Giriş
(12)

2. el arabada km

Purple life
2.el araba alirken su iki araba arasinda (diger kalan tüm özellikler ayni olsa bile) fark olur mu?yani kisa sürede yeni ama yipranmis araba vs daha eski model ama daha genis zamanda kullanilmis arabaA arabasi 2021 model 30.000kmB arabasi 2026 model 30.000km
2.el araba alirken su iki araba arasinda (diger kalan tüm özellikler ayni olsa bile) fark olur mu?
yani kisa sürede yeni ama yipranmis araba vs daha eski model ama daha genis zamanda kullanilmis araba

A arabasi 2021 model 30.000km
B arabasi 2026 model 30.000km
0
Purple life
(12.08.26)
5 yılda bi arabada çok şey değişir. fiyat farklı çok makul olmalı ki a'yı tercih edesin.
+1
jelly bear
(12.08.26)
@jelly, tesekkürler ama ne degisebilir ki?

benim sormak istedigim daha cok ay kmyi 2-3 seneye yayarak yapmak vs arabanin yasi yeni de olsa cok aktif kullanmak. ikincisi birinciden daha cok yorar mi arabayi yoksa km nin ne kadar sürede yapildigi önemli degil mi?
0
🌸Purple life
(12.08.26)
tabi ki fark olur. 5 yılda kasa değişmese bile makyaj yemiştir o araba muhtemelen. Makyaj da yememiş olsun hadi, birebir aynı araba olmuş olsun.

-Birinin garantisi bitmiş, birinin devam ediyor bir kere önemli burası.
-1 yılda 30bin yapan araba uzun yolda yapmıştır o km'yi, 5 yılda yapan muhtemelen şehir içi daha dur kalk trafikte yapmıştır. Malzemenin yaşlanması ve daha uzun süre çalışması vb etkilerden çok daha eskimiş olur 5 yıllık araba.
- İki arabanın iç tasarımında (koltuk, direksiyon simidi, konsol vb.) yıpranmalar eşit olmaz kesinlikle. 5 yıllık araba daha çok aşınmış olur.
+1
bobinhoo
(12.08.26)
yeni daima iyidir. hiç hareket etmediklerini düşünelim. malzeme ömrü bile önemli faktör.
0
lazpalle
(12.08.26)
5 yılda ne olursa olsun fark olur. @konetsu reis bu işi çözer.
0
mikahakkinen
(12.08.26)
Fark olur fiyata göre daima yeni tercih edilmelidir
0
basond
(12.08.26)
Hocam bu öyle ezbere cevaplanacak bir soru değil kesinlikle.

Bir kere araçların modelleri ne? Kim kullanmış nasıl kullanmış... İkisi de ikinci el diye varsayıyorum. İlla yenisi iyidir diye düşünmemek lazım.

Atıyorum biri 2021 model toyota'dır, öbürü 2026 model opel'dir. Ben 2021 toyotayı alırım.

Biri 2021 modeldir ama düzenli yetkili servis bakımı görmüştür. Pırıl pırıldır.
2026 hor kullanılmıştır bir senede eskiyi alırım.

2021 model 2026 model bir araçla aynı fiyat aralığındaysa, muhtemelen daha üst donanım özelliklerine sahiptir, donanım benim için önemliyse eskiyi tercih ederim.

Eski araç daha dayanıklı bir markadır, yeni araç daha kronik sorunlarıyla bilinen bir araçtır eskiyi alırım.

Yani yenisi her zaman iyi diye düşünmemek lazım. Araçlar ne? Modelleri ne? Özellikleri ne...

Ona göre bakılır eskisi mi daha iyi yenisi mi diye
-2
anten
(12.08.26)
yeni araba her zaman daha iyidir. eski arabanın değer kaybı daha hızlı olacaktır.

arabalar her yıl aynı üretilmiyor. her yeni model yılında yenileniyorlar. araç bir yandan iyileştiriliyor, sıklıkla problem çıkartan parçalar daha sağlamları ile değiştiriliyor. 2021 model arabadaki bazı parçalar ile 2026 modeldeki bazı parçalar aynı değil.
0
co2s2
(12.08.26)
2021 modelin 30 bin olması bence şaibeli.
0
ground
(12.08.26)
Sadece verdiğiniz özellikler baz alındığunda (diğer detayları bilmiyoruz) her zaman eşit km'de yeni olanı tercih etmek mantıklı. Bir aracın bir yılda 30bin km yapmış olması, 5 yıllık bir araçtan daha fazla yıprandığı anlamına gelmez.
0
yadigar
(12.08.26)
@ground, yooo bizim ailenin arabasi 2017 model ve 30k kmde. emekli arabasi. yazliga gitmek icin kullaniliyor sadece o da 70km uzaklikta.
-1
🌸Purple life
(12.08.26)
arabanin aksamlari durdugu yerde de eskir. o yüzden arac ne kadar yeniyse o kadar iyi.
0
sir gawain
(13.08.26)
(16)

Tartıştım

spherical
Arkadaşlar,Bugün birini uyardım. Müzik sesi odama geldiği için. Yer kamu kurumu. Müzik sesine dikkat et, devam edersen amirlere şikayet edeceğim dedim.Sonra bu benim odama geldi, benim onu uyaramayacağımı falan söyledi, odanın içinde ben şu kadar yıllık memurum, çocuk değilim diye dolandı. (Ben yeni
Arkadaşlar,
Bugün birini uyardım. Müzik sesi odama geldiği için. Yer kamu kurumu. Müzik sesine dikkat et, devam edersen amirlere şikayet edeceğim dedim.

Sonra bu benim odama geldi, benim onu uyaramayacağımı falan söyledi, odanın içinde ben şu kadar yıllık memurum, çocuk değilim diye dolandı. (Ben yeniyim bu eski). Çık dedim çıkmadı, rahatsız etme ve tacizden şikayet edeceğim dedim, etmezsen şerefsizsin dedi. Baya tartıştık. Bunu ağzından kaçırdıktan sonra hakaret olarak çok sınırını aşamadı, Aptalca davranıyorsun dedi. Bir de tehdit etti.
Bu arada ben sürekli odamda çalışıyorum bu adamı görmüşlüğüm yok yani aptalca davranıyorsun demesi o anlar için.

Ama işte kanıt yok. Odada ki kadın ben asla şahit olmam dedi.
Bunu nasıl şikayet edeceğim kurum içinde, süreç nasıl olur bilmiyorum. Tavsiyesi veya Tecrübesi olan arkadaşlar varsa sevinirim.
0
spherical
(11.08.26)
İlk amire gidip, şöyle bir olay yaşandı, kanıtlayamam, bilmemkim hanım da şahit olmayacağını belirtti. Bu durumda şikayetçi değilim ama bilginiz olsun diye geldi de ki olayın devamı gelirse adamın önbilgilendirmesi yapılmış olsun.

Onun dışında bir şey çıkmaz. Kamuda mesai arkadaşıyla da didişilmez. İş büyürse birinin yeri değiştirilir ki bil bakalım kiminki değiştirilir.

Ben yeniyim derken, daha asaletin tastik edilmediyse, Müdüre gitme, çiçek alıp affet diye o elemana git.
+3
Mirket
(11.08.26)
bence en baştan yanlış bi üslup kullanmışsınız, tehdit etmek yerine nazikçe uyarabilirdiniz odaklanamıyorum falan diye. o açıdan haklı çıkabilir tahrik etti diye.
+6
mezzosprite
(11.08.26)
siz tutanak tutup kayda sokacaksınız. şahit olup olmaması şu aşamada çok önemli değil. amir ciddiye alırsa muhakkik atanır muhtemelen; o gereken kişilerle konuşacaktır. tabi bu noktada, amirin tutanağı kayıt altına alması, sümenaltı etmemesi gibi konular önemli (sorunlar dışa yansımasın diye öyle yapılıyor genelde).

yalnız müzik sesi gibi konuşularak çözülebilecek bir konudan, bu kadar nasıl yükseldi iki taraf da, ona pek anlam veremedim. aday süreniz devam ediyorsa böyle durumlarda daha temkinli davranmanız faydalı olur.
+5
lil siztah
(11.08.26)
Kamu kurumunda müzik falan neresiymiş orası valla düz memur olmak varmış neyse. Başta ipler gerilmiş. Onun anladığı dilden konuşman lazım. Sen de ses bombasını konuştur en basitinden :) Ben de devlet memuruyum ama amir olsam böyle sikko meseleler ile uğraşmak istemem. İşi yazıya dökmeden önce şihafen görüşmek en iyisi. Bir şikayet sonucu kendimi de yakmış ve memurluktan atılmış, tekrar SINAVLA geri dönmüş biri olarak söylüyorum bunu.
+3
katafalk2
(11.08.26)
- Şu kadar yıllık memurum beni uyaramazsın... diyenlerin ortalığı daha çok kokuttuğu ortada. Ortalık kokmasın diye de yerine konum veya kuruma göre personelin 3-5 yılda bir tayin sistemi var.

Özelde de bu böyledir. Bazısı bulunduğu yerde neredeyse 15-18 yılı devirmiş, kök salmıştır. Sürekli muhatap oldukları üst yönetimin gözlerini bağlamışlardır adeta.
Gerçekte çalışmazlar , kendi menfaatlerine dayalı bir süreç yönetirler oldukları yerde.
Maaştan ayrı olarak farklı , karanlık türden kazanç yolları da olabiliyor böylelerinin .
Bunlara pek yeni kurallar işlemez.
- Ben olmazsam burada işler durur, yönetim zaten arkamda... diyerek bir
tür zırh taşıdıklarını düşünürler.
Bazı zamanlar yeni gelenlerin nabzını yoklamak için :
- yakında istifa edeceğim.. demeyi de ihmal etmezler ama def olup gitmezler de .

Sen şimdilik sessiz kal, işini düzgün yapmaya bak. O kadından da uzak dur.
Çalışanlarla ilgili bir şey konuşma yanında.
Şahit olmak istemese bile senin haklı olduğunu o kimse yokken söyleyebilirdi en azından. İnsanlar kendilerini doğrudan ilgilendirmeyen meselede güçlünün yanında olur . Birilerinin iş yerinde sadece "eski çalışan " olması güçlü olduğu algısı için yeterlidir.

3. şahısların tümüyle suskun kalması böyle anlarda kimin ne mal olduğunun da habercisidir. Benzerini yaşadım geçmişte.
Haksıza, haksız diyemeyenlerin arasında yaşıyoruz

Bilmezsin, böyle anlarda yeri değişen, bazen çok daha güzel çalışma ortamına da kavuşabilir. Zamanla ortamın dinamiklerine göre bir sorun olduğunda kararı yine sen vereceksin. Bazen sessiz kalmakta işe yarar ve müdahale hiç beklemediğin anda da gelebilir.
Çünkü bu arızalı kimse haksızlıkla kotasını doldurmuştur .
Benzer tür hususlar akşam haberlerinde medyada görülüyor .
0
diyecevaplandı
(11.08.26)
Bence özür dile. Bu konuşma biçiminle ve söylediklerinle haklı olma şansın 0.
-8
arbre
(11.08.26)
Arkadaslar simdi bunlar hakkinda cok sey yazardim ama kisaca mikrop olduklarini soyliyim, hicbir is yaptiklari yok. benim amirim izinli. ona ulasamadim, bir sorup onun ustuyle konusacagim. tutanak hic aklima gelmemisti, tesekkur ederim.
proje falan yazdigim icin ustlerin islerine yariyorum, beni atmazlar ama paylarlar.



özgüvensizliğinin duyurudaki yankısına tik yok.
+1
🌸spherical
(11.08.26)
spherical, hahaha abla sen kimin fake'iydin ya, bir yerden hatırlıyorum seni ama çıkaramadım, sence yaptıkların normal mi biraz düşün, tik atmamak ne canım engelle bence :D
-6
arbre
(11.08.26)
En büyük sorunlu şahit olmam diyen abla yalnız da bir şey olmaz endişelenme sen işine bak.
0
Hallegadola
(11.08.26)
Bir memur olarak söylüyorum bunu iyi yapmışsın tek hatan devam edersen amire söylerim demek ama boş ver ağzından çıkmış bir kere.

İşe sarıl şimdi laf etmelerine izin verme asla zamanla su akar yolunu bulur merak etme.

Ya ben tek kişilik odadayım ona rağmen kulaklıklayım gün boyu millet hanzo ya
+1
Hallegadola
(11.08.26)
özür dile diyenler nasıl bi kafada ya çiçek alacakmış da bilmem ne.. bize çocukken hep böyle ezik alttan alan ve people pleaser lık öğretildi. nefret ediyorum. kimse kimsenin müzik sesini dinlemek zorunda değil hele ki odaklanma gereken çalışma ortamında.. neyse senin hatan şu olmuş direkt tehdit yerine önce ya başım ağrıyor falan diye biraz daha sakin uyarabilirdin. devam ederse de amire ona söylemedne şikayet edebilirdin. neyse olan olmuş.
+6
iwillsee
(11.08.26)
kamu ya da özel fark etmez, biri odama gelip daha ilk seferden tehdit vari atar gider yaparsa önce bsg cekerim, sonra bu calisan mal herhalde diye amire ben sikayet ederim. hakli oldugunuz olayda haksiz tarafa gecmeyi basarmissiniz. tebrikler. böylece, olayda hakli kimse kalmamis.
+3
konusma ben konusuyorum daha bitirmedim
(11.08.26)
o kisi ben olayim:

- merhaba, odandan cok muzik sesi geliyor. dikkat edebilir misin?
x: dikkat edecegim, ozur dilerim.

vs
- Müzik sesine dikkat et, devam edersen amirlere şikayet edeceğim.
x: istersen papa'ya sikayet et. etmezsen insan degilsin. *muzik sesini acar*


olay bu kadar basit aslinda. 100% hakliliktan haksizliga nasil gecilir guzel gostermissiniz
+4
aguen
(12.08.26)
ben asla kendisi ile muhattap olmazdım. odanın önünden geçer müdürüne/üstüne sözlü şikayet ederdim. o da geldiğinde müzik sesini duyar uyarırdı.

böyle şeyler için elini kirletmeye değmez.
0
naksidil
(12.08.26)
hocam bu tip durumlarda dikkatli olun. Kimin kimin neyi olduğunu bilemezsiniz. Daha eski memursa muhtmelen amirlerle vb arası iyidir.

İş hayatında kamu/özel fark etmez kurallar kaideler kişiye göre değişir. Sevilen biriyse amirler tarafından "hoş gör sen de" diye konu geçiştirilebilir. Sonra siz başka sefer de ısrarcı olursanız bir anda kuralları çiğneyen değil, siz uyumsuz ilan edilirsiniz.
0
anten
(12.08.26)
Aguen+1
+1
wilhelmwasmuss
(12.08.26)
(6)

Turist rehberliği

ayağiniza gelen overlokçu
Yaş 38 . Esnafım, boş zamanım oluyor ve en büyük hobim istanbulun tarihi yerlerini gezmek ve istanbula gelenlere gezdirmek.Kkokart alana kadar işin peşini bırakmamTurist rehberliği okunur mu ? Haftada 1-2 gün yapmak ve ek gelir elde etmek istiyorum..İngilizcem iyi 2-3 aylık çalışma ile tarih anlatab
Yaş 38 . Esnafım, boş zamanım oluyor ve en büyük hobim istanbulun tarihi yerlerini gezmek ve istanbula gelenlere gezdirmek.
Kkokart alana kadar işin peşini bırakmam
Turist rehberliği okunur mu ? Haftada 1-2 gün yapmak ve ek gelir elde etmek istiyorum..İngilizcem iyi 2-3 aylık çalışma ile tarih anlatabilecek kıvama gelirim. Ayrıca temel seviyenin çok az üstü rusça okuma yazma ve konuşmam da var..Ek gelir olarak istanbul turlarında , gölge rehber veya normal rehber olarak günlük ne kadar getirisi olur?

tercih edebileceğim okulun yıllık ücreti 160 bin. uzaktan öğretim şeklinde.
Sevgiler saygılar
+1
ayağiniza gelen overlokçu
(08.08.26)
O iş kurtlar sofrası. Turizm ajentasıyla anlaşmak gerekiyor. Onlar da parayı koklatıyor.

Sosyal medyadan yürüyüp tura katışmadan gelen turistleri kovalamak daha cazip.

Amatör şekilde. Uçaktan alıp gezdirmek otele götürmek falan. 2/ 3 kişilik mini gruplar ayarlayıp arkadaşça gezmek.

Okumak, 160 bin falan sonu olmayan bi çaba. Pazar çok daraldı.
+2
Lh12
(08.08.26)
bunu ticarete dökecekseniz hobi olarak bile, mutlaka turizm bakanlığından tur rehberliği belgesi alın.

Rekabet çok, belgesiz rehberleri anında şikayet ediyorlar. Para cezaları epey yüklü.
+1
anten
(09.08.26)
kokartınız olmadan rehberlik yapamazsınız, yasak. yakalanırsanız cezası var. sizin gezdireyim dediğiniz yerlerde de çok sıkı denetimler var. kaçamazsınız.
kokart alabilmek için rehberlik eğitiminde ya önlisans, ya lisans, ya da tezli ya da tezsiz yüksek lisans yapmanız lazım. bakanlık kursları da bir seçenek ama üniversiteler protesto ettiği için bu kurslar uzun zamandır açılmıyor.
eğitiminiz sırasında ya da bittikten sonra uygulama turlarına katılmanız lazım. ben sadece istanbulda rehberlik yapacağım diyorsanız marmara bölgesi uygulama turu, yaklaşık bir hafta, 20 bin tl. marmara dışında da rehberlik yaparım derseniz o zaman her bölge için ayrı uygulama turu var, her birine ayrı ücret.
bunlar bittikten sonra 2 bin tl ödeyip mks denilen mesleğe kabul sınavına girip yeterli puanı almanız lazım. bu aşamalardan sonra sadece türklerin olduğu gruplara türkçe rehber olarak çıkabilirsiniz. eğer yabancı gezdirmek isterseniz bir de hangi dilse artık o dilin sınavına girip barajı aşmanız lazım. her dil için ayrı sınav.
günlük turlarda taban ücreti 3.897 TL. normal şartlar altında bu fiyat altına çalışılmaz ama işsiz kalma korkusuyla sadece satıştan prim almak üzere yevmiyesiz anlaşan rehberler de var. dolayısıyla bir günlük turdan ne kadar para alacağınız sizin o işe ne kadar ihtiyacınız olduğuna ve acentayla yaptığınız pazarlığa bağlı. nam salmışlar günlük 10 bin de alır 20 de alır. gruba, programa vs göre değişir.
gölge rehberlik için de kokart lazım ve sadece nadir dillere yapılır, yani endonezyaca falan bilmeniz lazım. ingilizce rusça, almanca vs gölge rehberlik yapılamaz, yakalanırsanız cezası var.
kokartım olmadan rehberin yanında durayım işi öğreneyim diyorsanız onun adı acenta temsilciliği (bunun için bir acenta çalışanı olmanız lazım) veya aprantilik. aprantiler genelde rehberlik öğrencileri arasından seçilir, ve genelde de işi öğretiyoruz ya da staj adı altında ücretsiz çalıştırılır. hele istanbulda dişe dokunur bir ücretle apranti çalıştıran acenta bulmanız mucize olur.
türkiyede şu an rehber fazlası var, çoğu rehber boşta geziyor, para kazananlar ya çok eskiler çok fazla acenta ile bağlantıları var ya da çok iyiler el üstünde tutuluyor. siz kendi rekabet gücünüzü ne kadar görüyorsunuz?
tüm bu maddi manevi maliyetleri göz önüne alarak en az 2 yıl sonra, haftada 2 gün rehberlik yapmak için değer mi değmez mi siz hesaplayın.
uzaktan öğretim dediğinize göre topkapı, kapadokya veya muğla. şimdi hangisi hatırlamıyorum ama birinde (ya da hepsinde) sınavlar yüz yüze oluyor, tercihinizi yaparken buna dikkat edin.
+2
halanne
(09.08.26)
@anten
kokartsız işe girmem tabi ki kaçak gibi bir durum düşünüyorum
0
🌸ayağiniza gelen overlokçu
(10.08.26)
@halanne çok teşekkürler bu uzun yazı için . mesaj attım size.tekrar çok teşekküler
0
🌸ayağiniza gelen overlokçu
(10.08.26)
@lh12 cevabınız için teşekkürler
0
🌸ayağiniza gelen overlokçu
(10.08.26)
(3)

türkiye'de kitap endüstrisü ne alemde

biseysorcaktim
selamlar,türkiye'de kitap hala okunuyor mu, okunuyorsa ne kadar okunuyor? basılan kitap hem adet hem çeşit olarak artıyor mu yoksa tam tersi azalıyor mu?insanlar kitap satın alıyor mu hala? kitap okuyor mu? --ben eskiden daha sık kitap okurdum, şimdi pek nadir okuyorum. genelde bilgisayara internet
selamlar,
türkiye'de kitap hala okunuyor mu, okunuyorsa ne kadar okunuyor?
basılan kitap hem adet hem çeşit olarak artıyor mu yoksa tam tersi azalıyor mu?
insanlar kitap satın alıyor mu hala? kitap okuyor mu?

--
ben eskiden daha sık kitap okurdum, şimdi pek nadir okuyorum. genelde bilgisayara internete takılıyorum, telefona harcıyorum zamanımı. ilgimi çeken kitapları alıyorum okumaya çalışıyorum ama bir süre sonra kenarda tozlanıyor. etrafımda tek-tük kitap okuyan, vizyona giren filmler gibi kitap bültenlerini takip eden tanıdıklarım var ama o kişiler de olmasa kitap okuyan bir insan görmemiş olacağım.

zincir kitapçılar dışındaki yerel kitapçılar soru bankası ve türevlerine odaklanmış. internet dışında kitap arayıp bulmak da zor.

kitap yazanlar hobi olsun diye yazıyor gibi. eskiden de gelir elde etmek zordu, sanırım şimdilerde iyice imkansız.
eskiden en azından çevirmenler, editörler hayatlarını idame ettirecek kadar kazanıyordu şimdilerde yapay zeka ve benzeri araçlar yüzünden editör ve çevirmene verilen kıymet de azaldı sanırım.

bonus soru: hala kitaplarda bir çok yazım hatası yapılıyor.
30 yıldır kelime işlemci yazılımları hatalı kelimelerin altını çizerken kitap basanlar nasıl oluyor da bu kadar basit hatalar yapıyorlar?
0
biseysorcaktim
(06.08.26)
Kitap okuma konusunda kendimi bir şekilde disipline ederek okuyorum elimden geldiğince. Yıllık belli bir hedefim var, her yılın başında bu sayıyı belirler (52 mesela) ve tutturmaya çalışırım. Canımın okumak istemediği zamanlarda da sesli kitap güzel gidiyor yürürken vs

Ülke geneline gelirsek; istatistiklere bakmadım ama instagram’daki şu bookstagram akımına bakarsak fena değil gibi oran. Kitaplarla ilgili paylaşımlar, gruplar çıkıyor sürekli karşıma. Satışlarda Hiçbir zaman çok yüksek rakamlar olmamıştır ama instagrama bakarsak yine de fena değil gibi son zamanlarda.

Birkaç popüler, yayınevinin çok sevdiği yazarlar hariç geri kalanı hobi niyetine yazıyor gibi. Kitaptan para kazanmak zor

Zamanında rahmetli küçük İskender, bir imza gününde “türkiye’de yazdığı kitaplarla evini alabilen tek şair benim demişti. Belki şimdi de Murathan Mungan’dır (gerçi o birçok türde yazıyor, direkt şair demeyiz)
0
bir fincan kahve ile film izlemek
(07.08.26)
kötü elbette. ülkede okuma oranları çok düşük. geçmişte de düşüktü, bugün de düşük. kitap fiyatları da maliyetler yüzünden çok yükseldi. kitap yazarak para kazanan ve huzurla yaşamını sürdüren insan türkiye'de artık yok gibidir. ahmet ümit falan 90'lardan aldığı rüzgarla devam ediyor, hâlâ düzenli kitap yazıyor, o fena durumda değildir mesela.

diğer yanda hakan günday gibi isimlere de bakacak olursan senaryo dizi/film işlerine yöneldiğini görüyoruz. çünkü o sektörde daha fazla para var kitaba göre.

baktığında 90'lar ve 2000'lerin başında yine isim yapmış, uzun süre gündemde kalmış, konuşulmuş türk yazarlar var. günümüzde artık o da yok. uzun süredir yeni bir ismin popüler olduğunu, konuşulduğunu, kitaplarının eskiden olduğu gibi övüldüğü bir dünya olduğunu görmüyorum ben. yeni nesil çok hızlı tüketmeye alışkın, sanırım onunla da alakalı bir durum. bir yazarı benimseyip birkaç yıl sonra dahi yeni kitabını heyecanla beklemek mi? bence öyle biri olduğunu bile unuturlar o sürede.

bonus soruya gelecek olursak ise eskiye göre yayınevlerinin özensiz olmaları. bir kitabı en az 2-3 editör/redaktörün okuması gereken yerde artık tek kişi bir kere okuyup geçiyor, onu da daha hızlı yapıyor, elbette gözden birçok hata kaçar. bu da maliyetle ilgili bir konu yine.
kelime işlemcisi tarafından altı çizili olsa da okurken bazı doğru kelimelerin, yabancı kelimelerin vs de altını çizdiği için o da güvenilir değil ya da göz bir süre sonra onları bile görmüyor. o yüzden en az 2-3 hatta 4 okuma falan şart.
0
oldtimer
(07.08.26)
Hocam bunu basın ve yayıncılık endüstrisi olarak cevaplayalım.

Bu endüstri, her pazarda o pazarın kültürel birikimiyle doğru orantılı.

Mesela Avrupa pazarı geçtiğimiz yıllarda büyüme eğilimini sürdürdü. Hem de %80'in üzerinde basılı kitap satışıyla.

Yani dijital yayıncılık basılı yayıncılık anlamında öyle ciddi bir değişim yok henüz gibi duruyor.

Almanya, Fransa, İngiltere'de hala çok ciddi dergi pazarı da var mesela. Türkiye'de dergicilik diye bir şey kalmadı diyebiliriz. Şöyle diyeyim, Almanya'da 6000-7000 dergi var kayıtlı. Çok ciddi bir sayı bu. Türkiye'de bir bir kapanıyor dergiler.

Türkiye'de rakamlara bakmak lazım. ama okuma oranları her zaman düşüktü. Sosyal medyayla daha da düştü. Bizde birçok insan dijitalleşme yüzünden dünyada da yayıncılığın bittiğine inanıyor ama dünyada en azından gelişmiş ülkelerde durum böyle değil.

Hatta kitap özelinde yayıncılık sosyal medyayı da arkasına alarak büyüyen bir endüstri.

Mesela ABD'de yayıncılık biraz şuna evrildi.

büyük yayınevleri dışında butik yayınevleri genelde bir niş seçiyor. atıyorum ekonomi kitapları basıyor sadece ve ona odaklanıyor. Bu iş sadece kitapla kalmıyor. O kitaplar video içeriklere, konferanslara, sosyal medya içeriklerine, tv programlarına dönüşüyor. Content IP gibi düşünebiliriz yaklaşımı. Yani yayıncılık 360 yayıncılığa evrildi biraz. Bunun en güzel örneği mesela atomic habits. Avery yayınlarından çıktı penguen'in alt şirketlerinden biri. Atomic habits bir kitaptan ziyade bir ekosistem. Bu yayınevinden çıkan kitapların çoğu böyle ama.

Türkiye'de zaten okuma alışkanlıkları düşüktü. Ama yayıncılar da bu tip yeni yaklaşımları reddediyor. Biraz geleneksel düşünüyorlar. Açıkcası bu yaklaşımları da küçümsüyorlar. Sosyal medyayı bile çoğu yayıncı yakın zamana kadar hor görüyordu. halbuki kullanabilirlerdi.

İşin özü Türkiye'de yayıncılık ağırlıklı olarak ders kitaplarından para kazanıyor gibi görünüyor.
+2
anten
(07.08.26)
(11)

faiz yerine yatırımlık ev alma sebebi

xportant
her ay yayınlanan verilere göre evlerin çoğu kredisiz satın alınıyor. aylık satışı yapılan binlerce evin bir kısmı da yatırım amaçlı alınıp kiraya veriliyor ama döviz kurunda da büyük bir sıçrama beklenmiyorken, faize özellikle para koymaktan kaçınanlar hariç, insanlar hazır paralarını risksiz bir
her ay yayınlanan verilere göre evlerin çoğu kredisiz satın alınıyor. aylık satışı yapılan binlerce evin bir kısmı da yatırım amaçlı alınıp kiraya veriliyor ama döviz kurunda da büyük bir sıçrama beklenmiyorken, faize özellikle para koymaktan kaçınanlar hariç, insanlar hazır paralarını risksiz bir şekilde faize yatırmak yerine neden yıllık vergisi, kiracı işleri, eskime payı, demirbaş giderleri vs. giderleri ödeyip de evlerini kiraya veriyorlar? ev fiyatları döviz bazında da uzun zamandır düşüşte ve düşmeye de devam edeceği ön görülüyorken, ev alıp kiralamadaki amaç şu an ne? sonuçta şu an ev kiralarından çok daha fazla faiz getirisi yok mu?
0
xportant
(04.08.26)
Uzun vadede evin değeri sayılan olumsuzlukları telafi eder umuduyla. Bu bazen gerçekleşiyor. Genelde insanlar fırsat maliyeti nedir bilmiyor. Şu an nakit daha güçlü evet.
+1
orient blue
(04.08.26)
Bir kere sirf gunah oldugu icin parasini faize koymayacak tonla insan var. Onlari goz ardi etsek bile su kisim cok dogru sayilmaz "...döviz kurunda da büyük bir sıçrama beklenmiyorken..." simdi beklenmez bir gece ansizin sicrama olur. Mevcut trend hep boyle gidecegi anlamina gelmiyor. Ben acikcasi bu kadar devam etmesini bile beklemiyordum. Ben acikcasi faiz isi nasil oluyor, istedigin cikabiliyor musun vs onu bile bilmiyorum. O nedenle sacma seyler de soylemis olabilirim. Su an dediginiz gibi faiz cok cok daha mantikli olabilir, sonucta ev fiyatlari da bir garip yani, firsat ortami yok.
0
mbond
(04.08.26)
Sen ‘şu an ev almak için uygun zaman değil’ diyorsun ya, o söz şu anlama da gelmez mi? ‘Reel anlamda ev fiyatlarının en ucuz olduğu an’
+1
Mirket
(04.08.26)
Ekonomideki belirsizlikler ortada. yakın geleceğe bak mesela kur korumalı mevduat çıkarıldı. Bir anda herkesin dolardaki parası pul oldu. Yani senin faizdeki paranın başına ne geleceği ne malum. Çok hızlı yönelim değişiyor. Faizleri bir diplere indiriyoruz sonra tavanlara çıkarıyoruz. Bu durumda devamlı piyasa takip etmek istemeyen veya risk almayan insanların parasını altın-gayrimenkul olarak değerlendirmesi gayet normal.
Bu arada bu durum yeni bir durum değil. Türkiye hep böyle bir ülkeydi. Belirsizliklerin had safhada olduğu. Ülkedeki çoğunluk kitlenin yatırım olayı altın-gayrimenkul döngüsü.
0
nuevo
(04.08.26)
En büyük sebebi bilgisizlik. Ev yatırımının iyi bir yatırım olduğu algısı oturmuş bir kere. Bu algıyı kırmak mümkün değil. Neyin daha iyi bir yatırım olacağı ile ilgili bilgisi yok insanların.

Türkiye'deki enflasyon yüzünden (son birkaç yıldaki yüksek enflasyondan bahsetmiyorum, genel olarak hayatımızda sürekli olan enflasyon) fiyatların yükselmesini insanlar "para kazanıyorum" olarak algılıyor. Ama mesela 10 yıl önce aldığı evin fiyatını Dolar ya da Euro ile değerlendirse ya yerinde saymıştır ya da kaybetmiştir.

Örneğin NASDAQ'taki QQQ EFT'si son 10 yılda 7 katına çıktı. Türkiye'de 100 bin dolara alınıp şimdiki fiyatı 700 bin dolar olan ev var mıdır? İmkansıza yakın.
+1
himmet dayi
(04.08.26)
2 yıl önce elimize bir miktar para geçti. O parayla önce ev alalım dedik, ev bakarken de vadeliye yatırdık. Bu sürede hep hoşgeldin faizlerini kovaladık. %54le başladı bu sürede hiç 40tan aşağı düşmedik. İyi oran bulamadığımız zamanlarda ppf aldık.
O zamanki parayla baktığımız evler ile şuanki elimizde biriken parayla baktığımız evler aynı oranda hatta daha düşük arttı. Hatta biriken paradan ihtiyaç oluncada kullandık. Ama evlerin artış oranına bakınca bizim para 2 yılda emlaktan daha fazla kazandırdı. Bunun yanında emlak vergisi, gelir vergisi vb vermedik. Kiracıyla uğraşmadık.
Bencede parayı betona yatırmak çok saçma. Özellikle böyle yüksek faiz oranları varken. Bir süre daha bu seviyelerde olacağını tahmin ederek faizde devam ediyorum.
Ev almak ancak evin yoksa kiradaysan mantıklı. Veya topraktan girip çok uyguna müteahhitten alırsan mantıklı.
+1
my fault
(04.08.26)
Çünkü daha mantıklı, burası ortadoğu yüzyıllardır yayımlanmış ekonomik tezler burada kağıt parçasından ibarettir, reel piyasa farklıdır bu coğrafyada.

Bugun alırsın faizi iyi para dersin akşam yatarsın, sabah yüzünü yıkar tv yi bi açarsın sevgili yöneticilerimiz çıkıp bir emir vermiş ve faizler düşmüş, işte o zaman anlarsın gerçeği. ( Ki oldu yani geçmişte, yine olacak bu arada :) )

O nedenle insanlar ev alıyorlar, dükkan alıyorlar, birincisi finansal olarak banka nezdinde güvenilirliğin, kredibiliten artıyor, ikincisi düzgün kiracılar var seçici davranıyorlar, üçüncüsü en kötü satıp tekrar başka bir yatırım yapabileceğin bir varlık.

Bu faizlerin ne kadar süre gideceğini dünya üzerinden bilecek 1-2 kişi vardır, eğer onlardan biriysen faize devam, eğer değilsen ( ki değilsin :) ) kısa sürede, ama çok kısa sürede vur kaç faizlerini alıp mal'a yatırım yapmak mantıklı.
0
ebeş
(04.08.26)
Hocam hiçbir yatırımın garantisi yok. Emlak dahil. Türk insanındaki algı çok acayip bu konuda. Bu yazdıklarım bir yatırım tavsiyesi olarak almayın kişisel yorumlarım.

İnsanlar gayrimenkul aldığında kesin kar edeceğini düşünüyor ama bunun garantisi yok. Gayrimenkul yatırımında fiyatı ve değeri farklı düşünebiliriz. Bu ne demek?

Örnek olsun diye yazıyorum.
1 milyona ev aldık. 1 sene sonra 1.5 milyona sattık.
Ama enflasyon %60 diyelim ki. Bu durumda fiyatı 500.000 TL artırdık. Ama enflasyonu hesaba kattığınızda aslında -100k. zarardayız. Çünkü evin 1.6 milyon olması lazım enflasyona endeksle. Enflasyona endeksleyince kar etmek için 1.6 milyonun üstüne satmak lazım.

Gayrimenkul yatırımında kar edip etmediğinizin bir sürü değişkeni var. Enflasyon bunlardan biri. Maalesef ülkemizde insanların çoğu bunları hesaplayamıyor. Emlakçılar bile.

Nedir bunlar?
-Aynı evi krediyle alıp nakit alan adamın bile karlılığı aynı olmayabilir. Atıyorum 5 milyona aldık. Ama ben %10 peşinat %90 kredi kullandım. Evi aldığım gibi de kiracı koydum. Başta kredi taksidi yüksek olacaktır ama uzun vadede kiranın ortalaması taksitlerin üstüne çıkacaktır. Ortalamada kredi taksidiyle kira tutarını denkledim diyelim.

Yani ben 500k peşinatla 5 milyonluk evi aldım. Krediyi kiraya ödettim.

başkası gitti 5 milyonu nakit verdi evi aldı.

Ben evi 5 milyona sattım taksitler bitince.

Öbürü 6 milyona sattı. Hangimizin karı daha büyük?

Gayrimenkul işi hafife alınıyor kolay sanılıyor ama çok zor değerleme hesapları vb.
0
anten
(04.08.26)
insanlar çocuğu x şehirde üniversite kazandığı için ona alıyor, kendisi de gidip geliyor uzun vadede yurt + otelden uyguna geliyor. bildiğim bi aile taşrada ilçede eczacı çocuklar (3tane) ankarada okuyor diye ankarada emlak zengini oldular. sürekli piyasa takip edip uygun aldılar sattılar derken kaç daire oldu bilmiyorum.

anne-babası asgari ücretten emekli oluyor emekli maaşı kiraya yetmeyecek birleşiyor kardeşler olarak onlara alıyor
kağıt üzerinde hala evli ama eşiyle ayrı hayat yaşıyor eşine ev alıyor çocukları orada yaşıyor, adam ayrı hayat yaşıyor. kadın/kadının ailesi böyle şart koşuyor

inşaat sektörü barter yapıyor, kara paracı bi sürü kodaman var kağıt üzerinde satış bunların bi kısmı. kayıtdışı ekonomi gerçeği var.

yani bizim ekonomik ve aile yapımız ile sosyolojik gerçeklerimizde bu ev işi çok büyük faktör. kimi yerde evi olmayana kız vermiyorlar herkes fon kovalayan crypto kovalayan bordrolu beyaz yakalı değil.
0
subcomponent
(04.08.26)
Türkiye'de artık yatırım için ev alınmaz.

Ev almak 3-5 sene önce mantıklıydı. Neden? Sen evin parasının %10'unu veya %20'sini peşin veriyordun. Kalanı kredi çekip, kiraya veriyordun. İlk birkaç sene biraz ilave etsen de, 3. seneden sonra kira parası krediyi ödüyordu. Sonraki seneler artıya bile geçiyordun. Bunu birkaç kere tekrar edince, 3., 4. evden sonra işler çok daha kolay oluyordu. Yani evi, neredeyse bedavaya getiriyordun. Ancak:

* Artık 2. evlere kredi yok.
* Kiralama kanunları çok sıkıntılı. Kiracıyı çıkartamıyorsun. Kira ödemezse, bir şey yapamıyorsun.
* Mahkeme süreçleri çok pahalı ve çok uzun sürüyor. En ufak bir dava 4-5 sene.
* Site yönetimleri habire demirbaş parası topluyor.
* Devlet vergileri katlamalı artırıyor, mesela bu sene belediye vergisi %300 arttı.
* Tüik artışları enflasyonun çok altında, 3. seneden sonra kiralar kuşa dönüyor vs. vs.

Peşin parayla ev alıp, kiraya veren, kusura bakmayın ENAYİ'dir.

Ama oturacağınız evde hiçbir şeye bakılmaz. Hoşunuza giden evi bulunca peşin de alabilirsiniz.


.
+3
kartallar yuksek ucar
(04.08.26)
faiz parayı korumuyor çünkü.

açıklanan enflasyon + %3-4 alıyorsunuz faizde. ama enflasyon 1,5-2 katı oluyor.

diğer taraftan doğru emlak aldığınızda ekstra kazanç da oluyor. yılda dolar bazlı %10-20 gibi.

faiz parayı eritiyor, mülk koruyor işin özü bu.
0
gurur
(05.08.26)
(4)

iPhone almalı mıyım

arbre
Merhaba. Samsung S serisi telefon kullanıyorum. Kamerasını beğeniyorum. Ama beni çok mutlu etmiyor. Bana iPhone yakışacağını düşünüyorum. Hiç kullanmadım. Tavsiye eder misiniz?
Merhaba. Samsung S serisi telefon kullanıyorum. Kamerasını beğeniyorum. Ama beni çok mutlu etmiyor. Bana iPhone yakışacağını düşünüyorum. Hiç kullanmadım. Tavsiye eder misiniz?
-11
arbre
(02.08.26)
Samsung S serisi gayet iyi bir telefon. Standart kullanıcı için iphone ve samsung s serisi farkı tamamen alışkanlıkla alakalı.

