalabalık vs gibi söylemleri dünyanın sayılı metropollerinden biri için söylemenin bir manası yok, zira bütün metropoller böyle. metropolleşmeye çalışan yeni kurulan şehirler de böyle, Dubai vs.. İstanbul'u diğer metropollerle kıyasladığında çok önemli artıları var, bu yadsınamaz bir gerçek. yemeğinden sporuna, denizinden-boğazından kültürel aktivitelerine, tarihinden tut havasına (temizlik demiyorum sıcaklık diyorum), dünyanın her yerine uçuş bulabildiğin harika bir lokasyon ve hava yolu imkanından, uluslararası bir çok işin hubı olmasına bir çok anlamda kıyas götürmez avantajları var. maddi açıdan iyi bir durumda olmayıp, iyi bir semtte yaşamıyorsan, işinle evin arasında mesafe çoksa bunlar her metropolde olduğu gibi problemdir. ama istanbul'da villa hayatı yaşayan da binlerce insan var. Ya da Fenerbahçe'de ev, Kalamış marina'da tekne, caddede ofisi olan bir insanın hayatına kötü diyebilir misin? Böyle bir imkan kaç metropolde var? Çok iyi restoranlar, iyi bir gece hayatı, durmak bilmeyen servis ve hizmet sektörü, bürokrasiyi hızlı hallettirebildiğin bir sosyal hayat.. İstanbul'da ortalamanın üstünde geliri olan insanlar gerçekten çok iyi bir hayat yaşıyor.

ayırca yürüyecek yer yok demek biraz haksızlık olur. evet şehrin eski bölgesi bir miktar dar doğal olarak ve tabii ki Mecidiyeköy Esenyurt vs gerçekleri de var ama iki yakasında da hala mis gibi kilometrelerce sahil var, boğaz da keza öyle, ayrıca ormanları var, tarihi yarımadada yürümenin verdiği keyif var. biraz tek taraflı bir yorum olmuş.

Ayrıca İstanbul'a gelip de beğenmeyen, etkilenmeyen birini görmedim bu güne kadar ki yıllardır uluslararası ticaret alanındayım yüzlerce misafirim oldu. Kendim de 40 ülke gezdim, yüzlerce şehir. Dünyanın en iyi şehri sorusu zor bir soru, bir çok katman var, bunu bilemem. Ama İstanbul kesinlikle bu soruya aday bir şehirdir.
+2
awlmi
(30.11.25)
Yurtdışındayım, bence İstanbul çok güzel.
-2
Kahvedesu
(30.11.25)
O efsane soz: Vatandasi olmasak guzel ulke aslinda. Fonda: www.youtube.com

Bunu diyen yabanciysa kisaca nedenleri:
- Resepsiyonist, garson, hizmet sektoru bir iki hello ceker, guler yuz gosterir hemen tav olurlar. Hizmet sektorunde ustumuze yoktur. Taksicimiz turist musteri icin adam bicaklar gozunu kirpmadan. Bir cok ulke hizmet sektorunde berbat, guler yuz hak getire. Iyy yabanci geldi, bunla mi ugrasicaz, dilimizi konussun, dilimizi niye ogrenmemis diye turist adama multeci, vergimizle gecinen siginmaci muamelesi cekip irkcilik bile yaparlar.
- Yemeklerimiz, mutfagimiz cok buyuk arti. Londra'da Turk restoranlarinda calisan tanidiklarim var. En sevmedikleri Turk musteriydi. Turk musteri cunku o yemegin nasil olmasi gerektigini, kivamini, tadini biliyor. Yabancinin onune ne koysak yiyor, herseyi begeniyor mallar diye dalga geciyorlardi. Cogu ulkenin damak zevki yok, patates kizartmasini, sosisi bile yemek saniyorlar.
- Ulkedeki cinsel aclik nedeniyle yabanci kadin turistler kendini burada Bella Hadid zannediyor. Rahatsiz olan da vardir ama begenilmek, ilgi gormek dunyanin en guzel seyi hele bir de kendi ulkenizde ortalama veyahut ortalama alti bir tipseniz hoslarina gidiyor. Ayni durum erkekler icin de gecerli. En ortalama sarisin batiliyi koy, Kivanc muemelesi gorur yani. Maalesef fizik, guzellik, kendine bakma gibi durumlarda ulke ortalamamiz cok dusuk.
- Haklarinini asla odeyemeyecegimiz sokaktaki kedi, kopek dostlarimizin yaptigi pr. Yabanci zaten sokakta basibos bir kedinin, kpegin oldugunu gorunce mavi ekran veriyor. Sen bunun onune yatip, sev diye kucagina oturursan eriyorlar.
- Bogaz, Tarihi yarimada'nin guzelligi.
- Sehrin canli civil civil hareketli olmasi. Atiyorum bugun pazar, Avrupa'da yaprak kimildamaz. Bizde hafta ici hafta sonu, gecmis erkenmis farketmez sehir yasiyor dersin yani.
- Saglik turizmi, estetik turizminde de ucuyoruz zaten.
- Turk dizileri. Belki de en onemlisi sona kaldi. Ulkeye turisti ceken en buyuk etmen kanimca.
0
freedonia
(30.11.25)
İstanbulun bazı bölgeleri çok güzel doğru turistik gezersen güzel diyebilirsin ama bütüne bakarsan güzel diyemem.
0
basond
(30.11.25)
Turistik olarak istanbul dünyanın en güzel 10 şehri arasında. bunu birçok seyahat dergisi de sık sık listelerde söylüyor.

Ama en güzeli mi? Tartışılır.

Yaşamak içinse yaşam endeksi sıralamalarında epey gerilerde.

Evet turist olarak gelip bir süre kalıp gidenler tabii ki bayılır. Hindistan'a gidenler de bayılıyor ay ne otantik diye. Ama bir de yaşayana sor.

Batılılar istanbul'u otantik ve değişik bulduğu için seviyor. Müslüman ağırlıklı nüfusa sahip şehirler içinde en güvenilir gezebildikleri yer çünkü. Bir de batıda alıştıkları konfor da var. Yani alıştıkları birçok şeyi istanbul'da bulabiliyorlar. Tarihi mirası kuvvetli vs... Bir de ucuz. Batılı turisti cezbedecek her şey var.

Ama bu dediğim 90'lar 2010'larda daha belirgindi. Şimdi biraz daha farklı turist profili de değişti. Biraz hala bir popüleritesi var ama eskisi kadar değil. Biz biraz geçmişin mirasını yiyoruz.

Yani dubai ile istanbul'un yıllık turist sayıları neredeyse kafa kafaya. Dubai dediğin 15 senelik bir şehir. Buradan biraz ders çıkarmak lazım.

Bir defa istanbul sanıldığı kadar kozmopolit değil artık. Zaten öyle bir nüfus çeşitliliği yok. Yani New York'a bakıyorsun, yedi milletten adam bir arada. Bir yanda Çin lokantası, karşısında dönerci, yanında hamburgerci... Otobüse biniyorsun şoför senegalli, taksiye biniyorsun şoför hintli, restorana gidiyorsun garson italyan, şef fransız... Bu çeşitlilik kültürel zenginliktir.

Eskiden global şirketlerin doğu avrupa ya da orta doğu merkez ofisleri buradaydı. Şimdi doğu avrupa merkezleri varşova'ya kayıyor, orta doğu merkezleri dubai'ye.

Kültür sanat arenası da rekabet ettiği şehirler gibi öyle çok parlak değil. Dünya çapında meşhur sahneler yok, hiç olmadı. Galeri ve müze koleksiyonları sınırlı. Yani dünyanın en güzel şehri diyorsak turistik manada, new york'taki müzeleri düşünün, londra'yı, Paris'i bir de istanbul'dakilerin koleksiyonlarını düşünün.

Gastronomi, mutfağımızla çok övünüyoruz ama... Biz kendimizi övüyoruz. Evet güzel mekanlarımız var, güzel bir kültürümüz var. Ama daha birkaç sene öncesine kadar michelin yıldızlı restoran bile yoktu İstanbul'da.

Bilmemkaç kilometre sahilden bahsediyoruz şehirde, ama barcelona'ya bakıyorsun, şehir boydan boya plaj neredeyse. İstanbul'da denize adım atabileceğin yer sınırlı. doğru düzgün deniz ulaşımı bile yok.

Elde sadece bir boğaz manzarası kalıyor.

Yani bütün olası rakiplerle kıyaslayınca... Güzel şehir ama en güzeli mi?
+1
anten
(30.11.25)
Yedi göbek İstanbul Tarabyalıyım ve İstanbul dünyanın en güzel şehri diyen birine tek önerim google mapsden Genoa’da herhangi bir yerin sokak görüntüsüne bakmasıdır..
0
suicides underground
(01.12.25)
istanbul gerçekten taşı toprağı altın eşsiz bir şehir. belediyelere kızıp kenti boklamaya gerek yok. arada metrobüsten cık gozlerini baska yerde aç belki güzelliklerini fark edersin.
-1
koela
(01.12.25)
Gezmesi güzel, yaşaması kötü. Yine de Beşiktaş-Kadıköy vapuruna binince insan iyi ki burada yaşıyorum diyor. Sonra Marmaray'a balık istifi binince severim bu aşkın ızdırabını diyor. Dünyanın en güzel şehri değil bence İstanbul ama nevi şahsına münhasır bir şehir. Benzeri yoktur dünyada bence.
0
peki madem
(01.12.25)
inanıyorum. Acarkent'te yaşıyore.
-1
gabe h coud
(01.12.25)
(9)

Eve gelen dilenci

anten
Demin kapı çaldı, açtım kapıda tuhaf bir kadın vardı. Yanında da ufak bir çocuk vardı. Kadın kapıya yaslanmış halde gibiydi ben açtığımda. Kapıyı dinliyordu bence.Yardım topluyorum abi dedi ama yok dedim kapattım kapıyı.Takip ettim direkt diğer katlara da gidecek mi diye direkt binadan çıktı başka b
Demin kapı çaldı, açtım kapıda tuhaf bir kadın vardı. Yanında da ufak bir çocuk vardı. Kadın kapıya yaslanmış halde gibiydi ben açtığımda. Kapıyı dinliyordu bence.

Yardım topluyorum abi dedi ama yok dedim kapattım kapıyı.
Takip ettim direkt diğer katlara da gidecek mi diye direkt binadan çıktı başka binaya bile uğramadan sokakta yürüyüp gittiler.

bence evi ya da binayı kolaçan ediyordu ama ben mi paranoya yapıyorum? Yoksa paranoyamda haklı mıyım?
+1
anten
(28.11.25)
Varsa o saatteki giriş koridolardaki güvenlik kamera kayıtlarına bakın.
0
diyecevaplandı
(28.11.25)
hırsızlığa gelmişlerdir. klasik hırsız taktiği bu.
+4
cisimcik golgi
(28.11.25)
Peki önümüzdeki günler için bir paranoya yapayım mı?
0
🌸anten
(28.11.25)
oturduğum apartmanda her katta 2 daire var. geçmiş zamanda yangın dedektörü şeklinde bir güvenlik kamerası takmıştım benim kapıyı görecek şekilde. dilencisini de gördüm, para pul almak için gelen ramazan davulcusunu da, apartman arasında duran bisikleti çalmaya çalışırken yakalaım bir defa bi davulcuyu. aynen dediğiniz gibi kapı dinleyen sonra karşısına çıkınca dilenci numarası yapan da gördüm.

geçen su tesisatı yenilendi evin. o zaman o kamerayı söktüm. baktım olmayacak internetten sipariş verdim 2 adet kamera görünümlü kamera taktım. dairenin içine kadar kablosunu çektim ama henüz tadilat sebebiyle bağlantısını yapmadım. emin olun o kameraların orda olması ve daireye kablo girmesi bile çok büyük caydırıcılıktır.
+2
Fodera
(28.11.25)
Guvenlik kamerasi takin. Alarm takin. Kapi kilitlerini kaliteli ozel kilit kullanin. Kilitler mutlaka yeni tip rozetli olsun. Bunlar 2025 yilinda şart artik.
+4
die fetten jahre sind vorbei
(28.11.25)
Hırsız evi yokluyor. Aynısı başıma geldi, öncesinde kapı da çalmadı kedilerim huylanıp kapıya gidince ben de kapıyı açtım. Kadın kapıyı dinliyormuş neredeyse içeri düşecekti. Ne oldu dedim, bilmemkime baktım yanlış ev herhalde dedi kaçarcasına gitti. Aynı gün yan apartmanda öğrenci evine hırsız girmiş kesin bu kadındı. Dolana dolana gidiyor demek hangi evi denk getirirse patlatıyorlar.
+4
koskoca kirpi
(29.11.25)
Sizin şüphelendiğinizi anlamış. O yüzden başka bir yere uğramadan direk bölgeyi terk etmiş gayet akıllıca.
+2
ground
(29.11.25)
maalesef şüpheli bir durum izlemeye çıkmışlar. ben olsam eve kapıdan başka herhangi bir giriş seçeneği yoksa Ezvız Db2 Pro tarzı bir ürünü en kısa sürede takarım. eğer kapı haricinde de giriş seçeneği varsa bi güvenlik sistemi düşünürüm.
0
bravoteam
(29.11.25)
Dilencinin eve gelmesi pek alışılmış durum değil. Bu 90 larda oluyordu bazen ama uzun zamandır böyle bir şey duymadım.
0
michael harddd
(29.11.25)
(3)

Bacak kasları için eliptik bisiklet mi trainer mı daha iyidir?

anaphylacticshock
Merhaba,Bacak kaslarımı, özellikle alt bacak ve aşil tendonu kısmını çalıştırmam lazım. (Varisim var.) Eliptik bisiklet iyi diyorlar. Şu büyük pedallı, yürür gibi adım attıran modeller. Bir de normal bisiklete sabitleyici bir aparat takılıp evde kullanılabiliyormuş sanırım. Bunun adına da TRAINER di
Merhaba,

Bacak kaslarımı, özellikle alt bacak ve aşil tendonu kısmını çalıştırmam lazım. (Varisim var.)

Eliptik bisiklet iyi diyorlar. Şu büyük pedallı, yürür gibi adım attıran modeller.

Bir de normal bisiklete sabitleyici bir aparat takılıp evde kullanılabiliyormuş sanırım. Bunun adına da TRAINER diyorlar galiba.

İkisinin yaptığı hareket farklı. Eliptik bisiklet, büyük kar ayakkabısı gibi şeylerle ileri doğru adım attırıyor. Trainer ile ise normal bisiklet pedalı çeviriyorsunuz.

Sizce bacak, özellikle bilek kasları için hangi seçenek daha uygun?

Bisikletim çok eski. Eğer trainer seçeneğini tercih edersem yeni bir bisiklet ve o sabitleyici aparattan alıcam. Bisikleti ileride dışarıda da kullanabilirim diye düşündüm.

Eliptik bisiklet seçersem de kaliteli bir şey almak istiyorum. Mümkünse profesyonele yakın bir cihaz. Fiyat meselesi çok önemli değil.

Sizce hangisi benim işimi görür? Hangisi bacak ve bilek kaslarını daha iyi çalıştırır?
0
anaphylacticshock
(28.11.25)
Çok sağolun. Benim de aklım eliptik bisikletten yana ama diğer alternatifi de araştırayım dedim.

Profesyonele yakın olanların taşıyabileceği kilo sınırı daha yüksek oluyor genelde.

Yoksa ben de uygun fiyatlı bir ürün almak istiyorum ama ev ahalisi olarak hepimizin kilo sorunu var maalesef.
0
🌸anaphylacticshock
(28.11.25)
Hocam bisiklet ve eliptik yürüyüş aletleri daha çok kardiyo çalışmaları içindir.

Tabii ki etkisi olur ama sizin kas kazanmak için direnç antrenmanları yapmanız lazım.

Bilek kasları için özellikle calf raise / dumbbbell calf raise türü çalışmalar yapmalısınız. Spor salonunuzda calf machine varsa o da olur.

