[]

CV'mi nasıl adam edebilirim?

Merhaba arkadaşlar,

CV'im konusunda kafa karışıklığım var. Geçen günlerde yeni bir CV hazırladım ve bazı şeyler kafama takıldı:

1- CV'nin sade olmasını istiyorum ama bayağı kalabalık oldu. Bunun başlıca sebebi bir sayfa olmasını istemekti. 2 sayfa da olabilir ama yine kalabalık geliyor.

2- Kalabalığı oluşturan kısım iş deneyimleri, hepsine de görev tanımlarını yazdım. Görev tanımlarını yazmasam çok yüzeysel kalıyor, yazsam çok yer kaplıyor.

3- En çok dert ettiğim şey ise tam zamanlı çalışma deneyimim çok az, biri 4 ay diğeri 2 ay olmak üzere 2 şirket var tam zamanlı çalıştığım, departmanlar farklı (yani birbiriyle alakasız alanlar) ve bu iki iş deneyimi birer yıl arayla. Her ne kadar bu iki işte bu kadar kısa süreli deneyime sahip olmamın sebebi benden kaynaklanmasa da İK bunu umursamaz. Bu durum da beni istikrarsız ve başarısız gösteriyor.

4- Eldeki işe yarar deneyimler: Okulda 9 ay kısmi zamanlı çalışma ve 2 yıl serbest çevirmen olarak çalışma.

5- Ben şimdi bu tam zamanlı çalışma deneyimlerini silsem mezuniyet ile serbest çevirmenliğe başlama arasında 3 yıl boş kalıyor. Hem 3 yıl boş boş gezdiğimi hem de hiç tam zamanlı çalışma deneyimim olmadığını düşünecekler. Üstelik 4 aylık olan deneyimim şu an çalışmak istediğim alanla ilgili. 2 ay olansa kurumsal ve bilinen bir şirket. Bayağı şey öğrenmiştim, Excel formülleri, ERP programı. Silsem bir dert silmesem başka bir dert. Acaba 2 ay olanı silsem mi? Yoksa dönemsel bir iş mi desem?

Yazdığım bu maddelerdeki sorunlar kafama takıldı. Sizce nasıl adam edebilirim bu CV'yi? Yoksa parayı bastırıp İK çözümü sunan şirketlere CV mi hazırlatsam (Bilindik şirketlerden biri 200 TL istiyor)? Tavsiyelerinizi ve düşüncelerinizi belirtirseniz sevinirim.

 
Çok uzundu hepsini okumadım ama insanlar cv deki o kadar şeyi okumuyor göz atıyorlar o yüzden görev tanımlarını yazmasam boş kalıyor deme bırak boş kalsın, göz sayfadaki şeyleri rahat seçebilsin, örneğin mülakatta müdür cv ye göz attı gözüne çarpan şeyi sorar zaten o zaman sözel olarak açıklarsın


  • freebird5406_2  (21.09.21 19:57:59) 
öncelikle cv hazırlamaya yardımcı siteler vasıtasıyla hazırla direkt kendin hazırlamaya kalkma. mesela europass'ten hazırlıyorum şık ve güzel oluyor bence başka siteler de var. orada sorulara cevap verirsin ve cvni sana hazırlarlar genelde de 2 sayfa olur zaten sorun değil.

görev tanımları da aşırı ayrıntılı yazılmaz zaten toplam 6 ay tam zamanlı çalışmışsın anlamadım ki nasıl kalabalık oluyor. işine yarayabilicek bazı keywordleri yazarak kısaca özetle, tabiki de düzgün iş tecrübelerini silme hocam niye siliyosun. anladığım kadarıyla senin formatta bir sıkıntı olduğundan karışık geliyor sana europass gibi güzel cv formatlarına sahip sitelerden oluşturursan hallolur bence.
  • semaforo de medianoche  (21.09.21 20:14:34) 
4- okulda çalışma ve serbest çalışmayı "işe yarar deneyim" olarak görme. Kimse de görmeyecek zaten.


  • etna  (21.09.21 21:08:03) 
size mesaj attim.


  • la lykia  (21.09.21 21:46:24) 
europass eski europass değil, şimdi ki şablonlar göz kanatıyor. önceden çok iyiydi. yalnız estetik dışında bir şeyi atlıyoruz. birincisi zaten o cv'yi gerçek bir gözün önüne düşürebiliyorsan zaten şanlısın ve cv iyidir. neden? çünkü firmalar yoğun bir şekilde filtre kullanıyorlar. bu filtreler de illa ki "requirements" kısmında yazılanlarla aynı olmak zorunda değil. yani adam "boğaziçi odtü dışındaki ele gitsin" ya da "şu keywordlere sahip olanlara daha yüksek puan ver (sektör lideri şirketin ismi veya sertifika adı)"

bu nedenle ne kadar standart cv, ne kadar typosuz cv, ne kadar çok (düzenli) bilgi o kadar iyi... bence.
  • 1195  (21.09.21 22:44:50) 
görev tanımlarınızı sadeleştirerek maddeler halinde yazabilirsiniz diye düşünüyorum. başvuracağınız işle ilgili görev tanımlarını yazıp diğer işleri yalnız başlık olarak da bırakabilirsiniz.


  • bana bir nick verin  (21.09.21 23:27:03) 
bence cv'nin 2 sayfa olması sorun değil. hatta iş tecrübesi 15 yılı geçiyorsa 3-4 sayfa da olabilir.

ben iş tanımlarını en fazla 2-3 cümle ile tutuyorum. (basit işlerde çalıştığım için) yani en fazla iki satır tutacak kadar. eğer deneyimin 2-3 cümleye sığmayacak kadarsa o bölüm için tablo yapabilirsin. iş tanımını daha küçük formatta yazabilirsin.

tam zamanlı çalışma deneyimleri en silinmeyecek olanlar. sakın!

cv'de boş zaman aralığı gözükmesinde sakınca yok bu arada. dikkatli birisi atıyorum bu x sene aralığında ne yaptın diye sorarsa biraz politik bir cevap iyidir. çalışmadığım süre içerisinde kendimi geliştirmek için şunları şunları yaptım ve hobilerime zaman ayırdım gibi.

ben cv'de bir ay çalıştığım yeri bile yazdım. nerde ne yaptıysan emek harcadıysan yaz kardeş.

cv'yi basit tutmanın en güzel yolu iş deneyimlerini ve kronolojik olarak yazıp alttaki bölümde yetenekleri sıralamak olacaktır. böylece iş tanımlarında göstermek istediğin, öğrendiğin yetenekleri o bölümde sıralayabilirsin.
  • mastermindj  (22.09.21 00:26:14) 
[]

İlk iş görüşmesinden sonra teknik görüşme ama ne konuşacağız?

Merhaba arkadaşlar,

Başvurum sonrasında bir şirketle ilk iş görüşmesini gerçekleştirdim ve bundan sonra teknik bir görüşmenin olacağını söyledi İK. Ancak benim bu pozisyonda ve sektörde yeterli tecrübem yok (yani teknik görüşmenin gerektirdiği birikim yok). Daha önceden kısa süreli tecrübelerim oldu ama çok kayda değer bir tecrübe değil. Bu yüzden teknik görüşmede "teknik" bakımından ne konuşacağız bilmiyorum. Pozisyon dış ticaret üzerine, sektör de mobilya. Sektör hakkında mı konuşacağız yoksa dış ticaret üzerine yeterliğimden mi bahsedeceğiz hiç bir fikrim yok. Teknik görüşme konusu yaptığımız görüşmenin sonunda açıldığı için sorma fırsatım olmadı, detay isteyemedim.

Dış ticaret ilgilendiğim bir alan olduğu için AÖF'den bu alanla ilgili bir bölüm okuyorum, gelişmeleri takip etmeye çalışıyorum, eğitimlere katılmaya başladım. Bu yüzden bu alana bir aşinalığım ve fena olmayan bir seviyede teorik hakimiyetim var. Sizce teknikten kasıt daha çok dış ticaret üzerine mi olur? Ne konuşabiliriz sizce? Tüyo verebilirseniz ve fikirlerinizi belirtirseniz çok sevinirim. Teşekkür ederim.

 
ithalat ihracat süreçleri ve genel haliyle mevzuatları


  • reanarchy  (20.09.21 14:49:13) 
görev tanımını buraya kopyalayabilir misiniz?


  • irene  (20.09.21 15:59:25) 
@irene Ne yazık ki görev tanımını yazmamışlar, sadece aradıkları nitelikleri yazmışlar. Oradan da bir şey çıkarmak zor. Aradıkları niteliklerde dış ticarete yönelik maddeler eklememişler. Daha çok yurt dışı satış olarak ele almışlar.


  • İnatçılığın yeryüzündeki temsilcisi  (20.09.21 16:25:45) 
görev tanımında operasyon tarafı da varsa;
akreditif okuma, konşimento okuma, gümrük beyannemesi okuma gibi testler yapabilirler.
navlun ayarlama konusunda sorular sorabilirler.

Eğer satış odaklıysa;
Müşteri arama çalışmalarını nasıl yaparsın diye sorabilirler.
Dil seviyeni ölçebilirler.
İletişimini ölçebilirler, bunun için sorular sorabilirler.
Bilgisayar kullanımını ve öğrenme hızını ölçmeye çalışabilirler.
  • PoscheN  (20.09.21 22:05:08) 
[]

Sözlük yazarı olmanın hissettirdiği bir ayrıcalık var mı?

Merhaba arkadaşlar,

Ta 6 sene önce açtığım sözlük hesabı ne hikmetse bugün onaylanmış ve şu an yazar durumundayım. Kayıt olduğum zamanlar önemsiyordum yazar olmayı ama şimdi o kadar önemli gelmiyor. Gündemi sözlükten takip ederim ama yazarlık pek matah gelmiyor. Ummadığım bir anda onaylanması bir değişik hissettirdi. Siz ne düşünüyorsunuz? Sevinilecek bir durum mu sizce? Eğer yazarsanız yazarlığınız onaylanınca ne hissettiniz? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.


 
İnstada 10k takipçim olsa daha ayrıcalıklı hissederdim ekşi bi anlam ifade etmiyor


  • olaylar olaylar  (31.08.21 21:06:10) 
15 yıl önce hissettiriyordu. şimdi bahsini açmaya bile değmez, böbürleneni kafamda direkt ezik diye kodlarım hatta.


  • kiyiya vuran dildolar  (31.08.21 21:06:23) 
2004-2005 civarı havalıydı


  • freebird5406_2  (31.08.21 21:11:20) 
Köpeğimin TikTok hesabı daha havalı geliyor.


  • the she ronin  (31.08.21 21:14:51) 
2007'de yazar oldum, olağanüstü geliyordu. okulu uzattığımı unutmuştum. şimdi yine sıradayım ama sırf dursun kenarda diye sıraya girdim. entry yazma amacım yok. mesaj falan atarım lazım olur.


  • ya ben lan neyse  (31.08.21 21:16:50) 
Hiç yok bende


  • basond  (31.08.21 21:45:48) 
Sebepsiz yere kufur yemek istiyorsan guzel ortam.

5-10 sene once 400 lira falandi hesap, bir degeri vardi.
Simdi aliskanlik olmasa bedava verirdim.

Genel iq cok dusuk.
  • divit  (31.08.21 21:53:41) 
2007'den beri yazarım. 2008-2011 top dönemi. şimdi çöp.


  • duyurukullanıcısı  (31.08.21 21:55:00) 
2011 öncesi vardı yazar sayısı belliydi şimdiye oranla da çok azdı.


  • monsieur turti  (31.08.21 22:00:18) 
O kadar kötü bir yer haline geldi ki. 1-2 dk göz gezdirince bile anlaşılıyor. Birkaç iyi diyebileceğim yazar vardı, sırf onlar için giriyordum. Şimdi onlar da yazmaz oldu. Twitterdan farkı yok. Arada lazım olur belki diye duruyor. Onun dışında hiçbir önemi kalmadı.

Sizi 6 sene bekletmeleri de çok ilginç.
  • sevilen progressive türkücü  (31.08.21 22:25:29) 
Başta bi heyecan oluyor anaa yazar mı olduk la diye sonra geçiyor. Artı eksi verebilme olayını seviyorum bir de açtığım başlık tutarsa okumayı seviyorum onun dışında bir olayı yok ama o kadar bekleyişten sonra yazar olma hissi güzel, beklediğine değmiş oluyor. 6 sene çokmuş ben 2,5 sene beklemişim. Bazıları instagram- Twitter hesabının bio kısmına yazıyor ekşi yazarı olduğunu, bunu garipsiyorum. Cv’ye eklemenin bir tık gerisi.


  • heathen  (31.08.21 22:46:42) 
ayrıcalık demeyelim de seviyorum ben sözlüğü. bir yere bir şeyler yazmak iyi geliyor. kimi zaman geyik, kimi zaman gündem, kimi zaman alakasız bir konuda bir makale.

twitter instagram vs. beni çok sarmadı. bir de çoğu normal hayatta tanıdığım insanlara fikrimi anlatmak çok ilgimi çekmiyor. fenomen falan olacağım tanımadığım bir sürü kişiye ulaşacağım desen çok uğraş vermen gerekiyor.

e ne yapacağız o zaman? blog falan açılabilir ama onun için de bir konsept belirleyeceksin, konsept belirlemesen bile bir okuyucu kitlesi kazanman gerekecek vs. ekşi sözlük ise kısa yol bu konuda yani. deşarj noktası benim için.



he hissettirdiği bir şey var mı ? sözlükle alakası olmayan insanlar hala bir garipsiyor bir şekilde sözlük yazarı olduğumu duyunca. insanların kafasında ufaktan da olsa herkesin yazar olamadığı yer fikri var. ama dediğim gibi bunlar azınlık.


benim yazarlığımın onaylanması çok kısa sürdüğü için çok da bir şey hissetmemiştim açıkçası. torpil falan değil bu arada. sözlüğün eski alım sistemiyle alakalı. önceden sözlüğe kayıt tarihiniz önemliydi. benim de okumak için açtığım bu hesabım vardı. sürekli okurdum ama hiç yazar olsam mı dememiştim. sonrasında yazar olayım dedim. 10 entryi tamamlayınca ve kayıt tarihim diğer sıradakilere göre çok eski olunca muhtemelen direkt sıranın en üstüne yerleştim. çok fazla beklemeden de yazar oldum. bu süre hatırladığım kadarıyla çok kısaydı. bugün 10 entryi tamamlayıp yarın yazar oldum gibi bir şeydi galiba. o yüzden çok da heyecan yaşamamıştım açıkçası ama ilk başlarda yazdıklarıma çok dikkat ediyordum. hem dil bilgisi açısından. hem de çok emin olmadığım konularda yazmama açısından. her an fularlı bir ekşici gelip ayar verecekmiş gibi geliyordu ki o dönemin ayarları şimdikilerden çok daha iyiydi. atıyorum bir şeyle alakalı yarım yamalak bir bilgi yazdınız, altına bir fularlı gelip paragraf paragraf işin doğrusunu anlatır sizi itin götüne hiç küfür etmeden sokardı. şimdi koy götüne aklıma ne gelirse yazıyorum ehehe :) zaten spesifik konular hariç öyle dolu dolu pek bir yazar da kalmadı.

ne çok yazdım yahu.
  • syozkn  (01.09.21 02:12:59) 
2006'da onaylanmıştı yazarlığım, sevinmiştim o zaman. entry'lerin bir adabı, yazarların iyi kötü fikirleri, bilgileri oluyordu yazdıkları başlıklar hakkında. sonra hızlı bir düşüşe geçti sözlük. trollük çıktı. entry'ler tanım olmaktan, bilgi içermekten uzaklaştı. sözlüğün de pek bir itibarı kalmadı. dolayısıyla artık ayrıcalık falan da hissettirmiyor. yıllardır doğru düzgün girmiyorum bile sözlüğe.


  • treize  (01.09.21 02:53:32) 
ayricaliklik bir sey yok. simdi yine nostaljik dedeler gibi olacagim ama sozluk ilk acildigi zamanlarda guzel bir yerdi bence (ben 2001 girisliydim, 2006'ya kadar falan aktif kullandim, sonra tum entrylerimi sildim ama hesabim duruyor, kullanmiyorum). bir avuc yazar, cogumuz birbirimizi tanirdik, zirveler yapar bulusurduk. yaptigin guzel bir espriyi ertesi gun rastgele insanlardan duyabilirdin. benzeri bir ortam turkce internette kesinlikle yoktu. bence o zaman bir tatliligi vardi. hissettirdigi bir ayricalik yoktu bence ama ne bileyim, turunun tek ornegi bir mecra olarak guzel bir tecrubeydi. ben yaslandim ondan mi bilmiyorum ama artik hic oyle bir yermis gibi gelmiyor bana.


  • robokot  (01.09.21 03:05:45) 
[]

Hayatı Düzene Koyma Macerası: Tıfıllıktan ve Depresiflikten Kurtulma

Merhaba arkadaşlar,

Kısa bir süre önceye kadar loserlığın diplerinde yaşarken şöyle bir titredim kendime çeki düzen verip iyi kötü bir motivasyon toplayarak dünyaya meydan okumaya karar verdim. Bu uğurda ilk olarak, kariyer hedeflerime ulaşmak için hangi şehir olursa olsun iş başvurusu yapmaya başladım.

İkinci hedefim ise bu depresif moddan kurtulmama yardım edecek ve beni loser değil de bir "erkek" olarak gösterecek bir görünüme kavuşmak. Şu an bayağı tıfılım, boy 1.65 civarında kilo 55. Omuz diye bir şey yok, dar ve düşükler. Duruş bozukluğum var. Yaş 30. Bazı boş ve anlamsız şeylere takılıp boşvermişliğe kapılıp bu duruma sürüklendiğim için, daha fazla mücadele etmediğim için üzgünüm, aklım sanırım yeni yerine geliyor. Her neyse umarım akıllanmışımdır.

Size sormak istediğim bu tıfıllıktan spora başlayarak kurtulmam mümkün mü? Yaş 30 olduğu için zaten boya yapacak bir şey yok ama en azından kilo falan alıp derli toplu bir görünüme kavuşabilir miyim? Bu arada kilolu olmaktan, şişmanlıktan, fazlalıktan ölümüne nefret ederim ama ben sadece beni ideal gösterecek bir görünüşe kavuşmak istiyorum. Omuzlarım, biraz kaslarım olsa çogzel olur. Üzerime giydiğim şeyler tam otursun, omuzlardan sallanıp emanet gibi görünmesin istiyorum sonra. İşverenler çocuk gibi görmeyip ciddiye alsın istiyorum. Kadınların gözünde "Yhaa ne şeker şuna baksana!" konumundan "Kızııım, bu çocuk bi fena" konumuna yükselmek istiyorum bir de :D

Kollarım, bacaklarım incecik. Tam bir skinny sizin anlayacağınız. Tam şu tipe benzer bir vücudum var:
cf.girlsaskguys.com

Sizce sporla ne derece mümkün bu sizce? Ha bir de uyku, beslenme düzeni diye bir kavram yok bende. Sabaha kadar oturup öğlene kadar yatıyorum. Spor bu düzensizlikten çıkmama ne derece yardımcı olur? Spor hocası yardımcı olur mu tüm bu istediklerime kavuşmama ve ideal vücuda ne kadar sürede kavuşabilirim sizce? Son olarak bütçem ne olmalı (ayırabileceğim 1500-2000 TL) ve Ankara'da bildiğiğiniz f/p oranı iyi bir spor salonu konusunda fikir verirseniz sevinirim. Yanlışlarım varsa ve eklemek istediğiniz şeyler varsa mutlaka bekliyorum. Teşekkür ederim. Seviyorum sizi <3

 
Spor daha iyi bir görünüm ve daha sağlıklı bir zihin için faydalı olur. Spor için para harcamana gerek yok. Yürümek, koşmak bedava. Daha iyisi bisiklet alabilirsin. Yine de para harcayacağım diyorsan spor salonuna kayıt olabilirsin. En güzeli yüzmeye kaydolmak ama daha pahalı olur. Bir tane basketbol topu alıp akşamları yakınlardaki bir okulun bahçesinde basketbol oynayabilirsin.

Evden çıkarsan acıkırsın. Acıkırsan yemek yersin. Kilon daha iyi duruma gelir. Sanırım çalışmadığın için evden çok çıkmıyorsun ve vücudun kilo alacak fırsatı bulamıyor. Bir de kendi mesleğini yapmak zorunda değilsin. Farklı alanlara da yönelebilirsin. Askerlik yapmadıysan askerlik yap. Hayatında değişiklik olur.

Son olarak vücut işi biraz da genetik. Bazı şeyler Allah vergisi. Kafana çok takıp kendini aşağı çekmene gerek yok.
  • dissendium  (30.08.21 22:34:11) 
@dissendium Her şeyden hevesi çabuk geçen ve dikkati hemen dağılan biri olarak kendi başıma spor yapmak imkansıza yakın neredeyse. O zaman da iki gün uğraşıp üçüncü gün bırakırım. Spora kaydolmayı biraz da o yüzden istiyorum aslında. Para verdiğim için mecbur gideceğim çünkü. Bana disiplin lazım. Bunun yanında sosyalleşmek de istiyorum. Yüzmeye gelirsek yüzme bilmiyorum, maalesef.

Evden çıkacak bir motivasyonum yoktu bu zamana kadar genellikle. Okula giderken de olsun, çalışırken de olsun hep böyleydi. Meslek konusu karmaşık maalesef. Askerlikten 10 yıl önce bir rahatsızlığımdan dolayı muaf oldum.

Vücut konusunda haklısın ama geliştirme imkanım varsa denemek istiyorum. Cevap için teşekkür ederim.
  • İnatçılığın yeryüzündeki temsilcisi  (30.08.21 23:22:09) 
savaş cebeci videolarını öneririm.

bi de her gün şundan bi tane mutlaka ye. www.altunbilekler.com
  • ycm  (31.08.21 03:48:45) 
Fiziğe bakacak kadın önce boya bakar. Omuzlarını geniş yapman, kaslı olman fiziksel eksikliğini hiç bir zaman kapatmayacak. Hayata bakış açını gözden geçirmeni tavsiye ederim, bu saatten sonra dış görünüşü kendin ve karşındaki insan için 2. plana koyman gerekiyor. Kendine olan özgüvenini asla kaybetme. Yürüyüşünü, konuşmanı düzelt. Güzel kıyafetler giy ve hayatın akışına bırak kendini.

32 yaşında 170 cm boyunda bir adamım.
  • kanlakarisikyagmur  (31.08.21 09:54:11 ~ 09:55:47) 
etrafındaki herhangi bir macfit türü salona yazıl. ilk başta 5x5 gibi basit bir programla başla. sporun doğası gereği ilk 6 ay - 1 yıl çok hızlı ilerlersin. bu süreçte spor kadar önemli olan konu beslenmedir. tek başına ne spor ne de beslenme faydalı olmaz. gerçekçi hedefler koy. sıkı çalışma ile 1 yıl içinde yağlanmadan geleceğin kilo 60-62 civarında olacaktır. ancak bu bile görüntüde çok fark eder.

çok iyi bir bütçen yoksa spor hocası yerine bu konuyu kendinin derinlemesine öğrenmen en doğru yol. şurdan başla site ve videoları takip et.

düzenli spor ve kas kütleni arttırmayı sadece karşı cinsle ilişkiler için düşünme. bu hem senin bedensel sağlığını-enerjini arttıracak hem de özgüvenini yükseltecek.

www.agirsaglam.com

www.youtube.com
  • orpheus  (31.08.21 14:10:56 ~ 14:11:52) 
yurumeye ve kosmaya degil, direnc antrenmani yapmaya ihtiyacin var.
onun icin de spor salonuna gitmeye ihtiyacin var (vucut agirligiyla da yapilabilir ama senin durumunda salon daha faydali olur)

stronglifts 5x5'e bakmani oneririm ama hareketleri cok iyi ogren acele etmen. izole hareketlerden uzak dur, compound hareketleri kucakla.

duzgun beslen ve ihtiyacindan fazla kalori al ki kilo alabilesin. yazdiklarinin hepsinin caresi sporda, kendinle barisik ol, ozguveninin kaybetme gibi beyhude laflara kulak asma ve kendin icin en iyisini iste.
  • bay b  (31.08.21 14:19:03) 
Arkadaşlar destekleyici, bilgilendirici ve ayrıntılı cevaplarınız için çok teşekkür ederim.


  • İnatçılığın yeryüzündeki temsilcisi  (31.08.21 18:01:38) 
[]

Bu işi kapmak istiyorum. Tavsiyelerinize talibim.

Merhaba arkadaşlar,

O kadar bekleyişten sonra nihayet bir şirket görüşmek için aradı. Online bir görüşme yapacağız ve görüşmeye İK ve departman müdür yardımcısı katılacak. Şirket üst düzey ve uluslararası bir şirket. Pozisyon için yabancı dil bu pozisyonun ana odağını oluşturduğu için yabancı dil bilgimi de test edecekler ama nedense genellikle mala bağlıyorum ve aklıma bir şey gelmiyor. Mülakatta beynim duruyor sanki. Ama mesela bi turistle konuşsam o durgunluktan eser olmuyor. Söz konusu yabancı diller İngilizce ve Almanca. Pozisyon genel olarak yabancı dili yazılı olarak kullanmak üzerine olacak ve sözlü yabancı dili gerektiren pek bir durum olmayacak. Zaten ben iki dilde de yazılı çeviri yaptım ama konuşma dili kullanma fırsatı olmadığı için pek akıcı değil. Buna anlayış gösterirler mi sizce?

Bu arada daha önceden deneyimlediğim üzere şirketten birden fazla kişinin katıldığı görüşmeler çapraz ateşe dönüşebiliyor. İki taraftan gelen bu ateşi daha iyi püskürtmek için neler yapmalı? Bu arada sizce beni öne çıkarabilecek ne gibi sorular sorabilirim ? Sektör: E-ticaret.

Ayrıca şirket üst düzey olduğu için nelere dikkat etmeliyim? Artık şeytanın bacağını kırmak istiyorum. Bu kardeşinizin şeytanın bacağını kırması için tecrübelerinizi, tavsiyelerinizi paylaşır mısınız? Teşekkür ederim

 
Yabanci dil mülakatta soracagı soruları kestiremesen de en azından kendini anlatacagın kısımları daha önceden pratik yapabilirsin. Büyük harflerle bir kagıda yazabilirsin. Arada bakarsın vs.

Bol şans, iyi haberlerini bekliyoruz.
  • ırene adler  (26.08.21 12:26:09) 
mülakata en iyi mülakatta çalışılır. yani birini bulun ve ingilizce işini o şekilde çözmeye çalışın, sizi ing mülakata alsın. gerekirse çapraz ateşe alsın, o da olur. sonra oturup neyi eksik yaptığınızı, neyi geliştirebileceğinizi tartışın ve tekrar mülakat yapın. tek başına yapmak da beeelki fayda verebilir ama tam olarak o atmosfer olmaz.


  • sana bir sarki yazdim fernando  (26.08.21 12:27:18 ~ 12:27:49) 
Kurumsal bir firma ise büyük ihtimalle mülakatın yanısıra Değerlendirme Merkesi uygulamalarına da dahil ederler.