"masaya samsung mu koyacağım" gibi konular sizin için bir meseleyse değiştirin. Günün sonunda ikisi de iyi fotoğraf çekiyor, iyi video çekiyor. Geri kalan zaten mesajlaşma sosyal medya oyun vb...
0
anten
(02.08.26)
3:
aslinda android'den kaynakli degil firmanin kendi arayuzu ve bloatware nedeniyle sisme yavaslama sorunu oluyor. saf android deneyimine yakin lineageos denerseniz ios ile pek farki olmadigini gorursunuz. haftada 1 de guncelleme aliyor.

4. android telefonlari genelde ikinci el aliyorum dip fiyattan o nedenle zarar etmiyorum.


1,2'ye katiliyorum. 5 tartismali biraz.
0
elite crew
(02.08.26)
"bana iPhone yakisacak" kısmını açıklarsan iyi olur.
Kendi telefonum pixel, is telefonum iphone. Galaxy s serisi de sevdiğim telefon ve yakışma kısmını bir türlü anlamadım. Şekil olur masaya koyduğumda mı diyorsun?
Yani galaxy seni ne mutlu etmiyor da iphone edecek?
Bir de tabi iphone'a para gomecegine arabayı alsan?
+1
logisticsmanager
(03.08.26)
Telefonun kendisiyle ilgilenmeyi seviyorsan, her şeyi kendime göre ayarlayayım diyorsan android daha güzel telefon.
Ama araç olarak görüyorsan iPhone daha basit ve kolay.
0
burfak
(04.08.26)
(1)

Syden (Land of sin) İskandinav ülkelerindeki kırsal kesim insanları böyle mi?

mikahakkinen
İskandinav kültürünü bilenlere sorum: oralarda da böyle bizdeki gibi kırsal geleneksel aileler var mı? Dizide Skan aksanı ile konuşup gelenekselliğini koruyan aileler anlatılıyor. Biz oraları gelişmiş şehirli insanların ülkesi sanıyorduk? yanıldık galiba.
İskandinav kültürünü bilenlere sorum: oralarda da böyle bizdeki gibi kırsal geleneksel aileler var mı? Dizide Skan aksanı ile konuşup gelenekselliğini koruyan aileler anlatılıyor. Biz oraları gelişmiş şehirli insanların ülkesi sanıyorduk? yanıldık galiba.
0
mikahakkinen
(30.07.26)
Bizdeki en büyük yanılgılardan biri gelişmişlik ve şehirleşmeyi karıştırmak. İskandinav ülkeleri büyük şehirleri dışında aşırı kırsal, epey geleneksel bildiğin köy hayatı yaşanan yerler.

Ama gelişmişlik dediğimiz şey şu: Human Development Index. Burada şunlara bakılıyor. Kişi başına düşen milli gelirin yüksekliği, birçok hizmetin ulaşılabilirliği, bütün köylerine kadar temel altyapı hizmetlerine erişim, eğitimin tüm ülkede aynı standartlarda sağlanması, sosyal haklar, temel insani ihtiyaçların karşılanabilirliği gibi konular.

Bunların yanında bilimsel ve akademik kurumların niteliği, patentler, yaşam kalitesi, ortalama ömür, sağlık, okuryazarlık oranı, ar-ge, işsizlik, ortalama gelir, ekonomik stabilite, fırsat eşitliği, demokrasi kalitesi gibi konular da var.

Bunları Birleşmiş Milletler Gelişmişlik Endeksi kapsamında puanlıyorlar.

Yani bir ülke daha kırsal olabilir ki isveç, norveç görece böyle ülkeler. Ama yukardaki kriterlerle bakınca totalde yaşam kalitesi oldukça yüksek.

Yoksa Norveç'te mesela hamileyken size ebe bakıyor düzenli kontrollerde çok ciddi bir konu yoksa. Ebe steteskopu bile kullanılıyor tam köy işi dersin.

Ya da imece kültürleri var, özellikle küçük yerleşimlerde el birliğiyle tamirat, temizlik işleri alışkanlığı görülebilir.
+5
anten
(30.07.26)
(6)

Evlilik kumar işi diyen var, evliler katılıyor musunuz?

cccbehzatccc
Birkaç yıllık evliyim. Arkadaşların anneleri evlen artık diye öğüt verirlerdi...ne kadar tanırsan tanı aynı eve, ailesine girince anlarsın derdi. Ben tanınabiliyor diye düşünürdüm ve bana göre düşüncem çıktı.Mutlu bir evliliğim var, hatta evlenince çok daha iyi oldu bazı şeyler.Evliler, siz bu şans
Birkaç yıllık evliyim. Arkadaşların anneleri evlen artık diye öğüt verirlerdi...ne kadar tanırsan tanı aynı eve, ailesine girince anlarsın derdi. Ben tanınabiliyor diye düşünürdüm ve bana göre düşüncem çıktı.

Mutlu bir evliliğim var, hatta evlenince çok daha iyi oldu bazı şeyler.

Evliler, siz bu şans işine katılıyor mısunuz? Ben pek katılmıyorum sanki...
📊 Evlilik şans işi midir? Eşi asıl evlenince mi tanırız?
Evet şans işidir, sevgililiklerinden farklı oluyorlar %14.3 (6)
E yani, değişiyorlar, şans da bir faktör %28.6 (12)
Hayır, hazır olduğunda ve tanıdığına emin olduğunda evlenirsen rasyonel bir durum %42.9 (18)
Kesinlikle hayır, şansa katılmıyorum %7.1 (3)
Ne bileyim ben evlenmedim hiç %7.1 (3)
0
cccbehzatccc
(28.07.26)
Ortadakini sectim ama gene de yazmak istedim. Ne kadar iyi tanirsan tani isler ters gidebilir, risk her zaman var ve goz ardi edilemeyecek kadar yuksek. Ancak cogu iliskide evlilik oncesinde o isin olmayacagi aslinda rasyonel bakilirsa gorulebiliyor. Ancak cogumuz rasyonel bakamiyoruz.
+1
mbond
(28.07.26)
Evlenmeyeceğim. Çünkü evlenmek erkek için felaket bu yasalarla. Bir bayanın ömür boyu kolesi olmak için asla imza atmam
+1
artıküyeolmakistiyorum
(28.07.26)
evlilik pazardan aldığın karpuz gibidir. eve gelip ,kesip içine bakana kadar ne olduğunu asla bilemezsin.
+3
omer460
(29.07.26)
insanları değiştiremezsin fakat, insanlar değişir.
olumlu yöne değişene ben denk gelmedim.
+1
duyuruuser
(29.07.26)
Karpuz örneği güzel. Rengine, sapına bakarak, vurup sesini dinleyerek bir fikir sahibi olursun ama eve gelip içini açmadan asla tam olarak bilemezsin. Ayrıca kısa vadeli de düşünmemek lazım, evliliğin ilk 1-2 senesinde sevgililik zamanındaki insanla aynı olabilir ama sonuçta imzayı bir ömür atıyorsun. 10 yıl, 20 yıl bu sürelerde insanlar fazlaca değişir hayatın getirdikleriyle birlikte.
+1
bobinhoo
(29.07.26)
Hocam birçok insan evlendiği insanı şekillendirip yontabilmek konusunda çok iddialı düşünüyor. Tam olarak bunu düşünüyorlar özellikle bu kelimeleri kullandım.

Birçok insan eşinin sevmediği yönlerini evlenince değiştirebileceğini düşünüyor. Ama öyle olmuyor.

Bir de şu var, bir insanla ne kadar iyi anlaşırsanız anlaşın, ters düşeceğiniz bir konu olur. bunu beraber yaşamadan anlayamazsınız. Bu birlikte yaşamak da değil bir hayat kararı almak.

Mesela eşinizle çok iyi anlaşabilirsiniz. Ama birlikte bir ev alın bakalım. Ortak taksit ödeyin. Hiç bilmediğiniz yönlerini görebilirsiniz işin içine maddiyat girince.

Bir arkadaşım nişan aşamasında iş kurdu. Haliyle maliyetli bir süreçti. Birbiriyle çok iyi anlaşan iki insan anlaşamıyormuş meğer.

Ya da bir yakın aile üyesinin hastalığı olur atıyorum. O yüzden kadın erkek taraflardan birinin ilgilenmesi gerekir konu olur.

Bir özel günü aileyle organize etmek ister bir eş, diğeri tatil ister olay olur.

Eşlerden biri "sıkıldım ya" diye işten çıkar konu olur.

Evlilik sadece romantik bir birliktelik değil. beraber yaşamak gibi bile değil.

İşin içinde ekonomik konular var, aile değerleri var, ortak hayat planları var, çocukların yetiştirilmesi var, manevi değerler var. bunların birçoğunu konuşmadan evleniyor insanlar. Sonra sürpriz yumurta diyorlar.

Ya da zaten biliyor, evlenince değiştiririm diyor.
+1
anten
(29.07.26)
(8)

Şunlardan hangi Üniversite bölümünü tercih ederdiniz?

denizmaniaherif
Tarımsal Biyoteknoloji,Tarımsal Yapılar ve Sulama,Tarla Bitkileri,Toprak Bilimi ve Bitki BeslemeZootekni,Peyzaj Mimarlığı,Şehir ve Bölge Planlamayapay zekaya göre ve bana göre şehir bölge iyi durumda.. sizin tercihiniz ne olurdu ve enden ?( yeğenim tercih yapacak.. )
Tarımsal Biyoteknoloji,
Tarımsal Yapılar ve Sulama,Tarla Bitkileri,
Toprak Bilimi ve Bitki Besleme
Zootekni,
Peyzaj Mimarlığı,
Şehir ve Bölge Planlama

yapay zekaya göre ve bana göre şehir bölge iyi durumda.. sizin tercihiniz ne olurdu ve enden ?
( yeğenim tercih yapacak.. )
0
denizmaniaherif
(21.07.26)
Memlekette bu bölümler iş yapmaz. Hollanda gibi tarımsal faaliyetlerin değer gördüğü yerlerin ihtiyaclarına göre tercih yapmanızı tavsiye ederim.

Yurtdışına gidecek azmimiz varsa.
+3
Lh12
(21.07.26)
hayırlı olsun üstad, umarım her şey gönlünüzde olur.

bu bölümlerin ardında atadan kalacak işler durumdaki dönümlerce tarla, kendisini gönderebileceğiniz bir belediye veya kpss imkanı olmayacaksa hiç bulaşmasın derim.

şu anda ülkemizde de tüm dünyada da; diploma/unvan ile piyasadaki arz-talep dengesinin yarattığı gelir farkı gerçeği var.

şu anda teknik resim okuyan, 3/4/5 eksen tezgâhlara hükmeden, CAD/CAM yazılımları (SolidWorks, NX, Mastercam vb.) ile parçayı işlenebilir hale getiren kişiler sanayinin altın çocuğu. popstar gibiler.

Bunun dışında Kaynak Teknolojileri önerebilirim. suyla arası iyiyse 2 yıllık Su Altı Teknolojisi okuyup çıkışta direkt iş bulabileceği bir alan önerebilirim.

dönem cebe giren paranın daha önemli olduğu dönem.
+1
galahad reloaded
(21.07.26)
Hangi üniversitede?

Şehir bölge planlama mimar sinan da ise gayet seçilebilir. belediyelerde iş yapıyor
0
substituent
(21.07.26)
Belediyede tanıdığın varsa peyzaj ve şbp iş yapar. İpk ikisi önemli. Sanırım Türkiye'de telnolojik tarım hızla büyüyor. Millet drone falan kullanmaya başladı
0
prole
(21.07.26)
ziraat mühendisliği iş yapar tutuyorsa yapıştırsın.
0
mikahakkinen
(21.07.26)
akdeniz üniversitesi olsun istiyor annesi.
kentsel dönüşüm, deprem felaketler ısı adaları vs. şuan baya konuşulduğu için şehir bölge planlama demiştik aslında ama evet daha çok kamu haklısınız. Ziraat mühendisliği diye bir bölüm kalmamış anladığım kadarıyla hep birki tarım vb. şeklinde ayrılmış.. 302.000 falan sıralaması bir de mühendislik bölümleri için 300.000 sınırı gelmiş zaten.
özetle peyzaj okuyup aleoa vera süs bitkisi vb. bir dükkan açacağına şehir bölge planlama ile belki geleceğe yönelik bir meslek olabilirdi gibi gelmişti bana..

neyse bakmaya devam edeceğiz.
0
🌸denizmaniaherif
(21.07.26)
Hocam tarım teknolojileri dünyada çok hızlı ilerliyor.

Bu yüzden özellikle avrupa ülkelerinde bu alanda önemli yatırımlar yapıyorlar.

Eğer yurtdışına gidecek motivasyonu vs varsa ilerde yüksek lisans falan için, bu alandaki kabul gören bölümleri araştırıp ona göre bir tercih yapabilir.

Yoksa Türkiye'deki iş alanları belli bu sektörde.

Bir de şu var, tarım işleri sevmeden, ilgi duymadan yapılacak işler değil. Izdırap olur bu alanda ilgisi alakası yoksa.
0
anten
(21.07.26)
Son 2si
0
gadlemler
(21.07.26)
(5)

Beşiktaşta bu tarz eski daireler alınır mı?

Rondak
https://shbd.io/s/Btn8p5Knİlerde kentsele girse mesela yatırım açısından iyi değil mi?
shbd.io

İlerde kentsele girse mesela yatırım açısından iyi değil mi?
0
Rondak
(15.07.26)
çok iyi bir fırsatı her emlakçı alabilir veya çok yakınına komisyonlu aldırabilir. yani buradan ne rant elde edersen yarısı benim diye. e haliyle bölge yakında değerlenecekse en iyi de onlar bilir. yani çok ilerde derseniz okey, ama yakın olsa bilirler ve değerini bulur.
0
enteg
(15.07.26)
alınmaz. yatırım açısından iyi olsaydı zaten alan alır ve elinde tutardı. bunlar geçti artık.
para kazandırır, kazandırmaz onu bilmiyorum, ama kentsel dönüşüm şu an büyük problem. diğer kat maliklerini hiç bilmediğin bir yere ortak olacaksın. beşiktaş'ta yıkılacak ve boşaltılmış yerde dairemiz var, neredeyse 2 senedir toplantı yapılıyor, düşün...
0
malheiros
(16.07.26)
yatırımlıkta sorun bence m2 küçülmesi, 2 daire kentsele girdi ikiside yok yangın merdiveni yok o bu diyerek 1 oda eksilttiler. 120 m2ler hep 90 m2 düştü
0
eja
(16.07.26)
yatırım için bence alınmaz, şu an fonlar ile bir yılda %60 - %80 para kazanmak hiç de zor değil. tek risk doların bir anda yükselmesi, sanırım devlet onu da halletti, hiç yükselecek gibi durmuyor.
0
ravenudon
(16.07.26)
Hocam kentsel dönüşüm işi çok iyi düşünülmesi gereken bir konu. O yüzden bilen birileriyle gezin.

1-Eski yönetmeliklerle yapılan binalar yeni yönetmeliklerle yapılırken metrekare kaybı yaşanabiliyor. Binaların yaklaşma payları vb gibi konular değişti. Yangın merdiveni asansör boşluğu boyutları gibi detaylarla yeni dairenin metrekaresi farklılaşabilir.

2-Binanın kentsele uygunluğu... Mesela 3 katlı binayı yıkıp yine 3 katlı bina yapacaksa adam, kar edemez. O yüzden sizden farkı ister. Bazı bölgelerde kentsel dönüşüme giren binalarda ev sahipleri ek ödeme yapmak durumunda kaldı.

3-Bazı bölgelerde inşaat firmaları kar edebilmek için birkaç parseli aynı anda dönüşüme alıp 4-5 binayı tek projeye topluyor. Bu da ayrı bir konu. Her binanın sakinlerinin uzlaşması vb gerekiyor.

4-Civarda tarihi eser niteliğinde bina, trafo vb varsa ruhsat işleri çok uzun sürebiliyor.

Bunlar ilk aklıma gelenler. O yüzden çok iyi düşünün bilenlere danışın.

Astarı yüzünden pahalıya gelmesin.
0
anten
(21.07.26)
(8)

A milli takımda neden istikrar ve ruh yok

genki
Arkadaşlar 2024 te çeyrk final oynadık en son grup elemelerinde 2026 WC de İspanya ile 2-2 oynadık mesela paraguay a yenildik ve Avustralya ya da bizim dengimiz bile değillerdi. bu topçularda istikrar ve ruh neden yok. Tr de en çok para kazanan meslek bence topçuluk diğer spor branşlarına göre.
Arkadaşlar 2024 te çeyrk final oynadık en son grup elemelerinde 2026 WC de İspanya ile 2-2 oynadık mesela paraguay a yenildik ve Avustralya ya da bizim dengimiz bile değillerdi. bu topçularda istikrar ve ruh neden yok. Tr de en çok para kazanan meslek bence topçuluk diğer spor branşlarına göre.
0
genki
(21.06.26)
Federasyonun başında futboldan anlayan biri olmadığı için, liyakat olmadığı için sistem yok
0
olaylar olaylar
(21.06.26)
- ..İspanya ile 2-2 oynadık

bu maç referans değil öncellikle. Yanlış hatırlamıyorsam bu maç öncesinde biz Play-off'a gitmeyi, İspanya'da direkt katılmayı garantilemişti.

Acayip gaza geldik. Ayaklarımız yere değmedi. Öyle yeneriz, böyle yeneriz diye birbirlerimizi fişekledik. Lider çıkarız gruptan diye beklentimiz vardı. Bu motivasyonu ciddiyete dönüştüremedik.

İki sezon Uluslar Ligi , Avrupa Şampiyonası elemeleri, Avrupa Şampiyonası ve Dünya Kupası eleme performanslarımız kötü değildi.

Montella iyidir kötüdür, ayrı bir tartışma konusu. Gelen ve yapılan eleştirileri anlıyorum ama öncesinde 3 galibiyet üst üste alamıyorduk. Gerçi bu Dünya Kupası'nda net sıçtı. Abd maçı sonrası paketlenir ki paketlenmeli.

Avustralya maçında takım çok kötüydü. Bizim milli takımda mücadele niyeti bile yok. Ulan halı sahada bile iyi kötü bir azim gösterirsin, mücadele etmeye çalışırsın. İkinci devrede yattım uyudum. Paraguay maçında kalkma zahmetine girişmedim bile. Turnuva öncesinde bizim inandığımız kadar futbolcular inanmamıştı.
0
put it in your appropriate place
(21.06.26)
Kendimizi dev aynasinda gormemiz. 30 yil once sansa bala bir yari final gormusuz ama her turnuvada yari final , ceyrek goruyormusuz gibi bir havalar, kibir herkeste. Misal 30 yil once bir UEFA kupasi alinmis, her sene UEFA kupasi aliyormuscasina kibir, ustune gormeler keza. Euro 2008 yari finali, her sene yari final goruyoruz mubarek. Ulan kacirdigimiz arada 15-20 turnuva var, basarisizligin kitabini yazmissin sen hala rakibi kucumsersin ustune yok mahalle takimi, yok eski gucunde degil, kadro degeri dusuk, Avrupa ulkesi degil bilmemne.
+2
tantamount_to_equivalent
(21.06.26)
Fb'yi bitirecegiz diye ulke futbolunu mahvettiler. FB ve chp surekli kaos icinde son 20 yildir, Fb birbirini yesin, kargasa, hezeyan icinde olsun diye kumpas kuran yapilar var. Diger tarafta muzede kupa koyacak yeri kalmamis takimlar. 10 uzerinden 9, 10 performans sergileyen adamlar hakem ve formayi degisince 1lik, 2lik oynamaya basliyor nedense:)
+3
speedy
(21.06.26)
sorun oyuncu, oyun ya da başka bir şey değil, tamamen siyasi.
+1
patronaj1
(21.06.26)
Turnuvaya mental ve fiziksel olarak iyi hazirlanilmamis.

FB'li futbolcular yine basarisizlikla, kaosla, travmalarla dolu bir sezon gecirdiler. Mentali normal evrende tek bir Fb'li yoktur.

Arda, Real madrid'de cok yuk bindi kaosun zirvesinde oynadi, dun gibi hatirliyorum gecen yil haziranda bile club world cup bilmemne kosturuyordu cocuk, tukenmis olabilir.

Kenan, rezil Juventus'un en iyi adami, sezon icinde yine cok baski yemis, yipranmis bir cocuk. Her mac, mac kurtar baskisiyla yakinda sac kalmaz bu gidisle

Calhanoglu ne zaman Inter macina rastlasam sakat, rotasyonda bilmemneydi, arada jeneriklik gol atip iyiyim imaji vermekten geri kalmiyordu ama hayalkirikligi.

En buyuk hayalkirikligi ise Merih, Arap liginde paslanmis.

Beklerimiz Ferdi ve Zeki iyi sezon gecirdiler fakat fark yaratamadilar. Ozellikle Zeki ne akar ne kokar standard bir oyuncuydu ama bu turnuvaya gelmemis. Ikinci mac oynasa belki toparlayabilirdi o ayri.

Zurnanin zirt dedigi yer Gs'li futbolcular. Bunlarin sazi eline almasi, takimi derleyip toparlamasi lazimdi. Sozde Sampiyon, formda, mentali yerinde, moralli hepsi ama ABD'ye turist olarak gelmisler. Hele Ugurcan! Gs'dekinin yuzde 10unu oyna be adam

Sonuc olarak nasil olsa 4 takimdan 3'u cikiyor, bir sekilde ust tura cikariz rahatligi vardi. Bir de bu tarz turnuvaya vura kira baslamak iyi bir taktik degil, yavas yavas mac mac acilirsin ruzgari arkana alirsin. Kondisyonu, performansin zirvesini iyi ayarlaman lazim. Kadro degeri olarak da zirvede olmamiz, ust tura ciksak da takdir edilmeyecek olmak falan konsantrasyon sorunu da vardi muhtemelen.
0
freedonia
(21.06.26)
50 derecede arizonada kamp yapmayı planlayan. Abdye geç giden, takımda psikoloğunu fazlalık gören bir yönetici grubu ve sonuçları. Teknik taktik olarak hatalı maç planlaması yapılmış ayrıca maçları canlı izleyenler fiziksel olarak takımın kötü durumda olduğunu söylüyor ki tvde de bu görüldü.merihin yanından gelen geçti. hakan çalhanoğlu gibi bir kaptan seçimi çok yanlış. adam ruhsuz ve ağlak ya. kaptan dediğin takımı toplar.
istikrar zaten bizde hiç bir zaman olmadı ancak ruhsuzluk durumu şaşırtırıcı. euro 2021 de bile iyi kötü bir ruh vardı. bu takımdaki ruhsuzluk hali jenerasyonla alakalı bence. bu takıma bir abi bir tane de kaptan lazım.
0
mikahakkinen
(22.06.26)
Çok uzun yazılır bunun üzerine.

Bu sorunun cevabı şu dünya futbolda nerede, türkiye nerede? Biz ruh falan tartışıyoruz da konu hiç o değil. Konu teknoloji ve sistem.

Sadece bireysel konularla çözülmez bu konu.

İşin özü şu, futbol kültürü ve sistemi, toplumların
iş yapma biçimini anlamak için çok iyi bir gösterge.

ben spor özelinde yazacağım ama bu yazdıklarımı akademide, iş hayatında vb de çok görürsünüz.

Neyse adım adım gidelim.

-Futbol ve tüm spor branşları artık sadece antrenman&motivasyon&müsabaka performansıyla değerlendirilmiyor.

-Futbol saha performansı dışında aşırı derecede veri merkezli bir yapıya dönmüş durumda. Liverpool gibi kulüpler Cern'den çıkma veri analizcileriyle sistemler kuruyor. bakın:
www.liverpoolfc.com

-Bunu niye yapıyor? Taktiksel: Mesela takım top kaptırınca kaç saniyede geri kazanıyor? PPDA (Defans aksiyonunda pas yüzdesi), taktiksel dijital ikizler gibi metrikler var. Bunları büyük kulüpler takip ediyor. İnanılaz veri işleme kapasiteleri var. Biz kişisel gözlemle oyuncu değerlendiriyoruz. Mesela çok koşuyorsa iyidir diyoruz. Onlar koşuyor da ne yapıyor an an görüyor.

-Bireysel veri analizi de yapıyorlar. Antrenman şekilleri buna göre. Mesela scanning training gibi antrenmanlar ve ölçümler var. Oyuncu topu almadan önce etrafını kaç kere taradı diye göz takibi yapıyorlar. Bilişsel antrenman diye bir şey var. uyku takibi, hücresel düzeyde takipler analizler yapıyorlar. Beslenme vb programlarını saymıyorum. Bunun en güzel örneği Arda'nın Fenerbahçe'deki haliyle Real'de hızlıca yaşadığı değişim örnek. Yani Arda'yı salona sokup haldur huldur ağırlık çalıştı sanıyor herkes. İnanılmaz analizlerle yapıyorlar bu işi. Bizde mesela bir oyuncunun gelişimi tahmin edilebiliyor. Onlar ise analiz edip bir oyuncunun ne kadar fiziksel gelişimi olabileceğini görüyorlar. Hatta sakatlanma ihtimalleri hangi kasların yorgun olduğu vb gibi detayları var.

-Bazı kulüpler AI ile dijital ikizler oluşturmaya başladı. Sayısız senaryo çalışıyorlar. Hangi oyuncular maçta ne gibi reaksiyonlar verebilir kadrolar böyle oluşuyor.

-MilanLab, Barça Innovation Club, Manchester City Performance Department, Liverpool Sports Science & Data Team gibi organizasyonlar var her kulüpte. Milli takımları da bunlar gibi çalışıyor. Buralardan veri alıyor elbette.

-Bu işin sadece teknoloji kısmı.

-Bunun dışında her kulübün ve federasyonun ciddi sporcu psikologları, mental koçları var. Bunlar takımın "ruhunu" ve "motivasyonunu korumak için öneriler yapıyor, çalışıyor. Yani böyle bir yapınız olsa size der ki daha turnuva başlamadan oyuncularınıza prim konuşmaya başlarsanız adamların kafası turnuvadan uzaklaşır.

-Yine bu kulüplerin ya da takımların basın danışmanları olur. Oyuncuların basına ne söyleyecekleri, yenilgi ya da galibiyetten sonra yapılacak açıklamalar önden çalışılır. Hazırdır. Böylece tansiyon yönetilir.

-Bu işin bir de organizasyonel bir kısmı var. Yani futbol takımları sadece sahadaki 11 ya da 18 kişilik takımdan ibaret değil. Bunların kamp organizasyonundan, beslenme programlarına, basınla ilişkilerinden antrenman planlamasına kadar her alanın çok iyi işlemesi gerekir.

Şimdi buraya bakınca sadece oyuncu performansının ötesinde bir sistem sorunu var.

Türk spor basını da bu konulara çok vakıf değil. O yüzden milletin saçıyla başıyla, sahada koşmasıyla koşmamasıyla ilgileniyor ancak.

Milli takım niye iyi değildi? aslında resim sizde netleşmiştir.

Ama onu da özetleyelim. Ben tabii ki milli takımlar neler yapıyor bilmiyorum ellerindeki teknolojileri bilmiyorum. Ama tahminim bu kadar kapsamlı veri setleri, analiz ekipleri yok. Olan da kısıtlı ya da göstermelik. Zaten konuşulan verilerden "şu kadar şut çektik" gibi açıklamalardan çok rasyonel bir bakış göremedim.

Bunun için de doğru insanların doğru görevlerde olması lazım.

Hocasından federasyonuna...

Yoksa oyuncu değiştirmekle, antrenör değiştirmekle bir şey olmaz.

sistem yok sistem derler ya. o sistem bu işte.

Böyle sistemleriniz, yatırımlarınız olmadan dünya kupası almanız da şampiyonlar ligi almanız da çok kolay değil.

Arada istisnalar çıkabilir ama sadece kazanan ülke ve takımlara bile baktığınızda bu tablo net.
0
anten
(22.06.26)
(8)

Ben ev alabilir miyim? Detaylar asagida

benaslinda
Selamlar,Aylik gelirim 200k, tek basima yasiyorum, arabam var ve isim esenyurtta. Su anda 70k kira veriyorum, bu tutari krediye versem de iyi kotu bi ev sahibi olsam gibi bir fikrim var ama nasil olur, olabilir mi hic bilmiyorum, cevremde bu isleri bilen biri de yok. Arabayi satmak istemiyorum, kena
Selamlar,

Aylik gelirim 200k, tek basima yasiyorum, arabam var ve isim esenyurtta. Su anda 70k kira veriyorum, bu tutari krediye versem de iyi kotu bi ev sahibi olsam gibi bir fikrim var ama nasil olur, olabilir mi hic bilmiyorum, cevremde bu isleri bilen biri de yok. Arabayi satmak istemiyorum, kenarda bir birikmisim de yok, ne kadarlik bi ev alabilirim, ne kadar kredi cikar aylik 100k odeme yapabilirim gibi.

Yakin zamanda benzer deneyimi olan varsa duymak isterim.
Tesekkurler simdiden.
0
benaslinda
(11.06.26)
Bana 4 milyon kredi çıktı 120 ay aylık ödemesi 120.000 lira gibi bir şeydi.
Ben tercihimi 60 ay 3.5 milyondan yana kullandım, aylık ödemesi 120 civarı. 120 ay 3.5 milyonun da aylık ödemesi 90.000 lira civarı genel olarak.
Evin tamamına kredi çıkmaz. 7 milyona kadar evin %80'ine kadar kredi çıkıyor ama burada biraz da iş evi olması gerektiği tutardan gösterip göstermedikleri.
5 milyona kadar evlerde de %90'a yakın bir şey çıkabiliyor bankaya git öğren ne çıkar bana diye.
+1
denizgonen
(11.06.26)
Pesinatin yoksa olmaz. Araba satmayacaksan ayda odemek istedigin kredi tutari kadar miktari erimeyen bir varlikta pesinat olarak biriktir. Daha sonra bir iki seneye ortalama bir evi krediyle alabilirsin.
+1
osssy
(11.06.26)
Banka konut kredisiyle ev almak için iki sene kadar peşinat biriktirmeniz uygun olur.

Ya da konut finansman şirketlerine yönelin. Onların işleyiş tarzını araştırın.
+1
Mirket
(11.06.26)
finansman şirketlerinde de peşinatınız yoksa kuraya gitmek zorunda kalıyorsunuz. peşinata ihtiyacınız var :(
+1
duyulmasi gerektigi kadar
(12.06.26)
İş sektör nedir acaba,iş garanti mi.
Bugün çıksanız 100 k yı ödeme durumunuz ya da 200 k maaşlı iş hılma durumunuz ne olur?
Şahsen krediyle ev aldıktan birkaç ay sonra işsiz kaldım,ve hatta iş de bulamadım.kör topal gidiyorum şu an mesela yine de. Benzer bir duruma ne gibi bir önleminiz olabilir,hesap kitap iyi yapmalısınız
+1
denizciman
(12.06.26)
arabayı satmak istemiyorsunuz ve kenarda birikmişiniz yoksa ev alamazsınız ki zaten.
0
elorelia
(12.06.26)
bir şekilde birimkim yapıp harcamaları azaltıp 70k kenara koysan her ay 2 senede 2m toplasan üzerine kredi çekip ev alırsın, krediye girmeden birşey sahibi olunmuyor 1+1 ile başla ilerde satarsın, yine üzerine ekleyip oda sayısı arttırırsın böyle üzerine koymadıkça olmuyor. kiradan kurtul ev al kesinlikle alamıyorum diye salma
+1
eja
(12.06.26)
Hocam yanlış bilmiyorsam 5 milyon'a kadar ekspertiz değeri olan evlerde %90'a kadar kredi çıkabiliyor diye bir yazı okumuştum. Ama bunu bir bankaya danışın.
0
anten
(12.06.26)
(8)

Sürekli ev sahibi para istiyor

messina123
Cidden artık daraldım. Yok diyorum 3 gün sonra yine yazıyor. Sürekli 2-3 yollaya yollaya kiradan düşüyoruz. Mesajına dönmezsem arayıp rahatsız ediyor. Çok sinir bozucu bir durum. Ben bu adama karşı ne yapabilirim?
Cidden artık daraldım. Yok diyorum 3 gün sonra yine yazıyor. Sürekli 2-3 yollaya yollaya kiradan düşüyoruz. Mesajına dönmezsem arayıp rahatsız ediyor. Çok sinir bozucu bir durum. Ben bu adama karşı ne yapabilirim?
0
messina123
(18.04.26)
Param yok diyebilirsin.
Israrlı aramalar ve mesajlardan da engelleyerek kurtulursun. 2-3 gün sonra engeli kaldırırsın.
0
artıküyeolmakistiyorum
(18.04.26)
Böyle darlayan tiplerde param yok demek = şu an param yok, olduğunda veririm olarak anlaşılıyor.

Sizin yapmanız gereken şöyle bir şey; "Hesabımı kitabımı aylık yapıyorum, bu planda sizin kiranız da var. Bunun dışında sizden gelecek spontane bir masrafı karşılayacak lüksüm yok, bundan sonra 100 kere daha isteseniz 101. kere sorduğunuzda yine olmaz diyeceğim, onun için lütfen artık sormayın. Bu kadar ısrarcı olunmaz."
+5
akhenaten
(18.04.26)
Programını yapıp “Şu zaman şu kadar ödeyebilirim” diyerek tarih verir ve o tarihte söylediğini ödeyebilirsen sakinleşir muhtemelen.

Param yok dediğin zaman sen üstüne su iç diye de anlaşılabilir.

“Şu kadar zaman hiç param olmayacak” desen de olur. Alıyorsa da canını alsın artık.
+1
lazor
(19.04.26)
kirayı geciktirdiniz de onu mu istiyor? yoksa kirayı önden mi istiyor? ne için para istiyor?
0
art cat chocolate
(19.04.26)
Kirayı önden istiyor ama son iki üç aydır böyle
0
🌸messina123
(19.04.26)
birkac sefer iyi niyetle odeme talep ettiniz gonderdim ama bu benim odeme planimi bozuyor bundan sonra boyle bir rica ile gelmeyin kabul etmeyecegimi pesinen soyluyorum kirayi gununde alirsiniz sizde odemelerinizi buna gore planlayin diyip konuyu burada kapattiginizi soyleyin ve kararli olun
+1
tahtakafa
(20.04.26)
vadeyi bozup verebilirim ama 10 verirsem kiradan 9 düşerim de.
Başka türlü anlamaz.
0
burfak
(20.04.26)
para biriktirmeye başlayın, yakında evi satılığa çıkarabilir. Belli ki mali kontrolü zayıf.
0
anten
(20.04.26)
(6)

ev alma süreci

kel aynak kusu
bi süredir anadolu yakasında ev bakıyoruz. bütçe belli, maks 5.5m diyelim.sahibinden'den günlük araştırmak dışında yapabileceğimiz başka bir şey var mı?
bi süredir anadolu yakasında ev bakıyoruz. bütçe belli, maks 5.5m diyelim.

sahibinden'den günlük araştırmak dışında yapabileceğimiz başka bir şey var mı?
-1
kel aynak kusu
(30.01.26)
Belirlediğiniz semtlerdeki emlakçılara gidip kriterlerinizi belirtmeniz, ev çıkması halinde sizinle irtibata geçmenizi söyleyebilirsiniz.
0
gobekliraki
(30.01.26)
1 evi birden fazla firma farklı fiyatlara koyuyor, ben baktığım evlerin çoğunun çıktısını alıp üzerine notlar yazmıştım, gidip gördüğümdede evden çıktıktan sonra beğenip beğenmediğim şeylerini yazmıştım üzerine, bakma süren uzayınca bir süre sonra o nasıldı bu nasıldı unutuluyor.
+4
eja
(30.01.26)
Hocam bu işin doğrusu kapı kapı gezmek.
Emlakçı emlakçı, sokak sokak ilanlara bakacaksınız.

Bazı emlakçılar bütün evleri sahibinden'e koymuyor. İlanda olmayan emlakçının elinde tuttuğu çok ev çıkabiliyor uygun fiyatlara.
0
anten
(30.01.26)
ben 5 ay sahibindene bakıp 5. ay sokakta yürürken şans eseri arayarak bulduğum evi aldım mesela. çıkın gezin.
0
denizmaniaherif
(30.01.26)
önce 5.5milyona alabileceğiniz muhit ve evleri belirleyin 5.5m'a Kadıköy Maltepe e5 altında ev bulamazsınız burda sabaha kadar gezmenizin bi manası yok. Daha sonra kafanıza yatan muhitlerde dolaşın emlakçıları
0
Mcfly
(30.01.26)
Benim daha önce çalıştığım emlakçı bazen "şöyle bir ev satışa çıkacak, ilgilenenler iletişime geçebilir" diye whatsapp dan iletişime geçiyor. Ev ilana çıkmadan satılıyor.

Ev bakılan bölge emlakçıları ile iletişimde kalmak her zaman faydalıdır. "Özellikle de bütçem şu kadar ve hazır, kriterlerime uygun ev bulursanız arayın" dediniz mi sonuç alma ihtimali ciddi artar.
0
Lethe
(30.01.26)
(14)

Bu Amerikalilar ICE polisine niye tepki gosteriyorlar?

tantamount_to_equivalent
Devletin polisi senin icin calisiyor. Kacak, gocek varsa temizlenecek iste. Adam, kadin gorevini yapiyor. Insan gibi gostersen kimligini pasaportunu gecersin, max 1 dakikada. Ne diye tartisip, karsi geliyorsun polise? Amerika'da kimlik karti yok sanirim. Sikinti orada mi? Ehliyet goster, ikametgah,
Devletin polisi senin icin calisiyor. Kacak, gocek varsa temizlenecek iste. Adam, kadin gorevini yapiyor. Insan gibi gostersen kimligini pasaportunu gecersin, max 1 dakikada. Ne diye tartisip, karsi geliyorsun polise? Amerika'da kimlik karti yok sanirim. Sikinti orada mi? Ehliyet goster, ikametgah, fatura olur ne bileyim, banka kartini, ogrenci kimligini goster. Bir sekilde halledersin gecersin. Ulan bunlarda gbt'ye bakma falan da yoktur simdi, suclu icin kacak icin ne kebap ulke. Trump icraat yapiyor, senin yararina iste. Woke medyanin, demokratlarin toksikligi resmen. Kacirdigim bir sey mi var?
-10
tantamount_to_equivalent
(19.01.26)
kimlik taşıma kültürü yok galiba, üstüne kimliğe bile bakmadan ters kelepçeyi takıp bir yere götürüyorlar (kaç tane ABD vatandaşını almışlar).

Legal bir birim olmayabilir, yüzü maskeli garip bi organizasyon.

Ek olarak, ABD'de milletin "devlete karşı silahlanma hakkı" var. Orası o kadar özgür bi ülke öyle düşün. Böyle polismiş ice'mış falan öttürürler ve öttürmeliler.
+1
nhk ni youkosu
(19.01.26)
Özetle ABD ve "eski dünyanın" devlet ve vatandaşlık algıları çok farklı. ABD tarihi çok bilinmiyor ülkemizde. O yüzden cidden kısa bir cevabı yok bunun. Konuya ilginiz varsa Halil İnalcık'ın çevirdiği Allan Nevins'in ABD tarihi diye bir kitabı var. Bunu okursanız iyi bir temel olur, ABD nasıl kuruldu ve nasıl farklılar sorusuna cevap olur. Bunun üstüne modern politikalara göz atarsanız durumu anlarsınız.

Çok kabaca özetlersek bildiğiniz gibi ABD karma göçlerle kurulmuş bir devlet. Bu açıdan göçmenlik kavramı bu insanların tarihsel farkındalığının bir parçası. Meseleye salt olgusal olarak bakamıyorlar. Hikayeleri, tarihleri, varlıklarının her yerinde göç temalı şeyler var. Buna ek olarak köleliği çözme biçimleri (abd iç savaşı vs.) gibi çok girift bir takım süreçler var. Neticede "diversity" politikaları bu ülkede doğuyor.

Biz ve yaşadığımız dünyanın geneli soya dayalı bir tarihsel zincire sahip. O yüzden birçok şey anlamlı gelmiyor. Örneğin dünyada az ülkede vatandaşlık kan bağıyla değil doğumla kazanılıyor ve abd bunlardan biri.