Calf dışında leg curl, leg extension gibi makinelerle yapabileceğiniz çalışmalar da bacak kas grubunu toparlar.

Bunlar başlangıç aşamasında işinize yarayacak çalışmalar.

Ama tabii spor salonuna gidiyorsanız. Evde de yapılabilir ama spor rutininiz, salon alışkanlığınız yoksa, evde sakatlanabilirsiniz.
0
anten
(28.11.25)
@anten +1
O iki alet de işinize yaramaz. Doktor önerisi değilse vazgeçin ve standing calf raise ile seated calf raise hareketlerinin evde yapılan şeklini haftada 3 gün 3x15 tekrar yapın, hareket kolaylaştıkça ağırlık arttırın. İki ay içinde ve devam ettiğiniz sürece faydasını görürsünüz.
0
Mirket
(28.11.25)
(17)

harcamak için para kazanmak, sıfırı tüketmek

gezer
kasım indirimleri ile birlikte biraz fazla alışveriş yaptım ve ben napıyorum diye sorgular oldum. evliyim. kadın tarafıyım. maaşım net 46 bin, nadiren mesailerle biraz fazla oluyor. senede iki maaş ikramiye. eşimin maaşı de 190 bin'e yakın sanırım. ev kredimiz var, çocuk özel kreşe gidiyor, araç yok
kasım indirimleri ile birlikte biraz fazla alışveriş yaptım ve ben napıyorum diye sorgular oldum.

evliyim. kadın tarafıyım. maaşım net 46 bin, nadiren mesailerle biraz fazla oluyor. senede iki maaş ikramiye. eşimin maaşı de 190 bin'e yakın sanırım. ev kredimiz var, çocuk özel kreşe gidiyor, araç yok.

kredi, kreş vs tüm büyük kalemler eşimde. ben bir iki fatura, aidat ödüyorum. onun dışında kendime, eşime, çocuğuma bir şeyler aldıysam onların taksitleri oluyor. kalanı da günlük market alışverişi veya dışarıdan yemeğe gidiyor. ay sonu sıfırı tüketiyorum. gelirimi aşmıyorum. birikim yapmıyorum ama ikramiyelerimi eşime veriyorum, o da harcamıyor tabi birikimde filan değerlendiriyor sanırım. zaten eşimin kendine göre ayrıca bi birikim planı var. alışveriş vs yapmadan önce de birbirimize danışırız. şu anki maddi durumda eşimin benden bir şikayeti yok. bir keresinde maaşının yüzde yirmisini kendin için biriktirsen iyi olur filan demişti, onun üzerine biraz denedim. şansıma biraz mesai de almıştım, çocuğun kreşinin kırtasiye ücretini ayarladım, biraz da kenarda kaldı. kalan da 12bin filan :D

dün akşam yine bi indirimden alışveriş yapınca ben ne yaşıyorum dedim. kazanıyorum, harcıyorum, eee? yanlış anlaşılmasın. çalışmak konusunda sorunum yok, çalışıyorum, çalışacağım da. şöyle düşündüm ve çok mantıksız geldi yaşanan her şey. çalışmasam zaten bu kadar kıyafete, ayakkabıya, şuna buna ihtiyacım olmaz. zaten param olmadığı için alamam da. çalışmadığım için zırt pırt eşime hediye almam, bi sene ben tatile götürmüştüm mesela böyle bi girişimim de olmaz. eşimden harçlık alsam, çocuğu alma bırakma işi bende olacağı için özelden alıp devlete veririz ve ordan bi kara geçeriz. eee yani gerçekten işten çık evde otur daha mı iyi yani?

tekrar söylüyorum, işten çıkmak bi seçenek değil. sadece gerçekten çok saçma değil mi?
iki ikramiyem de olmasa elle tutulur bi faydam yok. evde olsam her seferinde trendyol kuryelerine para vereceğime markete gider kendim alırdım belki.

şu anki iş yerimde beşinci yılım. başka iş bakmak da bi seçenek ama kalifiye biri değilim, üniversitede okuduğum bölümle alakalı bi iş yapmıyorum, yaptığım işin dışarıda tam karşılığı yok. cumartesi-pazar, resmi bayramlar tatil, bir saat fazla çalışsan mesai ücretini alıyorsun, genel merkezden farklı bi konumda çalıştığım için izin konusunda rahatım, geç gel, erken çık vs problem olan bir yer değil, iş arkadaşlarımla iyiyim vs vs yani konfor alanındayım. seneye değişmekle birlikte eve ve kreşe çok yakın, acil durumlarda her şeye ben gidiyorum.

dediğim gibi eşimden yana bir eleştiri durumu yok. çalışmamak da seçenek değil. maaşım da düşük bir maaş. ama yine de birikim yapılabilir mi? ha genel olarak evin durumu ne derseniz tabi ki zengin değiliz ama genel olarak bakınca eksik bi şeyimiz yok. yeme içme gezme, bizim görmediğimiz hayatı kızımız görüyor. sanırım biraz da bu yüzden. yani üniversitede nispeten rahattık ama onun öncesinde fakirdik ve yeni bir şey almak, dışarıdan yemek vs hayaldi benim ailemde. meyve bile kısıtlıydı. denizi çalışmaya başladıktan sonra gördüm. sağolsun genel olarak eşim sayesinde hayat standartım yükseldi, hep söylüyorum. ama yine de mesela eşimin yaşayış tarzına yetişemiyorum. onun beğendiği ve para verdiği bir şeyi ben kendime almıyorum. kıyafette vs bi üst sınırım var yani atıyorum eşim 10.000e ceket de alsa ben bi parça kıyafete atıyorum levis pantolonsa 2000 tl veririm filan diyorum. ya da otel bakarken eşimi frenliyorum o kadarına da gerek yok diye. ikinci bi tatile çıkalım dese biri neyimize yetmiyor diyorum. yani kendi sınırlarım içinde kalmaya çalışıyorum. ama o benim hayat standartımı yükseltirken ben onunkini düşürüyorum gibi hissediyorum her zaman. ben de senin kadar kazansam şöyle olurdu böyle olurdu filan diyorum bazen.

ay ne uzun anlattım. ne sorduğumu da bilmiyorum. yani kenara 5000 tl de mi koyamıyorsun diyorsanız evet genel olarak koyamıyorum. biraz dayak yemeye ihtiyacım var sanırım bu konuda. eşine güvenerek yaşayan kadınlardan oldum diye hayıflanıyorum bazen. onun benden harçlık aldığı da olmuştur nadiren :) olabiliyor yani.

yanlış mı yapıyorum, ne yapmam lazım? konuştuk yine eşimle kalem kalem yaz harcamalarını bi bak durumuna dedi, ne desin.
+3
gezer
(28.11.25)
Mert Başaran'ın youtube konuşmalarını dinlemenizi öneririm . 2 kitabı da var okumak isterseniz .
iş değiştirmenize gerek yok bence
farkında olmadan küçük küçük rakamlarla harcıyoruz toplam büyük oluyor.
Ben bu sene kredi kartı kullanmayı bıraktım , planlı ve çok az harcıyorum , öneririm
0
devilone
(28.11.25)
esiniz kendi parasiyla kendine, siz de kendinize mi birikim yapiyorsunuz? bence oyleyse garip. evlilikte kazanilan ortaktir. esinizin birikim icin ne yaptigindan haberiniz olmamasi da normal degil. mesela ne kadar birikiminiz oldugunu biliyor musunuz?

alisveris yaparken sadece kendi paranizla mi yapiyorsunuz?

yani genel olarak esinizin daha rahat, daha para dusunmeden yasayip, sizin ufak bir butceyi ayri yonetmeye calisiyor olmanız bence garip. evlilikte butce ortak olur ve ortak yonetilir bence. birikim de ortak yapilir, buyuk harcamalar da.

tabi ben eski kafali olabilirim. ya da esimle gelirlerimiz benzer oldugu icin oyle bir derdimiz olmayabilir. bizde mesela neredeyse tum harcamalari ben yapiyorum, esimin gelirini biriktiriyoruz. gerektiginde ondan da harciyoruz. ikimiz de birbirimizden para alabiliyoruz vs. benim param onun parasi, onun parasi benim param :)

calismamak bir secenek olmamali dediginiz gibi. ne zaman ne olacagi belli olmaz, calizmazken ortada kalma ihtimali her zaman var. insan kendini gecindirecek kadar calisabilmeli mumkun oldukca.
0
lemmiwinks
(28.11.25)
@lemmiwinks yazdıklarımı okumadan mı yorumladınız acaba?
aslında sorduğunuz her şeyin cevabı yazımda var. zaten bazı kısımları yanlış anlamışsınız.

yazının ana fikri maaşımdan birikim yapamamam zaten. sadece elime toplu geçen ikramiyeleri eşime veriyorum. eşim birikime ekliyor. ne kadar birikimi var bilmiyorum da adamın bu kadar gider içinde milyonlar biriktirmediğini tabi ki biliyorum. zaten söylüyor şu kadar şunu aldım, şunu yapacağım vs diye ama ben didik didik sorgulamıyorum, gerek görmüyorum. evet sadece kendi paramla alışveriş yapıyorum, param yoksa eşimden de istiyorum, ay sonu birbirimize pasladığımız dönemler oluyor zaten. eşim sefa sürerken ben cefa çekmiyorum. o et yerken ben soğan kemirmiyorum.

ya cidden beni hiç anlamamışsınız bence. sorum eşimle aramızdaki para dinamikleri filan değildi. genel hatları ile şu an durum bu ve ben maaşımla birikim yapamıyorum dedim. ayda kenara 10.000 tl koyup, param bittikçe eşimden de isteyebilirim ki kendisi de söylüyor zaten bunu. ama ben tercih etmiyorum çünkü ha ondan çıkmış ha benden. kenara koyabiliyorsam o para mantıken kimseden çıkmıyor ve orada kalıyor olmalı. olay bu.
0
🌸gezer
(28.11.25)
ablam durumun varsa al canın istiyorsa al seni etkilemiyorsa al. ilerde almayı bırakır birikime geçersin. nasıl hissediyorsan öyle yaşa. madem eşin karışmıyor sen kendini frenleyeceğin zamanı bilirsin.
+1
koela
(28.11.25)
yani bazen bunu ben de dusunuyorum, durumum sizden epey farkli gerci ama ozellikle su dediginiz kisim ' calismasam kiyafet almam, ona gore harcarim' bende bir de su ekleniyor, seyahat harcamalarim cok fazla, istedigim yerde yasasam bu kadar paraya ihtiyacim olmayacak.

neyse benim durumum farkli da, neden calisiyoruz kismini ben de cok dusunuyorum.

sizin neden calistiginiza gelince, anladigim kadariyla yasiniz epey genc (calistigim yerde 5.yilim dediginiz icin oyle yazdim) siz neden calisiyorsunuz; 1. emeklilik, calismazsaniz bir gun eger emekli olursaniz hic geliriniz olmayacak, esinizinki de ikinize yetmez, 2. bugun az kazaniyorum diye isi birakirsaniz, tekrar is gucune katilmaniz ve 'iyi' kazanmaniz cok zorlasak, yani teorik olarak bir noktada daha iyi kazanmaya baslamaniz lazim, su anda evde cok is var simdilik ben yapayim, tasarruf edelim 5 sene sonra cocuk bi tik buyuyunce bakayim derseniz o is pek oyle olmuyor (turkiye'de), dolayisiyla is gucunde kalma halinizin sureklilik arz etmesi gerekiyor, 3- insanin kendi parasini kazanmasi, hele hele de kadin icin cok onemli. bosanma, allah korusun vefat vs. gibi durumlarda dimdizlak kalirsiniz. olmayabilir ama oladabilir. ayrica, bir gun isler kotuye giderse esinizle, iste o 'herseye ragmen kalmak zorunda olan' esler calismayan esler oluyor oncelikle.

bu tarz nedenler var. bunun disinda, esinizi frenlemenizi ve dunyada hicbir onemi olmayan marka kiyafetlere filan para yatirmamanizi tavsiye ederim. sistem zaten boyle isliyor, daha cok kazandikca pompalanan sacma sapan seyleri tuketip, bu tuketim halini surdurmek icin daha cok calisiyoruz. yani benim hedefim bu sistemden tamamen cikmak elbette sizin oyle bir amaciniz yok ama sistem sizi borclu ve harcama halinde tuttugu icin bu kadar cok 'calisiyoruz'.
+2
kassiopeia
(28.11.25)
@gezer: hepsini okudum. sizin istediginiz gibi anlamamis olabilirim. ama bence esiniz zaten birikim yaparken, sizin birikim yapamiyorum diye uzulmenize, kendinizi kisitlayip birikim yapmaya calismaniza cok gerek yok gibi gorunuyor bana. gereksiz yine harcama yapmayin tabi, har vurup harman savurun da demiyorum ama bu kadar maas alirken kendinizi birikim yapamadiginiz icin kotu hissetmenize de gerek yok.
0
lemmiwinks
(28.11.25)
Evet o da bir seçenek ama eşinizin işinde bir ters durum olsa tutunacak dalınız olmalı. Sadece para da değil. İşinden ayrılmak istese ayrılamaz. kapana kısılmış gibi hisseder. Psikolojik etkileri daha önemli burada. İşsiz kalsa, evde iki işsiz, buhranı hissedersiniz. Sonra çocuğu satışa çıkarırsınız :))

upload.wikimedia.org

Devam edeyim. 46'ya 190 ciddi bir fark ama 46'dan 10 ayırabilmek de çok büyük moral olur eşinize. 190'ın içinden büyük kalemleri çıkarınca "disposable income" yine aynı yere geliyorsunuz büyük ihtimal.

Bir de tavsiyem, senede bir kaç kere sıfır harcamalı ay yaşayın. Şirketlerde olur. Ödemiyoruz abi, kimseye para ödemiyoruz diyebiliyor bazı şirketler.

Siz de zorunlu harcamalar dışında sıfır harcamalı mesela 2 ay koyun bütçenize. çok rahatlatır ve gerekirse minimumda yaşayabildiğinizi gösterir, güven verir.
0
gabe h coud
(28.11.25)
Hocam merhaba, maaşınız birikim yapılmayacak bi' rakam değil, sizin öncelikle birikim alışkanlığı kazanmanız lazım bana kalırsa,

Eşinizin dediği mantıklı, kalem kalem yazın, ay sonunda ne kadar gereksiz şeylere - size göre tabi - ne harcamalar yaptığınızı görün, eşinizin finansal okur yazarlığı size göre daha iyi gibi geldi bana. Harcamaları yazdıktan sonra kendisiyle beraber inceleyebilirsiniz.

Bir de birikim 101 şudur ; " harcadığından kalanı biriktirme, maaşı alınca belli bir yüzde birikime ayır, kalanını harca."

bunu deneyin 1-2 ay bakalım ne sonuç alacaksınız.
0
kumandanim
(28.11.25)
Kasım indirimleri tam bir hayat sorgulaması değil mi ya, ben de geçen benzer sorgulamalara girdim bi cilt bakım seti ile sepetimde bakışırken. Durumlarımız farklı ama lan dedim ben şuan bunu niye alıyorum tam olarak. Evdekileri kullandım mı yööö. Ama çok uygun. Zaten ikibin tele harcasam ne harcamasam ne. Ev mi alabiliyoz bişey mi yapabiliyoz ikibin tele ile. Ama yani indirim olmasa böyle bişey alıcak mıydım yööö. Ama insanın lendine bakması da önemli şimdi özbakım sonuçta.
Neyse böyle uzun bi diyalogdan o gün tasarruf galip çıktı ve sepeti boşaltıp uyudum. Ama ertesi gün gittim tencere aldım. Çünkü çok uygundu.
Burdan bi hayat dersi çıkmaz tabi. Ama bi kadın olarak evliliğinin nasıl olduğundan bağımsız kenara bir miktar para koymak gerektiğini düşünüyorum. Elimden geldiğince yapıyorum. Bazısı gizli biriktiriyor, benimki gizli değil. Onun da doğrusu değişir. Ama bi miktar koymakta fayda var.
0
benim bir gizli bildiğim var
(28.11.25)
46 maaş, fatura aidat 10 desen kalır 36.