Assessment Systems firmasının youtube'da kanalı var. Bu firma Türkiye'de büyük şirketlere yetkinlik bazlı değerlendirme araçları ve uygulamaları hizmeti veriyor. Videolarını mülakat konulu olanlardan başlayarak izlemenizi öneriririm.
  • la lykia  (26.08.21 12:50:31) 
Bir yakınınız size prova mülakat yapsın +1


  • la lykia  (26.08.21 12:51:05) 
bu tip görüşmelerde ingilizceyi nasıl/nerden öğrendiniz şeklinde bir soru olabiliyor. bu soruya hazırlanabilirsiniz. aynı zamanda kariyerinizde ne işler yaptınız şeklince cv'nizi özetleyebilirsiniz bunlar belki hazırlanarak biraz daha akıcı konuşmanızı sağlayabilir.

iyi şanslar.
  • kırkmerak  (26.08.21 13:32:23) 
[]

Defalarca özgeçmişime bakılmasına rağmen arayan soran yok

Merhaba arkadaşlar,

1-2 aydır şehir içi şehir dışı demeden deli gibi iş başvurusu yapıyorum. İyi olduğunu düşündüğüm de bir önyazı hazırladım ve başvuru yaptığım işler çoğunlukla aynı alanda olduğu için çoğu başvuruya ekliyorum bu önyazıyı. Ne kadar istekli olduğumdan, yeteneklerimden, taşınmanın benim için sorun olmayacağından falan bahsediyorum bu önyazıda. Her neyse bu başvurular sonrasında özgeçmişim çoğunlukla günlük garanti 10 görüntüleme alıyor. Bazen bir günde 2-3 kez bakan birkaç şirket oluyor ama sadece bakıyorlar. Birisi Türkçe diğeri İngilizce olmak üzere 2 tane özgeçmişim var ve 90 günde toplam 150 civarında görüntüleme aldı. Bu benim için rekor denecek bir sayı. Delireceğim artık. Günde en az 2-3 saatimi bunlara ayırıyorum ama bir geri dönüş alamamak canımı sıkıyor. Napıyor bunlar fotoma bakıp gülüyorlar mı "Ehehe enayiye bak! Sen daha çok beklersin!" diye.

Uzun zamandır böyle bir motivasyon yakalayamamıştım ve zaten motivasyonunu kolay kaybeden biriyim. Zaten görüşmeler benim için iyi sonuçlanmıyor ama ona bile hasret kaldım. Bunlar niye aramıyor sizce? Ekran görüntülerine bakarsanız dün ve bugün olmak üzere 2 şirket dörder defa bakmış ama dönen falan yok. Çoğu şehir dışında bakanların ama şehir dışı olmasını dert edip aramıyorlarsa neden bakıp bakıp duruyorlar, dert etmiyorlarsa neden aramıyorlar? İşin kötüsü kendi şehrimde olup böyle yapan yerler de çok. Bunun gibi bir sürü şirket var. En sonunda kafayı kırıp garson olmaktan korkuyorum. Sizce dertleri ne bunların? İş arıyorsanız sizde durum ne? Fikirlerinizi paylaşırsanız sevinirim. Teşekkür ederim.

Not: İş alanı dış ticaret ve lojistik genel olarak.

 
Hocam benim yeni başladığım iş için ilk mülakat davetini iletmek amacıyla aramaları, özgecmisime baktıklarından 2 hafta sonrasıydı.

Bir liste oluşturuyorlar ve sırasıyla arıyorlar. Ik'nın iș yükü, ihtiyacın çok da acil olmaması gibi sebeplerle uzadıkça uzayabiliyor.
  • materyalist imam  (25.08.21 18:49:50) 
Kariyerde görüntülenme sayım 3. Bu bile başarı. Şok oldum.


  • fantastico  (25.08.21 21:20:00) 
Sabırlı olacaksın başka yolu yok maalesef. Bu yaşadığın süreç normal. Bunların çok büyük kaliteli noktanoktalar olduğunu önce kabullenmek gerek. Dostum tarihin en … oluşumu bize denk geldiği için böyle bir problem var. Çünkü saygıları ahlakları bu kadar. Neysek oyuz desek de yeridir. Arkadaşım yabancı, yurtdışında çok vasıflı olmamasına rağmen gelişmiş bir ülkede de olmamasına rağmen işler o kadar sistematik ve net yürüyor ki. Başvuruyu yapar, gördülerse kısa süre içerisinde dönüş, çok kısa süre içerisinde olumlu veya olumsuz yanıt ya da en kötü şimdilik almadık ama bekleyeceksiniz gibi süreci bitiren cümleyle konu kapanıyor. Bizi anlattığımda şoka girdi, yani mesela ona göre cv görüldüyse o hafta içinde araması lazım ötesi yok. Bizde? Ee işte noktanoktalar çok olursa onların oyun alanı oluruz. Cv yi görmesini beklemek ayrı dert, gördükten sonra arar mı ayrı dert arasa mülakat sonucunu öğrenmek ayrı dert. .


  • patos64  (26.08.21 06:22:13) 
@gabe h coud Evet, LinkedIn'de varım ve çok olmasa da başvuru yapıyorum ama oradan şimdiye kadar sadece bir tane yer aradı. Sadece görüntülüyorlar o kadar :D


  • İnatçılığın yeryüzündeki temsilcisi  (26.08.21 11:30:03) 
[]

Diksiyon kursu konusunda yardımcı olur musunuz?

Merhaba arkadaşlar,

Diksiyon konusunda kusurlarım olduğu için buradaki arkadaşların da tavsiyesiyle bir diksiyon kursuna gitmeyi düşünüyorum. Ancak kursların çoğu azımsanmayacak derecede para istiyorlar internette baktığımda. Bunun yanında Udemy'de, İstanbul İşletme Enstitüsü gibi yerlerde de "ucuz" diksiyon eğitimleri var ama bu tarz yerlerin de fabrikasyona bağladığını düşündüğüm için bi faydasını göreceğimi düşünmüyorum ve vakit kaybı olarak görüyorum.

Bu arada bahsettiğim diksiyon kusuru pelteklik ve de ses tonumu sevmiyorum. Bazıları konuşmamı görünce engelli olup olmadığımı soruyor o derece. Biraz profesyonel bir şey istiyorum bu yüzden. Sizin bildiğiniz iyi bir diksiyon kursu var mı? Bütçe 2000 TL'ye kadar. Konum Ankara. İyi olduğu sürece online da olur. Bir de birebir özel olanlar çok mu pahalı olur sizce? Yardımcı olursanız sevinirim. Teşekkür ederim.

 
Sanirim sizin sorununuzu cozecek yer diksiyon kursu değil. Nereye gideceginizi bilmiyirum ama diksiyon kursu değil bana sorarsaniz.
Yine de duzgun bir diksiyon kursu tavsiyesi istiyorsaniz baskent iletisim var. Guncel fiyatlarini bilmiyorum.

  • stavro  (25.08.21 02:16:18) 
konuşma terapisti arıyorsunuz, onlara bakın.


  • bronz böcek  (25.08.21 03:04:56) 
[]

Işid'e karşı savaşılırken Taliban'a karşı neden savaşılmıyor?

Merhaba arkadaşlar,

Malum Afganistan'da tek kurşun bile atılmadan şehirler Taliban'a teslim edildi ve Taliban'dan daha güçlü olan Afgan ordusu sürpriz şekilde çöktü, askerlerin bir kısmı Taliban saflarına katılırken bir kısmı da arkasına bakmadan akın akın bize doğru kaçmaya başladı. Benim merak ettiğim Amerika tarafından bu kadar ekipman, eğitim sağlanan ve mevcut olarak Taliban'dan daha büyük olan bu oluşum neden bir kurşun bile sıkmadan dağıldı? Saflarını terk etmeyip Taliban'a karşı oldukları yeri savunan birlikler de var ama onlar da bir avuç.

Işid ortaya çıkıp her yerde ölüm kusarken Suriye ordusu olsun Irak ordusu olsun Türkmen birlikleri olsun hatta YPG falan bile ölümü göze alıp cesurca savaştı. Onlar da kaçabilirdi mesela ya da Işid saflarına katılabilirdi. Ama savaştılar. Çok büyük kayıplar verildi ama sonunda Işid'in kökünü kuruttular. Peki Afgan askerleri Işid'den daha güçsüz olan Taliban'a neden karşı koymadı? Biliyorum Taliban daha ılımlı bir politika izliyor düşmana karşı, çoğunun aralarında bir uzlaşma politikası var ama bu terörist oldukları gerçeğini değiştirmez. Bilindik dizilerden birinde zaten bu işleniyor. Sizce neden savaşmıyor kaçan askerler? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.

 
Afganistan'da abd çekildi. Irak'tan çekilmediler.


  • beretta beretta  (23.08.21 16:16:19 ~ 16:18:53) 
Irak görece daha yönetilebilir bir ülke ve abdnin yerel güçlerden kendi yanına çekebildiği örneğin pyd gibi güçler var. Afganistan tam bir kaos.


  • dreamsandcolours  (23.08.21 17:32:18) 
afganistan'da devlet otoritesi yok çünkü, herkes kafasına göre takılıyor. abd 20 yıldır orada başı, belli organları olan bir devlet yaratmaya çalışıyordu. hedeflenen buydu. ama dikiş tutmadı. yoksa taliban'la savaşamadıkları için kaçmıyorlar. sistem dikiş tutmuyor, organizasyon sıfır, en sonunda bırakıp gittiler.

e geriye kalan askerler de ne işe yaradığı belli olmayan, kendinden başka kimseye hayrı dokunmayan saçmasapan bir oluşum için kendi canlarını tehlikeye atmak istemediler. taliban esasında çok güçlü falan değil, sadece karşılarına çıkacak kimse yok. taliban'a katılanların motivasyonu açık. güç var, para var, kontrol sende... karşı taraftaki afgan misal niye taliban'la savaşmak istesin? kabile devletinin kendine hayrı yok, e amerikanlar bırakıp gitmiş, taliban'la savaşsa ne yapacak ki, kazansa ne olacak mesela? o yüzden savaşmıyorlar.
  • alevli deniz sortu  (23.08.21 18:09:06 ~ 18:09:15) 
Afgan ordusunun çökmesi sürpriz değildi, ama "20 yıldır bi ordu bile eğitmeyi beceremedik" diyemeyecekleri için "Afgan ordusu çok güçlü, kesin yener Taliban'ı" dediler. Biden'ın söylediği tek bir doğru söz mü var?

Afgan ordusu niye dağıldı? Çünkü bi arada durmaları, savaşmaları için bir sebep yok. ABD para veriyor diye takılıyorlardı, o gidince savaşmak için bi sebepleri kalmadı, bireysel olarak bir çoğu Taliban rejimi altında yaşamaya okey. Geri kalan da Türkiye'ye kaçtı. Taliban'ınsa güçlü bir ideolojisi var, o yüzden sayıca az olsalar bile kazanan onlar oldu. Hem de sadece Afgan ordusuna karşı değil, ABD'ye karşı da. İdeoloji mühim.

IŞİD'e karşı en başta Irak ve Suriye ordusu da dağıldı aslında, Suriye ordusu sonradan toparlandı, onda da Kürtlerin ve Esed'in bireysel etkisi büyük. Irak ordusunun toparlanmasında da İran'ın (ve Sünnilere karşı savaşmak isteyen Şii'lerin) etkisi büyük. Yani Kürtler devlet kurmak istiyor, Suriyeliler devletlerini kaybetmek istemiyor, Şii'ler de Sünni'leri sevmiyor. Hepsinin savaşmak için bi sebepleri var. Afganlarda bu yok. Daha doğrusu Taliban kadar güçlü ve net bir şekilde yok.

Günümüzde "terörist" lafının bi anlamı kalmadığı için o son kısma girmiyorum, kime göre neye göre yani. Bakarsan bana bile her gün televizyondan terörist diye bağıran birileri var, ama artık kimse bu söylemleri ciddiye almıyor.
  • plutongezegendegilmi  (23.08.21 18:49:47) 
Dogrudan soruya bir cevap degil ama suna değineyim: bir bolgede herhangi bir teror orgutunun varligi o orgutle savasilacagi anlamina gelmez. Dunya uzerinde "bir yerde terorist varsa onlarla savasilir ve bolge terorsitlerden arindirilir" diye genel bir uluslararası duzen yok. Bunu sartlar belirler. Sartlar derken politik, stratejik, ekonomik, aklına gelen her turlu sartlardan bahsediyorum. Ve tabii ki müdahil olan uluslararası aktörlerin (diger ulkelerin) cikarlari.
Insanlar "yav burda terorist var koskica ordular neden bunları temizlemiyor" veya Amerika buraya niye mudahale etmiyor gibi sorulari bu gerceklerden habersiz oldugu için soruyorlar genelde.

Afganistan ordusu neden savaşmiyor sorusu da gecerli bir soru değil aslinda burada, Afgan hükümeti neden savasmadi diye sorman lazım. Asker hukumete bagli, herhangi bir hukumet otoritesi olmayan ve dolayısıyla emir komuta zinciri ortadan kalkmis olan bir ordu artik ordu değil, kamuflajli insanlar topluluğundan ibaret oluyor. Orduyu devlet otoritesinden bagimsiz dusunemeyiz haliyle. Dolayisiyla bir ordunun askerleri kendi inisiyatifiyle herhabgi bir savas baslatmasi soz konusu degil. Hukumet teslim olduğunda otomatik olarak ordu ve emir komuta zinciri de yok olmus oldu. Ordu değil hükümet savasmadi kısaca.
  • stavro  (23.08.21 20:04:38) 
Bu arada Afganistan ordusu cok guclu muhabbeti de sanırım Biden soytarisinin açıklamalarına dayandirilarak söyleniyor. Amerika'nın bolgeden cikmadiyla ortada hiçbir sey kalmadi orada. Afganistan yillardir bir b.k cukuru idi. Daha once de orada Taliban yonetimi ele aldi, darbeler oldu vs hicbir zaman dikis tutmadi ve saglam bir politik duzen ve devlet otoritesi olmadı. Afganistan'ın guclu bir ordusu olduğunu da sanmıyorum. Zaten o da yok artik.


  • stavro  (23.08.21 20:07:15) 
Işid bence çok gerizekalı bir oluşumdu ya. adamlar sünni diye geçinip sünni kafası kesiyorlardı. üstelik şii iran'a karşı apaaçık bir düşmanlık güdüyordu. ışid'in etrafında ona direkt düşman olan kürtler, iran ve suriye vardı, daha sonradan da türkiye eklendi. o yüzden ışid'in barınması imkansızdı. bir de ırak'ın topraklar değerliydi hocam. petrol rezervlerinde dünyada ilk 5'te idi en son.

taliban denen oluşumun yurtdışı kaynaklı pek düşmanı bulunmuyor. zaten afganistan'ın da ırak ve suriye kadar değeri yok. üstelik de afgan'ların vatan, millet, devlet gibi bir kültürleri hiç olmadı, olmayacak. o yüzden afganların birlik olması, devlet kurmaya çalışması falan olacak iş değildi. zaten afgan'ların kadın, çoluk çocuk bırakarak kaçıp gitmeleri de nasıl bir kültüre sahip olduklarını gösteriyor. ırak'ta yıllarca savaş oldu, hiç bu denli büyük bir mülteci akını olmadı. adamlar ışid gördü, saddam gördü, abd gördü. ırak ve suriye'de devlet ayakta durup ışid'e karşı bizzat savaştı. afgan'lar korkup kaçtı. yabancı bir ülkenin yerinde olsan "ulan adam kendi toprakları ve vatanı için savaşmıyorken ben neden adamlar için savaşayım" demez misin? dersin.

konu ile alakasız ama afgan'ların korkup kaçması haberini duyduğumdan beri göktürkler yok olmak üzereyken bilge tonyukuk'un söylediği şu söz geliyor aklıma; korkmadık, savaştık.
  • ilgeru  (23.08.21 20:42:26) 
[]

Instagram'da aradığım kişinin hesabının pat diye karşıma çıkması

Merhaba Duyuru'nun Instagram Uzmanları,

2-3 ay önce bir Instagram hesabı açan Instagram cahili biri olarak sormam gereken bir soru var. Hiçbir ortak arkadaşımın olmadığı ama arkadaşlarının hesaplarını ara sıra stalkladığım (onlarla da takipleşmiyorum ve ortak arkadaşım yok) birini arıyordum Instagram'da. Hesabı korumalı olmayan çalışma arkadaşlarının hesaplarını falan alt üst ettim ama bulamadım bu arkadaşı. Ancak aynı isimde başka bir arkadaşıma bakmak için arama kısmına ismi yazdığımda bu aradığım arkadaşın hesabı pat diye en üstte karşıma çıktı. Resmen gökte ararken yerde buldum. Sizce nasıl olabilir bu?

Çalışma arkadaşlarından birinin yanlışlıkla hikayesine bakmıştım o söylemiş olabilir de bu aradığım arkadaş da hesabıma baktığı için üstte çıkmış olabilir mi ya da arkadaşlarını stalkladığım için olabilir mi? Kafamda deli sorular. Bu cahili aydınlatırsanız sevinirim. Teşekkür ederim.

 
Valla hepsi olabilir. Ama asıl konu instagramdaki verin sadece instagram'da değil. Facebook'tan, mailleştiğin kişilerden, whatsapp'ta konuştuklarından, ziyaret ettiğin sitelerden vs. vs. her yerden deli gibi veri topluyorlar. O kadar veri olunca da kim kimin eski sevgilisi mesela kabak gibi görünüyor. Instagram üzerinden hiçbir bağlantınız olmasa bile sizin onu arayacağınızı tahmin edebiliyor yani.


  • plutongezegendegilmi  (22.08.21 20:16:37 ~ 20:16:49) 
@plutongezegendegilmi Mantıklı ama kendisiyle Instagram dışındaki yerlerde de bir bağlantım yok. Ne Facebook'da falan aradım ki arayamam zaten kendisi karşıma çıkana kadar soyadını bilmiyordum ne de numarası falan var. Reel dışında kendisiyle yabancıyız yani.


  • İnatçılığın yeryüzündeki temsilcisi  (22.08.21 20:34:13 ~ 20:35:12) 
Arkadaşlarını stalkladığınız içindir. "Bunu arayan bunu da aradı" gibi...


  • SiyamkedisiZorro  (26.08.21 14:44:30) 
@İnatçı, reel'de de aynı lokasyonda bulunuyorsanız, aynı baz istasyonundan veya modemden internete bağlanıyorsanız önerilere çıkar, çünkü aynı lokasyonda olduğunuzu biliyorlar.

Tam olarak instagram bunu yapıyor mu bilmiyorum ama facebook yapıyordu. Aynı şirket, yapıyor olma ihtimalleri var.

Aynı yerden benzer özelliklere sahip (yaş, cinsiyet vs) başka birini sadece isimle aratın. O da üstlerde çıkıyorsa bu teori doğru olabilir.
  • plutongezegendegilmi  (26.08.21 19:55:04) 
[]

"İlk gelen alır" prensibiyle çalışan sistemler için bot-yazılım

Merhaba arkadaşlar,

Diyelim ki bir havuz sistemi üzerinde işler( yazılım-çeviri-tasarım gibi) yayınlanıyor ve işler eklendiğinde size mail geliyor. Siz de mail gelince sisteme girip işi alıp çalışmaya başlıyorsunuz. Sistem böyle. Fakat birisi veya birileri isterseniz mail gelir gelmez sisteme girin, sizden önce muhakkak o işi kapıyor. Hiç istisnası yok ve her defasında böyle.

Sonra başka bir örnek vermek gerekirse bültenlerine abone olduğunuz bir teknoloji markası var ve bazen bazı oyunlar için key dağıtıyor. Bu keyin olduğu mail gelir gelmez hemen almak için ilgili yere giriyorsunuz ama o da ne! Binlerce, on binlerce keyden bir tanecik bile kalmamış. Bu da her defasında böyle.

Ben işin içinde bot veya yazılım türevi şeylerin olduğu numaralar döndüğünü düşünüyorum. Bunlarla nasıl mücadele edilir? İlk gelen olup bunları almak için ne yapmak lazım? Bilgisayarı riske atmadan kullanabileceğimiz yazılım, eklenti şeyler var mıdır bildiğiniz? Bilgilerinizi paylaşırsanız sevinirim. Teşekkür ederim.

 
Chromium tabanlı yazılımlar ile anlık maili dinleyip linki açıp işi alabilirler yazılımcı isen bunu sen de yazabilirsin.
soruna gelince bunu yapan birine karşı daha hızlıısnı yapman gerekir sanırım

  • neymis  (21.08.21 21:32:26) 
Mailler sırayla gönderiliyorsa (ki öyledir), bazılarına sizden önce gidiyor ve sizden önce alıyor olabilirler. Bot kullansalar da kullanmasalar da mail üzerinden haberdar olarak bunun önüne geçmek mümkün değil.


  • plutongezegendegilmi  (22.08.21 00:00:18) 
[]

Friendzone'a girmemek ama nasıl?

Az önceki duyuru silindiği için düzenleyip tekrar soruyorum. Umarım bu sefer silinmez.

Merhaba arkadaşlar,

Bu gördüğünüz sap kardeşiniz 30 yaşında ve şu ana kadar hiç mi hiç, bir tane bile sevgilisi olmadı (oha cidden). Bu okuduklarınız karşısında "Evlerden ırak! Amann Ya Rabbi!" dediğinizi duyar gibiyim ama yapacak bir şey yok. Hoşlanan hanımefendiler oldu, ben değerlendirmedim benim hoşlandıklarım ise beni değerlerdirmedi. "Beni beğeneni ben beğenmem, benim beğendiğim ise beni beğenmez!" durumu yani. Aktif olarak sadece üniversite zamanında koşturdum hanımların peşinden ama istediğim bir sonuç alamadım. Ondan sonraysa bir daha uğraşmadım.

Ama 30 yaşının getirdiği "Hayatıma çeki düzen vermeliyim." kafası mı bilmiyorum fakat yalnızlıktan sıkıldım. Lakin gönül işlerinde kısmetim kapalı, tanıştığım 10 hanımdan dokuzunun friendzone una giriyorum, o geri kalan bir tanesi de benim friendzone uma giriyor. Fena değil denebilecek bir tipim var ama kısa boyluyum maalesef. Öne çıkan özelliklerim espritüel ve entelektüel biri olmak. Kendimi "Geldi yine tipini..." karikatüründe gibi hissediyorum. Böyle biri gönül işlerinde nasıl başarılı olabilir? Tinder gibi uygulamalar son çarem gibi görünüyor ama buralara düşmek istemiyorum? Siz ne önerirsiniz? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.

 
Friendzon3’a sen kendi kendini sokarsin. Kizlarin arkadasi olmaya degil sevgilisi olmayi amacla. O zaman bir yere girmezsin. Niyetin cok acik ve net olsun. Hatta dogrudan seks amacla.


  • alperz  (20.08.21 19:31:32) 
abi erkekadam.org bu siteye gir oku. cold approach ne öğren ve yap. sakın şey düşünme "bu avrupada yapılır burda yaparsam bağırırlar, esnaf döver" falan deme. yap. yeminle bir şey olmuyor. bir de friendzone meselesi var. azcık utanmaz, arsız ol. sohbetin çok keyifli diye iltifat etme mesela. bırak bu efendi adam ayaklarını. tüm süslü sözlerin ardında sen erkeksin karşındaki de kadın. ne biliym içinden geçeni söyle. mesela boydan gidelim. biri sana boyun kısa diye laf mı soktu, "ben yarış arabası gibiyim küçük ama yüksek performans için üretildim." de. hatta "deneme sürüşüne çıkmak ister misin?" diye ekle.


  • karahan01  (20.08.21 19:59:43) 
0- sosyallik edinmek için kurs, etkinlik, dernek ne varsa araştır, katıl. her şey olabilir. siyasi gruplar bile.
1- eninde sonunda arz talep dengesi oturmalı. seni beğeneni senin de beğendiğin bir noktaya ulaşman lazım. önyargılı yaklaşma, belki sana göre alt grupta hissettiğin kız görüşünce tanışınca çok hoşuna gidecek. o dengeye bir türlü ulaşmıyorsa sebebi bi altta olabilir.
2- porno bağımlılığın varsa bunu kesinlikle tekrar düşün. azalt. aşırı önemli bu.
3- friendzone olayı, kızlar seni yanına yakıştırmadığı için mi, yoksa sen net sinyaller veremeyip, arkadaş gibi davrandığın için kızların çaresizlikten seni koyduğu bir durum mi oluyor bunu düşün. efendi adamlar biraz tutuk olur. belki sen de tutuksundur biraz? net bir şekilde istediğini hissettirebiliyor, ısrar edebiliyor musun?
4- tinder, instagram, ıvır zıvır ne varsa hiç fark etmez. bunları kullanmak ayıp değil. yıl 2021, tinder'dan evlenen bi ton insan var.
5- kendine güven edinmek için spor, hobi, farklı şeyler edinmeni öneririm. özellikle spor inanılmaz fark ettiriyor. salon üyeliği ayda 150 lira falan, hayatında harcadığın en iyi 150 tl olur gidersen.
  • roket adam  (20.08.21 21:11:42 ~ 21:13:21) 
erkekadam.org demeye gelmiştim.


  • birfincankahvedahaisteyenadam  (20.08.21 21:50:51) 
esprilive entelektuel olmamayi dene.

Okan bayulgen demisti. sen masada saatlerce kizlari guldurursun, gecenin sonunda masads agzini hic acmayip somurtan tiple odaya giderler.
  • divit  (20.08.21 22:05:26) 
Erkekadam.org yazılmış tekrar yazıyorum. Entel erkek dürüst sadık erkeklik gibi, talep görmüyor. Senin ortam eksiğin yok, kişilik olarak kendini güncellemen lazım.


  • KaraSakall  (21.08.21 09:15:40) 
[]

Bu iş görüşmesi iptal mi sizce?

Merhaba arkadaşlar,

Birkaç gün önce başka şehirdeki bir iş ilanına başvurmuştum ve dün dönüş sağladılar. Taşınma durumunu sorduklarında taşınacağıma dair kesin teyit verdim ve bugün online bir mecradan görüşme gerçekleştirecektik. Görüşmeyi sanırım ilgili departmanın yöneticisiyle yapacaktık, öyle söyledi İK. Görüşmeden önce de teyit için arayacaklardı. Ancak görüşme zamanına yaklaşırken teyit için aramadılar ve ben de kendileriyle tekrar irtibata geçtim teyit almak için.

Benimle görüşen İK, görüşmenin gerçekleştirileceği mecra ile ilgili bir aksaklık olduğunu ve özgeçmişimi bulamadıkları için numaramı bulup arayamadıklarını söyledi. Kendilerine numaramı tekrar verdim ve başka bir alternatif önerdim. Benimle irtibata geçecektiler. Az önce başvuru yaptığım platforma baktım, özgeçmişimi tekrar görüntülemişler. 2 saat geçti ve arayan soran yok. Saf gibi takım elbiseyle bilgisayarın başında oturuyorum ve ya ararlarsa diye üstümü de değiştiremiyorum. Sizce iptal mi görüşme? İkinci defa aramak istemiyorum. İnsan arar bir bilgi verir hiç değilse görüşme iptal diye. Ölü taklidi mi yapıyorlar? Siz ne düşünüyorsunuz? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim.

 
iptal olmasi icin gorunurde bi sebep yok gibi. bunu ogrenmenin en kolay yolu arayip tekrar sormaniz. is yogunlugu dolayisiyla 2.plana atmis olabilirler.


  • guldum gectim genceciktim  (20.08.21 12:58:47) 
[]

Tacizci veya sapık gibi mi görünmüşüm?

Merhaba arkadaşlar,

Bugün aile eczanemize gitmiştim. Eczanede ben, eczacı bir de muhtemelen eczacının (erkek) arkadaşı olan (aile dostu gibisinden) genç bir kadın vardı. Ben doktorun yazdığı ilaçları eczacının vermesini beklerken kadın üstüne çeki düzen vermek isterken bir anlığına tişörtünü kaldırdı ve ister istemez göbeği göründü. Ben de istem dışı bir şekilde kadının açılan göbeğine bakarken buldum kendimi. Kadın muhtemelen gördü beni. Her şey çok kısa bir süre içinde gerçekleşti. Sonra hem kadını hem de eczacıyı selamlayarak ayrıldım ancak oradan çıktıktan sonra kendimi kötü hissettim. "Acaba kadın bana sapık gözüyle mi baktı?" diye huzursuz oldum. Bana böyle bir gözle bakılmasındansa ölmeyi tercih ederim.

