Kafam karmakarışık bu günlerde. Bu güne kadar tipik bir genç olarak önümüze çizilmiş olan, en iyi okulları kazan, en iyi işi bul, en çok parayı kazan, bir hayatın olmasa da önemli değil, vs. yolunda emin adımlarla ama asla istekli olmadan ilerliyordum. İstanbul'un en iyi kolejlerinden birinde daha s
Kafam karmakarışık bu günlerde.
Bu güne kadar tipik bir genç olarak önümüze çizilmiş olan, en iyi okulları kazan, en iyi işi bul, en çok parayı kazan, bir hayatın olmasa da önemli değil, vs. yolunda emin adımlarla ama asla istekli olmadan ilerliyordum. İstanbul'un en iyi kolejlerinden birinde daha sonra da en iyi üniversitelerinden birinde okudum. Haziranda mezunum.
Sorun şu ki geçen bir senemi Avrupa'da geçirdikten sonra gözüm daha bir açıldı, aklım başıma geldi ve ben napıyorum diyecek cesareti kendimde buldum. Bu hayata bir kere geliyoruz acaba bize çizilen yolda bu şekilde mi ilerlemeli yoksa gerçekten çok büyük bir sorumsuzluk(ki bu sorumluluklarımızı da bize dogdugumuz andan itibaren toplum vermiyor mu?) ve belki de delilik olarak gözükse de içimizden gelen şeyler mi yapılmalı. Ki konuyu biraz daha açmam gerekirse, fikir almak istedigim şu; bu düşüncelerle yola çıktım. Ki şu anda dediğim gibi okul bitiyor, ileriyi düşünerek, şimdiden işe girdim, düzenimi oturttum. Ve ben, bu değil benim istedigim diyerek yeniden yurtdışına gidip istedigim bir seyi okuma fikrine kapıldım. Yani 25 yaşından sonra yeni bir üniversite, ve gerekirse artık orada yaşamak.. Ama okumak istedigim şey bir meslekten çok bir hobi olarak yapılabilecek bir şey, bir sanat dalı diyebilirim.
Şimdi acaba benim hayatım boyunca hiçbir zaman olmadığım kadar sorumsuz olup, aileme(ki durumları da beni orada okutacak kadar iyi değil, burs arayışındayım) bu yaştan sonra böyle yük olup, bunu gerçekleştirme lüksüm var mı?
Cevap "yok tabi, saçmalama" olmalı gibi geliyor, ama başta yazdıklarıma dayanarak da,e biz bu hayata niye geliyoruz o zaman, sevmedigimiz bir işi yapmak için senelerce çalışıp didinip, sonunda bütün hayatımızı bir plaza tepesinde hayatı sadece yukarıdan seyretmek için mi geliyoruz? Kazandığımız parayı harcayacak enerjimiz kalmayana kadar çalıştırılmak mı bizim hayatımız olmalı? hiç bir eğlence olmadan, ot gibi.
Artık düşünmekten yorgun düştüm. Öyle kötü bir döngü ki bu, ne oraya ne diğer tarafa gidebiliyorum. Yazacak daha binlerce şey var ama burada daha uzatmadan, özetle derdimi anlattım galiba, sizin fikirlerinizi bekliyorum.
Ne yapıyorum, nereye gidiyorum, nasıl olmalı?...