Bence sizin sorun harcamak ve sonrasında biriktirmek, bence mantıklı olan bir tutar belirleyip paranızı biriktirmek sonrasında harcamak.

her ay 500 USD veya 6 gram altın alacagım gibi veya her ay 30.000 TL'lik altın s1 alacagım gibi bir hedef verip kalan parayla da alışveriş yapman.

Senin sorgulamalarını herkes yapıyor.

eşinizin kagıda yaz taktigi çok doğru. Harcadıgınızı görmüyorsunuz, bir de kredi kartı kullanımını bırakın bence
0
liberal
(28.11.25)
Bizdeki durum şu.eşim maaşlı çalışan,ben serbest çalışıyorum maaşım yok.eşimin maaşı türkiye koşullarında oldukça iyi ama iki kızla beraber ay sonunda maaşının hepsini yiyordu.ona hisse senedini anlattım bir kaç yıl önce.kendisine bir kaç hisse belirledi.aklına geldikçe girip fiyatına bakmaksızın farkına varmayacağı miktarlarda hisse senedi alıyor.şu an ne kadar oldu bilmiyorum ancak cnbce seyretmeye başladı,halka arz,temettü falan diye dolaşıyor evde.banka özel temsilci atamış onunla konuşup duruyorlar.

Burada hisse senedi konusunda bayağı bilgili arkadaşlar var,bir danışıp ufak ufak uzun dönem hisse senedi alabilirsiniz atıyorum bu ay 1-2 bin liralık ya da teknik boyutunu bilmiyorum ama bankadan çok mesaj geldiği için bes te devlet katkısı bitmeden girin falan deniyor aynı minik miktarlarda çocuğunuza kendinize bes yapabilirsiniz.

Benim kafam ye gitsin dünyaya bir daha mı geleceksin şeklinde çalışıyor ama hanım bu para değerlendirme işinden çok keyif alıyor,sizede iyi gelebilir diye düşünüyorum.
0
duptıs
(28.11.25)
Eşin hem birikim hem harcama kontrol yöntemi olarak doğru tavsiyeler vermiş. Senin de sorguladığın nokta çok doğru. Kazandığını önemsiz şeylere harcıyorsan hiç çalışmamak daha tatminkar bir hayat bile sağlayabilir çünkü kendine ve sevdiklerine ayırabileceğin zaman artacak. Ya çalışıp harcamalarını yöneteceksin, ya gelirini arttıracaksın, ya da çalışmayıp biraz küçülecek fakat zaman arttıracaksın. İşte rahatın iyiyse en kolayı ve en mantıklısı biraz harcama kısıp aylık birikim yapan noktaya gelmek.
+1
osssy
(28.11.25)
Maaşınız birikim yapılabilecek bir tutar. Çocuklu ailesiniz şirket arabası yoksa ayağınızı yerden kesecek bir araç hedefi güzel olabilir bence. Ben kendimi kısıtlamak için internetten taksitli bilezik alıyorum paşa paşa birikmiş oluyor. Bu yöntemle araba aldım mesela şimdi hedef başka yavaş yavaş birikiyor. Şuan genciz çalışıp kazanıyoruz ilerisi kötü olacak emekli maaşları kuş kadar, pasif geliri olmayan insanların birikim yapmaması bana çok cesurca geliyor.
0
cilekli pasta
(28.11.25)
Enişte çaktırmadan 50-30-20 kuralından bahsetmiş. Dünyanın bin türlü hali var , bence denenir.
0
ketcapli dondurma
(28.11.25)
üzülerek okudum. maalesef çok kişi bunu yaşıyor. çok olumsuz bir devirde yaşıyoruz. genç insanların birikim yapması çok zor. ülkemiz 20 yılda inanılmaz kötü bir duruma gitti. şu an maaşlar dolar olarak fena değil (geçmişe kıyas ediyorum), ama alım gücü yerlerde geziyor.

eşinizin biraz kenara koyduğunu tahmin ediyorum. zaten iki para da aynı şey. O maaşla birikim yapamamanız bence normal. son olarak bence çocuğu özel okula göndermeyin.
0
ebabil curnatasi
(28.11.25)
para harcamak hepten kotu degil de amacli bir sekilde harcamak lazim. hepimiz alisveris bagimliligindan muzdaribiz zira dogdugumuzdan beri 4 koldan o pompalandi. ben son 5-6 senede cok cok az alisveris yapmisimdir, buna ragmen hala dolabimda etiketi uzerninde duran pantolonlar, ceketler, hic giyilmemis ayakkabilar var. cunku sira gelmiyor hepsini giymeye, keske bunlara verdigim 30-40 bin lira alimde nakit olsa su an diyorum bakip. senin de muhtemelen her ay ala ala kiyafetler ayakkabilar yigiliyordur, mevcuk stogundan giyinmek yerine calisiyorum o yuzden habire kiyafet almaliyim varsayimini biraz daha sorgulaman lazim.
0
hot potato
(28.11.25)
Maalesef ülkemizde tasarruf bilinci çok kuvvetli değil.
Uzun vadeli düşünmediğimiz için.

Basit bir örnek vereyim. Ufak dediğiniz meblağ, mesela 200 TL. Günde 200 TL saçma sapan harcanıyor, abur cubur alıyorsun, kahve içiyorsun, sipariş uygulamasında komisyon olarak ödüyorsun... Fark etmeden harcıyorsun. Peki bu 200 tl'yi harcamazsan ne olur? Çok değil günde 200 tl daha az harcasan. 200*365=73000 TL. Neredeyse 2-3 günlük mütevazı bir tatil parası. Sana 73000 TL'yi sokağa at desem elin titrer. Ama gün içinde titremeden yapıyorsun gibi düşün.

Şimdi daha uzun vadeli düşünelim. Yılda 73000 TL, 10 yılda 730000, 20 yılda 1.460.000 TL. Bu hesabı yaparken enflasyon yokmuş gibi düşündüm. Çünkü bugün 200 TL harcadığın şeylere seneye belki 250 300 harcayacaksın, o dengeleyecek gibi düşündüm. Bu 730000'i o günün 730000'i gibi düşündüm yani. Ya da harcamadığın parayı enflasyonun biraz üzerinde değerlendirmişsin gibi düşündüm.

Anlatabildim mi? Yani günde harcadığınız fazladan 200 tl, 1 yılda 1 tatil, 10 yılda iyi kötü bir 2. el araç, 20 yılda ufak bir arsaya denk geliyor belki de. Böyle düşünerek işe başlayın.

Açıkcası tüm büyük masraflarınızı eşinizin karşıladığı bir ortamda 46000 TL çok da ufak bir meblağ değil. Çünkü görünür ciddi bir masrafınız yok. Yani her ay kenara 10.000 TL atsanız, yine cebinizde doya doya harcayabileceğiniz bir 36000 TL kalır diye düşünün.

sizin yaşadığınız şeyin adı yaşam tarzı enflasyonu. İnsanlar geliri arttıkça harcamalarını da arttırıyor. Mesela eşiniz çalışmasa siz o parayla geçinmek zorunda kalsanız bu harcamalara dikkat edersiniz. Ama şu an konfor alanındasınız ve bu yüzden statü için harcıyorsunuz. Biraz psikolojik sebepleri de var bu harcama dürtüsünün. Dopamin bağımlılığı gibi, hızlı tatmin. bunlarla ilgili kitaplara bir bakın.

Bir de parayı kenara atıp unutmak değil, enflasyondan koruyacak hatta enflasyonun bir miktar üstünde getiri sağlayacak şekilde değerlendirmenin de önemini vurgulayayım.

Şimdi gelelim niye çalışıyoruz?
Para kazanmak için.
Parayı niye kaznaıyoruz? rahat bir hayat için.
Peki tüm kazancımızı niye harcamamalıyız?
Çünkü bugün kazanabiliyorsunuz ama ilerde kazanamama riskiniz var.

Eşiniz de siz de özel sektördesiniz anladığım. Özel sektörde görünmez bir yaş bariyeri vardır ve bir yaştan sonra insanlar eskisi kadar çok kazanamamaya başlarlar. Sonrasında da emekli maaşları malum.

Yani paraya belki de en çok ihtiyaç duyacağınız yaşlarda, geliriniz bugüne göre daha az olabilir.

Allah korusun ama sağlık problemleri, çocuğunuz varmış onun üniversite masrafları, evlenmek istediğinde yuva kurmanın maliyetleri...

Daha geçen gün bir arkadaşımın annesi ameliyat oldu. 900bin tl'ye yakın harcama yapmak durumunda kaldılar. 2 arabaları vardı, 1'i gitti bu ameliyat için.

Anlatabiliyor muyum?

Geçenlerde bu konuyla ilgili bir sitede şöyle bir yazı vardı:

"Bugün giydiğin ayakkabının markasını 10 sene sonra kimse hatırlamaz. Ama sen 10 sene sonra o ayakkabıya harcadığın paraya ihtiyaç duyabilirsin."

Bu şu demek değil, ot gibi yaşayalım. Ama 10 harcıyorsan eğlenmeye, alışverişe, atıyorum 8 harca, 5 harca. Eğlenceni de yap, birikimini de.

Hayat hep böyle gitmez. Akarken doldur demişler.


Aşağıya bu konuda ilgi duyanların seveceği 3 site ve güzel yazı bırakıyorum.
www.paradurumu.com
akillibutce.com
monay.com.tr
0
anten
(28.11.25)
(11)

Evinizde/dükkanınızda kiracı bedavaya oturuyor ne yaparsınız?

mahmuttt
Kiracınız 3-4 senedir emsallerinin 5’te 1’i parasına oturuyor. Civarlar 150 binse 30 ödüyor yani. Size karşı bu fiyat benim hakkım diyerek pişkin, ukala ukala sırıtarak davranıyor. Kira arttırmam diyor. Kira tespit Davası da açtınız 1,5 sene sürecek. O 1,5 senenin alacağınız tutarı da aldığınızda
Kiracınız 3-4 senedir emsallerinin 5’te 1’i parasına oturuyor. Civarlar 150 binse 30 ödüyor yani.

Size karşı bu fiyat benim hakkım diyerek pişkin, ukala ukala sırıtarak davranıyor. Kira arttırmam diyor.


Kira tespit Davası da açtınız 1,5 sene sürecek. O 1,5 senenin alacağınız tutarı da aldığınızda kuş gibi olacak.

Sorum şu: hukuki yolu bekler misiniz? Yoksa giderim kavga çıkarırım tartışırım sert gösteririm mi dersiniz?
Yani hukuk dışı yollara girer misiniz ?
0
mahmuttt
(23.09.25)
sinirini bozarak çözebileceğinize inanıyorsanız yapın ama bence yüzsüz. arabuculukla da olabiliyor. hep dava sürelerini bahane ediyorlar. arabulucu bir avukat bulun ve yasal süreci başlatın. çözülmezse davaya gidiyor. zamanı geldiğinde alırsınız parasını.

benim kiracım da böyle ukalalık yaptı yaptı, internetten bakıp bilgilendi güya. kankam arabulucu avukat. şimdi en ufak bir sıkıntıda kibarca bilgilendirme yapıyor yola geldi. iskender parasına kalıyordu uyanık.
0
gadlemler
(23.09.25)
Abi böyleleriyle çok uğraşıyorum. Kiracın dükkansa yaptığı iş üzerinden vurabilirsin. Tekel 22'den sonra birilerine alkol aldırt. Görüntüle ve şikayet et. Ona da bunu yapacağını söyle.

Sallıyorum camcı. Bina altında cam atölyesi yasak. Git şikayet et gürültü ve belediye encümen kararlarına aykırı diye.

Bunlar mümkün değilse elektriğini suyunu doğalgazını kes. Git nüfus müdürlüğüne burada oturan yok. Kiracı çıktı. Abonelikleri almadı de. Düşür ikametini, bu kurumlara git ve bilgi ver. Bu yol karışık ve memurdan memura alacağın cevaplar değişir.

Kendin kes sayaçları.

Kanuni olarak zamları yapmışsa bu dediklerimi yapma. Kanuni değilse yine yapma. Ama fikir.
0
Shepard
(23.09.25)
yasal yollarla hareket etmek en doğrusu, diğer türlü suçlu durumuna düşebilirsiniz.
0
ruhlardan esinlenen karga
(23.09.25)
Bu tür insanlar hukuk dışı yolları kendileri yapar ama başkası yapamaz diye düşünüyor. Adamın dükkanını, işini baltalayacaksın ve seninle mi uğraşacağım deyip kiranı emsallere çekecek ya da dükkanı kapatacak, öyle mi? Yani ikinci, üçüncü adımı düşündün mü? Bana denk gelsen misliyle karşılık veririm.
0
gabe h coud
(23.09.25)
son yıllarda ev ve kira fiyatları çok artınca eski kiracılar bu durumda ucuz oturur oldu. böyle çok örnek var.
kavga çıkarırım, bıçaklarım diyenler neyin kafasını yaşıyor acaba. alenen suça teşvik ediyorlar.

orta yolu bulmak zorundasınız. kiracı iyi niyetli değilse ve orta yol bulunmuyorsa yasal süre sonuna kadar bekler, sonra başka kiracı bulursunuz.
zaten eski kiracılar ucuza oturur, bu yüzdan kiracılı daireler ucuza ve zor yeni alıcı bulur.
durum gayet olağan ve sık karşılaşılan bir durum.
0
abelardo
(23.09.25)
sen evini kiraya verirken emsallerin altina mi verdin? enflasyonun ve boktan ulke ekonomisinin sorumlusu kiraci mi? evini kiraya verirken yillik ne kadar artis yapacagini belirledin anlastin kiraya verdin. sonra yok ben bu kadar artis yapamam su kadar yapacagim diyemiyorsun. kira tespiti icin 5 yil oturmasi lazim. hep kendi tarafinizdan bakmayin ev sahibi olarak konusuyorum bu kosullarda kiraya veriyorsam buna gore hareket ederim, kiracimla anlasabiliyorsam anlasirim. hukuk disi bir yol ile cozebilen ornekler yok degil ama tam tersi de bolca mevcut evini zararina satmak zorunda kalan insanlar oldu. kiraci sozlesmede belirtilen oranda zammi yapip oturuyorsa senin yapabilecegin bir sey yok maalesef.
0
tahtakafa
(23.09.25)
hukuki yol uzun ve kesin olmadığı için 2. seçenek daha makul gibi duruyor.
0
duyuruuser
(23.09.25)
Oncelikle eski kiracilarin etraftaki rayice gore makul oranda indirimli oturmalari gerekiyor.Ancak sizin durumunuzda rayicin %20sini utanmadan veriyorsa oncelikle iletisimi su sekilde yapardim

5 senelik rayic belirleme zamanina yaklastiginizi bu kafayla devam ederse dava acip rayic bedeli isteyeceginizi yada cikartacaginizi soyleyip uzlasma icin tehdit edin.
Normalde Rayicin %15-20 gibi altina razi olmak iki tarafin da menfaatine iken orta yol bulmaya yanasmazsa uzun vadede kiracinin da kaybina olacaktir.Birkac sinir bozucu kiraciyla bu sekilde muhattap olunca sonraki kiracilarda mecburen bastan sisik kira belirleme yada tahliye taahhutnamesi almak gibi yollara gitmek zorunda kaliyor ev sahipleri.
0
turkuaz
(23.09.25)
3-4 senedir çok ucuza oturuyor demişsin ama davanın 1,5 sene sürmesini çok bulmuşsun. Hatayı burada yapıyorsun.

Bir yakınım sorunlu kiracılı ev satın aldı. Ödediği kira şöyle söyleyeyim rayiç bedel/6. Yani 1 ayda ödemesi gereken kirayı adam 6 ayda ödüyordu ve İstanbul'un en en prestijli bölgesi.

