[]

yurtdışı telefon kaydı

bu işlem için ne yapmamız/nereye gitmemiz gerektiğini bilen var mı acaba?

bildiğim kadarıyla yurtdışından gelen telefonlar 120 gün kullanılabiliyor. kız arkadaşım (yabancı uyruklu) buraya geleli 3-4 ay arası olmuşken (90'dan fazlaydı ama 120'den azdı) hattı kullanamamaya başladı. gittik telefoncuya. oturum kartını aldı, bi' şeyler yaptı, hallettiğini söyledi. nitekim o zamana kadar telefona para yükleyemeyen biz (hiçbir şekilde uyarı da vermiyordu, "hattınız kullanıma kapatıldı" gibisinden bir mesaj da gelmedi) bu işlemden sonra telefonu kullanabilmeye başladık.

derken sonrasında mesaj geldi, 30 gün içinde telefon kullanıma kapanacak, hadi sktirin gidin şeklinde.

yav bizim daha ne yapmamız gerekiyor bu telefonu kullanabilmek için? telefonun mevcut kullanılabilirlik durumunu sorgulayabileceğimiz bir adres var mı? yoksa eğer, başka bi' yere gitmemiz falan mı gerekiyor bunun için? yoksa her türlü öldü mü telefon, kullanma şansımız yok mu hiçbir şekilde? öyleyse türkiye'de 4 aydan uzun süre yaşayan insanlar ne yapıyor, illa türkiye'de yeni telefon almaları mı lazım?

 
  • ejderha kuyrugunun ucunda yanan ates  (02.06.20 18:32:54) 
1838 tl verip kaydettirmek gerekiyor pasaporta. süreç internet üzerinden halledilebiliyor.


  • jelly bear  (02.06.20 18:37:24) 
yuh, 1838 tl mi? oturum kartı olsa bile böyle mi bu?

@ejderha, hocam sorgulama ekranı için e-devlet üzerinden giriş yapmak gerekiyor. cihazını sorgulayacağımız şahıs yabancı uyruklu.
  • der meister  (02.06.20 18:38:30) 
Evet alınabilir. YKN (Yabancı Kimlik Numarası) bulunan 18 yaş üstü bireyler PTT’den alacakları e-devlet şifresi ile e-devlet sistemi üzerinden (www.turkiye.gov.tr) kayıt yapabilmektedir. YKN sahibi olmayan (diplomatik belge sahipleri) yabancı uyruklu kişiler de ilgili belgeler ile Abone Kayıt Merkezlerine başvuru yapabilmektedir.

diyor.

ayrıca 120 günden sonra kapatılır da diyor.

ikisini birleştirince kabus gibi oldu. ptt'den şifre alıp bir denesene sistemde ne olacak?
  • ozdek  (02.06.20 18:46:13) 
Yabancı uyruklular da ptt'den şifre alıp e devlete giriş yapabiliyor. Bahsettiğim sitede açıklamış zaten, eğer e devlette cihaz kayıtla ilgili bir yer yoksa vodafone, turkcell veya turk telekom şubelerinden yapılıyor bu tür işlemler diye. Kayıt ücreti de 1.838,70 TL.

Biraz daha altlarda da aynen şöyle yazıyor ;

Yabancı uyruklu kişilere ait cihazlar kayıt altına alınabilir mi?

Evet alınabilir. YKN (Yabancı Kimlik Numarası) bulunan 18 yaş üstü bireyler PTT’den alacakları e-devlet şifresi ile e-devlet sistemi üzerinden (www.turkiye.gov.tr) kayıt yapabilmektedir. YKN sahibi olmayan (diplomatik belge sahipleri) yabancı uyruklu kişiler de ilgili belgeler ile Abone Kayıt Merkezlerine başvuru yapabilmektedir
  • ejderha kuyrugunun ucunda yanan ates  (02.06.20 19:04:02) 
yahu ne saçma iş... yarın alacağız şifreyi. 13 mayıs'ta telefoncuya gitmişiz, yeni aylık paket yüklemişiz. 18 mayıs'ta "30 gün içinde kapanacak" mesajı gelmiş.

bir de şunu sorayım: elimizde yine yurtdışından gelmiş ikinci bir telefon var. kullanılmamış, türk hattı tanımlanmamış. mevcut hattı ona taksak, telefoncuya gidip artık yine ne işlem yapıyorlarsa onu yaptırsak, bi' 4 ay da o telefon kullanılabilir mi bu şekilde?

hepsini geçtim bu kız bir daha türkiye'ye geldiğinde telefonunu kullanamayacak mı veya gidip yine kaydettirmesi mi gerekecek? böyle saçma bir uygulama başka bir ülkede var mı acaba?

***

@ejderha, hocam o zaman kayıt için 2 bin lira bayılmak dışında bir şansımız yok, doğru mu anlıyorum? öyleyse telefoncunun yaptığı şey ne ola ki... bizim hat çalışmaz oldu. adam yabancı kimlik numarasıyla bi' şeyler yaptı, hat yine çalışmaya başladı. dört ayda kapanıyorsa bu kapanma olayı neydi ki? önce üç ayda mı kapatıyolar alışalım diye anlamadım.
  • der meister  (02.06.20 19:04:28 ~ 19:05:51) 
Bu olay 7 - 8 ay önce ortaya çıktı. Eğer telefon bu yasadan önce ülkeye girdiyse kayıt yaptırmasına gerek yok ama daha sonra gelmişse 120 gün içinde kaydetmesi gerekiyor. Bir telefonu bir kez kayıt ettikten sonra ülkeye giriş çıkış yaptığında kullanmaya devam edebilir, zaten imei üzerine bu sebeple kayıt ediliyor ama yurt dışında telefon değiştirirse ülke içinde kullanmak için onu da kayıt ettirmesi gerekir.

Telefoncunun ne yaptığını bilmiyorum ama android cihazlarda imei kopyalama işlemi yapıldığı için eski bir telefona ait imei yi girmiş olabilir, ama buna rağmen yine neden sorun çıkar bilmiyorum. Apple telefonlarında böyle bir işlem yapılmıyor.
  • ejderha kuyrugunun ucunda yanan ates  (02.06.20 19:12:19) 
Sizin olay şu;

Telefonunuz 120 günü geçtiği için kapandı.

Ancak coronada ülkesine dönemeyen yabancılara tek seferlik 30 günlük ek süre tanımlandı.

www.turkiye.gov.tr

Turkcelldeki arkadaşın yaptığı işlem bu (umarım para vermemişsinizdir, çünkü ücretsiz). O süre de bittiyse kaydettirmekten başka çareniz yok. Ya da telefon 1 sene geri yurtdışına çıkması gerekiyor. 1 sene sonra tekrar kullanabilirsiniz.

Elinizde başka bir tel varsa, onu da 120 gün sıkıntısız kullanabilirsiniz. Ama +30günlük süre corona biterse uçuşlar açılırsa kalır mı bilmem.
  • artci sarsinti  (03.06.20 01:38:14) 
[]

ekşi sözlük - bağlantınız gizli değil uyarısı

normalde bu uyarıya takılmam pek başka siteye girerken, "devam et" deyip geçerim ama ekşi sözlük bu zamana kadar hiç böyle bir uyarı vermemişti. şimdi ise siteye girmek istediğimde bu uyarıyla karşılaşıyorum. işkillendim haliyle. size de oldu mu bu? endişelenmem gereken bir şey var mı yoksa devam deyip yardırayım mı?




 
bu çok dert edilecek bir şey değil, normalde ekşi sözlük https üzerinden girilen bir site fakat ekşi sözlük'ün kullandığı bazı 3. kaynak içerikler, reklam banner'ı, stil dosyası, imaj dosyası vs. https üzerinden gelmiyorsa o an bu tarz bir uyarı veriyor olması muhtemel.

hatta zamanında ssg'nin yav sitemde böyle bir sorun var nasıl çözerim diye stackoverflow'a bunu sormuşluğu bile var.

stackoverflow.com

ctrl+j veya f12 ye basarsanız console sekmesinde insecure olarak yüklenen dosyaları gösterir, eğer endişe edilecek türden bir dosya görürseniz ekşi sözlük'e bildirebilirsiniz, kullandığınız bir eklenti filan varsa da buna neden oluyor olabilir. çünkü gördüğüm kadarıyla bende böyle bir uyarı çıkmıyor.

edit:

bu arada yukarıda bahsettiğim gibi bir uyarı değil de komple sayfayı kapatan beyaz ekran ise şunun gibi,

openix.io

başka bir problem var demektir. tarayıcı geçmişinden ekşi sözlük linklerini silip eksisozluk.com üzerinden girmeyi deneyin.
  • aziz dostum jack  (27.05.20 14:54:06 ~ 14:57:11) 
ikincisi gibiydi hocam, tamamen beyaz ekran. çerezleri düzeltince halloldu cidden, çok teşekkürler.

i.ytimg.com
  • der meister  (27.05.20 15:12:51) 
[]

sokağa çıkma yasağı ve şehirlerarası seyahatte son durum nedir?

bu geceden itibaren FREEEDOOOOOM. onu biliyorum. hafta sonu için yine iki günlük sokağa çıkma yasağı olacak mı? henüz açıklama yapılmadı sanırım. yapılacak olsaydı duyurulmaz mıydı şu ana kadar?

ikinci sorum, şehirlerarası seyahat için durum nedir? hes koduyla yolculuktan söz ediliyor mesela, ne zamandan itibaren geçerli bu? ankara'dayım ben. en erken ne zaman çıkabilirim şehirden, belli mi?

böyle basit sorular için duyuru'yu kullanmayı sevmiyorum ama siz de takdir edersiniz ki google'a yazsan 10 tane çöplük site çıkıyor, "vatandaşın merak ettiği sorunun cevabı" diye abuk sabuk 50 yere tıklıyoruz, yine doğru dürüst ya da resmi bilgiye ulaşamıyoruz vs... o yüzden net bilgisi olan varsa ve cevap verirse çok sevinirim. manyak oldum iyice, takip edemiyorum artık.

 
28 mayısta reis toplantı sonrası son durum açıklaması yapacak. Ankara, istanbul, izmir için giriş-cikislarin uzatilabilecegi konuşuluyor


  • dulcinea  (26.05.20 17:27:42) 
peki giriş-çıkışlar uzatılmadı diyelim, son tarih şu an için 3 haziran mı? öyle okumuştum. öyleyse eğer neden 3 haziran yahu ne alaka tam haftanın ortası, 15 gün uzadı diye mi böyle? normalde hafta başı - hafta sonu falan olurdu çünkü.


  • der meister  (26.05.20 17:33:37) 
Büyük ihtimalle 15 gün dolduğu için. Ama 3 haziranda kısmen kalkacak seyahat yasagi tahminen


  • dulcinea  (26.05.20 17:56:25) 
1 haziranda 13 ilde daha seyahat kısıtlaması kalkacak


  • cowboy  (26.05.20 22:05:51) 
[]

kulak içi kulaklık tavsiyesi

100-150 lira aralığında kulak içi kulaklık önerebilir misiniz? mümkünse interlekten almak istiyorum. bu parayla eğer kriter belirtebileceksek şöyle söyliyim, basları sağlam verirse ve genel olarak temiz ses veriyorsa mutlu olurum.




 
Kz (knowledge zenith) marka kulaklıklar artık Türkiye'de satılıyor. Gerçi her modelini getirmemişler ama olsun
Ben zsn pro modelini kullanıyorum. Çok da memnunum. Bahsettiğiniz fiyat aralığında daha iyisini bulmak zor.
Bir bakın derim.
www.kzkulaklik.com
  • bir fincan kahve ile film izlemek  (13.05.20 23:19:38) 
[]

black mirror'ın bazı bölümlerini izledim, diğerleri de böyle mi?

bana "black mirror sıra sıra gitmiyor, her bölümü farklı film gibi düşün" dedikleri için ben kişisel tavsiye üzerine tek tek bazı farklı black mirror bölümlerini izledim. nosedive, the entire history of you, men against fire, shut up and dance izlediğim bölümler. hepsini çok beğendim ama özellikle men against fire ve nosedive ayrıca hoşuma gitti. fütüristik, distopik, efendime söyliyim politik yanı da olan bölümler diyebilirim bunlar için. diğerleri de böyle mi? izleyenleri, sevenleri genel bir değerlendirme yapacak olursa ne söyler? "ohoo bunlar ne ki, daha iyileri var" mı dersiniz, "genel olarak bu standartta seyrediyor, bunları sevdiysen hepsini izle" mi dersiniz, yoksa "en iyilerini izlemişsin, gerisini izleyeceksen de beklentini yüksek tutma" mı dersiniz mesela?

"ulan bölüm adından nerden hatırlayak serseri" diyenler için bölümleri kısa kısa özetleyecek olursam,

***SPOILER***

nosedive: uygulama üzerinden herkesin birbirini puanladığı bölüm. hanımefendi 4.2 olmaya mı ne çalışıyodu, sonra her şey tepetaklak olunca hapse düşüyodu. bölüm sonunda diğer hücredeki elemanla karşılıklı küfürleşiyolardı.

shut up and dance: genç bir oğlanı kameradan izleyip "dediklerimizi yapmazsan görüntüleri yayarız" diye tehdit ediyolardı. sadece onu değil tabii, böyle ağ kurmuşlardı resmen. game of thrones'taki bronn da oynuyodu bu bölümde.

men against fire: beyinlerine "mass" yazılımı yüklenen askerler bir grup insanı öcü olarak görüyordu, haliyle insan olmadıklarına inandıkları için çok daha rahat öldürüyordu. zenci dayıtın mass'ı bozulup da öcüler normal insan olarak görünmeye başlayınca ortalık karışıyordu.

the entire history of you: video kayıt cihazı gibi bi şey yüklüydü herkeste. adam eşiyle kavga ediyordu bu yüzden, eşinin kendisini aldattığını fark ediyodu vs.

***SPOILER***

 
hepsini izle ayırt etme. hepsi ayrı bir güzel. çok daha güzel bölümler var izlemediğin.


  • jelly bear  (13.05.20 21:18:56) 
ilk 4 sezonda hangisini izlersen hemen hemen ayni derece begenirsin. netflix'e gectikten sonra biraz daha populist oldu, o muthis ingiliz kara mizah hissini kaybetti diye dusunuyorum. san junipero ve hang the dj bolumlerini de cok severek izlemistim ben bu arada.


  • in vino veritas  (13.05.20 21:19:22) 
son sezon hariç hepsi güzel. son sezon yerlerde.


  • himmet dayi  (13.05.20 21:20:14) 
İlk dört sezon güzeldir. Rastgele herhangi bir bölümü açıp izleyebilirsin. Son sezon ise tam fiyasko. Akasya Durağı izle daha iyi.


  • e  (13.05.20 21:32:13) 
uss callister, white christmas, black museum, san junipero çok sevdiklerimden.


  • the cat in the hat  (13.05.20 21:35:08) 
hated in the nation
metalhead (singapur parklarında sosyal mesafe uyarısı yapmaya başladı metalhead'ler, gözümüz aydın)
son sezonu sevmedim.
  • zihua  (13.05.20 22:06:47) 
miley cyrus bölümü hariç hepsi iyiydi bence. özellikle metalhead ve domuzlu - başbakan :)


  • scudman1  (13.05.20 22:28:53) 
black museum ve san junipero demeye geldim ben de.


  • purrp  (14.05.20 00:14:09) 
white christmas, black museum, san junipero benim de favorilerim !


  • bugisme  (14.05.20 00:20:51) 
hayret kimse playtest dememiş. benim en sevdiğim bölümlerden biri playtest.


  • himmet dayi  (14.05.20 10:31:58) 
[]

yabancı birine türkiye belgeseli filmi izletecek olsanız? ing altyazılı

ne izletirdiniz? biliyorum çok genel bir soru, işin içinde zevk meselesi de var ama İNGİLİZCE ALTYAZISI bulunabilecek ne izletirdiniz siz? kız arkadaşım buraya erasmus'la geldi ama ankara'dayız (gülmeyin plz) ve malum virüs dolayısıyla hiçbir şey yapamıyoruz. muhtemelen pek bir şey göremeden geri dönecek. istiyorum ki ülkemle ilgili daha fazla şey öğrenebilsin, accuk benimsesin burayı. onun memleketinden bissürü şey izledik, dinledik vs. ve açıkçası çok keyif aldım, bissürü şey öğrenmiş oldum ama ben ona sadece vizontele'yi izletebildim. bi' de şarkı olarak bu akşam ölürüm'ü ve bedük'ün automatik'ini biliyo. istiyorum ki o da buraları bilsin, tanısın.

valla kıbrıs harekatından tutun da darbe belgesellerine kadar bissürü şey geliyo aklıma ama kimisinin altyazısı yok, kimisi öyle oturup iki saatte izlenecek şeyler değil.

film olabilir, belgesel olabilir, 15-20 dakikalık youtube videosu olabilir hiç fark etmez. önerebileceğiniz bi şey var mı?

 
  • inheritance  (13.05.20 19:32:31 ~ 19:35:16) 
Siyaset ve tarih konulu belgesel yerine daha eğlenceli şeyler tercih ederseniz Fatih Akın'ın belgeselini tavsiye ederim.

www.imdb.com
  • BuddyGuy  (13.05.20 19:38:29) 
m.youtube.com
sonra Anitkabiri gezdirir orayi anlatirsin

  • unabomber  (13.05.20 19:47:55) 
www.youtube.com izlemedim ama şu olabilir youtube premiumunuz varsa.

Ekleme: Linki açmaya üşenenler için; "Kedi" belgeseli.
  • Acream  (13.05.20 19:48:45 ~ 19:49:22) 
yukarıda gerekli videolar verilmiş
o kadar şeyi gösterip anlattıktan sonra şunu da izletirim ;
www.youtube.com
efkarlanır, içmek ister. onu da anlatırız.
  • MtKrt  (13.05.20 19:52:57) 
  • asisamus  (13.05.20 20:14:33) 
Kedi belgeseli. Hem de çok var uzun kısa bbc nin yaptığı normal insnaların belgesel tadında yaptığı


  • yeliz adeley  (13.05.20 20:42:47) 
Crossing the bridge +1


  • microfiction  (13.05.20 20:44:02) 
Crossing the bridge demeye gelmiştim :)


  • coca cola  (13.05.20 21:17:28) 
Finalde genel ozet niyetine : youtu.be

(3 dk, sozsuz)
  • brkylmz  (13.05.20 22:45:53) 
crossing the bridge seyrettir.


  • proteus  (14.05.20 02:33:43) 
[]

kırtasiyeler bugün açık olur mu (ankara)

bir belgeyi yazdırmam, imzaladıktan sonra taratıp geri göndermem gerekiyor. yazıcım ve tarayıcım yok. bunu yapabileceğim yer bulabilir miyim dışarı çıksam? kolej tarafındayım. cebeci'ye en son çıktığımda şok olmuştum, abartmıyorum virüs öncesinden hiç farkı yoktu ve her yer açıktı ama yine de kesin olarak bilen birisi varsa diye sorayım istedim. yoksa uğraşmayayım şimdi zaten bi' nefeslik ciğerim var onu da yok etmeyelim durduk yere.




 
Dikimevi'nde tam PTT'nin önündeki büfeden aldım geçen çıktı. Başka yer bulamazsan oraya yürüyebilirsin. Dün öğleden sonra Cebeci'deki Beta Copy kapalıydı.


  • evrim halkasi  (12.05.20 12:13:47) 
hukuk fakültesinin yanındaki sokakta bir iki açık yer görmüştüm.


  • ankarakecisi  (12.05.20 12:14:49) 
başka bir öneri olarak photoshop biliyorsan imzanı beyaz bir kağıda atıp fotoğrafını çek. sonra photoshoptan kenarlarını güzelce kırp ve temizle. sonra belgenin dijitaline ekle ve siyah beyaz hale getir. sonra yolla istediğin yere. :D ben geçen gün yaptım garanti bankasına. %100 çalışıyor.


  • xrated  (12.05.20 12:18:21) 
aynen ben de olsam dijital ortamda imza cakardim. ki photoshop gibi ust seviye programlara gerek bile yok.


  • hot potato  (12.05.20 12:21:19) 
[]

vodafone'da paket yükleme işi nasıl oluyor? hata veriyor sürekli

ya bu aptal operatöre ait numaraya internetten nasıl para yüklicem ben? geçen ay 3-4 kez deneyince kabul etmişti, bu sefer iki ayrı karttan almayı deniyorum, kabul etmiyor. "hata oluştu" diyor.

kolay paket yükleme ekranından telefon numarasını giriyorum, paketi seçiyorum, ödeme yapma ekranını geçince "hata oluştu" diye atıyor.

telefona para yükleyip sms'le yapayım desem kodu modu nedir aradım taradım bulamadım. kolay paket 18gb yapmak istiyorum. yok mu arkadaş KOLAY18 yaz 5555'e gönder tarzı bi kodu bunun? nasıl para yükleyeceğiz bu lanet şeye?

 
sitelerinde yazana göre olmuyor sms ile, sadece kart ile doğrudan satın alım yapılıyormuş.

prntscr.com
  • savidan  (07.05.20 18:21:15) 
kredi kartiyla da olmuyor ama iste, uc farkli kartla denedik yemiyor. herkeste boyle mi?