0
clementine the tangerine (
27.11.09)
=)
hayatımızı yaşamaya otomatik başlıyoruz. ilk nefesimiz otomatik, ilk süt emişimiz otomatik, ilk yutkunmamız otomatik, ilk ağlamamız otomatik... her şeyin kendi kendine gerçekleştiği bir sistemle merhabalaşıyoruz yaşamımızın ilk dönemleri boyunca. sağolsun bizim toplumumuz da uyanışlara pek kapalı. ilkokuldan itibaren -hatta anaokulu da buna dahil olabiliyor- bu kendinden olanlardan kurtulmamız için bir şeyler yapılması gerekirken burada aksine daha da alıştırılıyor insanlar düzene. bu böyle gidiyor, ortaokul geçiyor, lise geçiyor. şanslı olanlar lisede uyanmaya başlıyor. "lan bir yanlışlık var burada" diyorlar. "ben bana gösterilen kalıplarda yol aldım bugüne kadar, ama yaşayan bir ben var" diyemiyorlar fakat hissettikleri yanlışlık bunu dedirtecek yegane duygu. şanssız olanlarımız liseyi de kurallar bütününde benliklerini bulamayarak, sorgulamayarak geçiriyor zamanını. iyi kötü bir üniversiteye giriyorlar. hayat 2. şans tanıyor. bu şansı kullananlar da kendilerini kurtarmak için adım atmaları gerektiğini anlıyorlar, şansın kapılarını çaldığından bile haberi olmayanlar devam ediyor adı yaşamak olan ama yaşarken yaşamadıkları yaşamda soluk almaya. (bir ara paragraf yapsam iyi olacak gibime geliyor, dur aklıma gelmişken yapayım)
(hah, iyi oldu bu. ne diyorduk?) üniversite de geçiyor gidiyor. şansı kendi yararına dönüştürebilenler "ben" diyebiliyor. diğerleri ise kayboluyor. 3. de senin gibi olanlar=) uyanma dönemi biraz daha gecikmişler. unutma, hiçbir şey için geç değil. önemli olan, yaşamınla ilgili dengelerin bozukluğunun farkına varmış olman, kendine değer vermen gerektiğinin farkına varmış olman. karar vermen ve o kararına sıkı sıkıya bağlanman lazım, artık geri dönüşün yok çünkü. sorguladıktan sonra, taşların yerine oturmadığını görebildikten sonra kaçıp saklanamazsın. ne istiyorsun? orada yaşamak mı? gitmenin bir yolunu bul. hayatta kalmak için hamallık yap, yerleri sil, yap işte bir şeyler. önemli olan istediğini yapman. burada kalıp rahat bir yaşam sürmenin seni mutlu etme ihtimalini düşün, hayatın boyunca kafanda o soru işaretiyle yaşamanın vereceği rahatsızlığı ve o iğrenç pişmanlığı düşün. kendi önemine değer vermemenin getireceği mutsuzluğu düşün. karar ver sonra da ne istediğine. karar verdiğinin ertesi gününde uykundan uyan, dışarı çık ve kendin için, kendi isteğin için çabala..
0
ben 22 yaşındayım.
ilkokulortaokulliseydi derken kendimi üniversitede buldum. 2. sınıfın sonunda mutsuz olduğumu farkettim. nerde mutlu olabileceğimi net biliyordum, aileme bunu açtım. "okulunu bitir ne yaparsan yap" dediler. el nihayetinde 2 sene okulla zerre alakasız ite kaka bitirdim.
ailemin karşısına geçtim,
"tiyatro okumak istiyorum" dedim. elinde mesleğin var avare misin, heyecan mı arıyosun bi 4 sene daha bakamayız sana bik bik.
tamam ben kendi kendime bakarım dedim. tiyatro sınavlara girdim bu sefer de juri sınavda "1 4 yıllık bitirmişsin ikinciyi okumak için askere gidip gelmen yoksa kayıt için askerlik tecir vermez" dedi. ona da eyvallah dedim askere kaydoldum.
12 aralıkta askerim. askere gidip gelip tekrar sınavlara gireceğim.
dmem o ki;
mutsuz olduğumu farkettiğim anda koşullarıma baktım. "ne yapıyorum ben?"
hayatının geri kalan kısmını idame ettirebilmek adına gerekli olan parayı kazanmak için bir meslek edinmeye çalışıyoruz her birimiz. fakat neden bu meslekler yapmaktan zerre haz etmediğimiz halde yapmak zorunda olduğumuz işler olsun ki? "çünkü puanım oraya yetti" yani bu hayatının geri kalanını küfrederek yapacağın bir mesleği seçmek için yeterli kriter mi?
her insan mühendis, öğretmen olmak için yaratılmamıştır bence. kaldı ki öğretmenlik veyahut mühendislik bile "tutku" olmadığı sürece başarılı bir şekilde yapılamayacak mesleklerken salt yüksek puan alındı diye tercih edilir onu da anlamam.
sen de söylemişsin, dünyaya 1 kere geliyorsun ve bu hayat senin. verdiğin kararların sonucunda bir hayatı ne annen ne baban yaşayacak. sen yaşayacaksın.
haluk bilginer, bir ropörtajında şöyle diyordu. "ben hayatım boyunca sevdiğim şeyi yaptım ve insanlar bana bunun için para ödediler, bundan daha güzel bir hayat olabilir mi?"
velhasılkelam, "koşulların kurbanı değil, hayatının mimiarı ol"
0