Kira tespit davası açtı, evet 15 ay kadar sürdü mahkeme karara bağladı. Bu esnada sürekli olarak davayı kaybedeceğini, 15 aylık farkı kendisinden tahsil edeceğini, avukat masraflarını da kendisinin karşılayacağını sürekli olarak avukatı aracılığıyla bildirdi. Bu kiracı üzerinde baskı oluşturuyor. Kiracı davayı kaybetti ve temyize de vermemişler. 6x olan kirayı ödemiyor, evden çıktı ve ihtar üstüne ihtar yiyor. Milyonun üzerinde borcu oluştu. Şimdi haber yolluyor, anlaşalım ben de anahtarı teslim edeyim gibisinden. Birkaç ihtar sonrası artık çilingirle kapı açılacak üzerine bir de evdeki hasarlar bilirkişi ile belirlenip tespit davası açılacak.

Tutar kuş gibi kalmayacak. Kira artış hızları eskisi gibi değil. Mahkemeler evet yavaş işliyor ama adile yakın bir kira tutarı tespit ediyor.

- Soğukkanlılığını yitirme, kavga-dövüş sana zarar verir. Haklıyken haksız duruma düşersin. Bu tip yollara kesinlikle girme.

- Kira tespit davanı HEMEN aç. 1 gün dahi kaybetme. Kesin olarak kazanacağın bir dava olduğu için mahkeme masrafı sana yansımıyor. Zaman çabuk geçiyor, avukatın aracılığıyla üstte belirttiğim şekilde sürekli haber yolla. Çekebildiğin yasal tüm ihtarları çek. Kiracı üzerinde yasal tüm haklarını kullan, baskı oluştur. Bir noktadan sonra kendi çıkmak durumunda kalacak.
0
Lethe
(24.09.25)
İçini ferahlatacaksa kira ödemeyip üzerine para isteyip üzerine mafya salan kiracılar var.

İşyerlerinde %25 kuralı yoktu sizinki yine de çok fark etmiş.
0
liberal
(24.09.25)
Hocam ben ev sahibi olarak yazıyorum. Ailemde de çok insan var bu sektörün her aşamasında iş yapan. O yüzden biraz net yazacağım ama bu konularda maalesef ev sahipleri ya da dükkan sahipleri biraz ezbere hareket ediyor.

tabii ki katılabilirsiniz de katılmayabilirsiniz de yazdıklarıma. Önce sorunun kaynağını anlatacağım. Sonra muhtemel benzer durumlarda ben ne yapardım onu söyleyeceğim ama siz kendiniz bildiğinizi yapın yine.

Kira kontratı bir sözleşme.

Baştan iki taraf da haklarını belirliyor.

Ticari bir sözleşme değil ama günün sonunda bir ticaret var ortada.

Ticarette de baştan her şeyi konuşmak lazım, düşünmek lazım. Ve sözleşmeye dökmek lazım.

yani adamın yaptığı pişkinlik değil, imzaladığı sözleşmeye uymak.

atıyorum ben bugün aynı durumda olsam, isterse maaşım 1 milyon tl olsun, ev sahibine derim ki kardeşim sözleşme belli. Sen de imzaladın. Daha da üstüne çıkmam bu sözleşmenin. Adam da bunu diyor size.

Şimdi kira sözleşmenizde kira artışı emsallerine göre yapılacak yazıyor mu?
Büyük ihtimalle yazmıyor. O zaman emsaller sizi ilgilendirmiyor maalesef. En azından kira tespitine başvurabileceğiniz zamana kadar.

Bunu attık kenara.

Bir diğer yanılgı, ev sahipleri gayrimenkulün sürekli yüksek gelir getirmesi gerektiğine inanıyor. Bu bir yatırım. Riskleri var, risksiz bir yatırım değil.
Bir evi kiraya verirken iyi kötü bir 5 yıllık getiri planlaması yapmaya çalışın. Türkiye'de zor ama, yine de tahmini bir enflasyon oranı vb hesaplamak lazım. Getiri bunun altında kalırsa ne yapacaksınız onu mesela planlayın.

İşin özü, ikiniz de aynı sözleşmeye imza atmışsınız.

Şartlar belli.

Adam şözleşmeye yazan oranda zam yaptıysa, şözleşme şartlarına uyuyorsa bir anormallik yok.

Aslında teknik olarak sözleşmeyi siz bozmak istiyorsunuz şu anda.

kiracı size dese ki tefe tüfe çok ben sözleşmenin altında zam yapacağım kabul etmezsiniz.

Şimdi kiracı da size diyor ki sözleşmede anlaştığımızın dışında bir zam istiyorsun kabul etmiyorum.

Bunu anladığınız zaman işiniz ve anlaşmanız daha kolay.

Ben olsam kiracıyla orta yol bulmaya çalışırım.

İlk başta yapıcı olmakta fayda var. Seni de anlıyorum sen de beni anla biraz senden biraz benden yöntemi genelde ılımlı kiracılarda işe yarar.

Çünkü ılımlı yaklaşırsanız, anlaşma ihtimaliniz var.

Ilımlı yaklaşmazsanız, iş inada biner ve tek çözüm kira tespiti talebi olur ya da kiracı tahliyesi. Yani hukuki süreçle ilerlemek dışında seçeneğiniz kalmaz.

Hukuki süreç konusunda kimseye kulak asmayın, en iyisi emlak konusunda deneyimli bir avukata danışın.

Genelde bu emlak konularında avukatı daha deneyimli olan, durumu daha iyi belgeleyebilen kazanıyor. Yani sonuç hiç belli olmaz. Ev sahibinin sosyal medya videosunu (ev lokasyonu üzerine bir video paylaşmış mesela) bulup, "bu adamın kiracısını çıkartıp kendi oturacağı daireye fiziken ihtiyacı yoktur, şu anki kiralık evinde oturmaya devam edebilir" diye itiraz eden avukat var.

İş avukatta bitiyor yani. Ama şuna da dikkat edin. Emlak davalarında avukat parasını her türlü alıyor yanlış bilmiyorsam. Ya ev sahibinden ya kiracıdan. O yüzden avukat kazanamayacağını düşünse bile size kiracıya dava açın bakalım neler yapıyoruz diyebilir. Güvenilir biri olsun.

Yani ben olsam ya düzgünce pazarlığa otururdum, oradan bir sonuç alamazsam da bir emlak avukatına gider ya da sabırla sözleşme süresinin dolmasını beklerdim.

Bunun dışında işlere kalkışmayın sakın. Birincisi hukuki olarak zor durumda kalabilirsiniz. Tehdit, rahatsız etme vb. İkincisi Türkiye'de kimin kim olduğunu bilemezsiniz. Saftirik görünen adama bir laf edersiniz, korkutmak istersiniz. Ertesi sabah 1 kamyon adam sizi kapıda bekliyor olur.

Sizin tanıdığınız birileri vardır. Onun tanıdığı daha büyük birileri vardır.
İş daha da zora gider. Hepsini geçtim adamın psikolojisi yerinde değildir, ters bir laf edersiniz size zarar verir.

O yüzden bu tip konularda her zaman sükunet ve diplomasi çalışır. Çoğu zaman çalışır yani.

Bir de bu tip durumları yaşamamak için lütfen güvenilir, büyük, kendi bünyesinde gayrimenkul alanında deneyimli avukatları olan emlak ofisleriyle çalışın.

İnsanlar kendi kafasına göre ya da mahalle arası emlakçının hazırladığı sözleşmelerle kiraya veriyor. 10 lira emlakçı parası vermemek için 100 liralık zarara uğruyor uzun vadede.

Büyük firmaların sözleşmeleri iyi hazırlanır, olumsuz durumlar için back-up maddeler vardır, taahhütnameler eklenir vs vs.

En azından her daim arayıp danışabilirsiniz.
0
anten
(24.09.25)
(6)

İşletme Modelleri

terspeygamber
Sahibinden bağımsız şekilde işleyebilen işletme modelleri (ör. franchise, self-sustaining business) üzerine yazılmış kitap, akademik araştırma ya da belgesel kaynaklarını nereden ve nasıl bulabilirim?Yani bugün sahibi olmadan kendi iç personel sistemiyle bir işletmenin bağımsız işlemesinin nasıl inş
Sahibinden bağımsız şekilde işleyebilen işletme modelleri (ör. franchise, self-sustaining business) üzerine yazılmış kitap, akademik araştırma ya da belgesel kaynaklarını nereden ve nasıl bulabilirim?

Yani bugün sahibi olmadan kendi iç personel sistemiyle bir işletmenin bağımsız işlemesinin nasıl inşa edilebileceğini öğreten bir kaynak arıyorum. Eğitim olur kitap olur veya bunu araştıran bir akademik( işletme bölümünün bir alanı) alan vs.

Örneğin klasik esnaf usulü çalışan bir işletmeyi, klasik kendi personel sistemiyle işleyebilen bir gıda işletmesine dönüştürmek gibi
0
terspeygamber
(21.09.25)
@edmond yok hocam bu bilgiler veya süreçler öyle tapınak sırları gibi şeyler değil. Sektörün içindekilerden bağımsız belirli araştırma ve gözlem süreçleriyle bunların işleyiş ve organizasyon kısımlarının dökülebileceğini düşünüyorum.

Benim sorduğum 10 bin şubesi olan dünya çapındaki işletmeler değil daha basit kendi kendine işleyen belki 100 şubesi olan gruplar gibi daha basit işletmeler
0
🌸terspeygamber
(21.09.25)
@terspeygamber boş iş derim. Çok kitap okudum, bir gün işimi kurarsam diye. Kurdum, bir işe yaramadılar. Hepsi hayal satıyor, gerçek hayat farklı ve hele yabancı kitaplar ülkemize de uzaklar. Boş laf salatası.

edmond honda +1
0
Shepard
(21.09.25)
akademisyen değilim ama belki YÖK'ün tez bankasında anahtar kelimelerle arama yapabilirsin.. karşına güzel yazılar gelecektir.
0
yankee jumping
(22.09.25)
www.youtube.com Serdar Tavus bu konuda epey video çekiyor.
0
liberal
(22.09.25)
kitap bilmiyorum ama temel özellikler şunlar olmalı diye düşünüyorum.
- Yöneticiyi iyi seçeceksin.
- Yöneticiye az da olsa hisse vereceksin.
- Yöneticiyi iyi kontrol edeceksin. (Düzenli finansal ve performans raporlar vermesi, bağımsız denetçi ile denetlenmesi vb.)
0
merhum
(22.09.25)
hocam kendi işini yöneten biri olarak söyleyeyim, iş yönetmek para pul modeller vs bir yere kadar.

Konu tamamen insan yönetimi ve ilişki yönetimi.

Bu dediğiniz yöntem de ancak ekibinizde çok iyi yöneticiler varsa mümkün.

Ya da çok iyi işleyen bir dijital ürün satış otomasyonu kuracaksınız.

Atıyorum yazılım saas vs satıyorsunuzdur.
0
anten
(22.09.25)
(10)

Ev satın almakla ilgili

pembediken
1: Kendi birikimim ve belki aileden biraz destek ya da kredi çekerek kendim oturacağım küçük bir ev almak 2: Ailemle birlikte ev alma diğer bir seçenek.
1: Kendi birikimim ve belki aileden biraz destek ya da kredi çekerek kendim oturacağım küçük bir ev almak
2: Ailemle birlikte ev alma diğer bir seçenek.
0
pembediken
(21.09.25)
2. fikir çok kötü.
0
Mcfly
(21.09.25)
'Tek çocuk muyuz?' sorusunun cevabı önemli.

Eğer öyleyse de uzlaşı sağlanmış genel kanı, aileye gelin/damat gelse de hep bir aradayız şeklinde mi yoksa biz büyüttük ama zamanı gelince yuvadan uçup gideceksin şeklinde mi?
0
Mirket
(21.09.25)
1 Kardeşim var ama evli onunla ilgili bir durum yok arada gelip kalıyor sadece. Gelin damat gelme durumu yok. Ben de 36 yaşındayım kadın bireyim evlilik ihtimalim düşük.
0
🌸pembediken
(21.09.25)
Bireyselcilik hepimizi esir almaya başlıyor.

İnsanın ailesiyle birlikte yaşaması ve birbirine manevi ve sosyal olarak destek olması kadar güzel bir şey yok.
Tabiki burada size ait bir odanız olabilcekse dahada iyi.

Evlilik ihtimalinin düşük olduğunu söylemişsiniz zaten. Kaldıki öyle bir durum olursa zaten yeni bir plan yapılır.

Tek başına alıp çıkmanız bencillik sayılmaz bana göre ama dediğim gibi ailenizle aranızda bir problem yoksa birlikte yaşamak güzledir.

Ailenizin yaşlanacağınıda göz önünde alırsak, aynı evde olmanız onlara özellikle manevi destek açısından daha faydalı olacaktır.

birlikte kalmanız onlara sosyal ve duygusal destek, güven duygusu, gibi bir çok şeyde katkınız olur bu sayede demans vb. gibi durum riski azalır.

Maddi olarak giderlerin azalması ve tasarruf ile kısımları saymıyorum bile.
0
Rao
(21.09.25)
@rao ailemle aynı semt olacak zaten yürüme mesafesinde eğer alırsam. Maddi yardım aileme tabi ki yapıyorum ayrı evde olsam da yapmaya devam ederim. Bireysellik bencillik gibi değil daha çok kendi ayaklarımın üzerinde durmak, arkadaşları eve rahatça davet etmek, kendime ait bir ev olma hissi
0
🌸pembediken
(21.09.25)
özetle siz kötü diyenlere takılmayın. Bir anne ve babanın emeğinin karşılığı ve hiç bir şeklide ödenemez.
Ancak en azından imkan dahilinde onları yalnız bırakmamak, saygı ve sevgiyi eksik etmemek bir evlat olarak sizin içsel huzurunuza katkı sağlar ve inaniyorsanız da bunun karşılığını mutlaka görürsünüz.

Yaşlarını bilmiyorum ama genelde Yanlız bırakılan yaşlılar özellikle mental sağlık sorunları ile ileride evlatları için daha büyük sorunlar haline geliyor. Bunu çevremde çok görüp şahit oluyorum.
0
Rao
(21.09.25)
36 yasinda kimse ailesiyle ayni evde kalmamali imkanlar el veriyorsa tabi ki.

Bunun tartisiliyor olmasi bile icler acisi.
0
Mcfly
(21.09.25)
1+1 olur, stüdyo daire olur, öncelikle kendi evini al. Bunu bir şekilde aileden destek almadan yap.

Sonrasında onların evi peşin yapıp falan ayrı bir aile evi düşünülebilir(imkanlar elverirse)

Onlar ikna da edilebilir. Sizden ayrılmayacağım ama kendime ait bir dünyam da olsun istiyorum dersen anlarlar diye düşünüyorum.

Şimdi ya da sonra imkanları birleştirerek ev alma düşüncesi hasıl olursa, evin ileride mirasa konu olacağını, 'onunla ilgili bir durum yok' dediğin kardeşin o an, 'durum'un yarısına illa ki sahip çıkacağını göz önünde bulundurmanda faide var.

Ayrıca sen hayatını şekillendirirken anne ve babanın bir gün mutlaka seni terkedeceklerini, sonrasında YALNIZ kalacağını ve yaşlılıkta yalnızlığın çok da çekilir bir şey olmadığını şimdiden düşünüp ona göre yol haritası çizmende fayda olduğunu hatırlatayım.
0
Mirket
(21.09.25)
36 yasinda anne babayla yasanmaz, hele hele de icinizde ayri eve cikma istegi varsa, bunun bencillikle bireyselcilikle alakasi yok. Oncelikle kullandigimiz kavramlarin tanimini bilmek lazim.
Bazi seyler yasinda yasanir, 25-35 yas arasinda hele de bekarsaniz hayati deneyimlersiniz, arkadaslarla tatile gidilir, evlerde dostlar agirlanir, hobiler vs. Elbette maddi durum elverdikce. Bunlari 50 yasinda zaten yapamayacaksiniz. Doganin duzeni bu, kus yuvadan ucabilmesi icin yetistirilir. Bu demek degil ki arayip sormayacaksiniz yanlarinda olmayacaksiniz. Ha baktiniz bir noktada onlarla yasamak gerekiyor tekrar,tekrar bir araya gelinir, bu da ok illa ayri eve ciktiniz diye omur boyu duzen boyle gidecek demek degil.
0
kassiopeia
(22.09.25)
hocam bu konuyu kafanıza bu kadar takıyorsanız aileye düşkünsünüz muhtemelen vicdan yapacaksınız demek.