  • der meister  (07.05.20 18:35:11) 
sorunuza cevap değil ama yazasım geldi, 5 - 6 ay önce vodafone'a geçtim. birçok sistemi hata verip duruyor sık sık.

yaklaşık 3 ay boyunca fatura suretini mail ile gönderme ya da telefona indirme çalışmıyordu mesela, faturamı incelemem gereken bir durum olsa inceleyemezdim. bir ara vodafone tv üyelik aşamasında çok sorun yaşadım.

bunların neresine el atsam elimde kalıyor genelde :) şimdi biraz kurcalasam bu "yanımda" dedikleri uygulamayı illa ki bir şeyler patlaktır yine kesin :)
  • savidan  (07.05.20 18:58:00 ~ 18:59:02) 
[]

balkanlardaki rakıyla bizim rakımız tat/alkol açısından ne kadar benzer?

ben hayatımda hiç rakı içmedim, kokladığımda kusacaktım neredeyse. çok ciddi ön yargım var maalesef, korkuyorum resmen. o yüzden en ufak fikrim yok.

ev yapımı balkan "rakija"sı ile bizim yeni rakı ne kadar farklı? tat ve alkol açısından özellikle? balkanlarda büyümüş, ev yapımı rakija içmiş birisi bizim yeni rakı'yı içse çarpar mı mesela?

ben hep balkanlardakinin daha ağır olduğunu okudum ama biz türk rakısını su katarak içiyoz, ben o yüzden bizimki daha ağırdır diye düşünmüştüm açıkçası.

ikisini de denemiş olan var mı, farkları nedir?

 
Orjinalde hepsi brandy.bizim rakı yaş veya kuru üzümden çekiliyor en son aroması anosondan veriliyor.balkan rakijasında farklı meyvelerden çekilme var.erik ağırlıkta ama son aromada yine farklı meyveler,ceviz,dut vb kullanılıyor.bizimkinin suratı ekşiten kısmı anason,aynı rakıyı duttan geçirsen içimi farklılaşır.

Bizde rakı 45-50 derece alkol barındırıyor.markalara göre değişiyor.aynı şekilde rakijada böyle.markette alkol dereceleri standart ama ev yapımlarında yapanın keyfine göre oluyor.karşında balkan bir arkadaş varsa illa üstünün üstü olsun,kör etsin mantığında olabiliyor.

Rakıya su katmanın kökünü bilmiyorum ama maksat bereketlendirmek olabilir.sonuçta bu topraklarda alkol her daim kıymetliydi,hemen içip bitirmeyelim mantığında gelişmiş olabilir.

Rus arkadaşlarda dana gibi her cins alkolü tüketirken rakıyı içemiyorlar.bunu bir kaç sene evvel ağır bir rus camiasıyla içerken sormuştum.onlarda kendilerine komünist zamanda zorla içirilen anasonlu bir öksürük şurubuna bağlamışlardı.maziden gelen bir tiksinti konusunda konsensusa varmıştık.

Bizim rakının birebir aynısı afrikada var bu arada.zibib diyorlar adına,gayet rakı içmiş birisi olarak şunu söylemek isterim ki bizim ülkede hiç bir rakı zibib in yanından geçemez.en spesiyali,en tekirdağsı,en 3 distilesi.hem bizim rakı olup hem içimi bu kadar güzel olanına rastlamadım.şans eseri bir eritre varoşunda rastlamıştım,şimdi afrikadan gelene mutlaka sipariş veriyorum.
  • duptıs  (05.05.20 14:09:58) 
cok tesekkur ederim ayrintili cevap icin. sormamin sebebi su: kiz arkadasim hirvat, bizim rakiyi merak ediyor ama sever mi bilemiyorum, kucuk mu alsam buyuk mu alsam karar veremedim. kendi memleketinde ev yapimi visne ve cevizli olani cok seviyormus, "biz genelde su katiyoz rakiya" dedigimde sasirdi.

o yuzden merak ettim kafam karisti, yani bizimki fena mi carpar, hafif mi gelir, tatsiz mi bulur vs. hic bilmedigim icin ikisini de denemis olanlarin fikrini almak istedim.
  • der meister  (05.05.20 14:18:01) 
ben uzo'yu, macar palinkasını ve bulgar boğma rakısını sevmeyen birisi olarak diyebilirim ki kız arkadaşın yeni rakıyı içince "hmm, beğenmedim" diyecek.

uzo çok hafif, palinka çok ekşi, boğma rakı ağır geldi bana. "abi rakı bambaşka yaaa, kültürü var" diyen tayfadan hiç olmadım. 25 yıldır yeni rakıyı sevdiğim için içiyorum. farklı ülekelerden çok sayıda kişiye acayip heyecan ile rakı içirdim. bir kişi bile "mmhh nefis" demedi.
  • duster  (05.05.20 16:43:41) 
-şekerli olan tüm meyvelerden alkol yapılabilir + anason ile damıtım yapılınca adı rakı olur. (Gıda Kodeksimize göre sadece yaş ve kuru üzümden yapılan denilmişse de aslında tüm meyvelerden rakı yapılabilir). Anasonsuz damıtım yaparsanız boğma adını alır. incir boğması, erik boğması gibi. buna "boğma rakı" derler fakat bu da brendi dir.
-rakıya su konmasının nedeni, 45-50 volümlük bir içkiyi sek içemezsiniz, su konulup volüm yarı yarıya düşürülür.
- balkanlarda üretilen rakija, uzo, mastika gibi içkilerin çoğu anasonla damıtılmadığından brendy sınıfına girer.
  • ankarakecisi  (05.05.20 17:12:57) 
Mösyöcüm normalde bir ufak al denesin derdim ama getire getire bunumu getirdin olur mu bilemedim.al bi büyük yanına beyaz leblebi,güzel rakı peyniri kur bi çilingir sofrası.güzel dekor olur,hatırası olur.


  • duptıs  (06.05.20 02:19:03) 
[]

anksiyeteyi yenmiş olan var mı? tecrübenizi paylaşır mısınız?

öyle bıçak gibi kesilmesini beklemiyorum elbette ama daha önce kafayı komple sıyırdığım bir dönemde majör depresyon & sosyal fobi için ilaç kullanmıştım (psikiyatrist gözetiminde). ilacı bırakalı 4 yıl oluyor sanırım, çok şükür ne depresyona girdim ne de insan görünce düşüp bayılacak oluyorum, tabiri caizse kafamdaki eksik tahtaların yerine tekrar yerleştiğini hissettim, kafam rahat bu konuda.

gelgelelim anksiyete konusu çok canımı sıkmaya başladı. bazı kişisel sebepler dolayısıyla iyice azmış durumda, üstüne virüsü falan da gelince kafayı yeme noktasına geldim. artık tuvalet için yerimden kalkarken bile üşeniyorum, atacağım her adım "belirsizlik korkusu" yüzünden gözümde büyüyor, 5 litrelik bidonun kapağını açıp da küçük şişeye su dökerken bile "böyle hayatın...” moduna giriyorum.

şu virüs işi biraz rahatlasın, imkanım el verirse ilk iş psikiyatriste gideceğim zaten ama biraz da tecrübe etmiş olanların hikayesini dinlemek istiyorum, neblim "kardeş ben de senin gibi mıymıntının tekiydim, bulaşık yıkamaktansa ölmeyi yeğliyordum. tedavi oldum, şimdi gavur gibiyim kafam rahat" gibisinden bi' şeyler duysam iyi hisseder ve bu baskıyı daha az yaşardım.

ulu orta paylaşmak istemezseniz özelden de aktarabilirsiniz. teşekkür ederim şimdiden.

 
Anksiyete bozukluğum geçmedi ?
Ama ilaçların en etkilisinin meşguliyet olduğunu biliyorum .
Birde kendini iyi hissetmek kitabındaki ödevleri sık sık yaparsan çok faydası olacağına inanıyorum .
İyi hissetmek ile ilgili Videolar bulabilirsin ?
Düşünce kalıpları vb .
  • dunyatuhaf  (27.04.20 23:30:42) 
Aha, on sene önceki ben, 19 yaşında falanım o zaman.

Anksiyete, nefes darlığı, hastalık fobisi, sosyal fobi, ne ararsan vardı bende. Biri bitip diğeri başlıyordu, bu yılın başına kadar da ara ara hepsiyle az da olsa uğraştım, yaklaşık 10 yıl sürdü.

İnsanlarla konuşurken aşırı heyecanlanıyordum, konu ne olursa olsun, karşıdaki kişi kim olursa olsun nabzım 180'e fırlıyordu. Karşı cinsle konuşurken yüzümün kızarması da dahil, eheheheh :))

Para kazanmaya başlayınca, mesleğimde ilerleyince sıfırlandı bendeki hastalıklar. Tek eksiğim bir şeyler başarmakmış. Bazılarına sığ gelebilir belki ama, bendeki sorun böyle çözüldü. Hiçbir sıkıntı kalmadı. Rahat nefes almanın keyfini yaşıyorum şu anda.

Hemen başarılı olamasan bile bir şeylerle meşgul olmak, küçük büykü farketmeksizin hedefler belirlemek, onlara ulaşmak için çalışmak da çok etkili oluyor.

Umarım en yakın zamanda sağlığına kavuşursun, o dönemler benim için epey yıpratıcı olmuştu.
  • hayirsiz  (27.04.20 23:57:57 ~ 28.04.20 00:02:16) 
5 yıl önce majör depresyon tedavisi gördüm. hem ilaç hem de düzenli olarak bir psikologla görüşüyordum. psikoloğumla kafamız inanılmaz uyuştu ve ben yavaş yavaş hayata adapte olmaya başladım.

ama gel gör ki evlilik hazırlıkları yapmaya başladıktan sonra depresyonum nüksetti. bir tık daha farklı bir ilaca başladım. şehir değişikliği nedeniyle psikoloğumla yollarım ayrıldı, kafama göre de bir psikolog bulamadım :( neyse, bu sefer de işsizlik, farklı şehir, annemden babamdan, arkadaşlarımdan ayrı kalma derdi derken tedavim zorlaşmaya başladı.

neden ve nasıl bilmiyorum ama bir gün ''sikerler abi'' dedim. çünkü bıktım, gerçekten bıktım. herkesi, her şeyi takmaktan bıktım. işsizlik derdinden de bıktım. ne yapıyorum biliyor musun beni zorlayan bir durumda bir tiyatro oynadığımı, beni rahatsız eden insanların rollerinin birazdan biteceğini hayal ediyorum.

ayrıca ergenliğimde babamdan psikolojik şiddet gördüğüm zamanlarda (bağırma, çağırma, hakaret...) kocaman bir klavyeyi gözümün önüne getirip onu delete tuşu ile sildiğimi hayal ederdim (lan ben manyağım sanırım baya!)

kendime böyle kah komik, kah içler acısı çözümler buldum. zaman zaman hala çok bunalıyorum ama canım kendim! inan değmiyor dostum, inan.

ha bir de mutlaka sabah kalkar kalkmaz pijamalarını çıkar ve günlük kıyafetlerini giy. güne başlamanı kolaylaştırır.
  • Sakinolmamlazim  (28.04.20 00:30:01) 
Merhaba, anksiyeteyi yenmek diye bir durum yok sanırım. Anksiyete hiçbir zaman yok olmayacak. Sadece yönetebilmek öğrenmek gerekiyor. Geçiyor, geçecek. Sakin kalabilmek en önemlisi. Kolaylıklar diliyorum.


  • but that was just a dream  (28.04.20 00:39:57) 
cevap verenlere teşekkür ederim. aslında benim derdim tam olarak söylediğiniz gibi kontrol altında tutabilmek ve en azından makul seviyede anksiyeteye sahip olabilmek. yani nasıl desem yolculuk ya da taşınma öncesi çok kaygılanmak zaten dert değil. ben sadece artık biraz kafayı boş viteste kullanabilmek, çok basit günlük işleri yaparken düşünmek ve gerilmek zorunda kalmamak, günlük hayatımı normal yaşayabilmek istiyorum. sanırım kimse tümüyle dertsiz-tasasız değildir. biraz dizginleyebilsem yetecek.


  • der meister  (28.04.20 00:49:44) 
5 sene önce depresyon tedavisi almıştım. 10 ay önce anksiyete şikayetiyle tedavi almaya başladım.
İşsizlik, kötü özel hayat beni zorlayan şeylerdi.
Ne mutlu ki hepsi geçti.
Oldukça iyi hissediyordum.
Pandemi nedeniyle işe gitmeden evde kalınca fark ettim ki benim olayım meşgul olmak.
Rölantide kalınca benim makine yalpalı çalışmaya başlıyor :)
Bu araba gitmez dedirtiyor.
Ama gitmeye başlayınca sıkıntı yok :)
Bir de tetikleyen konular var.
Benim maddi darlık, patavatsız insanlar mesela. Maddiyat konusunda kontrıpiyede kalmamaya çalışıyorum, patavatsız saygısız dalyarak olduğu zaman veriyorum odunu. Lafla, tepkiyle, olmazsa kabaca. Dalyarak tipleri tutmuyorum hayatımda.
Alengirli işlerden uzak durmakta fayda var. Bu bir deneyim yani öğrenilen bir şey.
Öyle olursa böyle olur böyle olursa şöyle olur.
Vs. siktir et. En fazla ne olabilir ki amk.
Meşgul ol, derin düşünme.
Fakat en önemli konu bunlar bazen kontrol altına alamayacağın istesen de yapamayacağın seni günlük hayatta verimsizleştiren bir durumda ise doktor amcaya gitmekte fayda var.
Farkında olmakta fayda var.
Hem durumun hem de ne durumda olduğunun.
Doktor kaka değil.
Kötülüğünü de istemez.
Pipi için üroloğa gidiyormuş gibi düşün.
Umarım faydalı oldu.
Sağlıklı günler dinler çok da takma derim.
Ama doktora gitmen gerekiyor mu kendine eziyet etme. Tek düşüneceğin konu kendine eziyet etmemek olsun.
  • yasasin yemek yemek  (28.04.20 01:56:37) 
anksiyeteyi yenmek için psikoterapi güzel bir yöntem. kaygınızın nedenini öğreniyorsunuz, neden başınıza bunun geldiğini, korkularınızı, travmalarınızı. sonra kafanızda kurduğunuz kaygının aslında gerçeklikle bağdaşmadığını anlıyorsunuz. yani evet ortada kaygılanacak bir şey var ama önemli olan "kaygı dozu" diyorsunuz. o kaygı dozunu hayatınızı bombok etmeyecek düzeye çekmeye çalışıyorsunuz. işte burada ilaçlar devreye girebiliyor. yardımcı olması açısından.

ancak ilerlemeden önce kaygınızın altında yatan travmayı anlayabilmek çok önemli. yoksa kendinizi kandırıp durursunuz, bilinçaltınızdaki o paraziti beslemeye devam ederek. dolayısıyla işinin ehli bir psikoterapist bulmakla işe başlayın.

kaygılarımızla barışabilmek ümidiyle.

sağlıcakla kalın.
  • einsteinin kedisi  (28.04.20 02:25:02 ~ 02:27:48) 
anksiyete değil de depresyon gibi görünüyor.


  • asuman necla latif banu  (28.04.20 12:13:32) 
@asuman, belki öyledir tabii şimdi kendime çat diye teşhis koymak istemem ama daha önce majör depresyon tedavisi gördüğüm ve cidden ağır bir depresyon yaşadığım için iki dönemi karşılaştırabiliyorum. o zamanlarda yaşamak istemiyordum, intihar etme fikri hep aklımdaydı, yataktan çıkmak bile eziyetti.

şu an durum öyle değil. geleceğe yönelik hayallerim, planlarım, fikirlerim var. mutsuz sayılmam. yaşamaktan keyif alıyorum ve ölmek gibi bir niyetim asla yok. sadece mental anlamda sürekli bir şey beni engelliyormuş ve potansiyelimi gerçekleştirmemin önüne geçiyormuş gibi hissediyorum. fazla düşünüyor ve geriliyorum. durumum "hiçbir şey yapmak istemiyorum" değil de "çok şey yapmak istiyorum ama yaptığım sırada olabileceklerden çekiniyorum" şeklinde özetlenebilir sanırım.

ben depresyon tedavisi görürken inanılmaz değersiz, başarısız, gerizekalı, bir an önce yok olup gitmesi gereken bi' şey olarak görüyordum kendimi. şimdiyse "olm sen niye sığır gibi yaşıyosun, çok daha fazlasını yapabilirsin, kendine gel" diye sinirleniyorum daha ziyade. genel olarak kendimle barışık olduğumu da düşünüyorum. tabii ki kendimde eleştirdiğim, beğenmediğim bissürü şey var ama genel olarak kendimi "aşağı" falan görmüyorum mesela.

o açıdan depresyon olabileceğini hiç düşünmemiştim ben, çünkü dediğim gibi canımı sıkan tek şey ota boka gerilmek ve çok yavaş/ürkek yaşamak açıkçası, onun dışında rahatsız eden bir durum yok.
  • der meister  (28.04.20 13:05:38) 
[]

çok şeker tüketmek diyabete yol açıyor mu açmıyor mu?

arkadaşlar çok şükür zamanında ingiliççe de öğrendik, elimizin altında internet var falan ama cahilliğimi mazur görün ben bu konuyu hala anlayabilmiş değilim ya. diyabet tip 1 ve tip 2 olarak iki şekilde gelişiyor diye biliyorum. yine yanılmıyorsam tip 1 otoimmün rahatsızlığı, senden bağımsız gelişiyor. tip 2 obezite ise ayu gibi şeker tüketmek, pankreası çok şekerle boğup kendisini kızdırmak ve kendisine "e yeter birader sen de aq" dedirtmek gibi sebeplerle, büyük oranda kişinin eşekliği sebebiyle gelişiyor.

bu konuyu salağa anlatır gibi anlatarak basit bir şekilde özetleyebilecek, alanda bilgili birisi var mıdır? burada şekerin zararlarını tartışmıyorum; şeker tüketmek, şüşko olmak vs. her türlü zarar zaten, diyabet değilse başka bi' şey olur ama bu diyabet denen zalımey neye göre gelişiyor, bilimsel açıdan ispatlanmış ve kabul edilmiş bir bilgi var mı?

ben zaten ölüyüm de babam için endişe etmeye başladım biraz. tatlıyı her zaman çok sevmiştir. öyle ki ben 13-14 yaşındayken bi' kere bayağı kavga çıkardıydı adam "baklavayı niye bitirdiniz" diye... hiç "çocuktur yer, ne olacak akşam pastaneden yenisini alırım" demedi (parası vardı).

fiziksel olarak çok aktiftir, fazla kilosu yoktur (nasıl yok ben de anlamadım) ama adam tam bir baklava canavarı. "yeme" diyorum beni de dinlemiyor, "sen kendine bak" diye geçiştiriyor. ailede şeker geçmişi de yok bu arada.

endişelenmekte haklı mıyım yoksa diyabet öyle baklava yemekle gelişecek bi şey değil mi, nedir bu işin aslı astarı?

 
Çok şeker tüketmek Tip 1 diyabet yapmaz, o zaten genetik, ebeveyn geçmişinde Tip 1 yoksa ondan gelenlerin Tip 1 olma ihtimali yok, hatta annede Tip 1 varsa çocuğa geçme ihtimali babadan geçme ihtimaline göre daha az anneden geçme ihtimali babadan geçme ihtimaline göre yarı yarıya daha düşük, ayrıca Tip 1 çocuklukta, az da olsa gençlikte ortaya çıkan bir hastalık.