ABD'nin bir yarısı (çoğu demokratlar) bütün bu tarihsel süreci günümüze uyarlayarak "biz göçlerle var olduk, hala yeni göçmenlere yer var" anlayışı içinde. Diğer yarısı ise (çoğu cumhuriyetçiler) günümüzle geçmiş arasında net ayrım yaparak "bizim uluslaşma aşamamız sonlandı, yeni göçe yer yok" ayrımını yaşıyor.
+8
akhenaten
(19.01.26)
Olayların esas sebebini bilmiyorum ama
üstteki ilk yorum için diyeceğim ,
ABD'de de milletin "devlete karşı" silahlanması herhalde bir ilüzyondan ibaret olmalı.
Trum bir kaç gün önce isyan yasasını devreye koyacağını belirtti :
t24.com.tr

Sanırım isyan yasası işlerse, demokrasi , insan hakları, seçimler, özgürlük heykelinin anlamı vs bir süreliğine
hatta kanlı şekilde rafa kalkar.
Saddamdan sonra Irak'a getirdikleri(!) daha sonra da İran'a havale ettikleri özgürlüğün 10'da birini bulmaları zor.
2021' deki kongre binası baskınını hatırlayın. Sonrasında protestoculardan evinde bir şekilde ölenler de oldu.

Önceki Biden yönetimiyle de hala çekişme halinde Trump.
+1
diyecevaplandı
(19.01.26)
"Devletin polisi senin icin calisiyor"luk bir durum yok. Herkes vergi veriyor, devlet topladigi vergilerle ne dogru duzgun egitime ne sagliga yatirim yapiyor, para bunlara gidiyor seklinde bir arguman var. Bir de mesela 25 senedir orada yasiyan kimseye bulasmayan gocmenin kime ne zarari var, niye bunlarin hayatini karartiyorsunuz zevk icin gibi bir mantik da soz konusu.

Buna "icraat" demek garip bir mentalite.

Onun haricinde zaten batida besin zincirinin direkt en dibindeki turk/ortadogulu/musluman gruba mensup birinin "woke" gibi terimleri kullanmasi ise hepten sac bas yoldurucu. Arkadasim o woke hakareti senin kullanman icin degil, zaten hedefinde sen varsin.
+3
hot potato
(19.01.26)
ABD polisinin en küçük olumsuzlukta öldürme mantığı akıl işi değil. Yarış arabasıyla polisten dakikalarca kaçıp terör estiren white'ların roketle vurulması gerekiyor o zaman. Bu tipleri helikopter kovalıyor, canlı yayında tüm ülkeye izletiyorlar. Normal bir göçmen neden 1 saniyede öldürülüyor? Bu ikiyüzlülük sorgulanması gereken bir şey.
0
arbre
(19.01.26)
@hot potato
besin zincirinin en altindaymisiz, woke kelimesini kullanamazmisiz falan bu derece assagilik kompleksine girmeye gerek yok. Siz hic Tr disina cikmadiniz diger gocmenleri hic gormediniz galiba? Burka giyenlere, bebege bas ortusu takan 8 cocuklu ortadogululara kadin sunneti, akraba evliligi seminerleri duzenlemekle mesgul AB sehirlerinin belediyeleri. Pakistan, Hindistan, Banglades, Afrikalilar temizlik nedir bilmiyor, adamlar bakkal, restoran aciyor, pislikten adamin dukkanina giremiyorsun. Ne eti yedikleri belli degil, gidanin saklama kosullari falan hicbir sey bildikleri yok. Ulkesindeki ic savastan mi kacmis, suclu mu katil mi tecavuzcu mu ne oldugu belli degil cogunun. Bati Turk gocmeni bulsun, opsun basina koysun. Tamam ulkede isler yolunda gitmiyor ama kendinizi bu kadar kucumsemeyin ayrica son donemde deli beyin gocu oldu. Imajimiz daha da iyilesiyor.
Kaldi ki cok sukur dis gorunus avantajimiz da var. Zenci degiliz, kahverengi degiliz, batili gibi giyinip, batili gibi yiyip iciyoruz. Diger gocmenlerden ulkesindeki Yerel kiyafetiyle dolasan var, salvar giyen var, kabileyi birakip gelen var, adam daha yerlesik hayata gecmemis, mizrak falan tasiyor, ustsuz dolasiyor:)

x.com
-1
🌸tantamount_to_equivalent
(19.01.26)
ABD'yi Türkiye'den hatta avrupa'dan anlamak çok zor.

ABD adı üstünde Birleşik Devletler. Bir federasyon. Aslında Avrupa Birliği'nin hadi biz artık tek bir devlet olalım dese ortaya çıkacak şey gibi düşünün.

ABD'de şu an eyalet dediğiniz yapılar aslında bir zamanlar bağımsız devletlerdi. ABD'nin mantığının anlaşılması için bu kadar detaylı anlatıyorum. O yüzden eyalet valileri merkezden atanmıyor. Her eyalet kendi valisini kendi seçiyor. Hatta valiler aslında teknik olarak devlet başkanı gibi neredeyse. Bazı alanlarda valilerin yetkileri başkandan daha fazla. Başkanın verdiği bazı kararları uygulamama yetkisi var. Her eyaletin polisi kendisine ait.kendi atamalarını yapıyorlar. Yani fransa polisi ingiltere'de neyse, abd'de eyaletler arası durum o.

O yüzden FBI var, eyaletler üstü yani federal polis. Interpol gibi, her eyalette çalışabiliyorlar.

Bir diğer konu da ABD özel mülkiyetin, bireysel hakların çok çok ön planda olduğu bir memleket. Bu Türkiye'de çok kolay anlaşılabilecek bir şey değil bizim kültürümüzde özel mülkiyet olayı çok yeni daha. ABD'nin kuruluş felsefesi bunun üzerine.

Bu yüzden hesap sorulabilirlik çok fazla. Bu sebeple de ABD kamu görevlileri çok sert. Böyle bir sistemi ancak çok net kurallarla döndürebilirsin. Ve bu kadar büyük ve karmaşık bir sistemde taş kağıt makas durumu var. her birim başka bir birimden güçlü, başka bir birimden güçsüz.

Bunların tamamını aklınızda tutun.

Şimdi gelelim ICE'ye. ICE dediğin göçmenlik ve gümrük bürosu. Yani aslında evrak işleriyle dönen bir kamu kurumu. ama son dönemde ICE memurları özel harekatçılar gibi ağır silahlarla sokaklarda gezip önüne geleni gözaltına alıyor, insanları kovalıyor vs. Evlere girme yetkileri yok ama manipülasyonlarla insanları evlerden çıkarmaya çalışıyor ki gözaltına alabilsin.

Çünkü seçim vaadi olan kaçak göçmenleri gönderiyoruz propagandası yüzünden sokaktan adam topluyorlar. Gönderdikleri adamları da şöyle yolluyorlar. Mesela adam legal olarak amerika'da öğrenci. Ama ice yakaladı. Merkeze aldı. Manipule ediyorlar, avukatıyla görüştürmüyorlar ya da oyalıyorlar. Arada diyorlar ki bu kağıtları imzalayacaksın. Bazıları korkup imzalıyor. İmzaladıkları kağıtlardan bazılarında ABD'yi terk etme sözü vermiş oluyorlar. Aslında legal olarak orada bulunan birini böyle deport ediyorlar. Sırf kotalarını doldurabilmek için.

Ama asıl sorun bu yönetimsel baskıyla, ICE memurları legal sınırları epey zorluyor şu anda. Bir de bizdeki bekçiler gibi işsiz gençleri toplayıp sen artık ICE memurusun, al silahın al yetkilerin gibi bir durum da oldu.

Bunlar yüzlerini kapatıyorlar, kimliklerini gizliyorlar, kameralarını kapatıyorlar, sokaklarda kafalarına göre takılıyorlar ve ellerinde de epey ağır silahlar var. Tipleri görsen özel harekatçı gibiler. Ve bunun yasal zemini ciddi ciddi tartışılıyor. Şimdi yukardaki örnekleri şundan anlattım, ABD'de polisin bile sokakta herkesi durdurup rastgele kimlik kontrolü yapması çok reaksiyon alır. Ortada bir şüphe olması lazım. Şimdi bu adamların sokakta insanları durdurma şüpheleri de ten rengi genelde. Bu da ayrı bir tepki sebebi.

Bir de bu adamlar federal yetkili. Ee şimdi sen bir eyalete gidiyorsun, o eyaletin düzenini sağlayan polisleri var. Ama 2 tane ice arabası geliyor bir anda şehir meydanında insan kovalamaya başlıyor ee bu da bir kaos.

Ama son olay hastaneye giden bir kadını çekip vuran bir ice memuru yüzünden büyüdü. Kadını geçirmiyorlar, kadın arabayla gitmesi gerektiğini acil bir hastane işi olduğunu söylüyor. Kadın memurların arasından geçip gidiyor. Bir tanesi aracın arkasından ateş ederek kadını öldürüyor. Kendini "beni öldürecekti" diye savunuyor ama videosu çıktı kadın uzaklaşıp gitmesine rağmen direkt kafadan vuruyorlar.

Kadın bir de ABD vatandaşı doğma büyüme. Haliyle kıyamet kopuyor.
+3
anten
(19.01.26)
@tantamount_to_equivalent
tam olarak demek istedigim bu iste. batili sagcinin gozunde pakistanli'dan ustun oldugun varsayimin tamamiyle yanlis.
0
hot potato
(19.01.26)
"trump'in polisi" algisi var anladigim kadariyla ki polislere bala sovuyorlar hatta engel oluyorlar adamlar pek bisey yapmiyor..anladigim kadariyla bu arkadaslarin etki alani ve gucu limitli, trump defacto olarak kendi gerillasini yaratip sinirdan iceri surmus gibi bir durum var ortada. yoksa normal polise boyle bir tavir oldugunu gormedim, cunku kim vurduya gidersin.

olay sari okuzu vermemek, buna eyvallah cekerlerse trump kendisine oy vermeyen %50nin ustunden gececek, gocmen olayi bir "deneme" (bence)
+1
cooperr
(19.01.26)
@hot potato:
Orasi dogru, asiri sagci irkcinin gozunde tum yabanci aynidir. Kacak Somaliliyi deport edelim, kacak Turk kalsin diye bir sey olmaz zaten. Demek istedigim biz epey elit kaliyoruz gocmenler arasinda cunku seviye cok dusuk, tum ucuncu dunyayi almis Avrupa, ABD. Ama dili bildikten sonra, topluma karistiktan sonra kolay kolay irkcilik gormeyiz, farkedilmeyiz, blend in oluruz. Maalesef hintlinin, zencinin oyle bir sansi yok. Manyagin biri durup dururken yoldan cevirip ofkesini kusabilir. Biz bu acidan epey sansli ve ilerdeyiz diger gocmenlere gore. O yuzden asagilik kompleksine gerek yok.
0
🌸tantamount_to_equivalent
(19.01.26)
@tantamount

seninki biraz wishful thinking, adamlarin gozunde hepimiz "fuckin immigrant"iz..
biz blend olamiyoruz zaten, gocmenlik ne onu bilmiyoruz. bavulu alip cikan gocmenim diyor, gocmenlik tek basina cikip kicini kurtarmak degil.
adamlar yakin akrabalarla beraber uzuyor, geride hicbirsey hickimse birakmiyor.
bizim bir ayagimiz orda biri burda. boyle gocmenlik falan olmaz.
0
cooperr
(20.01.26)
ileride ülkemizdeki göçmenler deport edilmeye başlanırsa (in my dreams), bizdeki göçmen seviciler de polis gördüğü yerde zorluk çıkartıp bağıracak. her toplumda var böyleleri.
+1
parka
(20.01.26)
- oncelikle olaya herkes politik bakıyor. su an nasil polis akp nin polisi algısı varsa ( kismen doğru ) ice da trump'in adamları olarak bakıyor demokrat taraftarları ve o yüzden karsi da cikiyorlar.

- Amerika da birine nerelisin diye sorsan sana German - American ya da Irish - American / Italian - American fln der. Yani adamların göçmen algısı ile bizim tr deki göçmen algısı bambaşka. adamlar göçmenlik konusuna cok aliskin zaten herkes göçmen olarak gelmiş. göçmen karsitligi asla bizdeki gibi degil bu yüzden sert müdahalelere karsi cikiyorlar.

- 8 yildir Amerikaayim ve gördüğüm eger göçmenler olmasa bu ülkede herseyin fiyati artar ve ayak islerinde calistiracak adam bulamazsın. su an NYC de tum yemek dagitanlar göçmen ( bir cogu kaçaktır ) ve NYC de hava - 10 fln adamlar bisikletle yemek dagitiyor. sen bunu hic bir beyaz amerikaliya yaptiramazsin ya da saatine $40 $50 verirsen bir ihtimal 3 gun yapar. zaten tum tarımda calisanlar fln latin. bilincli insanlar bunun farkında.
+1
oscar
(20.01.26)
Bugün ona yarın sana. Ev baskını, işyerine girip adam toplama, uzun süreli gözaltılar , orantısız güç kullanma . Bunlar normalleşirse sonradan herkes bundan zarar görür. Devleti de yöneten insanlar ve bunu pekala kendi menfaatlerine kullanabilirler.

Amerika'da temel insan hakları konusunda yüksek bilinç var. İce sadece sıradan vatandaşlar tarafından eleştirilmiyor. Trump yargıyla da kavga ediyor.
+1
hebanon
(20.01.26)
(5)

İçerik üretme ve reels kaydırmanın bir sonu gelecek mi

egerbiryolcu
İnsanlar artık instagramı kullanmayı bırakıyor hesaplarını kapatıyor veya kullananlar da artık aktif paylaşim yapmıyor. Her yerden zaten sponsorlu hesaplar çikiyor insanın karşısına.YouTube zaten içerik üreticisi doldu. Birbirinin tekrarı bir alanda yüzlerce hesap var. Orijinal olanlar bile bir nokt
İnsanlar artık instagramı kullanmayı bırakıyor hesaplarını kapatıyor veya kullananlar da artık aktif paylaşim yapmıyor. Her yerden zaten sponsorlu hesaplar çikiyor insanın karşısına.

YouTube zaten içerik üreticisi doldu. Birbirinin tekrarı bir alanda yüzlerce hesap var. Orijinal olanlar bile bir noktada sıkıyor.

Bazen kafa dagitma amaçli kaydirma yapmak bile artık sarmamaya başlıyor. Her yerden bir içerik reklam akım bir şey fışkırıyor.

İçerik üreticilerinin reklam olarak sunduğu ürünlere artık kimse güvenmiyor. Zaten o kadar herkes aynı ürünü paylaşıyor ki eskiden göze batmazdi.

Hem üretenler hem izleyenler artık bir noktada sıkılmayacak mi nelere yonelecekler yoğun teknoloji daha doğrusu sosyal.medya kullanımı daha fazlasına mi itecek yoksa geçmisteki sadeliğe ekrandan uzak yasamaya geri dönüş olur mu? Alternatif nasıl uygulamalar popüler olur kimler batar hangi uygulamalar hangi yenilikleri getirir kafamda deli sorular.

Bence bu hayat artık çok yormaya ve sıkmaya başladı. Çok fazla uyarana maruz kalmak yani.
0
egerbiryolcu
(18.01.26)
Biz 90 nesli nispeten Dışardan dahil olduk, çocukluğumuzda heyecan uyandırıyordu ineternet, sanal alem, forumlar vs. Şimdi içinde doğanlar bence yavaş yavaş sıkıcı buluyor ve daha az paylaşım yapıyor ve dolaysıyla boş buluyor. Yeni nesile bakıyorum profil resmi dışında foto paylaşan yok, sonuçta su akar yolunu bulur diye düşünüyorum. İllaki kullanan olacaktır ama özellikle yeni nesil gerçek hayata daha çok önem verecektir.
0
olaylar olaylar
(18.01.26)
"İnsanlar artık instagramı kullanmayı bırakıyor hesaplarını kapatıyor veya kullananlar da artık aktif paylaşim yapmıyor. Her yerden zaten sponsorlu hesaplar çikiyor insanın karşısına."

belki senin çevren öyledir de benim çevremde kaydırmayan yok. bi ben varım. ben de twitter ve youtubeda kaydırıyorum. ve dışarda evde herkes öyle.
+1
jelly bear
(18.01.26)
İçeriğe bağlı aslında. Dijital gazetecilik gibi olan hali bitmez. Gezdim-yedim-içtim olayı pek sarmıyor artık milleti. Millet 2 ev 1 araba yedi instagram diyerekten
0
michael harddd
(18.01.26)
Hocam içerik üreticisi ya da sosyal medya ya da influencer olma konusu yeni değil. Yeni olmadığı için de yok olmayacak, kabuk değiştirecek. Medyada sistem şu, reklamveren neye para ödüyorsa o ayakta kalır.

İkinci konu şu siz medya kullanımını sadece kendi çevrenizden düşünmeyin. Benim çevremde 20-25 yaş arası birçok insan aktif tiktok kullanıcısı. Kullanıcı derken hepsi içerik üretiyor.

İçerik üreticiyle başlayalım.

Eskiden dergiler vardı, şimdi instagram hesapları.
Eskiden TV programları vardı, şimdi youtube kanalları.
Eskiden radyo programcıları vardı, şimdi sosyal medyada podcast yayınlanlar var.
Eskiden canlı talk showlar vardı, şimdi streaming var.
Eskiden köşe yazarları vardı, şimdi hala bloggerlar var.

Eskiyle bugün arasındaki fark şu, eskiden mesela tv kanalının yayın slotu sınırlı. 24 saat var. Her programcıya 1 saat ayırsa, en fazla 24 farklı programcıya yer verebiliyor. Ve tv yayını yapmak maliyetli. O yüzden tv kanalı en çok izlenecek olan programcının yayınını satın alıyor.

Sosyal medya platformu diyor ki, herkes istediği yayını hazırlasın yüklesin. İzleyici kendi zevkine göre istediğini açsın izlesin.

Aradaki fark bu. yoksa yayıncılık aynı yayıncılık. Eskiden tv'de seyahat programı yapan , şimdi youtube'da yapıyor. Hem de istediği gibi yapıyor kanalın derdiyle uğraşmıyor. Reklam gelirini kanalla paylaşmıyor, direkt programına alıyor gibi gibi. Yayıncı için büyük rahatlık. Ha yayıncı için zorluğu şu, kanal sana kaç lira vereceğini söylüyor, sm'de senin kendi kazancını oluşturman lazım.

Diğer platformlarda da bu böyle. Yani izleyicilerin istediğini izleyebildiği bir platform ölmez kolay kolay. Bakmayın tv kanallarının çok izleniyor olmasına bu tamamen alışkanlık. Jenerasyon değiştikçe tv izleme yani konvansiyonel tv izleme alışkanlığı kalmayacak. Kalmıyor da.

Daha birkaç sene önce TV en büyük reklam mecrasıydı. En pahalısıydı, bütün büyük reklamverenler bütçelerinin %60%70'ini tv'ye ayırıyordu. Şimdi sm reklam bütçeleri, influencer marketing bütçeleri üst üste koyunca ortalamada TV'yi geçiyor. En çok bütçe ayrılan pay. Hatta tv'ye hiç reklam vermeyip sadece sm ile yürüyen markalar var artık.

Neden? Çünkü getirisi daha fazla. Ve ölçebiliyorsun.

Ve türkiye'de daha markalar alışamadı ama "affiliate marketing" denen sistem abd'de çok iyi çalışıyor. Affiliate şu, içerik üreticiye diyorsun ki bu ürünü tanıt, linki paylaş ben de sana satıştan pay vereyim.

Şu ana kadarki en mantıklı reklam modeli, çünkü içerik üretici para kazanmak için en iyi reklam formatını buluyor. Marka için de aşırı mantıklı çünkü adam diyor ki satış yoksa para yok, satış varsa para var.

Yani aslında içerik üretici sayısı daha da artacak sanılanın aksine.

Bu arada tam tersine içerik üreticilerin özellikle micro-mid seviye yani 1 milyon takipçiden az içerik üreticilerin tanıttığı ürünlere özellikle güven daha yüksek. Özellikle niş pazarlarda, mesela adam kampçı, ve kar montu tanıtıyor. Bu adama olan güven çok daha yüksek. Çünkü tüketici diyor ki ha bu adam kampçı zaten boş ürün tanıtmaz. Ya da adam profesyonel fotoğrafçı, fotoğraf makinesi tanıtıyor gibi gibi... Profesyonel yazılımcı, bilgisayar tanıtıyor...

Yani buna uygun bir mesleğiniz varsa, bir şekilde sm üzerinden ilerleyebilirsiniz.

Gelelim influencer meselesine. Bu yeni değil ki?

1950'lerde her kadın marilyn monroe gibi saç kestiriyordu.

Audrey hepburn ne giyse yok satıyordu.

1990'larda gençler kurt cobain'in ayağındaki ayakkabıyı, üstündeki oduncu gömleğini kapış kapış aldı.

SM bu işi demokratikleştirdi.

Daha doğrusu her arkadaş grubunun içinde zaten o arkadaş grubuna ilham veren biri olur. SM bunları görünür hale getirdi.

Ve maalesef insanların ekran süresi azalmayacak daha da artacak.
+4
anten
(19.01.26)
Türkiye boş şeyler konusunda zirvede olduğu için azalmaz. Instagram bir ülke olsaydı Türkiye olurdu.
-2
arbre
(19.01.26)
(6)

Toyota Auris/Corolla vs Skoda Scala

internet explorer
Hayırlı forumlar. Yeni araba için 1.200.000 – 1.300.000 bütçem var. Dizel veya Benzinli bir otomatik toyota araç bakıyordum fakat skoda scala dikkatimi çekti. 2014–2017 model temiz toyotalar genellikle en az 1.200.000. Toyota sağlımlığı ile nam salmış ama Skoda Scalayı çok öven de var çok yeren de v
Hayırlı forumlar. Yeni araba için 1.200.000 – 1.300.000 bütçem var. Dizel veya Benzinli bir otomatik toyota araç bakıyordum fakat skoda scala dikkatimi çekti. 2014–2017 model temiz toyotalar genellikle en az 1.200.000. Toyota sağlımlığı ile nam salmış ama Skoda Scalayı çok öven de var çok yeren de var.

Aynı bütçeyle 6-7 yaş daha genç bir skoda scala almak mı yoksa daha güvenli liman olan toyota mı? Siz olsanız hangi aracı tercih ederdiniz? Nedenleriyle birlikte fikrinizi paylaşabilir misiniz?

Dip not
Annem araba kullanmaya başlasın diye otomatik araç alıyoruz. Kendisi henüz acemi. Belki tercih faktörü olabilir diye belirtiyorum.
0
internet explorer
(15.01.26)
şahsen hep model yılı ve teknolojisi yeni olanı tercih ederim.
0
awlmi
(15.01.26)
anne araba kullanmaya başlayacaksa toyota daha ucuz parça ve sorunsuzluk olarak daha mantıklı. scala daha konforlu ama parça ve şanzıman konusunda daha sıkıntılı. araba kullanmaya başlıyacak birisi varsa b segment daha mantıklı.
0
mikahakkinen
(15.01.26)
Bende Auris vardı araba o kadar konforsuz ki sürücü dahil herkesin midesi bulanıyordu, başka bir arabada bu hissiyatı yaşamadım. Scalaya binmedigim için yorum yapamiycam
0
mirty
(15.01.26)
Toyota Corolla devamlılığı olan bir model ve parçaları uygun fiyatlı. Yıllarca sorunsuz kullanılır. Kesinlikle Corolla ve benzinli.

Benim annemin 2010 model Corolla'sı vardı daha yeni sattı. O kadar zaman geçmesine rağmen alıcısı da hep var.
0
elektr10
(16.01.26)
hocam aslında bütçeyi belirtmişsiniz ama şu anda corolla'da 2026 modellerde 1.650.000 kampanyalı fiyat. Yani biraz daha zorlama şansınız olursa sıfır corolla alma ihtimaliniz de olabilir.
0
anten
(16.01.26)
Abimde Skoda Scala var birkac yildir. 2021 model dizel sanirim. Bir sikayetini duymadim henuz. DSG olayinda kuru kavramali olanlar sikintiliymis, islak olanlar iyiymis, sorunlar cozulmus vs gibi seyler soyleniyordu. O tur detaylar incelenip konfor mu problemsizlik mi arasinda secim yapilabilir. Tabii 3-5 yasindaki Corolla da odun gibi degildir diye tahmin ediyorum.
VW grubunda gordugum kadariyla ozellikle benzinlilerde belli bir noktadan sonra yag yakma sorunlari bas gosteriyor ama 200 bin km civarlarinda falan. Tabii bu kullanicinin bakimlari duzgun yapmamasindan da kaynaklaniyor olabilir. Zaten belki o kadar uzun soluklu dusunmuyorsunuzdur.
0
mbond
(16.01.26)
(12)

Trump her istediğini yapabilir mi?

eisberg
Venezuela, Grönland, Küba şimdi İran... Yarın uyanıp haritadan yer seçip canının her istediğini yapmasına bir engel var mı?
Venezuela, Grönland, Küba şimdi İran... Yarın uyanıp haritadan yer seçip canının her istediğini yapmasına bir engel var mı?
+1
eisberg
(12.01.26)
mühür kimdeyse süleyman o'dur.
+2
gercekdunya
(12.01.26)
Askeri anlamda bi tek çine salça olamaz gibi düşünüyorum.
+1
antihero
(12.01.26)
kağıt üstünde yapamaz ama yapmasına engel olacak kimse yok gibi.
0
inheritance
(12.01.26)
olay sadece askeri anlamda güçlü olmaları da değil ki açık ara en güçlüler bu konuda. adamlar ekonomiyi yönlendiriyor, bütün dünyada ajanları var, elektronik sistemleri kontrol ediyorlar, bankacılık sistemini kontrol ediyorlar.

isterlerse 1 ülke 1 haftada batar mesela, o yüzden kimse gerçek anlamda abdye karşı gelemez.
0
monicapp
(12.01.26)
Engel yok adamların isteyip alamayacağı yer yok sadece bunu ne kadar istedikleri ve neyi feda edecekleri var.
Abd istese çinide alır ama buna değer mi ölçer biçer.
Kazanan abd olur.

Bu konumda oldukları için haritadan yer seçip yarın dalıyoruz demelerine bir engelde yok
-1
basond
(12.01.26)
politik-ekonomik anlamda yapabilir fakat askeri olarak yapamaz.

çünkü savaşı hem maliyeti büyük hem de abd toplumsal muhalefeti güçlü. 1960'larda vietnam savaşını protesto etmek için yüzbinler beyaz saray önünde toplanmıştı.

ayrıyeten kasımda ara seçim var ve demokratlar kazanacak gibi duruyor.
0
yurtsuz john
(12.01.26)
Trump süzme bir o.e. Ama Grönland'a askeri bir operasyon yapmasını o kadar çok istiyorum ki. AB ve NATO üyesi bile olmayan Ukrayna'yı ABD istedi diye zorla savaşa soktular Rusya ile ve tüm Avrupa Rusya'ya sırtını döndü. Asıl tehlikenin ABD olduğunu (en azından maga'cı davarlar) görmeleri ve Danimarka'yı yalnız bırakarak nasıl iki yüzlü olduklarını bir kez daha göstermeleri için istiyorum böyle bir şeyi.

Neyse asıl soruya gelirsek, yapabilir mi? Rusya ve Çin'in ayağına basmadığı sürece her istediğini yapar.
+3
himmet dayi
(12.01.26)
Trump, Amerika'nın acilen yapmak zorunda olduğu işleri yapsın diye başa getirilmiş bir görevli.
Amerika, çıkarı olan ülkeleri eskiden olduğu gibi zamana yayarak değil de bir an önce dizayn etmeye çalışıyor. Burada dikkat ettiği husus, ele aldığı ülkede çıkarına uygun bir düzen kurduğunda halkın buna sessiz kalması.
Halk bu duruma boyun eğmez de kaotik bir ortam oluşursa endişesi taşıyorlar. Başkaca bir korkuları yok.

diye düşünüyorum.
0
Mirket
(12.01.26)
esasen yapamaz, senato'dan onay çıkmayan, mantık çerçevesine oturtulamayan hiçbir şeyi yapmaz. amerikan kanunları böyle manyakları engellemek için çok iyi dizayn edilmiş. venezuela'daki konu trump'ın söylediğinden farklı aslında. oraya uyuşturucu operasyonu düzenlediler. yok maduro şöyle yaptı, yok halkına zulüm etti vs. hikaye. bu bu yüzden oraya gidip maduro'yu alıp çıkabildiler. ama grönland'a girmek için onay alamaz gibi geliyor. hatta ön çalışmasını yapmış red almışlardı. bu adam manyak yasa masa dinlemeyebilir tabi.
-1
cisimcik golgi
(12.01.26)
süper güç dediğimiz kavram sadece askeri güç demek değildir.

Ekonomik güç, diplomatik güç, kültürel güç, ticari güç, lojistik güç, istihbarat gücü, teknolojik güç...

bunların hepsinde iyi olduğunuzda zaten süper güç oluyorsunuz.

Askeri güç ABD gibi ülkeler için en son seçenek çoğu zaman. Bizde bu konu çok anlaşılmıyor. Biz sadece askeri gücü değerlendiriyoruz. Ama bu soft power konusu bizde çok anlaşılmıyor. Hatta bazen soft power askeri güçten daha etkili olabiliyor.

İsrail'in askeri gücü nitelik olarak çok iyi olmasına rağmen sayısal olarak küçük bir güç. Ama bak hiçbir ülke sesini çıkaramıyor israil'e. Çünkü softpower olarak çok kuvvetli. Diplomasi, ticaret, finans piyasaları, kültürel güç onlarda.

Bu gözle bakınca ABD gidip şu anda bu saydığınız ülkeleri işgal etmeye uğraşmaz. Ama işgal etmekten beter hale getirebilir.

Çok basit bir örnek şu anda bütün avrupa ABD merkezli teknoloji sistemlerini kullanıyor. İşletim sisteminden, bulut depolamaya kadar. Mailleşmelerden tutun da yapay zeka sistemlerine kadar. Bunlara erişimini kestiği anda kaos...

Ticaretini engeller, uluslararası dolaşımdaki paranı dondurur, başka ülkelere baskı yapar seninle iletişimi keser, uluslararası organizasyonlardan seni dışlar. Swift sisteminden atıldığını düşün, yine kaos.

Ticari gemilerinin başka ülke limanlarına yanaşamadığını düşün... Mal ihraç edemiyorsun. Para kazanamıyorsun yani.

Şu anda dünyada var olan sistemi ABD dizayn etti. Dolar bazlı ticaret, uluslararası finans. Yani sen o sistemin içinde olup da o sistemin adminine kafa tutunca seni hemen banlıyor.

trump'a yaptırılan şey ise şu, ABD'nin önümüzdeki 20-30 yıllık hedeflerini çok hılzı bir şekilde gerçekleştirmeye uğraşıyorlar. Çünkü Çin çok fena geliyor. Ön almak için uğraşıyor.

O yüzden Trump'a biraz göz yumuluyor.



Ha güveniyorsan kendine, kaynağın, teknolojin, askeri gücün, sanayin varsa sistemin dışına çıkar meydan okursun. Rusya'nın şu an yapmaya çalıştığı gibi, ya da Çin'in.

ama onlar da henüz alternatif bir sistem oluşturmadılar. Kendi ayakları üstünde duruyorlar ama ABD'nin yaptığı gibi başka ülkeleri de kalkındıran bir modelleri yok henüz.

Bak işte o yüzden ABD'nin onca sert hareketine rağmen, Avrupalı liderlerden cılız sesler yükselebiliyor en fazla.

Venezuela operasyonu farklı bu arada. Oradaki iş narkotik bir operasyon gibi paketlendi ama aslında venezuela'nın petro-dolar sistemini delmeye çalışması oradaki konu.

Petrolü dolar dışında alıp satmaya çalışan herkesin sonu benzer oldu.
0
anten
(12.01.26)
Teoride yapar ama Abd'deki kurumların çıkarlarına ters düşebilir. Dünyanın kendisinin gücü yetmez. Anca Abd'deki kurumların gücü yeter.
+1
put it in your appropriate place
(12.01.26)
sirf su yasanan olaylar bile cok kutuplu dunyanin ve taraf olmamanin ne kadar onemli olduklarinin gostergesi. abd'yi dengelemek icin cin, rusya vs gibi kuvvletler kesinlikle olmali.
+1
Sour
(12.01.26)
(5)

Yapacağımdan değil de Cem Yılmaz'a senaryomu çektirsem çok kazanır mıyım?

ya ben lan neyse
senaryom falan yok. sadece merak ettim. kendisine komedi senaryosu yollasam, o da çekmeyi kabul etse 500 bin dolar falan kazanır mıyım?soru varsayımsaldır. cem yılmaz olmaz da başkası olur...
senaryom falan yok. sadece merak ettim. kendisine komedi senaryosu yollasam, o da çekmeyi kabul etse 500 bin dolar falan kazanır mıyım?

soru varsayımsaldır. cem yılmaz olmaz da başkası olur...
0
ya ben lan neyse
(10.01.26)
Tabure barın bel kemiğidir.

Cem Yılmaz da komedi filminin bel kemiğidir ama filmin ne kadar para kazanacağına dair daha pek çok şey var. Genel olarak Cem Yılmaz’ın oynadığı bir film herhalde en az 3-5 milyon dolar kazandırıyordur en kötü haliyle.
Setteki yemekler önemli. Cem Yılmaz setinde yemekler iyi olur.
0
michael_knight
(10.01.26)
bu işler ahbaplık işi. yaptığın işin kalitesinden ziyade sen kimsin veya kimin dostusun. sanat ve medyada işler böyle yürür
+1
michael harddd
(10.01.26)
daha fazlasını bile kazanman mümkün fakat ilk seferde çok zor.

senariste parası peşin verilir ama telif haklarından yararlanmasına fırsat verilmez. dizi film piyasasında senarist kolay harcanıyor. tıpkı şarkı sözü yazarlarının ötelenmesi gibi.

bu kadar yüksek bir meblağ için senaryonun çok acayip olması lazım. kuzuların sessizliği, fight club, matrix gibi.
0
yurtsuz john
(10.01.26)
Hayır, hatırladığım kadarıyla Hollywood'da bile senaryodan çok büyük paralar kazanılmıyor hele de ilk işinizse. Sebebi de basit; senaryo tek başına pek bir anlam ifade etmiyor. Elinizde o filme koyacak para ya da filmi bir araya getirecek bağlantılar yoksa: Yani finansör ya da yapımcı vb. olamayacaksanız bütün risk başkalarında ve senaryo tek başına gişe başarısı garantisi değil.

Senaryonuzu çekmeye karar verseler bile TR şartlarında 500 bin dolar çok para ve bunu size ödemeleri için hiçbir sebep yok. Belki bir ihtimal "Eğer film tutar ve çok iş yaparsa" gibi bir madde üzerinden performansa bağlı bir ödeme alabilirsiniz ama Cem Yılmaz'ın adının senaryodan bağımsız belli bir gişe yapacağı düşünülürse yine o tür bir maddeyi sözleşmeye eklemezler kolay kolay. Aklıma gelen tek istisna senaryonun inanılmaz özel ve mesela Cem Yılmaz'ın kişisel olarak kesinlikle çekmek isteyeceği bir şey falan olması; ancak o zaman işler değişir.
0
salihdt
(11.01.26)
hocam türkiye'de sinema televizyon endüstrisi kurumsallıktan en uzak endüstrilerden biridir.

Tamamen kişisel network ve maddi güç üzerinden döner.

ben size süreci anlatayım siz sorunuzun yanıtını oradan alın.

Türkiye'de bir film projesine başlanırken ilk sorulan soru şudur:
"yapımcı kim?"

bak yönetmen, senaryo yazarı, oyuncular falan değil. Yapımcı kim.

Çünkü yapımcı dediğin insan filmin sermayesini bulur. Maddi sermayeyi bulur (sponsorlar vs) ya da cebinden koyar çok inandıysa projeye.

Fikri sermayeyi bulur ve organize eder. yönetmeni, senaryo yazarını, kurgucuyu, müzisyeni, efektleri yapacak stüdyoları... Bir projede bu saydıklarımın hepsi kötü çıkabilir. Mesela yönetmen projeyi batıracak gibi olur. İyi yapımcı o yönetmeni alır yerine hemen başkasını bulur gibi.

Oyuncuları bulur. Çünkü oyuncular ilk başta ne yönetmene bakar, ne senaryoya (çok sanatsal bir proje değilse, ya da haluk bilginer gibi üst düzey isimler değilse). Oyuncu "ben paramı alabilecek miyim?" diye düşünür. Bu proje yayınlanabilecek mi diye düşünür.

En önemlisi, yapımcı projeyi satar. Sinemalara satar, kanallara satar, dijital platformlara satar. Sanatsal değeri olan bir projeyse festivallere satar.

Şimdi türkiye'de senaryo yazarlığı bu işin en ortadaki kalemlerinden biridir. Çok kolay değiştirilebilir. Herkesin senaryo hakkında bir fikri vardır. Herkes senaryoyla oynar. Kanalın yöneticisinden tut, yapımcının kız arkadaşına kadar... O yüzden senaryo yazarları genelde geri plandadır.

Ha sizin çevreniz çok geniştir, mesela çok sosyetik bir aileniz vardır. Bir sürü oyuncu kankanız vardır. Magazin gazetecilerinin çoğu arkadaşınızdır. Yani yapımcı sizinle iyi geçinmek zorundadır. Çünkü sizin yazdığınız diziyi arkadaşlarınız magazinde parlatır. O zaman iş değişir. Bu tarz senaryo yazarlarından türkiye'de birkaç tane var ama sadece.

Gelelim Cem Yılmaz gibi isimlere. Cem yılmaz zaten bu sektörde bağımsız hareket edebilen nadir isimlerden. Filmlerin çoğunun yapımcılığını da üstleniyor çünkü parasal gücü var. Ee bir gişesi olduğu için destek istediğinde de birçok prodüksiyon firması "gişesi yüksek, kazançlı proje olabilir" gözüyle bakarak anında dahil oluyor onun projelerine. Senaryoları da kendi yazıyor çoğu zaman. Yani aslında senaryo yazarına ihtiyacı yok, belki ekibinde destek için senarist olarak çalışır biriyle. Ama ona da 500bin dolar falan vermez.

Bazen şu olur, Cem Yılmaz gibi komedyenler "dramada da iyiyim" diyebilmek için başka projelere ihtiyaç duyar. Mesela iftarlık gazoz filminde oynadı. Ya da Yavuz Turgul'un filminde oynadı. ama işte o yavuz turgul:) Onu bir prestij olarak gördü ve oynadı.
0
anten
(11.01.26)
(11)

2026 yatırımları

Çuvaldızı
Dostlar,Elimizde 3 milyon nakit var.Kresi kullanıp, borçlanıp 4.5 milyona 1+1 alabilirim.Getirisi kira olarak aylık 22 bin falan.Para elimde durdukça eriyor.Fakat ev almak mantıklı gelmiyor, suriyeliler basıp gitmeye başladı, istanbul'a göç azaldı, zaten işsizlik var ve daha önemlisi doğum hızı düşü
Dostlar,

Elimizde 3 milyon nakit var.
Kresi kullanıp, borçlanıp 4.5 milyona 1+1 alabilirim.

Getirisi kira olarak aylık 22 bin falan.

Para elimde durdukça eriyor.

Fakat ev almak mantıklı gelmiyor, suriyeliler basıp gitmeye başladı, istanbul'a göç azaldı, zaten işsizlik var ve daha önemlisi doğum hızı düşüyor.

Tavsiye edebileceğiniz bir yatırım var mı ?

Arsa daha mantıklı geliyor.

Mutlu yıllar.
+1
Çuvaldızı
(01.01.26)
3 milyonun aylık faizi ortalama 80-100 bin civarı desek aylık 22 bin için kredi ödeyip üstüne kiracı ve geriteceği potansiyel dertlerle uğraşmak mantıklı değil. bunun da bir yatırım tavsiyesi olmadığının altını çizmek isterim.
-2
in vino veritas
(01.01.26)
Evin kira getirisi 22 bin lira ama en nihayetinde bir evin oluyor ve fiyatı düşmüyor aksine enflasyona rağmen artıyor, bununla birlikte 3 milyonun aylık faizi 80-100 bin lira ama 1 sene sonra 3 milyonun reel enflasyonun etkisiyle 2 milyon oluyor, faize para yatırmak boktan ekonomiye sahip ülkelerde para kazanmak için değil paranın değerini korumak için kullanılan bir araçtır ama çok boktan ekonomilerde açıklanan enflasyonla reel enflasyon farklı olduğu için paranın değerini de koruyamaz bilakis değer kaybedersin, faizden para kazandığını düşünmek "biliyorsunuz ben ekonomistim" seviyesinde bir ekonomi bilgisi gerektirir.