Ailenizle birlikte oturmakla ilgili bir sorununuz var mı?
Bu konuda kafanız rahat olduğu sürece ve kendinize ait bir alanınız olduğu sürece 2. seçenk herkesi rahatlatabilir.

Bireycilik konusunda yazılanlara katılıyorum.
0
anten
(22.09.25)
(10)

Annenin aptal huylari

dedeminhirkasi
Kalp hastası bir kadın. Olabildiğince yormamaya, derdimizi anlatmamaya calisiyorum.Fakat sevmediğim ve değişmeyeceğini de bildiğim bir ısrar etme veya yapma dediğim şeyi yapma huyu var.İnsan annesiyle öyle veya böyle oturup iki kelam edemez mi? Ufak tefek herhangi bir hayat gayesinden bahsetsem üzül
Kalp hastası bir kadın. Olabildiğince yormamaya, derdimizi anlatmamaya calisiyorum.
Fakat sevmediğim ve değişmeyeceğini de bildiğim bir ısrar etme veya yapma dediğim şeyi yapma huyu var.
İnsan annesiyle öyle veya böyle oturup iki kelam edemez mi? Ufak tefek herhangi bir hayat gayesinden bahsetsem üzülüyor, geceleri uyuyamıyor hergun anlattığım olayı soruyor vs. Yahu kadın otur da bi bi sıkıntıya söyle derman bulabiliriz veya olur oğlum duzelir her şey vs de geç. Daha da kötü duruma getirmek neden?

Yorulmasın diye evine dahi gitmemeye başladım. Yemek yapiyor mesela ekmek bayatlamış sanırım diyorum, arkamı donuyorum bi bakıyorum markete ekmek almaya gidiyor filan. Abi geçen bunun yüzünden kavga ettik. Ben strese giriyorum bu durumda… niye böyle bir insan ya. Neden? Oturup bi çay içemeyecek miyiz. Ya en basit konuda da herhangi bir fikir belirtemeyecek miyiz?
0
dedeminhirkasi
(21.09.25)
İşte bundan sonra demek ki bunları yapmamanın doğru olduğunu anladım. Üzülüyorum gitmiyorum vs diye, gidince de tantana çıkıyor.
0
🌸dedeminhirkasi
(21.09.25)
Hepsi mi aynı acaba?

Birebir benim rahmetliyi anlatmışsın.
0
Mirket
(21.09.25)
"ekmek bayatlamış sanırım diyorum, arkamı donuyorum bi bakıyorum markete ekmek almaya gidiyor filan"

Bu senin sınavın, onu değiştiremezsin. Hem yaşlı hem de anne, değişmez. Ama sen ona mesela ayrıntı söyleme, eleştiri ya da memnuniyetsizlik sayılabilecek hiçbir şey söylememeye odaklan. Aslında senin hayatını güzelleştirecek bir çalışma bu, sana annen üzerinden sorulmuş bir soru.
0
muhayyer divan
(21.09.25)
burada aptal huylari olan bir anne yok. buyumemis karsisindaki insanin dertleri, travmalari oldugundan bihaber bencil bir insan var. anne belli ki anksiyete sahibi, demek ki ona dertler anlatilmayacak. kaldi ki "sıkıntıya söyle derman bulabiliriz veya olur oğlum duzelir her şey vs de" gibi bir talebi var bu insanin. anne ne hayat zorluklarindan gecmis, travmalarla delik desik olmus ama pasamiza derman olamadigi icin aptal deniliyor.

o kadar anlayissizsiniz ki o apar topar ekmek almaya gidisin bile bir travma tetiklenmesi sonucunu oldugunu goremiyorsunuz.

nedir bu kadinlarin sizlerden cektigi.
0
warrior princess
(21.09.25)
aynı takıntılar ve huylar yaş aldıkça sende de artacak.
0
lambırcek
(21.09.25)
Hayat gayelerinden bahsettiğinizde üzülme konusunda bişi diyemem. Ama ekmek örneği beni rahatsız etti. Evine gitmişsiniz, masaya oturmuşsunuz, kadıncağız uğraşmış. O noktada ekmek bayat dahi olsa yapacaklarım nettir. Ya hiçbir şey söylemeden o ekmeği yerim, ya ekmeğe dokunmam yemek yer kalkarım, ya hiçbir şey söylemeden giderim yeni ekmek alırım "kalabalığız yetmez diye düşündüm" ya da "sıcak sıcak almak istedim" derim. Kusur örtmek iyi bir şeydir, baktığı her şeyde kusur bulan insan sürekli şikayet eden insan beni rahatsız eder. Eleştirme, tespit yapma sorun çöz derim.

Ekmekten bağımsız olarak bir çok konuda bunu yapıyor olabilirsiniz bu arada.
0
kullanicadi
(21.09.25)
Yaşlandıkça huyları suları değişiyor uyardığında da alınıyor üzülüyor. Bu yüzden olduğu gibi kabullenip olabildiğince yardımcı olmaya çalışacaksınız.
Kendisini yormasını istemiyorsanız yormayın, yemek yemeye gitmek yerine yemek götürün ya da yemeğe götürün mesela.
Madem her şeye çok takılıyor derdinizi anlatmayın ne gibi bir çözüm üretecek yaşlı başlı kadın size allah aşkına darlanmasın en azından.
0
mutekebbir
(21.09.25)
kaybetmeden keyfini çıkartın annenizle zaman geçirmenin. varsın dertlensin varsın markete gitsin ne olacak. yeter ki mutlu olsun...

eğer yorulacağını düşünüyorsanız, ekmeği söyleyin getirden yemek sepetinden.

yemeği dışardan söyleyin.

üzmeyin olm annenizi.

benim annem de böyle. yaş ilerleyince daha da böyle oluyor. normal yani.
0
gurur
(21.09.25)
kullandigin kelimeler ve uslubundan acikca goruldugu uzere yasli ve hasta bir anneyi idare etmek icin fazla sivrisin. annenin de tepkilerini abarttigini dusunmuyorum. o uzuntuler muhtemelen senin uslubuna verilen tepkiler. ayrica empati eksikligi de had safhada hissettigim kadariyla. senin gibi bi arkadasim var. annesiyle hep azarlar gibi konusuyor. surekli yasli olmak zaten agir bir durumken hem yasli hem hasta hem yalniz olmak 10 kat daha agir bir yuk. hayat sadece siyah ve beyaz degil. griler de var.
0
dokunmakalbime
(22.09.25)
Geleneksel türk aile yapısı kadınları maalesef kendilerini başkası için feda etmeye çok alışıklar.

Ekmek bayat dersen gidip alır evet.

Değiştiremezsiniz, bunlara dikkat edeceksiniz.

Ekmek bayatlamış demek yerine gidip siz alabilirsiniz mesela bunu yapacağını biliyorsanız.
0
anten
(22.09.25)
(6)

çok aşırı kas yapmak istemiyorum:) Gedson Fernandes gibi olayim yeter:)

tantamount_to_equivalent
Su fotoyu sans eseri yeni gordum. Resimdeki ortadaki arkadasin (Gedson Fernandes) vucuduna hayran kaldim, Inanilmaz, estetik ve cekici geldi, bayagi kiskandim. https://www.facebook.com/photo/?fbid=691765156931606&set=a.194833043291489 Spor salonuna yazilasim geldi. Nasil oluyor bu isler iyi bir spo
Su fotoyu sans eseri yeni gordum. Resimdeki ortadaki arkadasin (Gedson Fernandes) vucuduna hayran kaldim, Inanilmaz, estetik ve cekici geldi, bayagi kiskandim. www.facebook.com Spor salonuna yazilasim geldi. Nasil oluyor bu isler iyi bir spor salonuna gidiyoruz, personal trainer tutuyoruz, bu resmi gostericem hedef bu Gedson diyecegim, sakin beni Savas Cebeci gibi yapma:) Personal trainer bize beslenme, vucut calisma programi hazirliyor sonra sanimirim? Biz harfiyen uyguluyoruz. Hayatimin yuzde 95'i arabasiz gecti, bacak kaslarima guveniyorum, kilo problemim de yok. Kac ayda, yilda Gedson olabilirim ben? Zor bir olay mi bu?
0
tantamount_to_equivalent
(17.09.25)
Hocam bir zamanlar "brad pitt'in fight club'taki hali gibi" bir tanım vardı her spor salonunda o geldi aklıma:)

İyi bir personal trainer size çok yardımcı olur. İyi bir hoca eşliğinde Düzgün beslenme, düzenli antrenman, düzenli uyku 6 ayda bile şekillendirebilir. 1-2 senede bu seviye olmasa bile sizi mutlu eden bir vücuda kavuşturur.

Ama burada genetik faktörler var. Yani kemik yapınız, kas uzunluğunuz vs...

Şimdi aynı antrenmanı 2 adama yaptırın biri topaç topaç olur kaslar. Biri ince uzun olur.

Bu genetik.

Belki pilates vb desteğiyle biraz şekillendirilebilir ama genetik de çok etkili.
0
anten
(17.09.25)
Sorunun cevabını tam bilemiyorum ama çok fazla kas istemediğinizi özellikle belirtin yoksa bi bakıyorsunuz sabah Arnold gibi uyanmışsınız evlerden ırak.
0
kizil karga
(17.09.25)
Gedson Fernandez vucudu icin deli gibi yag yakmaniz lazim. Yagli iseniz cok zor ama imkansiz degil
0
turkuaz
(17.09.25)
Kahin değilim ama net olarak söyleyebilirim ki vermen gereken emeği gördükten sonra daha ilk ayda vazgeçersin.

Savaş Cebeci gibi olmak kolay değil zaten, yıllarca emek vereceksin, takviyeler alacaksın vs..

Fotoğraftaki vücut ise ulaşılabilir ama kolay da değil, kolay olsa sokakta herkes six pack'le gezerdi. Boğazına sahip çıkmanın ve düzenli beslenmenin yanı sıra o düşük yağ seviyesine gelmek ve formu o noktada korumak maaşlı bir çalışanın günlük rutinine uygun bir şey değil.

Gene de bol şans.
0
kimlanbu
(17.09.25)
Hocam bunu örnek aldığına göre halihazırda zayıf birisin. Yaş 25'in altı, kilo 55-60 ise, yani şu an çevrende zayıf birisi kabul ediliyor, kotta 28,29 giyiyorsan çok zor değil. Vücut böyleyse zaten ilaçsız savaş cebeci olamazsın. Bu arada Savaş Cebeci de bu adam olamaz. (bkz: ektomorf)

6 ay spora gidip proteine dikkat edersen bir gelişme görürsün. Umutsuzluğa kapılma.
0
nickini vermek istemeyen uye
(17.09.25)
bu vücut için spor lazım ama temel olarak beslenme düzeni ve disiplini gerekli
0
gurur
(17.09.25)
(5)

ev almak ve miras - bilenlere soruyorum

baldan kaymak
elimdeki birikmiş para ile şehir dışı da olsa ev alabiliyorum.Annemin evi yok, kirada. Teklif etsem ve kabul etse şayet.2 kardeşiz bu arada.Evi ihtiyaç kredisi ile tamamlayarak alsam, yani ilk ev kredisine bulaşmadan o hakkım eşimle olan zamana kalsa.Evi de annemin üzerine alsam.1) Mirasa konu etmey
elimdeki birikmiş para ile şehir dışı da olsa ev alabiliyorum.

Annemin evi yok, kirada. Teklif etsem ve kabul etse şayet.

2 kardeşiz bu arada.

Evi ihtiyaç kredisi ile tamamlayarak alsam, yani ilk ev kredisine bulaşmadan o hakkım eşimle olan zamana kalsa.

Evi de annemin üzerine alsam.

1) Mirasa konu etmeyecek şekilde bunu düzenleyebilir miyim? Ölene kadar oturabilir.
2) veya bugünden mirasım bu o'nundur diyebilir mi?
3) yarın öbürgün x ev için ilk evim kredisi alsam hukuken ilerde sorun yaşar mıyım?

Bilen var mı?
0
baldan kaymak
(15.09.25)
Evi onun üzerine alma, kendi üzerine alıp kullanım hakkını annene verecek şekilde tapuya şerh koy. Kimse anneni çıkaramaz evden. Evi sen satsan bile alan kişi de çıkaramaz.

Onun dışında garantiye alacak bir yol bilmiyorum
0
kisa
(15.09.25)
İlk evim kredisi için değer mi bilemedim.
Eğer ev alma imkanınız varsa kredili olarak alın geçin. yarın öbür gün elinizdeki parayla da alamayabilirsiniz.
0
duyuruuser
(15.09.25)
kendi üzerine alıp anneye intifa (kullanma) hakkı verin. dilerse kendi oturur dilerse kiraya verebilir. miras olarak da kalmaz
0
ground
(15.09.25)
kardeşinin saklı payı olacağı için ilerde sana karşı saklı pay davası (tenkis) açabilir. bir şekilde krediyi kendin ödediğini ama annenin adına aldığını mahkemeye ispat etmen vs uğraştırıcı bir sürece girmiş olursun. yani evi annen adına aldınız ve sonra notere gidip bu ev çocuğum baldan kaymak'a ait olacaktır diye vasiyetname düzenlediniz diyelim. o durumda kardeşin vasiyetnamenin iptali ve saklı pay nedeniyle tenkis davası açabilir. bunu yapmayacağından eminsen al. sonra eşinle ilk evim kredisinden ev aldıktan sonra annen hayatta ise gidip o evi kendi adına geçirirsin geri.

yani hukuken sana yap knk bişey olmaz diye garanti verilmesi pek mümkün görünmüyor. bu senin ailenle ilişkine vs bağlı. kardeşim asla böyle bi şey yapmaz diyosan yap.
0
Sadece soruyorum
(15.09.25)
Mirasta kardeşinizin talep etme hakkı olabilir.

İşin içinde mal mülk olduğu zaman kimin nasıl tepki vereceğini bilemezsiniz.

Ne ne insanlar ne kardeşler sıkıntıya düşüyor.

Bu konularda naçizane fikrim, asla "ben güveniyorum" diye yola çıkmayın.

Sadece sözlü anlaşmalara bel bağlamayın.
0
anten
(15.09.25)
(8)

Karot testi yaptıran var mı?

bilge rusty james
40 yıllık bir binada oturuyoruz. Binada şimdiye kadar hiç karot alınmadı. Binada yaşlılar oturuyor pek umurlarında değil. Biz kentsele sokacağız gibi duruyor. Bugün bir karot testi firmasıyla görüştüm. 25 bin lira fiyat çıkardı. Sizce normal mi?
40 yıllık bir binada oturuyoruz. Binada şimdiye kadar hiç karot alınmadı. Binada yaşlılar oturuyor pek umurlarında değil. Biz kentsele sokacağız gibi duruyor.

Bugün bir karot testi firmasıyla görüştüm. 25 bin lira fiyat çıkardı. Sizce normal mi?
0
bilge rusty james
(08.09.25)
Fiyat normal fakat diger apartman sakinleri kentsel dönüşüme yanaşmıyorsa ve karot testi olumsuz çıktıgında kavga dövüş olabilir.
0
limonlu eksi
(08.09.25)
olumsuz çıkarsa hiçbi müteahhitle anlaşma yapmadan binanız yıkılmış olur bu da sıkıntı olur. yıkıma hazır olmadan karot yapılmaz yani
0
ala09
(08.09.25)
Binada bir daire başımıza saksı düşüp de ölebiliriz dedi.