Tip 2/İnsülin Direnci beslenmeye ve yaşam tarzına bağlı bir problem, yani hastalık demeye çok dilim varmıyor ama illa çok şeker tüketen herkes Tip 2 olacak diye bir durum yok, vücudu o şekeri kullanacak kadar aktifse hücreleri insülin duyarlılığını kaybetmemişse Tip 2 olmaz, Tip 2'de ortaya çıkan problem, hücreler fazlasıyla şeker depolayıp yeni gelen şekere yer açamadığı için hücrelerin insüline karşı duyarsızlaşmasıdır, insülin hücreleri şekeri depolaması için uyarır hücreler de kapısını açar şekeri depo eder, hücreler insülinin uyarısıyla kapıyı açmamaya başladığında, yani "buralar dolu zaten birader daha neyin şekeri bu" demeye başlamışsa Tip 2 gelişmiş olur ama fazla insülinin Tip 2'den daha fazla yol açtığı sorunlar da olabilir, yani insülin direnci olmadım o zaman gömmeye devam edeyim diye bir durum yok.
  • angelus  (27.04.20 15:08:01) 
Obeziteden bağımsız konuşuyorum tatlı yeme alışkanlığı daha fazla olan türkiye, arabistan gibi ortadoğu ülkelerinde diyabet görülme sıklığı dünya ortalamasından fazla. Bunun sebebi de şu; baklava gibi bir tatlı yediğinde ağzına baklava attığın andan itibaren baklavadaki tüm glukozun kan dolaşımına geçmesi arasındaki süre çok kısa. Yani bir anda çok fazla glukoz kan dolaşımına geçiyor, kan glukozunu normal düzeye indirmek için çok fazla insülin salgılanıyor. İnsülin GLUT denen reseptörler aracılığıyla glukozu hücrelere geri sokuyor. Eğer insülin çok sık, çok fazla salgılanırsa reseptör düzeyinde duyarsızlık oluyor. Normalden daha fazla insülin salgılanması gerekiyor aynı işi yapmak için, buna insülin direnci deniyor. Bir süre sonra normalden daha fazla insülin salgılasan bile reseptörlere iş yaptıramıyorsun. Kan glukozu normal düzeyin üzerinde seyrediyor, buna da Tip 2 diyabet deniyor. Bundan sonra insülin salgısı da azalıyor, zaten salgılansa da iş yapamayacağı için. Bu süreç nedeniyle tip 2 diyabet hastalarına hastalığın başında insülin tedavisi direkt başlanmaz genelde, hastalığın ilerleyen süreçlerinde başlanır.

Tip 1 diyabet genellikle çocukluk çağında başlayan patogenezi tam olarak aydınlatılamamış, geçirilen viral enfeksiyonlar ve genetiğin etkili olduğu düşünülen otoimmün bir hastalık. Pankreasın insülin üreten beta hücrelerine karşı antikorlar gelişiyor ve insülin üretilemiyor. Bu yüzden tedavide direkt insülin başlanır. Genetik yatkınlık söz konusu ama ailede tip 1 diyabetli yoksa tip 1 diyabet olmazsın diye bir şey yok. Hatta genetiğin payı tip 2 diyabette tip 1 diyabete göre daha fazla.
  • flexner wintersteiner  (27.04.20 16:28:08) 
[]

yarin sokaga cikabiliyoz mu? metro calisir mi? (ankara)

biliyorum elli kere yazildi, google var vs. ama habire yasak ac-kapa derken beynim musmulaya dondu, takip edemiyorum artik.

mevcut bilgiler isiginda pazartesi-sali-carsamba gunleri sokaga cikabiliyo muyuz? 25 yasindayim, 20-65 yasagindan yana sorun yok. maskem var. eve gecip bi seyler almam lazim, metroya falan binebilir miyim?


 
Çıkarsın, ekstra bir durum gelişmezse yasak yok, cuma günü 1 Mayıs yalnız, onu da yasağa ekleyip cuma cumartesi pazar günlerini yasaklayabilirler.


  • angelus  (26.04.20 16:31:57 ~ 16:34:21) 
[]

yemeksepeti'nde nasıl her şey açık yau?

bugün ve yarın marketler 14'e kadar açıktı da yemeksepeti'nde şu an sadece benim kriterlerime göre bölgeye gönderim yapan 95 tane restoran görünüyor. belli ki açık bunlar (kafa zehir). nasıl oluyor? sadece marketler, eczaneler, fırınlar vs. açık olmayacak mıydı? "PİZZA DA FIRINDA YABILIOR" diye coşup pizzacılar falan da mı dükkanı açmış, nasıl iş bu?




 
bu sefer izinle açık çoğu restoran. paket servis yapacaklar 4 gün boyunca. marketler kapalı ama 2'den sonra


  • regina phalange  (23.04.20 14:35:12) 
www.icisleri.gov.tr

2. Açık Olacak İşyeri, İşletme Ve Kurumlar

c) Ramazan ayı münasebetiyle, sokağa çıkma kısıtlaması/yasaklamasının olacağı günler olan 23.04.2020 Perşembe, 24.04.2020 Cuma, 25.04.2020 Cumartesi ve 26.04.2020 Pazar günleri, sadece evlere paket servis şeklinde olmak üzere lokanta ve restoran tarzı işyerleri,
  • fezagezgini  (23.04.20 14:36:11) 
[]

bizim nesil (an itibariyle 20-30 yaş arası) çok şanssız değil mi?

baştan yazayım, "6 MiLyAr YıLLıK eVReNdE AkP'yE dEnK GeLdİk aMq" diyen tiplerden değilim. her alanda sahip olduğumuz imkanların, gelişmişlik düzeyinin farkındayım. gripten ölmediğim, içme suyu bulabildiğim, birileri kafama sopayla vurup mağarada birlikte yaşadığım kadını kaçırmadığı için mutluyum.

öte yandan bakıyorum da ekonomik olarak sadece türkiye değil dünya da sallanıyor gibi. nüfus artıyor, iklim bozuluyor, sayısı yakında milyarı bulacak insanlar "taşınmak" zorunda kalıyor, toplumlar daha içedönük ve daha "sağcı" olmaya başladı vs...

biliyorum her yer türkiye gibi değil, örneğin almanya'daki bir genç muhtemelen bize kıyasla daha rahat yaşıyordur ve daha ümitlidir ama ne bileyim genel olarak gelecek çok iyi görünmüyor sanki. "yeni dünya düzeni" saçmalıklarına girmeyeceğim ama nasıl desem sürtüşmeler, anlaşmazlıklar artıyor ve mevcut sistem tıkanıyor sanki.

***

ben mi çok ümitsiz, moralsiz yahut cahilim acaba? siz ne düşünüyorsunuz? yahu biz memur çiftin araba-ev alıp da üç çocuk okuttuğu zamanlarda çocuk olmadık mı? şimdi bakıyorum arkadaş yok, yok, yok... 25 yaşındayım ve kendimi asla bu refah düzeyinde göremiyorum. mevcut şartlarda şanslıysam haftada 50 saat çalışıp 4 bin lira kazanırmışım, hiç birikim falan olmadan öyle ucu ucuna yaşayıp ölürmüşüm gibi geliyor.

ne diyonuz sizce hakkım var mı yoksa "ok millenial" mı dersiniz? ben mi çok negatif düşünüyom? neblim ben 45 yaşındayken herkesin yarı robot ve aynı zamanda mutlu olduğu, arpanın suyun ilacın bol olduğu, kimsenin birbirine sataşmadığı bi' dünya görebilir miyiz mesela, var mı böyle olumlu fikirler ve teoriler? bana daha çok 10-15 yıla çok fena savaşlar patlayacakmış ve çok köklü değişiklikler olacakmış gibi geliyor.

 
Haklısın. Eski rahatlık ve bolluk yok. Birikim yapmak falan çok zor.


  • horowitz  (13.04.20 13:57:50) 
haklısın bence. Annemiz babamız zamanında maaşlarından biriktirip, emekli maaşına ekleyip ev falan aldılar. Anneannem dedem 2 öğretmen, ev"ler"i var. Şimdi ben öğretim görevlisi maaşımla kirayı zor ödüyorum. Ekonomi çok değişti o doğru. Ha ama onların zamanında bu kadar harcama yoktu sanıyorum, biz çok günlük zevkler için yaşıyoruz.

Dünya gidişatı olarak da bir içe kapanma (yazın ülke dolaşma, erasmus vs. bitti bir süre), sonrasında belki de ekonomi yüzünden savaşlar olabilir. Olmasa bile bir yer yansa dünyanın diğer ülkeleri de kötü olduğundan çok yardım edilemeyebilir. Fakat ilginç şekilde batılı zengin ülkeler daha zararlı çıkabilir çünkü onların kaybedeceği daha çok şey var. Harari diyordu sanırım, ki virüs krizinde de gördük, mesela batıda hizmet sektörü çok geliştiği için maskeydi dezenfektandı bu tür konularda zorluk çektiler, üretemediler (ya da yeterli sayıda üretemediler) Bizim gibi "ara eleman" ülkesi bu tür konularda daha bilgili.

Yani Mad Max dünyasına dönerse iş, avrupalı beyaz yakalı yerine bizdeki sanayi ustaları dünyanın hakimi olacak :D Doğada hayatta kalmayı bilen daha şanslı o açıdan.

Bu arada halen -genel olarak- dünyanın en mutlu, en barışçıl çağını yaşıyormuşuz. Fakat 1900'lerin başında doğanlar da teknolojiye falan bakıp öyle diyordu belki de. Sonrası iki dünya savaşı malum... Şimdi de bir geçiş sancısı yaşadığımızı düşünüyorum. Dünyayı daha az bozmayı öğrenmemiz lazım.
  • nhk ni youkosu  (13.04.20 14:16:56 ~ 14:18:11) 
Bence her nesil kendi dönemi için bunu söylüyor. Babama sorsak 80 darbesini ve öncesini yaşayan bir insan olarak 'sokaklarda güpegündüz biri seni çevirip oldurebilirdi. Gencecik insanlar gitti, insanlarin buyuk kismi yiyecek ekmek bile zor buluyordu' diyor. Ondan daha büyük amcam 68 kuşağının ne kadar zor şeyler yaşadığından bahsediyor.

Ben de bir çok açıdan onların dönemlerine göre şanslı olduğumu düşünüyorum.
  • fraise  (13.04.20 15:04:22 ~ 15:04:42) 
Ben memnunum haci. Bugun eskiye gore bir cok imkan var, genel olarak teknolojik imkanlar ve bunu seviyorum.
Iklim degisikligi dedigin felaket olabilir ama ben olene dek ciddi bir etki gostermeyecek, sonraki nesiller cok sanssiz olabilir. Toplumlarin daha "sagci" ya da daha solcu olmasini da sanssizlik olarak gormuyorum mesela kendi adima. Turk toplumu sagciligi ozelinde konusursak o ayri, dunya geneli icin konusuyorum.
Bazi konularda sanssiz nesil olabilirim ama genele baktigimda gayet de sansli nesil oldugumu dusunuyorum.

Ne diyorum, hayir 45 yasindayken herkesin mutlu oldugu, kismenin kimseye satasmadigi bir dunya goremeyeceksin, 90 yasinda da goremyeceksin. Torununun torunun torunu da goremeyecek. Hicbir zaman da gorulmedi. Kendi adima konusursam ben boyle hayaller kurmadigim icin bu gercekler beni hic uzmuyor.
  • stavro  (13.04.20 15:25:53 ~ 15:26:11) 
Orta-fakir bir aileden geliyorum. Bir adet daire (oyle milyon liralik degil) bir de yazlık var. Bir adet de araba.
Şimdi ben Türkiye'de calistim, araba almam imkansizdi. Su an hele daha da imkansiz. Ev almayi zaten hayal edemezdim.
Avrupa'dayim. Totalde 2 aylik maasim gibi fiyata samsung a+++ buzdolabi olan 55' 4k samsung tvli ev dizdim. Kismet olursa sene sonu da arabayi değiştirecegim, fiyati 12 bin euro, 2 senelik kredi ile rahat rahat sikintisiz oderim (kredi odemesi maasimin %15).
Türkiye'de bu aldığım tv 8bin lira falan, birakin komple evi iki maaşla dizmeyi... Araba desek Türkiye fiyati 140 bin lira, hangi krediyle nasil alican.
Simdi buradan anlatmak istedigim Türkiye'deki ben Avrupa'daki benden hayati kat kat daha kötü ve zorlu yaşadı, gelecek hayalleri çok daha fakirdi, karanlıktı.
Ama ben avrupada doğmuş olsam ayni durum olacaktı çünkü konustugum kisiler de ailelerinin eskiden daha zengin hayat yasadiklari ama su an kendilerinin aynı sürede ayni zenginlige ayni para ile ulasamayacaklarini söylüyorlar. Kısacası Türkiye'den cok daha rahat hayatlari olsa da kendi eski jenerasyonlarina göre daha zorlu bir hayat var (ev almak kesinlikle burada da çok pahalandi).

Ama tabiki yaşadıkları hayat gene farkli. Misal is arkadaşım isi birakti yeni is bulmadan. Napican dedim, issizlik maasini alırım bir Norveç'de sevdiğim yer var oraya tatile giderim sonra gelir tekrar is ararim dedi. Ben bunu şu an bile yapmam yapamam çünkü o rahatliga ancak benim çocuğum torunum gelir, ben o meşhur "dedem sayesinde yerleşmişiz avrupaya"daki dede olabilirim, deli gibi çalışıp buraya yerleşmeye calisan :)
  • logisticsmanager  (13.04.20 15:39:24 ~ 15:41:17) 
bence karamsar bakıyorsun. aynı yaştayız, muhtemelen benzer şartlarda yaşıyoruz ama ben gelecek konusunda umutluyum.

dünya, eskisi kadar savaş delisi değil. şimdi savaşlar bile 'soğuk' diye geçiyor ya da ekonomik hatta belki siber falan oluyor. bir şekilde milletler; askerlerini bir yere götürüp insan öldürmeyi eskisi gibi sıradan bir şey değil, ütopik ve yapılmaması gereken bir şey gibi görmeye başladı. aslında avrupa birliği, birleşmiş milletler, nato, cart curt da zaten aman bir daha savaşlar olmasın tadında kurulan birlikler. olur mu? e illa ki. ama 1. dünya savaşı, 2. dünya savaşı gibi mi? sanmıyorum. insanlar artık daha naif. zaten 1900'lerden öncesini saymıyorum. erkeklerin ortalam 35 yaşlarında birisinin kılıcıyla öldüğü zamanları falan... şimdi eline silah versen ağlayacak bir dünya insan var.

türkiye'de (akp'den bağımsız) yaşamak için en güzel dönemdeyiz. yani nostalji tabanlı duygusallıklara bakma. 1950'ye kadar ülkenin savaş sonrası kıçı doğrulmadı zaten. tek partili dönem bilmem ne, 60-70-80 her birinde darbeler. 90'lar mesela, hep aa ne güzeldi 90'lar denir ama hayır. daha objektif sorular sorduğunda ya da araştırdığında ne kadar kötü bir dönem olduğunu görüyorsun. bir kere derin devletin peak yaptığı dönemler, trafik kazaları, mit ajanlarının intiharları... o zamanın siyasetçileri de şimdikilerden daha şeffaf ya da daha farklı değildi. boş romantizm.

hem dünya daha medeni, hem türkiye. çünkü insanlık bir adım daha ilerledi. krizler olur; virüsmüş, birkaç ülkenin çatışmasıymış, mültecilermiş... ama hep geçmişten daha iyi olacak. çünkü tarih hep, geçmişten daha iyi olduğunu gösterdi.

ekonomik olarak katılıyorum. eskiler kadar rahat ev-araba alamıyoruz, birikim yapamıyoruz. ama bizim nesille ilgili bilinen diğer şey de; kiracı olduğumuz. bizler artık iş yerlerinde 1 yıldan fazla durmayan, ev satın almayı korkunç gören, araba yerine uber kullanmayı daha kuul gören bir nesiliz. dünyayı da buna göre şekillendireceğiz. bu konuda güzel sayılabilecek şey; 20 yıla falan ailelerimizden miraslar kalmaya başlayacak. bu da bir refah yaratır diye düşünüyorum.

biraz rahatla ve gevşe. en anksiyete yapmaman gereken dönemdesin. 3 milyonluk insan tarihinde 'yardım edin' diye bağırıp yardım alabildiğin zaman dilimi %0.01 falandır. 112'yi aradığında yolları aşa aşa kapına gelen bi grup sağlıkçı var. insanlık olarak aşırı büyük bir atılım, biz içinde yoğrulduğumuz için bu güzelliği kaçırıyoruz.
  • metrobus yoluna kacan angus  (13.04.20 16:58:35 ~ 17:02:07) 
Hakli oldugun noktalar da var, haksiz oldugun noktalar da var.

Yani evet, tek memur maasiyla 2-3 cocuk okutup, nispeten rahat emeklilik yasama devirleri pek mumkun degil gibi.. Ben de 90larin internet ortaminda asiri romantize edildigini dusunuyorum ama 90 larin acik ara en kotu donemi diyecegim Ciller iktidarinda bile bu dedikleriini yapabiliyordun misal. O donemki sosyal devlet anlayisi bile simdikinden iyiydi.. Bu acidan 90larin ortasinda ve sonrasinda doganlar sanssiz evet, ben bir onceki jenerasyondan oldugum icin neyse ucundan kurtardim, en azindan dunyaligimi yaptim diye dusunuyorum ve sansli hissediyorum kendimi..

Ama teknolojinin gelismesi sayesinde bizim gencligimizde hayal edemeyecgimiz sekilde parayi vurma yontemleri mevcut, Yutubirlar, fenomenler, influencer tayfa misal. Ne bileyim Start up baslatmak, app yazmak vs vs.. Yakinda dunya savasi cikmasi ihitmali korona oncesi daha fazlaydi bence, en azindan yasligimiza kadar boyle bir savas cikacagini dusunmuyorum.

Korona sonrasi da toplumlar bir miktar icine kapanacak ama Kuzey Kore degiliz hic birimiz neticede, illa ki o sirkulasyon devam edecek. Yani demek istedigim ulan bir sekilde yirtmam lazim diye dusunuyorsan bu ihtimali gerceklestirme olasiligin gunumuzde ne bileyim 2000 hatta 2005 oncesine oranla daha fazla.. Yani su kosullarda negatif dusunmem normal ama o kadar da enseyi karartma. En azindan bu tip salginlarin membai olan orta cagda yasama hayali kuran romantiklerden biri degilsin, hayatini idame ettirisin her turlu..
  • kopart  (14.04.20 19:49:47 ~ 19:51:38) 
[]

zvyagintsev seven adam nbc'nin filmlerini sever mi?

film kültürüm yoktur, yönetmenlerin özelliklerini falan da bilmem ama andrey zvyagintsev istisnadır. bu adamın filmlerine bayılıyorum. bunda filmlerin rusya ve rus toplumuyla ilgili olmasının da payı var ama işlediği konular olsun, yer verdiği detaylar olsun bayılıyorum. neblim işte 10 saniye boyunca sadece arabanın gidişini görmek, yağmurun sesini dinlemek gibi bazı insanlara sıkıcı gelen ama benim gibilerini de filmin içine çeken şeyler. umarım anlatabilmişimdir ne demek istediğimi, sinema bilmeyince anca bu kadar oluyo kusura bakmayın.

şimdi sorum şu: nuri bilge ceylan'ın hiçbir filmini izlemedim ben ama yorumlardan/eleştirilerden anladığım kadarıyla bu dayıt resmen zvyagintsev'in türkiye şubesiymiş. gerçekten öyle mi? onu seven nbc de sever mi, ne dersiniz?

zvyagintsev için ben kendi adıma şunu söylüyorum: adamın filmini izleyince dostoyevski romanı okumuş, daha doğrusu romanı izlemiş gibi hissediyorum. müthiş bir haz duyuyorum ama aynı zamanda "ulan allah belanı versin, içim daraldı" diyorum. nefis.

nuri bilge ceylan da aynı etkiyi yaratan, benzer tarzda bir yönetmen midir? önerir misiniz, hazır eppek almaya bile çıkamıyorken izleyek mi?

 
zvyagintsev'i kontrol ettim, sadece loveless filmini izlemişim. konu itibariyle çok gereksiz bulmuştum bu filmi ama üslup olarak evet, nuri bilge ceylan'la benzeşiyorlar. biz ne desek boş. bir şans verip izleyebilirsin nbc'yi. Bir Zamanlar Anadolu'da ile başlayabilirsin bence izlemeye.


  • fragile lady  (11.04.20 15:57:55) 
sever


  • sizofren06  (11.04.20 16:00:13) 
@cureforlove, abooov o kadar mı?


  • der meister  (11.04.20 16:08:44) 
Sever mi sevmez mi bilemem ama kesin izlemesi gerekir. Ben zvyagintsev'i çok severim ama nbc'yi o kadar sevmem mesela. Ama benzer "gerçekliğin doğal vuruculuğu" hissini alıyorsun ikisinden de.

Ama Tarkovsky izle asıl, o daha çok etkiler.
  • Bruce  (11.04.20 16:12:58) 
Valla dediğin yönetmeni bilmiyorum da geçen nbc ye şu kamera arkası muhabbetindeki gerçeklik olayıyla ilgili düşünceleri yüzünden bakayım dedim. Oturdum kış uykusu ile uzak filmlerini izledim ikisi de cidden hoşuma gitti.

İstediğin şeyler de bol bol var filmlerinde. Adamı birkaç dakika boyunca karda yürütüyor, değişik diyaloglarda için daralıyor falan.