Cevabımı küçük bir örnekle pekiştireyim de bu faiz olayı Türkiye'de nasıl çalışıyor daha net anlaşılsın. Senin 3 milyonun var, ben sana diyorum ki paranı bana ver bende dursun ben de sana her ay 2000 lira vereyim ama paranı bana verdiğin için benim ona yer sağlama koruma giderleri tozunu alma masraflarım olacak o nedenle ben senin 3 milyonundan her ay 5000 lira alacağım diyorum, sen de "ooo her ay 2000 lira demek güzel para" deyip kabul ediyorsun, Türkiye'nin ekonomisinde faiz olayı böyle işliyor.
+3
kizil karga
(01.01.26)
Ne kirası yav. O parayı betona gömen yatırımın y'sinden anlamıyordur. Bir de kredi demişsin. Koy faize gitsin. Faizle de altın al. Win win.
-10
arbre
(01.01.26)
Doğum oranı düşmesi ve tersine göç ile konut ihtiyacının azalacağı argümanını ortaya koyduktan sonra arsa yatırımının nasıl gelir getirebileceğini düşünüyorsunuz? Çelişkili değil mi? Onu anlamadım ben. Açıklar mısınız?
+1
Mirket
(01.01.26)
Ev eskiyor, arsa hiç olmazsa kullanılana kadar masrafsız ve eve göre daha çok değerleniyor ama en az 10-15 sene beklemek gerek.
0
🌸Çuvaldızı
(01.01.26)
oturacağınız konut alma şansınız varsa onu yapın. 1+1 ev için ise kira anlamında değil, konum anlamında bakın. konumun değerlenecek potansiyeli varsa girilir tabii. ev almış olmak için almayın yani, iyice gezin.

diğer tarafta 2026 için tahvil tarafı sanki daha iyi getiri verecek faize göre. ev almazsanız bir sepet yapın. kıymetli maden, tahvil (borçlanma araçları fonu da olur). biraz belki borsa olabilir, ucuz kaldı toparlayacak gibi biraz ama siyasi risk her zaman var. örneğin Thy hissesi bence baya ucuz kaldı, yatırım tavsiyesi değil.
+1
awlmi
(01.01.26)
Benim arkadaş emlakçı. Uzunca dönem yapilabilecek tek mantıklı işin 1+1 almak olduğunu söylerdi ki aldırdigi bazi kişiler çok mutlu oldu yatırımdan.
Ama son zamanlarda söylediği satislar durmusken kiralamalar da durmuş durumda, özellikle izmir'de. Yani bugün kiralık ev sahibi olan herkes ekonomik durumun iyi olduğu, herkesin kirasını odeyebildigi zamanlari düşünüyor.
Yalnız onunla Eylül'de bunu konuştuğum zaman 2.5-3 için 20 kira diyordu. Sizinki buna oranla çok düşük oluyor ve bence çok mantıklı olmuyor ki bir de kredi masrafı var.
Bence 15 yıl altında geri dönüş bulabilirseniz belki olabilir.
Bu arada emlak bir yatirimdir, faiz yatırım değildir. Faiz enflasyon karşısında bile zor korur hatta korumaz. Emlak misal ben beğenmem çünkü uğraşmak lazım (yok evde bir sıkıntı var, yok kiracı ödedi mi odeyecek mi issiz mi kaldi, yıllık kira beyani, apartmanda olacak demirbaş masraflarina katilma boyama vs gibi) ama bu bir yatırım biçimi olduğunu değiştirmez. Dünyanın hiçbir yerinde faize yatırmak gibi bir öneri verilmez(eger paraya kısa sürede ihtiyaç yoksa) Türkiye'de şu an yüksek faiz olduğu için böyle. Onda da zaten gerçek hayatta olan enflasyonu karşılamıyor.

Bu arada hisse vs yerine ben illa borsaya girilecekse fon öneririm ve benim sevdiğim basit fonlardan biri hsbc bist 30 fonu hbu. Içinde olanlara buradan bakabilirsiniz;
www.hsbcportfoy.com.tr

Ben misal annemin parasinin bir kısmını mac'te tutarken o kısmı komple buna geçtim. Geri kalanı da döviz, altın, ppf, yabancı yatırım fonlari diye sepet halde.
+1
logisticsmanager
(02.01.26)
Uzun vadede arsa evden daha mantıklı bir yatırım aracı bana göre, ama acil nakite ihtiyaç yoksa onun dışında ev arsadan sonra geliyor bana göre.
0
olaylar olaylar
(02.01.26)
bence emlak ve altin hicbir zaman kotu yatirimlar olmadi, olmayacak.
benim icin iyi bir mulk parasini 10 senede cikartir.
4.5 milyon verdigin ev yatirimi 17 senede oduyor 22bin lira kira baz alirsak, o yuzden bence cok mantikli degil. 37-38bin kira alacagin bir yer bulman lazim, o da turkiye sartlarinda buyuk ihtimal zor.
dukkan bakilabilir, getirisi tahminim daha cok olur.
0
cooperr
(02.01.26)
Bahsi gecen kira ve aylik taksit orani cok iyi gelmedi bana. Bir de ev asla deger kaybetmez algisi yanlis. Istanbul'da tam tarihleri hatirlamasam da atiyorum 2015 yilinda 100 bin euroya ev alan adam 2019 yilinda o veya bu sebepten satmak istedi ve ancak 50 bin euroya satabildi. Pendik taraflarindan bahsediyorum, 0,69 faiz olayinin hemen oncesinde fiyatlar boyleydi. TL olarak baksan dusmemisti belki ama gercek degeri bariz dusmustu. Ayni sey altin icin de gecerli, 80'lerde bir ara ons 2000 dolarlara yaklasmis, sonra 2004 yilina kadar pek de yukselmemis. Asil cosmalar ondan sonra, gene zaman zaman dususler oldu. Su an da zirvede ama tabii bilemeyiz, belki de zirve daha yukarlardadir.

Neyse yari saka yari ciddi Bill Gates de tarla falan aliyor diyorlar. O da dusunulebilir. Icinde su kaynagi olan bir tarla ne guzel olurdu ama muhtemelen gidip isleyemeyeceksiniz. Bir de dunyada kitlik vs olursa, memleketiniz olmayan bir koyden alinan tarlaya cokerler gibi geliyor, yani devlet otoritesi sarsilirsa falan.
+1
mbond
(02.01.26)
Gayrimenkul vergi şartları değişti. Hesabınızı buna göre yapın.
0
anten
(02.01.26)
(8)

b suv önerisi

sir gawain
otomatik vites b suv ya da kompakt suv arayışındayım. şehir içi kullanıma uygun, park etmesi kolay olsun. 400 l bagaj yeter, fazlasında gözüm yok. ebat olarak t-cross hoşuma gidiyor kısa olduğu için ama dsg istemiyorum. fazla elektronik donanıma da ihtiyaç duymuyorum. birinci kriterim motor ve şanzı
otomatik vites b suv ya da kompakt suv arayışındayım. şehir içi kullanıma uygun, park etmesi kolay olsun. 400 l bagaj yeter, fazlasında gözüm yok. ebat olarak t-cross hoşuma gidiyor kısa olduğu için ama dsg istemiyorum. fazla elektronik donanıma da ihtiyaç duymuyorum. birinci kriterim motor ve şanzıman sorunsuzluğu. neler önerirsiniz?

not: ‘japon al’ gibi genelgeçer önerilerden ziyade spesifik marka modele ihtiyacım var.
0
sir gawain
(01.01.26)
Honda hr-v hibrit tavsiye edebilirim. Dış tasarimi da guzel.
0
brkylmz
(01.01.26)
b suv modellerinde liderler genelde dsg kullananlar. ben b suv alacak olsam trocu ilk sıraya koyarım sonra kamiq bakarım. 2008 1.2 puretchler sıkıntılı. diğer kore grubu çok aşağıda.
c suv dersen corolla cross.
0
mikahakkinen
(01.01.26)
Toyota yaris cross hybrid,

Honda hr-v

peugeot 2008 (1.2 puretech sıkıntısı 2023 öncesi modellerde olan bir konu, yanılmıyorsam motorlar revize oldu)

hyundai bayon
0
anten
(01.01.26)
benzer ihtiyaçlar için fiyat performans taigo aldık pedere. istanbul'da yaşamıyor. son yılların dsg'leri eskisi kadar problemli değil ve bence t-cross'tan daha iyi hissettiriyor. ama illa dsg olmasın derseniz bu banda yakın fiyatta ford puma, toyota yaris crross veya c-hr olabilir ama arka koltuklar biraz sıkıntı. hr-v de güzel ama fiyat olarak makul olmuyor bu banda kıyasla.

2008'lerde evet 2023 yılında daha sağlam bir kayışa geçildi fakat halen bir miktar riskli ve titizlik gerektiriyor. tamamen zincirli kayış için 1.2 hybrid motorlu versiyon gerekiyor ki sanırım o son 3008'de var, 2008'de yok diye aklımda kalmış.
0
awlmi
(01.01.26)
Jeep renegade. Motoru fiat ın multijet motoru, sorunsuz bi motordur.

Ama ikinci eli zayıf kalır, bunu da alırken avantaja çevirirsin. Düşük km li uygun fiyata bulabilirsin.
0
antihero
(02.01.26)
şu an yaşadığım yerde pırtlak gibi toyota yaris cross satılıyor her yerde sıfır km araba olarak.
garantisi uzun ve yine sorunsuz diye vitara ve sx4 alanlar da çok son 10 yıldır.
0
rain when i die
(02.01.26)
Honda HRV +1
0
merhum
(02.01.26)
Toyota c-hr hibrit. Şehir içi yakıt sarfiyatı da muhteşem.
0
abbabaabbaababbabaababbaabbabaab
(02.01.26)
(5)

Böyle bi dükkan alınır mı? (Devir)

avatar is back
Tavuk dünyası formatında bi yer var. 3,5 kağıda devrediyorlar. Cirosu aylık 1 küsür milyon neti 150-200k, başında durursan neti artar diyor. Araştırdım yemeksepeti google yorumları falan puanı düşük sebebi, sipariş geç çıkıyor/geliyor etler yanmış/pişmemiş, sebzeler tam yıkanmamış, garsondan kola is
Tavuk dünyası formatında bi yer var. 3,5 kağıda devrediyorlar. Cirosu aylık 1 küsür milyon neti 150-200k, başında durursan neti artar diyor. Araştırdım yemeksepeti google yorumları falan puanı düşük sebebi, sipariş geç çıkıyor/geliyor etler yanmış/pişmemiş, sebzeler tam yıkanmamış, garsondan kola istedik 6-7 dk sonra tekrar hatırlattık anca getirdi tarzında genel olarak. Bariz şekilde yönetim olarak sıkıntılı bir yerde. Çalışanlara ayar çekilmesi gerekiyor ama burası yatırımlık alınacağı için başında durulması çok zor. Fp olarak süper ama bu kafayla da giderse batışa yakın duruyor.

Yoksa anadolu irfanı misali “bilmediğin işe girme yeğenim” mi dersiniz?

He bu arada bu tip devredilen mekanları nerden bulurum? Sahibinden de var mıdır
0
avatar is back
(31.12.25)
Restoranların alım satımının ayrı bir network alanı varmış.
Sıradan ilanlar veya cama satılık yazmayla değil.
Bu işlere yakın olanlarla konuş .

Çalışanlar dan ayrı olarak, hizmet verilecek bölge çok çok önemli diyor bu işin erbabları
0
diyecevaplandı
(31.12.25)
Bilmedigin sektore asla girme.
0
die fetten jahre sind vorbei
(01.01.26)
Restorancılık öğrenilmeden girilmemesi gereken işlerden.

Başında duramayacaksanız yine iyi düşünün. Türkiye'de 20 masa, günde 500 kişi gelse ooooh temiz para diye girişilir bu işlere ama kazın ayağı öyle değil.

Bir de tavuk dünyası gibi dediğinize göre nereden baksan 15-20 personelli bir işletmedir bu, sirkülasyon yüksek, tempolu bir iş. Haliyle iyi yönetilmesi gerekir.

İlla bu işlere girecekseniz, msa'da falan çok güzel eğitimler var restoran işletmeciliği üzerine. Bir onlara bakın. Restoran işlerinin çok teknik ve lojistik konusu var ve bunlar karlılığınızı aşırı etkileyecek.

Hiç bir şey yapamıyorsanız en azından bunlara bir gidin bakın.

Bir de dükkan devralmadan önce gidin mali müşavirinden defteri bir alın tanıdığınız güvendiğiniz bir muhasebeciye bir inceletin. Öyle bakkal hesabıyla anlaşılmaz cirosu karı.
0
anten
(01.01.26)
Bu aralar lokantacılık iflasın eşiğine. Maliyetler çok yüksek. Sakın ola uzak dur
0
bluemoon22
(02.01.26)
hem isi bilmiyorsun hem de basinda durmayacaksin oyle mi? :D
kibris'a bir bilet al, 3.5 ile rulet oyna, daha mantikli.
0
cooperr
(02.01.26)
(5)

Bizim lig topçuları çok mu nazlı? (non-stop Premier Lig)

eisberg
Dün Premier lig maçları vardı, yarın da olacak. Adamlar bildiğin 30 aralık ve 1 ocak'ta maç yapıyor :). Bizde yıllardır kart görüp gitmeler, izin almalar hatta en son John Duran'da direkt sözleşmeye yazmalar falan... Bizde neden böyle acaba?
Dün Premier lig maçları vardı, yarın da olacak. Adamlar bildiğin 30 aralık ve 1 ocak'ta maç yapıyor :). Bizde yıllardır kart görüp gitmeler, izin almalar hatta en son John Duran'da direkt sözleşmeye yazmalar falan... Bizde neden böyle acaba?
+1
eisberg
(31.12.25)
hakim olduğum bir konu değil ama muhtemelen oradakiler ailesiyle birlikte bizdekiler ailesinden uzakta yaşıyordur.
0
lazpalle
(31.12.25)
yamulmuyorsam federasyon ekstra para da veriyor bu dönemde oyunculara. ondan dolayı da kimse isyan etmiyor.
0
elektr10
(31.12.25)
Premier lig milyar euro değerinde bir marka, oturmuş bir kurumsal yapı. Kulüpler de öyle.

Türkiye ligi biraz daha kurumsal anlamda gelişmek zorunda aradaki fark bu.

Bu şu demek, mesela bu tip dönemlerde kulüpler ekstra ödeme alabilir, futbolcular bu dönemler için prim vb alacağını bilir. Ödemeler sorunsuz alınsın diye denetim sistemleri vardır.

Kulüplerin oyunculara yaptırımları çok daha belirgindir. Kulübün büyüklüğü, isimlerin ağırlığı yüzünden kurallar esnetilmez. Ya da daha az esnetilir diyelim.

Yani bizde bir futbolcu kafasına göre antrenmana çıkmıyorsa ya da o maçta oynamak istemiyorsa vasat bir oyuncuysa canına okurlar. Ama çok para ödenen ve kulübün belkemiği bir oyuncuysa kulübün yöneticileri babacan bir konuşma yapar.

Mesela manchester united'da david beckham'ın bile gözünün yaşına bakmadılar. Ronaldo'ya bile çoğu zaman esneklik tanınmadı.
+1
anten
(31.12.25)
fb ve ts'de antrenörlük yapmış birinden alıntılıyorum "futbolcu dediğin y**ak gibidir, okşadıkça kalkar". üç kuruş etmeyen angut tiplere milyon ve oyro ile sözleşme yapınca böyle oluyor. ayrıca anten+1. şu lafı söyleyen antrenörün de barınamaması lazım normalde ama kara defter esnaflığıyla yönetildiği için her yeri pislik içinde futbolun.
+1
klassno
(31.12.25)
premier ligde oynayan adamlar zaten oraya gitmek için uğraşıyorlar. orada da izin alanlar oluyor ama bizim buradaki gibi değil. ülke kültürü futbol kültürüyle alakalı. premier ligde en sonuncu olan takımda bile ilk 11'e girme rekabetinde. kadrolar çok iyi. bizim burada kasımpaşada parasına alan yabancı oynamasa da kafası rahat.

cenk tosun evertona gittiğinde antremanların zorluk derecesinin çok yüksek olduğunu belirtmişti, zaten sürekli sakatlandı. belli bir disiplin var. yukarda da denildiği gibi kimsenin gözünün yaşına bakmıyorlar.
0
mikahakkinen
(31.12.25)
(5)

mimarlık niçin var?

Karim iceride uyuyor ben seni dusunuyorum
mimarın yaptığı her işi inşaat mühendisi yapamıyor mu?
mimarın yaptığı her işi inşaat mühendisi yapamıyor mu?
-6
Karim iceride uyuyor ben seni dusunuyorum
(30.12.25)
Hayır, yapamaz.
+1
cancoskn
(31.12.25)
mimar tasarim yapar, sanattir.
insaat muhendisi tasarimin ayakta durmasini saglar.
zaten arada farki bizim millet bir turlu cozemedigi icin gorsel olarak binalarin cogunlu berbat.

mimarlik nedir bilmedigimiz icin ortaya su tarzda seyler cikiyor:

x.com

isin icine duzgun isinin ehli mimarlar girince ortaya boyle, goz kanatmayan, ortami ile uyumlu mis gibi tasarimlar ortaya cikiyor:

www.alumil.com
+4
cooperr
(31.12.25)
mimarın yaptığı özgün bir sanat eseri gibidir. mimarı kovup başka mimarla devam edemezsiniz. ölünce bile mirasçıları ilgili projelere izin verme yetkisi miras olarak geçebiliyor. ancak mimarlık denilen şey apartman falan aklınıza gelmesin. onu deneyimli bir usta da yapabilir. bir arkadaşım inşaat mühendisliği okurken mimarlığın ne olduğunu araştırınca okulu bırakıp mimar oldu. mimarın yaptığı işi düzenleyemezsiniz değiştiremezsiniz. aynı mimari projeyi başka bir yerde yapamazsınız. daha da detay için; www.youtube.com
+1
ground
(31.12.25)
Yapamaz. Türkiye'de mikro uzmanlık konusu çok iyi anlaşılmıyor.

Mimar ve inşaat mühendisi farkını en iyi anlayabileceğimiz örneklerden birisi UX Designer & Software Engineer farkı. Konu sadece estetik değil, kullanım kolaylığı.

Tasarım ve sanat birbirinden farklıdır. Tasarımın bir işlevi olur birçok örnekte.

Bugün 70 yaşında insanlar bile instagram'da nasıl reels paylaşacağını biliyor. Çünkü instagramı ux designerlar tasarlıyor. Yazılım mühendisleri ise inşa ediyor. Kullanıcı deneyimi tasarımı yapan ekipler psikoloji, erişilebilirlik, estetik, fonksiyonellik gibi bir çok kritere göre bu işi yapıyorlar. Bir insanın en kolay şekilde o ürünü kullanması için uğraşıyorlar. Konu sadece güzel gözükmesi değil yani. Instagramı sadece mühendislerden oluşan bir ekip tasarlasa örneğin, bu kadar kolay kullanamazdı sıradan kullanıcı.

Bu alandaki en güzel örneklerden biri tabletlerdir. Microsoft Apple'dan çok önce "tablet bilgisayar" konseptini piyasaya sürdü. Ama kullanımı korkunçtu. mühendislik olarak çok daha iyiydi eminim. Ama kullanım kolaylığı olarak faciaydı. Bu sadece arayüz tasarımı demek değil. Büyüklük, ısınma, taşıma, ağırlık vb bunlar da kullanıcı deneyimi tasarımının bileşenleri. Sonra apple ipad'i sundu. Satış rekorları kırdı.

Çünkü microsoft tableti mühendisler tasarladı, ipad'i endüstri tasarımcıları ve ux tasarımcılar. Bu bir aşağılama ya da ayrım değil. Uzmanlık ve bakış açısı farkı. Ürün tasarımcı dediğin insan o ürünün doğru hedef kitle tarafından en doğru şekilde kullanılması için çalışır. Önceliği kullanım kolaylığıdır. Bu konuda bazen ürünün mühendisliğinden feragat etmeyi göze alabilir.

Mühendis de o ürünün birçok koşulda en doğru ve sorunsuz şekilde çalışmasını önceliklendirir. Dayanıklılığını, yaşam ömrünü, bakım kolaylığını, maliyetini, sistemin kusursuz çalışmasını, önemser. Kullanım kolaylığı 2. plandadır.

Tasarımcılar ürünü insana uydurur. Mühendisler insanın ürüne uymasını bekler. Aradaki en temel fark budur.

Bu yüzden dünyadaki temel pratik şudur, önce tasarımcılar insana uyacak bir ürün ortaya çıkarır. Ürünün limitlerini belirler. Sonra mühendisler o limitler dahilinde çalışmaya başlar.

Mesela Steve Jobs bir mühendis olmadığı için ilk iphone tasarımının boyutlarını çok net belirlemiş ve bu özellikleri olan bir cihaz, bu boyutlarda olacak demiş. Mühendislerle en büyük kavgası bu olmuş çünkü mühendis ekibin ideal ürün planı cebe sığması zor bir ürün.

Dünyada genel pratik bu. Tasarımcı ürünü tasarlar, ürünün limitlerini belirler. Mühendis de o limitler içinde en ideal ürünü inşa eder. Bu şu demek tasarımcı temel mühendislik prensiplerini bilir ve ona uymaya çalışır, mühendis de tasarımın neden öyle olduğunu bilir ve ona uymaya çalışır. Bu bir üstünlük değildir. Uzmanlıktır. Ve birimler birbirinin uzmanlığına güvenir. Arada elbette anlaşmazlıklar olur. Ama sistem çalışır.

Türkiye'de maalesef iş kültüründe yatay hiyerarşi anlaşılmıyor. Bizde dikey hiyerarşi biliniyor sadece. Yani mesela birbiriyle aynı yetki düzeyinde iki departman mühendis ve tasarımcı diyelim, birbirlerinin uzmanlıklarına güvenmez. Tasarımcının taleplerini mühendis ekibi "o kim bana emir veriyor" diye algılar. Öbür tarafta mühendisin talepleri de tasarımcı da "o kim bana emir veriyor" diye algılar. Sonra patron gelir, ikisine de kendi istediğini yaptırır.

O yüzden türkiye'de kurumlarda yatay hiyerarşiye dayanan iş süreçleri hep aksar. Yani tasarımcı tasarlar, sonra mühendis o tasarımın hayata geçmesi için en ideal planı oluşturur, bunlar birbirine üstün değildir. Birbirini destekleyen bir süreçtir. Ama Türkiye'de bir mühendisin önüne tasarımcıdan gelen plan budur diye bir plan koyduğunuzda egosuna dokunur bir şekilde. Tam tersinde de tasarımcı sinirlenir.

Mimar mühendis kıyasında da problemin temelinde bu vardır.

Gelelim mimar ve mühendisin farkına.

Mimar da aslında bir ürün tasarımcısıdır. Sadece estetik fonksiyonlarıyla ilgilenmez. Bunun yanında aydınlatma, havalandırma, kullanım kolaylığı, şehir dokusuna uygunluk, şehir planına uyum, binanın insan psikolojisine etkileri, insan trafiği, doğayla uyumu gibi birçok konuyu tasarlar. Aydınlatma sadece binanın ışık düzeni demek değildir mesela. Binanın güneş ışığının nasıl aldığı, çevredeki binaları ne kadar gölgede bıraktığı gibi konular da düşünülür. Ya da insan trafiği dediğin şey sadece giriş çıkış kapılarını koymak demek değildir.

Binaya giren insanların binayı nasıl dolaşacağı, birbirileriyle çarpışmadan ne kadar ilerleyebileceği bir konudur. Bu belki bir apartmanda önemsizdir. Ama dakikada binlerce insanın kapıdan geçtiği bir avm'de, bir havaalanında, bir stadyumda bu önemlidir. Gelen yolcunun giden yolcuyla kaos yaşamaması, binada belli noktalarda yığılmalar olmaması, acil durumlarda hızlı tahliye edilebilecek rotaların oluşturulması, bir avm'yse insanların belli bir akışa uyarak dolaştırılması, bir havaalanıysa insanların en hızlı şekilde istedikleri yere ulaşabilmesi başlı başına bir konudur. bu konuların bazıları eften püften konular gibi görünebilir. Ama değiller. ve mühendislikten farkı mesela kitle psikolojisi, insan psikolojisi, temel tasarım ilkeleri, bilgi tasarımı, kullanıcı deneyimi tasarımı, ses tasarımı, akustik, mühendislik gibi birçok disipline temas ederler.

mesela bir avm koridoru tasarlatın. bir mühendis girişi ve çıkışı olan 200 metrelik düz bir koridor tasarlayacaktır ilk başta. Dükkanları da etrafa dizecektir. Bir mimar belki 200 metrelik o çizgide yılan gibi kıvrılan, alt koridorlara ayrılan, birbiriyle kesişen alanlar düşünecektir. Dükkanları da belli bir mantıkla yerleştirecektir. Çünkü kalabalığın hareketi, belli mağazaların daha kalabalık olma ihtimali vs...

Bu bir uzmanlıktır. Ve bir binayı yaparken birilerinin bu konuda uzmanlaşması, birilerinin de binanın mühendisliği konusunda uzmanlaşması gerekir. Bu görev paylaşımıdır. Eskiden roma'da mimar/mühendis tek kişiymiş. ama artık yaptığımız binalar çok daha komplike ve daha fazla veri seti var elimizde inşaat üzerine. O yüzden görev dağılımı gerekiyor.

Yani mimar mühendisin işini yapamaz, yapmamalıdır. Mühendis de mimarın işini yapamaz. Yapmamalıdır. Bu yapamayacakları anlamına gelmiyor, ya da biri diğerinden daha zeki demek değil. Üstünlük de değil. Bu bir görev paylaşımı. Türkiye'de tam oturmamış, ama dünyada büyük sistemlerde çok iyi çalışan bir sistem.
+1
anten
(31.12.25)
inşaat mühendisleri az paraya çok ev anlayışı güderler. Mimar ise, bir estetik ortaya koyar, maliyetine, kar kazanç işlerine bakmaz. Ama bence esas iş şehir bölge planlamacılarına düşüyor.
0
love and trust
(31.12.25)
(4)

bulaşık makinesi hakkında

love and trust
çok basit bir soru aslındabulaşık makinesi yıkamayı bitirince tabak çanaklar ıslak kalıyor.makinenin ayarından denedim olmadıiçinde tuz ya da parlatıcı konusuyla mı alakalı? parlatıcı pek koymam, tuzunu da değiştirmem gerekiyor sanırım? bilen var mı?
çok basit bir soru aslında
bulaşık makinesi yıkamayı bitirince tabak çanaklar ıslak kalıyor.
makinenin ayarından denedim olmadı
içinde tuz ya da parlatıcı konusuyla mı alakalı? parlatıcı pek koymam, tuzunu da değiştirmem gerekiyor sanırım? bilen var mı?
0
love and trust
(15.12.25)
parlatıcı koymazsanız ıslak kalır. tuz koymazsanız çizik çizik olur.
+1
gercekdunya
(15.12.25)
Çeşme suyunuz aşırı sert değilse tuz koymanıza gerek yok, şu üçü beşi bir arada kapsül deterjanlardaki tuz yetip artıyor. Ama parlatıcı kullanırsanız daha iyi kurur, evet.
+1
kobuzchu kiz
(15.12.25)
bir de yarım saatlik hızlı programda falan yıkıyorsanız onlar yıkayıp bırakır.
+1
kibritsuyu
(15.12.25)
Hava çıkışlarını engelleyen bir şey var mı bakın. Bazen kesme tahtası vb şeyler hava çıkışlarının önünü kapatabiliyor yerleştirirken.
+1
anten
(15.12.25)
(8)

SUV tavsiyesi bütçe 3-3.5 milyon

zozjotejmnk
selamlar, bir süredir arabayı yenilemek istiyoruz. SUV bakıyoruz, isteğimiz büyük ve yüksek bir araç. bütçeyi 3.8 3.9 milyona kadar zorlayabiliyoruz ama maksimumu bu. 0 olması şart değil ama en düşük 2020-2021 olsun istedik. Hangi araçları tavsiye ederdiniz? bmw x3 ve volvo xc60 en çok üzerinde düşü
selamlar, bir süredir arabayı yenilemek istiyoruz. SUV bakıyoruz, isteğimiz büyük ve yüksek bir araç. bütçeyi 3.8 3.9 milyona kadar zorlayabiliyoruz ama maksimumu bu. 0 olması şart değil ama en düşük 2020-2021 olsun istedik. Hangi araçları tavsiye ederdiniz? bmw x3 ve volvo xc60 en çok üzerinde düşündüklerimiz. elektrikli bakmıyoruz bu arada. teşekkürler.
0
zozjotejmnk
(12.12.25)
honda crv iyidir. piyayası da güzel, servis, parça vs sorunu da olmaz.
+1
antihero
(12.12.25)
tayronlar için 1.5 motor 150beygir yetersiz diyolar. 2.0 olanı da aşırı pahalı o fiyat verilmez diyorlar. ne düşünüyosunuz? @konusma ben
0
🌸zozjotejmnk
(12.12.25)
Sıfır:
toyota corolla cross hybrid
peugeot 5008 gt hybrid
peugeot 408
skoda kodiaq
skoda kamiq (belki ikinci el bakılır)
0
anten
(12.12.25)
@anten skodaya daha bugün gittim, kodiaq çok beğendim ama bu paralar verilir mi bilemedim, 22-23 model x3 alınabiliyor aynı fiyata kafam karıştı. diğerlerine hiç bakmadım bile ama pejo alacağımı sanmam.
0
🌸zozjotejmnk
(12.12.25)
nissan x-trail.
kasım kampanyası çok konuşuldu, aralık kampanyası da var.
0
MtKrt
(12.12.25)
satış sonrası makina mühendisiyim. alınmayacaklar;

5-6 senelik volvo, audi gibi premium suvlar
fransızlar (nissan dahil buna, çakma japon o)
çift kavrama seçeği olan aletler
dizeller

bende 2019 vitara glx paket var.

değiştireceksem rav4 bakarım (yaşadığım ülkede 2019 - 2020 rav4'lerin 2.0 benzin 6 ileri manuel 4x4 seçeneği var veya abd marketinde 2.5 non-hybrid 8 ileri aisin otomatik 4x4'leri var).

araba anlayışım iç / dış kalite, görünüm vesaire değil de sorunsuzluk üzerine.

not: şu an bir istanbul bayisine uzaktan bağlıyım, teknik kampanya esnasında yazılım çökmüş, onu kurtarıyorum.
0
rain when i die
(12.12.25)
@rain when i die 5-6 senelik premium suvlara neden alınmaz dediniz, buna x3 de dahil mi? bu paraları verince ve alınabiliyorsa insan premium bir üst segment istemiyor değil.
0
🌸zozjotejmnk
(12.12.25)
@zozhotejmk garantisi veya uzatmalı garantisi yoksa hepsi eninde sonunda para yiyor.

mesela örnek;

www.youtube.com

audi de, volvo da mercedes de böyle.
0
rain when i die
(12.12.25)
(12)

Araç motor yağı değişim süresi hk.

gulbatur birinci sahbatur sondan geliyor
Yılda 6-7 bin km yaptığım 1.4 benzinli düz vites, atmosferik aracım var. Üreticisi 1 yıl ya da 15.000 km hangisi önce dolarsa yağını değiştir diyor. Ben de her yıl değişiyordum. 2023 model Nissan Qasqai'si olan bi tanıdık bana kızdı, o da yılda benim gibi 6-7 bin km yapıyormuş ve ben daha önceki ara
Yılda 6-7 bin km yaptığım 1.4 benzinli düz vites, atmosferik aracım var. Üreticisi 1 yıl ya da 15.000 km hangisi önce dolarsa yağını değiştir diyor. Ben de her yıl değişiyordum. 2023 model Nissan Qasqai'si olan bi tanıdık bana kızdı, o da yılda benim gibi 6-7 bin km yapıyormuş ve ben daha önceki araçlarımın da Nissan'ın da yağını 2 yılda bir değişirim, 30 yıllık şöförüm, bir zararını görmedim, üreticiler para kazanmak için yılda bir değişim öneriyor, biz zaten az biniyoruz, 2 yılda bir yapsak sıkıntı olmaz dedi, aklım karıştı. Bana da mantıklı geldi, sonuçta tavuk eti değil ki bozulsun bu motor yağı. Zaten 5W40 yarı sentetik yağ koyıyorlar, neden bozulsun ki? Siz ne dersiniz?
0
gulbatur birinci sahbatur sondan geliyor
(11.12.25)
Cok teknik bilgim yok aslinda ama yag degisimini gec yapmanin etkisi bugunden yarina ortaya cikan birsey degil. Belki 2 yil gercekten cok cok buyuk sorun degildir bilmiyorum ama arabasina gore yuksek kilometreleri gormeden yag yakma olaylarinin baslamamasi icin yag degisimi cok ucuz bir islem diye dusunuyorum. Tabii arabayi aldiniz sifir, 100 bin kilometrelere gelmeden sattiniz, bakim gecmisindeki eksikler disinda sizi etkileyen bir durum olmaz.
0
mbond
(11.12.25)
sen milleti dinleme .
ya senede 1 değiştir ya da 10 bin km de. hangisini tamamlarsan ama sanırım sen senede 10 yapamazsın. ama yinede her sene değiştir.
15 binde değişsen ne olacak bin tl farkeder değmeyecek bir meblağ.
0
jamswety
(11.12.25)
Tanıdığınız doğru bilgi vermemiş. Yağ zamanla oksitlenir, içindeki nem yoğuşur, su oranı artar ve çamurlaşma başlar. Kısa mesafe sürüş ve "dur-kalk" sürüşün çok olduğu şehir içi kullanımlarda bu süreç daha da hızlanır ve yağ kimyasal yaşlanmaya girer. Siz arabayı kapının önünde bir yıl boyunca yatırsanız da, o yıl sadece 20 km yol yapsanız da, son yağ değişiminizin üzerinden 1 yıl geçtiyse değiştirmelisiniz. Mineral yağın 6 ay, yarı sentetiğin 6-12 ay, tam sentetiğin en fazla 1 yıl ömrü vardır.
+2
zaman ilac degil insanlar unutkan
(11.12.25)
full sentetik yag bile olsa senede bir degistirmek lazim. 2 yil bence cok uzun bir sure arac fazla kullanilmasa bile.

bir de arac garanti kapsaminda ise ve 2 senede bir yag degistirirseniz garanti isinde sikinti cikabilir.
0
cooperr
(11.12.25)
avrupada kullanılsaydı 2 yıl 6-7bin km yeterli olabilir belki ama türkiye'de hem yakıt kalitesi hem de tozlu bir havaya sahip olduğumuz için 2 yıl çok uzun bir süre. senede 1 kere değişim yeterli.
0
false pretension
(11.12.25)
her zaman güvenli tarafta kalmak iyidir.
0
renegade
(11.12.25)
Her 30 yıllık şöför arabadan süper anlasaydı arabalar arıza yapmazdı. Araçtaki en önemli organ motor yağı temiz olmalı. Daha teknik bilgisi olanlar iyi açıklar ama en son aksatılacak şey motor bakım elementleri. Aküyü, lastiği, filtreyi, bujiyi zorlayabilirsin ama motoru zorlamanın bir anlamı yok.
0
mikahakkinen
(11.12.25)
öncelikle, "30 yıldır yapıyorum bir zararını görmedim" lafını duyuyorsan oradan kaç dostum. bu lafı söyleyen ya atıyordur, ya da günü sonunda siki tutar.

sonralıkla, motor yağı ve tavuk benzetmesi hiç olmamış. araba dursa da gitse de toz, çamur, kir karışıyor motora. motor yağını değişeceksin ki motor temiz olsun.
+1
abelardo
(11.12.25)
ben bir seneyi geçirmem. yağ içinde motorun aşınan parçaları olur. ne kadar çok parça varsa motor o kadar hızlı yıpranır. full sentetik yağ kullanıyorum. yani yağ daha çabuk eskir ama daha akışkan olur. ama bu yakıt tasarrufu anlamına gelir.

yağı dışarıdaki ustalarda değiştiriyorum
yağ değişim maliyeti: 800 TL işçilik, 500 TL filtre seti, 1000 TL de yağ. bence yılda bir yapılmayacak bir maliyet değil
0
hoot
(11.12.25)
Yag önemli konu evet ama kardeşim japon bir otomobil markasinin bölge müdürü. "Sen senede bir ya da 10 bin km de bir gelmezsen biz nasil serviste para kazanicaz? 20 bin km ye yaklasinca ya da 15-20 ay arasi değiştir, rahat ol." demişti. Sanayide ustaya soyledim bunu, onaylamisti.
0
duster
(12.12.25)
hocam şöyle diyeyim, yağ değişiminden yapacağınız tasarrufla yağ değiştirmemenin olası zararını yan yana koyun.

Birinde en fazla 1 bidon yağ ödüyorsunuz.
Diğerinde arıza durumuna göre artık servisin ya da sanayinin insafına kalıyorsunuz.
0
anten
(12.12.25)
1.4 turbo benzin arabam var.
yılda 2-3 bin anca yapıyorum.
genelde garajda yatıyor.
acil işim çıkar, canım isterse gezerim diye kullanıyorum.
2029'a kadar garantisi var.
her sene yağ değiştiriyorum.
garantisi olmasa da her sene değiştirtirdim.
modern motorlarda yağ değişimi çok önemli motor ömrü ve sağlığı açısından.
piyasadaki bölge müdürlerinin alayı dinozor veya tecrübesiz (tanıyorum çünkü insanları), onlara çok da güvenme.
mesela uç örnek;
opel'lerin b16dth 1.6 dizellerinin yağı bence 10 binde bir değişmeli.
markanın verdiği 15 bin uzun.
sonra motor kurumlanıyor.
yok kapak aç da kurum temizle, uzun iş.
0
rain when i die
(12.12.25)
(11)

uçak korkusu (ya da uçak korkusundan korkmak??)

nolmus yani
yakın zamanda uçağa binmem gerekiyor... 2-3 senedir bir şekilde erteliyordum binmeyi ama kaçamayacağım artık.uçağın güvenli olduğunu biliyorum. bu tarz istatistikler beni rahatlatmıyor. zira ben aslında uçaktan değil de, kalkarken/inerken/türbülansta gelen ani korkudan daha çok korkuyorum. "ya binin
yakın zamanda uçağa binmem gerekiyor... 2-3 senedir bir şekilde erteliyordum binmeyi ama kaçamayacağım artık.

uçağın güvenli olduğunu biliyorum. bu tarz istatistikler beni rahatlatmıyor. zira ben aslında uçaktan değil de, kalkarken/inerken/türbülansta gelen ani korkudan daha çok korkuyorum.

"ya binince parmaklarım uyuşursa, göğsüme o ağırlık çökerse, karnıma ağrılar girerse? kalbim küt küt atcak, ya kalp krizi geçirirsem panikten? ya bu paniği atamazsam ve 1 saat boyunca bu hisleri çekmek zorunda kalırsam?"

böyle bi korku içerisinde olduğumu fark ettim. yani korkmaktan korkuyorum sanırım daha çok?

bu konu hakkında psikiyatra da gideceğim. ama bu sefer de "ya bir ilaç verirse ve o ilaç aslında bende yan etki yapan manyak bir şeyse ve küt diye ölüverirsem?" düşüncesi de var :)))

alkol genelde rahatlatıyor beni. böyle abartmadan 1-2 shot atsam gevşesem... mide vs problemlerim olmuyor. ya da bitkisel bir şeyler alsam... bilemedim.

düşünceleriniz neler?
0
nolmus yani
(11.12.25)
artık uçaktan korkmayacağım diye kendini motive edip binsen?
+1
antihero
(11.12.25)
Mesele sadece uçak korkusu değil sanırım. Evet, bir uzmana danışmanız iyi olur.