Yani biz şöyle karar verdik: Karot testi olumsuz çıkarsa hemen taşınacağız. Sonra birbirlerini yesinler. Onların hayata bakış açıları dolayısıyla canımız burnumuzda neden yaşayalım. Bizim binanın sakat olması ayrıca yan binalara da tehlike yaratıyor. Yani onlarca kişinin canı mevzubahis.
0
🌸bilge rusty james
(08.09.25)
@bilge rusty James belliki apartman sakinlerine kin ve nefret duydugunuz için böyle bir karar verdiniz. Şunu bilin bir kere karot testi yaptırdığınızda binanız emin olun %100 çürük çıkacak. Çünkü 99 deprem yönetmeligine göre 1999 yılından önceki yapılar olması gereken demir tipi ve çimento türüne göre yapılmadıkları için Hele ki bugünün şartlarıyla 40 yıl önce yapılan bina kesin çürük çıkacak.
Karot testi yaptırmanız sonunun bildiginiz bir filmi tekrar izlemek gibi bir şey olacak.

Diger konuya gelelim. Eger endişeniz varsa şimdi de çıkabilirsiniz. Yani karotun sonucu belliyken ne diye kafanızı agrıtıyorsunuz ki?

Emin olum komşularınız da biliyor sonucun negatif çıkacagını fakat bina için yıkım kararı çıktıgında sürecin nasıl gelişecegini de biliyorlar.

İtiraz süreci olmazsa 6 ay sonra bina boşaltılıyor. Binanın yıkımı için min 6 ay beklenecek. Sonra yeni müteahhit ile anlaşma yeni binanın yapılması teslimi derken minumum 3 sene geçiyor. Toplamda min 3.5 yıl tutan bir süreç

Kafamıza saksı düşerse de ölürüz diyen emekli dayı yani o binadaki yaşlı takımı en fazla 20 bin lira emekli maaşı alıyor. İstanbul gibi yerde kiraya çıksa min kira olmuş 25 bin lira. Bu adam bildigin evsiz kalmaktan aç kalmaktan korkuyor. Yani aslında en başta sistem bozuk. Eee müteahhit de para kazanacak o da yaptıgı her daire başına min 2.5 milyon isteyecek. Bu kadar paran mı yok müteahhit senin payını rayiç bedelin de altından alıyor. O paraya gidip başka bir ev bile alamıyor. Bu adamlar bu yüzden her şeyi göze alıp negatif bakıyorlar. Şuç bunlarda degil suç bu insanları çaresizliğe mahkum eden bozuk düzende.

Yıllar önce ben de oturdugum bina için karot testi aldıracaktım hatta eski duyurularımda da var bakarsanız. Sonra bu süreçleri araştırıp öğrenince evi boşaltıp yeni bir yere taşındım
0
limonlu eksi
(09.09.25)
99 oncesi yapilan binanin karot testinde saglam cikma olasiligi sifira yakin.
o yuzden bavullari toplamaya basla ufaktan.

ha obur taraftan yeni yapilan her bina dayanikli mi, depremde yikilmayacak mi? - hayir

cunku hala mal gibi ayni yontemleri kullanarak hantal binalar yapiyoruz. tek fark iste nervurlu demir, daha kaliteli beton. calisan ustanin hala dunyadan haberi yok.
0
cooperr
(09.09.25)
uzman ve onlarca kentsel dönüşüm içinde yer alan birisi olarak yazıyorum.
1-yönetim defterine kentsel dönüş için müteahitlerle ön görüşme yapmak ve teklif almak için heyet kurulu oluşturulması kararı alın.3-4 kişilik heyet oluşturun.
2-müteahitlerle görüşün.arsanızın metrajı ne sizden ne kadar kırpıp kendine daire çıkartacak bunları öğrenin.
3-karar verdiğiniz 2 müteahit firmayı.kat malikleri ile paylaşın ve ortak bir müteahit belirleyin
4-karar verdiğiniz müteahitle ön protokol noterde imzalayın.
5-müteahit e belediye işlemleri ve karot aldırmak için yetki verin.
6-belediye den yıkım kararı çıkınca kat yerleşim planını noterde onaylatıp son yeetkiyi verip imzaları atın.yıkım sürecini başlatın.

7- son kafanıza göre karot aldırmayın.aldırırsın yapacak müteahit hepinizi kucağına alır. yıkım maliyetleri tapuda dairenize borç yazar.abuk sabuk bi rakam.evinden olursun.
0
jamswety
(09.09.25)
Hocam bu işler dikkatli yürütülmesi gereken süreçler.

Bir müteahhitle anlaşmadan karot aldırdığınıza çürük çıktığı an, ki 99 öncesi binalara direkt çürük verme ihtimalleri çok yüsek

Binayı hemen yıkıma alıyorlar. Tartışmaya açık değil.

3 ay gibi bir sürede belediye yıkıyor binayı.

Siz de elinizde arsayla kalıyorsunuz.

Sonra...

Müteahit müteahit gezersiniz. Firmalar da zor durumda olduğunuzu görüp aşırı zorlayıcı şartlarla projeye girer.

İdeali şu, önce bir heyet oluşturmak.

Sizin gibi düşünenlerle birleşin.

Apartman karar defterine, bu heyeti yazın.

sonraki olay birkaç firmadan teklif almak.

İdeal teklifle apartmanı ikna etmek.
0
anten
(09.09.25)
Fiyat normal. Biz de yaptirdik 99 öncesi. Sağlam çıktı en azından içimiz rahat. Müteahhitin kendisi de sitede oturuyor adam o zamanın şartlarının ötesinde yapmış. Kortuğunuz gibi de olmayabilir yani.
0
administ
(09.09.25)
(9)

ford puma mı kia stonic mi?

sir gawain
yoksa başka bir b-suv mu? nedenleriyle birlikte yazarsanız sevinirim.not: otomatik vites ve maks. 2-3 yaşında ikinci el alınacak.
yoksa başka bir b-suv mu? nedenleriyle birlikte yazarsanız sevinirim.

not: otomatik vites ve maks. 2-3 yaşında ikinci el alınacak.
0
sir gawain
(07.09.25)
Puma, no contest.

Bagaj hacmi Puma’nın 100 litre daha fazla
Ncap testi sonucu daha iyi
Daha iyi ve güçlü motor
Sürüşü daha iyi
0
gabe h coud
(07.09.25)
Bende bayon var oldukça memnunum, 2 yetişkin 1 çocuk 1 köpek. Hacim olarak tam geliyor.
0
mirty
(07.09.25)
pumanın bir sürü saçma sapan kronik sorunu var. bir tanesi tavan yapışkanlarının akarak tavanı sarı sarı noktacıkların kaplaması mesela. defalarca tekrarlayan araçlar gördüm. garantiden tavan kaplaması değişiyor, 1 yıl sonra yine yapıyor.
kapı, pencere fitillerinin dandikliği; motor bloğu paslanması, arka stopların içinin su damlacıkları olması, kışın akü sorunu ile göstergelerin ölü gibi zayıf yanması, boyasının aşırı dandik oluşu. Dışarıdan muhteşem durup kullanıcıyı üzen bir araç.
Kia kullanmadım, yorum yapamıyorum; karşıdan iyi görünüyor sadece.
0
adivar
(07.09.25)
hocam türkiye'de ikinci el piyasası olmayan arabayı almak biraz üzebilir.
0
anten
(07.09.25)
@anten,

yurtdışındayım
0
🌸sir gawain
(07.09.25)
Puma alacakken vazgeçmiştim. Ecobbost motor baş belası. Youtube ta bi herif güzel güzel anlatıyor. Ama demişti 2024 sonrası bu hatayı düzelttiler. Yeniyse alınır. 2. Else aman diyim.

Kia hakkında bilgim yok.
0
halk
(07.09.25)
@halk,

peki onun yerine ne aldın?
0
🌸sir gawain
(07.09.25)
Abi stonic çok eskidi artık, ben 2019da araba alırken bakıyordum ona.
İngiltere galiba senin, otomatik vites vs diyorsan bence Ford ve kia çok iyi secimler değil. Ecoboost ilk versiyonlari çok sorunlu olsa da ben etrafımda son yillardaki versiyonlarindan çok ciddi sikayet duymadim. Bir de unutmamak lazım; herhangi bir bilgide, lokasyona bakmak lazım. Misal Amerikalıya otomatik focus de yandik bittik der, Avrupa'da öyle değil çünkü iki farklı sistem vardı.

Ben olsam illa otomatik bakıyorsam toyota/suzuki işlerine bakarım biraz. Yaris cross olmaz mi?

Yeni renault grubu da baya seviliyor etech motorları.

Kia bu arada Avrupa'da garantisi ile öne çıkıyor (7 yildi galiba). Onun bir tik etkisi var.

Yalniz sürüş konusunda kia yanina yaklasamaz.
0
logisticsmanager
(07.09.25)
Bu soru bile sayılmaz. Ford puma nerdeyse preminyum olacak bir araç.
0
mikahakkinen
(07.09.25)
(9)

Para kazandıran hobiler

lambada
30 yaşından sonra öğrenmelik (öğrenmesi seneler sürmeyecek), çılgın kazandırmasına da gerek yok, şu hayatta idare etmeye bile yetecek kadar da olsa para kazandıracak hobi ne olabilir? Atış serbest. Kısıtlamak istemiyorum ama hani dışarıya bağlı olmasa, tek başına evde bile yapılabilecek gibi olsa da
30 yaşından sonra öğrenmelik (öğrenmesi seneler sürmeyecek), çılgın kazandırmasına da gerek yok, şu hayatta idare etmeye bile yetecek kadar da olsa para kazandıracak hobi ne olabilir?

Atış serbest.
Kısıtlamak istemiyorum ama hani dışarıya bağlı olmasa, tek başına evde bile yapılabilecek gibi olsa daha iyi (mesela seramik gibi dışarda büyük bir fırına ihtiyaç duyulmayacak)

.
0
lambada
(06.09.25)
Ev yemeği - Pazarlama becerisi gerektirir. Zengin bile eder.
0
Mirket
(06.09.25)
Ufak tefek dikişler. "Handmade" diye etiket koyup satan hesaplar var, bazıları muazzam kazanıyor. Sadece biraz tecrübe istiyor.

Hakiki tiftik yününü elde örerek (tığ örgüsü galiba) delikli ve yarım parmaklı uzun bilekli eldiven yapan bir kadın vardı burada düğmeciye vermiş satıyordu. Hakiki yünden olduğu için muazzam ısıtıyor yarım parmaklı olduğu için elleri kullanmayı kolaylaştırıyor, bilekleri sıcacık tutuyor falan. Ben bu eldivenden 5-6 çift sadece hediye etmek için almıştım. Piyasada bunu yapmazlar, yapsalar almam kesin karışım vardır diye ama yünü tanıyorum. Böyle şal boyunluk eldiven bere gibi bişeyler yapıp satmak da mümkün. El yapımı olması kıymetli olur, hakiki yün olması sağlıklı olur örene de giyene de. Parası da ona göre olur...
0
muhayyer divan
(06.09.25)
3d printer
Ahşap işçiliği
0
gabe h coud
(06.09.25)
Kişiselleştirilmiş ürünler yapabileceğiniz (üzerine isim yazma) beceriler
0
kaset
(06.09.25)
Deri işleme. Cüzdan kartlık saat kordonu ya da daha yaratıcı şeyler ama malzeme deri.
Mermer parçalarını birleştirip mozaik tablo yapıyorlar, nedir adı bilmiyorum.
0
beyfendi
(07.09.25)
Ayakkabı çanta top tamiri
0
encokbenisevinnolur
(07.09.25)
kanaviçe.
0
sir gawain
(07.09.25)
3d print evet fakat öyle trendyoldaki gibi abidik gubidik şeyler para kazandırmaz, sipariş usülü action figür(boyama dahil), ufak araba parçası gibi şeyler üretmeniz lazım.
0
okinawalı taş kağıt makas ustası
(07.09.25)
Hocam beyaz yakalı uğraşları genelde maliyeti yüksek getirisi azdır. Buralarda biraz daha zanaat beceri gerekiyor.

Ama... tabii ki pazarlama beceriniz vs önemli. Birkaç örnek vereyim.

Bu anlatacaklarımın çoğu beyaz yaka.

En düz örnek, hobisi spor/fitness ya da yoga/pilates olan, normal işinde gücünde çalışıp bir yandan da personal trainer olarak çalışan tanıdıklarım var. TAbii ki sertifika aldılar antrenörlük belgeleri var.

Bir başka örnek. Bir arkadaşım pazarlamacıydı. Fotoğrafçılığa merakı vardı. Birkaç yaz sezonu boyunca düğün / nişan fotoğrafları ama hani şu doğada, mekanda çekilen fotoğraflardan çekerek araba aldı kendine. Ağzı iyi laf yapıyordu tabii. Bu işi meslek yapanlardan bile fazla kazanmış olabilir bazı sezonlarda.

Bir başka örnek.
Bir arkadaşım halkla ilişkiler sektöründeydi. Topraksız tarıma merak sardı. Şimdi karadeniz'de memleketinde 3-4 tane serası var çilek üretiyor. Artık tam zamanlı işi bu. Ama onun da köyünde arsası vardı sera kurabileceği.

Komşum vardı turizm şirketinde çalışıyordu. Cüzdan yapıyordu deriden hobi olarak.
Adamı işten çıkardılar, birkaç ay o cüzdanlardan kazandığı parayla döndürdü. Büyük bir şey kazanmıyordu yani öyle zenginlik değil ama temel ihtiyaçlarını, borçlarını taksitlerini giderdi mesela.

Seslendirme kursuna gidip dublaj yapan tanıdığım var aralarda.

Bu iş biraz orijinallik,
Biraz çevre,
biraz satış becerisi,
Biraz da ilgi alaka istiyor.

Bir de şu var.
Hobi olarak yaptığın şeylerde çok yetenekli olmana gerek yok. Keyfine yapıyorsun çünkü.

Ama paraya dökmek istediğinde biraz beklentiyi karşılayabilmelisin.
bir de egonu törpüleyebilmelisin. Mesela fotoğrafçı arkadaşım tabii ki doğa fotoğrafları, acayip teknik sanatsal işler yapmayı seviyordu. Ama sevdiği ekipmanları alabilmek için parayı düğün fotoğraflarından kazandı.

O yüzden sevdiğiniz şeyi yaparken, sıkıcı işler de yapmanız gerekebilir.

Yani bir de imkan meselesi tabii. Çevre ve imkan.

Atıyorum benim de topraksız tarıma ilgim var ama benim için hobi olarak bile maliyetli.

Çünkü ben apartmanda yaşıyorum bahçem yok bu denemeler için.

Sera kiralamam lazım.

Ama arkadaşımın bahçeli evi vardı başlayabilid.
0
anten
(07.09.25)
(25)

İçki içmenin havalı tarafı nedir?

i wanna go back
Şöyle bir gözlemim var: İçki içmeyi Türkiye'de insanlar havalı bir şey olarak buluyor.Sağlığa zararlı olduğu bilinen ve uzun vadede vücuda hasar veren ve ülkenin çoğunluk inancına göre de yasak olan bir kimyasal maddenin havalı olan tarafı nedir?Ben inançlı bir insan değilim, çok nadiren (yılda 2-3)
Şöyle bir gözlemim var: İçki içmeyi Türkiye'de insanlar havalı bir şey olarak buluyor.

Sağlığa zararlı olduğu bilinen ve uzun vadede vücuda hasar veren ve ülkenin çoğunluk inancına göre de yasak olan bir kimyasal maddenin havalı olan tarafı nedir?

Ben inançlı bir insan değilim, çok nadiren (yılda 2-3) bir kadeh şarap, prosecco veya şampanya içerim ancak havalı bir şey olarak düşünmem hatta bana saçma geliyor.

Ama insanımızda genel algıya baktığımda havalı buluyorlar ve "ağğbbbiii rakı ya" "offf buz gibi bira" "şarap kadehi ve atıştırmalık pozları" gibi örnekler görüyorum ve bana aşırı itici böyle bomboş, çiğ karakterler gibi geliyorlar.