Kadın rahatsız olsa ve durumu eczacıya anlatsa eczacı "İnatçı iyi çocuktur, öyle bir niyeti olmaz." diye savunur beni. Çünkü eczacılarla birbirimizi çook uzun zamandır tanıyoruz. İlaçlarımızı falan istisnasız hep oradan alırız.

Sizce kadının bana sapık gözüyle bakma ihtimali var mı? Siz ne düşünüyorsunuz? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim.

 
muhtemelen bu yazıya ve bunu düşünmeye harcadığın mesainin binde birini harcamamıştır kadın ve düşünmemiştir. en fazla bir anlık düşünüp unutmuştur. yanındaki çocuğa falan ayh bu da bana baktı gibisinden lafını edeceğini hiç sanmam. türkiyede yaşıyorsa zaten her gün senin baktığının on katı öküz gibi süzüyorlar kızı. çok etkileyeceğini sanmam bunun.


  • fff02561  (19.08.21 18:00:35) 
Tacizci ve sapık gibi görünmek için genelde tacizci ve sapık olmanız gerekir. Olmadığınız biri gibi görünmek çok kolay ve sık rastlanabilecek bir şey değil. İnsanın duruşu, beden dili, ses tonu çok şey anlatır. Karşınızdaki insanda bunu yalnızca hisseder. Çoğu şeyi bilinçli yapmıyoruz. Takmayın kafanızı.


  • akhenaten  (19.08.21 18:02:35 ~ 18:03:18) 
Bahsettiğiniz gibi olduysa gayriihtiyari baktığınızı düşünmüştür, belki de hiçbir şey düşünmemiştir, kötü hissetmenize gerek yok.


  • shakespearesmother  (19.08.21 18:13:02) 
gözünüz takılmış, normal.
olayın yaşandığı sahneye bağlı olarak, bir anlığına tişörtünü kaldırması bakmanızdan daha anormal bile olabilir.

  • blatta hiberna  (19.08.21 18:17:20) 
Bence kadın bunu düşündü ya da düşünüyorsa bile sapik olan odur.


  • encokbenisevinnolur  (19.08.21 19:59:21) 
Bence kadin sapik, seni taciz etmis.

Aynisini sen yapsan linc ederlerdi.
  • divit  (19.08.21 20:06:44) 
Genelde kadının başına gelen şey bana çok olur. Üstümü başımı düzeltirken ya da rüzgarlı bir havada eteğim açıldığında ve birisi beni gördüğünde hiç sapık gözüyle bakmadım.


  • Hallegadola  (20.08.21 08:22:55) 
O esnada kıllı ve göbekli bir abinin de tişörtü açılsa insan anlık olarak gözü dalar ve bakar, sıkıntı yok, kadın da aşırı kezban değilse üstünde durmamıştır.


  • John Bloor  (20.08.21 10:27:29) 
olaya farklı ancak gerçek bir yönüyle bakayım, tipiniz nasıl? türk toplum standartlarında derli toplu, temiz, özgüvenli, bakımlı, güçlü ve yakışıklı mısınız?

eğer evet’se sapık damgası yemeniz abartılı hamleler yaprak bakmadıysanız imkansıza yakın.

yok cevap hayır’sa, yani tipsiz, bakımsız, ezik, diksiyonsuz ve özgüvensiz biriyseniz, tipiniz de Allah’ın yüzüne gülmediği insanlardansanız, bu damgayı yeme ihtimaliniz 10x artacaktır.
  • bugisme  (20.08.21 12:17:18 ~ 12:19:27) 
büyütülecek bir şey değil. kadınların yarısı göbeği açık geziyor dışarıda.
kadın sapık olduğunuzu düşündüyse asıl sorun ondadır. muhtemelen arkanızdan hiç konuşulmamıştır bile.

  • biseysorcaktim  (20.08.21 12:59:53) 
[]

Hızlı klavye kullanan, bakmadan yazabilen biri 10 parmağı hızlı öğrenir mi?

Merhaba arkadaşlar,

Çok uzun yıllardır bilgisayar kullandığım için artık seri şekilde yazabiliyorum ve hızlı olmasa da orta seviyede hatasız olarak bakmadan yazabiliyorum. Biraz zorlarsam daha hızlı yazabiliyorum bakmadan. Şimdi 10 parmak öğrensem mi diye düşünüyorum. O kadar şeyi bakmadan 2 saniyede yazan insanları görünce imrenmeden edemiyorum. Sizce böyle biri kısa zamanda öğrenebilir mi? 10 parmak kullanabilenler ne kadar sürede öğrendiklerini belirtirse sevinirim. Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.


 
keybr.com sitesinden calis 1 haftada alisirsin.


  • robokot  (18.08.21 14:57:23) 
Eşim normalde q klavye kullanırken f'e geçip çok mesai harcamadan bir ayda falan 10 parmak bakmadan yazmaya başlamıştı.

Yani o kadar zor değil.
  • armagan abanuz  (18.08.21 15:27:46) 
Ben 1-2 haftada öğrenmiştim. Beni en zorlayan kısmı sağ el serçe parmağımi kullanıma alabilmekti ama o da 1 ayda oldu yani.


  • encokbenisevinnolur  (18.08.21 16:45:08) 
çalışmaya başlayın. en azından işin temelini öğrenin. hangi parmakları nereye koymanız gerektiğini öğrenin. yavaş yavaş düzeltirsiniz.


  • co2s2  (18.08.21 18:04:35) 
[]

Gemi acentesinde çalışmak için ne yapmak lazım?

Merhaba arkadaşlar,

Bu aralar gözüme armatörleri, gemi acentelerini kestirdim. Oralarda çalışmak için ne yapmak lazım? Dil-edebiyat mezunuyum. Gemi acenteliği eğitimi veriyorlar ama onu da galiba sadece gemi acentesinde çalışanlar alabiliyor. Bu eğitimlere katılmam mümkün mü sizce? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim, teşekkür ederim.


 
Cosco’da çalışan fransızca öğretmeni, oocl’de çalışan ingiliZce öğretmeni tanıdığım var. Hiç de öyle eğitim falan almıyorlar.
Müşteri temsilcisi ilanına başvurup oradan yükselebilirsiniz. Mesela ben daha bu hafta görmüştüm, msc ve dsv arıyordu.
Temel düzeyde bilgi sahibi olduğunu göstermek mülakatlar için artı puan olur.
Mesela yarın oaib’in incoterms eğitimi var ücretsiz ve online.
  • irene  (17.08.21 21:34:55) 
[]

Şu zamanda aşılı biri için hastaneye gitmek riskli mi?

Merhaba arkadaşlar,

Epey zamandır ciddi biçimde unutkanlık, odaklanamama, basit şeyleri bile anlamakta zorlanma gibi bir takım sorunlar yaşıyordum ve burada da sorduğumda B12 vitaminlerime baktırmam tavsiye edildi. Ancak pandemiden dolayı hep erteledim ama artık erteleyemeyecek durumdayım. Canıma tak etti, hayat kalitem, insanlarla olan iletişim kalitesi ciddi ölçüde düştü.

Bir an önce hastaneye gitmek istiyorum ancak 2 doz Biontech aşım olmasına rağmen söz konusu hastane olunca bir tırsma geliyor. Üstelik vakalar da yükselişteyken ve 2.doz aşı olanların oranı 50% gibi tatminkar olmayan bir seviyede olduğu için emin değilim. Sizce gitmemde bir risk var mı? Siz hastaneye gidiyor musunuz? Bu arada ailecek aşılarımız tam :D Sadece 2 küçük yeğenim var. Abartıyor muyum sizce? Siz hastaneye gidiyor musunuz? Ha bu arada vitaminlere baktırmak için Dahiliye'ye mi yoksa Hematoloji'ye mi gitmeliyim? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.

 
Abartıyorsun.
Bugün gittim üstelik görece basit bişey için.

  • rewlack  (16.08.21 19:38:57) 
Sizi anlayabiliyorum ve diyorum ki; bu işin bir sonu yok.

Ben de pandeminin başından beri mecbur kalmadıkça hastaneye gitmeme kararı almıştım, gitmedim de. Geçenlerde ise mecbur kaldım ve sonunda gittim. Ama özel hastaneye mi gittim, devlet hastanesine mi gittim, anlamadım. Daracık bir bekleme ortamında, kalabalığın içinde buldum kendimi. Bayağı huzursuz oldum ama yapacak bir şey yok yani. Bu covid durumları bugünden yarına tamamen bitmeyecek, o belli olduk.

O yüzden siz de salın artık kendinizi, kafayı rahat tutun.. Gidin hastaneye, işinizi görün.
  • magni  (16.08.21 19:46:01) 
B12 değerine baktırmak için aile hekimine de gidebilirsiniz. Bir bakıma hastaneler en güvenli yerler bile denebilir, maskeye mesafeye dikkat edildiği için.

Ben aktif bir şekilde devam eden bir salgının ortasında bu tip endişeleri hiç abartılı bulmuyorum, kendim de mecbur olmadıkça insanların içinde bulunmuyorum ama sağlık için hastaneye gitmek durumunda bulundum bir kaç defa. Probleminiz için dahiliyeye gidebilirsiniz.
  •   (16.08.21 19:54:48) 
Hastaneyle uğraşmayın. Sağlık ocaklarında bir günde veriyorlar sonucu. Randevuya gerek yok, sabah gidin hallederler.


  • herzan  (16.08.21 21:52:32) 
Abartiyorsun bence de :) Ben daha hic asi olmamisken kac defa hastaneye gittim, kan verdim, ultrasona girdim. 10 defa disciye gitmisimdir hem de en peak yaptigi zamanlarda.

Ikinci soruna gelince dahiliyeye git o seni gerekli gorurse tahlil sonucundan sonra yonlendirir.
  • e mice  (16.08.21 22:45:09) 
bir hastaneye gitmekle avm'ye gitmek arasında çok fark yok bence. hatta avm'ye giren çıkan sayısı daha fazladır, hastalık riski daha yüksek olabilir.

hastanelerde koronalılar ortalıkta zombi gibi gezinmiyor. benim gördüğüm 1-2 hastanede korona için ayrı acil girişi yapmışlar. servisler zaten ayrı yerlerde. çok korkacak bir şey yok bence.

son 1 ay içerisinde bir özel hastanede refakatçi olarak 3-4 gün kaldım. bir devlet hastanesinin acilinde de 4 saat ayakta bekledim tüm hastaların arasında. hala ayaktayım:D
  • co2s2  (17.08.21 11:39:19) 
Biz normalde tercih etmiyorduk. Ama tercihimiz dışında acil ameliyatlar, yoğun bakım vs nedeniyle yatan aile bireylerimiz oldu. Zaten eşim hergün hastanede ayrıca pandemide de çalışıyor. Henüz hastaneden birşey kapmadık, ama kendi ihtiyacımız olursa gitmiyoruz, çocuk hasta olursa onu götürüyoruz. Ffp2 maske takın, birşey olmaz.


  • curukturpkokusu  (17.08.21 19:24:36) 
[]

Bu arkadaşım neden benden soğumuş gibi?

Üniversiteden aramın çok iyi olduğu bir kız arkadaş vardı. Ben erkeğim bu arada. Benden hoşlanıyordu muhtemelen. Benimle olan dostluğunun hiç bitmesini istemediğini söylüyordu sürekli. Bazen "Bize gel." diyordu. Kendi tek yaşıyordu. Bazen bir yerlerde falan buluşuyorduk, bir şeyler içiyorduk. Her telefon konuşmamız en az 1 saat sürüyordu. Bayağı iyi birisiydi. Çok iyi anlaşıyorduk. Aynı profilde biri olmadığımızı düşündüğüm için sevgili olmak için çaba göstermedim. Ancak çok iyi bir dostluk gösterdim ona karşı. Gerçekten iyi birisiydi. Her neyse ben ondan daha önce mezun oldum. Bir daha da görüşme fırsatımız olmadı mezun olduktan sonra. O başka şehirde yaşıyor çünkü. Ancak mesajlaşıyorduk. Bu olaylar 5-6 yıl önce oluyor bu arada.

Her neyse 2018 yılına geldiğimizde iletişimsiz geçen bir dönemden sonra mesaj attım. O da müsait olmadığını, beni arayacağını söyledi. Sonra aramadı ve bir müddet sonra da numarasını değiştirmiş olacak ki numarası Whatsapp'dan kayboldu. Sonra 1-2 ay önce Instagram hesabı açtım ve onu da takip etmeye başladım, o da beni takip etti.

1 ay kadar önce o kadar zaman konuşmadığımız için Instagram'dan "Napıyorsun?" tadında bir mesaj attım. O da annesinin Covid'e yakalandığını, o yüzden keyifsiz olduğunu, daha sonra yazacağını söyledi. Ben de geçmiş olsun dileklerimi ilettim. Aradan 2-3 hafta geçmiş olmasına rağmen yazmadı. Annesi herhalde iyileşmiştir diyerek tekrar yazıp annesini sordum, iyileştiğini söyledi. Sonra havadan sudan, birbirimizden bahsetmeye başladık. Ama konuşmakta isteksiz gibiydi, benim bir paragrafıma karşılık o 2-3 cümle ile cevap veriyordu. O eski günlerdeki arkadaşlığımızdan eser kalmamış gibiydi. Yani ben yazmasam yazmazdı asla, ondan emin oldum.

Sizce normal mi bu? Tamam yani benden hoşlanıyorsa karşılık vermemem buna sebep olmuş olabilir ve araya giren zaman da etkili olmuş olabilir ama bu seviyede bir soğukluk normal mi? Siz ne düşünüyorsunuz fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.

 
Bence siz hiç arkadaş olmamışsınız, kız tarafın niyeti farklıymış ve olmayınca da farklı bir aksiyon almış.


  • purplee  (13.08.21 22:19:17) 
normal. kız arkadaş olarak görmemiş seni, sende bunu fark ettiğin halde kızı kendine yakıştıramamışsın ama bri yandan da hoşuna gittiği için yakınında tutmuşsn.

zaman geçmiş kız kendine farklı bir hayat kurmuş seni unutmuş neden şimdi seni tekrar görmek istesin ki?

senin amacın ne bu kıza ulaşmaya çalışmakla?
  • srjkvon  (13.08.21 22:21:56) 
üniversite mezuniyetinizden yola çıkarak düşünüyorum ki ikiniz de 30'a yakın ya da erken 30'lu yaşlardasınız. sizi bilemem; ama o kız uzun ömürlü olacak bir ilişkinin içinde olmak ister haklı olarak...ben de 30 yaşındayım. benden uzak şehirdeki bir adam beni uzun ömürlü olacak bir ilişki niyetiyle tanımaya çalışmıyorsa neden mesajla vakit kaybedeyim ya da boş boş umutlanayım ki? sonuçta çevremde benimle evlenmeyi düşünen, bana değer veren kişi varsa onu tercih ederim. telefon ekranıma düşen mesaj benim için sadece zaman kaybıdır.

değer veren insan yüz yüze görüşür, zamanını ve parasını harcar. evde otururken zaten almış olduğu internet paketiyle canı sıkıldığı için bana mesaj atan adam hiç ilgimi çekmiyor mesela. önceden de ilgimi çekmezdi; ama bu yaşta hiç ama hiç umurumda olmaz.
  • ersen sevdalisi  (14.08.21 02:58:09 ~ 03:06:14) 
su an sicak konusulacak hicbi durum yok ki unide iyiydiniz uni bitti gitti


  • ala09  (14.08.21 11:45:47) 
aradan baya zaman geçmiş normal böyle olması. samimi arkadaşlıklar böyle bitiyor.


  • jelly bear  (14.08.21 11:59:18) 
[]

İnternet taahhütü bitiminde yüksek fatura

Merhaba arkadaşlar,

Kısa bir süre öncesine kadar Türk Telekom'dan internet hizmeti alıyordum. Taahhüt bitince başka bir sağlayıcıya geçtim. Bayrama denk gelmesi sebebiyle abonelik işlemleri uzadığı için aktivasyon sağlanana kadar taahhüt bittikten sonra 1 hafta kadar daha Türk Telekom kullandık. Şimdi ödememiz gereken son bir fatura daha var mı diye kontrol edince her zamankinden yüksek bir fatura çıkarılmış. Normalde 107 TL ödüyorduk ama şimdi 140 TL çıkarmışlar. Normal mi bu? Yani taahhüt bittikten sonra da kullandığımız için mi yoksa tipik bir Türk Telekom kurnazlığı mı? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.


 
normal, bize taahhütsüz ücret günde 4-5 lira gibi bir şey demişlerdi. 75 lira öderken son ayın faturasını 110 lira olarak ödedim.


  • amugochi  (14.08.21 10:55:45) 
zamanında abonelikten çıkamadığınız için yeni ayın faturası kesilmiş. yapacak bir şey yok.


  • xrated  (14.08.21 11:09:33) 
[]

Seyahat acentası kurmak kaç papele patlar?

Merhaba arkadaşlar,

Hayalperestliğin suyunu çıkaran bir çulsuz olarak seyahat acentası kurmak gibi olmayacak, lüks bir hayalim var sürekli. "Aç tavuk kendini darı ambarında sanırmış." hesabı. Aşağı yukarı hesap tahmini için geçenlerde internete baktım. Daha en başta Aidatı ve TURSAB üyeliği ile 75 Bin TL'ye yakın bir masraf çıkıyor ilk siftah olarak. Bunun A sınıfı B sınıfı olmasına göre tabi başka masraflar da çıkıyordur izinler falan derken. Bayi olmak isterseniz onun komisyonu da vardır. Peki sizce ortalama tüm masraflar hesaplandığında cepten kaç para çıkar?

Bir de kredi çekmeyle falan olacak bir iş midir bu? Kağıt üzerinde hiçbir geliri olmayan ve kredi notu da olmayan (kredi kartım falan yok, hiç kredi çekmedim) birine "Girişimci mi olcan sen? Sen ne tatlış şeysin öyle ha! Al sana 200K, benim hayalperest çocuğum!" diye para verirler mi? Ben de "Çalışıp para kazanınca öderim!" diyebilir miyim? Bunu şunun için soruyorum, her ne kadar klişe gelse de "Öğretmenliği bıraktı, köyüne dönüp çiftlik kurdu.", "Genç ev hanımı atölye kurdu." gibi haberleri görünce "Acaba?" demeden edemiyorum.

Bir de bir sürü insanın ağzında "Kendi işini kur! Napıcan maaşlı işi!" lafı var. Gerçekten iş kurmak bu kadar kolay mı? En önemli şey parayken paranın esamesi bile okunmuyor böyle konularda. Zengin oldukları için mi paradan bahsetmiyorlar yoksa gerçekten de parası olmayan ama bir şeyler yapmak isteyenlere destek veren birileri var mı? Siz ne düşünüyorsunuz? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.

 
diğer konulara hakim değilim ama kendi işini kur, ne yapıcan maaşlı işi muhabbeti tam boş adam muhabbeti onu diyebilirim. uzmanı olmadığın, çalışmadığın, bilmediğin, hazırlığının ve hazır müşteri kitlenin olmadığı bir alanda küçük sermayeyle kuracağın iş %99 batmaya mahkumdur.

böyle bir planın varsa git bir seyahat acentasında 1-2 sene düşük paraya çalış. çakallıklarnı öğrenmeden bu işe girme.
  • roket adam  (07.08.21 21:55:14) 
Abi herkes biletini, otelini, planını araya birini sokmadan internetten hallediyor. Bu devirde boş iş, bir de covidiydi kriziydi turizm en iyi günlerinde değil yani.


  • eksisozlukokuryazari  (08.08.21 00:46:53) 
[]

Bu iş görüşmesi için dönüş yaparlar mı sizce?

Merhaba arkadaşlar,

Bugün çalışmayı tercih etmediğim bir sektör olan çağrı merkezinde değerlendirmek üzere bir şirket ulaştı bana. Yabancılara hizmet verilen bir alanda Almanca bildiğim için ulaşmışlar bana. Almancamın nasıl olduğunu sordular, ben de okuldan bu yana pek kullanma fırsatım olmadığı için konuşma kısmında paslandığımı belirttim. Sürecin ilerlemesini istersem benimle Almanca bir mülakat gerçekleştireceklerini söylediler. Ben de sağlam bir yer oldukları için denemekten zarar gelmez diyerek sürecin ilerlemesi yönünde tercih yaptım. Sonra kapattık.

Ben görüşmeyi Pazartesi falan beklerken 1-2 saat sonra aradılar. Birazcık yusuf yusuf ediyordum "Napacağım? Nasıl hazırlanmalı?" kafasındayken beni hazırlıksız yakaladılar. Ama korktuğumun aksine batırmadım, ara ara teklemeler haricinde ve soruları ikilettirmeden konuştum. Fakat Almanca konuşan kişi başta biraz hızlı konuştuğu için biraz yavaş konuşmasını kibar bir dille rica ettim. Tabi ki beklendiği gibi çok akıcı konuşamadım ama berbat bir performans da sergilemedim. Zaten çok sürmedi. Her neyse "Biz sizi ararız." gibisinden bir şey söyledi kapattık. Yanlış bilmiyorsam işe aldıkları kişiyi oryantasyon sürecinden geçirip öyle başlatıyorlarmış. Sizce dönüş yapma durumları var mı? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.

 
Valla ihtimal vardır tabii ancak yüzde kaç olduğunu da burdan hayatta bilemeyiz. Sen en iyisi hiç olmadı gibi davranıp ona göre takil.


  • j r r tolkien hayrani  (06.08.21 21:53:27) 
Bence ihtimal yüksekte, asıl konusacak kadar almancaniz varsa direk yurtdışı kovalasiniz daha iyi olmaz mı?


  • bepicolombo  (06.08.21 22:06:49) 
"Biz sizi ararız" genelde olumsuz oluyor ama düşük de olsa bir ihtimal var.


  • dissendium  (06.08.21 22:27:20) 
Ben söyleyeyim; olumsuz. Çünkü öyle bir yerde mülakata girme şansı yakaladım. İçeridekilerin tamamı ya kesin dönüş yapmış gurbetçi, ya da expat. Benim kıçı kırık fransızcamın esamesi okunmadı tabi.

Öyle yavaş olur musun falan diye sorduysanız, ve teklediyseniz geçmiş olsun. Önünüzdeki maçlara bakın derim.
  • feel the blanks  (06.08.21 23:41:16) 
hic bekleme.
hatta oncesinde yurt disi gecmisini sormamis olmalari bile garip aslinda.

feel the blanks +1
o islere hep yurtdisinda dogup buyuyenler giriyor.
mantiklisi da o degil mi zaten sence de? cagri merkezi bu, ana dil olmali
  • Kittie  (07.08.21 00:27:27) 
Biz bayagi buyuk bir cagri merkezinin cevirilerini yapiyoruz. Gecen benden ana dil bilen tercuman istediler. Cagri merkezinde calismak icin basvuranlarla konusup ana dili gibi biliyor mu diye bakmasini istediler. Yani bayagi ana dil seviyesi istiyorlar bence de olumsuz


  • matilda  (07.08.21 11:05:14) 
Dönebilirler de. Belki asgari ücret veriyorlar, anadili almanca olan biri beğenmeyecek bu şekilde düşünmek lazım. Peki anadili gibi yabancı dil bilen birine ne kadar veriyorlar?


  • Cokgezenti  (07.08.21 11:55:47) 
[]

Yeni aldığım cep telefonuma kılıf alsam mı?

Merhaba arkadaşlar,

Kurban Bayramı'ndan önce cep telefonu almıştım. Bizimkiler hemen kılıf almamı istediler ama pek gönlüm yok ama bir yandan da telefonu hem peşin aldığım için hem de telefona harcadığım parayı gece gündüz demeden hayvan gibi çalışarak geçirdiğim yoğun bir süreç sonunda kazandığım için telefona bir şey olmasını düşünmek de can acıtıcı geliyor.

Telefon (Samsung Galaxy M31S) hem büyük hem de bataryası nedeniyle ağır olduğu olduğu için ele kolay gelmiyo. Bu da beni geriyor, elimden kayacak diye. Kılıf alsam da bu sefer telefon daha kalın olacak. Ne yapsam bilemedim. Gözüme kestirdiğim iki kılıf var ama birisi gereksiz pahalı geldi ( kaliteli ama kılıfa o kadar para vermek müsriflik gibi geldi) diğerine de "meh" diyesim geliyor. Linklerini aşağıda bulabilirsiniz. Siz ne düşünüyorsunuz? Telefonunuzu kılıflı mı kullanıyorsunuz kılıfsız mı? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim.

www.amazon.com.tr

www.amazon.com.tr

 
Hocam su hayatta kilifsiz ve cam korumasiz kullanilmaz.
Telefonu kac kere yere düşürdüm unuttum yani. Ama çizik yok spiegen kilif.
Ince kilif bulursunuz. Önemli olan ekranla aynı yükseklikte olmamasi. Öyle olursa ekran darbe alir.
  • logisticsmanager  (04.08.21 21:59:34) 
Ben hiç telefonla kılıf kullanmadım ya, arada düşürüyorum da ama hiç bişey olmadı şimdiye kadar.

Ama düşse kırılsa gider yenisini alırım (ya da gider random bişey alırım, çok telefon kullanmıyorum zaten), çok umrumda olmaz. Çok umursuyor olsam herhalde kullanırdım.
  • plutongezegendegilmi  (04.08.21 22:03:12) 
pahalı bi telefon var kılıf kullanmıyorum baya da düştü. ön ve arkasında koruyucu cam var sadece. kılıfla kullanmak hiç güzel gelmiyor bana o yüzden.


  • jelly bear  (04.08.21 22:09:33) 
ben de telefonla hic kilif kullanmadim. goruntusu ve hissi icin aldigim telefonu baska sekilde kullanmak hosuma gitmiyor. cam filmleri de goruntuyu bozuyor.


  • eksi sozlukte eksiyen adam  (04.08.21 22:32:10) 
Kılıflı. Telefonu çok düşürüyorum. Silikon kılıf olunca darbeyi az da absorbe ediyor yumuşak malzeme olduğu için, hatta bazen yerden sekiyor. Kılıf olmasa köşeleri çoktan ezilirdi benim telefonun.


  • playing star again  (04.08.21 22:56:38) 
son model araç alıp üzerine branda çekip kullanmak gibi geliyor telefona kılıf takmak. düşerse düşsün ben o riski alırım. 10 yıldır hiçbir telefonum yere düşmedi zaten.


  • yazar yazmaz yazan yazar  (05.08.21 11:30:06) 
[]

Yanan bölgeler büyükşehir kategorisinde olsa durum yine böyle olur muydu?

Merhaba arkadaşlar,

Felaketin yaşandığı bölgeler büyükşehir kategorisinde olsaydı ya da İstanbul, Ankara gibi bölgelerde çıksa felaketin üstesinden daha çabuk gelinebilir miydi yoksa durum farklı olmaz mıydı? Diyelim ki Muğla veya Antalya başkent olsun veya İstanbul gibi ülkenin kalbi diyebileceğimiz bir yer olsaydı.

Bu arada, o bölgelerin dağlık alan olduğunu, ulaşımı zor olduğu gerçeğini bir kenara bırakalım. Benim değinmek istediğim aslında daha çok kaale alınır mıydı, umursanır mıydı, siyasisinden vatandaşına askerinden polisine kadar tüm seferberlik sağlanır mıydı ya da yine çaresiz kalır mıydık? Başka ülkelerden gelecek uçaklara muhtaç kalır mıydık? THK envanterindeki uçaklar yine hangarlarda yatmaya devam eder miydi? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.

 
Turk Hava Kurumu, bir belediyeye ait bir kurum degil. Belediyenin cop arabasi olur, yangin sondurme ucagi degil.


  • howfaristhesky  (03.08.21 20:15:35) 
muğla antalya büyükşehir zaten?

iç anadoluda olsa söndürmesi çok daha zor olurdu ama iç anadoluda o kadar çok orman yok zaten. istanbul olsa bense bu kadar büyümezdi ama istanbulda da bu kadar orman yok.
  • jelly bear  (03.08.21 20:29:08) 
iki sehir de buyuksehir statusunde. yani en kucuk koyunde bile bb secimlerinde oy veriliyor.