Bir de filmlerden sonra millet ne yazmış diye bakarken "yuh lan, bunu mu demeye çalışmış o sahnede" diye aydınlanma da yaşadım bayağı. Düşün o selam çakmaları anlamadan, pek sinema bilgisi olmadan sevmişim filmleri bir de anlayabilseydim zevkten dört köşe olacakmışım demek ki.

Kısacası bence seversin, olmadı topu topu iki-üç saatini harcayacak sonra da eleyeceksin.
  • j r r tolkien hayrani  (11.04.20 16:14:59) 
@bruce, hocam tarkovski izlemeye çalıştım ama allah affetsin hiçbi şey anlamadım ya. hangisiydi bu başında kule vardı, uçan bi eleman vardı... sıkılıp kapatmıştım. zvyagintsev için de hep tarkovski'nin öğrencisi derler, onu seven tarkovski izlesin derler ama ben tarkovski'den hiçbir şey anlamıyorum, aşıyor beni :/


  • der meister  (11.04.20 16:15:52) 
zvyagintsev ile nbc birbirlerine çok benzer. seversin.


  • lesmiserables  (11.04.20 16:47:02) 
İki yönetmeni de severim. Yazdıklarından yola çıkarak şu sıralama ile izlemeni öneririm;

Bir Zamanlar Anadolu'da
Kış Uykusu
Ahlat Ağacı

İlk filmlerini bunları izledikten sonra, filmlerin 3-5'lik ekiple çekildiğini göz önüne alarak izleyebilirsin. Kamera hareketleri kısıtlı, bazı teknik aksaklıklar vs.
  • austra  (11.04.20 17:18:32) 
nbc filmlerini seversin kesin.NBC benim acimdan tum suniliklerden ve filtrelerden arindirilmis gercekliktir.Bizi anlattigi icin benim acimdan Tarkovsky'den de Zvyagintsev'den de daha degerli.Tabi bu subjektif bir yorum ama oyle.Tarkovsky'nin 5-6 filmini izledim ama NBC'nin az begenilen Ahlat Agaci filminde aldigim keyfi hicbirinde almadim cunku hikaye ve karakterlerle daha kolay etkilesim kurabiliyorum.Bu gibi filmler biraz da zevk isi. Mesela Tarkovsk'nin en cok sevdigim filmi Offret oldu ama bu genel kabullere gore Tarkovsky filmleri arasinda geride kalan bir film.Ayni sekilde Ahlat Agaci'ni Bir zamanlar Anadolu'da filminden daha cok begendim.Bu da genel kabullerin disinda.Kisaca deneyip gormek lazim.

Bu arada NBC filmlerini hizli izleme isini 500 sayfalik klasik romanlarin tasvir,psikolojik irdeleme kisimlarini kesip kitabi 400 sayfaya dusurme ile ayni goruyorum. Olay orgusunde bir sey kacirmazsiniz ama filmin tadi da orada
  • turkuaz  (11.04.20 18:15:21 ~ 18:30:37) 
[]

bu aralar ne yiyorsunuz? sebzeye erişim sıkıntı

evde tıkılı kalanlar için soruyorum. yakınlarda sadece bim var market olarak. oraya da soğan-patates dışında doğru dürüst bir şey gelmiyor. ucuzundan protein alalım desek tavukları da geldiği gibi yok ediyor millet. migros aslında hala şahane, sanırım benim gibi fakirler giremediği için tüm raflar dolu ve envai çeşit sebze var ama 2-3 günde bir oraya kadar gitmeyi de riskli buluyorum, uzak biraz.

"içinde vitamin var" diye fanta içip üzümlü kek yiyen dayılara dönmem an meselesi, ketçaplı makarna yemekten hasta oldum resmen. bu süreçte siz neler pişiriyorsunuz, neler yiyorsunuz? fırın yok bu arada, olsa iyi olurdu.


 
migros ne kadar uzak? baska hic mi market yok arada? iflah olmaz bi fakir olarak migrosa gidiyorum ben. migrosun kendi markalari bim urunleriyle asagi yukari ayni fiyatlarda. kampanyali urunlere gore de sebze meyve et vs aliyorum. bagisiklik onemli hocam uzak da olsa illa gidin alin.


  • pide  (10.04.20 17:41:26) 
Yakinlardaki marketlerin tlf nosunu alip eve siparis vermek en iyisi. Migros sanal market buyuk sehirler icin yalan olmus durumda.
Deepfreeze varsa bolca alip sebzeleri dondurucuya atman en iyisi.
Anneme tasindigim ve envai cesit online sitede randevu alabilmek icin sabah aksam web basinda oldugumdan normal duzenli besleniyorum.
  • nax  (10.04.20 17:42:18) 
bulgur pilavı, nohut, tavuk haşlama, köfte, patates yemeği, kıymalı mercimek yemeği, bezelye, makarna, arada canımız fast food vari şeyler çekince tost yapıyoruz, hazır lavaş ya da tortillalardan aldık üzerine kafamıza göre şeyler koyup fırına verip "pizza" yapıyoruz, brokoli & karnabahar & havuç kısa süre haşlayıp sarımsaklı zeytinyağlı sos yapıyoruz.

umarım fikir vermiştir, cevapları ben de takip edeceğim zira sürekli farklı şeyler yapmaya çalışmak biraz yorucu :)

(migros sanal market ise akşam 22:30'dan sonra yeni slot açıyor. migros hemen stokları sabah en erken saatte boş oluyor. besin değeri yüksek şeyler için önceden sepeti oluşturup anında sipariş vermek lazım.)
  • a7x  (10.04.20 17:42:55) 
Migros sanal market'i sözlükte de gömmüşler, burda da büyükşehirlerde yalan denmiş. Ankara'nın Çankaya'sında çatır çatır çalışıyor. Tamam geç getiriyor, anca 4 gün sonraya gün veriyor ama her şeyi de getiriyor. 4 gün sonrasını düşünerek sipariş ver gelsin.

Şu süreçte iki sefer kullandım, ikisinde de ürünler tastamam geldi. Et, süt ürünleri, sebze ve meyve dahil. Bi tek taze sarımsak istemiştim görünce, ki semt pazarlarında bile zordur bulmak, mevsimi de çabuk geçer, o gelmedi.
  • kibritsuyu  (10.04.20 18:35:35) 
(bkz: semt pazarı)


  • orpheus  (10.04.20 19:10:57) 
sokağa her gün sebze meyve satan pazarcı geliyor


  • soyut park  (11.04.20 00:57:51) 
[]

her gün parkta bir saat yürüyüş (yar ben belanın ta kendisiyim)

şu durumda ben her gün kurtuluş parkı'na gitsem ve bir saat kadar yürüsem çok mu aptalca bir iş yapmış olurum? park yürüyerek 10 dk mesafede. gündüz erken saatlerde çıksam mesela... bildiğim kadarıyla biz resmi olarak herhangi bir şey yasaklamış değiliz. sokağa çıkmak serbest, kimse bi' şey demiyor. yaşım 25, lazımsa maskem de var.

ben yıllardır buralardayım artık az çok biliyorsunuz, şüşko ve asosyalim ama ben bile bıktım. yürümek, güneş görmek falan istiyorum. başkalarına bulaştırmak istemem ama kendi adıma artık virüsü kapmayı bile umursamıyorum o kadar söyliyim, öleceksek ölelim aq yeter yaşamak bu değil.

çıksam ben her gün yürüsem polisten dayak/ceza yer miyim, başıma iş alır mıyım? yoksa hazır park yakınken böyle sabahın köründe falan kalkıp gideyim mi?

 
Normalde sokağa çıkma yasağı yok, yapmasalar iyi olur ama insanların dışarı çıkmasını engelleyen bir yasak yok şu an. Yasak, PARK gibi sahil gibi insanların toplu olarak bir araya gelip sosyal mesafeyi ihlal edebilecekleri yerleri kapsıyor. Yani misal sen sokağa çıkıp bir noktadan başka bir noktaya yürüdün diye kimse sana gelip ceza yazmaz ama park bahçe gibi yerlerde takılırsan üstte belirttiğim nedenlerden dolayı sıkıntı yaşayabilirsin.


  • angelus  (10.04.20 12:04:06) 
Hiçbir şey olmaz. 20 yaş altı ve 65 yaş üstü olmadığına göre sosyal mesefeyi koruduğun sürece yürüyebilirsin. Kurtuluş Parkı'nda görüyorum ben çok kalabalık değil ama tek tük yürüyenler var.

Yürürken maske takmanı pek önermem çünkü normal yürüyüşte bile o maskeyle nefes almak çok zor oluyor. Ellerin ve el bileklerin açıkta olsun ki güneş değsin, D vitamini de al.
  • jacque  (10.04.20 12:04:39) 
saatini ayarlaman gerekiyor der meistercim. ben ya çok erken 7-8 gibi ya da geç çıkıyorum akşam 8'den sonra. maksimum 3 kişi falan oluyoruz yürüyüş parkurunda. ama mesela sabah 9 ve akşam 6 civarı kalabalık olduğunu görüyorum balkondan. bizim apartman yönetici zillerin yanına dezenfektan monte ettirdi, kapıların içine de hijyen havuzları koydurdu ayakkabılar için, kapılar da otomatik açılıyor, asansörü kullanmadan çıkıyorum.

hoş dün manyağın teki balkona ses sistemi kurmuş müzik yayını yapmaya başladı ve mahalle akşamın 9'unda parka indi erik dalı oynamaya, yürüyüşü yarım bırakıp eve dönmek zorunda kaldım.
  • Phoebe  (10.04.20 14:14:09 ~ 14:32:24) 
Yani istiyorsan git cik bence. Dikkat edersen yurudun diye kimseye virus bulastirmazsin veya kimseden virus kapmazsin. Ceza veya dayak yersen de oturursun oturdugun yerde.


  • Kirmizibavul  (10.04.20 14:25:32) 
"hem dersini bilmiyor
hem de şişman herkesten"

:-) nur içinde yat ülkü tamer

git de ceza ye kardeşim.
  • windows95  (10.04.20 14:55:40) 
[]

iki ya da üç kişiyle oynanabilecek kağıt oyunları önerir misiniz?

batak dışında, mümkünse hesap-kitap gerektirmeyen, böyle dümdüz kafa boşaltmalık tam boş adam işi olsun. zaten üç tane beyin hücrem var onları da kağıt oynarken kullanarak beyni zorlamak istemiyorum. tam olarak üç kişiyle oynanabiliyor olması öncelikli tercihim ama iki kişilik de olur. pişti gibi mesela, öyle boş boş kağıt atalım, sonra puanları sayalım vs...

nasıl oynandığını da anlatmanız ya da link paylaşmanız lazım ama :/ zamanında oynuyoduk ama unuttuk hep, aklıma hiçbir şey gelmiyor.

iki deste kağıdımız, binlerce mermimiz ve bitmeyen bir can sıkıntımız var. ne oynayalım?

 
blöf

Edit: Link eklendi
tr.wikipedia.org(iskambil_oyunu)
  • ganosh  (04.04.20 21:09:34 ~ 21:13:26) 
Pis Yedili. Unonun aynısı internetten bakın işte.


  • yeteramadenedimherseyi  (04.04.20 21:39:18) 
pis 7'li. Kuzen ve eniştemle oynardık.. Feci kızdırırdı bizi eniştem, kulakları çınlasın :)


  • silah taciri  (04.04.20 21:40:41) 
@yeteramadenedimherseyi, sağol bakarız da niye kızıyosun ki


  • der meister  (04.04.20 21:41:07 ~ 21:41:16) 
Pis yedili


  • eksimeksi  (04.04.20 22:20:14) 
Speed en.wikipedia.org(card_game)
Egyptian en.wikipedia.org

Egyptian 3 kişi oynamaya daha uygun.

Edit: İlk link çok leş görünüyor ya, ona parantezin içindekini de ekleyiverin.
  • Acream  (04.04.20 22:20:33 ~ 22:21:55) 
[]

corona ve sıcak

uzmanlar ne diyor bu konuda? sürekli farklı şeyler görüyorum. benim bildiğim bu taçlı dostumuzun zarı ısıya duyarlı. o yüzden dışarıda hava sıcakken fazla kalamıyor. tamamen yok olması söz konusu değil ama en azından bulaşıcılığı azalıyor. ben öyle okudum diye hatırlıyorum.

ama bakıyorum şimdi kimse "yaza doğru rahatlarız" demiyor, herkes "aşı bulunmazsa 2021 yazına kadar uzar" diyor. mayıs-haziran gibi kuzey yarımküre rahatlamaz mı en azından, yok mu öyle bir ihtimal? neblim sağlık sistemini çökertmeyecek kadar az kişiye bulaşmaz mı mesela yazın?


 
Sıcak değil de güneş ışınlarına UV ışınlara karşı duyarlıymış yanlış duymadıysam.


  • John Bloor  (01.04.20 14:48:34) 
  • ssiradanbirigibi  (01.04.20 15:18:55) 
Evet öyle bir inanış vardı.
Belki de TV'ye çıkan, her şeyi bilen soytarılar söylemişti. Geçenlerde İsmail Küçükkaya bir enfeksiyon profesörüne sordu. O da "havalar ısınınca insanlar dışarı çıkacak, kişiler arası mesafe artacak" demişti. Yani sıcakla ilgisi yokmuş. Gerçi şimdi dışarı da çıkamıyoruz.
Maalesef gelecek yıla kadar corona ile uğraşacağımız öngörülüyor. Kabus resmen.
  • pro9it9is9  (01.04.20 15:41:32) 
O konu net değil. Korona ailesinden birisi de yazın patlak vermişti.

Esas neden de şu, zarflı virüs olarak geçiyorlar. Zarftan kasıt da yağ dokusu ile kaplı olmaları. O nedenle güneş ışınına maruz kaldıklarında korunmasız oluyorlar. Yağ ve sıcak, yağ ve güneş ilişkisinden dolayı.

Ancak illa azalacak, illa bitecek diye bir şey yok.
  • tessera  (01.04.20 16:01:44) 
[]

bu süreçte kayışı koparan var mı? iyi hissetmiyorum

"dünyanın sonu geldi" tarzı felaket tellallığı değil hissettiğim. genel olarak çok enerjisiz, keyifsiz, mutsuz hissediyorum çünkü dünyanın durduğunu hissediyorum adeta. kitap okumak, dizi izlemek, müzik dinlemek, hatta ve hatta pizza yemek bile çok manasız geliyor artık çünkü sanki bu eylemlerin hiçbir karşılığı yokmuş gibi hissediyorum. normalde mesela film izlersin, belki o filmin geçtiği yerleri görme düşüncesiyle mutlu olursun. şu an sanki sonsuza kadar eve tıkılmışım, bir daha hiçbir şey olmayacakmış ve dolayısıyla da "eski" hayatıma ait her şey tümüyle anlamsızmış gibi geliyor.

kitap okumak istemiyorum mesela. çünkü o hayatlar, o dünyalar ya da kitap okumanın vereceği huzur... "normal" zamanlar için bunlar - şu an hiçbiri yok. ne zaman olacağı da belli değil.

bu tarz bunalımları yaşamaya, "hayat"ı özlemeye başladınız mı?

 
bu kadar depresif bakmayı hayal bile edemiyorum.
kitap okuyup film izleyip basımı sokacak bir evim var diye mutlu oluyorum.

hayat felsefem; degistirebilir miyim?
evet elimden geleni yapayım.
hayır. o zaman sızlanmayı kes.
  • hopp  (30.03.20 15:39:20) 
sahip olduklarım için şanslı hissetmediğimi ya da sürekli ağladığımı falan söylemedim. mevcut düzeni çok can sıkıcı buluyorum ve psikolojik olarak iyi hissetmiyorum sadece. kişisel bir şey değil bu zaten, "ben kötü durumdayım" meselesi değil, genel olarak mevcut düzenle ilgili bir mutsuzluk. başkalarının nasıl hissettiğini duymak için açtım duyuruyu, ne yapacağımı öğrenmek için değil.


  • der meister  (30.03.20 15:41:06 ~ 15:42:45) 
kendimden bahsettim zaten.
bu kadar sızlansam agzıma kürekle vururum, herkes aynı durumda ama kimi değerlenidiyor hayatta beklettiği şeyleri yapıyor kimi de ağlıyor. bakış açısı

  • hopp  (30.03.20 15:45:38) 
valla ben öyle hissetmiyorum, tamam dünya boktan ama daha önce de boktandı, ne yapayım ben modundayım
zamanla geçer diyorum çünkü meşgale lazım insana

  • passion rules the game  (30.03.20 15:55:57) 
haberleri, interneti takip ettikçe fena oluyorum. anneme, babama, kardeşime, yeğenlerime bir şey olacak diye içim gidiyor. ben uzaktayım, birşey olursa yardımcı olamayacağım veya gidene kadar iş işten geçecek diye ödüm kopuyor.


  • inheritance  (30.03.20 15:58:13) 
www.eksiduyuru.com

Dün şu duyuruya yazdıklarımı sana da öneriyorum der meister. Yaşadıkların gayet olağan. Bazı kişiler daha rahat atlatırken bazı kişilerin zorlanması da normal. Üstelik süreç ilerledikce zorlanan insan sayısı giderek artabilir. O duyuruya çok daha uzun ve açıklamali yazdım, umarım faydasi olur. Sadece şunü ekleyeyim; bu dönem sonsuza kadar devam etmeyecek, mutlaka bitecek.
  • fraise  (30.03.20 16:11:02) 
gelecek kaygısı ve umutsuzluk doluyum. keyif, mutluluk, yaşam enerjisi gibi şeyler hissedemiyorum. şu yaşananlara rağmen normal bir insanında hissedebileceğini sanmıyorum. geçer mi, düzelir mi hep beraber görücez işte.


  • scudman1  (30.03.20 16:15:13) 
aynen ben de böyle hissediyorum. ne yapsam sanki boşa yapıyormuşum gibi


  • camene87  (30.03.20 17:01:32) 
Tabii ki.
Bildigin bunalima girmeye basladim. Millet derdin ne ya otur iste evinde diyor da ben herhangi bir anaodlu sehrine 2 gunlugune gittigimde sehirde hayat yok diye bunalan dayanamayan adamim, butun hayat durmus nasil rahat edeyim?
Kitap falan da okuyamıyorum ben de. Cunku kafam rahat değil.

Bu bu isin ne kadar surecegini bilmemek kelimenin tam anlamiyla cildirtiyor. Hayatta en katnalamadigom sey belirsizliktir, su an da belirsizlik dertasinda yuzuyoruz. Ve bu is uzarsa hayatlarimizi "her anlamda" mahvedecegi gercegi de ustune eklenince huzursuzluk kacinilmaz oluyor. Karamsaelikla suclanijca da sinirleniyirum cunku bu virus meselesinin hayatimizi silkeleyecegi gercegini ongorememek gerizekaliliktir bana gore.

Çoğunluğun aksine virus haberlerino ve rakamlari takip etmek ekstra rahatsiz etmiyor, aksine surekli takip ediyorum. Ben kafamı kuma gomsem gercekler degismeyecek, neden gerceklerden kacayim? Ne kadar kotu durumda olduğumuzu bilmek istiyorum.

Neyse kisacasi hayattan tat alacagim ne varsa su an yok, dolayisiyla kayisi koparmaya basladim evet.
  • stavro  (30.03.20 20:33:06) 
[]

diş ve antibiyotik sorusu

dişimde bayağı derin bir çürük olduğunu düşünüyordum. en sonunda diş etim şişti, sanırım enfekte oldu, ağrısından ateşlenip yatağa düştüm vs. ama diş hekimi "salgın yüzünden herhangi bir operasyon yapamıyoruz. çürük var. kanal tedavisi yapacağız. salgın bittikten sonra gel" deyip postaladı. antibiyotik ve ağrı kesici yazmıştı.

antibiyotiği 4 gündür düzenli olarak kullanıyorum sabah ve akşam. şu ana kadar her şey iyiydi ama sanki hafiften dişim yine ağrımaya başladı... salgının öyle 10-15 günde bitmeyeceği çok açık, kaldı ki diş ağrısıyla bir gün yaşamak bile ölüm.

işler daha da kötüleşmeden ben birkaç kutu antibiyotik daha alıp kullanmaya devam etsem saçma mı olur?

bu antibiyotik dostumuz dişimdeki enfeksiyonu kesinlikle öldürmüş müdür? öldürdüyse yeniden enfekte olma ihtimali yok mu?

gencim, sigaram yok ama sağlıklıyım diyemem. şüşkoyum, rezil besleniyorum, ne zaman doktora gitsem bi şey çıkıyo. antibiyotikle bağışıklık sistemini de duman ettik. şimdi bi' korona kapsam, dişim de yine enfekte olsa beni kimse tutamaz valla, bir uçurum gibi düşerim gözlerinden gözlerin beni tutamaz. ne yapacağımı şaşırdım. ölmek istemiyom daha bissürü maç var

 
antibiyotik bitsin geçer. ama damakta şişlik varsa ve sivilce gibi iyice şiştiyse çekinme iğne ile patlat irini akıt. o zaman rahatlarsın ve enfeksiyon cabuk gecer


  • gameofannen  (28.03.20 22:24:10) 
antibiyotik olarak ya 5 günlük vermiştir. ya da 7 günlük. bunun fazlasını kullanman başka sorunlara sebep olabilir.

dişteki apse antibiyotik ile büyük ihtimal geçecektir. zaten belli bir süre sonra o patlayacak bir yer bulur ve akar gider.

sorunlu dişin olduğu tarafla yemek yememeye özen göster yeterli. 3-4 ay idare eder. bazen 1 sene bile sorun çıkarmadığı olur.
  • janavarorion  (28.03.20 23:03:22) 
[]

şu an erasmusçuların durumu nedir? kız kaçıyor, yardım plz

i0.wp.com

kız arkadaşım buraya erasmus'la gelmişti ama malumunuz, bu dönem kaputt.