Kendi adıma uçak yolculuğunu çok sıkıcı buluyorum. Kalkarken ve inerken birazcık aksiyon olması iyi bence. Bir defasında yoğun türbülansa denk gelmiştim. Kusanlar ve fenalaşanlar olmuştu. Ben çok eğlenmiştim, tövbeler olsun.
0
auroraaurora
(11.12.25)
Bir arkadaşımda panik atak vardı, o sebeple bişey olur diye korkup uçağa binemiyordu hala pek binmek istemiyor. Bunun çözümü psikolog veya psikiyatr.
0
nhk ni youkosu
(11.12.25)
uçuş öncesi 1-2 shot bişiler içmek en mantıklısı bence.
0
oldtimer
(11.12.25)
Hocam bu aslında sadece uçak korkusu değil gibi duruyor, bence bir psikologla görüşün ya da psikyatristle.

Ben de uçakta endişe ediyorum.

Telefonunuza tabletinize güzel pozitif filmler indirin.
Sakinleştirici meditasyonlar var onlardan indirin.
Nefes egzersizleri yapın youtube'dan uçuştayken.

gözünüzü kapatıp bunlarla meşgul olmayı başarırısanız uçak zaten daha havalanmamışken uykuya bile dalabilirsiniz.

Türbülans vs konusunda da şunu söyleyebilirim, sizin hissettiğiniz sarsıntı aslında sandığınız kadar büyük bir olay olmuyor.

Bazen uçak bir anda sarsılınca çok yüksekten düşüyor sanıyorsunuz. Ama aslında 1 metre bile oynamamış oluyor uçak.

Bir de yolcu uçakları sandığınızdan daha ağır şartlara dayanacak şekilde tasarlanıyor. Neredeyse akrobatik manevralar yapabilecek seviyelerdeler.
0
anten
(11.12.25)
İlk defa mı bineceksiniz? Ben de korkuyordum. İlk uçuşumda gerildim ama keyif almadım dersem yalan olur. Cam kenarı seçmiştim. Camdan izledim hep. Fotoğraf çektim. Kaderinde varsa kaçamazsın zaten. O yüzden takma.

Bir de uçak güvenli ama çok riskli. Onlarca mekanik, elektrik sistem var. O açıdan yaklaşırsan hiç binemezsin. Doğruya doğru. (Makine mühendisiyim)
-1
arbre
(11.12.25)
uçak fobiniz yok, psikiyatrik bir kriz anı yaşamakla ilgili korkunuz var. ya panik atak geçirirsem ya stresten midem ağrırsa/bulanırsa, terlersem, parmaklarım uyuşursa vs. vs.

hızlı çözüm lazımsa psikiyatriste gitmeniz şart. bu kaygılarınız yüzünden uçağa binemediğinizden bahsederseniz xanax/tranko buskas tarzı (artık durumunuz göre) bir ilaç reçete eder. binmeden yarım saat önce içersiniz ve kaygılarınız azalır. ilacın etkisi korkusu da aynı korkuya çıkıyor ama ilacı alınca o kaygınız da azalacak zaten. isterseniz 3-5 gün önceden birkaç kere deneyim kendinize ilacın kötü bir etkisi olmadığını kanıtlayabilirsiniz ama.
0
gitdaddy
(11.12.25)
o korku kolay kolay geçmez. madem içki rahatlatıyor at çantana bir 35'lik viski uçuştan önce içersin.

2-3 senede bir uçan biri için başka yollar aramaya lüzum yok.
0
yurtsuz john
(11.12.25)
Yaşadığınız şey korkunun korkusuyla beraber gelen beklenti anksiyetesi. Panik bozuklukta sıkça karşılaşılan bir durum. Bilişsel davranışçı terapi ve psikiyatrist uygun görürse anksiyolitik ilaçlardan fayda görürsünüz. Önemli olan kaçınmamak. Kaçınmak süreci besleyen en temel şey. O yüzden uçağa binme kararınızı tebrik ediyorum. Evet belki alkol süreci yönetmeye yardımcı olabilir diyen bir grup var fakat bu sağlıklı bir baş etme becerisi değil. Kısa vadede doktorunuzun uygun gördüğü bir ilaç, uzun vadede ise psikoterapi yanlış alarm veren panik sistemini düzenleyecektir.
0
dediysem dedim
(11.12.25)
teşekkür ederim cevaplar için. uçağa ilk defa binmiyorum ama yıllar içinde bir ölüm korkusu gelişti, bu korkuyla beraber korkmadığım uçaktan da korkmaya başladım :) 2-3 sene önce en son uçağa bindiğimde öyle korktum ve ağladım ki etkisi aylarca geçmedi ve normal takside bile giderken çok hız yapıldığında ya da sarsıldığımda korkmaya başladım.

bazen durup dururken tavan çökecek de öleceğim diye bile korkuyorum. terapi ile epey azaldı aslında ama uçağa bayadır binmediğim için "ya yine aynı korku olursa" korkusuna dönüştü şu an olay :) pazartesi bir konuşacağım durumu psikiyatrla bakalım.
0
🌸nolmus yani
(11.12.25)
uçak sen bindiğinde düşmeyecek. o ihtimal sana denk gelmeyecek. milyonda biri denk getiremeyeceksin. bu sebeple kafana takmana değecek bir durum yok.
0
xephyr
(11.12.25)
(15)

Domuz yemeyen inançsız var mı?

michael_knight
İnanç dışında bir sebepten domuz yemeyen insanlar da var mı? Normalde domuz yiyen toplumların kültüründe yetişmiş kişiler için soruyorum. Ve tabi veganlık gibi tüm etleri reddetme değil de sadece domuz.
İnanç dışında bir sebepten domuz yemeyen insanlar da var mı?
Normalde domuz yiyen toplumların kültüründe yetişmiş kişiler için soruyorum.
Ve tabi veganlık gibi tüm etleri reddetme değil de sadece domuz.
0
michael_knight
(11.12.25)
dünyada adım atmadığım bir kıta kalmadı. at eti bile yedim ama pembe domuz yemedim. acayip iğreniyorum pembe domuzdan. bu benim inancımla alakalı bişey değil.
0
Fodera
(11.12.25)
Var tabi niye olmasın.

Domuz pis bir hayvan eti de kokuyor çoğu yemekte. Hele kızartmalarda falan yağlı da genel olarak herkese hitap etmeyebilir.
0
chicha_v2
(11.12.25)
Koku iğrenç geliyor bana
0
basond
(11.12.25)
Kokusu igrenç geldigi için yemeyen hristiyan tanıdıklarım vardı. Sıgır eti yiyorlardı sadece. bana sorarsan ne gerek var tecrübe varken
0
limonlu eksi
(11.12.25)
ben yemem. tadını sevmiyorum ve tenya konusu tedirgin ediyor.
0
gabe h coud
(11.12.25)
koyun kuzu ve domuz yemezler bir çok (müslüman ve yahudi olmayan) insanlar. çünkü farklı bir kokusu var, biraz ağır ve yağlı hepsi de. et diye sadece sığır, dana eti yiyorlar.
+1
ground
(11.12.25)
20 yıllık ateistim, çok yurtdışında bulundum ve bir çok kez domuz eti denedim-yedim ama bana hiç lezzetli gelmedi, kırmızı et varken domuz eti yemek bana göre absürt bir durum.
0
say something loving
(11.12.25)
Ben denk gelmedim.
Bu arada domuz etinin hastası olmasam bile domuz şarküterisi, sosisleri vs efsane ürünler. Yoksa hayatımda kimsenin dana biftek ile domuz eti karşılaştırdığını görmedim, fiyat olarak bile aynı yerde değiller. Bana göre domuzun efsane olduğu yer şarküteri. Misal bir jambon de bayonne, porchetta, speck delle alpi.
0
logisticsmanager
(11.12.25)
logisticse katılıyorum. italya'da parma ham yerim, almanya'da sosis yerim, hamburger içinde bacon yerim ama gidip de az pişmiş domuz eti ya da steak tarzı bir ürünü dana eti varken yemem.
0
awlmi
(11.12.25)
kuzu yemeyen inançlıda var.
0
duyuruuser
(11.12.25)
"yetismek"ten kasit nedir bilmiyorum ama 20'li yaslarimdan beri yurt disinda yasiyorum. su an 40'a yaklasiyorum. ateistim. domuz eti yemiyorum. sadece sevmiyorum. tadini sevmeme veya saglik nedeniyle yemeyen cok insan vardir diye dusunuyorum. alkol de kullanmiyorum mesela. ustelik alkol kullanmadigimi soyledigimde turkler hemen sizi bir sinifa sokuyor, yobaz, akp'li, bilmem ne. halbuki ben saglikli olmadigi icin icmiyorum. halbuki konustugumuzda inancli olduklarini ama alkol kullandiklarini soyluyorlar. bu daha tuhaf bir durum degil mi? :) ateist olmanin sartlarindan biri alkol (veya domuz) tuketmek degil ama musluman olmanin kurallarindan biri bunlari tuketmemek.
0
Sour
(11.12.25)
inanç hassasiyetim yok ben de de domuz + alkol tüketmiyorum. domuz 1 kere yedim mideme çok ağır geldi sindirmekte epey zorlandığımı hatırlıyorum, o yüzden dana varken neden domuz yiyeyim +1 diyorum. bu arada koyun etini de sindiremem bu yüzden koyun da yemiyorum. alkol de mideme iyi gelmiyor alkol de alamıyorum :)
0
Sadece soruyorum
(11.12.25)
Hocam domuz etine türkiye'de çok acayip bir önem yükleniyor. Hem muhafazakar kesimde, hem daha modern beyaz yakalı tayfada çok acayip bir konu türkiye'de bu.

muhafazakarlar yalandan bile bu kadar korkmuyor.
kendini modern görenler de domuz yemeyi çok önemsiyor, özellikle beyaz yakada bununla övünenler falan var çok komik.

İşin özü batı ülkelerinde de domuz eti tüketmeyen bir kitle var.

Çünkü domuz düşük kalite bir et. Elbette şarküteri anlamında iyi ürünler yapılıyor. Ama Premium et yemeklerinin çoğu sığır etinden yapılır.

Domuz eti biraz daha fast food, orta- orta alt sınıfın, mavi yakalının sevdiği bir lezzet. Ha elbette tüketen var, elbette lüks restoranlarda da servis ediliyor.

Ama şey gibi düşünün, et döner vs tavuk döner. Tavuk döner daha ucuz, daha öğrenci işi, daha zayıf bir lezzet.
+1
anten
(11.12.25)
Çiftlik domuzu değil ama yaban domuzu özellikle pistikten sonra sığır etine baya benziyormus.

Tr'nin yarısına bence dışarda kebap döner hamburger yiyorum diye bunu yedirmislerdir :) hele büyükbaş krizi vs varken affetmemistir Yurdum anadolu irfanina sahip esnafı :))

Kişisel olarak kültürel bir alışkanlık, koku, damak tadı, önyargı vs sebeplerle yemem. (Çünkü hakikatten les gibi kokuyor piserken çiftlik domuzu)
0
makbur
(11.12.25)
duz domuz eti bizim damak tadimiza ters, ayrica kalite olarak da dandik bir et.
bir islemden gecirilmesi lazim yiyebilmemiz icin, ya tutsulenecek, ya marine edilecek, vs.

dini bir kaygim sifir derecesinde ama tadi ters geldigi icin jambon/sosis karisimlari haricinde almam/yemem.
0
cooperr
(11.12.25)
(6)

Restaurant açmak için aşçılık belgesi almak

Caletti
Sakatat, çorba ve kebap üzerine restaurant açmak istiyorum, ilk etapta çoğunlukla için başında kendim olmakstiyorum. İşletmeyi açmak için aşçılık belgesi de lazım sanrıım. İstiyorum ki aşçılık belgem de olsun. Yaşın 35. Bu belgeyi nereden nasıl alabilirim? Eğitim süreci nasıl? Lokasyon İzmir.Not: he
Sakatat, çorba ve kebap üzerine restaurant açmak istiyorum, ilk etapta çoğunlukla için başında kendim olmakstiyorum. İşletmeyi açmak için aşçılık belgesi de lazım sanrıım. İstiyorum ki aşçılık belgem de olsun. Yaşın 35. Bu belgeyi nereden nasıl alabilirim? Eğitim süreci nasıl? Lokasyon İzmir.

Not: her türlü bilgiye ihtiyacım var. Teşekkürler.
0
Caletti
(10.12.25)
2 yıllık aşçılık meslek yüksekokulundan mezun olman gerekiyor. daha kolayı varsa ben bilmiyorum ama ben orada okurken sınıfta bir sürü kişi bu sebepten dolayı okuyordu.
0
neira
(10.12.25)
İstanbul'da ismek meslek edindirme kurslarında 6-7 aylık kurslar oluyor onlara bakın meb onaylı sertifika veriyorlar.
0
anten
(10.12.25)
anten +1
Meb sertitikalı kurslar var. Derslere ek olarak, yazılı ve pratik sınav ile staj dönemi oluyor. En ünlüleri MSA ve Usla, ama başka şehirlerde de kurslar vardır illa ki.
0
auroraaurora
(11.12.25)
Halk eğitim merkezlerinde bu tarz kurslar oluyor.
0
kendinibulankadin
(11.12.25)
öncelikle size lazım olan şey ''ustalık belgesi''

yöntemler şunlar;
1) halk eğitim merkezlerinde aşçılık alanı ile ilgili kurs bulup belli bir saati tamamlamanız durumunda, o sertifikalar ile mesleki eğitim merkezlerine (mesem) müraacaat edersiniz. denklik işlemi yapılır. teorik ve uygulamalı sınavlara girip başarılı olmanız durumunda ustalık belgesi edinirsiniz.

2) cevaplarda bahsedilen aşçılık myo da olur. oradan mezun olursanız o diploma ustalık belgesi yerine geçer ama gene o diploma ile mesleki eğitim merkezine aynı işlemler için gitmeniz gerekir.

3) ustalık belgesi edinmek için 5 yıl bu alanda çalışırsınız. sigorta dökümünüz ile gene mesleki eğitim merkezlerine müraacat eder aynı süreci yaşarsınız.

4) mesleki yeterlilik kurumu (myk) tarafından yetkilendirilmiş kurs merkezleri var. myk nın sitesine girersiniz. aşçılık/yiyecek içecek alanında hangi şehirde nerede kurs varmış bulursunuz. en az 4.seviye olmak kaydıyla bu belgeyi o kurslar üzerinden alırsınız gene mesleki eğitim merkezine gider aynı süreci yaşarsınız.

5) ismek kursları 1.maddede belirttiğim kapsamda değerlendirilir mi ondan kesin emin değilim. eğer olursa o da halk eğitimin eş değeri gibi değerlendirilebilir.

yani dönüp dolaşıp mesleki eğitim merkezine gidersiniz. çünkü ustalık belgesi vermeye yetkili tek kurum ülkemizde mesleki eğitim merkezleridir.

bunun haricinde şu fiyata şu sürede meb onaylı ustalık belgesi veriyoruz, e devlet te görünen karekodlu belge bilmem ne diye vaatler veren özel kurslar tarafından dolandırılmayın. ha size bir belge verirler mi evet verirler fakat geçerliliği olmaz, süs eşyası olarak kullanırsınız. aman dikkat.
0
wilhelmwasmuss
(11.12.25)
firma türü şahıs olacak ise sizin ustalık belgesi almanız gerekir. ancak şirket kuracaksanız belgesi olan birisini çalıştırmanız yeterlidir.
0
bravoteam
(11.12.25)
(2)

Şubat ayında bakü’ye gidilir mi?

messina123
Maksat vizesiz 3-4 gün gezmek
Maksat vizesiz 3-4 gün gezmek
0
messina123
(10.12.25)
biraz soğuk olabilir ama güzel memleket 3-4 gün gezmek için.
0
anten
(10.12.25)
şubat ayında bakü'de dışarıda gezmek yorucu olur, genel olarak aşırı rüzgarlı bir şehir, yağmur ve soğuk havayla birlikte iyice çekilmez olabilir.

Merkezi küçük biryer zaten, bir günde gezersin, bir günde yeme-içme yapsan, kar varsa iki günde şahdağ'a gitsen olur gibi.
0
sealth
(10.12.25)
(5)

Saygı nasıl öğrenilir?

osssy
Orta yaşa gelmiş ve saygıyı öğrenememiş yetişkin biri saygılı olmayı nasıl öğrenebilir? Psikoterapi için arama yaptığımda konu hep saygısız insanlarla başa çıkma olarak ele alınmış ama saygısız insanın kendisi nasıl bir eğitim ya da çalışma yapabilir? Siz saygılı olmayı nasıl öğrendiğinizi hatırlıyo
Orta yaşa gelmiş ve saygıyı öğrenememiş yetişkin biri saygılı olmayı nasıl öğrenebilir? Psikoterapi için arama yaptığımda konu hep saygısız insanlarla başa çıkma olarak ele alınmış ama saygısız insanın kendisi nasıl bir eğitim ya da çalışma yapabilir? Siz saygılı olmayı nasıl öğrendiğinizi hatırlıyor musunuz? Ben, yaptıklarımı olay sonrası değerlendiridiğimde memnun kalmayıp bunu tekrar yapmamak şeklinde ve bana yapılmasını istemediklerimi yapmamak şeklinde öğrendiğimi sanıyorum. Bu konunun Türkiye'de genel bir eksiklik olduğunu da düşünüyorum. Teşekkürler.
+1
osssy
(09.12.25)
Hani "ben yaşadıklarımı ilgili olay sonrası değerlendiriyorum, memnun kalmadıysam tekrar yapmamam gerektiğini öğreniyorum" diyorsunuz ya, işte o -gecikmiş vicdan- hissi çok kıymetli, iş onu olay anına taşımakta, hepsi bu. Ayrıca biraz empati geliştirip biraz da -sınır- nedir bilince saygı sahibi oluyorsunuz.
0
zaman ilac degil insanlar unutkan
(09.12.25)
Empatiyi öğrenmeli.
+1
antihero
(10.12.25)
Hocam bu iş genelde aileden ve küçük yaşlarda öğreniliyor.

Yetişkin bir insan için kendi fark edip çaba göstermediği sürece mümkün değil.
+2
anten
(10.12.25)
Dayakla öğrenir hocam. Korkuyla öğrenir.
Zora gelince öğrenir. Kendi çöplüğünden çıkıp başka yerlerde burnu sürtünce kesin öğreniyor.

Türkiye'deki saygısızlık daha çok alışkanlıktan geliyor. "Bi şey olmaz ki, o zaten öyle, ne olacak ki" diye diye bokunu çıkarıyoruz.

Eski tanıdıklarımın hepsi gerçek hayatla tanışınca saygılı olmayı öğrendiler. İşe başlamak, işsiz kalmak, terk edilmek, aldatılmak. Gerçekten saygısız olduğu için 10 yıl önce tanışık olduğumuz ama yakın arkadaş olamadığımız bir kişi yıllar sonra gerçekten değişti. Bildiğiniz büyüdü adam. (24'ten 34.)
+1
nickini vermek istemeyen uye
(10.12.25)
şok tedavisi. yani dayak. ciddi ciddi faydası var.
+1
ground
(10.12.25)
(22)

Hayatta sadece bir kez sevmek

mermaidd
Sorum özellikle duyuru erkeklerine ama herkes cevaplayabilir elbette :)Hayatınız boyunca kaç tane ilişki yaşarsanız yaşayın aklınızın ve kalbinizin 1 kadında takılı kaldığı doğru mu yoksa etrafta dolaşan bir uydurma mı? Son zamanlarda sosyal medyada bu konuyla alakalı çok fazla içerik görmeye başlad
Sorum özellikle duyuru erkeklerine ama herkes cevaplayabilir elbette :)
Hayatınız boyunca kaç tane ilişki yaşarsanız yaşayın aklınızın ve kalbinizin 1 kadında takılı kaldığı doğru mu yoksa etrafta dolaşan bir uydurma mı?
Son zamanlarda sosyal medyada bu konuyla alakalı çok fazla içerik görmeye başladım. Yok "1 erkek 1 kez sever" vs. gibi ve sormak istedim sizlere.

DİPNOT: Bu benim görüşüm değil sadece dikkatimi çeken bir durum olduğu için sormak istedim.
0
mermaidd
(09.12.25)
Doğru değil.
0
gabe h coud
(09.12.25)
Doğru değil. Birden çok kez sevebilir insan. Hiç bitmez sandığın sevgi yok oluyor/ediliyor ya da aşkın etkisi geçiyor. Aslında o kişiyi değil, o zamanki heyecanını, sende bıraktığı etkiyi seviyorsun. Bir de hayat bu kadar romantik değil. Millet evlenip bir kişiyle 20 30 yıl geçiriyor. Bu bence çok zor bir şey. Bir kere sevme olayı garip aslında.
0
arbre
(09.12.25)
psikoloji, kültür, çevre etkileri nedeniyle bazı insanlar hayatta duygusal olarak takılı ve takıntılı kalabiliyor fakat genelleyemeyiz
+4
grimavi
(09.12.25)
Erkek duygularını bastırarak büyütür, ayrılık sonrası yasını erteler, sonra da "unuttum" zanneder. Ama bilmez ki işlenmeyen duygu geçmez, sadece donar. Bir de hafızanın seçiciliği var tabii, o ilişkideki zorlukları, çektikleri sıkıntıları değil de, sadece güzel anıları hatırlayınca ne olur? Buyrun size "yanındakiyle yaşar, aklındakiyle ölürsün" başlıklı saygısız bir gönderi daha...
+1
zaman ilac degil insanlar unutkan
(10.12.25)
Henüz 1.80 sarışın Rus’a denk gelememiş bir erkek uydurması olarak görüyorum bu tarz lafları. Karşim bu erkek nasıl sadece 1 kez aşık olabilir ya
+1
olaylar olaylar
(10.12.25)
Bende 1 kez sanıyordum.

Sevmeyi seviyorsanız cevabı 1 den fazla.

Kadınların sanmaları yüzünden erkekler fena dağılıyor.

hele günümüzde.

The true north +1
0
baldan kaymak
(10.12.25)
Aşık olmamış ya da önceki aşkının duygusal bağımlılığından çıkamamış birinin genellemesi. Kendi başı ağrısa herkesin başının ağrıdığını da zannediyor olabilir.
Şu da var, yaşadığı aşkın o zaman hissettirdiği hisler ile şimdiki aşık halinin yaşattığı hisler birbirinden farklı olabilir. Bu sebeple öyle zannediyor da olabilir.
0
kisa
(10.12.25)
Kadın içinde erkek içinde doğru değil.
Uzun zaman önce birine karşı bende böyle düşünmüştüm nasıl seviyorum ama deli gibi tasma taksın gezdirsin diyorum :)
Aradan yıllar geçti bir yerden telefonuma ulaşmış aradı, çok şaşırdım tabi ama hissim yok olmuş tamamen, sonra mesajlar attı görüşmek istedi hep bahanelerle istemedim, açıkça söyledim istemediğimi en son yine durmadı engelledim. Geçmişe dönüp bakınca ne kadar toy ve boşmuş, iyi ki tasma taktırmamışım :)
0
IcedFlames
(10.12.25)
çok slogan bir söylem bence; bu kadar genellenemez. derecesi fark etmeksizin gerçekten sevdiğimizi söyleyebildiğimiz insanlar birden fazla olmuşsa -ki bende öyle-soruna şu şekilde cevap verebilirim:

öyle veya böyle, gittiğinde sende bıraktığı boşluk dehşet seviyede oluyor; hayatındayken ise bir şekilde daha kendin gibi, sanki oyundaki en güzel güçlendirme veren itemi inventory ne atmışsın da her zorluğu kolaylıkla aşabilecekmişsin gibi hissediyorsun.
0
lüzumsuz adam
(10.12.25)
Hayat çok uzun, zaman çok güzel siliyor her şeyi.
+1
antihero
(10.12.25)
Doğru değil.

Ergenliğin heyecanı
20'lerin heyecanı
30'ların olgunluğu
40'ların boşvermişliği
hepsi apayrı hepsinde de ayrı bağlanıyoruz, tutulu kalıyoruz. İlk terk edildiğimde ölüyorum sanmıştım, terk ettiğimde de dünyanın en suçlu insanı gibi hissetmiştim.
onsuz yapamam dediğim insanı/insanları yolda görüp kafa çevirdiği de oluyor insanın.
takılı kalıyorsanız o kişiye olan sevginizden değil, kendinizde olan sorunlardan dolayıdır. O ilişkinin bitmesi size yetersiz hissettirdiği için tekrar dönmek istiyorsunuz, kendinizi kanıtlamak istiyorunuz. vb nedenler.

sağlıklı yetişkin takılı kalmaz. bitmesi gerektiği yerde de biter. hayat herkes için devam ediyor. iki iyi insan mükemmel bir ilişki yaşayacak diye bir kural yok. Maalesef olmayabiliyor.
0
croswell
(10.12.25)
aşırı derecede bir uydurma. üniversite zamanında 5 yıllık ilişkim oldu, ilk ciddi ilişkimdi ve aşırı seviyorduk birbirimizi ilk 18-20 yaşların heyecanıyla ama olmadı ayrıldık. sonra başka bir uzun ilişkim oldu, evlendim, 1 senelik evlilikten sonra ayrıldık :) şimdi 5 yıllık başka bir ilişkimle evliyim 1.5 sene oldu evleneli ve gerçekten mutluyum, yaş da 40'a geliyor. öncekileri sokakta görsem sadece gülerim, ne yaşadığımı bile unuttum öyle söyliyim :D
0
awlmi
(10.12.25)
Şöyle diyelim hayat boyu değil belki ama... İnsanların hayatlarında belli kırılma dönemleri oluyor ve karakterleri ona göre şekilleniyor.

O dönemlerde unutamadıkları insanlar oluyor muhakkak.

Yani 30 bir dönüm noktasıysa bir insan için 30'larında yaşadığı bir ilişki 30-40 yaş arası dönemde unutulmaz olabiliyor.
0
anten
(10.12.25)
38 yaş olarak 3 kişiye aşık oldum şu ana kadar. aralarındaki süreler oldukça fazla tabi. birini unutmadan baskasına aşık olmadım hiç.
0
archmeister8
(10.12.25)
Bu 14-15 yasindayken dusundugum bir seydi ama artik degil.
0
hot potato
(10.12.25)
Büyük konuşmak istemem ama insan bir kere sevmeli, evlenmeli.

Evlendin, bir kaç sene içinde eşinle anlaşamadın, ayrıldın. Tabii ki yeniden evlenebilirsin.
Ancak evlendin, çocukların oldu, bir 10-15 sene sonra eşin vefat etti. Yeniden evlenmemek bence en güzeli. Ben tercih etmem diye düşünüyorum.

Ama evlenilmesi de ayıp veya yanlış değil. Kişisel tercih.

.
0
kartallar yuksek ucar
(10.12.25)
9-10 defa "sadece bir kez sevdim" dediğim birlikteliğim olmuştur.
0
kizil karga
(10.12.25)
gündüz soruyu görmüştüm şimdi antitez olarak geldim. ben gerçekten sanki bir kez gerçekten sevdim, sevildim. 35 yaşındayım sonrası hep onun kadar sevebileceğim birini aramakla geçti umarım bulurum
0
rajkoothrapali
(10.12.25)
@rajkoothrapali umarım bulursun 🙏🏻

Hepinize dönüşleriniz için teşekkür ederim
0
🌸mermaidd
(10.12.25)
doğru değil. hatta bunu söyleyen insanın hiç de olgun olmadıgını, çok deneyimsiz oldugunu, iddalı sloganvari cümlelerin peşinden sürüklenen duygusal olarak zayıf birisi oldugunu düşünürüm.
-2
abelardo
(12.12.25)
@ruzgarr örneğinde görüldüğü gibi hiç şaşmaz

www.eksiduyuru.com

duygusal olarak zayıf insanlar ancak hayatta sadece bir kez sevilebileceğine inanır
+2
abelardo
(14.12.25)
Sevemedim güvenemedim. Hatalar yaptık şimdi piyasada düzgün kız da kalmadı.
0
civa
(07.01.26)
(13)

Almanya seyahati için sağlık sigortası?

Buddrick
Kamu personeliyim. Yeşil pasaportum var. Ocak'ta 10 günlüğüne Almanya'ya gideceğim. Bunun için sağlık/seyahat sigortası yaptırmam gerekiyor mu? Nasıl yapılıyor?
Kamu personeliyim. Yeşil pasaportum var. Ocak'ta 10 günlüğüne Almanya'ya gideceğim. Bunun için sağlık/seyahat sigortası yaptırmam gerekiyor mu? Nasıl yapılıyor?
0
Buddrick
(09.12.25)
sağlık sigortası yaptırmanız gerekmiyor. yurt dışı çıkış harcını ödemeniz yeterli.
0
wilhelmwasmuss
(09.12.25)
Nasıl yapılacağını biliyor musunuz peki?
0
🌸Buddrick
(09.12.25)
Seyahat sağlık sigortası normal sigorta. Acenteden, bankaların site veya uygulamalarından yaptırabilirsiniz. Yurtdışı çıkış harcı da hem online (edevletten vardı yönlendirme) hem de havaalanında makinalardan alınabiliyor.
0
klassno
(09.12.25)
normal herhangi bir sigorta şirketinden, sigorta poliçesi alır gibi. yurt dışı sağlık seyahat sigorta poliçesi.
0
wilhelmwasmuss
(09.12.25)
Bankanızın mobil uygulamasında seyahat sağlık sigortası diye aratın. İş mobilde var, ziraatte var.

Mutlaka yaptırın. Ucuz bir şey ve, insanları milyonlarca lira masraftan kurtardığına iki kez şahit olmuşluğum var.
+1
Mirket
(09.12.25)
Sigorta zorunlu değil. Her bankada var. Çıkıcağınız tarihleri göre yapılıyor. Hepiyi sigortada kampanya oluyor, ben en son oradan yaptırdım.
0
mikahakkinen
(09.12.25)
bu zamana kadar hepiyi sigorta, allianz ve generaliden aldım. hiç kullanmadım ama yanınızda bulunması bence gayet mantıklı bir durum.
0
kornisch
(09.12.25)
Gerekmiyor ama cüzi bir fiyatı olduğundan, olası aksi bir duruma karşı yaptırmanızı öneririm.
0
lil siztah
(09.12.25)
Şart değil ancak kendin için olması seni korur Bir kaza hastalık vs olursa büyük masrafödemeni engelleyebilir. Bütük meblalar değil
Nasıl yaptırayım dersen herhangi bir acenteden seyahat sigortası yaptırmak istiyorum dersen bilgilerini alıp sana belgeleri hemen verirler
0
basond
(10.12.25)
at11 alabiliyor musunuz bilmiyorum ama bi bakın isterseniz, sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanırsınız acil bir durumda
0
mezzosprite
(10.12.25)
1 ay önce yeşil pasaportla almanya'ya giden eşimin babasına sınırda sigorta sordular ve yoktu. odaya çektiler, gecenin 2sinde biz buradan sigorta yaptırdık güç bela. o sebeple mutlaka yaptırın, banka uygulamanızdan iki dakkada halledersiniz.
0
awlmi
(10.12.25)
Normalde vize başvurusunda sigorta soruluyor. Sizin vizenin olmadığından sınırda sorulabilir. Zorunlu da olabilir, teyit etmekte fayda var.
Bu arada yaptırmak her türlü tavsiye edilir. Uçaktan inerken ayağınız burkulsa kat kat fazlasını ödemek zorunda kalırsınız.
0
burfak
(10.12.25)
Sağlık sigortasını kendiniz için yaptırın.

Allah korusun dünyanın bin türlü hali var, çok pahalı bir şey de değil.

Artık banka uygulamalarından bile yapılıyor.

Hangi bankayla çalışıyorsanız, o bankanın uygulamasından seyahat sağlık sigortasını seçin.

Almanya olduğu için AB ülkeleri'ni işaretleyin.

Sigorta kapsamının seyahatinizden bir gün önce başlaması lazım, döndükten bir gün sonra da bitmesi lazım.
+2
anten
(10.12.25)
(11)

Bütün okul hayatı boyunca başarılı olmuş insanlar

pembediken
Sonrasında başarılı ,hayatında doğru kararlar alan, mantıklı düşünüp hareket eden vb. kişiler mı oluyor?
Sonrasında başarılı ,hayatında doğru kararlar alan, mantıklı düşünüp hareket eden vb. kişiler mı oluyor?
0
pembediken
(06.12.25)
Okul başarısı akademik zekanın iyi bi göstergesi ama duygusal zekanın değil. Okul başarısına ek olarak duygusal zekası da fena değilse iyi kararlar alır. Değilse ne olduğunu bile anlamadan kuyuda bulabilir kendini.
0
benim bir gizli bildiğim var
(06.12.25)
Tanı konmamış ADHD'li çocuklar var mesela, planlı programlı düzenli okul yıllarında çok başarılı oluyorlar. Zamanlarını daha serbest düzenleyebilecekleri üniversite ve sonrasında bütün sistem çöküyor, iş hayatında bocalıyorlar.
+2
kobuzchu kiz
(06.12.25)
Kobuzchu kiz +1
Okul hayatım başarılıydı ama iş hayatına girdiğimde en çok bu konuda zorlanmıştım. Özmotivasyon ve zaman yönetimi yeteneklerimi geliştirmek için hala uğraşıyorum.
0
Bruce
(06.12.25)
ortaokul/lise tayfasina bakiyorum da, bu cocuk iyi yerlere gelecek dediklerim cogu ya beyaz yaka kole oldu, ya da bir baltaya sap olamamis sekilde dolasiyorlar.
bundan bir bok olmaz dediklerimin de cogu zengin oldu, patronluk yapiyorlar.
ozetle, akademik basari=para denklemi patlayali cok oldu, bitti o is.
okullar robot yetistiriyor, yetistirdekleri robotlar da kalitesiz isin kotu tarafi.
0
cooperr
(06.12.25)
Okul başarısı kişiden bağımsız bir çok koşula bağlı. Aile ortamı, ekonomik durum, sağlık gibi kişinin elinde olmayan başarı üzerinde etkili birçok değişken var.

Günümüzde okul başarısının ilerideki hiçbir davranışla veya parayla pek ilişkisi kalmadı. Herkes kendine göre bir üniversite veya bölüm bulabiliyor. Türkiye'de bulamayan parasıyla avrupada okuyor.

Benim gördüğüm fazla okul takıntısı gerçek hayattan koparıyor. Adam bir bölüme girmiş iş bulamamış bulma şansı da yok ama halen zorluyor. Bir zanaat edineyim demiyor. Falanca teknisyen veya ticaret yapan okumamış bu aptal falan diyor.
0
michael harddd
(06.12.25)
Evet öyle oluyor. Aksini iddia edenler istisnaları sayıyor/görüyor.
-3
gabe h coud
(06.12.25)
Herkes başarılı olacak diye bir kural yok ama kendi çevreme baktığımda doğru bir önerme olarak görüyorum bunu.okul arkadaşlarımdan başarılı olanların hayatada aynı şekilde devam ettiklerini gördüm.beraber büyüdüğüm iki yakın arkadaşım farklı okullarda başarılı bir eğitim hayatları oldu.birisi ülkedeki en büyük holdinglerden birisinin yönetim kurulunda,diğeri en bilinen bankalardan birisinin gmy pozisyonundan yurtdışına gitti.geriye gm olarak gelmesi bekleniyor.

Ama buradaki başarı kıstasımız kurumsal hayatta bir başarı,iyi maaş gibi gözüküyor.ben buna çok sıcak bakmıyorum.corporate hayatlar çok benlik değil.kıskandığım iki arkadaşım var.birisi lisede dans ediyordu ,hala dans etmeye devam ediyor.diğeride bütün hayatını sporla uğraşarak geçirdi.çok güzel işlere imza atıyor.

Burdan yola çıkıp asıl önemli olan istikrar demeyi tercih ederim.
0
duptıs
(07.12.25)
turkiye'nin en iyi anadolu liselerinden birinde okudum. herkes kendi sosyal sinifindan devam etti. orta ust sinif cocuklari ya yurtdisinda okudu, ya da tr'de guzel kariyerleri oldu. mutevazi ailelerden (ogretmen, memur vs) doktor olanlar kuyrugu dik tuttu, digerleri sallantida. alt siniftan ufak istisnalar disinda bir yol olan gorulmedi.

okulda alinan puanlar ile hayat basarisi arasinda dogrudan bir iliski oldugunu sanmiyorum. sosyal beceriler en az zeka kadar onemli hayatta bir yerlere gelebilmek noktasinda.

zaten siniflara gore insanlarin basarili olma sebebi de bu. ust siniftan geliyorsan ailenin tanidigi ve sana is imkani vs verecek insanlarla dogrudan bir network'un icine doguyorsun. okuldan mezun olunca is bulamazsan babanin tanidigi ayarliyor en kotu bi mulakat. alt siniftan gelen kisi kendi networkunu olusturmak zorunda kaliyor yoksa isi zor.
0
antikadimag
(07.12.25)
Türkiye'de akademik başarının hayatta başarının garantisi olduğuna inanılıyor. Yok öyle bir şey.

Çok basit bir ölçeği var bunun. türkiye'nin en prestijli okullarının en prestijli bölümlerinden mezun olanlara bakın. Koç economics, Boğazisi işletme, hacettepe tıp...

Aynı dönemde aynı sınıftan, aynı not ortalamasıyla mezun olan insanların bile çok farklı yaşamları var.

Aynı bölümden aynı sene mezun 2 doktoru alın mesela.
Doktor a bölüm birincisi,
doktor b ortalama altı bir öğrenci.

Ama notları düşük olan doktor b gider nişantaşı'nda ve dubai'de estetik kliniği açar. Botox yapa yapa porsche alır kendine.

Notları yüksek olan doktor a kredi kartı ekstresine bakıyordur asgariyi mi ödeyeyim, tamamını mı diye.

Bir insanın hayattaki başarısını (maddi, manevi, artık nasıl belirliyorsunuz o başarıyı fark etmez o size kalmış. Ona siz bakarsınız) belirleyen bir sürü faktör var:

-Akademik başarı
-Aile
-Maddi durum
-Kişisel network
-Bilişsel yetenekler
-Duygusal yetenekler
-Öngörü
-Cesaret
-Genel kültür
-İletişim becerileri
-Psikolojik durum
-Kişisel finansman yönetimi

Akademik başarı bunlardan sadece biri. Önemli. Ama tek başına yeterli değil.
+1
anten
(07.12.25)
Hayır bu iş öyle olmuyor. Daha doğrusu böyle bir korelasyon kurmak mutlak bir veri vermez bize.

akademik hayatı çok iyi olup iş hayatında çakılan veya silik sıradan bir tip olan çok insan gördüm. Tam aksi olupta, okuldaki akademik becerileri vasat olup iş hayatında çok başarılı ve parmakla gösterilen kişileri de.

Akademik başarı mutlak iş/hayat başarısını getirmez. Getirmiyor. Biraz da Kendimden biliyorum.
0
ezkaza
(07.12.25)
31 yaşındayım, annemle yaşıyorum, hiçbir başarım yok.

herkes benim gibi değil tabii, istikrarlı bir şekilde hayatta başarılı olup iyi yerlere gelenler de oluyor hatta bunların çoğunluk olduğunu söyleyebiliriz ama okul başarısı dünyadaki en abartılmış şeylerden biri. çünkü en başta günümüzün ekonomik gerçekliğiyle ve iş hayatının dinamikleriyle uyuşmuyor.

adam çok zeki veya çalışkandır, gider manyak bir mühendis olur filan evet iş hayatında da başarılı olur ama özellikle sosyal bilimlerde öyle bir şey yok. zaten bu tür bölümlerde spesifik bir alandaki beceri/eğilim insanı çok fazla öne çıkarabiliyor. ben dilciyim mesela her zaman çok başarılı bir öğrenciydim, lisede arkadaşlarımın b1 ingilizce bildiği yerde ben 8-10 sayfalık hikâye çıkarıyordum, üniversitede başka bir dili öğrendim ve orada da bölümün en iyilerindendim vs. ama sonuçta diploma bile alamadım.

alıp çok iyi yerlere gelen arkadaşlarım da oldu ama ben alsam bile bir şey olmazdım muhtemelen. bilmiyorum yani belki ben yanlış düşünüyorumdur, belki "zaten hiçbi şey başaramadın konuşmak senin ne haddine öküz" dersiniz ama ben okul başarısının gerçekten çok abartılı bir kıstas olduğunu düşünüyorum ya.

tabii bir de başarı kriteriniz nedir, o önemli. kimi insan var bir alanda doktora yapıp kıt kanaat geçiniyor. hiçbir şeyi yoksa "ben bu alanda uzmanım" diyebiliyor. kimisi var ki okulu hocalara daha fazla zorluk çıkarmasın diye ZORLA mezun edilerek bitiriyor, işlek yerde tekel işletiyor. şimdi hangisi başarılı, kime göre ve neye göre?

ilkokulda çok yaramaz, cips vermediği için başka bir arkadaşımızın kafasında o cips paketini parçalayan bir arkadaşım yönetmen olmuş mesela. ben bunu televizyonda adamın klibini izleyince gördüm. ben parmakla gösterilen bir öğrenciydim, bi bok olamadım. çünkü istikrarsızım, çünkü disiplinsizim, çünkü sosyal becerilerim yeteri kadar kuvvetli değil.

benim çok iyi bildiğim birkaç şey vardı, öğrencilik hayatım bu sayede çok rahat geçti ama okuldan çıktığımda ya da okul gerçekten zorlaştığında bunun için bir çözümüm, alternatifim vs. yoktu.