  • kaerin  (03.08.21 20:44:53) 
yanan yerler büyük şehir.
yanan yerler ülkenin kalbi zaten. muğla antalya gitti? siz farkında mısınız?

  • rewlack  (03.08.21 20:49:26) 
Daha zor olabilirdi çünkü şu an yanan yerler denize çok yakın ve denizden su alınıp müdahele ediliyor ve en kötü koşulda yangın denize dayanınca sönüyor. Ankara gibi karasal yerlerde bu imkan çok kısıtlı.


  • playing star again  (03.08.21 22:11:42) 
Müdahale farkı olurdu. İstanbul’da, Ankara’da hapşırsan sadece o şehirler hapşırdı sayılmaz. Yani bir kere canlı yayınlar olurdu, gündemde olurdu, müdahale çok daha hızlı ve kapsamlı olurdu. Yakın şehirlerden takviye gelirdi vs.

Soruda kastedilen büyükşehir olayının mahalli idare anlamında olmadığını sanıyorum.
  • epitaf  (04.08.21 02:55:11) 
Mobildeyim editleyemedim.
İstanbul’da ormanda ve yakınınlarında her yıl yangın çıkar ve helikopterler müdahale eder, haberlerde bile görmezsiniz pek. Yani bu çapta büyümez zaten, büyüyecek olursa da yukarıdaki açıkladım.

  • epitaf  (04.08.21 02:59:16) 
[]

Yangınlardan dolayı kendinizi savaşta gibi hissediyor musunuz?

Merhaba arkadaşlar,

Ülke cayır cayır yanıyor. Yangın bölgelerinden izlediğim videolar dehşet verici. Sanki gerçek anlamda bir savaş var. Oralarda yangınların söndürülmesi için varını yoğunu koyan herkes cephe hattında savaşan askerler gibi. Yangınların söndürülmesi için hava desteği istiyorlar ama gelen giden yok. Akın akın gelen yoğun düşman dalgaları karşısında telsizden destek istemelerine rağmen hiç kimse gelmediği için tek başına savaşan askerler gibi. Diyorum kendi kendime "Gerçek bir savaş olsa manzara bunun tıpa tıp aynısı olacak belki de."
Savunmasız ve çaresiz olduğumuz hissi hiç böylesine tokat gibi çarpmamıştı yüzüme. Kurtarmaya gelecek kimse yok gibi.

Yarın gerçekten bir savaş olsa ne yapacağız ki biz? Siz ne düşünüyorsunuz? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim.

 
Uzun bir zamandir memleketin isgal altinda oldugunu dusunuyorum.


  • rm  (02.08.21 20:16:31) 
Yangınlar telafi edilir de önümüzdeki yıllarda iklim değişikliği türkiye'yi ciddi şekilde etkileyecek. Bu iktidar gitmezse gıda enflasyonu,susuzluk ve mülteciler yüzünden çok değil 20 seneye Pakistan seviyesine gelebiliriz. Ülkeyi yöneten İslamcılar için Afganistandaki Sünni taliban teröristi, Sünni olmayan komşusundan daha değerli. Elinde olsa komşusunu öldürüp talibancıları alırlar.


  • potsdamer  (02.08.21 20:34:14) 
uzun yıllardır işgal ediliyoruz.


  • ayseee  (02.08.21 20:39:54) 
ülkemizin işgal edilmiş olduğunu ve bifiil savaşta olduğumuzu düşünüyorum.

son 1 aydır en çok hissettiğin duygu neydi diye sorarsanız dehşet ve korku derim.

tüm doğamız mahvoldu. ormanlarımız yandı, denizlerimiz bitti. ırmaklarımız hes'ler ile tarumar edildi.
tarım ve hayvancılık bitti.
fabrikalarımız, kara yollarımız, madenlerimiz satıldı.
kadınlar her gün tecavüz ve cinayet korkusu ile yaşıyorlar. sokaklar güvenli değil. hırsızlık, kapkaç, taciz gibi bir şeye uğrarsam polise güvenim yok.
ekonomiyi ve işsizliği söylemiyorum bile.
daha da kötüsü, ülkede hukuk kalmadı. bu gündelik hayatlarımıza bile yansıyor. trafikte başıma bir şey gelse adamın yanına kalacak. hukuk ve güvenlik yok.

bunların işgal ve savaş şartlarından bir farkını göremiyorum.
çok umutsuzum.
  • la lykia  (02.08.21 21:56:21) 
Uzun yıllardır işgal ediliyoruz+1
Zaten dereyi, ormanı, fabrikaları, yedek akçeleri heeer şeyi sattık. Yarın Kanadalılar gelip çıkmamızı istese öylece yanık ormanlarda kalıcaz. Bizim olan, kalan yerler de şimdi yanıyor işte.

Ben savaşta değil, esir düşmüş şekilde hissediyorum. Savaş olsa bari biz de bir şey yapardık ama direkt kaybediyoruz. Üstelik yangınlara karşı değil, kelimenin tam anlamıyla içteki -bilinçli veya bilinçsiz- hainlere karşı.

3-5 malzeme yollamak dışında öylece duruyor olmak çok gıcık, çok çaresiz hissettiriyor. İzlesem bir türlü, izlemesem bir türlü. İleride psikososyal destek için bir çalışma olursa ve gidebilirsem o zaman bari işe yaramış olucam.
  • mor bembombom  (02.08.21 21:59:20) 
Zaten işgal altındayız +1

Maalesef işgal komutanı olsa malum şahsın yerinde yeminle daha insaflı olurdu. Yok lan bu kadar da yapmayalım yazık derdi. İliğimizi kurutana kadar sömürdüler, o altında ezildiğimiz ağır vergiler ise bu gibi zamanlarda işe yarayacakken kim bilir kimin cebinde şu an.

Büyük İstanbul depremi falan olursa bunlar bizi canlı canlı gömer o İstanbul'a.

En kısa zamanda kurtuluruz umarım ama onlar gittiğinde de bir anda her şey toz pembe olmayacak maalesef. Çok kalıcı, bazısı düzeltilemeyecek, bazısı uzun yıllar alacak çok fazla yaramız var.

Allah yardımcımız olsun.
  • chicha_v2  (02.08.21 23:15:54) 
yangınları umursamıyorum.
yangını söndürcek kurumlar belli ülkede, onlar söndürür yada söndürmez, benim için haber değeri yok bu konunun.
siz dert edecekseniz küresel ısınma, çevresel kirlilik, insanlığın %80'inin boğaz tokluğuna çalışması, temiz enerji üretemememiz gibi konuları dert edin.
  • aslindasorunumpsikolojik  (02.08.21 23:25:11) 
Hissetmiyorum düşünüyorum hatta eminim.
Az önce de aşağıdaki duyuruya yazdım. Daha değerli hangi toprağımız var? Bunu ciddi soruyorum. “Gerçek savaş” tan kastettiğiniz ne tam olarak? insanların silahla, 2021 de süngüyle öldürülecekleri bir senaryo mu canlanıyor?
Şu anda işgal edilmiş hatta işgalden beter edilmiş durumda değil mi yani yanan yerler. İnsanlar yaşam alanlarından memeleketlerinden oldu.
Gitti güzelim topraklar, geçmiş olsun.
  • jimjim  (03.08.21 01:49:03) 
nasil bir nefretse hadi bizi yaktilar tamam, sira dagdaki keklige, domuza geldi. heralde Atatürk'ün dedigi son yörük cadirini da yakma pesindeler.


  • durgunfoton  (03.08.21 02:08:40) 
[]

TSK'nın sosyal medya yönetimi neden bu kadar zayıf?

Merhaba arkadaşlar,

Instagram'da İsrail ordusunu (IDF) takip ediyorum, TSK da takip ettiklerim arasında. Dikkat ettiğim bir şey var, TSK neredeyse hiç kendi reklamını yapmazken, "Biz ortamlardayız!" minvalinde paylaşımlar yapmazken IDF günde en az 2-3 gönderi paylaşıyor. Sürekli eğitimlerden kareler paylaşıyorlar, ordudaki kadın askerlerin önemini belirten gönderiler, Hamas'ın nasıl okul, yerleşim yerleri gibi sivil alanları kendilerine kalkan olarak kullandıklarını harita üzerinde gösteren gönderiler falan paylaşıyorlar. Bu da onların insanların gözündeki sempatilerinin artmasına neden oluyor.

Bir de TSK'nın Instagram hesabına bakıyorum, ayda yılda bir gönderi paylaşılmış. Onların da geneli resmi bayramları kutlamak, önemli günleri hatırlatmak için falan. Sahadan, tatbikatlardan falan çok az gönderi var. Devir internet, sosyal medya, imaj devri olmuşken nedir bu ortamlardan uzak durma sevdası? Siz ne düşünüyorsunuz? Fikirlerinizi paylaşırsanız sevinirim, teşekkür ederim.

 
İKK (istihbarata karşı koyma) kuralları var. bu kurallar nedeniyle paylaşım yapılmıyor.


  • trajikomix  (31.07.21 22:34:18) 
TSK bence doğru olanı yapıyor. Son zamanlarda üretilen her silahın ayrıntılı tanıtımının yapılmasını yanlış buluyorum. Bunlar güvenlik zaafı oluşturabilir.


  • dissendium  (31.07.21 22:51:23) 
Açıkçası aynı sey mi bilmiyorum ama Fransa'da malum zorunlu askerlik vs yok e baska isler de çok olduğu icin kimse "aman maasi guzel asker olayim" demiyor kolay kolay.
Bu sebepten Facebook, twitch, YouTube sürekli karsima fransiz silahli kuvvetleri reklamlari falan cikiyor gencleri etkilemek için.
Aha bu da Instagramlari;
instagram.com

Yani biz buradayızdan ote gencleri cekmek icin. Ben de katılıyorum ama belki de tsk'nin adam ihtiyaci yok.
  • logisticsmanager  (31.07.21 23:12:50) 
bir ülkenin silahlı kuvvetlerinin neden reklama ihtiyacı olsun ki? mesela sallıyorum ermeniler sosyal medyada görüp vay be türkler ne güçlüymüş mü diyecekler? ya da yunanlılar "ya türkler çok ponçik" mi diyecekler?

israil bu denli aktif kullanması insanları savaşlarına ikna edememesinden kaynaklı (bence). bella hadid, dua lipa, roger waters falan sosyal medyalarından israil saldırıları arttığında tepki göstermişlerdi. ilk aklıma gelen ünlüler. o yüzden israil "aslında suçlu onlar, bakın sivilleri onlar kullanıyor" tarzı propaganda yapmak için tüm medya araçlarını kullanmak "zorunda" gibi geliyor bana. türkiye'nin konumu ile israil'in konumu bir değil. türkiye'nin kimseye bir şey kanıtlamasına gerek yok. yalnızca israil örneğine bakarak aklıma gelenler bunlar.
  • ilgeru  (31.07.21 23:15:49) 
ihtiyacı yok çünkü. Ama bu işi öğrenip yapsalar çok iyi olur o ayrı. Türkiye içinde de dünyada da algıyı değiştirebilirler.

Zorunlu askerlik olmayan ülkelerde (mesela İngiltere'de gördüm) baya sinemada televizyonda "ülkenize hizmet edin, askerlik ne güzel şey, dostlar edinin vücut yapın bakın burada hayat çok güzel" temalı reklamlar yapılıyor. Askere adam toplamak için mantıklı bu. Ama senin dediğin biraz dış dünyaya mesaj, onu yapacak ekip bambaşka olmalı. Mesela bazen polisin askerin çocuklarla hayvanlarla falan fotoğraflarını paylaşıyorlar ama çok Türk kafası birileri çekmiş oluyor. Bizde duygusallık, arabesklik vs. ön planda. Daha batıda yetişmiş olaylara dışarıdan bakan birinin organize etmesi lazım bunları. Amerika bu tür şeyleri çok iyi becerir, işgal ettiği yerleri bile müthiş kahramanlık hikayesi olarak paylaşıyor genelde.
  • nhk ni youkosu  (01.08.21 02:07:29 ~ 02:08:28) 
[]

Türk TV ve sineması efekt yapmayı ve çekim tekniklerini neden beceremiyor ?

Merhaba arkadaşlar,

Bazen kah Kurtlar Vadisi gibi dizilerin Youtube'dan sahnelerini izlemek olsun kah TV'de falan denk geldiğim yapımlarda dikkatimi çeken bir amatörlük var. Sinema da dahil buna. Biz Türkler olarak galiba çekim tekniklerinden pek anlamıyoruz ve doğru düzgün efekt yapamıyoruz. Daha çok aksiyon ağırlıklı yapımlar için konuşuyorum. Mesela karakterler kötü adamlarla dövüşüyor , karakterler falan adamakıllı hazırlanmadığı için ortadaki olmamışlığı, hamlığı örtmek için sahneler x2 hızına alınmış gibi hızlandırılıyor, oldu bittiye getiriliyor. Yani tamam bir Jason Statham performansı bekleyip akıcı ve kesintisiz bir dövüş sahnesi beklemiyoruz. Ama böyle de olmaz ki.

Sonra bir el bombası patlıyor mesela ama el bombası olduğuna bin tane şahit ister. El bombası patladıktan 3 saniye sonra adamlar ölüyor. Ha bir de adamlar ölüyor derken ölme şekilleri çok kör göze parmak. İnsan biraz inandırıcı olur. Adam vuruluyor iki saniye sonra Matrix'deki gibi fişleri çekilmiş gibi ölüyorlar. Bazılarının ölme şekilleri çok komik hele.

Görsel efektlere gelecek olursak orası ayrı bir konu. Ortalık Çukur, Kurtlar Vadisi, Arka Sokaklar gibi dizilerden geçilmezken ve sürüsüne bereket şekilde yapılmaya devam edilirken bu konuda bir gelişme görememek insanı üzüyor. Yıl olmuş 2021 hala çatışma sahneleri görsel anlamda tek kelimeyle re-za-let. Silahların gerçek olmadığı o kadar belli ki sanıyorsunuz ki çocuklar bayramda mantar tabancası almış da onu sıkıyor. Patlamalar, alev efektleri falan çok yapay duruyor.

Ses de yine öyle. Mesela makineli tüfekten çıkacak sesi hafif taramalıya
koymuşlar ya da bir silah sesi koymuşlar, aynı sesi bir sürü silaha atamışlar. Yani bu tarzda şeyler 3.sınıf bir saçma komedi yapımında olsa orada eğreti durmaz, hatta cuk diye oturur. Tüm patlamaların sesi aynı.

İki dakika izlesem "Olm kim izliyo lan bunu?" dedirtiyo. Onu izleyeceğime boş boş otururum daha iyi. Millet ağzı iki karış açık şekilde nasıl izliyor anlayamıyorum. Hiç mi dikkatini çekmiyor? Ben kendimi hakarete uğramış sayarım. Yoksa biz hep Amerikanyacı falan olduğumuz için mi gözümüze bu kadar batıyor?

En dandik Amerikan dizilerindeki efektler bile bizim en çok izlenen dizilerdekinden bile daha kaliteli.

Yani tamam çok güzel işler çıkaranlar da elbette var ama çok yoklar. Sizce sorunun kaynağı nedir? Yeterli bütçe mi yok, yetenekli, adamakıllı efekt yapmayı bilen insan sayısı mı az yoksa "Amann ne gerek var! Ne versek yiyolar zaten!" kafası mı var?

Siz ne düşünüyorsunuz? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.

 
Bence ne koysak izliyorlar seçeneği ağır basıyor.

Sese, görüntüye gelene kadar senaryo, kurgu ve elbette oyunculuklar o kadar kötü ki millet oturup 3 saat nasıl izliyor anlamıyorum.

Zengin fakir ilişkisi yüzeyselliğinden kurtulamadık 20 yıldır dizi sektöründe. Filmler desen bağımsızlar harici çok izlenenler hep leş, bir iki güzel yapım çıkıyor onca kaynağa rağmen.
  • chicha_v2  (24.07.21 14:14:44) 
amerika bu sektörü kuran ülke, kaç yıllık deneyimiyle ortaya belirli bir standart koyuyor, yeteri kadar zaman ve para verirsen türkiyede de çok kaliteli sonuçlar alırsın

marvel in bazı filmlerinin de efektleri çok kötü, çünkü yapım şirketi çekimleri tamamlayıp gösterime girmesi için 3d görselleri yapan şirkete 6 haftalık zaman vermiş bu da kalite düşüklüğüne neden olmuş yoksa aynı şirketin çok iyi işleri de var
  • grimavi  (24.07.21 14:15:18) 
Filmler için birşey diyemem ancak diziler çok uzun. Her hafta iki saatlik dizi mi olur? Adamlar neredeyse her hafta bir uzun metraj film çekiyor. Bunu sonucu olarak da kalite düşüyor. Bir de söylediğiniz gibi verirsek yerler mantığı da var.


  • inheritance  (24.07.21 14:36:01) 
Ne kadar ekmek o kadar köfte, dizilere pek bütçe ayrılmıyor. Bu da işin kalitesini belirliyor.


  • olaylar olaylar  (24.07.21 15:19:12) 
Sektore uzak birinin yorumu oldugu cok belli.

Ilk olarak turk dizilerinin ulke icin bir ihrac kalemi oldugunu bilmeniz gerek. Begenmediginiz isler 150 farkli ulkede yayinlanip ulkeye doviz getiriyor.

Dizi icin konusursam konudan bagimsiz turkiyede isler ucu ucuna ilerler. Cekim biter 4-5 gunde montaj yapilir, es zamanli ses ve renk duzeltmeye gider ve total 2 gunde, bu isler bittikten sonra yayin bandi basilir kanala gonderilir. Netflixte vs ayila bayila izlediginiz dizilerin bir sezonu bir seferde cekilir, post produksiyon icin ise ayri bir zaman dilimi vardir. Yani ilk once cekim yapilir sonra posta gider. Hic bir sey ucu ucuna gitmez, genis bir deadline sureniz vardir. Bu nedir? Ise ozenmeye, detayli calismaya cok daha fazla vaktiniz olur, kafa yorarsiniz ve tum gereklilikleri yerine getirip isi hazir hale getirirsiniz.

Teknik olarak hic bir ulkeden asagi kalir yanimiz yok lakin icerik olarak yerlerdeyiz. Aga, pasa, konak, ask mesk vs arasinda sikismis bir yerdeyiz. Dijital platformlar acildida hani konu olarak biraz daha cesur isler yapabilir konuma geldik yoksa televizyon bu konuda cok kisir.

Sinema icin konusurusam isini iyi yapan ve kotu yapani salonda izlediginiz vakit anlarsiniz. Gorsel ve isitsel olarak cok daha kuvvetli kaynaklariniz (dev perde, dolby digital ses vs) vardir. Buna bir sey diyemem yapimci parayi verirse guzel is izlersiniz, yok vermezse dandik is izlersiniz :)

Kisaca bu iste para konusur.
  • thesomberlain  (24.07.21 21:30:52) 
türkiye'de birçok şey yurtdışına göre berbat zaten. şu an olimpiyatlarda bir başarı bekliyor musun? ya da gs daha geçen 5-1 yenildi. türkiye gelişmemiş bir ülke. bunu her sektörde görebilirsin. sinema da bununla alakalı. dizilerin ihraç ediliyor olması bir şeyi değiştirmez. hala niteliksiz. bir türkiye'de yapılan dönem dizilerine bakın bir de game of thrones'a. efektleri geçtim sahne, dekor, kostüm her şey daha ileri. tabii abd dengimiz değil ancak türkiye'de yeterli noktada değil. görüntü teknolojisinin dijitalleşmesiyle görüntü yönetimi gitgide iyi olmaya başlıyor. ancak onda da 10 yıl öncesinde ne vardı? daha doğru düzgün ışık yapamıyorlar.

yalnız bütçe dolaylı yoldan da etkili. yani türkiye'de de 100 milyon dolar harcasanız bence abd'deki işlere göre yine kötü olur. çünkü yetişmiş çalışan yok. görüntü yönetmeni gidip kaç tane yüksek bütçeli işte çalışacak ki tecrübe kazansın? bu birçok çalışan için böyle. efekt konusunda da tecrübe kazanılacak bir sektör yok.
  • black mamba  (24.07.21 22:30:13 ~ 22:35:18) 
[]

Bayramlarda şehir dışından gelen yakınlarınızı uğurlamak zor oluyor mu?

Merhaba arkadaşlar,


Başka şehirde oldukları için uzun zamandır görüşemediğiniz yakınlarınız bayramlarda veya başka zaman geldiğinde onları uğurlarken zor oluyor mu? Başka şehirlerde yaşadığımız için ve iş yoğunlukları dolayısıyla 8 yıldır görüşemediğimiz kuzenim ve ailesi geldi, epey vakit geçirdik, bizde kaldılar. Çocukları falan kocaman olmuş. En son gördüğümde çok küçüktüler. Bayağı da iyi anlaştım çocuklarla. Çok kaliteli insanlar hepsi de. Az önce uğurladık ve içime öküz oturmuş gibi oldu. Kim bilir bir daha ne zaman görüşeceğiz. Uğurlarken böyle hissettiğim ve "Keşke burada yaşasalardı!" dediğim çok yakınım yok.

Şehir dışında yaşayan başka yakınlarım da var ama hepsinde de böyle bir his oluşmuyor, giderken o kadar da üzülmüyorum. Zaten genel olarak akrabalık müessesesini pek önemseyen biri değilim. Sizler neler hissediyorsunuz? Duygularınızı paylaşırsanız sevinirim. Teşekkür ederim.

 
10-15 sene önce zor olabilirdi ama bu kadar görüşme imkanının arttığı bir ortamda zor olmaz.


  • sutlu nescafe  (24.07.21 11:39:42) 
Şu anda hiç kimseye karşı böyle şeyler hissetmiyorum, görüştüğüm pek akrabam da yok ama çocukken kuzenlerim şehirlerine döndüklerinde çok fena boşluğa düşerdim, yaz tatilleri, bayramlar kuzenlerle beraberken çok güzel geçerdi. Şu an aynı kuzenlerim dünyanın öbür ucundalar, yılda bir anca bir iki saat görüşüyoruz, iyi oldu özlemişim diyorum ama ne öncesinde bir görüşme hevesi oluyor, ne de sonrasında keşke daha yakın yerlerde yaşıyor olsaydık diyorum.


  •   (24.07.21 12:28:31) 
Kuzenimle en son 2013’te görüşmüşüz. Yurtdışında yaşıyor. Whatsapp ile görüşmek bir yere kadarmış. İlk karşılamada da ağladım, dönerken yolda da ağladım. Kendisi benim hayatta en sevdiğim insanlardan biri. Onunla en azından aynı ülkede yaşamak isterdim.


  • irene  (24.07.21 12:29:09) 
Babam farklı şehirde yaşıyor görüşüp ayrılırken üzülüyorum baya. Pandemide uzun süre görüşememiştik o zaman çok koymuştu.
Akraba sevmediğim için diğerlerine karşı böyle hissetmiyorum.

  • jazzabel  (24.07.21 12:36:52) 
Çok tatlisko bir sulalemiz olduğundan bilimum akrabamla vakit geçirdikten sonra gitmesi üzüyor. Ama sevmeseydim, sırf akraba diye böyle hissemtezdim


  • abuzer  (24.07.21 13:32:28) 
Genelde şehir dışından gelen ben oluyorum. Anne babamın yanından dönerken evet bir iç oturması oluyor ama diğer akrabaların (amca dayı hala vs.) yanından dönerken döndüğüme sevinir oluyorum.


  • inheritance  (24.07.21 17:42:06) 
valla soyle diyeyim: evime yatiya kendimin bir kopyasi gelse karalar baglarim herhalde, yatili misafir hic sevmem ve kendimi de severim baya yani. ona ragmen. o yuzden dedigin gibi bir sey hayal edemiyorum.


  • robokot  (24.07.21 17:47:53) 
Ailemden (annem, babam, kardeşim) ayrı bir ülkede yaşıyorum, her seferinde aglamakli olup o içime öküz oturması hissini yaşıyorum maalesef.

Onun dışında uzun süredir gormediysem teyzemlerden ayrılırken de aynı şekilde üzülürüm zira dediğiniz gibi bir daha ne zaman göreceğim hiç belli olmuyor.
  • fraise  (24.07.21 18:30:16 ~ 18:30:55) 
[]

Akla gelmeyen yerlerde ölüp yiten macera tutkunları var mıdır?

Merhaba arkadaşlar,

Tomb Raider oynarken Lara ile ancak bir kedinin girmeye cüret edebileceği darlıkta yerler, dibi olmayan uçurumların kenarındaki patikalar, suyla dolu yeraltı mağaraları vs. yerlerde dolaşırken kendi kendime "Böyle yerlerde en ufak bir hata sonucu ölüp gitsen kimsenin ruhu bile duymaz. Cesedini bile bulamazlar veya yardıma ihtiyacın olsa, sakatlansan falan işin bitti." diyorum.

Acaba gerçekten böyle arkeolojiye, dağcılığa falan derin bir tutkusu olduğu için kimsenin bu kişileri aramayı aklına getirmeyeceği yerlerde ölen yiten ve bulunamayan maceraperestler, hazine avcıları var mıdır sizce? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.

 
youtube da bolca olay var böyle mesela dağcılar ve mağara keşifçilerinde çok oluyor, bazen de şu uçak gibi elbise giyip paraşütle atlayanlarda.

everestte 1900lü yıllarda ölmüş iki dağcının geçtiğimiz yıllarda cesedi bulundu mesela.

adrenalin bağımlılığı zamanla çok çok artıyor ve bu insanlar iyice uç noktalara doğru gittikleri için kendilerine yetişecek, riske girecek arkadaş bulamamaya başlıyor sanırım. o yüzden tek başına da böyle şeyler yapıp ölebiliyolar.

mesela defineciler, bunlardan bulunamayan binlerce vardır türkiyede. tuzaklı defineler var, mesela adam incecik bi sütun yapmış tonlarca toprağın altına dokunduğun anda komple çöküyor.

diğer tuzaklar kum ve suyla yapılıyor. mesela incecik bi dehlize girdin tilki deliğinin insan bedeni geçecek gibi olanını düşün, kazmayı vurduğun anda kum boşalıyor orada kalıyorsun.

bu tür şeyler hep ilgimi çekmiştir ve tuzaklı defineler üzerine de çok şey var youtube da, ilgimi çeken şey define değil tuzaklı defineler, kaç yüzyıl bin yıl önce adamlar ne tuzaklar kurmuş hala duruyor.
  • killerbee  (22.07.21 18:02:38 ~ 18:13:59) 
Tam örnek olmasa da 127 Saat filmi buna en yakın iyi bir örnek. Kolu kayaya sıkışan bir insanın hayatta kalma macerası anlatılıyor.


  • dissendium  (22.07.21 18:07:59) 
geçen hafta düşüp ölmüştü mesela www.instagram.com


  • konetsu  (22.07.21 18:45:51) 
var tabii, boyle islere kalkisip bir daha asla haber alinamayan sayisiz kisi var.


  • robokot  (22.07.21 22:54:05) 
[]

Samsung Galaxy A52 ve A71 Amazon ve Hepsiburada'dan kaldırıldı mı?

Merhaba arkadaşlar,

Bir süredir telefon almayı düşünüyordum ama ertelemiştim. Şimdi almaya niyetlendim gibi. Ama şimdi de almayı düşündüğüm modeller olan Samsung Galaxy A52 ve A71 Amazon ve Hepsiburada'nın kendi stoklarından kaybolmuş. Satıcılardan almak gibi bir niyetim yok. Yalnızca bu iki platformun kendisinden yapıyorum alışverişleri. Stoklara yeni ürün girişi mi bekleniyor acaba yoksa kaldırıldı mı stoklardan? Ama ikisinde birden olması da kaldırılma ihtimalini güçlendiriyor gibi. Ona göre seçeneklerimi güncellemeyi düşünüyorum. Bilgisi olan paylaşırsa sevinirim. Teşekkür ederim.