çok yakın bir arkadaşıyla birlikte geldi. arkadaşı geri dönmeyi çok istiyor. onu anlıyorum çünkü hadi biz birlikteyiz ama onun bizden başka kimsesi yok, "burada evde yatacağıma kendi evimde yatayım" diyor, çok sıkılıyor, o da haklı.

konsolosluk buradaki öğrencilere ulaşmış tek tek, ülkeye geri dönmek istiyorsanız fırlatalım sizi diye. kız arkadaşım bir sorun olmadığını, kalmak istediğini söyledi. ama bu bir hafta önceydi. şimdi "ben yine kalmak istiyorum ama erasmus ofisi 'geri dön' derse bir şey yapamam, aldığım hibeyi geri isterlerse ödeyecek durumum yok" diyor.

kendi okulumun duyurularına bakıyorum. açık bir şekilde bunun mücbir sebep olarak değerlendirileceği ve hibe iadesi talebinde bulunulmayacağı yazıyor. bu okulun kendi kendine alabildiği bir karar mı yoksa avrupa birliği'nin kararı mı? yani programa dahil tüm ülke ve okulları kapsar mı?

sözün özü kız arkadaşım "ben türkiye'de kalacağım, hibe parasını da geri vermeyeceğim, sieee" deyip burada kalabilir mi? temmuz sonuna kadar oturma izni var, virüs var diye bunu iptal falan etmezler herhalde, verdiler yani bi' kere? kaldı ki eğitim online olarak da olsa devam ediyor?

ofis öğrencilere, "dönem iptal edildi, evinize gidin. gitmezseniz aldığınız hibeyi geri isticez" diyebilir mi?

 
bence kalabilir. bizim konsolosluk erasmusçulara dönerseniz siz bilirsiniz diye bir duyuru yapmıştı sanki. yani sorumluluk öğrenciye ait ve erasmus ile netleştirmesi lazım önce. bence burada kalabilirler gibi geliyor. tamamen kendilerine kalmış.


  • ozdek  (26.03.20 17:26:19) 
kalmak isterse evlilik teklifi yap kardesim. burada zaten el birligiyle yaparlar dügününü. hibe parasini istemezler bu arada.

sen yine de evlen.
  • duygusuzromantik  (26.03.20 20:27:54) 
Birader senin yaş kaç da sevgilin erasmus yapıyor? Sen 40 yaşında değil miydin?


  • maxim gorki  (26.03.20 20:30:29) 
ALLAHUEKBER WOHOO. kendi ofisleriyle görüşmüş, "bu saatten sonra hibe parası geri istenmez, kalıyosan kal bize ne" demişler. tililili.

@duygusuzromantik: evet şu durumda burada hala kalmayı istediği için evlenmeyi düşünmüyorum dersem yalan olur jsjf. daha erken ama tabii, biraz daha zaman geçsin bir gece ansızın 82 dubrovnik 83 zagreb.

@maxim gorki: haha bence de lisans okuyacak yaşı geçtim ama yok 40 değilim, adım samuel 25 yaşım.
  • der meister  (26.03.20 20:31:13 ~ 20:31:56) 
@der

nooldu la durum?
  • duygusuzromantik  (22.04.20 01:50:08) 
duyurucular tedirgin, bizim oglan kusu kafesten kacirdi mi diye merak ediyorlar habersiz koma bizi. :P


  • cooperr  (22.04.20 03:53:34) 
türkiye'de kaldı, sorun yok :) ama ben ikinci sınıftayım, o bitirmek üzere. iki sene daha türkiye'deyim her türlü. şimdi değilse sonra kaçar. kader kısfmet. alıştım artık fakir ve işsiz olduğum için bu tip durumlarda hiçbir şey yapamamaya.


  • der meister  (10.05.20 11:31:50) 
[]

dis agrisi vol. 2 - randevu yok

ankara'da disim icin hicbir sekilde randevu alamiyorum. hemen her seyi "fark etmez" olarak secmeme ragmen randevu yok. her gecen gun daha da kotuye gidiyor ve bence pazartesi kesinlikle doktor gormem lazim. kolej tarafindayim, burada topraklik agiz ve dis sagligi merkezi varmis. pazartesi sabahtan gidip kendimi yerlere calsam randevu alabilir miyim, doktor gorebilir miyim?

mhrs'ten asla randevu alamiyorum cunku. aci esigim yuksektir, normalde kolum kopsa hastaneye gitmeden once kendi kendime dikmeye calisirim, o kadar istemiyorum gitmeyi ama daha fazla ertelersem gebericem.

bakan olur mu pazartesi?

 
İstanbul'da devlet hastanelerinde internetten randevu almasanız bile hastaneye gittiğinizde sıraya girip randevu alabiliyorsunuz. Ankara'da da benzer durum söz konusu olabilir.


  • GoodMorningTeacher  (21.03.20 20:15:44) 
Mhrs den hasta alimi kapatildi diye biliyorum. Bence ozel klinikleri de dusunun.
Randevusuz gittiginizde aliyorlar mi bilmiyorum.

  • fingers of fury  (21.03.20 21:15:20) 
ozel klinik icin maddi durumum yok, cok yuksek fiyat cikar diye korkuyorum acikcasi. ne yaparlar bilmiyorum ama bayagi ugrasacaklarindan eminim, 100-150 liraya cikabilecegimi zannetmiyorum.


  • der meister  (21.03.20 21:33:46) 
mhrs'ye saat 12'de giriş yapmayı dene,
eğer o saatte yine bulamazsan bir de 182 üzerinden ulaşmaya çalış.

geçmiş olsun.
  • biseysorcaktim  (21.03.20 21:49:36) 
Merhaba kamuda calisan bi dis hekimi arkadasima sordum, mhrs kapaliymis. Gelen hastalarda da aletler calistirilmiyor, maksimum cekim yapilir dedi. Kanal tedavisi vs beklemeyin yani. Cekim haricinde ancak recete yazip yollarlar.
Çok gecmis olsun bu arada. Yazmayi unutmusum:)

  • fingers of fury  (21.03.20 21:57:29) 
cok tesekkur ederim ama alet calistirilmiyorsa ne yapacagim, opucuk verip gonderecekler mi? tedavi olmak, igne vurulmak, agzimi hissetmemek istiyorum. ozele mi gitmem lazim bunun icin?


  • der meister  (21.03.20 22:03:59) 
sabah en erken saatte Balgat Ağız ve Diş'e gidin. Mümkünse Doğukan Hoca'yı tercih edin. MHRS randevularının haricinde hastanelerin kendi randevu kontenjanları da oluyor.

Tandoğan'daki Magnet'e de gidebilirsiniz. SGK'lılar için muayane ücreti 50 TL. İşlem ücreti de 100-150 TL civarıydı. Gitmeden randevu için arayın, telefonda fiyat bilgisi de veriyorlar.
  • jacque  (21.03.20 22:12:06) 
[]

disim fena agriyor, acile gitsem?

hem alt hem de ust disim sapitmis durumda, bayagi agriyor. ankara'dayim, kolej tarafi diyeyim. herhangi bir hastanenin aciline gitsem bakarlar mi? dis hastanesine gitmem gerekiyorsa eger, acili oluyor mu onlarin? nereye gidebilirim en yakin?




 
Kolej'in ne tarafı?
topraklikadsm.saglik.gov.tr Burada mesai dışı poliklinik varmış, bir telefon edip sor istersen. Buranın Kolej polikliniği de var ama mesai dışı yokmuş sanırım.

  • kobuzchu kiz  (19.03.20 19:14:19) 
Diş hastanelerinin acili oluyor ama bir şey yapmıyorlar(tedavi anlamında), belki iğne yaparlar ve ne yapılması gerektiğini söylerler. Çok geçmiş olsun.


  • hair freak  (19.03.20 19:24:03) 
[]

dtcf kutuphanesi acik mi bu ara?

okula gitsem kutuphaneye girebilir miyim yoksa direkt giriste geri mi ceviriyorlar tatil zamanlari oldugu gibi? ders calismaya falan degil tabii kitap teslim etmem lazim, gec verince ucret odemek gerekiyor. sirf kontrol etmek icin ta okula gitmeye useniyorum acikcasi, telefona da guvenmiyorum cunku acik olsa bile acmiyorlar zaten. bilen var mi durumu?




 
kapali olan okulun kutuphanesi neden acik olsun. sadece soruyorum.


  • soru  (17.03.20 22:25:40) 
kurul kararı geregi tr'deki bütün kütüphaneler (evet hepsi, hayır istisna yok) kapalı.


  • helenart  (17.03.20 23:18:46) 
[]

ankara'da sokaga cikilir mi bugun?

cuma gunu ciktigimizda bariz daha az insan vardi ama yine de vardi. simdiyse altinci vaka da duyurulmus. mecbur kalmadikca cikmamaya calisiyorum (virus yokken de boyleydim gerci) ama dis mihraklar "cikalim, kizilay'a gidelim, hava alalim, yuruyus yapalim" diyor. ikimiz de genciz ve simdiye kadar sanirim kapizlamadik virusu, at gibiyiz masallah.

sokaklar nasil ankara'da su an, dayak yer miyiz isimiz olmadigi halde oyle gezitoruz diye? biliyorum isi gucu olan milyonlarca insan hala disari cikmak zorunda kaliyor ama yine de sormak istedim. hayat normal mi disarida su ara?


 
İstanbul'da hayat gayet normal gözüküyor, hiç dayaklık bir durum yoktu dün.

Toplu taşıma kullanmamak, kalabalıklardan uzak durmak, kapalı ortamlara girmemek hepimiz için hayırlı olacaktır.
  • hair freak  (15.03.20 10:02:22 ~ 10:09:34) 
Kim niye dayak atsın size yahu. Bi dün markete gitmek dahil mecburi işlerimizi hallettik. Bugün de yaşadığımız yerde yürüyüşe cikicaz.


  • elorelia  (15.03.20 10:05:31) 
Abartmayın Allah aşkına ya off.


  • japon balığı  (15.03.20 10:09:17) 
Parklar doluydu dün. Kapalı mekanlara gitmeyin


  • intihar etsem de kendime gelsem  (15.03.20 10:17:59) 
Çıkışmaz salgın öldürüyormuş diyolar.


  • Tears of Devil  (15.03.20 11:17:50) 
Istanbul'da cikiyoruz gunluk islerimiz icin. Ise de gidilecek hafta ici.

Hava almaya vs niye gidilmesin. Su an tamamen sokaga cikma yasagi gelmedi bakanliktan mesela. Avm gibi ortamlar zaten hep sikintiliydi. Kisin gribi nerde kapiyoruz. Ya metroda ya avmde. Kisabildiginizden kisin tabii ama tenhada dolasmak, markete gitmek vs bu kadar abartmaya gerek yok bence.

Baska bi duyuru var su an, bu tur soylemleri cehalet olarak yaftaliyor. Istersen ona kulak ver ama :)
  • Flipsflops  (15.03.20 11:22:56) 
Ben sabah Eymir'e koşuya gittim, ücretsiz otoparklar yarı yarıya doluydu. Ki sabah 9-10 arasından bahsediyorum. Hem orman, hem de göl kenarında bir sürü insan spora gelmişti.


  • malheiros  (15.03.20 13:07:29) 
[]

google'a "haberler" zımbırtısını nasıl ekleyebilirim?

merhaba,

şu fotoğrafta kırmızıyla işaretlediğim kısımdan söz ediyorum: prntscr.com

benim bilgisayarımda böyle ama kullandığım başka bir bilgisayarda o "haberler" kısmı yok. yan taraftaki üç noktalı kısımda da çıkmıyor. ben o haberler şeysini eklemek istiyorum oraya. nereden yapmam lazım bunu? bulamadım bir türlü ayarlarda.

 
google hesabına giriş yapıyor musunuz kullandığınız öteki bilgisayarda? belki kişiselleştirilmiş haberler gösterdiği için giriş yapmak gerekiyordur.


  • rosencruz  (11.03.20 13:56:35 ~ 13:56:43) 
[]

türkiye'de üniversiteler tatil olur mu corona bey yüzünden?

fikriniz nedir? valla koskoca herif olarak bunun derdine düşmüş olmaktan dolayı hicap duyuyorum ama özellikle şu 2-3 hafta cidden hiç gidesim yok okula. gitmeyince vicdan azabı oluyor hehe. şimdi meb okulları kapatacakmış dedikodusu dolaşıyor, üniversite yönetimleri de "biz de kapatak bari" der mi sizce önümüzdeki 1-2 hafta içinde? iş oraya gelir mi dersiniz?

birkaç duyuruya baktım da buradaki vatandaşlar pek rahat, "gripten farkı yok yea" tayfasından. yanlış anlaşılmasın ben de millet ölsün, kaos çıksın istemiyorum. tedbir olarak okulları kapatsınlar işte iki hafta, o kadar. allah birlik ve beraberliğimizi bozmasın. selam ve dua ile.

okul ankara üniversitesi bu arada. iranlıları karantinaya aldıkları zekai tahir'e yürüyerek 4 dakika falan benim ev. derhal tatil etsinler. aksi takdirde sıkıntı çıkarıcam.

 
canım devletimizin cuma günü bu konuda bir şey söylemeye hazırlandığını seziyorum hislerimde.


  • 9kuyruklukedi  (10.03.20 18:57:31) 
bence kapatirlar, ancak simdi degil 2 hafta sonra falan. iyice gecikince.

yoksa simdiden kapatmalari lazim. ancak o kadar ileri gorusluler mi emin olamiyorum.
  • the end of time  (10.03.20 18:58:51) 
yok yau. ölenler olursa ve coronadan öldükleri kesinleşirse tamam da şu aşamada olmaz


  • anais  (10.03.20 18:59:31) 
Tedbir olarak okul gibi kamusal alanları geçici olarak kapatmaları ve insanların bir süre zorunlu haller dışında evlerinden çıkmaması virüsün yayılmasını önlemesi açısından büyük yarar sağlar ve zaman kazandırır. Havalar ısınınca nr olacağı bilinmese de virüsün grip gibi endemik hâle gelme ihtimali var. Bu da aşı geliştirilmesi için büyük zaman kazandıracaktır.


  • microfiction  (10.03.20 19:00:19) 
ilk ve ortaöğretim tatil olursa üniversiteleri de tatil etmeleri gerekir.

tatil etme eğilimindeler gibi geliyor. yoksa sayın bakan, şimdilik tatile gerek yok diye söylerdi bence.

edit: üniversite öğrencileri toplu taşımada baya büyük bir kitle. liselerden yayma ihtimali daha fazla.

hatta bugün italyadan 2 gün önce gelmiş bir öğrenci gördüm.
  • fezagezgini  (10.03.20 19:50:41 ~ 19:51:56) 
bu soruyu unide birkac hocaya sorduk. evet yapabilirler dedi.

ben de hocalarla ayni fikirdeyim, coronanin yayilmasinin engellemek acisindan cami, ve okullar tatile gidebilir, teravihler bu yil kilinmayabilir. ihtimal yuksek.
  • Leonardo~Da~Vinci  (10.03.20 20:50:59) 
Bugün öğrendiğim kadarıyla Stanford üniversitesi uzaktan eğitime geçmiş. Boston da önümüzdeki hafta tatil oluyormuş. Haftaya orada olacak bir hocamın dersi iptal oldu o sebeple. Türkiye'de bir halt olmaz.


  • d e j i n  (10.03.20 21:01:31 ~ 21:48:16) 
Ünv olarak değilde ilköğretim olarak nisan tatilini öne çekseler. Havadan tatil olmasın derslerden geri kalınmasın. Hem nisana kadar belki havalar ısınır ve virüs etkisi azalır. En az zararla atlatmış oluruz.


  • ayhsegull  (10.03.20 22:02:51) 
odtü bugün attığı mail'de okulda yapılacak tüm büyük katılımlı etkinliklerin rektörlükte tartışmaya açıldığını söylemişler, muhtemelen erteleme kararı çıkacak belirsiz bir süre için. değişim programları için de kimsenin gitmesini istemiyorlar. yani işler ciddiye biniyor.


  • mehmed resad  (10.03.20 22:35:54) 
kadir has'i 10 gunlugune kapatmislar bu oglen, oyle duydum.


  • the end of time  (11.03.20 13:12:05) 
MEF Üniversitesi uzaktan eğitime geçmiş. Bahçeşehir Koleji de tatil ilan etmiş.


  • microfiction  (11.03.20 13:57:26) 
[]

bir video arıyorum (ortalık yerde eşofmanı çıkarıp dans eden adam)

yav böyle bir video vardı. arka planda 2 unlimited'ın no limit'i çalıyordu. japonya'da geçen bir kısım olduğunu hatırlıyorum. dayı böyle kalabalık yaya geçitlerinde yahut mağazalarda falan eşofmanını çıkarıp dans etmeye başlıyordu jsjfsk buldurabilir misiniz onu? şu vakit ölsem kimse cenazeme gelmez, bunu bulacağım diye arama geçmişini saçmasapan bir sürü şeyle doldurdum tövbe estf. lütfen buldurun :(




 
Jackass the movie filminden bir sahneyi tarif ediyorsun. Netflix kullanıyorsan direkt girip izleyebilirsin. 2. ya da 3. sahne olması gerekli.


  • alkolik imam  (03.03.20 23:18:10) 
[]

passolig zulmü - yabancı uyruklu kişiye passo çıkarma hk.

bu konuda bilgisi olan var mı?

siteden baktığım kadarıyla süreç farklı işlemiyor - bir ton bilgimizi girip adresimizi veriyoruz, parayı ödüyoruz, 15 gün içinde kargoyla gönderiyorlar.

ama şimdi bu şahsın türkçesi yok. bu kartlar özel kuryeyle geliyor ve sadece kimlik-pasaport ibrazıyla teslim ediliyor. beni "evde misiniz, gelim mi" diye aramışlardı mesela. bi' de özel kurye olduğu için evde bulamazsa nereye gidiyo bu kart, tekrar ulaşması peşinden koşması vs. çok uğraştıran ve saçmasapan süreçler değil mi?

daha önce bunu yapmış olan var mı? 10-15 gün içinde kartı göndereceklerse, sağ salim stada girebileceksek sorun değil ama ben türk olduğum halde burnumdan geldi kartı alırken, türkçe bilmeyen kişi nasıl halledecek bu işleri?

 
Maç için karta gerek yok. Telefon ile uygulamasından yada stadtan gişeden “geçici Passo” ile girebilirsiniz


  • infernalcadre  (03.03.20 18:35:42) 
[]

doğal maden suyu adıyla satılan içeceklerin zararı olur mu?

gubarmalı içecekleri çok seven biriyim. her türlü asitli içeceğin ve kimyevi maddenin hastasıyım ama takdir edersiniz ki geberip gitmemek için bunları bırakmak durumunda kaldım ve netice itibariyle maden suyu manyağı oldum. genelde 250-500ml'yi geçmiyor günlük tüketimim ama kendimi şımartmak istersem bir litre devirdiğim oluyor. düz su da içiyorum, genel olarak tüketim yarı yarıya diyebilirim, bir litre maden suyu içiyorsam bir litre de renksiz, vasat su içiyorum.

bu durum uzun vadede sorun yaratır mı, bu içecekler güvenilir midir? işin yararında değilim, sudan ne bekliyorsam maden suyundan da onu bekliyorum, hücrelerime "ooo su, su iyidir hocam, allahıma iyidir su" dedirtse ve su ihtiyacımı karşılasa yeterli.

ama işte mineral diye içine siyanür falan karıştırıyolar vs. bu tip şeylerden çekiniyorum biraz. içiyim mi bi şey olmaz mı bu millet benimle mi, ne dersiniz?

not: aldığım şey DOĞAL MİNERALLİ MADEN SUYU. öyle limonlu soda falan değil, maden suyu.

 
yemekten hemen sonra içme ki mideyi tembelleştirmesin. böyle yazıldığını gördüm. onun dışında doğal olanları tercih ediyorsun, zaten meyvelileri de doğal ve sağlıklı değil.