çocuklara disiplinli olmak ve çaba göstermek öğretilmeli bence en başta. zihinsel, fiziksel engeli olmayan her insan yeteri kadar disiplinliyse bir yere varır çünkü. benim gibi kendini rockstar zanneden tek yönlü sığırlar da bir yerde duvara toslar, hayatı boyunca başka hiçbir şey görmediği için ne yapacağını bilemez.

velhasıl okulda başarılı olmuş insanların bir kısmı gerçekten çok donanımlı, zeki, yetenekli kişilerdir ve hayatlarının geri kalanında da başarılı olurlar. bir kısmı ise oyunu kolay modda oynuyormuş gibi takılır, 8-16 yaş arası için "çok güçlü"dür ama ondan sonrası için hiçbir fikri ve donanımı yoktur, onlar çakılır.
0
der meister
(07.12.25)
(9)

Ünalan metrodaki kız çocuğunu gördünüz mü

divergent
Akşam 6 civarında. Uzunçayır metrobüsten metroya geçerken aşağı inip sağa dönüyoruz ya, hemen dönünce yürüyen bantların önünde. 2-3 gündür görüyorum. Yanında kimse de yok, tek. Yere bağdaş kurmuş, sırtını duvara yaslamış. Birde sırt çantası var. Selpakları böyle kule yapmış. Bugün de elinde bi kitap
Akşam 6 civarında. Uzunçayır metrobüsten metroya geçerken aşağı inip sağa dönüyoruz ya, hemen dönünce yürüyen bantların önünde. 2-3 gündür görüyorum. Yanında kimse de yok, tek. Yere bağdaş kurmuş, sırtını duvara yaslamış. Birde sırt çantası var. Selpakları böyle kule yapmış. Bugün de elinde bi kitap vardı. Ödevini yapıyordu sanırım.
0
divergent
(04.12.25)
görmedim, kesin dolandırıcıdır.
+3
deartheodosia
(04.12.25)
dilencilik cok ciddi bir sektore donustu. bu isi meslek olarak yapan aileler boyle teatral, deneysel seylere bayiliyorlar. bu asalaklara para vermeyin. verdikce, acidikca o cocuklar sokaklarda daha fazla kalacaklar.
+6
buenosdias
(05.12.25)
Ben gördüm iki gün önce. Klasik bir öğrenci zannettim. Selpak alacaktım. Almadım sonra.
0
basubadelmevt
(05.12.25)
İstanbulda karşılaştığım dilenci numaraları:

-Çöpten yemek yeme numarası:

Restoran çöplerini yere döküp içinde yemek arıyormuş gibi yaparlar.

-Üşüyorum numarası:

Kalabalık cadde kenarlarına ateş yakıp ellerini ısıtıyor gibi yaparlar. Genelde çocukları koyarlar. Galata Köprüsünde sık sık görürsünüz.

-Hasta - tedavi masrafı numarası:

Toplu taşımada hızlıca crowd funding yaparlar. Ellerinde Nuh nebiden kalma uyduruk bir hasta raporu olur. Kıyafetleri makasla kesilip yoksul görüntüsü verilmiştir.

-Bayılma numarası:

Kalabalık mekanlarda yere düşerler. Sara hastasıyım derler. Başına toplananlardan üç beş koparırlar.

-Ders çalışma numarası:

Aynı senin örneğindeki gibi üstünde okul kıyafetiyle, birbirinden alakasız ders kitaplarını önüne yığarlar.

-Fırça düşürme numarası:

Boyacıdır bunlar. Bilerek fırçasını düşürürler. Sen yerden alıp verirsin. Hay sağolasın gel ayakkabını parlatayım para istemem der. İş bitince bi siftah at der. Yapışır para vermeden bırakmaz.

İşte bütün bu çakallıklara rağmen halkımız ısrarla ve ısrarla bunlara para vermeye devam eder.

(Yurtdışında yapılan numaralar da var. Onları da başka zaman yazarım.)
+5
yurtsuz john
(05.12.25)
Dilencilik bu coğrafyada ciddi bir sektör.

Yüzyıllardır böyle.

Hatta reşat nuri güntekin'in miskinler tekkesi diye bir romanı var, bu işi meslek olarak yapan birinin hatıraları gibi.

Maalesef gerçekten muhtaç durumda olan insanlar da bu durumdan zarar görüyor.
0
anten
(05.12.25)
kırık terazı ile "zabıta terazimi kırdı para kazanamayacağım" diye ağlarlardı. akşam olunca kırıkları toplayıp poşetlerler yarin yine tezgah açarlardı.
0
ground
(05.12.25)
gormedim. bazi seyleri elbette hepimiz biliyoruz fakat bu gibi olaylarda bu tiyatro, bu bir sektor, kesin benden zengindir diyerek hicbir sey olmamis gibi kendimi rahatlatmak da hosuma gitmiyor.
+1
Sour
(05.12.25)
Anlı şanlı devletimiz var. Bize düşmez bu tip sorunları çözmek. Sosyal devletiz tonla vergi ödeniyor. Koskoca devlet bir çocugu bakamıyorsa -ki durmadan millete çocuk yapın diyorlar- bizim elimizden bişey gelmez
+1
michael harddd
(05.12.25)
kızılay'da 10-15 yıldır memleketime dönücem param eksik kaldı diye milletten para toplayan bir teyze vardı. epeydir görmez oldum. 15 yıldır bilet parasını toplayamadı.

yine kızılay'da kızılay avm civarlarında, özellikle biraz serin günlerde ortaya çıkan, duvar dibine çökmüş, üstündeki uzun kazağı dizlerine örtmüş, yalınayak, eli açık vaziyette, üzgün bir suratla sürekli titreyen bir adam var. bunu hala görüyorum. ayakkabılarını oraya bir yere saklıyor, pantolon paçalarını dizine kadar kıvırıyor, kazağın altından görünmesin diye, kazak da iş kıyafeti. oturup birkaç saat titriyor. sonra sakin bir zamanda kalkıyor, paçaları düzeltiyor, ayakkabılarını alıp giyip gidiyor. ilk zamanlar demiştim ulan günlerdir bir çorap alacak kadar bile para toplayamadı mı diye, sonra civardaki tanıdık esnafa sordum, sincan'da apartmanı (evi değil, komple apartmanı) var dediler.

hala kağıt toplama arabasıyla fenalaşıp bayılanlara ayy yazııık diye yardım etmeye çalışan teyzeler var. bu sektör nasıl bitsin, adamlar meslek haline getirmiş.

çöpün başında çöpten yemek toplamış gibi yiyenler, tartının yanında ders kitabı açmış ders çalışanlar...
+1
kibritsuyu
(05.12.25)
(14)

Cenazelerin hızlı bir şekilde defnedilmesi olayi

dedeminhirkasi
Sebebi nedir kiMesela sabaha karşı ölüyor ikindi defnediliyor. Ulan bi dur hele adam gerçekten ôldu mu kaldı mı acelen ne ?
Sebebi nedir ki
Mesela sabaha karşı ölüyor ikindi defnediliyor. Ulan bi dur hele adam gerçekten ôldu mu kaldı mı acelen ne ?
0
dedeminhirkasi
(04.12.25)
cenaze bekletilmez diye bir gelenek, bir inanış var.

annem perşembe öğlen öldü cumartesi öğlen defnettik. babam pazarı pazartesiye bağlayan gece öldü, salı defnettik. şehir dışından cenazeye gelmek isteyenler de yetişebilsin diye. bana da dediler bekletilmez, bir an önce defnetmek icap eder diye. dedim yeğenleri gelmek ister, ertesi gün olsun ne olacak.

gerçekten ölmeyip ne olacak? doktor muayene edip rapor veriyor öldü diye.
0
kibritsuyu
(04.12.25)
The Premature Burial'ı mı okudun? Adger Allen Poe'nun en büyük kabusu. Adamda resmen canlı canlı gömülme korkusu varmış. Gerçi o dönemde öyle hataların yapıldığı söylenir.
0
Mirket
(04.12.25)
Abi bence süper bir olay çünkü hemen gömmek zorunda olmasak ölen kişinin verdiği ızdırap katlanarak artıyor ama gömünce "gömdük gitti" deyip daha çabuk iyileşme topralanma sürecine giriyorsun, gözden ırak olan gönülden de bi şekilde ırak oluyor bu şekilde. Ha sabah ölen kişi de ikindiye kadar ölmediğini ispat edemiyorsa ona da yapacak bir şey yok, sorry.
+2
kizil karga
(04.12.25)
bekletmemek daha iyi cenaze için de yakınları için de. çünkü bir an önce defin işleminin tamamlanması gerekiyor manevi olarak. şehir dışından yakınlar gelecekse bir gün sonra defin uygundur bence.

bu arada anadoluda cenaze üzerine bıçak koyma adeti vardır duymuşsunuzdur. bunun nedeni mefta bir şekilde hayattaysa nefes alıyorsa ya da hareket ediyorsa o bıçak üzerinden düşsün diye tespit için konuyor aslında.
0
exlibris
(04.12.25)
arkadaşların söylediğine ek olarak eğer ekstra bir işlem yapılmayacaksa cenaze her ne kadar morgda da beklese zamanla bozulan bir şey. bu tip nahoş etkileri de minimize edebilir.

ayrıca, soruyu tersten sorarsak, bir sebep yoksa neden beklesin ki?
+2
eisberg
(04.12.25)
yahudilikte dini bir olay. biri öldügü vakit ruhun bedeni terk ettigine ve defin gerceklesene kadar arada kaldigina inaniliyor. bu arada kalmislik da ruha cok rahatsizlik verdigi icin 24 saatten önce gömmeye calisiliyor. eger cenazenin parcalari tam degilse, tüm vücut parcalari toplanmaya calisiliyor bu sebeple. bu 24 saatte cenaze asla tek birakilmiyor, 7/24 biri basinda bekliyor ve tehillim'den psalm'lar okunuyor.

müslümanlikta da muhtemelen böyle bir nedeni olacagini düsünüyorum. size sormali.
+1
konusma ben konusuyorum daha bitirmedim
(04.12.25)
Benim de canımı sıkan bir durum. Defnedilene kadar azap çeker dedi dindar büyüklerim, alelacele defnettik. Daha uzun vedalaşabilmek isterdim
0
mezzosprite
(04.12.25)
Dinen de uygun olan defni geciktirmemektir. Genel uygulama bu yönde.
Ama kalp krizi geçirerek öldüğü düşünülenler için 3 gün beklemek gerek.
Yeniden kendine gelenler dahi var .
0
diyecevaplandı
(05.12.25)
İslam dininde sebebi:

“Cenazeyi çabuklaştırın; eğer (ölen) hayırlı ise, onu hayra kavuşturmuş olursunuz. Şayet kötü biri ise, omuzlarınızdan bir an önce kurtulmuş olursunuz.”
(Buhârî, Cenâiz 51; Müslim, Cenâiz)
0
suicides underground
(05.12.25)
Uç bir örnek vermek istiyorum. İnsanın bir uzvu koptu diyelim. Karşınıza koyup izlemek mi daha iyi hissettirir. Yoksa onu bir an önce gömmek ve iyileşme sürecine başlamak mı?

İnsan ölüm/kayıp sonrası kaybettiği kişiyi o "araftaki" haliyle görmek istemez. Bu bir belirsizliktir ve kaygı doğurur. Hele ki ölümse bizim de evrensel ölüm kaygımızı da tetikleyebilir.

Ölüme ya da ölüm hastalığına kaçınılmaz şekilde bulaşmış kişiden en yakınımız dahi olsa içten içe bir an önce kurtulmak ve normalleşme sürecine girmek isteriz. Bu istemsiz bir psikolojik tepki bence.

Bunun sebebi temelde bence biraz ölüm kaygısıyla, acıyla yüzleşmekten kaçınmak, bir nevi psikolojik savunma mekanizması ve bir an önce normalleşme isteği diye düşünüyorum.

İnsanların sevgiliden ayrılınca tüm eşyalarını iade etmesi, bir aile üyesi yıllardır yaşanılan evde vefat edince taşınmak gibi gibi örnekler hep bununla ilgili.

Ölüm, ölümcül hastalık bunlar hepsi yüzleşmesi zor ama evrensel doğal süreçler.

Hemen gömme/defin adetinin İçgüdüsel ve evrimsel olduğu da kesin. Hayvanlarda bile benzer davranışlar var. (Karınca, tilki, kurt vb)

Bunun sebepleri; Ölen üyenin kokmasından duyulan rahatsızlık, öleni yemle benzeterek saklama gömme iç güdüsü, hastalıktan kaçınma iç güdüsü vb de canlılarda otomatik olarak bir an önce gömme iç güdüsü geliştirtiyor.

Son bir neden de Geçmişte soğutma imkânlarının olmaması

Tarihin büyük bölümünde:

Morg yoktu,

Soğutma sistemleri yoktu.

Doğal bir şekilde Dini tarihsel gelenekler toplum kültürü de bu çerçevede gelişti.

Özetle düşüncem bu şekilde.

Sorunun cevabıyla ilgilenen pek çok disiplin var: Antropoloji, arkeoloji, evrimsel psikoloji, din bilimleri, tıp/adli tıp, sosyoloji, tarih gibi gibi

bu disiplinlerin hepsinin ayrı ayrı cevapları doğru ve birleştirince toplam cevap olarak düşünülebilir özetle.
+1
psmstc
(05.12.25)
Kalender bir doktorla tanışmıştım bir cenaze evinde, çok güzel anlatmıştı bu mevzuyu.

Demişti ki cenaze törenleri kalanlar içindir. Gidenin zaten bir mevzusu kalmıyor dünyayla.

Cenazenin hızlı olup bitmesi de kalanları bir an önce normal hayatlarına döndürebilmek için. Aslında bu konudaki gelenekler binlerce yılda oturmuş. Sebepsiz görünen çoğu şeyin mantıklı sebepleri var.

Cenaze beklediğinde yakınları için rahatsız edici bir hale dönüşebilir öncelikle. Koku, bozulma vs. Bu zaten zor olan kaybı daha da zorlaştırır.

İkincisi yapılabilecek hiçbir şey kalmamış. Hasta vefat etmiş. Bir an önce o kişiyi normal rutinine döndürmek lazım. Bekledikçe kafasında kuruyor da kuruyor. Aslında arafta kalan biraz da yakınları oluyor.

O yüzden hemen gömüyorlar ki, normal hayatına devam etsin.

7 gün her akşam buluşup dua okutmanın bile aslında arkasındaki mantık cenaze evindekiler yalnız kalmasın. Kalabalıkla uğraşsın, özellikle ilk bir hafta akşamları tek başına acısıyla başbaşa kalmasın diye.

Bu eleştirilir ama yemek yaptırmak, helva kavurtmak aslında bunlar tamamen cenaze yakınının kafasını meşgu edebilmek için. Günlük rutinler stresi azaltır, psikolojik bir durumdur bu. Mesela helvayı özellikle cenaze yakınlarına kavurturlar.

Babam vefat etmeden önce araba bakıyordum biraz birikmişim vardı. Cenazeden 2 gün sonra eniştem beni araba bakmaya götürdü zorla, kafa boşaltmak için. Başta biraz ayıp buldum ama sonra iyi geldi. En azından o yas ortamından kontrollü bir şekilde uzaklaşıyorsun.

Yas tutmak sağlıklı, ama uzatmak sağlıksız. Toplumlar, kültürler bir şekilde kendi içlerinde ideal ritueller oluşturmuşlar bu süreyi sağlıklı bir seviyede tutmak için.
+4
anten
(05.12.25)
Evde ölümde doktor gelinceye kadar ölü katılığı oluşuyor. Birinin ölüp ölmediğini siz de anlarsınız. O yüzden kimseyi canlı gömeceklerini sanmıyorum. 50 kişiyi aynı anda muayene ederken arada birinin canlı olduğunu fark etmeyebilir belki. Onun dışında pek mümkün değil.
+1
gnosis
(05.12.25)
Şafilerde hemen gömülür. Biz de yakını dostu beklenir. Hristiyanlıkla özel törenle uzun süreçte gömülür. Bizim gibi sıcak iklimli ve islami toplumlarda hemen gömmek istenilir. Dini ve çevresel sebepler.
0
mikahakkinen
(05.12.25)
bir arkadaşta demiş aynısını yahudi geleneğidir. tıpki sünnet, kara çarşaf ve bıyıksız sakal bırakmak gibi.

birde aslında ortadoğu sıcak olduğu için bozulmasın diye hızlıca gömerler. mesela arabistanda gece gündüz farketmez.
+1
gercekdunya
(05.12.25)
(5)

Avukatlar bakabilir mi?

gakgul
Merhaba, 4.5 yıl önce kiraladigim evi Kasım ayında boşalttım.Ev sahibine bir ay önceden haber verdim. Ev sahibi benden kalan kiraları talep edebilir mi mahkeme yoluyla? Kiralar ilk yıldan sonra yıllık uzatılıyor ya. Ve ya ev uzun süre boş kalırsa zararını bizden talep edebilir mi?
Merhaba,
4.5 yıl önce kiraladigim evi Kasım ayında boşalttım.Ev sahibine bir ay önceden haber verdim. Ev sahibi benden kalan kiraları talep edebilir mi mahkeme yoluyla? Kiralar ilk yıldan sonra yıllık uzatılıyor ya. Ve ya ev uzun süre boş kalırsa zararını bizden talep edebilir mi?
0
gakgul
(30.11.25)
1 Kontrat tarihi 15.03.2021.
2 Kontrat standart kontrat olduğu için hem bı ay önce haber verilerek boşaltılır maddesi var. Hem sözleşme ilk yıldan sonra yollik uzar maddesi var
3 hem telefon hem WhatsApptan haber verdik ekran görüntüsü olsun diye
4 evsahibi problemli biri sağı solu belli olmaz bizde önceki kiracilariyla mahkemelik olmuş hep.
5 ev aldık kendi evimize gectik
6 anahtarı evsahibinin atadığı emlakciya teslim ettik
7 bı ayda tek bı kişi bakmaya geldi evi gösterdik o kadar b
0
🌸gakgul
(30.11.25)
Hocam teknik olarak martta başlamış sözleşme birer sene uzatmayla marta kadar sürer.

bu sene de uzattığınıza göre marta kadar sözleşme geçerli.
Yani teknik olarak sözleşmenin gerektirdiği kirayı isteyebilir sizden.

Ha bu devirde bütün ev sahipleri kiracısı çıktığı için bayram eder hemen daha yüksekten kiraya verebilmek için, uğraşmaz bile.

Ama problemli bir tipse ve ev boş kalırsa uzun süre marta kadar olan kiranın peşine düşebilir.
0
anten
(30.11.25)
isteyebilir.
0
liberal
(01.12.25)
Üstteki cevaplar +1

muhtemelen şöyle; bu iş mahkemeye giderse hakim o bölgedeki makul kiralama süresini dikkate alacaktır. (bilirkişi raporu ile belirlenecek) yani mesela bahsettiğiniz evin bulunduğu bölgede bir ev kiralama ilanına konulduktan sonra 1 ay içinde kiraya verilebilecek gibiyse, siz de zaten 1 ay önce haber verdiğiniz için aleyhinize bir şey çıkmayacaktır.

ama kiraya verilme süresi Yargıtayın kabul ettiği makul süre 3 ay diye aklımda kalmış. 3 ay gibi kabul edilirse siz 1 ay önceden haber verdiğiniz için ev sahibinin 2 aylık kira zararına neden olmuş olacağınız için 2 aylık kiradan sorumlu tutulursunuz.

ancak üstteki cevaplarda da belirtildiği gibi uygulamada böyle davalar oldukça az, ev sahipleri uğraşmaz böyle işlerle. tabi aranızda çok büyük bi husumet varsa vs sırf strese sokmak için yaparsa bilemem. sonuç olrak böyle bir dava ile karşılaşsanız bile sıkıntı etmeyin, bir avukat ile ilerleyin. mahkeme hakkaniyete göre takdir edecektir.
0
Sadece soruyorum
(01.12.25)
erken tahliye etmişsiniz. daha kontratın bitmesine 6 ay varmış yazdığınıza göre. bu bir tazminat talebi sebebidir. normalde eskiden geri kalan 6 ayı da talep edebiliyordu ev sahibi. ancak bu tazminat yargıtayca 3 ay olarak sınırlandırılmıştır. ha bu arada kiralanırsa daha da düşecektir. kesin bilgi yayalım.
0
ground
(01.12.25)
(19)

İstanbul Dünyanın en güzel şehri sözüme inanıyor musunuz?

tahirkemalbozoglu
Bu masala inanan var mı gerçekten.Adam onlarca ülke, şehir gezmiş. İstanbul en iyisi, en güzeli diyor. Abi şehirde nefes alacak, yürüyüş yapacak ne park var ne kaldırım var. Her yeri sıkışık , dar, nedir bu İstanbul masalı gerçekten ogrenmek için soruyorum.
Bu masala inanan var mı gerçekten.
Adam onlarca ülke, şehir gezmiş. İstanbul en iyisi, en güzeli diyor. Abi şehirde nefes alacak, yürüyüş yapacak ne park var ne kaldırım var. Her yeri sıkışık , dar, nedir bu İstanbul masalı gerçekten ogrenmek için soruyorum.
-6
tahirkemalbozoglu
(30.11.25)
Istanbul bir turist icin muhtesem bi sehir ama onun disinda yasamak icin cok guzel diyemeyiz evet. Her seyden once bir kere cok kalabalik, korkunc bir trafigi var, bir yerden bir yere gitmek zulum. Belli basli yerler disinda da cok kotu sehirlesme ve ayni zamanda dediginiz gibi yesil alan sikintisi var.

Tum bunlarin yani sira surekli yasayan, aktif, kultur sanat etkinlikleri olan, bogaza sahip, keyifli bir deniz ulasimi olan, tarihi ve kozmopolitligiyle de muhtesem bir sehir.

Bu tarz isler subjektiftir aslinda, cok da fanatik gibi savunmaya gerek yok, bireysel olarak ben de yasamak icin cok uygun bir sehir olarak gormuyor ve size katiliyorum.
+1
bosver nicki
(30.11.25)
Aslında cidden çok güzel bir şehirdir fakat hem toplum halk olarak hem devlet-hükümet olarak senelerdir güzelim şehrin içinden geçtik, geçiyoruz. Sadece Akp özelinde değil, öncesinde de içinden geçilmişti. Akp geldi onlar da içinden geçti, biz halk olarak da içine ettik.

İstanbul'un Roma'dan aşağı kalır yanı yok. Hatta iddia ediyorum, fazlası bile var; Boğaz Köprüsü.

Yabancılar çok seviyor İstanbul'u. Avrupa ülkelerine gittiğimde lokal turlara katılıyorum, İstanbul'dan geldim dediğimde akılları çıkıyor. Güzelim şehrin içine ettik hep birlikte.
+1
put it in your appropriate place
(30.11.25)
Bunu diyen hayatında başka bir yer görmemiştir. Ancak nufusu 5 milyondan az bir istanbul için güzel derdim. Bunun için de 1920 lerde falan olmamız lazım. Full stres, trafik, kişisel alan yok gibi
0
michael harddd
(30.11.25)
dünyanın en güzel şehri mi bilmiyorum ama senin kötülediğin kadar da değil. baya iyi bir şehir, dünyanın en eğlenceli ve güzel şehirlerinden birisi. böyle oldugu için kalabalık zaten. güzel olup kalabalık olmayan yok ki. new york, londra kalabalık değil mi? ayrıca kalabalık olmayan yerler de var. hafta içi gündüz gezmek baya keyifli. yürüyüş yapacak yer çok var. on tane sayarım şimdi. avrupa yakasında maçka parkı, bebek sahili, istiklal caddesi, gülhane parkı, yenikapı, florya ve yeşilköy sahil şeridi, anadolu yakasında üsküdar sahil, caddebostan sahil, fenerbahçe parkı, bağdat caddesi, maltepe sahil şeridi, ve daha pek çok yer var. şehir içi olarak kadıköy moda taksim beşiktaş nişantaşı. kültürel etkinlik olarak yine zorlu, vadistanbul, pek çok spor salonu konser ve etkinlik alanları ile dolu bir şehir. bu şehri beğenmiyorsan güngörenden dışarı çıkmamış olman lazım
0
abelardo
(30.11.25)
Senin için dünyanın en güzel şehri neresi?
O şehrin bulunduğu ülkenin reddit sub'ına gidip burası dünyanın en güzel şehri bence, katılıyor musunuz diye yerel dilde sor; sen İstanbul için ne kadar negatif düşünüyorsan onlar da o kadar negatif konuşacak.

Dünyanın nefes alması, park etmesi en kolay, parkları yeşili en bol şehrinde(neresiyse fark etmez) İstanbul'un sahip olduğu güzelliklerin hiçbirini bulamayacağını iddia ediyorum.
E demek ki onlar senin için önemli değil bunlar önemli, demek ki İstanbul "sana göre" dünyanın en güzel şehri değil.
Aynı şekilde, başkaları için öyle.

Dünyadaki insanların İstanbul'u neden bu kadar beğendiğini anlayamayacak olmak bana biraz kıt fikirlilik geliyor üzgünüm, o yüzden böyle Bilale anlatır gibi yazdım. Yoksa bu sorunun olması gereken cevabı: sana göre değil ama bazılarına göre öyle.
-1
Bruce
(30.11.25)
"gelirin yıllık 200 bin dolardan fazlaysa evet mis gibi şehir. ayda 80-100k tl kazanıp abi istanbul yeaa diyenler özellikle beyaz yaka tayfa bence biraz salak
0
f02561
(30.11.25)
istanbu'da doğdum büyüdüm ve onlarca ülke, yüzlerce şehir gezdim. istanbul'u ilk 10'a bile sokmam. ne yaşanılabilirlik olarak, ne ekonomik olarak, ne sağlık açısından vs. vs.

ama istanbul'u 5-10 gün geçirmiş çok yabancıyla tanıştım. avrupa'lısı, amerika'lısı. çoğundaki izlenim çok başka. yani en sevdiği şehir mi dersin, bi daha gitmek için plan yapanlar mı dersin, heyecanlı heyecanlı fotoğraflarını gösteren mi dersin. batılı bir turist açısından hem bu kadar oryantal ve orta doğu yanı olup hem de bu kadar batıya adapte, modern ve güvenle gezebildikleri çok az yer var.

keza iddia ediyorum, oligarkından arap emirlerine, abd'li milyonerlerden uzak doğunun kilit isimlerine pek çok kişi şu an istanbul'da ve onların gözünden de çok başka bir şehir. çünkü parayla deneyimin bu kadar değişebildiği fazla şehir yok. bu apayrı bi konu.
0
gitdaddy
(30.11.25)
soylenenlere bir sey eklemek istiyorum. istanbul kozmopolit bir sehir degil. istanbul'da yasayanlarin ne kadari yabanci? resmi rakamlara gore bir milyon civari. yani neredeyse %5 civari. birincisi bu cok dusuk bir oran. ikincisi bu %5'in zaten cok buyuk bir bolumu ulkesinden kacmis ama avrupa'ya gidememis siginmacilar ve gocmenler. kucumsemek icin soylemiyorum. fakat kozmopolit sehir boyle olmaz. yani guzel, eglenceli vs. oldugu icin kalabalik diyorsunuz ama yabanci yok denecek kadar az (yani tercih edilen bir sehir degil). ayrica ic gocun nedeni de istanbul'un guzel, eglenceli vs. olmasi degil maddi kaynakli. bunu zaten istanbul'daki carpik kentlesmeden gorebilirsiniz.

ikinci deginmek istedigim konu da dunyanin en guzel sehri diyenlerin kimler oldugu. yani bunu soyleyenlerin cogu turk, yabanci birinden istanbul'un dunyanin en guzel sehri diye bir sey duymadim. evet, guzel sehir cok duydum ama turistik olarak gittiginde cogu yer guzel zaten, nihayetinde sinirli bir sureyle gidiyorsun, turistik yerleri geziyorsun, planin programin oluyor, butcen oluyor vs. elbette bu kaos, carpiklik, tuhaflik yabancilara da otantik, enteresan geliyor.

ucuncusu mesela hangi ranking'te istanbul birinci cikmis bilen var mi? ben bilmiyorum. ayrica soyle bir durum var. bazen en cok ziyaret edilen sehir cikabiliyor. ama bu rankinglerde transfer yolcularinin seyahatleri de eklenebiliyor. soyle ki turk hava yollari'nin bir servisi var, biliyor muydunuz bilmiyorum ama transfer yolcusuysaniz ve ucaklariniz arasinda belirli bir saat farki varsa ucretsiz sehir turuna katilabilirsiniz. ustelik yemek, muze girisleri vs. dahil ucretsiz. bilmiyordunuz degil mi? asagida kaynak verdim. iste bunlar da genelde ziyarete dahil ediliyor. tabii ziyaret etmek en guzel sehir oldugunu dusundukleri icin olmayabilir veya ziyaret sonrasi bu dusuncede olmayabilirler.

kisacasi bu goruse katilmiyorum, ama zevkler ve renkler tartisilmaz tabii.

kaynak: www.turkishairlines.com
0
Sour
(30.11.25)
@bruce

“Dünyanın nefes alması, park etmesi en kolay, parkları yeşili en bol şehrinde(neresiyse fark etmez) İstanbul'un sahip olduğu güzelliklerin hiçbirini bulamayacağını iddia ediyorum.”

Ne alakası var abi. Senin yapılaşman rezaletse, insana verilen değer yerlerdeyse, yapılaşma, ulaşım ve bireysellik vs kimsenin umrunda değil herkes olabildiğince vurdumduymaz ise tarihi alandan yok, geçmişten gelen mirastan filan da kurtaramazsın bu işi. Hoş o da kalmadı da. Yapılan restorasyonlara bak be bi. Her alanda şehrin içine edilmis. Gayet de örnekleri var. Sen becerememissin ve rezil etmissin. Roma, Londra, Viyana, Paris bu şehirlerde hem tarih var hem yaşam var. İnsanca yaşam.
0
🌸tahirkemalbozoglu
(30.11.25)
istanbul büyük ihtimalle dünyanın en güzel şehri. baya da yer gezdim, karşılaştırılabilecek bir yer bulamadım.
-1
tchuck
(30.11.25)
bu tamamen bakış açısı, beklenti ve maddiyatla alakalı bir ikilem. çok trafik var, çok kalabalık vs gibi söylemleri dünyanın sayılı metropollerinden biri için söylemenin bir manası yok, zira bütün metropoller böyle. metropolleşmeye çalışan yeni kurulan şehirler de böyle, Dubai vs.. İstanbul'u diğer metropollerle kıyasladığında çok önemli artıları var, bu yadsınamaz bir gerçek. yemeğinden sporuna, denizinden-boğazından kültürel aktivitelerine, tarihinden tut havasına (temizlik demiyorum sıcaklık diyorum), dünyanın her yerine uçuş bulabildiğin harika bir lokasyon ve hava yolu imkanından, uluslararası bir çok işin hubı olmasına bir çok anlamda kıyas götürmez avantajları var. maddi açıdan iyi bir durumda olmayıp, iyi bir semtte yaşamıyorsan, işinle evin arasında mesafe çoksa bunlar her metropolde olduğu gibi problemdir. ama istanbul'da villa hayatı yaşayan da binlerce insan var. Ya da Fenerbahçe'de ev, Kalamış marina'da tekne, caddede ofisi olan bir insanın hayatına kötü diyebilir misin? Böyle bir imkan kaç metropolde var? Çok iyi restoranlar, iyi bir gece hayatı, durmak bilmeyen servis ve hizmet sektörü, bürokrasiyi hızlı hallettirebildiğin bir sosyal hayat.. İstanbul'da ortalamanın üstünde geliri olan insanlar gerçekten çok iyi bir hayat yaşıyor.

ayırca yürüyecek yer yok demek biraz haksızlık olur. evet şehrin eski bölgesi bir miktar dar doğal olarak ve tabii ki Mecidiyeköy Esenyurt vs gerçekleri de var ama iki yakasında da hala mis gibi kilometrelerce sahil var, boğaz da keza öyle, ayrıca ormanları var, tarihi yarımadada yürümenin verdiği keyif var. biraz tek taraflı bir yorum olmuş.

Ayrıca İstanbul'a gelip de beğenmeyen, etkilenmeyen birini görmedim bu güne kadar ki yıllardır uluslararası ticaret alanındayım yüzlerce misafirim oldu. Kendim de 40 ülke gezdim, yüzlerce şehir. Dünyanın en iyi şehri sorusu zor bir soru, bir çok katman var, bunu bilemem. Ama İstanbul kesinlikle bu soruya aday bir şehirdir.
+2
awlmi
(30.11.25)
Yurtdışındayım, bence İstanbul çok güzel.
-2
Kahvedesu
(30.11.25)
O efsane soz: Vatandasi olmasak guzel ulke aslinda. Fonda: www.youtube.com

Bunu diyen yabanciysa kisaca nedenleri:
- Resepsiyonist, garson, hizmet sektoru bir iki hello ceker, guler yuz gosterir hemen tav olurlar. Hizmet sektorunde ustumuze yoktur. Taksicimiz turist musteri icin adam bicaklar gozunu kirpmadan. Bir cok ulke hizmet sektorunde berbat, guler yuz hak getire. Iyy yabanci geldi, bunla mi ugrasicaz, dilimizi konussun, dilimizi niye ogrenmemis diye turist adama multeci, vergimizle gecinen siginmaci muamelesi cekip irkcilik bile yaparlar.
- Yemeklerimiz, mutfagimiz cok buyuk arti. Londra'da Turk restoranlarinda calisan tanidiklarim var. En sevmedikleri Turk musteriydi. Turk musteri cunku o yemegin nasil olmasi gerektigini, kivamini, tadini biliyor. Yabancinin onune ne koysak yiyor, herseyi begeniyor mallar diye dalga geciyorlardi. Cogu ulkenin damak zevki yok, patates kizartmasini, sosisi bile yemek saniyorlar.
- Ulkedeki cinsel aclik nedeniyle yabanci kadin turistler kendini burada Bella Hadid zannediyor. Rahatsiz olan da vardir ama begenilmek, ilgi gormek dunyanin en guzel seyi hele bir de kendi ulkenizde ortalama veyahut ortalama alti bir tipseniz hoslarina gidiyor. Ayni durum erkekler icin de gecerli. En ortalama sarisin batiliyi koy, Kivanc muemelesi gorur yani. Maalesef fizik, guzellik, kendine bakma gibi durumlarda ulke ortalamamiz cok dusuk.
- Haklarinini asla odeyemeyecegimiz sokaktaki kedi, kopek dostlarimizin yaptigi pr. Yabanci zaten sokakta basibos bir kedinin, kpegin oldugunu gorunce mavi ekran veriyor. Sen bunun onune yatip, sev diye kucagina oturursan eriyorlar.
- Bogaz, Tarihi yarimada'nin guzelligi.
- Sehrin canli civil civil hareketli olmasi. Atiyorum bugun pazar, Avrupa'da yaprak kimildamaz. Bizde hafta ici hafta sonu, gecmis erkenmis farketmez sehir yasiyor dersin yani.
- Saglik turizmi, estetik turizminde de ucuyoruz zaten.
- Turk dizileri. Belki de en onemlisi sona kaldi. Ulkeye turisti ceken en buyuk etmen kanimca.
0
freedonia
(30.11.25)
İstanbulun bazı bölgeleri çok güzel doğru turistik gezersen güzel diyebilirsin ama bütüne bakarsan güzel diyemem.
0
basond
(30.11.25)
Turistik olarak istanbul dünyanın en güzel 10 şehri arasında. bunu birçok seyahat dergisi de sık sık listelerde söylüyor.

Ama en güzeli mi? Tartışılır.

Yaşamak içinse yaşam endeksi sıralamalarında epey gerilerde.

Evet turist olarak gelip bir süre kalıp gidenler tabii ki bayılır. Hindistan'a gidenler de bayılıyor ay ne otantik diye. Ama bir de yaşayana sor.

Batılılar istanbul'u otantik ve değişik bulduğu için seviyor. Müslüman ağırlıklı nüfusa sahip şehirler içinde en güvenilir gezebildikleri yer çünkü. Bir de batıda alıştıkları konfor da var. Yani alıştıkları birçok şeyi istanbul'da bulabiliyorlar. Tarihi mirası kuvvetli vs... Bir de ucuz. Batılı turisti cezbedecek her şey var.

Ama bu dediğim 90'lar 2010'larda daha belirgindi. Şimdi biraz daha farklı turist profili de değişti. Biraz hala bir popüleritesi var ama eskisi kadar değil. Biz biraz geçmişin mirasını yiyoruz.

Yani dubai ile istanbul'un yıllık turist sayıları neredeyse kafa kafaya. Dubai dediğin 15 senelik bir şehir. Buradan biraz ders çıkarmak lazım.

Bir defa istanbul sanıldığı kadar kozmopolit değil artık. Zaten öyle bir nüfus çeşitliliği yok. Yani New York'a bakıyorsun, yedi milletten adam bir arada. Bir yanda Çin lokantası, karşısında dönerci, yanında hamburgerci... Otobüse biniyorsun şoför senegalli, taksiye biniyorsun şoför hintli, restorana gidiyorsun garson italyan, şef fransız... Bu çeşitlilik kültürel zenginliktir.

Eskiden global şirketlerin doğu avrupa ya da orta doğu merkez ofisleri buradaydı. Şimdi doğu avrupa merkezleri varşova'ya kayıyor, orta doğu merkezleri dubai'ye.

Kültür sanat arenası da rekabet ettiği şehirler gibi öyle çok parlak değil. Dünya çapında meşhur sahneler yok, hiç olmadı. Galeri ve müze koleksiyonları sınırlı. Yani dünyanın en güzel şehri diyorsak turistik manada, new york'taki müzeleri düşünün, londra'yı, Paris'i bir de istanbul'dakilerin koleksiyonlarını düşünün.

Gastronomi, mutfağımızla çok övünüyoruz ama... Biz kendimizi övüyoruz. Evet güzel mekanlarımız var, güzel bir kültürümüz var. Ama daha birkaç sene öncesine kadar michelin yıldızlı restoran bile yoktu İstanbul'da.

Bilmemkaç kilometre sahilden bahsediyoruz şehirde, ama barcelona'ya bakıyorsun, şehir boydan boya plaj neredeyse. İstanbul'da denize adım atabileceğin yer sınırlı. doğru düzgün deniz ulaşımı bile yok.

Elde sadece bir boğaz manzarası kalıyor.