 
Stokları bitmiş olabilir, yenileri gelebilir A52'nin bence, A71in yeni stoğu gelmeyebilir.
Eğer mevzu üçüncü parti satıcı güvensizliği ise ben olsam, mediamarkt, teknosaya falan da bakardım, mesela:
www.gittigidiyor.com
  • atom karincanin torunu  (13.07.21 22:19:32) 
Amazon a chat üzerinden sorun cevap veriyorlar. Bana bilgi sağladılar bu şekilde, ben de ürünü alabildim takip ederek


  • nucleon  (13.07.21 22:58:43) 
[]

Instagram'da takip isteğim onaylanmasına rağmen karşı takip gelmemesi

Merhaba arkadaşlar,

Bu zamana kadar Instagram kullanmıyordum ve 1 ay kadar önce Instagram açtım. Okuldan falan arkadaşlarımı ekliyorum. Bu süreçte anlam veremediğim davranışlarla karşılaştım. Bunlardan ilki okulda az veya çok samimi olduğum bazı arkadaşların takip isteğimi silmesi ve bekletmesiydi. Hatta burada da sormuştum.

Şimdiki anlam veremediğim diğer davranış ise takip isteğimin onaylanması ama karşı takip gelmemesi. Son üçtür böyle. Bunların ikisi ile bayağı samimiydim. Needy biri asla değilim ama karşı isteğin gelmemesi çok da sallanmadığımı hissettiriyor ve takip isteğinin silinmesi ile eşdeğerde benim için. Ben seni sayıp takip ediyorum da sen beni neden saymıyorsun? O yüzden takipten çıkasım geliyor. Hesabım yeni olduğu için sadece bir gönderi var. Sizce abartıyor muyum yoksa haklı mıyım? Siz ne düşünüyorsunuz? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.

 
Baştan söyleyeyim çok uzun zamandır instagram kullanmıyorum.
Kullandığım kısa sürede ise çoğu takip isteğini kabul etmedim. Kabul ettiklerimden de bir kısmını geri takip etmedim.

Mesela iş yerinde sadece selamlaştığımız biri benim hesabımı öğrenmiş ve eklemiş. Takip isteğini görünce aklıma gelen şey “beni takip edip ne yapacak?” Aktif bir şey paylaşmıyorum, bana ulaşmak istese telefonum var. İnstagramdan eklemesi mantıksız geliyordu.
Kabul ettiklerimden bazılarını geri takip etmeme sebebim ise ne yaptıklarını HİÇ merak etmiyor olmamdı.
Son grup ise karşılıklı takipleştiklerim. Onların da postlarıyla dalga geçiyordum zaman zaman “naber only good vibes” şeklinde.

Bir süre sonra bu saçmalıklara da dayanamayarak kapattım zaten. Belki benim gibi davranan insanlar artmıştır <3 ondan eklemiyorlardır.
  • irene  (11.07.21 17:09:56) 
takip isteğimi kabul edip geri takip etmeyen birini birkaç gün sonra takipten çıkardım. olur da bir gün bana takip isteği yollarsa da görmezlikten gelirdim.


  • Sonsuzluk ve Bir Gün  (11.07.21 17:19:13) 
Karşı takip gelmemesi sizin pek paylaşım yapmıyor olmanızla ilgili olabilir. Bazı insanlar takip eden ve edilen sayıları arasında denge olması ve hatta takipçi sayısının fazla olmasına takıklar. Kendilerini bu şekilde daha popüler ve önemli hissediyorlar. O yüzden sizin için 'bu zaten paylaşım yapmıyor, boşuna takip ettiklerim listesini büyütmeyeyim' diyor olabilirler. Gereksiz egolu bir davranış ama instagram da böyle bir mecra. Diğer seçenek de irene'nin dediği gibi ne yaptığınızı hiç merak etmiyor olması tabi.

Takip ettiğiniz kişilerin paylaşımları ilginizi çekiyorsa silmeyin. Bende de var açıkçası beni takipten çıkarmış ama neler yaptığını merak ettiğim için silmediğim(swh). Onun dışında paylaşımlar ilginizi çekmiyorsa silin gitsin. Sonuçta instagram takipleşmesi dostluğun nişanesi değil. İsteyen açar telefonu sohbet eder, görüşür vs.
  • asbeila  (16.07.21 22:02:53) 
[]

İstanbul'un tüm işleri alıp diğer şehirlere vermemesi sorununu napacağız?

Merhaba arkadaşlar,

Yeniden iş aramaya koyuldum ve 1 aydır iş arıyorum. Ancak İstanbul dışında neredeyse hiçbir yerde adamakıllı iş yok. İstanbul için bir günde çıkılan iş ilanı sayısı diğer 80 il için çıkılan iş ilanının toplamından daha fazla. Bu 1 aydır doğu batı güney kuzey demeden başvuruyorum. Önceden sadece Ankara'daki ilanlara başvuruyordum. Özgeçmişim Kariyer'de 3 ayda falan 10-15 görüntülemeyi zor buluyordu. Şimdi 1 ayda 70 küsür görüntüleme aldım. Belki az olabilir ama benim için bu rekor bir gelişme. Görüntüleyenlerin yarısından fazlası İstanbul'daki şirketler ve bazıları 2-3 defa görüntülüyor. Ama önyazıda özellikle taşınmaya açık olduğumu belirtmeme rağmen başka şehirde olduğum için çok aranmıyorum.

Dün İstanbul'daki ilanlara başvurmadım. Her gün görüntüleme alan özgeçmişim muhtemelen bu yüzden bugün görüntüleme almadı. İlla İstanbul'a gitmeye mecbur muyuz? Diğer şehirler neden adamakıllı iş fırsatı sunamıyor? Neden Ankara, İzmir, Bursa gibi şehirler bile İstanbul ile mücadele edemiyor? Bir de bu 1 ayda aldığım görüntüleme miktarına bakarsak İstanbul'da yaşasaydım kesin iş bulur muydum sizce? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.

 
Diğer şehirlerdeki şirketlerde sirkülasyon daha az, giren çıkmıyor. Merkezi İstanbul dışında olan şirketler İstanbul'dakiler kadar büyük veya büyüme trendinde de olmuyor, genelde kendi yağında kavrulan şirketler oluyor. (büyük olan ve büyümeye devam edenler de yok değil tabi ama talebi karşılayacak kadar iş arzı çıkmıyor)

Devletin diğer şehirlere yatırım konusunda ciddi teşvik yapması lazım. Nüfusu zaten patlama noktasına gelmiş durumda İstanbul'un daha hala fabrika açmaya çalışan bile var.
  • materyalist imam  (09.07.21 17:40:45) 
bu gerçekten büyük sıkıntı. Ayrıca maaşlar da yetmiyor. Atıyorum İstanbul'da 7-8 bin maaş alsan zor geçinirken, belki başka şehirde 5 bine daha iyi yaşayacaksın. (ha genel olarak birikim yapmak olarak ikisi de çok kötü tabii)

Şu uzaktan çalışma işlerinin gelişmesiyle bir şeyler değişir diye umuyorum ben.

İstanbul'da kesin iş bulursun diyemeyiz ama şansın çok daha yüksek.
  • nhk ni youkosu  (09.07.21 17:47:17) 
Kamu dışında başka yerlerde iş yok. İstanbul'da maaşın yetmemesi de ayrı sorun. Kiralar olmuş 3000 lira. En az 10 bin TL maaş almalı ki insan geçinebilsin.


  • integrative  (09.07.21 17:50:45) 
[]

Bu dezavantajlardan kurtulmam mümkün mü?

Merhaba arkadaşlar,

Öncelikle gönderim biraz uzun. Kusura bakmayın. İyi okumalar dilerim.

Hayatım boyunca kurtulamadığım bazı dezavantajlar üzerime yapışıp kaldı ve hayatımı cehenneme çeviriyor. İçinde bulunduğumuz toplum da sağ olsun oldukça şekilci ve acımasız olduğu için muhtemelen sahip olduğum dezavantajlar yüzünden hayatımda olumlu hiçbir şey olmuyor. Çünkü dış görünüş her şey maalesef.

Bu dezavantajlardan ilki çocukluğumdan beri süregelen diksiyon problemi. Dilimde pelteklik var ve konuşurken bazen dilim istem dışı dışarı çıkıyor. Çocukken daha belirgindi bu. Tanımadığım birileriyle konuşurken beni engelli zannediyorlar. Özellikle iş görüşmelerinde sağ olsunlar "Siz engelli misiniz?" diye pat pat yapıştırıveriyorlar. Ses tonum da biraz boğuk çıkıyor. Ses tonumdan acayip derecede nefret ediyorum.

10 yıl önce yaşadığım romatizmal bir sağlık sorunu nedeniyle askerlikten muaf olmuştum ve bunun da pistte boy boy göstermesiyle oluşan kombodan faydalanıp (özgeçmişte askerlikten muaf olduğum yazınca) "Engelli raporunuz var mı?" diye bir kroşe daha vurup nakavt şekilde beni gönderiyorlar "Biz sizi ararız." diye. 5 yılda tonlarca iş görüşmesine gittim ve bunlardan yalnızca ikisinde işe alındım. Ama o ikisi de istediğim şekilde gitmedi ve kısa sürdü. Yani yine elde var sıfır sayılır. Bilmiyorum bu insanlar bu kusurun zihinsel bir engele mi işaret ettiğini düşünüyor yoksa diksiyonu bozuk birini alarak şirketlerinin imajına gölge düşüreceklerine mi inanıyor bilmiyorum ama eminim ki sıradan birileri bu kadar görüşmeden bayağı bir olumlu sonuç alırdı.

İkinci dezavantajım da yukarıda bahsettiğim romatizmal rahatsızlık ve uzun saatler boyunca bilgisayar başında oturmanın birleşiminden kaynaklanan kamburluk. Bu da kötü bir manzara yaratıyor. Zaten olmayan karizmam ( o okul yıllarımdaki eski karizmamdan eser yok şimdi :( ) yerlerin dibine geçiyor.

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi iş bulamamam sebebiyle ailem, akrabalarım falan herkes "Engelli raporu al, EKPSS'ye gir, devlet kadrosuna yerleş, keyfine bak" (Esas bahane askerlikten muaf olmam) diye darlıyor. Ruhuma aldığım o kadar hasar yetmiyormuş gibi bir de bu düşmüşlüğü kabul etmemi, bunu belgeli hale getirmemi istiyorlar. Bir kez çenelerinden kurtulmak için gidip başvurdum engelli raporunu almak için, çünkü vermeyeceklerinden adım gibi emindim. 15% verdiler. Bununla yetinmeyip tekrardan uğraşmamı istediler. Kısa bir süre öncesine kadar yaptığım serbest çevirmenliği bırakıp yeniden iş aramaya koyulduğum, bu uğurda şehir değiştirmeyi bile göze aldığım için bu engelli raporu için tartışmalar yeniden şiddetlenmeye başladı. Bir insanın onuru, gururu nasıl yok edilirin onun canlı performansına şahit oluyorum resmen. Kendilerine göre iyilik yapmaya çalışıyorlar, beni düşünüyorlar ama ben neden olmadığım halde olmakla yaftalandığım bir şeyi kabul etme zavallılığına düşeyim ki?

Engellilerle bir sorunum yok, sonuçta kendi seçtikleri bir şey değil bu ama bu maruz kaldığım şey engelli olmanın ötesinde bir şey. Çocuğu olmayan çiftlere "Neden çocuğunuz olmuyor?" demekle veya onların üzerine gitmekle aynı şey bu.

Ne dersem diyeyim beni anlamıyorlar. Neden bu zamana kadar yapmadım bilmiyorum ama artık canıma tak etti. Kurtulmak istiyorum bütün bunlardan. Diksiyon kursuna giderek bu pelteklik ve ses sorunundan kurtulmayı düşünüyorum. Sizce bu mümkün mü? Ayrıca her sabah koşuya çıkarak daha dik bir duruşa ulaşmam ne kadar sürer ve en önemlisi bunların iş görüşmelerinde ne kadar katkısı olur? Her neyse bayağı uzun oldu. Kusura bakmayın. Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.

 
merhaba, diksiyon kursu ses tonuna cok etki etmez belki ama pelteklige epey yardim edecektir. tabii diksiyon ve tonlama duzelirse belki ses tonunuz da eskisi kadar rahatsiz edici gelmeyebilir.

dik durus icin kosudan cok reformer pilates faydali olur bence. yuzme de ise yarayabilir.
  • in vino veritas  (07.07.21 19:06:41) 
youtu.be

Sunlari yap 1 haftada bile faydasi oluyor.
  • divit  (07.07.21 19:12:37) 
Belki senin iyiliğini düşünüyorlar ama seni ne kadar kırıklarının farkında değiller. Teşekkür et ve yoluna devam et


  • opitseri  (07.07.21 19:31:56) 
Beni de darlıyorlar çok sosyalist, sol görüşlü ailem. Sahte sağlık raporu almamı söylüyorlar. Kuzenim de görme engelini artırdı, bir kadroya yerleşti. Normalmiş gibi de her yerde anlatıyor, sen de yap diye akıl veriyor.


  • gelmeistemem  (07.07.21 19:37:49) 
konuşmanız için: konuşma terapistine gitmeniz gerek. diksiyon kursundan çok daha yararlı olur.

kamburluk: kambur durmuycan aga. bende de vardı. o kadar yani. aklına geldikçe dikelicen. bilgisayar başında oturma. illa bilgisayar başında olmak gerekiyosa bilgisayarı yüksekçe bi yere koyup ayakta durucan

aile, akrabalar: konuşmayın. onlarla hiçbirşeyi tartışarak çözemezsiniz. laf anlatamazsınız. ben halledicem diyin, fikir verirlerse sakın konuşmalarına bile izin vermeyin, susturun. en kötü "çok huysuz laf anlatılmıyor" derler ve rahat bırakırlar :) dediğim gibi "ne desem anlamıyorlar" demişsiniz. anlamaları imkansız. anlatmaya çalışmayın. siz çocuksunuz, aileler çocuklarıyla tartışmazlar, aileler çocuklarını dinlemezler. çocuk kişisinin fikri dinlenmez yalnızca emir verilir. eğer ailenize sert çıkar, bastırır, susturur ve terslerseniz size yetişkin muamelesi yaparlar, korkar rahat bırakırlar.
  • bronz böcek  (07.07.21 19:48:25) 
Abi türkiyede yaşıyoruz ne bekliyorsun etraftan. Sadece kadın olduğu için bile türlü türlü eziyet görüyor insanlar.
Neyse, sen şimdi bu tespitleri net şekilde fark ederek önemli bişey yapmışsın daha önemli kısmına geçip çözmeye uğraşmalısın.
Romatizmal hastalık nedir? Artrit gut benzeri bişey mi? Daha yaşın kaç bunun ilerisi yani görüntüden öte iç organlara etkisi var.. öncelikle tedavini sağlamlaştır. Sonra da bütçe ayırıp aletli/reformer pilatese git iyi bir yer bulup. Diksiyon olayı en basiti hiç konuşmayan insanları konuşma terapisiyle iyi ediyorlar. Sen düz diksiyon kursuna gitmeyeceksin; böyle bir yerden ses ve konuşma terapisi alacaksın.
Ama hiçbişey yapmadan da olmaz. Yerleşmiş bir değer, estetik, sosyal algımız var. Senin de var. Şıp diye değişmez bu; sen değişip kimse için değil kendi mutlu olacağın hale dönüşmelisin.
  • rewlack  (07.07.21 20:26:50) 
romatizmal rahatsızlık nedeniyle yüzde96 engelli raporum var. hiç de utanılacak bir durum değil bence. bilerek ve istenerek yapılan bişey değil. kamburluk dediğine göre ankilozan spondilit var büyük ihtimalle. tedavini geciktirmemeni öneririm.
ekpss ise başka bir dünya. bende girdim. aldım boyumun ölçüsünü. 100 puan alsam bile atanabilir miydim? zor...

  • sutlu nescafe  (07.07.21 20:57:25) 
"Askerlikten muaf" yerine "askerlik sorunu yoktur" gibi bir şey yazılamaz mı? Bilmediğim için...


  • firez  (07.07.21 22:27:22) 
Valla hocam bence tum her seye gereginden fazla reaksiyon gosteriyorsun. Sana git engelli raporu al demeleri niye direkt onurun, gururun kirilmasi olsun ki hem de gidip %15 engelli raporu alabilmisken. Hani olay sana sahte bir rapor ayarlama olsa ve sen de 'ben sahte bisey istemiyorum' tarzi tepki versen oldukca yerinde ve guzel bir tepki olurdu ancak konunun bununla alakasi yok. Sen sadece o raporu alirsan o rapor yuzunden milletin sana sanki zavalliymissin gibi bakacagini falan varsayiyorsun ki bence bu yanlis ve sagliksiz bir dusunce.

Ailenin tepkisi de verdigin o cocuk ornegine falan hic uyusmuyor bu arada. Ailen sana o ornektekine paralel olarak 'neden romatizmal hastaligin var' demiyor, diyorlar ki 'madem ise alinmama sebebi olarak bunu goruyorsun o zaman git bir rapor al en azindan onunla belki biseyler yapabilirsin' yani o cocugu olmayan kisiler ornegine uyarlarsak, sanki 'bakin devlet cocugu olmayanlara bunu bisekil belgelemeleri halinde ucretsiz tup bebek destegi veriyormus bundan yararlanin' tarzi oneri vermek gibi oluyor.

Is konusunda da olayi sadece o muaflik olayina yorma, o ozgecmiste sadece askerlik bilgisi bulunmadigi gibi o mulakatlara giren tek kisi de sen degilsin. Senden cok daha iyi birileri o mulakata girmis olabilir ya da atiyorum adamlarin aradigi net kriterlere uymuyor olabilirsin falan. Olayi direkt askerlik olayina yorman bence yanlis.

Sana tavsiyem ilk basta su askeriyeden muaf olma ya da engelli raporu olaylarina falan kafayi pek takmaman. Raporu almam ben diye diretiyorsan git guzellikle almak istemiyorum falan de gec. 'Beni zavalli gosterecek' tarzi dusunceler bence yersiz. Onun disinda olabildigince is olayina iste eksik oldugunu dusundugun kisimlari gelistirmeye falan yogunlas.
  • j r r tolkien hayrani  (07.07.21 22:59:57 ~ 23:00:35) 
kendimden örnek vericem.
koltuk değneği kullanmam dedim. kullanmak zorunda kaldım.
hastaneye gittim. dedim ki sedyeye yatmam tekerlekli sandalye kullanmam. hepsini yaşadım.
merdivenleri kendim inerim dedim. inemedim. babam hastaneye götürürken sırtında indirdi çıkardı.
dışarı çıkmaya korkardım çekinirdim. şimdi hiçbiri kalmadı. tek başıma koltuk değneğiyle çıkıp dolaşıyorum az da olsa.
zavallılık değil. herkesin başına gelebilecek işler bunlar. utanacak bişey yok.
zaten yüzde 15 raporun bir geçerliliği yok. en az 40 lazım. hala utanıyorsan bunu söyle.

hele hele askerliği hiç takma kafana millet muaf olmak için ne taklalar atıyor. ne güzel muaf olmuşuz işte. hiç pişman değilim.
  • sutlu nescafe  (07.07.21 23:39:38) 
[]

Gözlük takmaya nasıl alışacağım?

Merhaba arkadaşlar,

Ben miyopum. Gözlerim fena derecede bozulmuş ve iki gözün numarası da 4.5 olmuş. Gözlük takmaktan nefret ediyorum ve sadece liseye kadar düzenli olarak gözlük taktım. Onun dışında sadece derslerde falan taktım. Ama bu numaralarla gözlüksüz devam etmem mümkün görünmüyor. Madem takmak zorundayım iyi bir şey olsun madem diye biraz pahalıya kaçtık cam kalitesi, inceliği ve çerçeve seçiminde. Yarın elimde olacak ama o kadar zaman sonra nasıl alışacağım bilmiyorum. Lens ve göz çizdirme bazı sebeplerden dolayı biraz seçim dışı kalıyor. Her ne kadar bana yakışacağını düşündüğüm bir çerçeve modeli seçsem de yakıştıramıyorum kendime. Zaten tip olarak karizmatik biri değilim temelli silik bir tip olacağım.

Diğer yandan hayatımda her şeyin flu olmasına alıştığımdan mıdır nedir gözlük takıp da 144P'den 1080P'ye geçince o her şeyi HD kalitede görmek acayip tuhafıma geliyor. Hayata gözlerini yeni açmış bir bebek gibi hissediyorum ve gerçekliğim değişiyor sanki. En çok da 10 metre ileride bana doğru gelen insanların yüz ifadelerini, o anki duygu durumlarını bütün detaylarıyla görmek, karşı kaldırımda yürüyen insanların yüz hatlarına kadar detaylıca görmek değişik hissettiriyor. Sanırım en çok buna alışmakta zorlanacağım.

Sizce bütün bunlara nasıl alışabilirim? Özellikle benimki gibi uzun bir inat ve karşı koyma aşamasından sonra pes edenler olduysa nasıl alıştıkları hakkında tecrübelerini paylaşırsa sevinirim. Fikirlerinizi ve tecrübelerinizi paylaşırsanız sevinirim. Teşekkür ederim.

 
Çok abarttınız bu gözlük olayını. İstemiyorsanız ameliyat olun ya da lens takın. O olmaz bu olmaz böyle hayat geçmez, taka alışacaksınız. Ne güzel işte görmediğiniz şeyleri göreceksiniz.


  • playing star again  (04.07.21 19:49:29) 
ne guzel iste her sey netlesecek. ikinci durumda bir sorun yok.
yok, o anki duygulari vs...romantiklestirme bence olayi hic gerek yok haha

gozluge alisma acisindan bence acik gri tonda hafif bir cerceve almaliydin. ben ilk seferinde siyah bir gozluk begenmistim. o kadar garipti ki optikci acik renk cerceve hatta cercevesiz almalisin demisti. cercevesiz ben sevmiyorum ama o da iyi bir secenek alismak icin.
sonra benimsiyorsun zaten. yillardir siyah cerceve kullaniyorum mesela artik.
  • Kittie  (04.07.21 19:51:21) 
Varlığını bile unutacaksın zamanla. Hele bir alış da bak. Gözlüğünü çıkartman gereken durumlarda, ortaya çıkan bulanık görüntü karşısında şaşırıp "ben bu görüş kalitesiyle eskiden nasıl yaşıyormuşum ya!" diyeceksin kendi kendine. Kendimden biliyorum. Çok değil, 3 ay boyunca sabırla, kaytarmadan, mızıkçılık yapmadan tak gözlüğünü, sonra gel bu duyuruyu yeniden oku. Bütün kaygılarının boş çıktığını göreceksin.


  • huçi kuçi  (04.07.21 20:41:47) 
basliktaki Soruya cevap: cunku alismak zorundasiniz. Gozluksuz lenssiz sakin disari cikmayin, 4.5 numara ile ne tabela gorebilirsin, ne tanidiga selam verebilirsin, Allah gostermesin araba, motorcu bir sey carpar. Yakismaz, silik tip olacagim diyorsun ama takmazsan asil ezik, silik tip olursun ve ozguvenin zedelenir, insanlarla goz temasi kuramazsin, yeni adres bulamazsin, bakkalda, markette gozunun onundeki urunu goremezsin sorarsin salak yerine dusersin, otobusunu, duragini kacirirsin. "Zaten tip olarak karizmatik biri değilim temelli silik bir tip olacağım." demissin yanlis ama Umit Ozat'a diyorlar cok kilo aldin, ayi Umit diyorlar sana: adam diyor "Onceden de Brad Pitt degildik zaten ".


  • neverletyougodown  (04.07.21 22:01:56 ~ 22:10:40) 
[]

Şirketlerin kişilik-yetenek testlerinde nasıl başarılı olunur?

Merhaba arkadaşlar,

Bazı şirketlerin işe alım süreçlerinde adaylara gönderdiği kişilik testlerini bir türlü geçemiyorum, zaman yetmiyor. Test 50 soruysa ancak 30 tanesini yapabiliyorum soruların. Geçen sektörünün en önde gelen şirketlerden biri test yolladı, 35 tane soru yapabildim. Barajı geçememişim. Canım sıkıldı. Daha önce de başka şirketlerin gönderdiği birkaç testi beceremedim. Geçenki testi yapamayınca cidden sinirim bozuldu. Yapamayacak biri değilim sadece hızlı yapamıyorum. Millet nasıl çatır çatır tüm soruları yetiştirebiliyor? Yok mu bunun bir püf noktası? Kıçı kırık bir sınavın elime geçen fırsatı çöp etmesini istemiyorum. Ne önerirsiniz? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim, teşekkür ederim.


 
Neler soruyorlar?


  • gelmeistemem  (01.07.21 20:29:51) 
@gelmeistemem Genel yetenek testi aslında. Problemler, dikkat ölçme soruları falan...
Şu tarz sorular:

ogrencikariyeri.com

www.pozitifik.com

Bazen yabancı dil testi de oluyor.
  • İnatçılığın yeryüzündeki temsilcisi  (01.07.21 20:39:58) 
Pozisyon ne peki? Bana sorulan sorular yerine bunu tercih ederim.


  • gelmeistemem  (01.07.21 20:51:33) 
Valla hocam bunlara hazırlanmanın bir yöntemi yok malesef.

Geçen haftalarda Philip Morris'inkini yaptım ben de. Bu zamana kadar birçok bu tarz genel yetenek sınavı yaptım ama hayatımda ilk defa katıksız geri zekalı hissettim kendimi adamların sınavında. 24 soru vardı toplam 8 tane falan anca doğrum vardır, ona rağmen geçmişim düşün nasıl patates etmişler herkesi. Kıçı kırık pozisyonlara astronot alır gibi sınavlar yapıyorlar çok sinir oluyorum.

Sonrasında karşımda insan olmayan bir İngilizce konuşma mülakatına soktular. Bir şey soruyor 1.5 dk sure veriyor konuşmaya başlıyorsun. Bu zamana kadar ik ile yaptığım İngilizce mülakatlarda problemsiz geçtim hep o sayacı görünce cümleleri bağlayamadım erken bitirmeyeyim veya yarıda kalmasın diye orada çuvalladım bu sefer.

Birilerinin bu şirketlere neyin peşinde olduklarını sormaları lazım.
  • materyalist imam  (01.07.21 20:53:44) 
@gelmeistemem DHL- Müşteri Hizmetleri Temsilcisi. Testlerin genel mantığı buydu yani, bir de mantığı YDS'ye benzer İngilizce testi vardı. Size sorulan sorular ne tarzdı ve pozisyon neydi?

@materyalist imam Hazırlanacak bir şey yok aslında. Onu sormuyorum. Geçen buna benzer bir soru daha sorulmuştu ve soruyu soran ve cevap verenler soruların hepsini yaptıklarını söylemişlerdi. Evet son derece saçma geliyor bu testler iş tanımlarına bakınca ama bu aptal testi başkaları yetiştirirken ben niye yetiştiremiyorum, neden başarılı olamıyorum? Derdim o. Yoksa son derece saçma ve neye hizmet ettiğini ben de bilmiyorum. Birileri bir şekilde başarılı sayılıp o pozisyona alınıyor elbette. Onlar bizden daha mı zeki? Bunu görmek cidden insanın sinirini bozuyor.
  • İnatçılığın yeryüzündeki temsilcisi  (01.07.21 21:22:59 ~ 21:54:40) 
Ben bir klinikte yonetici asistanligina basvurdum. 3. Gozun olsa nerede olmasini isterdin tarzi sacma sorular vardi.