Aynı zamanda içkiye düşkün insanları da basit, boş karakterler olarak görüyorum milliyeti fark etmeden. Alkolik olmasa bile haftada 2-3 gün içenler bile bana öyle geliyor öyle hissettiriyor.

Sizin sosyolojik tespitleriniz ve görüşleriniz nelerdir?
0
i wanna go back
(06.09.25)
"ülkenin çoğunluk inancına göre de yasak olan"
yasak olan şey havalı gelir. Herkes özgürce yapabilse bu dediğin olmazdı. Mesela İngilterede müzikalde standupta trende sağda solda bira içmek çok normal. Kimse fotosunu instagrama koymaz ama koyarsa işten atılmaz mesela. Türkiye'de adam inanmadığı bir kutsal gün instagramda hikaye paylaştığı için işinden atıldı mesela.(pegasustan atılan adam olayı) Böyle olursa insanlar da tersini göstere göstere yapmaya çalışır.

Aynı şey sokakta ibadet edenler için de geçerli. Sen onun ibadetine karışırsan o da göstere göstere yapmaya başlar.
0
nhk ni youkosu
(06.09.25)
Sosyalleşmenin kolay yollarından biri, içki etrafına gerek pubda gerek evde gerek açık havada kolay toplanılıyor fakat sosyalliğin ana amacının içki olması bana tuhaf geliyor.Hadi toplanalım içeriz düşüncesi.

inançsız biriyim yazın ayda 1-2 bira içerim
0
grimavi
(06.09.25)
Ergenlikte sigara içmek havalı gelebilir ama içki için ilk defa böyle bir tabir duyuyorum. 35 yıldır içiyorum hiçbir zaman havalı olarak gören birine rastlamadım. İç içmeni çok fazla sebebi var en başta bağımlılık. Daha sonra sosyal meseleler. Ortam gerektirir bazen. Bazen cesaretlenmek için gerekebilir. Bazen sırf üzüntüden bazen de tam tersi kutlamak için ya da neşeden içilebilir. Ama alkol alayım havalı görüneyim diye bir şey duymadım ben.
0
ground
(06.09.25)
nhk+1 kim havalı dedi? 16 yasında icki içen ergenler mi size böyle lanse etti? onlar için havalı evet. güzel bi eventtir, övülebilir. rakı sofrası denen ortam diğer yemeklerden farklıdır. buz gibi içmeyi sevdiğiniz diğer içecekler gibi düşünseniz düşünmeye gerek kalmazdı siz orda alkole takılıyorsunuz buz gibi su, kola, limonata da güzel ama bira denince tırmalıyosa nhk+1 again
0
ala09
(06.09.25)
Ben kendimi bildim bileli içerim. Hiç öyle havalı bir şey olduğunu da, hava atmak için içildiğini de düşünmemiştim.
Öyle miymiş?
Ayrıca dini saiklerle veya değil, ağzına içki koymayan arkadaşlarım da var, kırk yılda bir içeni de var.
Ama içenleri basit, boş karekterler olarak göreni de hiç görmemiştim.
Tuhaf.
0
Mirket
(06.09.25)
öncelikle bir şeyin havalı olmasıyla, sağlığa ve vücuda etkisi arasında ters korelasyon var desek yeridir. tehlikeli sporlar havalıdır. risk alınan ticari hamleler havalıdır. o yüzden "bu zararlı ya, neden havalı ki" argümanını hemen bağlamdan çıkartmamız lazım. havalı != makul olan. aksi halde zaten bulgur pilavı yiyip, devlet memuru olmak ve belediye parkında hızlı yürüyüş yapmak havalı olurdu.

öte yandan her kesimde havalı değil. anadolu'nun pek çok yerinde havalı değil, aksine dışlanabileceğiniz bir şey. seküler, batı türkiyesi için yer yer havalı denebilir. çünkü özenilen batı kültürünün önemli bir ögesi. bu ilk sebebi bence.

ikinci sebep olarak da, bir tür sınıfı da gösteriyor. iyi içki kültürü olan, iyi içki mekanı olan insanlar yüksek bir sınıfı temsil ediyor. hem maddi durumları görece iyi, hem (bir şekilde) entelektüel seviyeleri görece iyi. bu da bu eylemi havalı yapıyor. yoksa kimse merdivenaltı bir mekanda kolonyaya benzeyen ev yapımı rakı içen alkolik amcayı romantize etmiyor. instagram'da lüks bir ortamdaki, güzel görünen kokteylleri görüyoruz.

kendi perspektifimden: ben haftada 2-3 içki içiyorumdur. evimde içki yok ama çok sık pub'a giderim. pub kültürünü hoş buluyorum. arkadaşlarımla yazın bira eşliğinde, kışın garip guçuk denediğimiz içkilerle sohbet etmeyi seviyorum. hem tatlarını seviyorum, hem ertesi gün iş yoksa kafamın hafif high moduna geçmesini seviyorum, hem ortamın sıcaklığını seviyorum. başka insanlarla sosyalleşmek için de iyi bir ortam olabiliyor.
0
gitdaddy
(06.09.25)
Yok. Havalı bir tarafı yok. Sigaranın da yok. Çayın da yok. Binaenaleyh, bir şey yemenin/yememenin, içmenin/içmemenin havalı bir tarafı yok esasen.

Bugün filmler, kitaplar, diziler, videolar, klasik ve sosyal medya b.k yemeyi "cool" bir şey olarak gösterirse, insanlar öyle olduğunu düşünecek.

Olayın bir kapitalizm boyutu var. Bir ürünü satan o ürünün vazgeçilmez olmasını ister. Burası cepte zaten.

Diğer taraftan, insanlık kendi tarihi boyunca uyuşturucu, uyarıcı ve keyif verici maddeleri hep kullanmış.

Birçok din, mezhep ve pratik; bunları ritüellerinde kullanmış. Yine birçoğu bunları yasaklamış.

Şahsen bu devirde insanın hem uzun vadede sağlığına zarar veren, hem kısa vadede muhakemesini bozan hem de cebini yakan bu tarz alışkanlıkları rasyonel/aklıselim görmesi mümkün değil. Ama nefis taşıyan insanlarız. İlla ki kendinize zarar veren alışkanlıklarımız olacak. İlla ki zararlı zevklerimiz olacak. İnsanız.

Ben kullanmıyorum, gereksiz buluyorum. Sigaraya ise daha da karşıyım çünkü edebiyle içen insan beni rahatsız etmezken, edebiyle sigara içen yine zehirliyor beni...
0
yadigar
(06.09.25)
Mobilden Ekleme:
Bir şeyin "yapılış şeklinin" havalı olması gerçeği var bir de. Bir insan rakıyı, sigarayı, kahveyi yahut çayı çok havalı bir tarzda içebilir. Yahut ceketini çok havalı bir şekilde çıkarabilir. Topu çok havalı bir şekilde sürebilir.

Atatürk'ün sigara ve alkol kullanmasına üzülürüm mesela. Adam cool. E rol model aynı zamanda. Haliyle etkilenir insanlar. Ama mesela Bizimkiler dizisindeki güzel insan Cemil Abimizin içtiği sigaradan, biradan kimse etkilenmez.
0
yadigar
(06.09.25)
Şöyle bir gözlemim var: kahve içmeyi Türkiye'de insanlar havalı bir şey olarak buluyor.

al ben de böyle görüyorum.
0
patronaj1
(06.09.25)
Bence havalı bir tarafı yok. Kahve uyku falan açıyor veya bir enerji veriyor. Alkol tamamen işlevsiz. Zaten yeni jenerasyon pek alkol almıyor
0
runaway
(06.09.25)
Toplum baskısı ve yasaklara karşı alaycı, antisosyal bir davranış modeli benimseme ile alakalı.
Sigara içilen ve içilmeyen bölüm yapılıyor; bütün sigara içenler sigarasız bölüme oturuyor :)
Ailede eğer içki kötü gibi bir baskı kuruluyorsa aynı davranış modeli de burada devreye giriyor. Halbuki içki bu kadar öcüleştirilmese ve kişinin kendi iradesine bırakılmış bir içecek gibi görülse belki de bu kadar cazip gelmeyecek özenen kişiler için; onlar için yasakları delecek bir aykırılık alanı çünkü. Halbuki dünya geneline bakınca her gün soda, su gibi içenler var bu normal karşılanıyor. Normal bilinçli tercih edenler ve bağımlı olanlar bu genellemenin dışında elbette.
0
titanic kemancısı
(06.09.25)
İçki içiyor olsaydın insanların bunu havalı bir şey gibi gösteriyor olduğunu düşündüğün şeyin havalı gibi görünmek olmadığını anlardın.

Senin tespitin içki içmeyen insanlara olan "hayattan keyif almayı bilmeyen insan" bakışıyla ve buna maruz kalmakla ilgili.

Ve evet, içki içmeyen bir insan hayattan keyif almayı bilmiyordur. Hayattan keyif almak havalı bir şey mi diye tartışabiliriz belki, o konuda haklı çıkarsın, havalı bir şey.
0
Bruce
(06.09.25)
Muhafazakar kesimin alkolü havalı bulduğuna inanıyorum. Yoksa alkolsüz içecekler şampanya gibi patlatılmaz, videolara çekilmezdi.

Dümdüz insanlar için sudan farkı yok. Mesela çay için de “tavşan kanı” deniyor. “Buz gibi bira”dan ne farkı var?

Not: Sosyal içiciyim, alkolik sevmem.
0
ruhen hastayim ben
(06.09.25)
Hocam Türkiye'de bunun birkaç sebebi var. Öncelikle resmi uyarıyı yapalım. Alkol sağlığa zararlıdır, uzak durun.

1-Türkiye'de genel sosyolojik yapının tersine hareket etmeyi oldukça havalı bulan bir kesim var. Bu sadece içkiyle alakalı değil. Mesela domuz eti yemeyi de çok cool bulan bir kesim var. Toplumun geneline ters gelen giyim tarzlarını da cool bulanlar var ya da türk kahvesi yerine 3rd wave kahve içmek gibi gibi... Avrupa'da hiçbir arkadaşımın domuz yemek üzerine saatlerce konuştuğunu duymadım. Türkiye'de özellikle beyaz yaka kitlede böyle bir konu var. Konu yani bu bunu konuşuyorlar özellikle yurtdışına gidip dönünce.

2-Fazla para harcamayı cool bulan bir kesim var. Bunlar da adisyonla övünüyor. Gittikleri mekanla övünüyor. Tabii içki de bunun en temel göstergesi oluyor onlar için.

3-Türkiye'de insanlar hayattan keyif almayı bilmiyor. Birçok insanın tek eğlencesi haftasonu avm gezmek, cuma & cumartesi akşamları da mekan gezmek. Ellerinde sadece bu olunca bu konuyu bir şova dönüştürmeyi seven bir kitle de var. Mesela Almanya'da insanların bir sürü uğraşı var. Hobi kulüpleri var, ilgileri var. Spor yapıyorlar, geziyorlar, özellikle bahçecilik ve doğayla uğraşıyorlar. Onlar için bunlar daha havalı sosyal aktiviteler. Bizde böyle bir kültür yok.

4-Bu kuşaklar arasında da farklı algılanan bir konu. Mesela bu bahsettiğiniz konu y kuşağına ait bir alışkanlık. Z kuşağı ise bunu uncool buluyor. Son dönemde sağlıklı yaşam trendi yükselişte. O yüzden özellikle avrupa ülkelerinde kendine iyi bakmak, longevity odaklı vb gibi alışkanlıklar daha havalı bulunuyor. Ama Türkiye trendleri geriden takip ediyor. Yani 2000'lerin, 90'ların o kendini dağıtan gençlik kültürü, umursamaz yaşam tarzı Türkiye'ye daha yeni geldi. Ama görün bakın önümüzdeki yıllarda türkiye'de bunu uncool bulan insanların oranı artacak.

Bir örnek, mesela katıldığım bazı parti ya da davetlerde y kuşağı pancara dönerken, z kuşağı genelde daha sağlıklı yaşam trendi sebebiyle daha kontrollü gidiyor. Ya da hiç içmiyor.

5-Aslında konu cool bulmaktan ziyade insanlar bunu kimliklerinin bir parçası olarak alma eğiliminde Türkiye'de. Tuhaf olan da bu.
0
anten
(06.09.25)
İçki içilen yerlerde, ya da yöresinde yetişen yerlerde standart bir davranıştır. Günlük ya da benzeri bir sürecin parçasıdır. Örneğin trakyada standart bir olaydır kimse havalı ya da havasız bir olay dahi görmez. İçen içer içmeyen içmez.

Bunun olmadığı ve genelde de anadolu taşrasında yetişen köylüler büyük kentlere falan gittiğinde standart içki içilen durumların bile başkalarınca havalı bulunduğuna ilişkin bir zana kapılıyor genelde. Bunlar içkiye genelde alkol almak diyen tipler olur. Normal içli İçen kişilerin inanın bu durum hiç umrunda değil. Belki yeni başlayan çoluk çocuk için havalıdır 20 yaşında tipler için falandır ona bir şry diyemem. Onlara yasak olan her şey havalı zaten.
0
sanal hayvan
(06.09.25)
Aynı şeyi sigara hatta "madde" için dahi düşünüyorum, bu tür kullanımların çok büyük çoğunlukla televizyon ve sosyal medya üzerinden yaygınlaştığını hatta özendirildiğini düşünüyorum ben. Vaktiyle sigara için bizzat doktorların "faydalı" dedikleri reklamlar yayınlanmıştı mesela. Eskiden alkollü içecek, sigara reklamları vardı. Bu hatta estetik operasyonlar için de geçerli, gözlerin bazı görüntülere alıştırılması mesela.

Bu da nasıl yapılacak, elbette havalı olduğu, bir üstünlük verdiği hissi oluşturulacak şekilde unsurlar kullanarak yapılacak. Özellikle benim çocukluğumda sigara alkol kullanımı kullanan kişiye tam bir özenilme, imrenilme katan şeylerdi, bir evde viski varlığı o ailenin zengin olduğu fikri vardı, daha çok değer veriliyordu falan.