  • MtKrt  (03.03.20 18:23:35) 
duz maden suyunu gunde max. 2 sise oneriyorlar diye kalmis aklimda. ama kim oneriyor orasindan cok emin diilim. yine de her seyin cogu zarar mantigiyla yaklasirsak 1 lt biraz cok gibi sanki? duz vasat su ic sen yine :)


  • in vino veritas  (03.03.20 18:30:01) 
yok bi şey olmaz. bi bildiğim böbrek taşı olanlara önermiyorlar o kadar.


  • proletarier aller lander vereinigt euch  (03.03.20 18:39:03) 
yurt disinda bunlar gazli su (sparkling water) diye satilmiyo mu zaten? yani bizim bildigimiz su yerine bunu icen milyonlar var.

www.healthline.com

burasi dogal oldugu surece sikinti yok demis mesela. ama cok calisma yok bununla ilgili diye de eklemis.
  • ehti  (03.03.20 19:03:51) 
Tansiyon diyolla. Dikkatli olmak lazım. Afiyet olsun


  • r evolution  (03.03.20 19:09:34) 
Birsürü yıl önce günde 5-6 şişe maden suyu içiyordum, doktor akraba "sade içiyorsan bir şey olmaz, götür" demişti. Bir şey olmadı. Şimdi de hava ısındıkça günde 2-3 şişeye çıkıyorum.


  • kobuzchu kiz  (03.03.20 19:10:59) 
@ehti, gazlı su ile maden suyu aynı şey değil diye biliyorum. ben de ukrayna'da sabah akşam gazlı su içiyordum ama yanlış hatırlamıyorsam onlar sadece karbondioksit basılmış düz su. maden sularında mineral oluyor. gazlı sularda sadece gaz var, yoksa dümdüz su.


  • der meister  (03.03.20 19:14:14) 
30 yıldır içiyorum bir bağımlılığını görmedim muhabbeti gibi olacak ama 17-18 yildir gunde 2 tane gomuyorum zararini gormedim henuz, gayet de saglikliyim. Devam.


  • twq  (03.03.20 19:25:34 ~ 19:26:23) 
her marka için analizler var. analizlerde kimisi hileli hurdalı fln çıkıyor. analizleri araştırıp içeilirsiniz. kimisinin tuzu fazla ama diğer mineralleride fazla. kimisinin herşeyi düşük vb...


  • morcivert  (03.03.20 21:33:25) 
en meşhur markanın na sodyum oranı en yüksek. Tansiyonu çıkartır çok içerseniz. Alıp birer tane hepsinin içeriğini karşılaştırın


  • gatherer  (04.03.20 13:39:35) 
[]

erasmus başvurusu için gereken cv hakkında saçma bir soru

ben pimpirikli adamım, daha önce bir kez schengen bölgesinden tokat yemişliğim var zaten, takıyorum böyle şeylere.

şimdi erasmus taslak sonuçları açıklandı, benim sisteme yüklemem gereken belgelerden biri de europass formatında cv. 6 sene bir gazetede çalıştım, şimdi de benzer bir işi başka bir platformda yapıyorum ama internet üzerinden. gerçi ilki de öyleydi.

"ee bu 50 yaşına gelmiş, işi gücü de var, bunun erasmus'ta ne işi var, göndermeyin bunu" falan deme ihtimalleri var mı? yoksa yaziyim mi iş tecrübemi? cv'ye ekleyecek hiçbir şeyim yok zaten bunlar dışında, boş kalsın istemiyorum. bilemedim kafam karıştı. kimse bakıyo mu bunlara, herhangi bi önemi var mı cv'min nasıl göründüğünün? taslak sonuçlara göre yerleştirildim ben zaten, bu durumda gigolo since 1994 yazarak yüklesem bile kabul etmeleri lazım bence?

 
evet gereksiz pimpirikli bir hal, ne yaptiysaniz yazin, cok da muhim bir konu degil, benden istenmemisti oyle seyler zamaninda ama sadece bir formalite belli ki...


  • hewit  (26.02.20 14:02:41) 
[]

avrupa basketbolunda neden eskiye kıyasla çok daha yüksek skor çıkıyor?

çocukken basket hastasıydım, oynardım da. hayatımın her döneminde izledim, takip ettim ama son 8-10 yıldır o kadar yakından bakmadım işin açığı belli dönemler dışında.

ben mi yanlış hatırlıyorum bilmiyorum ama benim çocukluğumda 80 atan takıma bile az rastlanırdı. genelde 75'in üstü kolay kolay görülmezdi, 65-58 gibi skorlar hiç nadir değildi...

golden state belki devrim yaptı, çoğu takım "şut atamayanın allah belasını versin" dedi ve yüksek tempoda çok fazla şut kullanan bir oyun yapısını benimsedi falan ama tek sebebi bu olamaz diye düşünüyorum.

kurallarda değişiklik oldu mu? aklıma hücum ribaundu alınca hücum süresinin 24 değil de 14 saniyeye çekilmesi geliyor sadece. bu da ne zaman oldu hatırlamıyorum açıkçası, tek bildiğim ben bebeyken ribaundu aldığında 24 saniye oluyordu.

yani oyun tarzı değişir tamam da 60 atan takıma 90 attıracak ne oldu ki? oyun süresi aynı. sizin fikriniz nedir?

ben 2.10'luk pivotları, "HUK ATIŞ"ları özledim. avrupa'da yok değil, hala var bunlar ama eskisi gibi değil işte... o günler bi' daha gelmez mi, bu tarz hiç değişmez mi? hücum süresini kullanmak günah mı, niye herkes 9 saniyede basket atmaya çalışıyo?

 
hücum süresi belli bir yıla kadar 30 saniyeydi. süreyi snuna kadar kullanırlarsa skor düşük olur normal şartlarda.
en.wikipedia.org

burada fiba nın 2000 yılında 30 sn den 24 sn ye düştüğü söylüyor
  • faik abi  (18.01.20 00:16:38) 
2000 çok eski olur hocam, benim bahsettiğim dönem 2005-06 civarı. yani 2005 v 2020 karşılaştırması daha iyi olur.


  • der meister  (18.01.20 00:31:43) 
açıkçası oturup incelemedim ama o kadar da dramatik bir fark oluşmamıştır dostum sanmıyorum.

hücum tekniği nba kadar olmasa da değişti. gsw nin etkileri avrupaya kadar vurdu yani. artık daha şutör takımlar var. aslında dediğin yıllarda ağırlıklı olarak alan savunması yapılıyor bile olsa takımlar ilk opsiyon olarak her zaman içeriden oyunu tercih etmeye çalışıyorlardı. üçlük atış bir çeşit alan bulamama opsiyonuydu. aynı nba gibi şu anda ilk opsiyon her zaman üçlük atış. olmazsa pota altına drive, son çare orta mesafe.

bundan 10 sene önce sıralama tam tersiydi.

ha dediğin gibi 90'a 60'lık bir ortalama farkı var mıdır? sanmıyorum... oturup incelemek lazım skorları. ama eminim ki skor ortalamsında bir artış vardır illa ki.
  • syozkn  (18.01.20 02:44:44) 
[]

erasmus'a "bir akademik yıl" için başvuran oldu mu?

bu konuyla ilgili yönergede hiçbir şey görmedim, yapmış bir tanıdığım da yok. ben tercihlerimi yaparken bu şekilde seçim yaptım. bu durumda vize sürecinde aklımı karıştıran bir şey var: ikinci dönem hibe alıp alamayacağım ilk dönemin sonunda belli oluyor, yani giderken iki dönem hibe garantisi göstermem mümkün değil. gideceğim ülke, öğrencilerden aylık €430 göstermelerini istiyor, yani erasmus hibesinin üstüne aylık €130 hesapta göstermem gerekecek.

1) bu durumda sadece bir dönem yapacağım varsayılıp ilk dönem için mi teminat istiyorlar? ikinci dönem için süreç hibe çıkıp çıkmayacağı belirlenince başa mı alınıyor?

2) ilk dönem için aylık €130, ikinci dönem için hibe yokmuş gibi varsayıp aylık €430 üzerinden hesaplayıp tüm bir senenin gelirini göstermemi isteyerek bir yıllık vize (ya da uzun süreli vize, ülkeye girişte oturma izni vs.) mi veriyorlar?

***

ben planımı neye göre yapayım, bu konuda danışabileceğim kimse yok. takdir edersiniz ki bir yıllık gelir göstermemi isterlerse 30 bin liranın üzerinde para bulmam lazım, vizeye başvurmadan hemen öncesinde halledebileceğim bir iş değil.

tek dönemlik yapanı anladım. hibe çıkınca ikinciye uzatanı anladım. ama direkt seçim yaparken "bir akademik yıl" seçenlerin vize başvurusunda süreç nasıl işliyor, bilmiyorum. bununla ilgili hiçbir bilgiye de ulaşamıyorum. bize "bir dönem yapar, sonra uzatır" gözüyle mi bakıyorlar yoksa direkt "bir yıl başvurmuş, bir yıllığına gelsin geliyorsa" deyip bütün parayı mı istiyorlar?

 
1 dönemlik başvurmama rağmen 1 senelik kabul mektubu aldığım için vize başvuru merkezinin söyledği gibi ilk dönemin hibesi kadar hesabımda para gösterip 1 senelik vize aldım. Oradayken de vizeyle bir daha uğraşmadan erasmus'u 1 dönem uzattım. Söz konusu ülkenin vize işlemleriyle ilgilenen başvuru merkezinden gerekliyi bilgiyi alabilirsin.


  • nerobianco  (17.01.20 23:56:16) 
[]

kyk geri ödemesi

süresi gelmişti. ertelemek için 1 aylık bir periyot vardı, e-devlet üzerinden "işsizim" diyerek erteleme talep etmiştim. şu an girdiğimde o başvuruya dair hiçbir şey görmüyorum, gecikme faizi eklenmiş olarak borcum çıkıyor. anlaşılan o ki iplememişler.

resmiyette benim işim gerçekten yok, hatta sigorta primi de ödemiyorum ultra fakir olduğum ve kişi başına düşen gelir çok düşük olduğu için. başvurumu niye reddettiklerini de bilmiyorum açıkçası, kafalarına göre yapıyorlar herhalde. sorularım,

1) ben bu borcu 4 yıl kadar daha ödemezsem ne olur? vergi dairesi aracılığıyla tahsil yoluna gidilir denmiş de yok kardeşim param, canımı mı alacaklar?

2) hesaba haciz gelmesi gibi bir durum yaşanıyor mu? yaşanıyorsa ne zaman? çünkü erasmus için hesapta belli bir miktar para göstermem gerekecek. sağdan soldan buluşturduğum parayı cart diye kyk çeksin istemiyorum.

3) ana para 13 bin lira. sanırım ekim'de başlamam gerekiyordu ödemeye. o zamandan bu zamana 25 lira faiz binmiş. 4-5 yılda aşağı yukarı kadar faiz binmiş olur? bunu dondurmanın, "bi sene daha verin" demenin yolu yok mu bu saatten sonra?

***

"ödemicem" demiyorum, onun altını çizmek isterim. kredi aldık, geri ödeyeceğiz diye imzaladık, eyvallah. ama ben daha ikinci sınıftayım, ayda 400 lira kredi ödeyecek durumum yok. tamam 7 yıldır ödemiyoz bi noktada devlet de geri istiyo parayı hakkıdır ama okuyom yani kapı gibi kaydım var, iş yok güç yok, olunca öderiz niye gerilim veriyosunuz şimdi böyle tahsil ederiz mahsil ederiz diye. canım sıkıldı ya. ne zaman peşime düşer bunlar şimdi, ne zaman hesabıma giren her kuruşa göz dikerler?

***

edit: şimdi fark ettim, borç erteleme talebim hala "var" diye görünüyor. 27 eylül'de başvurmuşum. bu zamana kadar bu talebe yanıt verilmemesi normal mi?

 
telefonla bilgi almaya çalışın. birebir iletişim her zaman iyidir. ben 2-3 günde çözülecek işi örneğin vergi dairesini arayarak 5 dakikada çözüyorum bazen.


  • cowboy  (12.01.20 19:35:36) 
[]

bana şöyle karlı, kuzeyde geçen bir film önerir misiniz?

bu soğuk ve sıkıcı ankara akşamında izleyeyim diyorum. karlı dedim ama coğrafyanın soğuk ve filmin kasvetli olması yeterli aslında, doğa filmi istemiyorum. aksine şehirde geçse daha güzel olur. madde madde toparlayacak olursam,

* avrupa ya da rusya'da çekilmiş/geçen,
* kış mevsiminde, serin-soğuk-karlı olduğu belli olan bir memlekette geçen,
* mümkünse son 20 yıl içinde çekilmiş,
* ağırlıklı olarak dağda bayırda değil de şehirde geçen,
* hüzünlü, duygusal, yer yer sayko yönü olan

bir film arıyorum. "bunlar ne biçim kriterler hayvan oğlu hayvan" derseniz kraftidioten, jagten, ondskan, klass, plemya'nın yanı sıra andrey zvyagintsev'in tüm filmlerini bu kategoride değerlendirebilirim sanırım, bunlardan birini dahi izlediyseniz ve "aha aynı onun gibi, çok severim" dediğiniz film varsa paylaşın lütfen.

 
The Grey


  • lisw  (12.01.20 14:47:29) 
the grey bildiğim kadarıyla avrupa ya da rusya'da geçmiyor.


  • der meister  (12.01.20 14:48:12) 
Ama şehir olayı yok greyde. Full orman.

Netflixte hold the dark var. Azıcık kasabalı ama film genel olarak süper kötü yani.
  • lisw  (12.01.20 14:48:29) 
Hmm nerede geçtiğini tam olarak bilmiyorum galiba demek ki. Özür dilerim.


  • lisw  (12.01.20 14:49:08) 
force majeure


  • brkylmz  (12.01.20 14:50:03) 
The Snowman


  • heritage  (12.01.20 15:54:32) 
Force majeure demeye geldim soylenmis, Kosmos diyorum, Rusya'da degil ama rus etkisi olan Kars'da geçiyor, biraz dag bayir var yalniz...


  •   (12.01.20 15:58:16) 
the shipping news. bir kısmı amerika’da geçmekle birlikte büyük bölümü kuzey avrupa’da geçiyordu sanırım. karlı sahneleri bol.


  • miranda  (12.01.20 16:00:59) 
Kosmos, Reha Erdem.

-Kis mevsimi, Kars (yeterince Rus esintili bir sehir?), son 20 yil, sayko yon. Cok severim dedigim bir film degil ama.
  • buf-e kür  (12.01.20 16:04:34 ~ 16:08:46) 
stalker


  • esraiesra  (12.01.20 17:15:28) 
Şehir değil ama Leviathan
In order of disapperence

  • kaset  (12.01.20 18:08:35) 
Dizi olur ise: Ófærð / Trapped
İzlanda'da geçiyor.
www.imdb.com
  • yanginmerdiveni  (12.01.20 18:11:50) 
funny games'i izlemişsindir illa ki de, '97 versiyonu; evde geçiyor olması dışında bütün beklentileri karşılıyor sanki.

da bilmiyorum, prog. rock grubu isteyene pink floyd önermek gibi bir şey yaptığımı hissediyorum.
  • bilinmez bir yazar  (12.01.20 18:18:02) 
Son 20 yıl demişsin ama yine de yazayım dedim.

Fargo

Dr. Jivago

Groundhog Day

On Dangerous Ground

The Shining

Marketa Lazarová

My Winnipeg
  • old possum  (12.01.20 18:54:38) 
film neymiş, the long dark oyna üşümek neymiş gör.


  • ya ben lan neyse  (12.01.20 18:56:27) 
[]

romanlar hakkında spoiler yemeden bi' şeyler okuyabileceğim site

var mıdır? öncdesinde, bir nevi ön hazırlık gibi. bu romanda yazar şunu şunu anlatmıştır, şu dönemde geçmektedir, şu açıdan kıymetli bir eserdir tarzı bilgiler olsun. spoiler vermesin, hikayeyi fazla anlatmasın. kitaba ne okuyacağımı, nasıl okumam gerektiğini bilerek başlayayım yani, derdim biraz o.

bu amaca yönelik bir site, katalog vs. var mı? goodreads'teki yorumlar uygun olur mu örneğin?


 
Goodreads'de yorumlarda spoiler kısımları gizlenebiliyor ama yorum yazanın uğraşıp yapması lazım. Fantastik ve bilimkurgu için Kayıp Rıhtım'ın incelemeleri var, spoiler varsa belirtiyorlar o kısımları. Benim blog var azıcık?
Edit: Yok valla ben klasik incelemiyorum, bilimkurgu klasiği var birkaç tane.

  • kobuzchu kiz  (11.01.20 21:35:17 ~ 21:46:41) 
senin blog da olur kobuzchu kız ama bana böyle x romanını arattığımda onun hakkındaki değerlendirmeleri çıkaracak bir platform lazım. "aratınca çıkmaz ama biz de az klasik incelemedik" dersen ne ala :)


  • der meister  (11.01.20 21:42:10) 
İsteğinizi ne kadar karşılar bilemem ama 1000kitap var. İncelemeler ve alıntılar bulunuyor genel olarak.


  • rusalka  (11.01.20 21:50:55) 
Doğru düzgü yayınevleri tam dediğiniz gibi bir ön kısım koyarlar genelde... Libgen'de Penguin, Oxford, Cambridge versiyonlarının o kısımlarına göz gezdirilebilir aslında


  • panzerkampfwagen iv  (11.01.20 23:59:30 ~ 12.01.20 00:04:19) 
[]

eski dönemleri anlatan belgesel önerisi

eski dönemden kastım mümkünse 15. yüzyıl öncesi. milattan önce 3'üncü yüzyıl da olabilir, fark etmez. antik yunan olur, roma olur, selçuklu olur... nasıl desem böyle canlandırmaların yer aldığı, o dönemleri anlatan bi' şeyler arıyorum. malum o zamanı anlatan film/dizi/kitap pek yok, varsa da ben bilmiyorum, çok az gördüm. konusu önemli değil ama bu tarzdaki belgeselin konusu tarih olur zaten herhalde, ne olacak başka.

bu tarz bildiğiniz bi' şeyler varsa paylaşır mısınız? türkçe-ingilizce olabilir. devlet mevlet fark etmez, sadece 15. yüzyıl veya öncesini anlatıyor olsun.


 
Mısır'ın 10 Büyük Keşfi diye bi belgesel 5 saat falan sürüyor baya güzel.


  • angelus  (08.01.20 21:37:03) 
Tüfek Mikrop ve Çelik.


  • japon balığı  (08.01.20 21:37:58) 
Sezar ve Augustus dönemlerini anlatan Rome adlı dizi var, izlemediysen tavsiye ederim. O zamanları anlatan film dizi pek yok dediğin için önereyim dedim sadece.

www.imdb.com
  • mesa  (08.01.20 21:57:28 ~ 21:58:07) 
[]

erasmus sorusu (bir yıllığa başvurmak ama ikinci döneme hibe çıkmaması)

koordinatör hocam bana "bir yıllık başvur" diyor, başvuruda (bu gece açılacak) tek dönem ya da iki dönem (bir yıl) şeklinde seçenek mevcutmuş sanırım. "hibe çıkar" dedi ama sadece dil sınavı tablosunda bile bizim bölümden 5-6 kişi gördüm. toplam kontenjanımız 10-11 zaten. o yüzden ikinci döneme hibe kalacağını sanmıyorum ama şansımı da denemek istiyorum. sorularım,

1) "iki dönem" seçtim diyelim. ilk dönem hibe çıktı, yaptım fakat ikinci dönem için hibe verilmeyeceği söylendi. "tmm" deyip ilk dönemi bitirdikten sonra ülkeme dönebiliyor muyum? yoksa yarıda bırakmış sayıp taş mı atıyorlar?

2) ikinci dönem hibelerine bölüm bölüm mü karar veriliyor yoksa fakülte için toplam kontenjan mı düşünülüyor? çünkü bizim bölümün 11-12 kontenjanı var, misal 9 kişi gitse, BİR İHTİMAL sadece iki kişiye daha ikinci dönem için hibe verilir diye düşünüyordum ben. öte yandan okul yakın zamanda duyuru yaptı, sadece puanı 85 üzerinde olanlara ikinci dönem hibesi verilecek dedi, o yüzden bölümle alakalı değil galiba... bilemedim. nasıl oluyor bu?

 
1. Olur.
2. Okula göre değişir bu. Standart değil.

  • eksicipic  (06.01.20 19:03:19) 
Hangi okul? Eğer Ankara ise 2 dönem ya da 1 dönem farketmez, tamamen hibe veriliyor. 2. Dönem hibe çıkmama diye bir durum yok(tu). 2 dönem hibeli olsanız dahi 2. Dönem ben sevmedim dönüyorum diyebilirsiniz ayrıca.