  • gelmeistemem  (01.07.21 21:44:42) 
@gelmeistemem A siz onu diyorsunuz! Bu saçma mülakatla ilgili açtığınız gönderiyi okumuştum. Cidden vaktinize ve yaptığınız masraflara yazık olmuş. Mülakatın saçmalığından olsa gerek aklıma ondan bahsettiğiniz gelmedi. Zaten işe alacak olsalar da koşarak kaçmak lazım o tarz zekadaki insanların olduğu yerden.


  • İnatçılığın yeryüzündeki temsilcisi  (01.07.21 21:53:22) 
[]

Şu abinin aksanı nereye ait?

Merhaba arkadaşlar,

Youtube'da ara ara videolarına baktığım silah uzmanı bir abi var. Kendisi aslen İranlı ama bilgilerde yanlışlık yoksa 25 yıldır falan Amerika'da yaşıyormuş. Bu abinin videolarını izlerken çok iyi derecede anlıyorum, altyazı falan açma gereği duymuyorum. Normalde listeningim pek iyi değildir, bir tek FOX News, CNN gibi haber kanallarındaki pro spikerler gibi güzel konuşan insanları altyazıya ihtiyaç duymadan dinleyebiliyorum. Onun dışında genellikle altyazı açma gereği duyuyorum.
Her neyse öyle çok aksan olaylarıyla ilgilenmediğim için Çin, Rus aksanı gibi kalıplaşmış aksanlar dışında aksanların nereye ait olduğunu pek kestiremiyorum. İngilizleri de biraz kestiriyorum.

Merak ettiğim bu abi aksansız mı konuşuyor yoksa İranlı olduğu için ben mi daha kolay anlıyorum? Çünkü İranlıların konuştuğu İngilizce'yi de kolay anlıyorum.

www.youtube.com

Siz ne diyorsunuz? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.

 
soyadı sarkisyan ermeni soyadı değil mi? yoksa siz mi iranlı olduğu tahmininde bulundunuz?


  • amugochi  (30.06.21 14:14:46) 
Ben de soyadını görünce ilk sizin gibi düşündüm ama internette öyle yazıyor. 1995 yılında ailesiyle İran'dan kaçmış.


  • İnatçılığın yeryüzündeki temsilcisi  (30.06.21 14:16:04 ~ 14:16:59) 
İran'da da Ermeni nüfusu var, onlardandır


  • burya  (30.06.21 14:21:35) 
ortalama k.amerikali iste, aksanlik bir olayi yok abinin


  • neverletyougodown  (30.06.21 14:22:38) 
aksanlı konuşuyor.


  • bronz böcek  (30.06.21 15:05:03) 
Aksanlı konuşuyor, ben de daha kolay anlıyorum. Bizim de dahil olduğumuz coğrafi bölgenin aksanıyla konuştuğu için olsa gerek. Nativelerin yaptığı gibi kelimelerin sonunu yutmadan, net telaffuz etmesi anlamayı kolaylaştırıyor.


  • mikro patlama  (30.06.21 15:26:04) 
kuzey amerika iran karışımı bir aksan ama çok anlaşılır.


  • but that was just a dream  (30.06.21 15:41:36) 
Ben en başta Orta Doğu aksanı olarak dusundum sonra soyadını gördüm. Ermeni adam İran'dan ABD'ye gitmiş olabilir.


  • howfaristhesky  (30.06.21 17:59:52) 
[]

Lens mi gözlük mü?

Merhaba arkadaşlar,

Bendeniz son göz muayenesinden beri 7 yıl geçmiş ve gözlük takmayı reddeden bir miyop olarak ( nickime bir göz atınız lütfen) bugün cesaretlenip (aslında mecbur kaldım desek daha doğru olur :D) kontrole gittim. Ama o da ne! 7 yıl önce biri 2.5 diğeri 3.0 olan göz numaram 4.5 seviyesine çıkmış. Üstüne bir de astigmat çaktırtmışım. Önceki muayenede astigmat yoktu. Gözlerim bayağı berbat halde, hayat kalitemi ciddi anlamda etkiliyor, aslında hep evde olduğum için o kadar kötü etkilenmiyorum ama dışarı çıkınca falan birini tanımam için aramda 1 metreden daha az mesafe olması gerekiyor. Sonra gece görüşüm 0 neredeyse. Gece kafamı kapıya vurup onun da duvara çarpmasıyla çıkan sesten mütevellit herkesi başıma toplamıştım bir anda. Annem o yüzden karanlık olunca koridorda hep gece lambası açar :D

Her neyse manzaraya bakılırsa artık kaçabileceğim bir yer kalmadı. İkisinden birini mecbur takacağım galiba. Yani bu anlamsız inadı neden sürdürdüğümü soracak olursanız gözlük takmaktan ölümüne nefret ediyorum. Çünkü çocukluğum hep gözlük takmakla geçti. Bana yakışmadığını düşünüyorum. Lens ise kullanımı zor diye hiç tercih etmedim. Ancak şu an gözlük takmaktan daha cazip geliyor zor olsa da. Onu da bizimkiler onaylamıyor neymiş kullanması zormuş neymiş gözüme batarmış. Sanki bilmiyoruz biz. Bu arada 7 yıl önce lens muayenesine girdiğimde kullanabileceğim söylenmişti. Bugün doktora lens için bunu söylediğimde o zaman normal lens muayenesine gerek olmadığını, astigmat olduğu için ayrı bir lens muayenesi olmam gerektiğini ancak çok mükemmel bir deneyim aramamam halinde ( biraz bulanıklığı tolere etme) normal lens kullanabileceğimi söyledi.

Devamlı kullanmak durumunda olduğum için iyi bir seçim yapmak istiyorum. Lens alıp gözlük almayabilirim ya da ikisini de birden kullanabilirim. Ama şu an biraz gereksiz pahalı olacak gibi ikisini de birden almak. Çünkü sabahtan akşama kadar evdeyim. Genelde evde olan biri için lens biraz abartı gibi sanki. Gözlük alırsam da beğendiğim çerçeveler biraz pahalı ve cam inceltme işlemi de olacağı için ödeyeceğim meblağ biraz fazla olacak. Her neyse arada kaldım. Siz ne dersiniz? Değerli tecrübelerinizi ve fikirlerinizi paylaşırsanız sevinirim. Teşekkür ederim.

Edit: Aslında bütçe sorun değil. Esas sorun gözlüğün rahat olması ama benim gözlük sevmemem, lens kullanımının biraz zahmetli olması ama lens istemem. Keşke tam tersi olsaydı.

 
Uygun fiyatlı çerçeveler var. Mesela kızımın kırdığı çerçevem 140 tl civarıydı, kırılınca aynı camlara uygun çerçeve olsun diye 400 tl'lik bir çerçeve aldım. 140 tl olan çerçevem hem daha şık hem de daha rahattı ayrıca. Lens ise daha konforlu. Gözlük burnumun üstünü sürekli tahriş ediyor, cildim hassas. Ama gece kızımı uyuturken lensle uyuyakaldığım için evde gözlük kullanıyorum. Camlara insanlar genelde en az 500 tl veriyor. Benim kardeşim de çok üst kalite ve crizal vs kaplama özellikleri olan pahalı camlar alıyor. İkimiz de aynı optikçiden alıyoruz. Ben beklentilerimi söylüyorum (bilgisayar kullanacağım, gözlükle araba kullanmayacağım, hafif olsun vs) o bana uygun cam ayarlıyor. 2 sene önce 150 tl'ye sertifikası vs olan ithal cam yaptı, inceltme dahil.

Diyeceğim o ki, gözlük veya lensten birini seçemem ben olsam. Dışarda lens, içerde gözlük kullanıyorum. Sık kullanmayacaksanız ihtiyaç halinde kullanmak için evde bir iki çift günlük lens bulundurun. Veya ihtiyacınız olunca alırsınız. Benim göz numaram 6 senedir sabit. Tabi evde lens stoklamak için numaranızın sabit olması lazım.
  • curukturpkokusu  (29.06.21 13:27:43) 
ben de gözlük takmayı reddeden bir miyoptum. lazer ameliyat oldum. tavsiye ederim. hayat kaliten artacak.


  • glamdr1ng  (29.06.21 13:40:20) 
Sadece gözlük kullanma şansın var ama sadece lens kullanmak biraz konu dışı, astigmatın da olduğu için torik lens kullanman gerekecek, ben kendi adıma 12 saatten uzun süre lens takarsam çok rahatsız oluyorum ve bu numaralarla bugüne kadar nasıl idare ettin hiç fikrim yok ama bir kere lens ile düzeltilmiş görüntüye alıştıktan sonra, lensi çıkardıktan sonra gözlükle görüntüyü düzeltmeden rahat edebileceğini hiç sanmıyorum. O nedenle lens kullansan bile bir gözlüğünün olması gerekecek.

Maliyet açısından değerlendirecek olursak, gözlük çerçevesi için bir kere harcama yaparak uzun süre kullanabiliyorsun, numaralarının da çok sık değişeceğini düşünmüyorum, o nedenle gözlük kullanmak lense göre daha avantajlı, gözlüğün benim açımdan bir avantajı da, lensle hiç bir zaman tam olarak net görememem ama lens kullanmanın da büyük artıları var, ilk başta kozmetik olarak avantajlı, yağmurda, maske takılması gereken zamanlarda, soğuktan sıcağa girerken, güneş gözlüğü kullanılması gereken durumlarda lens kesinlikle gözlüğe tercih edilir.

Bu arada uzun süreli kullanımda gözleri rahatsız etse de lens kullanımı çok da zor değil, dikkat edilmesi gereken bazı noktalar var sadece.
  •   (29.06.21 13:59:26) 
Abi 4.5 numara ile nasıl hayatta kalabildin merak ediyorum cidden.

Lensi.sürekli takamazsın lens alacaksan evde kullanmak için gözlük de alman lazım. Torik lens kullanımı biraz daha zor olabilir.
  • playing star again  (29.06.21 14:07:59) 
35 yıldır göz hastasıyım.7-8 kez ameliyat geçirdim göz nunaralarım sizinkilere yakın.Ama farklı göz hastalıklarım da mevcut.Lazerle göz çizdirme gibi bir opsiyonum yok.Sizin göz yapınız uygunsa güvenilir bir yerde çizdirme ya da göz içi lensi koydurmayı tercih edebilirsiniz.
Gözlük te lens te özellikle yüksek numarada hayat konforunu olumsuz etkiliyor.Kontak lensi 3 yıl kadar kullandım ancak göz numaraları yüksek olduğundan tak-çıkar işlemininfe dahi çok zorlandım.Çünkü gözünde lens yokken eliine lensi almakta,takmakta zorlanıyorsun.Çıkarmakta aynı.Dolayısıyla gözüne enfeksiyon kaptırma riskin artıyor.
Beb gözlükle devam ediyorum.Uzak-yakın-astigmat hepsi bir "markalı" camda ve %60 inceltilmiş.Tabi böyle olunca camlar çok pahalıya geliyor.Bu sefer de "aman gözlüğe bişey olmasın" diye kasıyosun.Yine de göz sağlığı ve kullanım kolaylığı açısından -ameliyattan sonra- gözlüğü tavsiye ederim.
  • arenas  (29.06.21 19:12:37) 
1.Lens tercih etsen bile gözlük almak zorundasın, tek başına lens yeterli değil, belli zamanda çıkarıp gözünü dinlendirmen şart.

2.Astigmat içim torik lens kullanman gerekecek. Belli astigmat değerleri vardı, numaran daha büyükse hep sorun hissedeceksin. (Özel astigmat numarası olabilir, denemedim)

3.Lens bazı gözler için konfor iken astigmatlı olunca konfor olmama durumu var; dönüyor, derecesi netleşmiyor vs gibi tek gözümde sürekli bulanık görme sorunu yaşadım/yaşayabilirsiniz.

4.Lenste gözlüğün zorluklarına göre görüş açısı/buğu/yüzde yük yapmaması vs gibi avantajları var ancak her göz için aynı konfor sağlanamıyor.

5.Gözlüğün de lensin de avantajı dezevantajı var. Yalnız birinci maddeye tekrar dikkat ediniz.
  • epitaf  (29.06.21 20:18:41) 
[]

Tam zamanlı çalışma için freelance tecrübesi sayılıyor mu?

Merhaba arkadaşlar,

Şimdi tam zamanlı iş arıyorsunuz diyelim ama bundan önce tam zamanlı çalışma tecrübeniz toplam 6 ay. 2 yıl da freelance çalışma tecrübeniz var. Tam zamanlı iş ilanlarında atıyorum "2 yıl çalışma tecrübesi" isteniyor. "Bu alanda 5 yıl tecrübeli" diye iş alanında tecrübe isteyenleri kastetmiyorum. Bu durumda freelance çalışma tecrübesi sayılıyor mu ya da Türk işverenler freelance çalışmayı çalışmak olarak görüyor mu, değerlendiriyor mu? Şu kadar yıl tecrübe isteyen ilanlara başvuru yapabilir miyim freelance çalışma tecrübesini de katarak?

Bunu sormamdaki amaç artık freelance çalışma şeklini benimseyemediğim için bir an önce tam zamanlı bir iş bulmak. Özgeçmişime bakan işverenlerin ne düşündüğünü merak ediyorum. Aklıma iyi şeyler gelmiyor ama sizin de fikirlerinizi, tecrübelerinizi öğrenirsem mutlu olurum. Teşekkür ederim.

 
Olay ilana, ilanı değerlendirecek kisiye, senin freelance olarak yaptığın işe bağlı. Öyle kesin sayılıyor ya da sayılmıyor demek zor. Onu da geçtim zamandan ziyade işin boyutu ve harcadığın zaman da önemli.

Atıyorum gidip 1 ayda bitecek bir freelance projesini bir yılda bitirdim diye gosterirsen bu sana zaman yönünden kazanç sağlamasına rağmen diğer birçok yönden çok kaybettirir. Zaman yönetimin, yeteneğin, planlaman, bilgin vs sınırlı şeklinde değerlendirilebilir.

Kısacası zamandan ziyade ne yaptığın önemli.
  • j r r tolkien hayrani  (25.06.21 20:29:39) 
Freelance olmasıyla ilgili çok bi sorun yok, yani tolkien'in dediği gibi projeye bakıyorum ben de. Kurumsal yerler genelde "yok" sayar, çünkü işlerine geliyor, daha düşük seviyeden başlatırlar falan.

Ama genel bir "X yıl çalışma tecrübesi" konseptine ben hiç denk gelmedim. O X yıl yine alanda tecrübedir herhalde? Eğer genel bir çalışma tecrübesiyse zaten her türlü yardır. İş iştir sonuçta.

Onun haricinde "başvuru yapabilir miyim" diye düşünmene bence gerek yok. Yani bunu düşünen birisiysen, yapabileceğine inandığın bütün iş ilanlarına başvur, kimse "ne başvurdun kardeşim" demez seninle oturup konuşunca. İçin rahat olsun.
  • plutongezegendegilmi  (25.06.21 21:11:08) 
[]

Türk işverenlerin saçma sapan tecrübe beklentisi nereye kadar sürecek?

Merhaba arkadaşlar,

Burada neredeyse bütün iş ilanlarında saçma sapan derecede tecrübe beklentisi olduğunu bilmeyen yoktur sanırım. Sokaktan çevireceğiniz sıradan bir vatandaşın bile 2 günde öğrenebileceği en kıçı kırık bir iş için bile tecrübe istiyorlar. Ülke ağzına kadar tecrübesiz, yeni mezun doluyken ve mevcut tecrübeli insanların sayısı gittikçe azalırken hala bu tecrübe takıntısı neden?

Utanmasalar ikisine de aynı asgari ücret verecekler. Nereye kadar isteyecekler bu tecrübeyi? Zaten o tecrübedeki adam verdikleri paraya gelmiyor, niye diretiyorlar? Madem öyle niye işe ihtiyacı olan tecrübesiz birini yetiştirip ülkeye katma değer yaratmıyorlar? Bir gün o tecrübeli insanlar köşelerine çekilecek, geriye tenezzül etmedikleri tecrübesiz insanlar kalacak. LinkedIn'e girin 1 saat dolaşsanız iş arayışında olan tonla deneyimsiz/yeni mezunun destek çağrısını görürsünüz. Nereye kadar görmezden gelinecek bu insanlar?

İşverenler işlerine gelince ta yılanın deliğindeki devlet teşviğini almaya çalışıyorlar ama? Katma değer yaratmadıktan sonra ne hakla bu teşvikleri almaya çalışıyorlar ona da anlam veremiyorum. Üniversiteler belli ki kontenjan azaltmayacak, kontenjan azaltmayı bırakın bir yandan mantar gibi yenileri türüyor. Kimse de gıkını çıkarmıyor. Nereye kadar sürecek böyle? Siz ne düşünüyorsunuz? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.

 
issiz sayisi cok fazla, biz Fransa'da ilan aciyoruz 3 ayda 10 aday zor buluyoruz ki iyi de maas (net 2200 civari), ayni ise Türkiye'de tahminim 2bin basvuru gelirdi. Devletin plansiz eğitim sistemi ve kisilere iş hayatı bilgisi verecek program olmamasi, endustirinin bir yerde odaklanmasi ve ülkedeki sehirlerin cogunun dandik olmasindan ötürü çoğu akli basinda mezunun gidip Aksaray'da ya da Erzurum'da yasamak istememesi vs.
Haliyle herkes izmir ankara İstanbul'da iş arıyor, ama olan is de yetmiyor.

Böyle sürecek. Herhangi bir planlari olduğunu sanmıyorum. Ama duyuruda Çin'den kayan üretimin Türkiye'ye gelecegini, Türkiye'nin cok parlak olduğunu, pandeminin yükselen yildizinin Türkiye olacagini falan söylenen bir arkadaş vardi, onun daha çok bilgisi olabilir neden böyle olduguna dair...
  • logisticsmanager  (23.06.21 21:27:50) 
>Zaten o tecrübedeki adam verdikleri paraya gelmiyor, niye diretiyorlar?

Burda yaniliyorsun. En dandik is basvurusuna basedemeyecekleri kadar basvuru geliyor. Sartlari saglayanlar, saglamayanlar, tecrubeliler, tecrubesizler... Issizlik cok yuksek. Sonucta issizlik fazla oldugu icin ve caresizlikten az paraya calisacak kisi sayisi fazla oldugu icin secme luksleri fazla oluyor.

>Madem öyle niye işe ihtiyacı olan tecrübesiz birini yetiştirip ülkeye katma değer yaratmıyorlar?

Cunku bu altruist bir eylem. Tecrubesiz birini yetistirmenin bir masrafi var, kendi cebinden oduyorsun. Zamanla, maasla, parayla. Sonra o kisi kaliyor, veya gidiyor baska yere, farketmez. Sonucta isveren risk aliyor ve kendi kaynaklarindan harciyor. Icinden ozel olarak iyilik yapmak gelmiyorsa bunu neden yapsin?

>İşverenler işlerine gelince ta yılanın deliğindeki devlet teşviğini almaya çalışıyorlar ama? Katma değer yaratmadıktan sonra ne hakla bu teşvikleri almaya çalışıyorlar ona da anlam veremiyorum.

Cunku "sen katma deger katmak zorundasin" diye bir sart yok tesvik icin. Bedava para dagitiliyor, herkes aliyor, o sirket neden almasin?

Sonuc olarak sürüden farkli ve ileride olabilenler her zaman daha kolay is bulacak, digerlerine benzer olanlar (sürü) hep sansini deneyecek kalabaliklar halinde. Bu hep boyledir, buraya ozel bir sey degil. Bu "ileride olmak" sadece tecrube de olmak zorunda degil - gozu karalik olur, egitim olur, kendini iyi satma becerisi olur, tecrube olur, tanidik olur, olur da olur yani.
  • robokot  (24.06.21 02:12:59) 
Oyunun kurallarini sen koymuyorsan sorgulamayi birakip adapte olmaya calisman lazim, obur turlu yerinde sayar durursun. Eger tecrubesizsen buldugun ilk ise parasina falan bakmadan gireceksin, sonra antenleri acik tutup, max. network yapip sistemde ilerleyeceksin. Bu ulke fark etmeksizin heryerde boyle. Calisan adam her zaman issizden daha degerlidir.

Yurtdisindayim, bulundugum ulkede eger tibben salak degilsen issiz kalma olasiligin yok gibi. Ilk isimde 200 uzeri cv yolladim, 15 civari mulakata girdim, ilk isimi bulmam 6 ay kadar surdu sifir network ile. Girdigim sirketin hicbir ilani yoktu, hatta sitelerinde acik pozisyonumuz yoktur yaziyordu. Kontrati imzalarken verdikleri rakama bakmadim, direk imzayi caktim cunku secenegim yoktu, kredi kartlarini patlatmak uzereydim. 3650km uzaga tasindim ve calismaya basladim. 1-2 sene sonra zaten artik sen is bakmamaya basliyorsun, sana teklif gelmeye basliyor.
  • cooperr  (24.06.21 08:18:32) 
Bir insana şans vermezseniz, nasıl bir insan tecrübe sahibi olabilir? Haklısın. Bir de iş değiştirince neden iş değiştirdin oluyor.


  • gelmeistemem  (24.06.21 10:43:33 ~ 11:01:55) 
Yaptığımız işlerin yüzde 80i evrak ve kontrol işi, konuya meraklı bir insanın 5-6 ayda sıfırdan öğrenebileceği kolaylıkta, beyaz yaka olarak onca yılı eğitim denen şeye harcadığımız için konumumuzu koruma amacıyla bunu kabul etmek istemiyoruz

David graeber - bullshit jobs yakın zamanda türkçeye de çevrildi tırışkadan işler adıyla sanırım bi bak istersen

Yukarıda bir arkadaş yazmış oyunun kuralları bu değiştiremiyorsan kabul et uyum sağla diye bu da haklı bir bakış açısı fakat yaptığımız işlerin tırışka olduğu gerçeğini değiştirmiyor bence
  • freebird5406_2  (24.06.21 11:06:55) 
Ben son zamanlarda şirkete yetiştirmek üzere 3 tane eleman aldım.

* Bir tanesine emek verdik, iş öğrettik. Kursa gönderdik. 7-8 ay olunca, tam iş çıkarmaya başlayacakken işten ayrılıp, farklı firmaya geçti.

* Bir tanesine emek verdik. Kursa gönderdik. 2 sene kadar çalıştı. Ancak verilen zammı beğenmeyince "askere gidiyorum" dedi. Gelince farklı bir firmada başladı.

* Bir tanesine yine emek verdik. Farklı sıkıntıları olduğu için çok ilerleyemedi. Düzgün bir çocuk olduğu için çok gayret ettik. Ama ilerleme sağlayamayınca, kendi isteğiyle ayrıldı.

Bir daha patrona gidip, yeni mezun dediğimde; geçmiş olumsuz tecrübelerden dolayı istemiyor. Ben de hak vermiyor değilim. Gençler sadece verilen maddi imkanlara, maaşa bakıyor. Verdiğimiz emek, öğrettiğimiz iş, aylarca beklememiz, iş fırsatı sunmamız, aldırılan eğitimler gözlerine gözükmüyor.


.
  • kartallar yuksek ucar  (24.06.21 11:23:53 ~ 11:24:43) 
[]

Instagram'da takip isteğimi onaylamayan bu arkadaşların sorunu ne?

Merhaba arkadaşlar,

Çok sosyal medya kullanan biri değilim. Kısa bir süre önce Instagram hesabı açmam gerekti ve açmışken de okuldan arkadaşlarımı falan eklemek istedim.Şimdi burada "derdini seveyim" butonuna tıklayabilirsiniz ancak bazıları ya direk siliyor takip isteğini ya da bekletiyor. Bunların arasında zamanında çok samimi olduğum arkadaşlar da var çok samimi olmasak da belli bir muhabbetimin olduğu arkadaşlar da var. Hepsi de okuldan arkadaşımdı. Birbirimizi en son 5-6 yıl önce gördük.

Bu takip isteğimi bekletmeleri ve silmeleri acayip dumura uğrattı ve üzdü açıkçası. Ya tamam sosyal medya delisi değilim ama kafama takıldı, sinirden gülüyorum o derece. Ben naptım bu insanlara? Tamam 5-6 yıl uzun bir süre ama ne değişti bana karşı bakışlarında? Herkes tarafından sevilen biriydim. Kimseye karşı bir kusurum olmadı, herkese karşı sevecen ve saygılı davrandım. Elimden gelen yardımı yaptım. Uyduruk bir sanal dünyada birilerinin takibini hayat memat meselesi yapacak değilim ama cidden merak ediyorum: Ne değişti? Cidden değişik kafalar. Her neyse siz ne düşünüyorsunuz? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.

Not: "Derdini seveyim" de diyebilirsiniz.

 
Hiç gönderin yoksa hesabın fake gibi görüniyordur. Bu arada malum kişiyi ekledin mi:)


  • suicides underground  (22.06.21 20:59:42) 
Bazen ben de hatırlamak istemediğim dönemlere ait insanları silip reddediyorum. 16 yıllık okul hayatımdan 16 arkadaş bile ekli değildir. İlla olumsuz bir şey yaşanmış olmasına gerek yok. Sizinle ilgili bir problem olmayabilir.


  • ruhen hastayim ben  (22.06.21 21:19:43) 
Ben instagram hesabımı sınırlı tutuyorum. Uzun süredir görmediğim, demek ki hayatımı paylaşmaya gerek görmediğim insanlar neden benim özel hayatımı görsün. Facebook değil ki fotoğraf paylaşılıyor sadece instagramda. Hal hatır soracak olan mesaj atabilir numaram varsa. Belki tatil fotoğrafımı koyucam, belki çalıştığım yerden atıcam herkes görürse çok da güvenli olmaz mesela


  • eatpraylaw  (22.06.21 21:38:11) 
Ben de amaaan bu kisi su saatten sonra benim profilimi gorse ya da ben onunkini gorsem ne olacak ya deyip kabul etmiyorum ama zamaninda yakin arkadassak ederim sadece siniftan biri ve okulda muhabbetimiz olmamis ve bende merak uyandirmayan biriyse gerek duymam


  • matilda  (22.06.21 22:07:09) 
bu olay beni de cok uzuyor. ben de hic kimseyi kabul etmiyorum normalde. isteklere bakmiyorum bile ama tamamen kullanmamazliktan. ama ekledigim kisiler kabul etmezse veya beni arkadasliktan silerlerse cok ezik hissediyorum :'D

yani baktiginda konuscagimiz hicbi seyimiz de yok ama ben istiyorum ki stalk edeyim ne yapmislar arada bakayim, yasadiklarini bileyim...
  • yoggi  (22.06.21 22:27:35) 
hiç paylaşım yapmayıp, takip isteği gönderiyorsanız bu yüzden olabilir.

şahsen bu durumda olanları bende kabul etmek istemiyorum. aaa dur millet ne yapıyor ne ediyor, kimse beni bilmesin ama ben herkesin ne yaptığını sinsi sinsi takip edeyim demiş gibi hissediyorum, hoş karşılamıyorum.
  • wilhelmwasmuss  (22.06.21 22:36:56) 
ben günlük hayatta muhabbetimin olmadığı kimseyi eklemiyorum. Bu yüzden Facebookta 50 arkadaşım falan vardı en son ki hesabı kapattım sonra. İnstagramda da okulda konuşup ettiğim ama şimdi iki kelime konuşmayacağım insanları eklemiyorum. Bazen takipleşip sonra sıkılıp takipten çıkıp block/unblock yapıyorum. Eskiden b/ub de yapmıyodum da biri ayıp oluyor o seni takip ederken senin çıkman dedi diye onu da yapmaya başladım :D


  • nundu  (22.06.21 23:14:07) 
Ben biriyle anlık ekleşmediysek açıp ekleme taleplerine bakmıyorum. Takipçi kasan satış sayfaları ve tanımadığım insanlar dolu o kısım, girip silmiyorum da, tanıdık ekledi ve bildirimden bakmadıysam o an kalıyor o yığının arasında.
Belki benim gibi olan arkadaşların da vardır.