Yani bir havalı olma durumu varsa bence çok büyük çoğunlukla havalıymış gibi yansıtıldığı içindir. Böyle yansıtılmazsa talep görmez, talep görmeyince tüketilmez ve varlığı sürdürülemez çünkü.
0
muhayyer divan
(06.09.25)
Benim gözlemime göre tek başına ya da yakın çevresiyle güvenli ortamda rahatlamak için içen insanlar genelde sohbeti güzel, iyi, güvenilir oluyorlar. Havalı diyemem ama yüzyıllardır İstanbul'da süregelen bir gelenek bu aksamcilik dediğimiz şey. Böyle de bir gerçek var.
0
sekizdokuzon
(06.09.25)
Keyif verici maddedir,
haftada iki üç gün icen bagimli olmustur,

birakmak boşluga düsurur.
0
designer
(06.09.25)
içki içmek havalı değil.
türkiyede muhafazakar olmamanın bir sembolü olarak göründüğü için bazı kişiler içki içtiğinin altını çizmek isteyebilir. bazı çevrelerde içki içmek özgürleşmek, zincirleri kırmak, yasakları delmek gibi algılanır ve havalı olur.
küpe takan erkekler, dövme yapan insanlar gibi...

ben içki içmeyi havalı bulmuyorum ama "ağğbbbiii rakı ya" "offf buz gibi bira" diyorum.
çünkü rakı ve bira seviyorum. biranın zaten sevdiğim tarafı soğuk içmenin en çok zevk verdiği içeceklerden birisi olması. kola ve maden suyu da soğuk içilir ama bira daha geç soğuyor ve soğuk içecek hissiyatını daha dolu dolu veriyor. işin ilginci soğuk içecek hissini dolu dolu veren bir başka içecek de ayran :)

bence içki içmenin havalı olmasına veya havalı bulan kesimin varoş olması konusuna fazla kafa yoruluyor. ben de mesela bu tartışmayı abes buluyorum. havalı bulan da bulabilir yani, havalı bulmak biraz ergen hareketi gibi geliyor bana veya yukarda yazdıgım gibi muhafazakar çevreden olmadıgının altını çizmek gibi geliyor. bu da muhafazakar çevreden çıkmayı tam olarak başaramamış kişilerde biraz kötü duruyor, bunu kabul ediyorum.

yani öyle kızlar tanıyorum ki, annesi eve kaçta geleceğini söylüyor, bakire ve gayet muhafazakar bir hayat yaşıyor, ama instagramda daha düzgün tutmayı beceremediği rakı kadehi ile poz veriyor. bu kötü evet. ama yine de ben "ağğbbbiii rakı ya" derim çünkü rakı müthiş bir içecek. bunu ayrıca konusuruz :)

edit: ekleme yapmadan edemedim ama bu tartışmalar cidden belli bir yaşın üzeri için çok boş geliyor. şöyle ki, içki içtiğini belli etmek bir gruba ben de sizdenim imajı verebilir, içki içilen ortamlara beni de çağırabilirsiniz mesajı verebilir, zira içki içilen ortamda içki içmeyen birisinin olması hoş olmuyor.
ama dediğim gibi belli bir yaş üzeri için çok saçma, çünkü bir kere 35-40 yaşından sonra hiç bir şey havalı gelmiyor :) kimse kimseyi umursamıyor. ayrıca içki daha dikkatli tüketiliyor, hem sağlık açısından hem de içip sapıtmamak açısından daha az tüketildiği için hava mava kalmıyor.
çok yukarlarda yazdıgım gibi bu konuyu tartışmak bile tuhaf. havalı bulan bulsun :)

edit2: yorumları okudum, güzel cevaplar var ama bruce'a katıldıgımı yazmadan edemicem. "Ve evet, içki içmeyen bir insan hayattan keyif almayı bilmiyordur."
hiç içki içmemek bana da hayatın sundugu bir zenginliği tatmayı reddetmek gibi geliyor. kimse alkol yüzünden sağlığından ve ilişkilerinden olmasın, alkolik olmasın ama içki içmek gerçekten keyifli bir hayat aktivitesi. bu da var olan bir gerçek. sıcak yaz akşamında buz gibi bira içip sohbet etmenin keyfi ayrıdır. veya güzel mezelerle rakı içip anason kokulu sevgiliyi ağzından öpmek falan güzel şeyler :)
0
abelardo
(06.09.25)
ya sen türkiye'ye ne bakıyorsun. türkiye'de insanlar eli yüzü düzgün bir restoranda makarna yesin, onu bile instagram'da paylaşır, üç gün anlatırlar 'off geçende bir makarna yedim' diye. tamamen yokluk ve eziklikten. bunun da temelinde ekonomi yatıyor.

avrupa'da birayı kiosk'tan alıp yürürken falan içiyorsun. suyla aynı fiyat. şarap desen kola fiyatına. al parkta bankta otururken iç. o kadar değerli bir şey değil. insanlar kolayca erişebiliyor. herkesin istediği zaman ulaşabildiği bir şeyle hava da atamazsın haliyle.

rakı romantizmini bunun dışında tutuyorum. o bambaşka bir gerizekalılık seviyesi. parayla pek ilgisi yok.
0
sir gawain
(06.09.25)
Ben bu tripleri çok anlamıyorum. Hocam kendiniz demişsiniz zaten. Alkol ülkede tabu. İnsanlar neyi havalı görsün çay içmeyi mi?

Söylediklerim kulağa agresif geldiyse özür dilerim ama "havalı" denen şeyin özü zaten bu. Neyine şaşırdınız ki?
0
akhenaten
(07.09.25)
avrupada da alkol normal, ot falan yasak.

onlara onu kullanmak havalı geliyor.

yani dedikleri gibi ney tabu, yasak, tü kaka, özgürlük göstergesi, büyümüşlük göstergesi vs. ise ona hevesli oluyor olabilirler.

bu arada ben de alkol içerken hiç havalı göründüğümü düşünmemiştim.

sokakta beypazarı sodamı yudumlarken daha çok havalı hissediyorum.
0
ananiyimioguz
(07.09.25)
Hayır yok.

En uyuz olduğum ve eleştirdiğim konulardan biridir, içki içmeyi havalı görünler. Üfff bir biçim, hatırlamıyorum diyenlere anlam veremiyorum. Lan hatırlamıyorsun dün eğlendiğini ne kadar saçma.

Birde üfff çok dertliyim ya, sevgilimden ayrıldım gidiğim rakı içeyim, iki bira içeyim diyenlere de uyuz oluyorum.

Yürüyün gidin lan. İçki dediğiniz millattan önce süregelen bir içecek.

Pandemi öncesi içki içmezdim, yurtdışı gezilerim çok güzel geçerdi. Pandemide ilk kez içki içtim, şimdi yurtdışı gezilerimde içki içiyorum. Gene güzel geçiyor.
0
put it in your appropriate place
(07.09.25)
icki icmek 20 yas altindaysan havali olabilir. cunku insan merak ediyor. 20 yas ustu icin pek bir esprisi yok.
18 yasinda bir kere sarhos oldum, kufelik. o seviyeyi denedikten sonra bir daha ona yaklasmadim, cunku gerek yok.

belli bir yastan sonra da is biraz rahatlamak icin "ihtiyaca" donuyor.
ben arada bir agri kesici ya da kafa dinlendirici olarak kullaniyorum.
herseyin asirisi zarar. ama "beyler alkolden kesinlikle uzak durun" demem.
zaten akli basinda olan bir bireyin boyle bir uyariya ihtiyaci yok.
sigara cok cok daha zararli.
0
cooperr
(07.09.25)
"ülkenin çoğunluk inancına göre de yasak olan"

Havalı olduğunu düşünmüyorum ama konu bu zaten. Yasaklar her zaman cazip hale getirir ama inançlılar, inanmayan herkesi her alanda kendi inançlarına zorlamak ya da inanmayanları baskı altında hissetmek yükümlülüğünde hissediyorlar. Bunlara direnç gösterip var olduğunu gösterme çabası haline dönüşüyor içki konusu da. Yoksa herhangi bir "havalı" tarafı yok.

Bu ülkedeki dini baskının %1'ini dincilere yapsan "28 şubat ühü ühü" ile pala ile sokaklara çıkıp insan yakmak arasında dönüş olur. Tebliğciler içki içilen mekanlara gidip insanları taciz etmekte, oruç tutanlar ramazanda oruç tutmayanlara sebep sormakta yanlış bir şey görmüyorlar mesela. Sokak ortasında namaz kılanların da sebebi ibadetlerine karışılması değil. Kendileri gibi olmayanlara ya da ülkenin resmi olarak şeriata geçmemesi sebepli bir gövde gösterisi. O yüzden @nhk için +1 vermedim.

Din temelli baskı ve tehditlerin olmadığı yerde içki üzerinden "havalı" ve "özenilen" bir şey olma konusu yaşlarından dolayı içki yasağı olan döneme kadar. ABD'de 23, Avrupa'da 20 sonrası alkol ve havalı olma konusu pahalı içki, kokteyl ya da mekan dışında yok mesela. Yani varsa da ya alkolikler ya da ben görmedim.
0
nawar
(07.09.25)
(7)

Avrupa gezisi tavsiyesi lütfen

luluki
Almanya, belçika , hollanda turu yapılacak. En fazla 6 gün. Sonrası sıkıyor. Ailecek. Ana baba ve ergenAlmanya dan düsseldort dortmund ya da köln.Tipik bi alman şehri olsun. Bolca tarih ve güzel şehir planlaması. Ve belçika sınırına yakın.Beçika dan yine bu ayarda bi şehirSon olarak hollanda. Amster
Almanya, belçika , hollanda turu yapılacak. En fazla 6 gün. Sonrası sıkıyor. Ailecek. Ana baba ve ergen

Almanya dan düsseldort dortmund ya da köln.
Tipik bi alman şehri olsun. Bolca tarih ve güzel şehir planlaması. Ve belçika sınırına yakın.

Beçika dan yine bu ayarda bi şehir

Son olarak hollanda. Amsterdam sanırım yeterli. Ve yakınsa bi şehir daha?

Almanya ya inip araba kiralasam...
Gittiğim her yerde park parası verecek miyim?
Park parası nasıl alınıyor? Bizdeki gibi işpark görevlisi mi yoksa ne?
Tüm tur 6 güne sığar mı? Yoksa vakit hep yolda mı geçer?
Her yeri görme derdinde değiliz. Sanat tarihçisi kafasında değiliz. 2 3 kiliseyi dışardan gör, sehir meydanında dondurma yiyerek ortalığa göz gezdir, 1 2 müzeyi laklak yaparak gezmek bizim için yeterli.

Bolca anlatın. Her satırınızı not alarak okuyacağım.
Herkese şimdiden teşekkürler...
0
luluki
(05.09.25)
almanya için konuşayım.

dortmund'da kelimenin gerçek manasıyla hiçbir şey yok. turizm açısından sıfır bir şehir. düsseldorf-köln ikilisi yeterli. vakit kalırsa köln'e çok yakın olan bonn da yapılabilir.

almanya'da park her yerde paralı değil. her şehirde parkın ücretsiz olduğu mahalleler var. tabi şehrin en merkezi bölgesine park etmek isterseniz oralar ücretli olur.

park için üç seçenek var:

birincisi, sokağa park edip yakınlardaki otomattan (sokak ücretliyse illaki vardır) park bileti (parkschein) alacaksınız ve bu bileti dışarıdan görülecek şekilde aracın konsolunun üzerine bırakacaksınız. ordnungsamt görevlileri rastgele kontroller yaparlar. bilet varsa ceza yemezsiniz. bu sokak otomatlarını kullanmanın dezavantajı, parayı önceden ödediğiniz için süreyi de önceden belirlemiş olursunuz. süreyi uzatmak isterseniz geri dönüp yeni bilet almalı ve arabaya bırakmalısınız.

ikincisi, telefona easypark gibi bir uygulama yüklemek. yabancı hatlı bir telefonla nasıl oluyor bilmiyorum ama hesabı bir karta bağladığınızda park ücretini buradan ödeyebilir, süreyi istediğiniz gibi uzayıp kısaltabilirsiniz. görevliler sistemden park ücretini ödediğinizi görür ve ceza yazmazlar. easypark'ta hangi bölgeler ücretli, hangileri ücretsiz, park ücreti ne kadar vs. hepsini önceden görebilirsiniz.

üçüncü ve en basit yöntem, arabayı şehir merkezinde ücretli bir otoparka bırakmak. girişte bilet alır, çıkarken otomattan ücreti ödersiniz. fiyatlar otoparktan otoparka değişiyor. google yorumlardan hesaplı otoparklar bulabilirsiniz.

birinci ve üçüncü seçenekler için not: otomatlarda bazen sadece nakit geçer. yanınızda her zaman nakit bulundurun.
0
sir gawain
(05.09.25)
Belcika'nin Almanya taralarinda öyle pek bir sey yok, Liege var ama ne biliyim, Plattenbau görmek icin harika bir sehir.
Amsterdam kesin planda olacaksa Amsterdam - Maastricht - Aachen yapardim, Belcika ocak disi kalirdi. Aachen <3
0
konusma ben konusuyorum daha bitirmedim
(06.09.25)
Brüksel’e uçun, 1 gün şehir turu, 2 gün de günübirlik, akşam geri dönmeli, ghent ve brüj yapın. Dördüncü gün Amsterdam’a gidip 2-3 gün de orada kalın.
0
archmage mahmut
(06.09.25)
Köln'ün batısında kalan görmeye değer şehirlerin hepsi birbirine 2-3 saat uzaklıkta. Kölne sabah erken inip araç kiralasan, hollandadan belçikaya göreceğin bütün şehirlerde birer saat kalsan, kölne tekrar döneceğin şekilde bütün seyahati bir günde bile yapabilirsin. 6 günlük araç kiralamak ayırdığın bütçeyi zorlamayacaksa araç kiralamak hem uçağın zahmetinden hem alanın dar oluşundan dolayı bana daha mantıklı geliyor. Park konusu hem zahmet hem masraf ama kalacağın yerin otoparkı varsa eğer bu dertten kurtarır.
0
beyfendi
(06.09.25)
Hollanda'da köyleri kasabaları gezecekseniz araba işinize yarar ama Amsterdam ağırlıklı plan yaparsanız arabasız gidin. Şehir içi hız sınırı 30 muydu, öyle bir şey. Raylı sistem çok yaygın, her yere metro tramvay trenle gidebilirsiniz.

Gouda (peynir müzesi, peynir alışverişi), Delft (porselen müzesi), Utrecht (önereceğim özel bir müze yok) Amsterdam'a görece yakın ve keyifli yerler.
0
kobuzchu kiz
(06.09.25)
köln & düsseldorf gayet güzel. Zaten çok yakınlar trenle. 1 gün 1 gün yeter.
Düsseldorf'ta uzak doğu kültürüne meraklı olanlar için çok iyi uzakdoğu restoranları var öyle bir kommunite oluşmuş.

Hollanda'da rotterdam tavsiye ederim amsterdam yerine.

Belçika'yı bilmiyorum.

Araç kiralamak yerine tren kullanmak daha kolay olabilir.

Park yeri özellikle şehir merkezlerinde dert.
0
anten
(06.09.25)
Almanya Köln’e inebilirsiniz. Köln güzel, keyifli bir şehir ama 2. Dünya savaşında tamamen yıkılmış bir şehir. Bu sebeple tarihi bir şehir kriterinizi katedrali haricinde ne kadar karşılar emin değilim. Bu sebeple hem Belçika hem Hollanda sınırındaki Aachen daha iyi bir seçenek olabilir.

Yani şöyle:

1. Gün: Köln
2. Gün Aachen

Buradan sonraki 2 günü Brüksel-Antwerp-Gent’e ya da bunlardan ikisine ayırabilirsiniz.

Son 2 gün de Amsterdam. Bir gün şehir merkezi ikinci gün Zaanse Schaans, yel değirmenleri vs, oradan Köln 3 saat vs.

Park yeri ise:
Görevliler yok ama sokakta park bankoları var. Seety ya da Easypark uygulama indirirseniz neresi ücretli neresi ücretsiz görürsünüz. Almanya’da daha makul fiyatlar, Belçika’da ve bilhassa Amsterdam’da inanılmaz yüksek (5+ euro saatlik).

Spesifik sorularınız olursa dm’den yazabilirsiniz. İyi gezmeler.
0
but that was just a dream
(06.09.25)
buraya yazılanların hakları Sir Anthony Hopkins'e aittir.
yazan eden compumaster, ilgilenen eden fader
modere edenler basond, compumaster, fraise, kibritsuyu, rakicandir
bu sitede yazılanların hiçbiri doğru değildir. site içeriği küçükler için sakıncalı olabilir. yazılardan yazarları sorumludur. kaynak göstermeden alıntılanamaz. devlet tarafından atanmış bir kurumun internet üzerinde kimin hangi bilgiye ulaşıp ulaşamayacağına karar vermesi insan haklarına aykırıdır. web siteleri kullanıcıların istekleri doğrultusunda bağlandıkları yerlerdir. kullanıcılar isterlerse bir web sitesine bağlanmayabilirler. bu güçleri ve imkanları mevcuttur. bir kullanıcı bir siteye bağlanmak istiyorsa bu onun tercihi ve hakkıdır. bağlanmak istemiyorsa bu yine onun tercihi ve hakkıdır. halkın kendisine hizmet etmesi için görevlendirdiği kurumlar hadlerini aşıp halka neye ulaşıp ulaşmayacağını bilmeyen cahil cühela muamelesi edemezler. ebeveynlerin çocuklarını sakıncalı içeriklerden koruması için çok sayıda bedava ve ücretli yazılım mevcuttur. bu yazılımlar bir web tarayıcısını kullanmaktan daha karmaşık teknik bilgi gerektirmemektedir. devletin milletini küçük düşürmesi ve ebleh yerine koyması yasaktır.