Yani bütün olası rakiplerle kıyaslayınca... Güzel şehir ama en güzeli mi?
+1
anten
(30.11.25)
Yedi göbek İstanbul Tarabyalıyım ve İstanbul dünyanın en güzel şehri diyen birine tek önerim google mapsden Genoa’da herhangi bir yerin sokak görüntüsüne bakmasıdır..
0
suicides underground
(01.12.25)
istanbul gerçekten taşı toprağı altın eşsiz bir şehir. belediyelere kızıp kenti boklamaya gerek yok. arada metrobüsten cık gozlerini baska yerde aç belki güzelliklerini fark edersin.
-1
koela
(01.12.25)
Gezmesi güzel, yaşaması kötü. Yine de Beşiktaş-Kadıköy vapuruna binince insan iyi ki burada yaşıyorum diyor. Sonra Marmaray'a balık istifi binince severim bu aşkın ızdırabını diyor. Dünyanın en güzel şehri değil bence İstanbul ama nevi şahsına münhasır bir şehir. Benzeri yoktur dünyada bence.
0
peki madem
(01.12.25)
inanıyorum. Acarkent'te yaşıyore.
-1
gabe h coud
(01.12.25)
(9)

Eve gelen dilenci

anten
Demin kapı çaldı, açtım kapıda tuhaf bir kadın vardı. Yanında da ufak bir çocuk vardı. Kadın kapıya yaslanmış halde gibiydi ben açtığımda. Kapıyı dinliyordu bence.Yardım topluyorum abi dedi ama yok dedim kapattım kapıyı.Takip ettim direkt diğer katlara da gidecek mi diye direkt binadan çıktı başka b
Demin kapı çaldı, açtım kapıda tuhaf bir kadın vardı. Yanında da ufak bir çocuk vardı. Kadın kapıya yaslanmış halde gibiydi ben açtığımda. Kapıyı dinliyordu bence.

Yardım topluyorum abi dedi ama yok dedim kapattım kapıyı.
Takip ettim direkt diğer katlara da gidecek mi diye direkt binadan çıktı başka binaya bile uğramadan sokakta yürüyüp gittiler.

bence evi ya da binayı kolaçan ediyordu ama ben mi paranoya yapıyorum? Yoksa paranoyamda haklı mıyım?
+1
anten
(28.11.25)
Varsa o saatteki giriş koridolardaki güvenlik kamera kayıtlarına bakın.
0
diyecevaplandı
(28.11.25)
hırsızlığa gelmişlerdir. klasik hırsız taktiği bu.
+4
cisimcik golgi
(28.11.25)
Peki önümüzdeki günler için bir paranoya yapayım mı?
0
🌸anten
(28.11.25)
oturduğum apartmanda her katta 2 daire var. geçmiş zamanda yangın dedektörü şeklinde bir güvenlik kamerası takmıştım benim kapıyı görecek şekilde. dilencisini de gördüm, para pul almak için gelen ramazan davulcusunu da, apartman arasında duran bisikleti çalmaya çalışırken yakalaım bir defa bi davulcuyu. aynen dediğiniz gibi kapı dinleyen sonra karşısına çıkınca dilenci numarası yapan da gördüm.

geçen su tesisatı yenilendi evin. o zaman o kamerayı söktüm. baktım olmayacak internetten sipariş verdim 2 adet kamera görünümlü kamera taktım. dairenin içine kadar kablosunu çektim ama henüz tadilat sebebiyle bağlantısını yapmadım. emin olun o kameraların orda olması ve daireye kablo girmesi bile çok büyük caydırıcılıktır.
+2
Fodera
(28.11.25)
Guvenlik kamerasi takin. Alarm takin. Kapi kilitlerini kaliteli ozel kilit kullanin. Kilitler mutlaka yeni tip rozetli olsun. Bunlar 2025 yilinda şart artik.
+4
die fetten jahre sind vorbei
(28.11.25)
Hırsız evi yokluyor. Aynısı başıma geldi, öncesinde kapı da çalmadı kedilerim huylanıp kapıya gidince ben de kapıyı açtım. Kadın kapıyı dinliyormuş neredeyse içeri düşecekti. Ne oldu dedim, bilmemkime baktım yanlış ev herhalde dedi kaçarcasına gitti. Aynı gün yan apartmanda öğrenci evine hırsız girmiş kesin bu kadındı. Dolana dolana gidiyor demek hangi evi denk getirirse patlatıyorlar.
+4
koskoca kirpi
(29.11.25)
Sizin şüphelendiğinizi anlamış. O yüzden başka bir yere uğramadan direk bölgeyi terk etmiş gayet akıllıca.
+2
ground
(29.11.25)
maalesef şüpheli bir durum izlemeye çıkmışlar. ben olsam eve kapıdan başka herhangi bir giriş seçeneği yoksa Ezvız Db2 Pro tarzı bir ürünü en kısa sürede takarım. eğer kapı haricinde de giriş seçeneği varsa bi güvenlik sistemi düşünürüm.
0
bravoteam
(29.11.25)
Dilencinin eve gelmesi pek alışılmış durum değil. Bu 90 larda oluyordu bazen ama uzun zamandır böyle bir şey duymadım.
0
michael harddd
(29.11.25)
(3)

Bacak kasları için eliptik bisiklet mi trainer mı daha iyidir?

anaphylacticshock
Merhaba,Bacak kaslarımı, özellikle alt bacak ve aşil tendonu kısmını çalıştırmam lazım. (Varisim var.) Eliptik bisiklet iyi diyorlar. Şu büyük pedallı, yürür gibi adım attıran modeller. Bir de normal bisiklete sabitleyici bir aparat takılıp evde kullanılabiliyormuş sanırım. Bunun adına da TRAINER di
Merhaba,

Bacak kaslarımı, özellikle alt bacak ve aşil tendonu kısmını çalıştırmam lazım. (Varisim var.)

Eliptik bisiklet iyi diyorlar. Şu büyük pedallı, yürür gibi adım attıran modeller.

Bir de normal bisiklete sabitleyici bir aparat takılıp evde kullanılabiliyormuş sanırım. Bunun adına da TRAINER diyorlar galiba.

İkisinin yaptığı hareket farklı. Eliptik bisiklet, büyük kar ayakkabısı gibi şeylerle ileri doğru adım attırıyor. Trainer ile ise normal bisiklet pedalı çeviriyorsunuz.

Sizce bacak, özellikle bilek kasları için hangi seçenek daha uygun?

Bisikletim çok eski. Eğer trainer seçeneğini tercih edersem yeni bir bisiklet ve o sabitleyici aparattan alıcam. Bisikleti ileride dışarıda da kullanabilirim diye düşündüm.

Eliptik bisiklet seçersem de kaliteli bir şey almak istiyorum. Mümkünse profesyonele yakın bir cihaz. Fiyat meselesi çok önemli değil.

Sizce hangisi benim işimi görür? Hangisi bacak ve bilek kaslarını daha iyi çalıştırır?
0
anaphylacticshock
(28.11.25)
Çok sağolun. Benim de aklım eliptik bisikletten yana ama diğer alternatifi de araştırayım dedim.

Profesyonele yakın olanların taşıyabileceği kilo sınırı daha yüksek oluyor genelde.

Yoksa ben de uygun fiyatlı bir ürün almak istiyorum ama ev ahalisi olarak hepimizin kilo sorunu var maalesef.
0
🌸anaphylacticshock
(28.11.25)
Hocam bisiklet ve eliptik yürüyüş aletleri daha çok kardiyo çalışmaları içindir.

Tabii ki etkisi olur ama sizin kas kazanmak için direnç antrenmanları yapmanız lazım.

Bilek kasları için özellikle calf raise / dumbbbell calf raise türü çalışmalar yapmalısınız. Spor salonunuzda calf machine varsa o da olur.

Calf dışında leg curl, leg extension gibi makinelerle yapabileceğiniz çalışmalar da bacak kas grubunu toparlar.

Bunlar başlangıç aşamasında işinize yarayacak çalışmalar.

Ama tabii spor salonuna gidiyorsanız. Evde de yapılabilir ama spor rutininiz, salon alışkanlığınız yoksa, evde sakatlanabilirsiniz.
0
anten
(28.11.25)
@anten +1
O iki alet de işinize yaramaz. Doktor önerisi değilse vazgeçin ve standing calf raise ile seated calf raise hareketlerinin evde yapılan şeklini haftada 3 gün 3x15 tekrar yapın, hareket kolaylaştıkça ağırlık arttırın. İki ay içinde ve devam ettiğiniz sürece faydasını görürsünüz.
0
Mirket
(28.11.25)
(17)

harcamak için para kazanmak, sıfırı tüketmek

gezer
kasım indirimleri ile birlikte biraz fazla alışveriş yaptım ve ben napıyorum diye sorgular oldum. evliyim. kadın tarafıyım. maaşım net 46 bin, nadiren mesailerle biraz fazla oluyor. senede iki maaş ikramiye. eşimin maaşı de 190 bin'e yakın sanırım. ev kredimiz var, çocuk özel kreşe gidiyor, araç yok
kasım indirimleri ile birlikte biraz fazla alışveriş yaptım ve ben napıyorum diye sorgular oldum.

evliyim. kadın tarafıyım. maaşım net 46 bin, nadiren mesailerle biraz fazla oluyor. senede iki maaş ikramiye. eşimin maaşı de 190 bin'e yakın sanırım. ev kredimiz var, çocuk özel kreşe gidiyor, araç yok.

kredi, kreş vs tüm büyük kalemler eşimde. ben bir iki fatura, aidat ödüyorum. onun dışında kendime, eşime, çocuğuma bir şeyler aldıysam onların taksitleri oluyor. kalanı da günlük market alışverişi veya dışarıdan yemeğe gidiyor. ay sonu sıfırı tüketiyorum. gelirimi aşmıyorum. birikim yapmıyorum ama ikramiyelerimi eşime veriyorum, o da harcamıyor tabi birikimde filan değerlendiriyor sanırım. zaten eşimin kendine göre ayrıca bi birikim planı var. alışveriş vs yapmadan önce de birbirimize danışırız. şu anki maddi durumda eşimin benden bir şikayeti yok. bir keresinde maaşının yüzde yirmisini kendin için biriktirsen iyi olur filan demişti, onun üzerine biraz denedim. şansıma biraz mesai de almıştım, çocuğun kreşinin kırtasiye ücretini ayarladım, biraz da kenarda kaldı. kalan da 12bin filan :D

dün akşam yine bi indirimden alışveriş yapınca ben ne yaşıyorum dedim. kazanıyorum, harcıyorum, eee? yanlış anlaşılmasın. çalışmak konusunda sorunum yok, çalışıyorum, çalışacağım da. şöyle düşündüm ve çok mantıksız geldi yaşanan her şey. çalışmasam zaten bu kadar kıyafete, ayakkabıya, şuna buna ihtiyacım olmaz. zaten param olmadığı için alamam da. çalışmadığım için zırt pırt eşime hediye almam, bi sene ben tatile götürmüştüm mesela böyle bi girişimim de olmaz. eşimden harçlık alsam, çocuğu alma bırakma işi bende olacağı için özelden alıp devlete veririz ve ordan bi kara geçeriz. eee yani gerçekten işten çık evde otur daha mı iyi yani?

tekrar söylüyorum, işten çıkmak bi seçenek değil. sadece gerçekten çok saçma değil mi?
iki ikramiyem de olmasa elle tutulur bi faydam yok. evde olsam her seferinde trendyol kuryelerine para vereceğime markete gider kendim alırdım belki.

şu anki iş yerimde beşinci yılım. başka iş bakmak da bi seçenek ama kalifiye biri değilim, üniversitede okuduğum bölümle alakalı bi iş yapmıyorum, yaptığım işin dışarıda tam karşılığı yok. cumartesi-pazar, resmi bayramlar tatil, bir saat fazla çalışsan mesai ücretini alıyorsun, genel merkezden farklı bi konumda çalıştığım için izin konusunda rahatım, geç gel, erken çık vs problem olan bir yer değil, iş arkadaşlarımla iyiyim vs vs yani konfor alanındayım. seneye değişmekle birlikte eve ve kreşe çok yakın, acil durumlarda her şeye ben gidiyorum.

dediğim gibi eşimden yana bir eleştiri durumu yok. çalışmamak da seçenek değil. maaşım da düşük bir maaş. ama yine de birikim yapılabilir mi? ha genel olarak evin durumu ne derseniz tabi ki zengin değiliz ama genel olarak bakınca eksik bi şeyimiz yok. yeme içme gezme, bizim görmediğimiz hayatı kızımız görüyor. sanırım biraz da bu yüzden. yani üniversitede nispeten rahattık ama onun öncesinde fakirdik ve yeni bir şey almak, dışarıdan yemek vs hayaldi benim ailemde. meyve bile kısıtlıydı. denizi çalışmaya başladıktan sonra gördüm. sağolsun genel olarak eşim sayesinde hayat standartım yükseldi, hep söylüyorum. ama yine de mesela eşimin yaşayış tarzına yetişemiyorum. onun beğendiği ve para verdiği bir şeyi ben kendime almıyorum. kıyafette vs bi üst sınırım var yani atıyorum eşim 10.000e ceket de alsa ben bi parça kıyafete atıyorum levis pantolonsa 2000 tl veririm filan diyorum. ya da otel bakarken eşimi frenliyorum o kadarına da gerek yok diye. ikinci bi tatile çıkalım dese biri neyimize yetmiyor diyorum. yani kendi sınırlarım içinde kalmaya çalışıyorum. ama o benim hayat standartımı yükseltirken ben onunkini düşürüyorum gibi hissediyorum her zaman. ben de senin kadar kazansam şöyle olurdu böyle olurdu filan diyorum bazen.

ay ne uzun anlattım. ne sorduğumu da bilmiyorum. yani kenara 5000 tl de mi koyamıyorsun diyorsanız evet genel olarak koyamıyorum. biraz dayak yemeye ihtiyacım var sanırım bu konuda. eşine güvenerek yaşayan kadınlardan oldum diye hayıflanıyorum bazen. onun benden harçlık aldığı da olmuştur nadiren :) olabiliyor yani.

yanlış mı yapıyorum, ne yapmam lazım? konuştuk yine eşimle kalem kalem yaz harcamalarını bi bak durumuna dedi, ne desin.
+3
gezer
(28.11.25)
Mert Başaran'ın youtube konuşmalarını dinlemenizi öneririm . 2 kitabı da var okumak isterseniz .
iş değiştirmenize gerek yok bence
farkında olmadan küçük küçük rakamlarla harcıyoruz toplam büyük oluyor.
Ben bu sene kredi kartı kullanmayı bıraktım , planlı ve çok az harcıyorum , öneririm
0
devilone
(28.11.25)
esiniz kendi parasiyla kendine, siz de kendinize mi birikim yapiyorsunuz? bence oyleyse garip. evlilikte kazanilan ortaktir. esinizin birikim icin ne yaptigindan haberiniz olmamasi da normal degil. mesela ne kadar birikiminiz oldugunu biliyor musunuz?

alisveris yaparken sadece kendi paranizla mi yapiyorsunuz?

yani genel olarak esinizin daha rahat, daha para dusunmeden yasayip, sizin ufak bir butceyi ayri yonetmeye calisiyor olmanız bence garip. evlilikte butce ortak olur ve ortak yonetilir bence. birikim de ortak yapilir, buyuk harcamalar da.

tabi ben eski kafali olabilirim. ya da esimle gelirlerimiz benzer oldugu icin oyle bir derdimiz olmayabilir. bizde mesela neredeyse tum harcamalari ben yapiyorum, esimin gelirini biriktiriyoruz. gerektiginde ondan da harciyoruz. ikimiz de birbirimizden para alabiliyoruz vs. benim param onun parasi, onun parasi benim param :)

calismamak bir secenek olmamali dediginiz gibi. ne zaman ne olacagi belli olmaz, calizmazken ortada kalma ihtimali her zaman var. insan kendini gecindirecek kadar calisabilmeli mumkun oldukca.
0
lemmiwinks
(28.11.25)
@lemmiwinks yazdıklarımı okumadan mı yorumladınız acaba?
aslında sorduğunuz her şeyin cevabı yazımda var. zaten bazı kısımları yanlış anlamışsınız.

yazının ana fikri maaşımdan birikim yapamamam zaten. sadece elime toplu geçen ikramiyeleri eşime veriyorum. eşim birikime ekliyor. ne kadar birikimi var bilmiyorum da adamın bu kadar gider içinde milyonlar biriktirmediğini tabi ki biliyorum. zaten söylüyor şu kadar şunu aldım, şunu yapacağım vs diye ama ben didik didik sorgulamıyorum, gerek görmüyorum. evet sadece kendi paramla alışveriş yapıyorum, param yoksa eşimden de istiyorum, ay sonu birbirimize pasladığımız dönemler oluyor zaten. eşim sefa sürerken ben cefa çekmiyorum. o et yerken ben soğan kemirmiyorum.

ya cidden beni hiç anlamamışsınız bence. sorum eşimle aramızdaki para dinamikleri filan değildi. genel hatları ile şu an durum bu ve ben maaşımla birikim yapamıyorum dedim. ayda kenara 10.000 tl koyup, param bittikçe eşimden de isteyebilirim ki kendisi de söylüyor zaten bunu. ama ben tercih etmiyorum çünkü ha ondan çıkmış ha benden. kenara koyabiliyorsam o para mantıken kimseden çıkmıyor ve orada kalıyor olmalı. olay bu.
0
🌸gezer
(28.11.25)
ablam durumun varsa al canın istiyorsa al seni etkilemiyorsa al. ilerde almayı bırakır birikime geçersin. nasıl hissediyorsan öyle yaşa. madem eşin karışmıyor sen kendini frenleyeceğin zamanı bilirsin.
+1
koela
(28.11.25)
yani bazen bunu ben de dusunuyorum, durumum sizden epey farkli gerci ama ozellikle su dediginiz kisim ' calismasam kiyafet almam, ona gore harcarim' bende bir de su ekleniyor, seyahat harcamalarim cok fazla, istedigim yerde yasasam bu kadar paraya ihtiyacim olmayacak.

neyse benim durumum farkli da, neden calisiyoruz kismini ben de cok dusunuyorum.

sizin neden calistiginiza gelince, anladigim kadariyla yasiniz epey genc (calistigim yerde 5.yilim dediginiz icin oyle yazdim) siz neden calisiyorsunuz; 1. emeklilik, calismazsaniz bir gun eger emekli olursaniz hic geliriniz olmayacak, esinizinki de ikinize yetmez, 2. bugun az kazaniyorum diye isi birakirsaniz, tekrar is gucune katilmaniz ve 'iyi' kazanmaniz cok zorlasak, yani teorik olarak bir noktada daha iyi kazanmaya baslamaniz lazim, su anda evde cok is var simdilik ben yapayim, tasarruf edelim 5 sene sonra cocuk bi tik buyuyunce bakayim derseniz o is pek oyle olmuyor (turkiye'de), dolayisiyla is gucunde kalma halinizin sureklilik arz etmesi gerekiyor, 3- insanin kendi parasini kazanmasi, hele hele de kadin icin cok onemli. bosanma, allah korusun vefat vs. gibi durumlarda dimdizlak kalirsiniz. olmayabilir ama oladabilir. ayrica, bir gun isler kotuye giderse esinizle, iste o 'herseye ragmen kalmak zorunda olan' esler calismayan esler oluyor oncelikle.

bu tarz nedenler var. bunun disinda, esinizi frenlemenizi ve dunyada hicbir onemi olmayan marka kiyafetlere filan para yatirmamanizi tavsiye ederim. sistem zaten boyle isliyor, daha cok kazandikca pompalanan sacma sapan seyleri tuketip, bu tuketim halini surdurmek icin daha cok calisiyoruz. yani benim hedefim bu sistemden tamamen cikmak elbette sizin oyle bir amaciniz yok ama sistem sizi borclu ve harcama halinde tuttugu icin bu kadar cok 'calisiyoruz'.
+2
kassiopeia
(28.11.25)
@gezer: hepsini okudum. sizin istediginiz gibi anlamamis olabilirim. ama bence esiniz zaten birikim yaparken, sizin birikim yapamiyorum diye uzulmenize, kendinizi kisitlayip birikim yapmaya calismaniza cok gerek yok gibi gorunuyor bana. gereksiz yine harcama yapmayin tabi, har vurup harman savurun da demiyorum ama bu kadar maas alirken kendinizi birikim yapamadiginiz icin kotu hissetmenize de gerek yok.
0
lemmiwinks
(28.11.25)
Evet o da bir seçenek ama eşinizin işinde bir ters durum olsa tutunacak dalınız olmalı. Sadece para da değil. İşinden ayrılmak istese ayrılamaz. kapana kısılmış gibi hisseder. Psikolojik etkileri daha önemli burada. İşsiz kalsa, evde iki işsiz, buhranı hissedersiniz. Sonra çocuğu satışa çıkarırsınız :))

upload.wikimedia.org

Devam edeyim. 46'ya 190 ciddi bir fark ama 46'dan 10 ayırabilmek de çok büyük moral olur eşinize. 190'ın içinden büyük kalemleri çıkarınca "disposable income" yine aynı yere geliyorsunuz büyük ihtimal.

Bir de tavsiyem, senede bir kaç kere sıfır harcamalı ay yaşayın. Şirketlerde olur. Ödemiyoruz abi, kimseye para ödemiyoruz diyebiliyor bazı şirketler.

Siz de zorunlu harcamalar dışında sıfır harcamalı mesela 2 ay koyun bütçenize. çok rahatlatır ve gerekirse minimumda yaşayabildiğinizi gösterir, güven verir.
0
gabe h coud
(28.11.25)
Hocam merhaba, maaşınız birikim yapılmayacak bi' rakam değil, sizin öncelikle birikim alışkanlığı kazanmanız lazım bana kalırsa,

Eşinizin dediği mantıklı, kalem kalem yazın, ay sonunda ne kadar gereksiz şeylere - size göre tabi - ne harcamalar yaptığınızı görün, eşinizin finansal okur yazarlığı size göre daha iyi gibi geldi bana. Harcamaları yazdıktan sonra kendisiyle beraber inceleyebilirsiniz.

Bir de birikim 101 şudur ; " harcadığından kalanı biriktirme, maaşı alınca belli bir yüzde birikime ayır, kalanını harca."

bunu deneyin 1-2 ay bakalım ne sonuç alacaksınız.
0
kumandanim
(28.11.25)
Kasım indirimleri tam bir hayat sorgulaması değil mi ya, ben de geçen benzer sorgulamalara girdim bi cilt bakım seti ile sepetimde bakışırken. Durumlarımız farklı ama lan dedim ben şuan bunu niye alıyorum tam olarak. Evdekileri kullandım mı yööö. Ama çok uygun. Zaten ikibin tele harcasam ne harcamasam ne. Ev mi alabiliyoz bişey mi yapabiliyoz ikibin tele ile. Ama yani indirim olmasa böyle bişey alıcak mıydım yööö. Ama insanın lendine bakması da önemli şimdi özbakım sonuçta.
Neyse böyle uzun bi diyalogdan o gün tasarruf galip çıktı ve sepeti boşaltıp uyudum. Ama ertesi gün gittim tencere aldım. Çünkü çok uygundu.
Burdan bi hayat dersi çıkmaz tabi. Ama bi kadın olarak evliliğinin nasıl olduğundan bağımsız kenara bir miktar para koymak gerektiğini düşünüyorum. Elimden geldiğince yapıyorum. Bazısı gizli biriktiriyor, benimki gizli değil. Onun da doğrusu değişir. Ama bi miktar koymakta fayda var.
0
benim bir gizli bildiğim var
(28.11.25)
46 maaş, fatura aidat 10 desen kalır 36.

Bence sizin sorun harcamak ve sonrasında biriktirmek, bence mantıklı olan bir tutar belirleyip paranızı biriktirmek sonrasında harcamak.

her ay 500 USD veya 6 gram altın alacagım gibi veya her ay 30.000 TL'lik altın s1 alacagım gibi bir hedef verip kalan parayla da alışveriş yapman.

Senin sorgulamalarını herkes yapıyor.

eşinizin kagıda yaz taktigi çok doğru. Harcadıgınızı görmüyorsunuz, bir de kredi kartı kullanımını bırakın bence
0
liberal
(28.11.25)
Bizdeki durum şu.eşim maaşlı çalışan,ben serbest çalışıyorum maaşım yok.eşimin maaşı türkiye koşullarında oldukça iyi ama iki kızla beraber ay sonunda maaşının hepsini yiyordu.ona hisse senedini anlattım bir kaç yıl önce.kendisine bir kaç hisse belirledi.aklına geldikçe girip fiyatına bakmaksızın farkına varmayacağı miktarlarda hisse senedi alıyor.şu an ne kadar oldu bilmiyorum ancak cnbce seyretmeye başladı,halka arz,temettü falan diye dolaşıyor evde.banka özel temsilci atamış onunla konuşup duruyorlar.

Burada hisse senedi konusunda bayağı bilgili arkadaşlar var,bir danışıp ufak ufak uzun dönem hisse senedi alabilirsiniz atıyorum bu ay 1-2 bin liralık ya da teknik boyutunu bilmiyorum ama bankadan çok mesaj geldiği için bes te devlet katkısı bitmeden girin falan deniyor aynı minik miktarlarda çocuğunuza kendinize bes yapabilirsiniz.

Benim kafam ye gitsin dünyaya bir daha mı geleceksin şeklinde çalışıyor ama hanım bu para değerlendirme işinden çok keyif alıyor,sizede iyi gelebilir diye düşünüyorum.
0
duptıs
(28.11.25)
Eşin hem birikim hem harcama kontrol yöntemi olarak doğru tavsiyeler vermiş. Senin de sorguladığın nokta çok doğru. Kazandığını önemsiz şeylere harcıyorsan hiç çalışmamak daha tatminkar bir hayat bile sağlayabilir çünkü kendine ve sevdiklerine ayırabileceğin zaman artacak. Ya çalışıp harcamalarını yöneteceksin, ya gelirini arttıracaksın, ya da çalışmayıp biraz küçülecek fakat zaman arttıracaksın. İşte rahatın iyiyse en kolayı ve en mantıklısı biraz harcama kısıp aylık birikim yapan noktaya gelmek.
+1
osssy
(28.11.25)
Maaşınız birikim yapılabilecek bir tutar. Çocuklu ailesiniz şirket arabası yoksa ayağınızı yerden kesecek bir araç hedefi güzel olabilir bence. Ben kendimi kısıtlamak için internetten taksitli bilezik alıyorum paşa paşa birikmiş oluyor. Bu yöntemle araba aldım mesela şimdi hedef başka yavaş yavaş birikiyor. Şuan genciz çalışıp kazanıyoruz ilerisi kötü olacak emekli maaşları kuş kadar, pasif geliri olmayan insanların birikim yapmaması bana çok cesurca geliyor.
0
cilekli pasta
(28.11.25)
Enişte çaktırmadan 50-30-20 kuralından bahsetmiş. Dünyanın bin türlü hali var , bence denenir.
0
ketcapli dondurma
(28.11.25)
üzülerek okudum. maalesef çok kişi bunu yaşıyor. çok olumsuz bir devirde yaşıyoruz. genç insanların birikim yapması çok zor. ülkemiz 20 yılda inanılmaz kötü bir duruma gitti. şu an maaşlar dolar olarak fena değil (geçmişe kıyas ediyorum), ama alım gücü yerlerde geziyor.

eşinizin biraz kenara koyduğunu tahmin ediyorum. zaten iki para da aynı şey. O maaşla birikim yapamamanız bence normal. son olarak bence çocuğu özel okula göndermeyin.
0
ebabil curnatasi
(28.11.25)
para harcamak hepten kotu degil de amacli bir sekilde harcamak lazim. hepimiz alisveris bagimliligindan muzdaribiz zira dogdugumuzdan beri 4 koldan o pompalandi. ben son 5-6 senede cok cok az alisveris yapmisimdir, buna ragmen hala dolabimda etiketi uzerninde duran pantolonlar, ceketler, hic giyilmemis ayakkabilar var. cunku sira gelmiyor hepsini giymeye, keske bunlara verdigim 30-40 bin lira alimde nakit olsa su an diyorum bakip. senin de muhtemelen her ay ala ala kiyafetler ayakkabilar yigiliyordur, mevcuk stogundan giyinmek yerine calisiyorum o yuzden habire kiyafet almaliyim varsayimini biraz daha sorgulaman lazim.
0
hot potato
(28.11.25)
Maalesef ülkemizde tasarruf bilinci çok kuvvetli değil.
Uzun vadeli düşünmediğimiz için.

Basit bir örnek vereyim. Ufak dediğiniz meblağ, mesela 200 TL. Günde 200 TL saçma sapan harcanıyor, abur cubur alıyorsun, kahve içiyorsun, sipariş uygulamasında komisyon olarak ödüyorsun... Fark etmeden harcıyorsun. Peki bu 200 tl'yi harcamazsan ne olur? Çok değil günde 200 tl daha az harcasan. 200*365=73000 TL. Neredeyse 2-3 günlük mütevazı bir tatil parası. Sana 73000 TL'yi sokağa at desem elin titrer. Ama gün içinde titremeden yapıyorsun gibi düşün.

Şimdi daha uzun vadeli düşünelim. Yılda 73000 TL, 10 yılda 730000, 20 yılda 1.460.000 TL. Bu hesabı yaparken enflasyon yokmuş gibi düşündüm. Çünkü bugün 200 TL harcadığın şeylere seneye belki 250 300 harcayacaksın, o dengeleyecek gibi düşündüm. Bu 730000'i o günün 730000'i gibi düşündüm yani. Ya da harcamadığın parayı enflasyonun biraz üzerinde değerlendirmişsin gibi düşündüm.

Anlatabildim mi? Yani günde harcadığınız fazladan 200 tl, 1 yılda 1 tatil, 10 yılda iyi kötü bir 2. el araç, 20 yılda ufak bir arsaya denk geliyor belki de. Böyle düşünerek işe başlayın.

Açıkcası tüm büyük masraflarınızı eşinizin karşıladığı bir ortamda 46000 TL çok da ufak bir meblağ değil. Çünkü görünür ciddi bir masrafınız yok. Yani her ay kenara 10.000 TL atsanız, yine cebinizde doya doya harcayabileceğiniz bir 36000 TL kalır diye düşünün.

sizin yaşadığınız şeyin adı yaşam tarzı enflasyonu. İnsanlar geliri arttıkça harcamalarını da arttırıyor. Mesela eşiniz çalışmasa siz o parayla geçinmek zorunda kalsanız bu harcamalara dikkat edersiniz. Ama şu an konfor alanındasınız ve bu yüzden statü için harcıyorsunuz. Biraz psikolojik sebepleri de var bu harcama dürtüsünün. Dopamin bağımlılığı gibi, hızlı tatmin. bunlarla ilgili kitaplara bir bakın.

Bir de parayı kenara atıp unutmak değil, enflasyondan koruyacak hatta enflasyonun bir miktar üstünde getiri sağlayacak şekilde değerlendirmenin de önemini vurgulayayım.

Şimdi gelelim niye çalışıyoruz?
Para kazanmak için.
Parayı niye kaznaıyoruz? rahat bir hayat için.
Peki tüm kazancımızı niye harcamamalıyız?
Çünkü bugün kazanabiliyorsunuz ama ilerde kazanamama riskiniz var.

Eşiniz de siz de özel sektördesiniz anladığım. Özel sektörde görünmez bir yaş bariyeri vardır ve bir yaştan sonra insanlar eskisi kadar çok kazanamamaya başlarlar. Sonrasında da emekli maaşları malum.

Yani paraya belki de en çok ihtiyaç duyacağınız yaşlarda, geliriniz bugüne göre daha az olabilir.

Allah korusun ama sağlık problemleri, çocuğunuz varmış onun üniversite masrafları, evlenmek istediğinde yuva kurmanın maliyetleri...

Daha geçen gün bir arkadaşımın annesi ameliyat oldu. 900bin tl'ye yakın harcama yapmak durumunda kaldılar. 2 arabaları vardı, 1'i gitti bu ameliyat için.

Anlatabiliyor muyum?

Geçenlerde bu konuyla ilgili bir sitede şöyle bir yazı vardı:

"Bugün giydiğin ayakkabının markasını 10 sene sonra kimse hatırlamaz. Ama sen 10 sene sonra o ayakkabıya harcadığın paraya ihtiyaç duyabilirsin."

Bu şu demek değil, ot gibi yaşayalım. Ama 10 harcıyorsan eğlenmeye, alışverişe, atıyorum 8 harca, 5 harca. Eğlenceni de yap, birikimini de.

Hayat hep böyle gitmez. Akarken doldur demişler.


Aşağıya bu konuda ilgi duyanların seveceği 3 site ve güzel yazı bırakıyorum.
www.paradurumu.com
akillibutce.com
monay.com.tr
0
anten
(28.11.25)
(11)

Evinizde/dükkanınızda kiracı bedavaya oturuyor ne yaparsınız?

mahmuttt
Kiracınız 3-4 senedir emsallerinin 5’te 1’i parasına oturuyor. Civarlar 150 binse 30 ödüyor yani. Size karşı bu fiyat benim hakkım diyerek pişkin, ukala ukala sırıtarak davranıyor. Kira arttırmam diyor. Kira tespit Davası da açtınız 1,5 sene sürecek. O 1,5 senenin alacağınız tutarı da aldığınızda
Kiracınız 3-4 senedir emsallerinin 5’te 1’i parasına oturuyor. Civarlar 150 binse 30 ödüyor yani.

Size karşı bu fiyat benim hakkım diyerek pişkin, ukala ukala sırıtarak davranıyor. Kira arttırmam diyor.


Kira tespit Davası da açtınız 1,5 sene sürecek. O 1,5 senenin alacağınız tutarı da aldığınızda kuş gibi olacak.

Sorum şu: hukuki yolu bekler misiniz? Yoksa giderim kavga çıkarırım tartışırım sert gösteririm mi dersiniz?
Yani hukuk dışı yollara girer misiniz ?
0
mahmuttt
(23.09.25)
sinirini bozarak çözebileceğinize inanıyorsanız yapın ama bence yüzsüz. arabuculukla da olabiliyor. hep dava sürelerini bahane ediyorlar. arabulucu bir avukat bulun ve yasal süreci başlatın. çözülmezse davaya gidiyor. zamanı geldiğinde alırsınız parasını.

benim kiracım da böyle ukalalık yaptı yaptı, internetten bakıp bilgilendi güya. kankam arabulucu avukat. şimdi en ufak bir sıkıntıda kibarca bilgilendirme yapıyor yola geldi. iskender parasına kalıyordu uyanık.
0
gadlemler
(23.09.25)
Abi böyleleriyle çok uğraşıyorum. Kiracın dükkansa yaptığı iş üzerinden vurabilirsin. Tekel 22'den sonra birilerine alkol aldırt. Görüntüle ve şikayet et. Ona da bunu yapacağını söyle.

Sallıyorum camcı. Bina altında cam atölyesi yasak. Git şikayet et gürültü ve belediye encümen kararlarına aykırı diye.

Bunlar mümkün değilse elektriğini suyunu doğalgazını kes. Git nüfus müdürlüğüne burada oturan yok. Kiracı çıktı. Abonelikleri almadı de. Düşür ikametini, bu kurumlara git ve bilgi ver. Bu yol karışık ve memurdan memura alacağın cevaplar değişir.

Kendin kes sayaçları.

Kanuni olarak zamları yapmışsa bu dediklerimi yapma. Kanuni değilse yine yapma. Ama fikir.
0
Shepard
(23.09.25)
yasal yollarla hareket etmek en doğrusu, diğer türlü suçlu durumuna düşebilirsiniz.
0
ruhlardan esinlenen karga
(23.09.25)
Bu tür insanlar hukuk dışı yolları kendileri yapar ama başkası yapamaz diye düşünüyor. Adamın dükkanını, işini baltalayacaksın ve seninle mi uğraşacağım deyip kiranı emsallere çekecek ya da dükkanı kapatacak, öyle mi? Yani ikinci, üçüncü adımı düşündün mü? Bana denk gelsen misliyle karşılık veririm.
0
gabe h coud
(23.09.25)
son yıllarda ev ve kira fiyatları çok artınca eski kiracılar bu durumda ucuz oturur oldu. böyle çok örnek var.
kavga çıkarırım, bıçaklarım diyenler neyin kafasını yaşıyor acaba. alenen suça teşvik ediyorlar.

orta yolu bulmak zorundasınız. kiracı iyi niyetli değilse ve orta yol bulunmuyorsa yasal süre sonuna kadar bekler, sonra başka kiracı bulursunuz.
zaten eski kiracılar ucuza oturur, bu yüzdan kiracılı daireler ucuza ve zor yeni alıcı bulur.
durum gayet olağan ve sık karşılaşılan bir durum.
0
abelardo
(23.09.25)
sen evini kiraya verirken emsallerin altina mi verdin? enflasyonun ve boktan ulke ekonomisinin sorumlusu kiraci mi? evini kiraya verirken yillik ne kadar artis yapacagini belirledin anlastin kiraya verdin. sonra yok ben bu kadar artis yapamam su kadar yapacagim diyemiyorsun. kira tespiti icin 5 yil oturmasi lazim. hep kendi tarafinizdan bakmayin ev sahibi olarak konusuyorum bu kosullarda kiraya veriyorsam buna gore hareket ederim, kiracimla anlasabiliyorsam anlasirim. hukuk disi bir yol ile cozebilen ornekler yok degil ama tam tersi de bolca mevcut evini zararina satmak zorunda kalan insanlar oldu. kiraci sozlesmede belirtilen oranda zammi yapip oturuyorsa senin yapabilecegin bir sey yok maalesef.
0
tahtakafa
(23.09.25)
hukuki yol uzun ve kesin olmadığı için 2. seçenek daha makul gibi duruyor.
0
duyuruuser
(23.09.25)
Oncelikle eski kiracilarin etraftaki rayice gore makul oranda indirimli oturmalari gerekiyor.Ancak sizin durumunuzda rayicin %20sini utanmadan veriyorsa oncelikle iletisimi su sekilde yapardim

5 senelik rayic belirleme zamanina yaklastiginizi bu kafayla devam ederse dava acip rayic bedeli isteyeceginizi yada cikartacaginizi soyleyip uzlasma icin tehdit edin.
Normalde Rayicin %15-20 gibi altina razi olmak iki tarafin da menfaatine iken orta yol bulmaya yanasmazsa uzun vadede kiracinin da kaybina olacaktir.Birkac sinir bozucu kiraciyla bu sekilde muhattap olunca sonraki kiracilarda mecburen bastan sisik kira belirleme yada tahliye taahhutnamesi almak gibi yollara gitmek zorunda kaliyor ev sahipleri.
0
turkuaz
(23.09.25)
3-4 senedir çok ucuza oturuyor demişsin ama davanın 1,5 sene sürmesini çok bulmuşsun. Hatayı burada yapıyorsun.

Bir yakınım sorunlu kiracılı ev satın aldı. Ödediği kira şöyle söyleyeyim rayiç bedel/6. Yani 1 ayda ödemesi gereken kirayı adam 6 ayda ödüyordu ve İstanbul'un en en prestijli bölgesi.

Kira tespit davası açtı, evet 15 ay kadar sürdü mahkeme karara bağladı. Bu esnada sürekli olarak davayı kaybedeceğini, 15 aylık farkı kendisinden tahsil edeceğini, avukat masraflarını da kendisinin karşılayacağını sürekli olarak avukatı aracılığıyla bildirdi. Bu kiracı üzerinde baskı oluşturuyor. Kiracı davayı kaybetti ve temyize de vermemişler. 6x olan kirayı ödemiyor, evden çıktı ve ihtar üstüne ihtar yiyor. Milyonun üzerinde borcu oluştu. Şimdi haber yolluyor, anlaşalım ben de anahtarı teslim edeyim gibisinden. Birkaç ihtar sonrası artık çilingirle kapı açılacak üzerine bir de evdeki hasarlar bilirkişi ile belirlenip tespit davası açılacak.

Tutar kuş gibi kalmayacak. Kira artış hızları eskisi gibi değil. Mahkemeler evet yavaş işliyor ama adile yakın bir kira tutarı tespit ediyor.

- Soğukkanlılığını yitirme, kavga-dövüş sana zarar verir. Haklıyken haksız duruma düşersin. Bu tip yollara kesinlikle girme.

- Kira tespit davanı HEMEN aç. 1 gün dahi kaybetme. Kesin olarak kazanacağın bir dava olduğu için mahkeme masrafı sana yansımıyor. Zaman çabuk geçiyor, avukatın aracılığıyla üstte belirttiğim şekilde sürekli haber yolla. Çekebildiğin yasal tüm ihtarları çek. Kiracı üzerinde yasal tüm haklarını kullan, baskı oluştur. Bir noktadan sonra kendi çıkmak durumunda kalacak.
0
Lethe
(24.09.25)
İçini ferahlatacaksa kira ödemeyip üzerine para isteyip üzerine mafya salan kiracılar var.