  • somethinginthewayshemoves  (23.06.21 00:43:32) 
Ben şu anda yakın cevremde olmayan, halihazırda konuşmadığım kimseyi kabul etmiyorum. Hatta hesabımda olan ama işten ayrılma, ülke değiştirme vs sebeplerle bir daha görüşme durumum olmayacak herkesi özenle anında çıkarıyorum hesabımdan. Sizinle alakalı bir durum değil bence, tamamen diğer kisinin gizlilik seviyesi ve hesabını nasıl kullanmak istediğiyle alakalı.


  • PopeHope  (23.06.21 02:33:05) 
[]

Networking, kendi işinizin patronu olun gibi işlerin mantığı nedir?

Merhaba arkadaşlar,

Hani networking, yüksek kazançla kendi işinin patronu olma gibi başlıklar altında Herbalife kafasındaki işlerin mantığı nedir? Bu tarz şirketleri nerede görsem iş arayan herkesin arkasına bile bakmadan kaçtığını görüyorum. Bir de öyle bir şey ki bu tarz çalışanlar kendi bünyelerine birilerini katmak için ölüyor adeta. İş arayan adaylara yapışıyor deyim yerindeyse. Kimse de iyi gözle bakmıyor bunlara, deyim yerindeyse üç kağıtçı profili çiziyorlar. Bu tarz işlerin mantığı ne ve kim neden yapıyor ve en önemlisi neden hala bitmedi? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.


 
Keriz avcılığı
Ponzi şeması

  • freebird5406_2  (21.06.21 19:28:04) 
"neden hala bitmedi?" cunku bilincsiz ve enayi cok insan var.


  • hot potato  (21.06.21 19:47:59) 
Hocam Türk insanının karakteristik özelliklerinden en belirgin olanı bence "beleş sevdası". Yani bir şeyi çalışıp becerip elde etmek yerine havadan kazanmak bu topraklarda normal, hatta iyi bir şey olarak görülüyor.

O yüzden bitmez. Kötü gözle bakanlar da çoğunlukla "mantıklı" bulmadığı için kötü bakıyordur, yanlış bir şey olduğunu düşündüğü için değil.

Mantığı ne bu işlerin, ponzi işte. İşe giriyorsun, baktın paran gitti, gelmiyor, zararını kompanse etmek için kendin gibi başka kerizleri işe sokmaya çalışıyorsun. 2-3 kişi kafalasan bitiyor, sonra onlar da aynısını yapıyor falan, böyle gidiyor süreç.

Halbuki yeterli sayıda insan "ya yanlış bişeymiş bu, başkalarını da kandıracağıma bırakayım, devam etmeyeyim" dese kendiliğinden biterdi.
  • plutongezegendegilmi  (21.06.21 19:54:50) 
Piramit sistemi, piramit satış, piramit şeması, saadet zinciri falan diye de bilinir. Arkana bile bakmadan kaçmak yapılacak en mantıklı şey.


  • kobuzchu kiz  (21.06.21 20:03:47) 
[]

Bu kadar çok silahı kim alıyor?

Merhaba arkadaşlar,

Her zaman olmasa da ara ara silah inceleme videoları izliyorum. Ama bu sıralar biraz arttı izleme sıklığı. Youtube'da Edwin Sarkissian diye silah uzmanı bir abi var, ona takılıyorum bu aralar. Birbirinden değişik silahlar tanıtıyorlar. Özellikle Amerikan piyasasında çok fazla silah çeşidi var. Aklıma takılan soru şu: Bu kadar silahı kim alıyor da şirketler durmadan yeni modeller üretiyor? Tamam Amerika'da peynir ekmek gibi silah satılıyor ama sonuçta sıradan elektronik, giysi gibi hayatımızın normal bir parçası değil bu. Yani silahtan bahsediyoruz sonuçta. Şunu da belirteyim, silah derken tabanca, av tüfeği gibi basit silahlardan bahsetmiyorum, profesyonel kategoriye giren piyade/taarruz/ keskin nişancı vb. tüfeklerinden bahsediyorum.

Bu yalnızca Amerika ile de sınırlı değil tabi. Silah ihracatı da bayağı yüksek okuduğum kadarıyla. Ama bana bayağı abartı geliyor silaha harcanan para. Çeşit çeşit mermi türü var. Var da var. Gerçekten bu kadar silaha gerek var mı? Yanılıyor muyum?

 
senin hayatının parçası değil onların hayatının parçası. usa'deki ünlü senato baskınında herkes m16'sını falan kuşanıp gitti.

adamlar öyle yaşıyor.
  • duyurukullanıcısı  (16.06.21 17:43:13) 
Tamamını kim alıyor bir şey diyemeyiz ama büyük oranda (vekaleten) devletlerin işlerini yürüten terör örgütlerine gidiyor diyebiliriz.
Yine abd gibi ülkelerde seri atış yapan silahların kişisel kullanım için serbest olması söz konusu .
Özellikle son beş sene ABD de okul vb gibi yerlerde toplu katliamlar da oldu.
Bireysel silahlanma karşıtlığı gibi tepkilere bir şey de denmedi görmezden gelindi.
Zaten oralarda saldırganlar orta doğu kökenli ise hemen konu İslam ile ilişkilendirilir ve olay "terör saldırısı" sayılır.
Aunt Sam sever böyle şeyleri.
Ulusal çıkar, ulusal güvenlik...
  • Erva  (16.06.21 18:17:26) 
dünyada yedi milyardan fazla insan var. dünyanın bir çok noktası ne yazık ki güvenli değil. amerika gibi bu konuda vatandaşı salan bir ülkedeysen ve ilgiliysen maddiyatın izin veriyorsa alıyorsun.

türkiyede bu işler oldukça zor. örn; glock 26 almak istiyorsun. fabrika fiyatı 800 usd. yasa gereği sadece mke ithal ediyor ve türkiye satış fiyatı oluyor 3000 usd. daha buna ruhsat parası hariç.

bu yüzden türkiyede düşündüğünüzden fazla silah var ve çoğunluğu ruhsatsız.

edit: türkiyede ruhsat almak da çok zor. ruhsat almanın bildiğim en kolay yanı. en az 50 çalışanının olması ya da galerici/müteahhit olup yanında sürekli yüklü nakit taşımak.
  • phonex  (16.06.21 20:33:54 ~ 20:35:44) 
Bu kadar silahı amerikalılar alıyor :)

Evet çekirdek gibi fişek tüketiyorlar, sık sık silah yeniliyorlar. Çünkü ucuz ve kolay.

Bizim yerli üreticilerimiz bile bizim iç piyasa için değil de abd piyasası için yatırım yapıp üretim planlıyor, şaka maka ciddi oranda da tabanca satıyoruz abd'ye.

Mesela bizde fişek üretim işi tekeldi ve MKEK tekelindydi, 1-2 senedir özel sektöre izin verildi ve fişek üretici sayımız 3-4 tane oldu. Onların da amacı abd pazarından pay kapabilmek.
  • John Bloor  (17.06.21 14:19:19) 
[]

Biontech aşısından sonra göğsün sol tarafında ufak bir sızı normal mi?

Merhaba arkadaşlar,

1 saat kadar önce Biontech aşısı oldum. Göğsün sol tarafında, yani kalp civarında yeni yeni belli belirsiz bir ağrı başladı. Normal mi sizce? Kolum falan ağrımıyor.


 
sözlükte bahsedenler vardı. Ekstrem bir şey olursa hastaneye gidin siz yine.


  • nhk ni youkosu  (16.06.21 15:54:15) 
psikolojik olabilir fakat devam etmesi halinde doktora görünün.


  • false pretension  (16.06.21 19:49:45) 
@inatçı bende de yanma gibi bir sıcaklık oluyor aynı noktada 2 3 saniye sürüp geçiyor.


  • Raymalifalitiko  (16.06.21 20:41:06) 
normal


  • tchuck  (16.06.21 21:08:16) 
[]

Aile hekiminden Biontech randevusu alınır mı?

Merhaba arkadaşlar,

MHRS'de aile hekiminde günde 2 tane Biontech randevusu alınabiliyor görünüyor ve yarına ikisi de boş. Alsam mı? Aşıyı aile hekimliğinde veya hastanede olmanın bir farkı var mı? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.


 
Farkı yok.


  • helena  (16.06.21 01:13:23) 
ben öyle yaptım, gayet boştu hızlıca hallettim. Eğer İstanbul'daysan merkezi yerlerdeki hastaneler aşırı doluymuş sırası gelmeyen bile gidiyormuş ondan kaçmak için iyi olur.

aile hekiminin tek olası sorunu 6 kişinin gelmemesi olabilir ki sanmıyorum pek.
  • nhk ni youkosu  (16.06.21 01:19:21 ~ 01:19:44) 
aklıma takılan bir şey var, bu aşı normalden daha düşük ısılara düşebilen soğutuculara ihtiyaç duymuyor muydu? aile hekimliğinde bu tip soğutuculardan var mı?


  • issiz karga  (16.06.21 01:21:03) 
@nhk ni youkosu Ankara'dayım. Bu arada tek olası sorunun 6 kişinin gelmemesi derken?

@issiz karga Şöyle bir şey buldum:
www.ntv.com.tr
  • İnatçılığın yeryüzündeki temsilcisi  (16.06.21 01:27:56 ~ 01:30:14) 
6 kişi tamamlanmadan yapmıyoruz diyorlardı ilk başlarda bir sonraki randevudakilerin gelmesini bekleyenler falan vardı. Sulandırdıktan sonra bekleme ömrü 5-6 saate düşüyor çünkü.


  • nhk ni youkosu  (16.06.21 01:39:19) 
sağlık ocağı büyükse soğuk zinciri koruyabilecekse veriyor. illa kendi aile hekiminize bakmayın diğer sağlık ocaklarına bakın.


  • mikahakkinen  (16.06.21 10:03:11) 
[]

İş için başka şehre taşınmayı göze almak

Merhaba arkadaşlar,

Hayatıma çeki düzen verme motivasyonuna kapılıp adamakıllı bir iş bulmak için kolları sıvadım ve zor olsa da başka şehre taşınmayı göze aldım. İşlerin çoğu İstanbul'da olduğu için oradaki işlere de başvuru yapıyorum ama ne yalan söyleyeyim kendime de güvenemiyorum. Bu konuyu buradan bir arkadaşla konuştuk ama manzara da gün gibi ortada. Diyelim iş buldum İstanbul'dan. Kendime ait evim olmadığı için eşyalar söz konusu olmadığına göre geriye ev arkadaşıyla kalmak ve eşyalı ev tutmak kalıyor. Ama herkes kiraların yüksekliğinden bahsediyor. İstanbul'da kıçı kırık bir 1+1 yere istenen parayla Ankara'da elit bir semtte güzel bir yer bulunur.

Zaten benim şu an itibariyle isteyebileceğim en yüksek maaş 4000 TL. İstanbul'da maaşlar diğer şehirlere göre yüksek diyorlar ama bilmiyorum. Ev arkadaşıyla kalmak hiç bana göre değil ve deneyimim de olmadı hiç çok şükür. Yurtta falan kalmadım, odamı paylaşmadım. E haliyle geriye eşyalı eve çıkmak kalıyor. O da kirayı neredeyse ikiye katlıyordur.

Şimdi diyeceksiniz "Neden İstanbul olmak zorunda?" diye. Çalışmak istediğim alanlardaki (lojistik, dış ticaret) iş imkanı en çok İstanbul'da mevcut. Haliyle planımı yaparken en çok İstanbul söz konusu oluyor. Başka şehirler de var tabi. Ama şöyle bana göre İstanbul'da bu şekilde yaşamayı başaran diğer tüm şehirlerde yaşayabilir kolayca, yaşamak değil hayatta kalmak da olabilir. Çünkü zaten ufak tefek zevklerimden başka para harcadığım bir şey yok.

Her neyse uzatmak istemiyorum. Bu zamana kadar deyim yerindeyse "Prens" veya "Prenses" rahatlığıyla büyümüş birinin bu denli bir maceraya kalkışması nasıl olur sizce?" Fazla mı cesur olur yoksa yerinde bir karar mı? Kendi tecrübelerinizi, özellikle de iş için şehir değiştirmiş olanlar varsa, fikirlerinizi zamanın şartlarını da göz önünde bulundurarak paylaşırsanız çok sevinirim. Teşekkür ederim.

 
4000 tl maaşla istanbula gitmeni önermem. gidersen 2 ya da 3 kişiyle eve çıkmalısın. tek kişi kıt kanaat yaşarsın anca. semte de bağlı tabi. bazı semtlerde 1500 tlye 1+1 eşyalı ev bulmak mümkün.


  • jelly bear  (15.06.21 17:47:38) 
biriyle ev paylaşmamış olmaya "çok şükür" diyecek biriyseniz (yani bunun satın alınamaz deneyim ve kıymetinin farkında bile değilseniz)bence yeni bir şehir üstelik istanbul gibi bir metropol mutsuz edebilir sizi.
4000 asgari ücret gibi kalıyor artık, kalacak yer olsa bile süper para değil.

son olarak kariyer açısından da post pandemi süreci ne getirecek biraz havayı koklamak gerek bence.. belki biraz daha uzaktan çalışmaya kayacak iş piyasası.
  • rewlack  (15.06.21 18:04:11 ~ 18:57:41) 
"İstanbul'da kıçı kırık bir 1+1 yere istenen parayla Ankara'da elit bir semtte güzel bir yer bulunur." bu esitligin Ankara'da is bulamadigin surece bir anlami yok.

Esyali eve cikmana da gerek yok, niye onu soyleyip duruyorusun anlamadim. Normal herkes gibi esyasiz ev tut, her zaman daha ucuza gelir. Esyayi parca parca kendin alirsin. Zaten ilk asamada yatak, camasir makinesi, buzdolabi, masa, sandalye haricinde bir esyaya ihtiyacin yok. Bekar adam olarak zaten 1+1'den daha buyuk bir yerde oturman toptan gereksiz.

"Fazla mı cesur olur" millet dunyanin obur ucuna gidiyor yahu. istanbul ne.
  • hot potato  (15.06.21 18:22:06 ~ 18:26:06) 
@ hot potato İsteyebileceğim en yüksek maaş 4000 TL demiştim. Kira mı vereyim karnımı mı doyurayım eşya mı alayım? :D Ki pahalıya patlamaması için eşyalar da ikinci el olmalı. Evin temizliği var, abonelik işleri var. Bi ton detay var. Eşyalı ev o açıdan daha mantıklı geldi pahalı olsa da.

Bir de yurt dışına taşınmak daha kolay bana kalırsa. Çoğu şirket aday yerleşene kadar bayağı bi destek çıkıyor. Türkiye'de varsa da çok az şirket bunu yapıyodur.
  • İnatçılığın yeryüzündeki temsilcisi  (15.06.21 19:02:17) 
Yazdiklarindan merak edip onceki duyurularini da okudum acik acik soyleyeyim 4k ile istanbula gelmeyi dusunmek buyuk cesaret turkiye'deyken daha fazlasini kazanirandigim zamanlarda bile istanbulu dusunmedim cunku insan gibi yasamak istediginizde yetmiyor yetmeyecek. Fazla mi cesur olur demissin evet olur.

Dis ticaret mi lojistik mi istiyorsun yoksa mali musavirlik mi bence bir karar ver ve ne dis ticarette ne de lojistik de o bryaz yaka hayallerini gerceklestiremeyecegini bil. Nerden biliyorsun dersen 5 yil biyunca bir otomotiv firmasinda malzeme planlamaci olarak calistim hem lojistik firmalari ile hem de dis ticaret firmalari ile cok yakin calistim.

Yurtdisindan ornek vermissin ama zaten orada kabul alan insanlar tr de de ayni sartlarla bonservisleriyle transfer oluyorabiliyorlar.
  • kuzey li  (15.06.21 19:58:36) 
daha şimdiden ev tmizliği, abonelik vs sizi sıkmaya başladıysa hiç başka bgir şehre taşınmayın. mazallah hepsini halletseniz bile 2 günde bir yemek yapıp haftada bir de ev temizlemek zorunda kalacaksınız.

yani bir takım hedefler koymuşsanız bu süreçte yaşayacağınız sıkıntıları da göze almak zorundasınız. "göze aldım" demeyin belli ki göze almamışsınız, daha vahimi yaşa(ya)mamışsınız. keşke düşüncenizin aksine üniversite eğitiminizde öğrenci evinde yada yurtta kalmış olsaydınız bir süre.

neyse, bir kaç farklı şehirde öğrenci olarak yaşamış biri olarak tavsiyem, evvela sizin tabirinizle "prenslik/prenseslik" triplerinden acilen kurtulmanız, eşyasız eve çıkmanız. muhtemelen eşyalı bir eve ödeyeceğniz farkla ev eşyalarınızı 3 - 4 ayda düzebilirsiniz. 2. el olması kötü, dandik olacağı anlamına gelmiyor. öncelikleriniz ocak -hayır ankastre fırın değil- ve çamaşır makinesi olsun. ardından yemek masası ve sandalyeler -tabi ki tabakl çanakla beraber- diğer önceliğiniz. salon için, tv olmadan da yapabilirsiniz, internet var neticede ama 3 l koltuk ilk alacaüğınız şey olsun. paranız kısıtlı olacağından teklileri sonra alın. farklı model olabilir, kanepeyi farklı model berjerleri farklı model alma gibi bir trend var. yere de ucuz ama modern görünen bir hhalı serdiniz mi tamam. ve tabi ki yatak.

2. el konusunda hijyen muhabbetini kafaya takacaksanız, oturacağınız evde ki yatak ve kanepe üzerinde de yüksek ihtimalle evin eski kiracısı oturmuş, yatmış, uzanmış ve hatta sevişmiş olacak. çok şeyetmeyin o yüzden.

ha ama aradaki fark çok değilse tabi ki eşyalı eve geçin.

kolay gelsin.
  • issiz karga  (15.06.21 20:01:42) 
Valla hocam cesaretle alakası yok mecburiyet.

Ben doğma büyüme İstanbulluyum.19 yaşımda İzmir'e üniversiteye geçince ailem de Didim'e yerleşti İstanbul'u terk edip. Bir daha hayatta İstanbul'a dönmem diyordum. Öğrenci evinde de kaldım, 10 lirayla 10 gün karnımı doyurmami gerektirecek sefaleti de yaşadım, uzun yol bisikletçiligi yaptığım için kamplarda da kaldım, Erasmusla 6 ay yurtdisi deneyimi edinip geceliği 3 euro olan dandik hostellerde de kaldım gıkım çıkmadı. Ama İstanbul'a dönme düşüncesine hiçbir zaman sıcak bakmadım.

Gel gelelim başka yerde de iş yok. Yeni mezun olduğumda hazır hayat standardı denen şeyin s'sine bile sahip değilken asgari ücret olsun alanımla alakalı olduğu sürece problem değil dedim ama gelen teklifler dahada sigorta satışı, pronet satışı, çağrı merkezi vs nin ötesine geçmedi. Üstelik henüz uzmanlaștığım bir alan da yoktu muhasebeye de okeydim, denetime de okeydim satın almaya da. Kısmet değil almadılar ben de 8 ayın sonunda mecburen İstanbul'a döndüm, o dönemki asgari ücretin 2 katı bir ücrete. İlk fırsatta geri döneceğim diyerek gittiğim için eşyalı eve çıktım, yüksek kiralar verdim, kyk kredi ödemelerim başladı derken aslında başlangıç için fena olmayan bir ücret olmasına rağmen kıt kanaat geçindim. Öğrenciyken daha iyi standartlara sahiptim hatta öğrenci evinde tek yaşıyordum, artık çalışıyor olmama rağmen 1+1 evde 2 kişi kalıyorduk odam bile yoktu salondaki kanepede uyuyordum falan.

2 senem doldu askere gittim, yani artık 2 sene tecrübem var yeni mezun değilim askerlik engelim kalkmış, beklentilerimi de düşürürsem İzmir'de kalırım bu sefer diye ama 1.5 ayda yaptığım 76 başvuruda sadece 2 mülakata davet edildim ve kabul edilmedim.

Peki şimdi ne yapıyorum? Tıpış tıpış İstanbul'a geri dönüyorum. Kabul edilmediğim firmalardan biri ücret beklentimi çok fazla bulmuştu biraz indiremez misiniz demişti mesela. Fazla dediği de 5000 tl. Hadi dedim sizi mi kıracağım 4750 olsun gene çok yüksek buldular...

E şimdi o fazla buldukları ücretin %45 fazlasına gideceğim ve şehirdeki mutsuzluğu da hesaba katarsak daha düşük şartlarda yaşamak zorunda kalacağım.

Duyurunun konusundan sapıp baya uzun uzun yazmış olabilirim ben de çok doluyum bugün artık patlama noktam oldu. Ama özetle şunu demeye çalışıyorum, bazılarımız, hatta bazılarımız değil bir çoğumuz cesaretinden şundan bundan değil mecbur oluşundan gidiyor, başka seçeneğimiz yok.

Öyle ücret beğenmeme falan da yok ha benim örneğimde olduğu gibi yarı maaşa başka şehirde çalışmak isteyip de iş bulamayan o kadar çok kişi vardı ki çalıştığım yerde. Yapılan iş aynı iş, kazandırılan para aynı para, istenen maaş yarı yarıya ona rağmen almıyor adamlar.

Ondan sonra İstanbul çok kalabalık, bu şehir bunu kaldırmıyor. Alsın götlerine soksunlar İstanbul'u.
  • materyalist imam  (15.06.21 21:46:21) 
[]

Aksiyon anlarında beynime ulaşamıyorum

Merhaba arkadaşlar,

Nedendir bilmiyorum, aksiyon anlarında bir türlü beynime ulaşamıyorum. Sanki bir lockdown mekanizması harekete geçmiş de tüm giriş çıkışlar kapanmış gibi. Aklıma bir tane bile işe yarar bir şey gelmiyor. Sanki çırılçıplak kalmışım gibi hissediyorum. Normal zamanlarda her şeye bir cevabım varken, hatta ukalalığın kitabını yazarken kendimi kanıtlamamı gerektiren, benim için önemli olan anlarda tıkanıp kalıyorum, aklıma bir şey gelmiyor. Beynim duruyor. Demin mesela iş görüşmesindeydim, İK kendinizden bahsedin dedi, söylenecek o kadar şey varken 2 cümleyi zor kurdum inanır mısınız. Sonra o an geçiyor hooop bir bakmışım beynin veri transferi kaldığı yerden devam ediyor ve en kritik zamanlarda ihtiyacım olan şeyler ihtiyacım yokken kafamda dolanıyor. Tabi bu yüzden karşı tarafın sizden beklediklerini veremeyeceğiniz, yetersiz olduğunuz algısı oluşuyor. Resmen kendimi sabote ediyorum.

Tartışmalarda da böyle oluyor, konuşmalarda da. Sonra bütün gün "Neden böyle demedim? Neden bu aklıma gelmedi?" diye sızlanıp duruyorum. Sonra pratik zekam da kayboldu sanki. Acil durumlarda çözüm üretme yeteneğimi kaybettim gibi sanki. Kilitlenip kalıyorum. 6-7 yıl önceki eski zehir gibi keskin zekam yok. Eski beni özledim. Kendimi yeniden bulmam lazım ama nasıl? Başarı için beynime, eski bana ihtiyacım var. Yaşam tarzım çok düzensiz.2-3 yıldır da eve kapandım. Sizce ondan mıdır? Fikirlerinizi ve tavsiyelerinizi paylaşırsanız sevinirim. Teşekkür ederim.

 
Bir yaştan sonra -bence 26 27- beyin o kıvraklığını yitirmeye başlıyor, doğaçlama değil daha çok deneyimle cevap veriyorsun karşılıyorsun

ilk gençlikte hem fiziken hem kafa çalışması için insan kendini ölümsüz gibi hissediyor, ikisi de canavar gibi çalışıyor sanki 90 yaşına kadar böyle devam edeceğini düşünüyorsun o heyecanla

Bunlar bilimsel değil kendi deneyimlerim sen bir b12 vitaminine de baktır
  • freebird5406_2  (14.06.21 15:03:06) 
kaygı> korkma, kaçma, savaşma gibi dürtüleri önplana çıkarıyor. bizi beyfendi ve hanfendi yapan dilbazlığımız geri planda kalıyor.

yalnız "aksiyon anlarında" demişsin, kavga dövüş tartışma hikayesi bekledim; İK görüşmesi çıktı. İK kısmı, normal zamanlardan birisi değil miydi yoksa? sakin kalabileceğin, kimsenin seni kıstırmadığı zamanlardan birisiydi(?). o halde İK ya böyle tepki verdiysen, aksiyon kategorisine koyduysan onu, yaklaşımın, mizacın değişiyor diyebilir miyiz?.
ikinci paragraf tamamen kendi fikir yürütmemden ibaret, iddiam değiller.
  • comp  (14.06.21 15:28:07) 
@comp Kendimi kanıtlamam gereken, yüksek beyin gücü gerektiren, sonucun benim için önemli olduğu tüm durumlar, aslında senin de belirttiğin üzere kaygının ön planda olduğu durumlardan bahsediyorum "Aksiyon anları" derken. Kavga da olabilir tabi. Ama İK görüşmesi de benim için bir aksiyon anı. Benim için önemli olduğu için tabi mizacım, yaklaşımım değişiyor :)


  • İnatçılığın yeryüzündeki temsilcisi  (14.06.21 16:03:10) 
[]

Bu musilaj meselesinin birdenbire ortaya çıkması kıllandırıcı değil mi?

Merhaba arkadaşlar,

Hepimizin de bildiği üzere gündemimize gökten zembille iner gibi oturan bir musilaj problemi var. Madem bu problem vardı da neden daha önce gündeme getirilmedi de bu ülkenin tek sorunuymuş gibi herkes bunu konuşmaya başladı. Bir şeyler için algı operasyonu falan mı yapılıyor? Amaç gündemi değiştirmek mi?

Bu arada ben musilajın da ortaya çıkmasını epey şüpheli bulmaya başladım. Utanmasam "Koskocaman Marmara Denizi bir gecede kirlendi." diyeceğim. Zaten Marmara kirliydi ama bu başka bir boyut. Tamam kontrolsüz bir atık yönetimi var, bunu herkes biliyor ama birdenbire bu raddeye gelmesi çok anormal değil mi? Siz ne düşünüyorsunuz? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.

 
yaklaşık 40 gün önce adaya giderken görmüştüm, ilk defa karşılaşmıştım müsilaj denen şeyle. eve dönünce nette biraz bakındım ve belli dönemlerde belli miktarda olduğunu gördüm. o zaman önemsememiştim ama sonradan anormal seviyelere yükseldi. birdenbire gelmedi ama ama evet böyle olması anormal.

gece fetöcülerin amerikadan müsilaj getirip denize döktüğünü iddia etmiyorsan anormal bulman normal çünkü denizdeki miktar anormal. bunun sebebi ise arkasında şüphe yaratacak bir şey değil, işin ucunda bilim var, bir sürü yayın paylaşıldı nedeni nasılı hakkında. birazcık araştırırsan görebilirsin.
  • Jux  (08.06.21 16:25:27 ~ 16:26:32) 
t24.com.tr

Üstteki arkadaşın dediği gibi okuyalım araştıralım, aniden olmadı
  • howfaristhesky  (08.06.21 17:04:09) 
İzmitliyim. Körfez bildim bileli kirli. Temizlenen, kalitesi artan çok yer var ama genel olarak İzmit Körfezi atık kuyusu durumunda. Sadece fabrika atıklarından bahsetmiyorum. Kanalizasyon da var. Zaman zaman yunuslar görülüyor. Flamingo bile görülüyor. Ama denizin kendisi temiz değil. Müsilaj bir şeylerin artık taşma noktasında ortaya çıkmış.


