Kader ve ahiret inancı kabullenmeye bir nebze etkili oluyor. Herkes ne olacağını bilse de kimse dillendiremiyor. Hastane-ev arası mekik dokunuyor. Her şey "Normalmiş" gibi yaşanmaya, espriler yapılıp moraller yüksek tutulmaya çalışılıyor. Görece şanslıysanız palyatif servisinde yanında olup ilgilenebiliyorsunuz. Ağlamak yasak. Kan ağlayıp içinize, dıştan gülümsüyorsunuz. Hatta şebeklikler yapıyorsunuz. Daha şanssızsanız, hastanız yoğun bakım ünitelerinde sürünüp gün be gün sönerken, siz kapılarda nöbet tutup, bazen yalvar yakar, bazen kavga dövüş, bazen hatır gönül, özel kıyafet, bone, maske giyip bir 5 dk onun o perişan halini görebiliyorsunuz. (Her iki durumu da yaşadık)
O malum haber gelince içinizde derinlerde bir yerde bir rahatlama da oluyor hatta. Ölüm de nimet. Yerine göre kurtuluş...
Ölümler de tıpkı diğer her şey gibi bu hayatın parçası. Hatta yaşınız ilerledikçe, pek hazzetmediğiniz ama benimsediğiniz eski bir komşunuz gibi oluyor ölüm. Bakıyorsunuz, hayatınız cenazelerde, taziyelerde geçer olmuş...
Hayat her zaman mutlu, neşeli, zevkli olacak diye bir kaide yok. Acılarımız ve kayıplarımız, çilelerimiz de hayatımızın bir parçası. Alışmak ve kabullenmek zorundayız. Kimi bünyeler çabuk adapte olur, survival yetileri daha gelişkindir. Ben zor adapte olan, tutunamayan taraftayım. Bu tarz durumlarda hastanın durumu neticelenene kadar dişimi sıkıp full kapasite koşturuyorum. Sonrasında şalterler iniyor. Bazen bir yıl kadar uzun süreler bile işlevsiz hale gelebiliyorum.
Böyle zamanlarda insan en çok sevgi ve koşulsuz desteğe ihtiyaç duyuyor. Kim ne derse desin, zaman ne olursa olsun, insan sosyal bir varlık. Gelip sana candan sarılıp öpen, omzunu omzuna yaslayan, kendinle kalmana izin vermeyip zorla sosyal etkinliklere dahil eden, anzısın elinde bir tencereyle yahut hediyeyle gelen, siz hastane bahçesinde kaldırımda oturup sabahı beklerken elinde dürüm, yüzünde tebessümle gelip karnını ve gönlünü doyuran, yarım ağız geçmiş olsun/başın sağolsun demeyip, acını/sıkıntını paylaşan kişiler, eş, dost, arkadaş en büyük destekçin oluyor. Bir de zaman tabii. O da büyük nimet.
Şahsi olarak, kuvvetli bir Allah inancı da bana çok faydalı oluyor ama inançlar kişisel ve mahrem mevzular. İnsana "acını hafifletmek için kuvvetli bir tanrı inancın olsun" diyemezsin. Ama rabbi ile hemhal olan bünye, dünyanın sıkıntılarını daha kolay göğüsleyebiliyor. İster afyon deyin, ister pansuman, ister cehaletin mutluluğu, ister hakikatin huzuru... Benim için böyle bir gerçek de var.
Bir de en zoru evlat acısı. Rabbim yaşatmasın.
+1