  • but that was just a dream  (06.01.20 19:12:06) 
ankara üniversitesi evet ama ikinci dönem hibe çıkmama durumu var sanırım hocam, çünkü her sene ilan görüyorum. iki sene önce "fazla hibe kaldı, istiyosanız başvurabilirsiniz" gibisinden bir şey vardı. bu sene de "yalnızca 85 puan üzerindekilere ikinci dönem hibesi vereceğiz" dediler. bu belki tek dönem başvuranlar için geçerlidir bilmiyorum ama her isteyene iki dönem hibe verdiklerini sanmıyorum ya, gerçek olamayacak kadar güzel bi şey bu.


  • der meister  (06.01.20 19:14:52) 
Çıkıyor. Hep çıktı. Ankara’dan tanıdığıma çıkmaz dediler, ödemesi biraz geç yapıldı ama yapıldı. Kredi doldurmayalar dahi aldı.


  • buf-e kür  (06.01.20 19:31:31) 
Bu yıl seçilecek tüm öğrenciler (bir yıllık eğitim yapan Hukuk ve Diş Hekimliği Fakülteleri hariç), azamibir yarıyıl için hibe almak üzere seçileceklerdir. Seçilen öğrencinin hibe alacağı azami süre, davet mektubunda belirtilmiş bir akademik yarıyıl ile sınırlıdır.

* Bir yıl için hibe verilmesi durumu ve hibeli uzatma taleplerine ilişkin ikinci bir duyuru, hibe imkânı olması halinde Koordinatörlüğümüzce ayrıca yapılacaktır.

***

:((( neyse ikinci dönem döneriz o zaman artık
  • der meister  (07.01.20 01:37:28) 
[]

behzat ç. 2x2 spoiler'lı soru

duyuruya tıklanmasa bile baştaki kısım okunabiliyor web versiyonunda, orayı geçmek adına yazıyorum bu cümleyi, gözü takılmasın kimsenin. heh şimdi oldu.


***spoiler***

bölümü hatırlamayanlar için: gölde terzi cesedi buldukları, hayalet'in sürekli kendi çocukluğunu hatırlayarak dalıp gittiği, boyu devrilesice şevket'in eşini aldattığı bölümden söz ediyorum.

hayalet'in babası evlerinde kimi saklıyordu ve polisler tam olarak niçin geldiler? üstüne saklandığı yerde bulup adamı dövdüler? e hadi dövdüler, o kadar önemli bir iş için arıyorlarsa neden içeri atmadılar? sanırım darbe dönemiyle ilgili bir durum bu ama ben anlayamadım tam olarak... devletin arazisine ev yaptın diyorlar, e yıktır, adamı dövmeyi biliyon? mevzu ne?

***spoiler***

ilerleyen bölümlerde net olarak açıklanıyorsa bunu söylemeniz yeterli. devamı gelmeyecekse merak ettim ama, tam olarak niye saklandı polislerden ve niye dövdüler adamcağızı?

 
Devamı gelecek şimdi tam bölümü biliyorum ama isterseniz bulurum.


  • allah yazdiysa bozsun  (04.01.20 21:31:44) 
yok hocam hiç zahmet etmeyin, teşekkür ederim. devamı geliyorsa iyi, bu bölümde pek bir şey anlamamıştım çünkü, kaçırdığım bir şey mi var diye sorayım istedim.


  • der meister  (04.01.20 21:34:23 ~ 21:34:35) 
Net olarak açıklanmıyor ama darbe döneminde işkenceler ile ilgili. Yani daha sonra bir olayda o şerefsiz polis tekrar karşısına çıkacak ama kimi neden sakladığını söylemiyorlar. Genel olarak Hayalet'in babası üzerinden solculara yönelik gözaltılar, işkenceler ve cinayetlere gönderme olacak ama o mevzu crystal clear olmuyor.


  • prole  (04.01.20 21:45:04) 
hayaletin babası solcu. hayaletin evinde direk babası saklanıyordu hatta polis çocuk hayalete baban nerede ben onun arkadaşıyım diyordu. o dönemdeki bu tip polislerin amacı solcu dövmek onu anlatan bir bölümdü zaten ilerleyen sahnelerde de başka insanları nasıl öldürdüklerini itiraf ediyor zaten.


  • dedim dedim de kime dedim  (04.01.20 21:46:52 ~ 21:47:11) 
[]

"insanı hasta eden soğuk değil" deniyor ama üşüyünce hasta oluyoruz? niye?

herkese keyifli cumartesiler duyuru ahalisi, amariga'nın bir oyununu daha bozduğum bir duyuruyu sizinle paylaşmaktan kıvanç duyuyorum.

bu konu kafamı hep kurcalıyor. benim bildiğim şu: soğuk tek başına insanı hasta etmez. hastalık için virüs, bakteri vs. lazım. öyle hava soğudu diye insan ateşi çıkıp, öksürüp de yataklara düşmez. e ama ben turp gibiyken, tank gibiyken iki saat soğuk havada yürüdüm ve terledim diye tiyatroda çimeni canlandırdığı için oyun boyunca yerde hareketsiz yapan çocuk reyiz gibi adeta ölümü bekliyorum. niye? bu virüsler soğuk havada mı bulunuyor, "ooo yarın hava -3 dereceymiş, sokağa çıkanların ağzına burnuna girelim" mi diyor? ne alaka? yazın da terleyince hasta oluyoruz mesela?

ben şöyle bir açıklama düşündüm ama ne kadar isabetli bilmiyorum: vücudumuz normal şartlarda türlü türlü dış mihrakla DEVAMLI mücadele halinde. sağlıklı bir insan vücudu bunlara karşı koyabildiği için sorun yaşamıyoruz fakat soğuk nedeniyle belki de vücut ısımızı arttırmak için daha fazla enerjiyi buraya ayırdığımızdan dolayı vücuttaki asker sayısı azalıyor, böyle olunca da virüsler, bakteriler ve türlü türlü zalımeyler kendine daha fazla hareket alanı buluyor.

yani bi' nevi biz kendi vücudumuzu ısıtmakla uğraşırken maginot hattı'nı bekleyen fransızlar gibi kalakalıyoruz; bakterisi, virüsü ise ortamı boş bulduğu için kafamıza kafamıza vuruyor daha sağlam bir şekilde.

***

doğru mu düşünmüşüm, aferin mi bana? yok yanlış düşünmüşsem, yanlış biliyorsam doğrusunu anlatır mısınız? yani normal koşullarda sağlıklı bir insan kafasına bere geçirmedi, birazcık üşüdü diye neden bi' hafta yatakta yatıyor? bize hep hastalığın "soğuktan" olmadığı öğretildi. ondan değilse niye?

 
Kısmen doğru hocam :) Soğuk havalarda kandaki savunma hücrelerinin hareketi vs azaldığı için vücut hastalıklara karşı daha savunmasız ancak asıl sebep insanların kapalı ortamlarda toplu halde bulunmalarından kaynaklanıyor. Ayrıca soğuk havalarda kapalı ortamlar yeterince havalandırılmadığı için ve yakın temas arttığı için hastalıklar artıyor


  • mey17  (04.01.20 17:10:31) 
bence soğuk enfeksiyonu çoğaltıyor. var olanı. enfeksiyon nasıl oluyor bilmiyor da dikkat edin üşütünce (özellikle ayaklar) idrarınızın rengi şeffaf olmaktan uzaklaşıyor. bilimsel araştırmam da araştırma yapma yetkim de yok da öyle oluyor bir kaç kişiden duydum.


  • for day to break  (04.01.20 18:00:18 ~ 18:01:46) 
aslinda kabaca temel mantik hasta edici patojene maruz kalma miktari/suresi

soguk havalarda kapali ortamda cam kapi acilmadigi icin hava sirkulasyonu nispeten azaliyor icerdeki patojen sayisi da artabiliyor buna uzun sure maruz kaldiginizda hasta olma ihtimaliniz artiyor diyebiliriz

ama isin daha da temelinde soguk havada nem orani azaldigi icin her nefeste solunum yollari daha fazla kuru hava/partikule maruz kaliyor diye dusunursek inflamasyon tetikleyici faktorler artiyor denilebilir

burnun arkasi ve bogaz hattinda bakteri ve virusler icin oldukca uygun ortam var bunlarin desarj edilmesi icin de kil/tuy gibi bir mikrosiliyer sistem basta sorumlu fakat dusuk kaliteli hava uzun sure partikul maruzuyeti(sigara dumani da ayni mantik) silier sistemi yer yer bloke edip desarji azalttiginda da basit soguk alginligi icin karmasik bir olaylar silsilesi basliyor ve HASTA oluyoruz

basta bagisiklik sistemi olmak uzere komplike bi yaklasim gerek cevapta kismen dogru dusunuyorsunuz.
  • konets  (04.01.20 18:24:59) 
Teknik olarak bir sey bildigim yok ama bana sacma geliyor bu arguman. Hasta eden sey dogrudan soguk degilse de sogugun tetikledigi bir takim seyler (bakteri uremesi, bagisiklik sistemi zayiflamasi falan her neyse) insani hasta ediyor. Okumuştum dsha once bununla ilgili bir saglikcinin yazisini, sogugun tetikledigi sey hasta ediyor adami. Sonuc olarak soguk hasta ediyor bir seyleri tetikleyetek. Yani soguk hasta ediyor iste dupeduz. Soguktan korunursan genelde hasta olmuyorsun, korunmadiginda da genelde hasta oluyorsun bu yuzden. Yani arguman bana sacma ve yanjltici geliyor acikcssi, sonuc olarak soguk hasta ediyor beni gunun sonunda.


  • stavro  (04.01.20 19:10:23) 
Kişisel gözlemim, sabit soğuk değil, soğuma, yani ani sıcaklık düşüşü hasta ediyor. Elimize iğne battığında anında fark edip tepki veriyoruz ama ortam sıcaklığı hızlıca düştüğünde fark etmiyor ya da önemsemiyoruz. Eve kadar idare ediyoruz veya havanın iyi göründüğü bir günde yedekte ceket vs taşımayı abartılı buluyoruz, sonra bedeli sonraki 1 hafta boyunca ödeniyor tabi.


  • mikro patlama  (04.01.20 22:10:24) 
evrim ağacı'nda anlatılmıştı. özet geçmeyeyim link vereyim buyrun; evrimagaci.org


  • asisamus  (04.01.20 23:23:19) 
  • orpheus  (05.01.20 05:01:23) 
[]

bana ingiliz dizisi önerir misiniz?

bu aralar canım o taraflardan bi' şeyler izlemek istiyor çok. sık sık the it crowd ve black books'u özlediğimi fark edip hüzünleniyorum. komedi olması şart değil ama bu iki diziyi çok sevmiştim, o yüzden bu tarzda bi' şeyler olması artı puan olur. şöyle bölümleri 20-40 dk arası, bitirmesi yıllar sürmeyecek ama bölüm sayısı çok az da olmayan, buram buram cheeky cunt kokan esaslı bir ingiliz dizisi önerir misiniz?

peep show ve peaky blinders var aklımda, onları tavsiye eder misiniz mesela? bunun dışında "dizi yok ama film var" derseniz onlar da olur ama öncelik dizi tabii.

teşekkürler.

 
coupling


  • freebird5406_2  (03.01.20 17:34:10) 
Dizi
Fleabag
Film
İ am Daniel Blake
  • Amaranta ursula  (03.01.20 17:34:52) 
misfits


  • whoosie  (03.01.20 17:35:59) 
Broadchurch
Coupling

  • kisa  (03.01.20 17:37:23) 
Peep show'u şiddetle tavsiye ederim. İzlediğin hiçbir komedi dizisine benzemez, gerçekten efsane. Hem netflix'te vardı en son. Rahat rahat izlersin.

onun dışında şöyle sağlam tertemiz bir ingiliz polisiyesi izleyeyim dersen Luther'i tavsiye ederim.
  • philiptraum  (03.01.20 17:37:44 ~ 17:37:57) 
peaky blinders tavsiye ederim.

onun dışında 2 gün önce dracula başladı. sherlock yapımcısından ona başladım. sevdim gibi ama bakalım.
  • ozdek  (03.01.20 17:38:11) 
misfits +1

gerçek bir cheeky cunt dizisi.
  • cay koy geliyorum  (03.01.20 17:40:04 ~ 17:40:27) 
fleabag cok populer. guncelden kopmamis olursun hem.


  • hot potato  (03.01.20 17:58:04 ~ 18:11:59) 
Black Mirror sevdiysen Years and Years.


  • epistemic_regress  (03.01.20 18:00:41) 
spaced


  • nothing in my way  (03.01.20 18:02:30) 
Peep show +100


  • ravenclaw  (03.01.20 18:02:59) 
Taboo. Tom Hardy oynuyor 18.yy ingilteresi.


  • burockbudarock  (03.01.20 18:11:40) 
@epistemic_regress, yok mirror değil books benim sevdiğim ama black mirror da tarz itibariyle çogacayip bir şeye benziyor, onu da izlemek istiyorum.


  • der meister  (03.01.20 18:12:42) 
after life


  • archmage mahmut  (03.01.20 18:17:02) 
office uk
gavin and stacy

  • try again fail again fail better  (03.01.20 19:01:26) 
Peaky blinders
The crown
Wanderlust(özellikle favorim)
  • astrid  (03.01.20 19:09:15) 
Skins


  • heritage  (03.01.20 19:26:03) 
downton abbey


  • redskull  (03.01.20 19:41:10) 
Spaced +1


  • kendi dugunune gitmeyen kamber  (03.01.20 19:47:06) 
Peep Show kadar underrated baska bir dizi var midir bilmiyorum. Bence sans verin.


  • pike  (03.01.20 19:51:59) 
Coupling eskidir how i met your mother gibidir

Peaky blinders guzeldir
  • basond  (03.01.20 21:12:27) 
netflixte sex education'ı sevmiştim ben. Hem aşırı güzel manzaraları olan bi yerde geçiyor. British havasını alırsın sırf o evlerin olduğu mahalle sahnelerinden bile. Mizahı, karakterleri de iyiydi. Tatlış bi dizi işte.


  • nundu  (03.01.20 22:25:39) 
  • nhk ni youkosu  (03.01.20 22:54:07) 
Chewing Gum


  • kaset  (03.01.20 23:04:46) 
skins ve misfits ergen dizileridir, yaş 20 üzeriyse sarmayabilir. couplings hatırladığım kadarıyla o kadar da iyi değildi. himym daha iyi mesela. peaky blinders'a fragmanında bayılmıştım fakat izlemeye başlayınca yarım saat tahammül edememiştim.

the it crowd ve black books seven insan için peep show biçilmiş kaftan. fleabag'e yeni başladım ben de, güzel duruyor fakat kulvar farklı sanki bahsettiğin ikisinden. peep show tek geçer hepsini. sex education'ı da keyifle izlemiştim. inbetweeners var bir de ki baya kalitelidir. dizinin ardından 3 filmlik serisi çekildi, son filmlerde cazibesi hafiften kaybolmuş olsa da keyifle izlettirir kendini.

idris elba'nın yazdığı ve oynadığı turn up charlie var. tek bir kategoriye sokmak mümkün değil fakat baya iyidir.

yukarıda saydıklarım ağırlıklı olarak komedi dizileri. drama olarak this is england var ki tadından yenmez. 2007'de film olarak çıkıyor, ardından 2010'dan itibaren this is england '86, '88, '90 şeklinde 3 sezonluk dizisi yayınlanıyor. defalarca izlemişimdir.

suç kategorisinde top boy var netflixte fakat dikkat et, iki ayrı yapım mevcut, ben izlemeye başladığımda son yayınlananı izlemiş, ilk seriyi, dolayısıyla başını kaçırmıştım ve fark ettiğimde baya pişmanlık hissetmiştim.

saydıklarımın hiç birisi pişman etmez.
  • kahverengi mont  (04.01.20 00:35:43) 
Luther/idris elba


  • suser maaslarini yapan mutemet  (04.01.20 06:41:56) 
[]

kombi ve kalorifer sorusu

aylar önce kombimizin saçmaladığından bahsetmiştim. kendiliğinden düzeldi. şimdi yine başladı. şöyle ki musluktan aşırı sıcak su geliyor fakat kombi kaçta çalışırsa çalışsın hemen 80 dereceye fırlayıp "aşırı ısındım kardo bye" diyerek kapatıyor kendini. bundan kombideki suyun aşırı ısındığını ve peteklere aktarılmadığını çıkardım.

bunun yanında petek vanaları su damlatıyor. ben sürekli açıp kapattığımız için (malum öğrenci ve fakiriz, birimiz evden çıkıyorsa kendi odasının vanasını kapatıyor mesela) çok üzerinde durmamıştım ama ev arkadaşım "ona da bakalım" diyor.

daha önceki denemelerimizde sonuç veren "üç petek birden açın, iki petek suyu dolaştırmak için yetersiz geliyor olabilir" taktiğini deneyeceğim birazdan ama uzun vadeli bir çözüm olmayacaktır çalışsa bile. sorularım,

1) sorunun ne olabileceğine dair bir fikri olan var mı? usta çağırsam ne kadara mal olur aşağı yukarı? hem yaklaşık 1.5 yıldır oturuyor olmam hem de ev sahibinin 10 liralık masrafı bile üstlenmeyecek olması nedeniyle tamamen bana kalacağını varsayıyorum masrafın, o ödemez.

2) evde tek başıma uygulayabileceğim çözümler nelerdir? kombi ateşlediğinde peteklerin her yeri güzel ısınıyor aslında... ben o yüzden hava ya da suyla uğraşmaya gerek olmaz diye düşündüm ama öte yandan vanalar su akıtıyor. neblim purjörle falan vanaya girişsem olur mu? gerçi daha önce yapmadım, tırsıyorum biraz evi su basar diye çok su gelirse. gerçi olmamış şey değil, yine bassın anasını satiyim.

 
1 ısı sensör grubu bozulmuştur. çok ısınınca da kendisini kapatır normal
2 devirdaim çalışmıyor olabilir bu da ısıyı arttırır
3 ateş ayarı sonda olabilir
4 borular ya da petekler tıkalı olabilir

sen kendin uğraşma uzman çağır.
  • turbo sadık  (02.01.20 20:45:51) 
[]

nba'ciler: indiana-philadelphia maçı 206.5 üst olur mu?

kusura bakmayın maçkolik forumuna çevirmiş gibi oldum ama böyle çarçabuk sorabileceğim daha uygun başka bir platform bilmiyorum. aslında tamamen alakasız ve komik bir sebeple yaptığım kuponum son maça kaldı. son maç da ind-phi 206.5 üstü. açıkçası sırf 3 maça tamamlamak için, pek üzerinde durmadan, mevcut şartlarda baremin nba geneli için fazlasıyla düşük olduğunu varsayarak, oranı da (1.4) önemsemeden yazdım.

ben ilk iki maçtan biri gider diye düşünüyordum ama şimdi son maça kalınca bir anda telaş sardı, "lan keşke bakıp düzgünce bi' şey seçseydim" diye... siz ne dersiniz, gelir mi? yani şu an bu lige aliağa petkim'i koysan o bile maç başına 110 ortalamayla oynarmış gibime geliyor, 206.5 çok düşük değil mi, hadi gelir deyin de sevineyim, yeni yıla heyecanlı girmek için bir sebebim olsun hehehe.


 
ilk yarı 103 üst oynadım ben. özel günlerde şova dönüştürebiliyolar özellikle maç başlarında. kısfmet...


  • inancsiz deve  (31.12.19 19:35:13) 
internette 212.5 üst demişler. Sanki gelir gibi hayli hayli 206.5 üst


  • nundu  (31.12.19 20:27:33) 
115-97. DAMADİN AMCASİNDAN FİLİPİS MARKA TELEVİZYON, ALKİSLAYİN


  • der meister  (01.01.20 01:24:38) 
[]

google'ın bana "gavatlık" önermesi? ne alaka ya?

aşağıda paylaştığım ekran görüntüsünde de görebileceğiniz üzere drive'da "yapılacaklar" adlı bir dosyam var. yine ona erişmek için adres çubuğuna "yapılacaklar" yazmaya niyetlendim ki daha önce hiç şahit olmadığım tuhaf bir biçimde google şunları saydı döktü,

prntscr.com

önce güldüm, sonra bastım eksiyi. google'da böyle bir şey aratmadım, hadi sesimi kaydediyor olsun sesli olarak böyle bir şey söylemedim, ne alaka ya?

 
espri. üstüne tıklasaydın görürdün, yerli meme'lerden bi tanesi. ünlü olduğu için otomatik olarak öneriyor.