  • dissendium  (08.06.21 17:05:10) 
gemiciler, balikcilar bu olayin her zaman yilin belli doneminde ortaya cikip sonra geçtigini ama bu yil geçmedigini soyluyordu yani deniz bi sekilde cozebiliyorken bu yil cozemedi


  • ala09  (08.06.21 20:26:42) 
Ben yeni duydum demek ki killanmaliyim tadinda bir akil yurutme olmus. Hayir, supheleniyorsun da vardigin nokta ne? Ne onemli ne degil hic mi kendin degerlendiremiyorsun?


  • dunal  (08.06.21 20:31:13) 
haberleri yalnız ekşi sözlük'te gündem olunca öğreniyor olmanız bir komplo teorisi yaratabileceğiniz anlamına gelmiyor bence.


  • bohr atom modeli  (08.06.21 20:33:58) 
Amariganınoyunu biden görüşmesi öncesi


  • gatherer  (08.06.21 22:03:16) 
[]

İşverenlerin online görüşmeyi hala benimseyememiş olması neden?

Merhaba arkadaşlar,

Biliyoruz ki pandemi süreci hayatımızda birçok şeyi değiştirdi ve artık yeni normalimiz oldu. Çalışma şekilleri değişti, birçok şirket evden çalışmaya başladı. Bununla birlikte teknoloji o kadar ilerledi ki dünyanın öbür ucundaki insanlarla görüntülü konuşabiliyoruz, zamanın mesafenin bir önemi kalmadı artık iletişim kurmak isteyen insanlar için. Tabi evet, bu bir yüz yüze konuşma değil ama elinde bu imkan varsa aramazsın yüz yüze konuşmayı. Ama bakıyorum bu kadar ilerlemeye rağmen bazıları buna ısrarla ayak diremekte.

Şimdi ben baktım kendi şehrimde bir iş bulamıyorum, artık bir düzen de kurmam gerekiyor, buradan sağ olsun bir arkadaşın gazıyla iş arayışımı kendi şehrimden ülke geneline yaydım. Demin başka bir şehirden aradılar görüşme için, "Yarın mümkünse şu saatte görüşmeye bekliyoruz." diye. Dedim " Ben orada yaşamıyorum ama "Skype'dan veya başka online bir mecradan görüşebiliriz." Adam demesin mi "Bizde yok öyle bir şey." Ya arkadaş ben sana "Taş taşı." demiyorum, "Deveye hendek atlat." demiyorum, tek yapman gereken o saatte benle Skype'dan görüşmek. Zaten olumlu gelişirse ben oraya geleceğim. Bunu söyledim de zaten. Ne sen yorul ne de ben nasıl geçeceğini, nasıl sonuçlanacağını bilmediğim bir görüşme için o kadar yolu gidip yorulayım, para harcayayım. Zaten adım gibi biliyorum yol parası da vermeyeceksin. 5 dk görüşmeden sonra "Biz seni ararız." diyeceksin. O kadar masraf, vakit kaybı ve yorgunluk yanına kar kalsın.

Ben daha 1 ay önce kalıcı olarak home office düzenine geçen bir şirketle Skype'dan görüştüm. Yüz yüzeden bir farkı yoktu. Yine freelance çalışmak için Almanya'daki başka bir şirketle Google Meetings'den görüştüm. Hatta bugün yine başka bir şirket aradı, onlar zaten profesyoneldi, hiç görüşmeye gerek duymadan bütün detayları telefonda sordu. Yani kısacası yapılabilecek bir görüşmeyi telefonda yaptı ve bana da bir test yolladı. Yani isteyen her ortamda yapar. Ben zaten eşek değilim ki gitmeyeceğim bir yere başvuru yapayım. Zaten bu sürece hazırlandığım için para harcamayı minimuma indirdim, lüks ihtiyaçları falan erteledim. Ev kiralama falan için para ayırdım. Yani kendimi hazırlıyorum.

Her neyse sizce neden bu uyumsuzluk? Bunların derdi ne? Neden kolayı varken işi yokuşa sürüyorlar? Ne düşünüyorsunuz? Bu arada sizce böyle yapmakta yanlış mı yapıyorum? Anormal olan ben olabilir miyim? Sorun onlarda değil bende mi? Onlar daha iyilerine mi layık? :D Düşüncelerinizi belirtirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.

 
Almanya'da erasmustayken başka bir şehre staj görüşmesine gitmiştim. Adamlar bana "otel ulaşım ve yemek fişini getir, ödeyeceğiz" demişti. Meğer orada iş görüşmesine çağrılan adamın tüm masrafları karşılanıyormuş. Burada ise işsiz parasız adama bir tekme de işverenler vuruyor. Dolayısıyla evet çağrına katılıyorum, haklısın.


  • roket adam  (07.06.21 19:14:39) 
sektöre bağlı bence. bilişim/yazılım sektöründe 20-30 mülakata girdim, belki de daha fazla, kimse de yüz yüze görüşmeye çağırmadı.

adamlar gelişememiş demek ki. işveren olsam her adayla yüz yüze görüşmek istemezdim.
  • jelly bear  (07.06.21 19:32:07 ~ 19:32:58) 
Kesinlikle katılıyorum. Yol masrafını karşılayacak insanlık zaten beklemiyoruz artık o kadar çok işsiz insan var ki şirketler bunun rahatlığıyla hareket ediyor. Tek görüşme yapıp işe almıyor çoğu yer zaten ben ilk görüşmeyi online yapmayı teklif ediyorum genelde birbirimizin zamanına kıymet verelim falan diyorum. Hık mık eden olursa görüşmeyi reddediyorum kendileri bilir. İşim varken iş aradığım için bi tık rahatım bu konuda işsiz olsam otobüs tepelerinde bunların ayağına giderdim mecburen. Yine de ilk görüşme online sonrası tabii ki yüzyüze olsun gibi yaklaşınca orta yol addedip kabul eden de çıktı epey. İknın burnunun büyüklüğüne bağlı.


  • nickimin hakkini veremedim  (07.06.21 21:02:53) 
bence bu tavir gelecek sorunlarin da isareti. cozulebilecek veya imkan saglanabilecek durumlar karsisinda uc maymunu oynayacaksa o sirkette calismamakta bir hayir vardir.


  • ala09  (07.06.21 22:27:07) 
[]

Filmlerde, dizilerde silah seslerini niye bu kadar abartıyorlar?

Merhaba arkadaşlar,

Patlamaların, çatışmaların olduğu yüksek dozda aksiyonun olduğu yapımları izlemeyi, oyunlar oynamayı çok severim. Bazen silah şirketlerinin veya uzmanlarının çektiği silahlarla ilgili veya gerçek çatışma anlarının kaydedildiği videolar izlerim.

Bu videoları ilk izlemeye başladığımda bir şey çok tuhafıma gitmişti. Silahların sesi dizi ve filmlerde yansıtıldığının aksine çok daha düşük seviyede ve çok farklı çıkıyordu. Arada bariz bir fark var. Özellikle piyade/taarruz tüfeklerinin sesi bayağı düşük çıkıyor. Aradaki bu farkın sebebi nedir? Yapımlarda silah sesleri "bam bam" diye çıkarken gerçekte "pew pew" veya "tık tık" diye çıkıyor. Yapımcılar daha çok insanı çekmek ve izleyiciyi aksiyon bombardımanına tutmak için mi yapıyor? Yoksa başka bir durum mu var veya dikkat mi etmiyorlar? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.

 
görsel açıdan sahneye kaos hakimse ve silahlar o görsel hareketliliği sesleriyle tam desteklemiyorsa eksiklik hisseder izleyici. sadece gerçek silah sesi olmasının dışında, ses seviyesinin yüksekliği de önemli. silahların gerçek sesleri yansıtması, konuyla özel olarak ilgilenenlerin dışında pek önemli değil. bu şekilde yapılması filmi daha sürükleyici kılıyor, seyirciyi kitliyor.


  • isveperver  (06.06.21 20:17:03) 
Aslında biraz mantıklı. Gerçek hayatta patlayan bir silahın 3 metre yanında dursaydınız kulaklarınızın hasar görmesi işten bile olmazdı.
İzleyicinin 3 metre ötesindeki televizyonu silah olarak düşünün örneğin. Bu durumda abartmayı bırakın, sesi çok daha az yansıtıyorlar diyebiliriz. Bize ulaşması gereken duygu oradaki karakterlerinkiyle aynı olmalı.

  • ryhmer  (06.06.21 20:38:08 ~ 20:41:52) 
Sinema bir görsel $ovsa, sesler ve efektler de buna uygun olmali.


  • Avoiding The Puddle  (07.06.21 10:02:26) 
Silahlarin ciddi kisminin orjinal sesleri sinema TV ortamlari icin cok tirt kaliyor. Sonuca sinemanin amaci gercegi birebir yansitmak degil, seni eglendirmek. O yuzden kafaya takmiyoruz.


  • cleric  (07.06.21 10:43:46 ~ 10:44:00) 
sanıyorum eline tabanca veya tüfek alıp hiç ateş etmedin. hatta edildiği bir ortamda da bulunmadın. bir ara poligona gitmeni öneririm.


  • reanarchy  (07.06.21 10:54:47) 
Bazı filmlerde abartılı olabilir, ama gerçek silah sesleri youtube videolarında izlediğin kadar az değil. Çünkü youtube için video çekerken kullanılan mikrofonun tabancanın gerçek sesini kaydedebilecek yapıda olacağını sanmıyorum.

Yanlış hatırlamıyorsam 9mm bir fişek 160-170 desibel ses etkisine sahip.
  • John Bloor  (08.06.21 11:44:44 ~ 11:45:05) 
[]

"Three phase engine" ifadesinin çevirisi için hangisi daha uygun?

Merhaba arkadaşlar,

Bundan bir süre önce teslim ettiğim bir çeviri projesi vardı ve orada da İngilizcesi "three phase engine" olan Almanca bir ifade vardı. Ben bunu "üç fazlı motor" olarak çevirdim ancak değerlendirmeyi yapan arkadaş "üç faz akım motoru" olarak çevrilmesini daha uygun görmüş. İnternette arattım önerdiği ifadeyi ama doğru düzgün bir şey bulamadım. Daha çok benim çevirdiğim gibi geçiyor internette. İşin diğer boyutuysa hatalı gördüğü çevirimi "major mistake" olarak görmüş. Sizce kim hatalı? Yüksek mühendislere, çeviri uzmanlarına ve otomotiv uzmanlarına soruyorum. Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.


 
Elektrik motorları doğru akım ve alternatif akım olmak üzere iki ana kategoriye ayrılıyor. Evet, bunlardan söz ederken akım kelimesini mecburen söylüyoruz ama bahsedilen terimde ben de sizin gibi yazardım. Hatta akım kelimesi yerine bu motor senkron mu asenkron mu sorusu geldi aklıma. Bence gereksiz yere takılmış kontrol eden kişi ya da gerçekten Türkçe mühendislik literatüründe böyle geçiyor.

ekleme: mesela elektrik mühendisleri odası "3-fazlı endüksiyon AC motoru" ve "3-fazlı senkron motor" demiş.
  • reactionic  (04.06.21 19:59:36 ~ 20:10:58) 
@reactionic Öncelikle cevabınız için çok teşekkür ederim. Aslında öyle çok detay gerektirecek bir şey yok. İngilizcesi "It is driven electrically by three phase engines." ayarında bir şey oluyor. Orijinal ifade "Drehstrommotor". Asenkron gibi ifadeler geçmiyor.


  • İnatçılığın yeryüzündeki temsilcisi  (04.06.21 20:42:56) 
Evet. Biz (en azından benim bildiğim) Almanca'daki gibi değil, İngilizce'deki gibi söylüyoruz genelde. Hani illaki "akım" kelimesiyle uzun uzun yazacaksam, "üç faz akım motoru" yerine "3 fazlı AC motor" ya da "3 fazlı alternatif akım motoru" derim.

edit: "NEMA 3 fazlı AC motorlarımız, dayanıklı ve uzun ömürlü motor performansı konusundaki itibarımızı yansıtıyor."
"Unsere NEMA-Drehstrommotoren folgen unserer Reputation für robuste und nachhaltige Motor-Performance"
Siemens'in sitesinde buldum örnek olarak.
  • reactionic  (04.06.21 21:15:49 ~ 21:21:54) 
Makine mühendisiyim. Üç fazlı motor çevirisi gayet yaygın kullanılır. İngilizce çeviride bir sorun yok. Hatta akım kelimesinin gereksiz olduğunu iddia ediyorum. Kontrol eden kişi özellikle bir şeyi belirtmek istemediyse büyük hata olarak tanımlamak zor.


  • dissendium  (04.06.21 21:28:40) 
Ayrıntılı cevaplar için çok teşekkür ederim. Ben de her yerde İngilizce'deki gibi kullanıldığını gördüm, keza AC motorları şeklinde kullanıldığı örnekler de var. Editörlüğünü konuşturup değişiklik yapma, iz bırakma kompleksine kapıldığından şüpheleniyorum. Çünkü aynı alakasız tavrı diğer yerlerde de göstermiş. Cevap versen bi dert vermesen bi dert.


  • İnatçılığın yeryüzündeki temsilcisi  (04.06.21 21:41:46) 
[]

Gümrük müşaviri olma süreci, hayata geç kalmak, bilinmezlik

Merhaba arkadaşlar,

Şu anda AÖF'den Uluslararası Ticaret ve Lojistik Yönetimi okuyorum ve vermem gereken ders sayısı çok değil. Şimdi ben diplomamı aldıktan sonra gümrük müşaviri olma yolunda ilerlemek istiyorum. Yani diplomamı alınca sudan çıkmış balık gibi ne yapacağımı bilmez halde kalmamak için şimdiden araştırmalara başlamak ve süreç hakkında olabildiğince bilgi almak istiyorum. Bunun oldukça zorlu bir süreç olduğunu biliyorum. Sınavlar falan var, staj süresi var.

Şu an halihazırda Alman Dili ve Edebiyatı mezunuyum ve 30 yaşına gelmeme rağmen henüz kariyerimde istediğim atılımı gerçekleştiremedim. Çevirmenlik falan yapıyorum o da proje gelirse. Tam zamanlı çalışma tecrübem 1 yıl bile değil. Bu zamana göre yaşadığım tecrübelere dayanarak yakın zamanda adamakıllı bir iş bulabileceğimi de düşünmüyorum. Açıkçası iyice tükendim, ne yapacağıma dair bir fikrim yok. Bir çıkış kapısı arıyorum ama ne istediğimi, ne tarafa gitmek istediğimi bilmiyorum, iki tarafında farklı yerlere açılan kapıların olduğu bir koridorda gibiyim. Hangi kapıyı açmam gerektiğini bilmiyorum.

Bu arada bir tarafım sürekli dış ticaret, freight forwarding alanında çalışmak istiyor. İş ilanlarına bakıyorum ama çok tecrübe istiyorlar. Her neyse bunu da dikkate alınca en elle tutulur ve işe yarar gözüken plan gümrük müşavirliği yolunda ilerlemek.

Şimdi her şey yolunda gitse gümrük müşavir yardımcısı, ardından gümrük müşaviri olsam bile en iyimser tahmin 5 yıl olur. Ondan sonra bir düzen kurmak var. Düşününce adamın resmen içi şişiyor. 40 yaşında hayata başlıyorsunuz, iyi bir eş adayı olursa 40 yaşında evleniyorsunuz ki çok iyimser bir hayal. Cidden tüm hayat enerjim gitti. Birçok yaşıtım düzenlerini kurmuş hayatlarını yaşarken, toplantıdan sunuma koşarken ben karanlık bir odada 30 yaşından sonra düzen kurma planı yapıyorum.

Hemen şimdi milletin şikayetçi olduğu beyaz yaka sıkıcılığını, mesaiye başlamadan önce kahve içmeden kendine gelemeyen plaza çalışanının tekdüzeliğini yaşama fırsatı verseler direk atlarım.

Ben bu kaybolmuşluğun içinde yüzerken ve gittikçe heyecanımı, enerjimi kaybederken tek şansım olan bu planı nasıl uygulayacağım? Nasıl kendimi gerçekleştireceğim? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim. Bu arada gümrük müşaviri olma süreciyle ilgili tecrübesi olanlar tecrübelerini paylaşırsa sevinirim. Teşekkür ederim.

 
memurlar.nette bu bölümde çalışan birilerini bulabilirsiniz. Bu yorumu biraz da sağ tarafta görünürlük kazanması açısından yazmak istedim.


  • gelmeistemem  (01.06.21 21:15:15) 
Gümrük müşavirliği hakkında bir yorum yapamam çünkü tandığım müşavirlerin o noktaya geliş süreçlerini bilmiyorum ancak dış ticaret konusunda bir tavsiye vermek isterim. dış ticaret çalışması çok zevkli bir çalışma alanı ancak bir insanın özellikle dış ticaret, freight forwarding alanında çalışmak istemesi için, içerideki durumu bilmiyor olması lazım :) diğer beyaz yakalılar bayram seyran blok izin yaparken biz yapamıyoruz. cuma'dan izin alıp tatile gidemiyoruz.
pazar günü bae'den sürekli telefon gelebiliyor veya gece 1'de amerika'dan. iş verenine bağlı olarak da bu telefonları cevaplaman beklenebilir.
bu dış ticaret tarafı. freight forwarding tarafı ayrı kaos. armatörlerde çalışan arkadaşlarım var, hangimizin işi daha yoğun bilmiyorum.

ben senin yerinde olsaydım, almancan var, ingilizcen de vardır; direkt dış ticaret pazarlama tarafına girerdim. sıkıntısını çektiğin kadar keyfini de yaşarsın. pandemiden dolayı seyahat etmiyorlar ama normal şartlarda fır fır gezip duruyorlardı. üstelik yükselmeleri de çok daha hızlı oluyor. bizim şirkette bölge müdürleri ortalama 32-35 yaşlarında. yurtdışındaki müdürlerimiz 40'lı yaşlarda. şansın varsa oralara geçersin.

geç değil, bir yerden başla. uzman yardımcısı olarak gir, ne olacak? dış ticaret içindeyken öğrenilen bir şey, asıl mesela yazılı ve sözlü olarak yabancı dilde iyi iletişim kurabilmek.
  • irene  (01.06.21 21:28:52) 
[]

Sözlükte bir şeyleri haksız yere kötüleyen neden çok insan var?

Merhaba arkadaşlar,

Bazen sözlükte dolaşırken birilerinin bir ürüne karşı olsun, markaya karşı olsun hiçbir sebep yokken iftiraya varacak şekilde karalama kampanyası yaptığını görüyorum. Tamam bir şeyle ilgili olumsuz bir deneyimleri olur, kötü bir olay yaşarlar, rezalet başlığı açacak bir durum olur. Onunla ilgili entry yazarlar. Bunda hiçbir sorun yok. Hakları çünkü.

Ama bahsettiğim bir kesim var ki yalan dolan, karalama, iftira olduğu ta 10 km'den belli olan şeyleri yazan tipler var. Yazdıkları şeyler o kadar kör göze parmak ki ben buradayım diye sırıtıyor. Ya anlamıyorum bir insan haksız yere nasıl bir şeye kara çalabilir ya? Cidden parayla mı tutuyorlar bunları?

Mesela Amazon.com.tr başlığında şu entry yazılmış: eksisozluk.com
O kadar belli ki karalama amaçlı olduğu. Bunun gibi daha bir sürü entry görüyorum. Bir insan nasıl bu kadar alçalabilir? Siz ne düşünüyorsunuz? Bu tiplerin karın ağrısı ne? Gerçekten de birileri tarafından tutulmuş maşalar mı bunlar? Fikirlerinizi belirtirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.

 
Birincisi sözlükte çok boş insan var. Başından geçen en ufak şeyleri bile abartmayı seviyorlar. Evet para harcayıp hizmet alıyorsan en iyisini beklersin ancak insan beşer şaşar çeşitli yanlışlıklar olabilir. Bunun yanında Türkiye gerçekleri de devreye giriyor.

İkinci olarak sözlükte bol miktarda paralı maşa olduğunu bu konudan bağımsız ve alakalı olarak düşünüyorum. Ben çok entry girmediğim halde bana bile 15 lira verek gel yazarımız ol diyorlar.

Üçüncüsü örnek entrydeki arkadaşın "yabancı markaları yüceltme..." zırvası dışında falso bir cümlesini göremedim. Trendyol hariç bütün alışveriş sitelerini kullandım. Amazon'u da ilk defa geçen cumartesi kitap sipariş vermek için kullandım. Bugün gelen mng kargo takip kodları bir 2019 dan kalma bir başkasına ait. İlk defa e-ticarette başıma böyle bir şey geliyor. Ben ne amazonu aradım ne de sözlüğe yazdım. Böyle ufak tefek şeyler her zaman olabilir ve çözülebilir. Yine dönüp dolaşıp boş adam der susarım.
  • Başkalaşım  (31.05.21 15:45:46) 
Yönlendirdiğin entry’deki gibi bir olayı yaşadım ama o süreç çok farklıydı.

Satıcısı amazon olmayan (üçüncü taraf satıcı) bir ürün sipariş ettim. Yanlış ürün gönderdiler. Adamlara mesaj attım. Bize kargoyla gönderin dediler. İade kodu istedim. Amazon verecek dediler. Amazona sordum. Hayır satıcı verecek, dediler. Satıcıya bir daha sordum hayır amazon verecek dediler, tekrar amazona sordum. Direkt olarak paramı iade ettiler. Satıcı prosedürü anladığı zaman size iade kodunu yollarsa sizde yanlış gelen ürünü isterseniz geri yollarsınız dediler. Bu kadr müşteri odaklı bir firma olamaz. Yani illa başından kötü bir tecrübe geçen vardır ama çok abartı şekilde kötülediklerini düşünüyorum. Bu işi parayla mı yoksa sırf kendi kötü niyetleri ile mi yapıyorlar bilemiyorum. Benim başımdan kötü bişey geçmedi diye başına kötü bişey geldiğini söyleyenler kesin yalan söylüyor demek de olmaz ama bu adamların bu özenini gördükten sonra okuduğum kötü tecrübeler bana abartı gibi geliyor. İnşallah bu müşteri odaklı çalışma düzenini hiç bozmazlar.
  • draconas  (31.05.21 15:50:37) 
Interneti sosyal medyayi sokaktaki insanin beynine bir pencere gibi dusun. Yolda gordugun herkesin aklini okuyabilseydin ne olurdu? Internet gibi bir sey. Cok takilacak bir sey degil.

Sokakta akil hastasi var, trolu var, ilgi cekmek icin aklina gelebilecek her seyi yapani var, yalan bagimliligi olan var, akillisi var, hirlisi var hirsizi var etc. X yapmak icin para alani var, para vereni var. Internette de ayni insanlar var haliyle, cunku ayni kisiler.
  • robokot  (31.05.21 15:52:12) 
şimdi ekşide pek çok grup var;

1.ekşi sözlük bir siki beğenmeme tipi
2.boşbeleş insanlar
3.paralı yazarlar

bunların hepsi dediğin şeyi farklı amaçlarla da olsa yapıyor ancak verdiğin örnekte dediğin gibi bir sıkıntı görmedim. benzer sıkıntıyı ben amazon.uk'de yaşamıştım hatta. ama ben iletişime geçtim hemen ve çözdürdüm işimi. bu arkadaş sadece beklemiş cevap gelecek diye. gelen mesajın da otomatik mesaj olduğunu anlamamış sanırım.

ayrıca trendyol ve hepsiburada, özellikle son 3-4 yıldır birbirinin piyasasına çöreklenmeye çalışan 2 rakip firma. ikisinin aynı anda reklamını yapmak saçma olur.
  • not sure if serious  (31.05.21 15:53:29) 
insanlar firmalarla ilgili yaşadıkları en ufak kötü ya da iyi deneyim üzerinden genelleme yapıp onları yüceltmeye/boklamaya bayılıyorlar.

en kötü kargo firmaları, bulaşılmaması gereken online alışveriş siteleri gibi başlıklara girersen irili ufaklı her firmanın adını görürsün.

hepsiburada, trendyol, n11, amazon vs. hepsinden en az onar kere alışveriş yapmışımdır. şu iyidir şu kötüdür diyemem. hepsi aşağı yukarı aynı organizasyonel büyüklüğe sahip firmalar. bir ürün hangisinde ucuzsa oradan alırım. aynı şekilde beğendiğim/nefret ettiğim kargo firması da yok. hepsi aynı bokun laciverti.

daha genel perspektiften bakarsak sosyal medyada radikalleşmek çağın hastalığı. günümüzde bir şeyi ya çok sevmeli ya da ondan nefret etmelisin, nötr olmamalısın. insanlar dandik ve bomboş olan karakterlerini "coca colayı severim, pepsi'den nefret ederim", "menemen dediğin soğansız olur, soğanlı menemen seveni insan yerine koymam" gibi tırıvırı şeylerle doldurmaya çalışıyorlar.
  • sir gawain  (31.05.21 16:00:39 ~ 16:02:44) 
Bazilari sikayetvar olarak kullaniyor.

Mesela bu attigin adam 9 senedir uye 40 entry girmis, 5 tanesi falan urun sikayeti.
Bi kere sozlukten cevap aldiysa bu sekilde kullanmaya devam ediyor.
Arayip telefonda 30dk beklemekten daha mantikli.

Adam senin sozluk okuma keyfini falan dusunmuyor, isini halledip cikiyor.
  • divit  (31.05.21 17:34:46) 
selam, yönlendirdiğiniz entry sözlük seviyesine göre normal bir eleştiri bile sayılabilir. çok çok daha kötülerini gördüm ki bu kötü de değil aslında.

neyse, diyeceğim şu ki ekşisözlük gerçekten çöplük bir yere dönüştü. klişe ama gerçek. bu sadece girdilerde değil mesajlarda da hissediliyor. geçenlerde bir yazara verdiği bilginin yanlış olduğunu doğrusunun böyle böyle olduğunu editlerse daha iyi olabileceğini kibarca söyledim. cevabı sadece küfür oldu. ne yazık ki, seviye bu artık ekşisözlük'te.
  • makarnavodka  (31.05.21 17:34:50) 
(#113307426) Biz bunları yazdık.
Sözlük'te kötüleme yapanların çoğunluğu paralı değil kesinlikle.

  • ryhmer  (31.05.21 17:47:17) 
12345  Önceki  Sonraki »
buraya yazılanların hakları Sir Anthony Hopkins'e aittir.
yazan eden compumaster, ilgilenen eden fader
modere edenler angelus, Artibir, aychovsky, baba jo, basond, compumaster, deckard, fader, fraise, groove salad, kahvegibi, kaymaktutmayansicaksut, kibritsuyu, monstro, pandispanya, robin, ron dennis
bu sitede yazılanların hiçbiri doğru değildir. site içeriği küçükler için sakıncalı olabilir. yazılardan yazarları sorumludur. kaynak göstermeden alıntılanamaz. devlet tarafından atanmış bir kurumun internet üzerinde kimin hangi bilgiye ulaşıp ulaşamayacağına karar vermesi insan haklarına aykırıdır. web siteleri kullanıcıların istekleri doğrultusunda bağlandıkları yerlerdir. kullanıcılar isterlerse bir web sitesine bağlanmayabilirler. bu güçleri ve imkanları mevcuttur. bir kullanıcı bir siteye bağlanmak istiyorsa bu onun tercihi ve hakkıdır. bağlanmak istemiyorsa bu yine onun tercihi ve hakkıdır. halkın kendisine hizmet etmesi için görevlendirdiği kurumlar hadlerini aşıp halka neye ulaşıp ulaşmayacağını bilmeyen cahil cühela muamelesi edemezler. ebeveynlerin çocuklarını sakıncalı içeriklerden koruması için çok sayıda bedava ve ücretli yazılım mevcuttur. bu yazılımlar bir web tarayıcısını kullanmaktan daha karmaşık teknik bilgi gerektirmemektedir. devletin milletini küçük düşürmesi ve ebleh yerine koyması yasaktır. Skimlinks ile linkler üzerinden yönlendirme payı alınmaktadır.