İşyerlerinde %25 kuralı yoktu sizinki yine de çok fark etmiş.
0
liberal
(24.09.25)
Hocam ben ev sahibi olarak yazıyorum. Ailemde de çok insan var bu sektörün her aşamasında iş yapan. O yüzden biraz net yazacağım ama bu konularda maalesef ev sahipleri ya da dükkan sahipleri biraz ezbere hareket ediyor.

tabii ki katılabilirsiniz de katılmayabilirsiniz de yazdıklarıma. Önce sorunun kaynağını anlatacağım. Sonra muhtemel benzer durumlarda ben ne yapardım onu söyleyeceğim ama siz kendiniz bildiğinizi yapın yine.

Kira kontratı bir sözleşme.

Baştan iki taraf da haklarını belirliyor.

Ticari bir sözleşme değil ama günün sonunda bir ticaret var ortada.

Ticarette de baştan her şeyi konuşmak lazım, düşünmek lazım. Ve sözleşmeye dökmek lazım.

yani adamın yaptığı pişkinlik değil, imzaladığı sözleşmeye uymak.

atıyorum ben bugün aynı durumda olsam, isterse maaşım 1 milyon tl olsun, ev sahibine derim ki kardeşim sözleşme belli. Sen de imzaladın. Daha da üstüne çıkmam bu sözleşmenin. Adam da bunu diyor size.

Şimdi kira sözleşmenizde kira artışı emsallerine göre yapılacak yazıyor mu?
Büyük ihtimalle yazmıyor. O zaman emsaller sizi ilgilendirmiyor maalesef. En azından kira tespitine başvurabileceğiniz zamana kadar.

Bunu attık kenara.

Bir diğer yanılgı, ev sahipleri gayrimenkulün sürekli yüksek gelir getirmesi gerektiğine inanıyor. Bu bir yatırım. Riskleri var, risksiz bir yatırım değil.
Bir evi kiraya verirken iyi kötü bir 5 yıllık getiri planlaması yapmaya çalışın. Türkiye'de zor ama, yine de tahmini bir enflasyon oranı vb hesaplamak lazım. Getiri bunun altında kalırsa ne yapacaksınız onu mesela planlayın.

İşin özü, ikiniz de aynı sözleşmeye imza atmışsınız.

Şartlar belli.

Adam şözleşmeye yazan oranda zam yaptıysa, şözleşme şartlarına uyuyorsa bir anormallik yok.

Aslında teknik olarak sözleşmeyi siz bozmak istiyorsunuz şu anda.

kiracı size dese ki tefe tüfe çok ben sözleşmenin altında zam yapacağım kabul etmezsiniz.

Şimdi kiracı da size diyor ki sözleşmede anlaştığımızın dışında bir zam istiyorsun kabul etmiyorum.

Bunu anladığınız zaman işiniz ve anlaşmanız daha kolay.

Ben olsam kiracıyla orta yol bulmaya çalışırım.

İlk başta yapıcı olmakta fayda var. Seni de anlıyorum sen de beni anla biraz senden biraz benden yöntemi genelde ılımlı kiracılarda işe yarar.

Çünkü ılımlı yaklaşırsanız, anlaşma ihtimaliniz var.

Ilımlı yaklaşmazsanız, iş inada biner ve tek çözüm kira tespiti talebi olur ya da kiracı tahliyesi. Yani hukuki süreçle ilerlemek dışında seçeneğiniz kalmaz.

Hukuki süreç konusunda kimseye kulak asmayın, en iyisi emlak konusunda deneyimli bir avukata danışın.

Genelde bu emlak konularında avukatı daha deneyimli olan, durumu daha iyi belgeleyebilen kazanıyor. Yani sonuç hiç belli olmaz. Ev sahibinin sosyal medya videosunu (ev lokasyonu üzerine bir video paylaşmış mesela) bulup, "bu adamın kiracısını çıkartıp kendi oturacağı daireye fiziken ihtiyacı yoktur, şu anki kiralık evinde oturmaya devam edebilir" diye itiraz eden avukat var.

İş avukatta bitiyor yani. Ama şuna da dikkat edin. Emlak davalarında avukat parasını her türlü alıyor yanlış bilmiyorsam. Ya ev sahibinden ya kiracıdan. O yüzden avukat kazanamayacağını düşünse bile size kiracıya dava açın bakalım neler yapıyoruz diyebilir. Güvenilir biri olsun.

Yani ben olsam ya düzgünce pazarlığa otururdum, oradan bir sonuç alamazsam da bir emlak avukatına gider ya da sabırla sözleşme süresinin dolmasını beklerdim.

Bunun dışında işlere kalkışmayın sakın. Birincisi hukuki olarak zor durumda kalabilirsiniz. Tehdit, rahatsız etme vb. İkincisi Türkiye'de kimin kim olduğunu bilemezsiniz. Saftirik görünen adama bir laf edersiniz, korkutmak istersiniz. Ertesi sabah 1 kamyon adam sizi kapıda bekliyor olur.

Sizin tanıdığınız birileri vardır. Onun tanıdığı daha büyük birileri vardır.
İş daha da zora gider. Hepsini geçtim adamın psikolojisi yerinde değildir, ters bir laf edersiniz size zarar verir.

O yüzden bu tip konularda her zaman sükunet ve diplomasi çalışır. Çoğu zaman çalışır yani.

Bir de bu tip durumları yaşamamak için lütfen güvenilir, büyük, kendi bünyesinde gayrimenkul alanında deneyimli avukatları olan emlak ofisleriyle çalışın.

İnsanlar kendi kafasına göre ya da mahalle arası emlakçının hazırladığı sözleşmelerle kiraya veriyor. 10 lira emlakçı parası vermemek için 100 liralık zarara uğruyor uzun vadede.

Büyük firmaların sözleşmeleri iyi hazırlanır, olumsuz durumlar için back-up maddeler vardır, taahhütnameler eklenir vs vs.

En azından her daim arayıp danışabilirsiniz.
0
anten
(24.09.25)
(6)

İşletme Modelleri

terspeygamber
Sahibinden bağımsız şekilde işleyebilen işletme modelleri (ör. franchise, self-sustaining business) üzerine yazılmış kitap, akademik araştırma ya da belgesel kaynaklarını nereden ve nasıl bulabilirim?Yani bugün sahibi olmadan kendi iç personel sistemiyle bir işletmenin bağımsız işlemesinin nasıl inş
Sahibinden bağımsız şekilde işleyebilen işletme modelleri (ör. franchise, self-sustaining business) üzerine yazılmış kitap, akademik araştırma ya da belgesel kaynaklarını nereden ve nasıl bulabilirim?

Yani bugün sahibi olmadan kendi iç personel sistemiyle bir işletmenin bağımsız işlemesinin nasıl inşa edilebileceğini öğreten bir kaynak arıyorum. Eğitim olur kitap olur veya bunu araştıran bir akademik( işletme bölümünün bir alanı) alan vs.

Örneğin klasik esnaf usulü çalışan bir işletmeyi, klasik kendi personel sistemiyle işleyebilen bir gıda işletmesine dönüştürmek gibi
0
terspeygamber
(21.09.25)
@edmond yok hocam bu bilgiler veya süreçler öyle tapınak sırları gibi şeyler değil. Sektörün içindekilerden bağımsız belirli araştırma ve gözlem süreçleriyle bunların işleyiş ve organizasyon kısımlarının dökülebileceğini düşünüyorum.

Benim sorduğum 10 bin şubesi olan dünya çapındaki işletmeler değil daha basit kendi kendine işleyen belki 100 şubesi olan gruplar gibi daha basit işletmeler
0
🌸terspeygamber
(21.09.25)
@terspeygamber boş iş derim. Çok kitap okudum, bir gün işimi kurarsam diye. Kurdum, bir işe yaramadılar. Hepsi hayal satıyor, gerçek hayat farklı ve hele yabancı kitaplar ülkemize de uzaklar. Boş laf salatası.

edmond honda +1
0
Shepard
(21.09.25)
akademisyen değilim ama belki YÖK'ün tez bankasında anahtar kelimelerle arama yapabilirsin.. karşına güzel yazılar gelecektir.
0
yankee jumping
(22.09.25)
www.youtube.com Serdar Tavus bu konuda epey video çekiyor.
0
liberal
(22.09.25)
kitap bilmiyorum ama temel özellikler şunlar olmalı diye düşünüyorum.
- Yöneticiyi iyi seçeceksin.
- Yöneticiye az da olsa hisse vereceksin.
- Yöneticiyi iyi kontrol edeceksin. (Düzenli finansal ve performans raporlar vermesi, bağımsız denetçi ile denetlenmesi vb.)
0
merhum
(22.09.25)
hocam kendi işini yöneten biri olarak söyleyeyim, iş yönetmek para pul modeller vs bir yere kadar.

Konu tamamen insan yönetimi ve ilişki yönetimi.

Bu dediğiniz yöntem de ancak ekibinizde çok iyi yöneticiler varsa mümkün.

Ya da çok iyi işleyen bir dijital ürün satış otomasyonu kuracaksınız.

Atıyorum yazılım saas vs satıyorsunuzdur.
0
anten
(22.09.25)
(10)

Ev satın almakla ilgili

pembediken
1: Kendi birikimim ve belki aileden biraz destek ya da kredi çekerek kendim oturacağım küçük bir ev almak 2: Ailemle birlikte ev alma diğer bir seçenek.
1: Kendi birikimim ve belki aileden biraz destek ya da kredi çekerek kendim oturacağım küçük bir ev almak
2: Ailemle birlikte ev alma diğer bir seçenek.
0
pembediken
(21.09.25)
2. fikir çok kötü.
0
Mcfly
(21.09.25)
'Tek çocuk muyuz?' sorusunun cevabı önemli.

Eğer öyleyse de uzlaşı sağlanmış genel kanı, aileye gelin/damat gelse de hep bir aradayız şeklinde mi yoksa biz büyüttük ama zamanı gelince yuvadan uçup gideceksin şeklinde mi?
0
Mirket
(21.09.25)
1 Kardeşim var ama evli onunla ilgili bir durum yok arada gelip kalıyor sadece. Gelin damat gelme durumu yok. Ben de 36 yaşındayım kadın bireyim evlilik ihtimalim düşük.
0
🌸pembediken
(21.09.25)
Bireyselcilik hepimizi esir almaya başlıyor.

İnsanın ailesiyle birlikte yaşaması ve birbirine manevi ve sosyal olarak destek olması kadar güzel bir şey yok.
Tabiki burada size ait bir odanız olabilcekse dahada iyi.

Evlilik ihtimalinin düşük olduğunu söylemişsiniz zaten. Kaldıki öyle bir durum olursa zaten yeni bir plan yapılır.

Tek başına alıp çıkmanız bencillik sayılmaz bana göre ama dediğim gibi ailenizle aranızda bir problem yoksa birlikte yaşamak güzledir.

Ailenizin yaşlanacağınıda göz önünde alırsak, aynı evde olmanız onlara özellikle manevi destek açısından daha faydalı olacaktır.

birlikte kalmanız onlara sosyal ve duygusal destek, güven duygusu, gibi bir çok şeyde katkınız olur bu sayede demans vb. gibi durum riski azalır.

Maddi olarak giderlerin azalması ve tasarruf ile kısımları saymıyorum bile.
0
Rao
(21.09.25)
@rao ailemle aynı semt olacak zaten yürüme mesafesinde eğer alırsam. Maddi yardım aileme tabi ki yapıyorum ayrı evde olsam da yapmaya devam ederim. Bireysellik bencillik gibi değil daha çok kendi ayaklarımın üzerinde durmak, arkadaşları eve rahatça davet etmek, kendime ait bir ev olma hissi
0
🌸pembediken
(21.09.25)
özetle siz kötü diyenlere takılmayın. Bir anne ve babanın emeğinin karşılığı ve hiç bir şeklide ödenemez.
Ancak en azından imkan dahilinde onları yalnız bırakmamak, saygı ve sevgiyi eksik etmemek bir evlat olarak sizin içsel huzurunuza katkı sağlar ve inaniyorsanız da bunun karşılığını mutlaka görürsünüz.

Yaşlarını bilmiyorum ama genelde Yanlız bırakılan yaşlılar özellikle mental sağlık sorunları ile ileride evlatları için daha büyük sorunlar haline geliyor. Bunu çevremde çok görüp şahit oluyorum.
0
Rao
(21.09.25)
36 yasinda kimse ailesiyle ayni evde kalmamali imkanlar el veriyorsa tabi ki.

Bunun tartisiliyor olmasi bile icler acisi.
0
Mcfly
(21.09.25)
1+1 olur, stüdyo daire olur, öncelikle kendi evini al. Bunu bir şekilde aileden destek almadan yap.

Sonrasında onların evi peşin yapıp falan ayrı bir aile evi düşünülebilir(imkanlar elverirse)

Onlar ikna da edilebilir. Sizden ayrılmayacağım ama kendime ait bir dünyam da olsun istiyorum dersen anlarlar diye düşünüyorum.

Şimdi ya da sonra imkanları birleştirerek ev alma düşüncesi hasıl olursa, evin ileride mirasa konu olacağını, 'onunla ilgili bir durum yok' dediğin kardeşin o an, 'durum'un yarısına illa ki sahip çıkacağını göz önünde bulundurmanda faide var.

Ayrıca sen hayatını şekillendirirken anne ve babanın bir gün mutlaka seni terkedeceklerini, sonrasında YALNIZ kalacağını ve yaşlılıkta yalnızlığın çok da çekilir bir şey olmadığını şimdiden düşünüp ona göre yol haritası çizmende fayda olduğunu hatırlatayım.
0
Mirket
(21.09.25)
36 yasinda anne babayla yasanmaz, hele hele de icinizde ayri eve cikma istegi varsa, bunun bencillikle bireyselcilikle alakasi yok. Oncelikle kullandigimiz kavramlarin tanimini bilmek lazim.
Bazi seyler yasinda yasanir, 25-35 yas arasinda hele de bekarsaniz hayati deneyimlersiniz, arkadaslarla tatile gidilir, evlerde dostlar agirlanir, hobiler vs. Elbette maddi durum elverdikce. Bunlari 50 yasinda zaten yapamayacaksiniz. Doganin duzeni bu, kus yuvadan ucabilmesi icin yetistirilir. Bu demek degil ki arayip sormayacaksiniz yanlarinda olmayacaksiniz. Ha baktiniz bir noktada onlarla yasamak gerekiyor tekrar,tekrar bir araya gelinir, bu da ok illa ayri eve ciktiniz diye omur boyu duzen boyle gidecek demek degil.
0
kassiopeia
(22.09.25)
hocam bu konuyu kafanıza bu kadar takıyorsanız aileye düşkünsünüz muhtemelen vicdan yapacaksınız demek.

Ailenizle birlikte oturmakla ilgili bir sorununuz var mı?
Bu konuda kafanız rahat olduğu sürece ve kendinize ait bir alanınız olduğu sürece 2. seçenk herkesi rahatlatabilir.

Bireycilik konusunda yazılanlara katılıyorum.
0
anten
(22.09.25)
(10)

Annenin aptal huylari

dedeminhirkasi
Kalp hastası bir kadın. Olabildiğince yormamaya, derdimizi anlatmamaya calisiyorum.Fakat sevmediğim ve değişmeyeceğini de bildiğim bir ısrar etme veya yapma dediğim şeyi yapma huyu var.İnsan annesiyle öyle veya böyle oturup iki kelam edemez mi? Ufak tefek herhangi bir hayat gayesinden bahsetsem üzül
Kalp hastası bir kadın. Olabildiğince yormamaya, derdimizi anlatmamaya calisiyorum.
Fakat sevmediğim ve değişmeyeceğini de bildiğim bir ısrar etme veya yapma dediğim şeyi yapma huyu var.
İnsan annesiyle öyle veya böyle oturup iki kelam edemez mi? Ufak tefek herhangi bir hayat gayesinden bahsetsem üzülüyor, geceleri uyuyamıyor hergun anlattığım olayı soruyor vs. Yahu kadın otur da bi bi sıkıntıya söyle derman bulabiliriz veya olur oğlum duzelir her şey vs de geç. Daha da kötü duruma getirmek neden?

Yorulmasın diye evine dahi gitmemeye başladım. Yemek yapiyor mesela ekmek bayatlamış sanırım diyorum, arkamı donuyorum bi bakıyorum markete ekmek almaya gidiyor filan. Abi geçen bunun yüzünden kavga ettik. Ben strese giriyorum bu durumda… niye böyle bir insan ya. Neden? Oturup bi çay içemeyecek miyiz. Ya en basit konuda da herhangi bir fikir belirtemeyecek miyiz?
0
dedeminhirkasi
(21.09.25)
İşte bundan sonra demek ki bunları yapmamanın doğru olduğunu anladım. Üzülüyorum gitmiyorum vs diye, gidince de tantana çıkıyor.
0
🌸dedeminhirkasi
(21.09.25)
Hepsi mi aynı acaba?

Birebir benim rahmetliyi anlatmışsın.
0
Mirket
(21.09.25)
"ekmek bayatlamış sanırım diyorum, arkamı donuyorum bi bakıyorum markete ekmek almaya gidiyor filan"

Bu senin sınavın, onu değiştiremezsin. Hem yaşlı hem de anne, değişmez. Ama sen ona mesela ayrıntı söyleme, eleştiri ya da memnuniyetsizlik sayılabilecek hiçbir şey söylememeye odaklan. Aslında senin hayatını güzelleştirecek bir çalışma bu, sana annen üzerinden sorulmuş bir soru.
0
muhayyer divan
(21.09.25)
burada aptal huylari olan bir anne yok. buyumemis karsisindaki insanin dertleri, travmalari oldugundan bihaber bencil bir insan var. anne belli ki anksiyete sahibi, demek ki ona dertler anlatilmayacak. kaldi ki "sıkıntıya söyle derman bulabiliriz veya olur oğlum duzelir her şey vs de" gibi bir talebi var bu insanin. anne ne hayat zorluklarindan gecmis, travmalarla delik desik olmus ama pasamiza derman olamadigi icin aptal deniliyor.

o kadar anlayissizsiniz ki o apar topar ekmek almaya gidisin bile bir travma tetiklenmesi sonucunu oldugunu goremiyorsunuz.

nedir bu kadinlarin sizlerden cektigi.
0
warrior princess
(21.09.25)
aynı takıntılar ve huylar yaş aldıkça sende de artacak.
0
lambırcek
(21.09.25)
Hayat gayelerinden bahsettiğinizde üzülme konusunda bişi diyemem. Ama ekmek örneği beni rahatsız etti. Evine gitmişsiniz, masaya oturmuşsunuz, kadıncağız uğraşmış. O noktada ekmek bayat dahi olsa yapacaklarım nettir. Ya hiçbir şey söylemeden o ekmeği yerim, ya ekmeğe dokunmam yemek yer kalkarım, ya hiçbir şey söylemeden giderim yeni ekmek alırım "kalabalığız yetmez diye düşündüm" ya da "sıcak sıcak almak istedim" derim. Kusur örtmek iyi bir şeydir, baktığı her şeyde kusur bulan insan sürekli şikayet eden insan beni rahatsız eder. Eleştirme, tespit yapma sorun çöz derim.

Ekmekten bağımsız olarak bir çok konuda bunu yapıyor olabilirsiniz bu arada.
0
kullanicadi
(21.09.25)
Yaşlandıkça huyları suları değişiyor uyardığında da alınıyor üzülüyor. Bu yüzden olduğu gibi kabullenip olabildiğince yardımcı olmaya çalışacaksınız.
Kendisini yormasını istemiyorsanız yormayın, yemek yemeye gitmek yerine yemek götürün ya da yemeğe götürün mesela.
Madem her şeye çok takılıyor derdinizi anlatmayın ne gibi bir çözüm üretecek yaşlı başlı kadın size allah aşkına darlanmasın en azından.
0
mutekebbir
(21.09.25)
kaybetmeden keyfini çıkartın annenizle zaman geçirmenin. varsın dertlensin varsın markete gitsin ne olacak. yeter ki mutlu olsun...

eğer yorulacağını düşünüyorsanız, ekmeği söyleyin getirden yemek sepetinden.

yemeği dışardan söyleyin.

üzmeyin olm annenizi.

benim annem de böyle. yaş ilerleyince daha da böyle oluyor. normal yani.
0
gurur
(21.09.25)
kullandigin kelimeler ve uslubundan acikca goruldugu uzere yasli ve hasta bir anneyi idare etmek icin fazla sivrisin. annenin de tepkilerini abarttigini dusunmuyorum. o uzuntuler muhtemelen senin uslubuna verilen tepkiler. ayrica empati eksikligi de had safhada hissettigim kadariyla. senin gibi bi arkadasim var. annesiyle hep azarlar gibi konusuyor. surekli yasli olmak zaten agir bir durumken hem yasli hem hasta hem yalniz olmak 10 kat daha agir bir yuk. hayat sadece siyah ve beyaz degil. griler de var.
0
dokunmakalbime
(22.09.25)
Geleneksel türk aile yapısı kadınları maalesef kendilerini başkası için feda etmeye çok alışıklar.

Ekmek bayat dersen gidip alır evet.

Değiştiremezsiniz, bunlara dikkat edeceksiniz.

Ekmek bayatlamış demek yerine gidip siz alabilirsiniz mesela bunu yapacağını biliyorsanız.
0
anten
(22.09.25)
(6)

çok aşırı kas yapmak istemiyorum:) Gedson Fernandes gibi olayim yeter:)

tantamount_to_equivalent
Su fotoyu sans eseri yeni gordum. Resimdeki ortadaki arkadasin (Gedson Fernandes) vucuduna hayran kaldim, Inanilmaz, estetik ve cekici geldi, bayagi kiskandim. https://www.facebook.com/photo/?fbid=691765156931606&set=a.194833043291489 Spor salonuna yazilasim geldi. Nasil oluyor bu isler iyi bir spo
Su fotoyu sans eseri yeni gordum. Resimdeki ortadaki arkadasin (Gedson Fernandes) vucuduna hayran kaldim, Inanilmaz, estetik ve cekici geldi, bayagi kiskandim. www.facebook.com Spor salonuna yazilasim geldi. Nasil oluyor bu isler iyi bir spor salonuna gidiyoruz, personal trainer tutuyoruz, bu resmi gostericem hedef bu Gedson diyecegim, sakin beni Savas Cebeci gibi yapma:) Personal trainer bize beslenme, vucut calisma programi hazirliyor sonra sanimirim? Biz harfiyen uyguluyoruz. Hayatimin yuzde 95'i arabasiz gecti, bacak kaslarima guveniyorum, kilo problemim de yok. Kac ayda, yilda Gedson olabilirim ben? Zor bir olay mi bu?
0
tantamount_to_equivalent
(17.09.25)
Hocam bir zamanlar "brad pitt'in fight club'taki hali gibi" bir tanım vardı her spor salonunda o geldi aklıma:)

İyi bir personal trainer size çok yardımcı olur. İyi bir hoca eşliğinde Düzgün beslenme, düzenli antrenman, düzenli uyku 6 ayda bile şekillendirebilir. 1-2 senede bu seviye olmasa bile sizi mutlu eden bir vücuda kavuşturur.

Ama burada genetik faktörler var. Yani kemik yapınız, kas uzunluğunuz vs...

Şimdi aynı antrenmanı 2 adama yaptırın biri topaç topaç olur kaslar. Biri ince uzun olur.

Bu genetik.

Belki pilates vb desteğiyle biraz şekillendirilebilir ama genetik de çok etkili.
0
anten
(17.09.25)
Sorunun cevabını tam bilemiyorum ama çok fazla kas istemediğinizi özellikle belirtin yoksa bi bakıyorsunuz sabah Arnold gibi uyanmışsınız evlerden ırak.
0
kizil karga
(17.09.25)
Gedson Fernandez vucudu icin deli gibi yag yakmaniz lazim. Yagli iseniz cok zor ama imkansiz degil
0
turkuaz
(17.09.25)
Kahin değilim ama net olarak söyleyebilirim ki vermen gereken emeği gördükten sonra daha ilk ayda vazgeçersin.

Savaş Cebeci gibi olmak kolay değil zaten, yıllarca emek vereceksin, takviyeler alacaksın vs..

Fotoğraftaki vücut ise ulaşılabilir ama kolay da değil, kolay olsa sokakta herkes six pack'le gezerdi. Boğazına sahip çıkmanın ve düzenli beslenmenin yanı sıra o düşük yağ seviyesine gelmek ve formu o noktada korumak maaşlı bir çalışanın günlük rutinine uygun bir şey değil.

Gene de bol şans.
0
kimlanbu
(17.09.25)
Hocam bunu örnek aldığına göre halihazırda zayıf birisin. Yaş 25'in altı, kilo 55-60 ise, yani şu an çevrende zayıf birisi kabul ediliyor, kotta 28,29 giyiyorsan çok zor değil. Vücut böyleyse zaten ilaçsız savaş cebeci olamazsın. Bu arada Savaş Cebeci de bu adam olamaz. (bkz: ektomorf)

6 ay spora gidip proteine dikkat edersen bir gelişme görürsün. Umutsuzluğa kapılma.
0
nickini vermek istemeyen uye
(17.09.25)
bu vücut için spor lazım ama temel olarak beslenme düzeni ve disiplini gerekli
0
gurur
(17.09.25)
(5)

ev almak ve miras - bilenlere soruyorum

baldan kaymak
elimdeki birikmiş para ile şehir dışı da olsa ev alabiliyorum.Annemin evi yok, kirada. Teklif etsem ve kabul etse şayet.2 kardeşiz bu arada.Evi ihtiyaç kredisi ile tamamlayarak alsam, yani ilk ev kredisine bulaşmadan o hakkım eşimle olan zamana kalsa.Evi de annemin üzerine alsam.1) Mirasa konu etmey
elimdeki birikmiş para ile şehir dışı da olsa ev alabiliyorum.

Annemin evi yok, kirada. Teklif etsem ve kabul etse şayet.

2 kardeşiz bu arada.

Evi ihtiyaç kredisi ile tamamlayarak alsam, yani ilk ev kredisine bulaşmadan o hakkım eşimle olan zamana kalsa.

Evi de annemin üzerine alsam.

1) Mirasa konu etmeyecek şekilde bunu düzenleyebilir miyim? Ölene kadar oturabilir.
2) veya bugünden mirasım bu o'nundur diyebilir mi?
3) yarın öbürgün x ev için ilk evim kredisi alsam hukuken ilerde sorun yaşar mıyım?

Bilen var mı?
0
baldan kaymak
(15.09.25)
Evi onun üzerine alma, kendi üzerine alıp kullanım hakkını annene verecek şekilde tapuya şerh koy. Kimse anneni çıkaramaz evden. Evi sen satsan bile alan kişi de çıkaramaz.

Onun dışında garantiye alacak bir yol bilmiyorum
0
kisa
(15.09.25)
İlk evim kredisi için değer mi bilemedim.
Eğer ev alma imkanınız varsa kredili olarak alın geçin. yarın öbür gün elinizdeki parayla da alamayabilirsiniz.
0
duyuruuser
(15.09.25)
kendi üzerine alıp anneye intifa (kullanma) hakkı verin. dilerse kendi oturur dilerse kiraya verebilir. miras olarak da kalmaz
0
ground
(15.09.25)
kardeşinin saklı payı olacağı için ilerde sana karşı saklı pay davası (tenkis) açabilir. bir şekilde krediyi kendin ödediğini ama annenin adına aldığını mahkemeye ispat etmen vs uğraştırıcı bir sürece girmiş olursun. yani evi annen adına aldınız ve sonra notere gidip bu ev çocuğum baldan kaymak'a ait olacaktır diye vasiyetname düzenlediniz diyelim. o durumda kardeşin vasiyetnamenin iptali ve saklı pay nedeniyle tenkis davası açabilir. bunu yapmayacağından eminsen al. sonra eşinle ilk evim kredisinden ev aldıktan sonra annen hayatta ise gidip o evi kendi adına geçirirsin geri.

yani hukuken sana yap knk bişey olmaz diye garanti verilmesi pek mümkün görünmüyor. bu senin ailenle ilişkine vs bağlı. kardeşim asla böyle bi şey yapmaz diyosan yap.
0
Sadece soruyorum
(15.09.25)
Mirasta kardeşinizin talep etme hakkı olabilir.

İşin içinde mal mülk olduğu zaman kimin nasıl tepki vereceğini bilemezsiniz.

Ne ne insanlar ne kardeşler sıkıntıya düşüyor.

Bu konularda naçizane fikrim, asla "ben güveniyorum" diye yola çıkmayın.

Sadece sözlü anlaşmalara bel bağlamayın.
0
anten
(15.09.25)
(8)

Karot testi yaptıran var mı?

bilge rusty james
40 yıllık bir binada oturuyoruz. Binada şimdiye kadar hiç karot alınmadı. Binada yaşlılar oturuyor pek umurlarında değil. Biz kentsele sokacağız gibi duruyor. Bugün bir karot testi firmasıyla görüştüm. 25 bin lira fiyat çıkardı. Sizce normal mi?
40 yıllık bir binada oturuyoruz. Binada şimdiye kadar hiç karot alınmadı. Binada yaşlılar oturuyor pek umurlarında değil. Biz kentsele sokacağız gibi duruyor.

Bugün bir karot testi firmasıyla görüştüm. 25 bin lira fiyat çıkardı. Sizce normal mi?
0
bilge rusty james
(08.09.25)
Fiyat normal fakat diger apartman sakinleri kentsel dönüşüme yanaşmıyorsa ve karot testi olumsuz çıktıgında kavga dövüş olabilir.
0
limonlu eksi
(08.09.25)
olumsuz çıkarsa hiçbi müteahhitle anlaşma yapmadan binanız yıkılmış olur bu da sıkıntı olur. yıkıma hazır olmadan karot yapılmaz yani
0
ala09
(08.09.25)
Binada bir daire başımıza saksı düşüp de ölebiliriz dedi.

Yani biz şöyle karar verdik: Karot testi olumsuz çıkarsa hemen taşınacağız. Sonra birbirlerini yesinler. Onların hayata bakış açıları dolayısıyla canımız burnumuzda neden yaşayalım. Bizim binanın sakat olması ayrıca yan binalara da tehlike yaratıyor. Yani onlarca kişinin canı mevzubahis.
0
🌸bilge rusty james
(08.09.25)
@bilge rusty James belliki apartman sakinlerine kin ve nefret duydugunuz için böyle bir karar verdiniz. Şunu bilin bir kere karot testi yaptırdığınızda binanız emin olun %100 çürük çıkacak. Çünkü 99 deprem yönetmeligine göre 1999 yılından önceki yapılar olması gereken demir tipi ve çimento türüne göre yapılmadıkları için Hele ki bugünün şartlarıyla 40 yıl önce yapılan bina kesin çürük çıkacak.
Karot testi yaptırmanız sonunun bildiginiz bir filmi tekrar izlemek gibi bir şey olacak.

Diger konuya gelelim. Eger endişeniz varsa şimdi de çıkabilirsiniz. Yani karotun sonucu belliyken ne diye kafanızı agrıtıyorsunuz ki?

Emin olum komşularınız da biliyor sonucun negatif çıkacagını fakat bina için yıkım kararı çıktıgında sürecin nasıl gelişecegini de biliyorlar.

İtiraz süreci olmazsa 6 ay sonra bina boşaltılıyor. Binanın yıkımı için min 6 ay beklenecek. Sonra yeni müteahhit ile anlaşma yeni binanın yapılması teslimi derken minumum 3 sene geçiyor. Toplamda min 3.5 yıl tutan bir süreç

Kafamıza saksı düşerse de ölürüz diyen emekli dayı yani o binadaki yaşlı takımı en fazla 20 bin lira emekli maaşı alıyor. İstanbul gibi yerde kiraya çıksa min kira olmuş 25 bin lira. Bu adam bildigin evsiz kalmaktan aç kalmaktan korkuyor. Yani aslında en başta sistem bozuk. Eee müteahhit de para kazanacak o da yaptıgı her daire başına min 2.5 milyon isteyecek. Bu kadar paran mı yok müteahhit senin payını rayiç bedelin de altından alıyor. O paraya gidip başka bir ev bile alamıyor. Bu adamlar bu yüzden her şeyi göze alıp negatif bakıyorlar. Şuç bunlarda degil suç bu insanları çaresizliğe mahkum eden bozuk düzende.

Yıllar önce ben de oturdugum bina için karot testi aldıracaktım hatta eski duyurularımda da var bakarsanız. Sonra bu süreçleri araştırıp öğrenince evi boşaltıp yeni bir yere taşındım
0
limonlu eksi
(09.09.25)
99 oncesi yapilan binanin karot testinde saglam cikma olasiligi sifira yakin.
o yuzden bavullari toplamaya basla ufaktan.

ha obur taraftan yeni yapilan her bina dayanikli mi, depremde yikilmayacak mi? - hayir

cunku hala mal gibi ayni yontemleri kullanarak hantal binalar yapiyoruz. tek fark iste nervurlu demir, daha kaliteli beton. calisan ustanin hala dunyadan haberi yok.
0
cooperr
(09.09.25)
uzman ve onlarca kentsel dönüşüm içinde yer alan birisi olarak yazıyorum.
1-yönetim defterine kentsel dönüş için müteahitlerle ön görüşme yapmak ve teklif almak için heyet kurulu oluşturulması kararı alın.3-4 kişilik heyet oluşturun.
2-müteahitlerle görüşün.arsanızın metrajı ne sizden ne kadar kırpıp kendine daire çıkartacak bunları öğrenin.
3-karar verdiğiniz 2 müteahit firmayı.kat malikleri ile paylaşın ve ortak bir müteahit belirleyin
4-karar verdiğiniz müteahitle ön protokol noterde imzalayın.
5-müteahit e belediye işlemleri ve karot aldırmak için yetki verin.
6-belediye den yıkım kararı çıkınca kat yerleşim planını noterde onaylatıp son yeetkiyi verip imzaları atın.yıkım sürecini başlatın.

7- son kafanıza göre karot aldırmayın.aldırırsın yapacak müteahit hepinizi kucağına alır. yıkım maliyetleri tapuda dairenize borç yazar.abuk sabuk bi rakam.evinden olursun.
0
jamswety
(09.09.25)
Hocam bu işler dikkatli yürütülmesi gereken süreçler.

Bir müteahhitle anlaşmadan karot aldırdığınıza çürük çıktığı an, ki 99 öncesi binalara direkt çürük verme ihtimalleri çok yüsek

Binayı hemen yıkıma alıyorlar. Tartışmaya açık değil.

3 ay gibi bir sürede belediye yıkıyor binayı.

Siz de elinizde arsayla kalıyorsunuz.

Sonra...

Müteahit müteahit gezersiniz. Firmalar da zor durumda olduğunuzu görüp aşırı zorlayıcı şartlarla projeye girer.

İdeali şu, önce bir heyet oluşturmak.

Sizin gibi düşünenlerle birleşin.

Apartman karar defterine, bu heyeti yazın.

sonraki olay birkaç firmadan teklif almak.

İdeal teklifle apartmanı ikna etmek.
0
anten
(09.09.25)
Fiyat normal. Biz de yaptirdik 99 öncesi. Sağlam çıktı en azından içimiz rahat. Müteahhitin kendisi de sitede oturuyor adam o zamanın şartlarının ötesinde yapmış. Kortuğunuz gibi de olmayabilir yani.
0
administ
(09.09.25)
(9)

ford puma mı kia stonic mi?

sir gawain
yoksa başka bir b-suv mu? nedenleriyle birlikte yazarsanız sevinirim.not: otomatik vites ve maks. 2-3 yaşında ikinci el alınacak.
yoksa başka bir b-suv mu? nedenleriyle birlikte yazarsanız sevinirim.

not: otomatik vites ve maks. 2-3 yaşında ikinci el alınacak.
0
sir gawain
(07.09.25)
Puma, no contest.

Bagaj hacmi Puma’nın 100 litre daha fazla
Ncap testi sonucu daha iyi
Daha iyi ve güçlü motor
Sürüşü daha iyi
0
gabe h coud
(07.09.25)
Bende bayon var oldukça memnunum, 2 yetişkin 1 çocuk 1 köpek. Hacim olarak tam geliyor.
0
mirty
(07.09.25)
pumanın bir sürü saçma sapan kronik sorunu var. bir tanesi tavan yapışkanlarının akarak tavanı sarı sarı noktacıkların kaplaması mesela. defalarca tekrarlayan araçlar gördüm. garantiden tavan kaplaması değişiyor, 1 yıl sonra yine yapıyor.
kapı, pencere fitillerinin dandikliği; motor bloğu paslanması, arka stopların içinin su damlacıkları olması, kışın akü sorunu ile göstergelerin ölü gibi zayıf yanması, boyasının aşırı dandik oluşu. Dışarıdan muhteşem durup kullanıcıyı üzen bir araç.
Kia kullanmadım, yorum yapamıyorum; karşıdan iyi görünüyor sadece.
0
adivar
(07.09.25)
hocam türkiye'de ikinci el piyasası olmayan arabayı almak biraz üzebilir.
0
anten
(07.09.25)
@anten,

yurtdışındayım
0
🌸sir gawain
(07.09.25)
Puma alacakken vazgeçmiştim. Ecobbost motor baş belası. Youtube ta bi herif güzel güzel anlatıyor. Ama demişti 2024 sonrası bu hatayı düzelttiler. Yeniyse alınır. 2. Else aman diyim.

Kia hakkında bilgim yok.
0
halk
(07.09.25)
@halk,

peki onun yerine ne aldın?
0
🌸sir gawain
(07.09.25)
Abi stonic çok eskidi artık, ben 2019da araba alırken bakıyordum ona.
İngiltere galiba senin, otomatik vites vs diyorsan bence Ford ve kia çok iyi secimler değil. Ecoboost ilk versiyonlari çok sorunlu olsa da ben etrafımda son yillardaki versiyonlarindan çok ciddi sikayet duymadim. Bir de unutmamak lazım; herhangi bir bilgide, lokasyona bakmak lazım. Misal Amerikalıya otomatik focus de yandik bittik der, Avrupa'da öyle değil çünkü iki farklı sistem vardı.

Ben olsam illa otomatik bakıyorsam toyota/suzuki işlerine bakarım biraz. Yaris cross olmaz mi?

Yeni renault grubu da baya seviliyor etech motorları.

Kia bu arada Avrupa'da garantisi ile öne çıkıyor (7 yildi galiba). Onun bir tik etkisi var.

Yalniz sürüş konusunda kia yanina yaklasamaz.
0
logisticsmanager
(07.09.25)
Bu soru bile sayılmaz. Ford puma nerdeyse preminyum olacak bir araç.
0
mikahakkinen
(07.09.25)
Download on the App Store Get it on Google Play
buraya yazılanların hakları Sir Anthony Hopkins'e aittir.
yazan eden compumaster, ilgilenen eden fader
modere edenler basond, compumaster, fraise, kibritsuyu, rakicandir
bu sitede yazılanların hiçbiri doğru değildir. site içeriği küçükler için sakıncalı olabilir. yazılardan yazarları sorumludur. kaynak göstermeden alıntılanamaz. devlet tarafından atanmış bir kurumun internet üzerinde kimin hangi bilgiye ulaşıp ulaşamayacağına karar vermesi insan haklarına aykırıdır. web siteleri kullanıcıların istekleri doğrultusunda bağlandıkları yerlerdir. kullanıcılar isterlerse bir web sitesine bağlanmayabilirler. bu güçleri ve imkanları mevcuttur. bir kullanıcı bir siteye bağlanmak istiyorsa bu onun tercihi ve hakkıdır. bağlanmak istemiyorsa bu yine onun tercihi ve hakkıdır. halkın kendisine hizmet etmesi için görevlendirdiği kurumlar hadlerini aşıp halka neye ulaşıp ulaşmayacağını bilmeyen cahil cühela muamelesi edemezler. ebeveynlerin çocuklarını sakıncalı içeriklerden koruması için çok sayıda bedava ve ücretli yazılım mevcuttur. bu yazılımlar bir web tarayıcısını kullanmaktan daha karmaşık teknik bilgi gerektirmemektedir. devletin milletini küçük düşürmesi ve ebleh yerine koyması yasaktır.