  • diyarbakir karpuzu  (31.12.19 18:32:40) 
oyle meshur bir inci capsi var sanirim. yapilacaklar gavatlik.

bilinen biseyi aradigini dusunmus olmali.
  • la traviata  (31.12.19 18:32:40) 
@karpuz, google'da aratınca görmüştüm aslında ama internette yaşayan birisi olarak daha önce hiç rastlamadığım bir şeydi, pek komik de gelmedi işin açığı, o yüzden meşhur ve onunla ilgili olduğunu düşünmediydim hiç. önerilebilecek onca şey içinde öyle pat diye "gavatlık" çıkınca dedim ne oluyoruz sjsfjsjk


  • der meister  (31.12.19 18:36:06) 
meme o demeye geldim. açmayın memeler değil gir bak görürsün. hatta tik vereyim www.google.com


  • baldan kaymak  (31.12.19 19:33:54) 
senin duyurudan sonra ben de arattim aynisi bana da cikti

prntscr.com

uzulme
  • exlibris  (31.12.19 20:24:13) 
Bro telefonda konuşurken birine şaka yollu falan gavatlık yapma lan falan dediysen eğer, google zaten konuşmaşarı dinliyor, ordan algoritmik olarak çıkmıştır. Ama güldüm ya. :)) Google açık değilken telefon tamamen uyur moddan iken birileriyle sohbet esnasında bunu mu denemek istediniz, işte aradığınız sonuçlar diye siri Google’a çok yönlendirme yaptı. Hala da yapıyor. En son telefonda biriyle konuşurken konuştuğum cümledeki bir kelimeyi seçip google sesli arama yaptı otomatik ve telefon konuşma esnasında google’a girdi arama yaptı.


  • dakota  (01.01.20 10:40:22) 
[]

ankara'da tiyatro bileti bulmak neden imkansız? benim bilmediğim bi şey mi

var?

ta iki sene önce bölümden bir arkadaş sağolsun ayarlamıştı da öyle gidebilmiştim, sonra o ayrıldı zaten, o günden beridir tiyatroya gitmedim. daha doğrusu niyetlendim, biletlere bakayım dedim, tek bir oyunun tek bir bileti dahi olmadığını görüp vazgeçmek durumunda kaldım.

ben biletinial.com'dan bakıyorum. yanlış mı yapıyorum? bu sitede sahnelenecek oyunlar, biletlerin satışa çıkacağı tarihler de yazıyor. satışa çıktığı an hücum etmek şart mı, başka türlü olmuyor mu?

gitmek istediğim oyunları önceden işaretleyip biletler satışa çıktığı an uvelek uvelek diye atlamalı mıyım? öyle canım isteyince "dur bakayım neler varmış" deyip de bilet alamıyor muyum yani? yahu 10 gün sonraki oyunlarda bile BİR TANE boş yer yok, çok ilginç.

 
2 hafta önceden alıcan. yoksa en arkalar kalıyor genelde.


  • jelly bear  (28.12.19 22:36:17) 
dt'de 15 gun sonranin oyunlari icin bilet aciliyor. giselerde saat 10:00'da internette 10:10'da aciliyor. iyi oyunlar icin genelde 10dk icinde bilet tukeniyor. cunku insanlar gisede sira oluyor. iyi oyuna bilet icin saat 10:00dan once gisede olman lazim.


  • 1917  (28.12.19 22:36:23) 
Devlet tiyatrolarinin biletleri oyle maalesef. Her gun, on uc gun sonrasının bileti satisa cikiyor. 10 da giselerden 10u10 gece de internetten. O saatte girip almaya calisacaksin ya da gisede siraya gireceksin sabahtan. Garip ama senelerdir boyle sacma sapan ilerliyor.
Oyun gunu oyunun oldugu yerlerde tuhaf tiplerin bi dunya bileti oluyor, orda satiyor.

  • a perfect lie  (28.12.19 22:37:23) 
Ben internetten, özellikle DT için, bilet alabildiğimi hiç hatırlamıyorum hep gişeden aldım, internetten bilet alabilmek biraz mucize gibi bir şey.


  • angelus  (28.12.19 22:54:15) 
takip edeceksin o kadar. gayet de internetten iyi yerden alınıyor. en fazla 1 2 hype olmuş oyuna gişeden almak zorunda kaldım.

hatta bilet bulamayınca oyun saati gidip bilet alıp girdiğim de oldu çok. gerçi son 2 deneyişimde denk gelmedi ama..

takip et önceden al. illa gişeye gerek yok.
  • AlsterWasser  (28.12.19 23:01:38 ~ 23:04:19) 
biletin satışa çıktığı gün ve saate alarm kuruyorum. hatta beş dakika öncesine. bilgisayarı açıp, sayfaya girmek falan derken, tam zamanında girmiş oluyorum. buna rağmen ön sıralar doluyor ben tıklayıncaya kadar.

devlet tiyatroları uygun fiyata oyun izleyebileceğiniz ender yerlerden. elbette talibi çok oluyor. güzel oyun izleyecekseniz, tek yol bu.
hatta gişelerin önüne o saatte yığılıyor insanlar, internete geç düşüyor diye.
  • lovemyself  (29.12.19 01:44:56) 
Devlet tiyatrolariysa cok normal. Hep boyle. Bilmedigkn su var, satisa ciktigi an atlayacaksin. Herkes oyle yapiyor. Ozellikle sevilen oyunlar icin pusuya yatmazsan imkansiz.


  • stavro  (29.12.19 09:16:21) 
[]

aktepe stadı'na (keçiören) nasıl giderim?

cebeci, dikimevi ya da kızılay'ı başlangıç noktası olarak alabiliriz. çok fark etmez.

mümkünse dolmuş ya da otobüs kullanmak istemiyorum ama sanırım otobüse muhtacım.

kuyubaşı'nda metrodan insem ve yürüsem çok mu uzak olur? 30-40 dk yürürüm açıkçası vaktim bol, hatta daha bile güzel olur. medeniyetin başkenti keçiören'de bulunmadım daha önce sanırım, hiç bilmiyom o tarafı.

 
metro ile akm'de kecioren metrosuna aktarma yapip dutluk duraginda inince 10-20dk'ya yurursun.


  • 1917  (28.12.19 21:24:01) 
kizilay'dan kalkan aktepe otobusleri var. son durakta inin, 100 metre mesafede.

kuyubasi ve dutluk metro duragi otobus duragina gore uzak oluyor.
  • tabudeviren  (28.12.19 22:47:27) 
[]

netflix'e üye olurken yaşadığım tuhaf durum

6 yaşımdan beri çok çeşitli internet sitelerinde üyelik oluşturdum.

az önce arkadaşım "ilk bir ay beleş, açsana senden izliyim" dedi, açayım dedim tamam. üyelik oluştururken mail adresimi girdim. şifreyi yazdım, "yanlış" dedi. e-mail adresimin gerçek şifresini yazdığımda kabul etti sadece.

bu ne demek? nasıl bi şey bu? üyelik oluşturuyorum ben daha, mail adresimin şifresini nerden biliyor netflix aq? bu arada bana arkadaş link falan göndermedi, yani şifremi çalmak için onun karıştırdığı bir dalavere değil bu, ben kendim girip netflix sitesinden üyelik oluşturmayı denedim.

ben mağaradayken yeni gelişmeler mi yaşandı acaba teknolojide? üyelik oluştururken mail adresimi verdiğim bir site benim mail şifremi nereden biliyor, nasıl talep edebiliyor?

 
anlamadım. üyelik oluştururken ilk kez verdiğin yeni şifreye neden yanlış desin ki? giriş yapmıyorsunuz, kayıt yapıyorsunuz.


  • sttc  (28.12.19 20:33:32) 
bu dediğinden emin misin?


  • sevilen progressive türkücü  (28.12.19 20:36:18) 
artık çok geç, tekrar siteye girdiğimde "oturumu kapat" diyor şimdi, o yüzden emin olamıyorum önceden hesabım var mıydı diye... ama mail adresimde arattım. netflix'ten gelen tek bir mail yok. mail'lerimi silmem. eğer bu mail adresiyle netflix hesabı açmış olsaydım, bir tanecik de olsa mail gelirdi sanırım?

hesap açıyordum çünkü zaten ilk 1 ay ücretsiz olması sebebiyle şeyapacaktım, bana lazım olan oydu.ve net olarak eminim ki "şifre kurallara uygun değil, şöyle böyle yapınız" değil de "bu şifre yanlış" uyarısı verdi.
  • der meister  (28.12.19 20:42:37) 
yok girmedim, başka sebeplerle vazgeçtik, trip attı arkadaş jsfjsks. hiçbir yerde yok netflix mail'i. tuhaf.


  • der meister  (28.12.19 20:53:05) 
google hesabınla aç diye bir sistem eklemiş olabilirler mi? hangi ülkeden giriş yaptınız acaba?


  • ezkaza  (28.12.19 20:56:31) 
Aynısını yaşadım galiba. Emin değilim ama yarım yamalak ben de böyle bir olay hatırlıyorum. 1 ay önce idi sanırım.


  • Eksiduyuruhesabim  (28.12.19 20:57:05) 
@üğpo, ahaha netflix'e sor bunu yahu bana ne şeyapıyosun, gayet ayığım ve normalim ben, kamon. ama sen de haklısın, kart bilgilerini vermeden sayfayı kapattım, niye "oturumu kapat" yazdı? gerçi, belki mail-şifre ikilisini girince hesabı oluşturuyordur ama işlemi tamamlamak ve ücretsiz hakkı almak için kart bilgilerini vermen gerekiyordur, olamaz mı?

@ezkaza, öyle bir şey olabilir sanırım evet, mesaj atan bir duyurucu da bundan bahsetmişti. türkiye'den giriş yaptım.
  • der meister  (28.12.19 21:03:58) 
daha demin "oturumu kapat" yazıyordu, şimdi aynı yerde "oturum aç" yazıyor. atmış beni.


  • der meister  (28.12.19 21:36:25) 
Daha bugün üye oldum farklı şifreyle


  • Esinsin  (28.12.19 21:52:20) 
şifre yanlış demedi muhtemelen büyük küçük harf sayı vs eklenmesi gerek.
sen de dalgınlıkla mail şifreni girince bu kriterler karşılanmış oldu ve kabul etti.

  • orpheus  (29.12.19 01:04:30) 
[]

fm'de başarılı olduğunuzda maça gelen taraftar sayısı arttı mı?

ben açıkçası şu ana kadar hiçbir kariyerimde böyle keskin farklılıklar görecek ölçüde başarılı olmadım. olduysam da zaten taraftar sayısı yüksek olan kulüplerde oldum. lech poznan'ı çalıştırıyodum mesela, avrupa ligi'nde çeyrek final oynuyoruz tamam ama zaten polonya'nın en güçlü takımlarından biri bu, artıyosa 5-10 bin artıyo, normal.

ben daha ziyade "üçüncü ligde 3 bin seyirciye oynuyoduk, 10 sene sonra kulüp yeni stat yaptı, şampiyonlar ligi'nde 40 bin kişiye karşı kapalı gişe oynuyoruz" tarzı tecrübeler var mı diye merak ediyorum. alt liglerden takımları çıkarınca falan oluyo mu böyle, gören var mı?

lig kalitesi artmıyor şeklinde şikayetler görmüştüm çünkü, yani sen 10 kere şampiyonlar ligi'ni kazansan bile oynadığın lig hala gerçekteki seviyesinde kalıyor. o yüzden belki seyirci sayısı da fazla değişmiyordur diye düşündüm.

 
eskiden fm türkiye forumlarında çok uzun kariyerler olurdu, onları okurdum baya büyük zevkle. Orda bahsediyorlardı örneğin en düşük ligden alıp şampiyonlar ligi şampiyonu yaptığın bi takımın seyirci sayısının git gide arttığından. Hatta en sonunda yeni stadyum yapmak gerekince genelde senin adını veriyorlar. Bi de sen şampiyonlar ligi kazandıkça ligin reputation'u da artıyor olması lazım. Buna bağlı diğer takımlar daha iyi oyuncu alabiliyor. Lig kalitesi de artıyor yani


  • nundu  (26.12.19 00:06:53) 
Hala FM 17 oynuyorum. Genelde Almanya 4. liginden başlıyorum. 4. ligde %50 dolulukla oynarken 3. lige çıkınca %99 doluluğa ulaşıyorum. Almanya'da 2. ligde tutunana kadar tesisleşmeye ayıracak para olmadığından genelde stadyum büyütme veya yen stadyum yapmak pek mümkün olmuyor.

Bir kere Mainz'ın ikinci takımını 3. lige çıkartınca yönetim borç alıp 10 bin kişilik stadyum yapmıştı. Ligde başarım arttıkça doluluk oranı da artmıştı.

Norveç liginde oynarken (sadece 1 kere kazandım ama çoğunlukla her yıl Avrupa Ligi'ne gidiyordum) neredeyse 2 yılda bir yer yetmediğinden 3-5 bin kişilik eklemeler yapıyordum. 5. sezondan sonra ligin seviyesi arttığı için yeni TV anlaşmasıyla gelen para miktarı da artmıştı.
  • bruce mclaren  (26.12.19 01:06:03) 
[]

garip bir nezaket sorusu. mesaj atmalı mıyım? (gönül işi değil)

reddit'te norveç'in norveçlilerin dahi pek iplemediği bir futbol takımıyla ilgili bir şey yazmıştım. özetle, ben manyak bir çocukken (yaş 11-12 olmalı) bunlara mail atmıştım, "ben norveç'te top oynamak istiyorum, sizi sevdim. beni transfer edin." diye. çok şirin bir cevap vermişler ve çocuk göynümü fethetmişlerdi. o yüzden bende yeri ayrıdır, çok severim o takımı, skorlarını falan takip ederim.

ben bunu görünce oranın yerlilerinden birisi duygulanmış, ben sana atkı göndericem dedi. bu olay 15-20 gün önce falan oldu. "ama ocak'ta gönderebilirim, christmas zamanı kargolar aşırı yoğun oluyor, şimdi yapamam. sen bana hatırlatır mısın?" dedi. tamam dedim ne zaman hatırlatayım. "8-10 günde bir yazarsan iyi olur, unutmayayım" dedi.

şimdi ben adama tamam dedim ama dilenci gibi "slm kardeş bizim atkı vardı??" diye mesaj atmak da istemiyorum. öte yandan adam bunu hatırlasa belki kırılacak, "herife ta burdan atkı gönderiyoruz, zahmet edip hatırlatmada bile bulunmuyor" diyecek... ama ben de kötü hissediyorum biraz, yani bir iyilik yapmak istiyorsan yaparsın kardeşim niye benden üç kere sana hatırlatmada bulunmamı istiyorsun ki, mahcup oluyorum.

***

şimdi sinsi gibi "merry christmas kardeş, bizim atkıyı da unutma" yazayım mı? aslında şey diyorum, "olm allahın norveçlisi o kadar ince düşünmez ki. adamın içinden gelmiş, sana da kendi dedi yaz diye. yaz gitsin. asıl yazmazsan kalp kırıcı olur" ama diğer yandan işte biraz utanıyorum.

siz olsanız yazar mısınız yoksa "sry canım ben gururlu bir şahsım gönderiyosan gönderirsin göndermiyosan bana ne" deyip gider misiniz? :/

bu arada üzücü bir detay olarak ekleyeyim, adamın "olm atkıdan nolcak üç kuruşluk şey" dediği ürünün fiyatı (bana gösterdi çünkü, hangisi daha çok hoşuna gider diye sordu) 160 liraya mı ne denk geliyor. ben şimdi adama gençlerbirliği atkısı göndersem 15 liraya, vallahi atkı kendisi utanır gitmeye, uçaktan pıt diye düşer bana küfrederek :(

yanlış anlamayın lütfen, ben adamı suçluyor falan değilim, yazdıklarım biraz sert gibi görünüyor ama tam aksine inanılmaz duygulandım ve çok mutlu oldum. sadece nasıl davranacağımı bilemedim, kendi kendime gerildim, ondan dolayı böyle diyorum. yoksa adama "BU NE BİÇİM İYİLİK YAPMAK, GÖNDERİYORSAN GÖNDER!1!1!" diye çıkışacak halim yok.

 
Hem christması kutla hem de hatırlat.


  • j r r tolkien hayrani  (24.12.19 18:54:52) 
ben olsam "bana hatırlat" içerikli mail ya da mesaj neyse onu göstererek
-böyle bir durum vardı. şimdiden çok teşekkür ederim. benim için ne kadar anlamlı olduğunu tahmin edemezsiniz. iyi günler mutlu yıllar. -
şeklinde bir hatırlatma yapardım.
  • cahs  (24.12.19 18:55:53) 
Bu adamlar bu konuyu senin benim gibi düşünmüyordur düz insanlardır, 8-9 gün sonra hatırlat demesinin nedeni 8-9 gün sonra hatırlatmanı istediği içindir, bence bir sıkıntı yok hatırlatmanda.


  • angelus  (24.12.19 18:57:22) 
Avrupalılar pek ince düşünmüyor bence. Ayıp olur yaaa kavramları pek yok bu konularda


  • enis buyutucu  (24.12.19 19:42:39) 
kuzey ülkelerin insanındaki netliği çok seviyorum. ben de aşırı netim. eğer birine bana hatırlat dediysem misal, gerçekten unutma ihtimalim olduğu için hatırlat demişimdir. hatırlatınca da mutlu olurum.

bence o adam da gerçekten hatırlatmanız için öyle dedi.
  • Negombo  (24.12.19 20:02:35) 
Ben gurur yapılacak ya da sinsilik gibi algılanacak bir şey göremedim. Sorunun yarısını okurken "hah tam zamanı, hem kırismısını kutlayarak hatırlatmış olursunuz" yazacaktım, siz de zaten sonradan yazmışsınız.

Hatırlatmanızı istemesi de gayet normal. Adam muhtemelen 3-4 haftalığına tatile çıkacak.

Ben de Reddit'te FM'deki Tromso anılarımı anlatırken bir Norveçliyle tanışmıştım. Burada herkes premier lig hastasıyken senin Norveç liginde zaman harcaman çok ilginç demişti. Kendileri bile o kadar ilgili değilken dışarıdan birilerinin ilgilenmesi garip geliyordur :)
  • bruce mclaren  (24.12.19 20:07:27) 
Direk yaz bence Norveç’liler tamamen düz mantıktır öyle çakallık vs düşünmezler :)

Bende Mjøndalen IF taraftarıyım :)
  • Northern Mariner  (24.12.19 21:17:02) 
Atkımı kullanmak için çok heyecanlıyım gibi bir şey de, yabancılar böyle abartılı şeyleri kullanmayı seviyor.


  • liberal  (25.12.19 10:36:46) 
şimdi bizim için 160 liraya tekabul edebilir ama onlar için fiyatı 5 liradır belki? hatta kargo parası atkıdan fazla olacak belki? yada gönderen kişi milyon dolar kazanıyordur ne biliyorsun ki? adamın içinden gelmiş hediye edeyim demiş, fiyat karşılaştırması yapmamak lazım bence.

hatırlatma olarak da kendini hatırlat bence marry chistmass de, yada biraz daha bekle happy new year de yeterli bence gerisini hatırlar diye düşünüyorum.
  • selam  (26.12.19 08:25:54) 
bence hatırlat demesi saçma


  • bir soru sorcam  (26.12.19 08:45:03) 
12  Önceki  Sonraki »
buraya yazılanların hakları Sir Anthony Hopkins'e aittir.
yazan eden compumaster, ilgilenen eden fader
modere edenler angelus, Artibir, aychovsky, baba jo, basond, compumaster, deckard, fader, fraise, groove salad, kahvegibi, kaymaktutmayansicaksut, kibritsuyu, monstro, pandispanya, robin, ron dennis
bu sitede yazılanların hiçbiri doğru değildir. site içeriği küçükler için sakıncalı olabilir. yazılardan yazarları sorumludur. kaynak göstermeden alıntılanamaz. devlet tarafından atanmış bir kurumun internet üzerinde kimin hangi bilgiye ulaşıp ulaşamayacağına karar vermesi insan haklarına aykırıdır. web siteleri kullanıcıların istekleri doğrultusunda bağlandıkları yerlerdir. kullanıcılar isterlerse bir web sitesine bağlanmayabilirler. bu güçleri ve imkanları mevcuttur. bir kullanıcı bir siteye bağlanmak istiyorsa bu onun tercihi ve hakkıdır. bağlanmak istemiyorsa bu yine onun tercihi ve hakkıdır. halkın kendisine hizmet etmesi için görevlendirdiği kurumlar hadlerini aşıp halka neye ulaşıp ulaşmayacağını bilmeyen cahil cühela muamelesi edemezler. ebeveynlerin çocuklarını sakıncalı içeriklerden koruması için çok sayıda bedava ve ücretli yazılım mevcuttur. bu yazılımlar bir web tarayıcısını kullanmaktan daha karmaşık teknik bilgi gerektirmemektedir. devletin milletini küçük düşürmesi ve ebleh yerine koyması yasaktır. Skimlinks ile linkler üzerinden yönlendirme payı alınmaktadır.