[]

ustalar neden calisan bulamiyor

turkiye'de, abd'de vs. ustalar (özellikle otomobil ustaları) yetistirecek eleman bulamiyoruz, calisan bulamiyoruz derler. kazanci sorunca da kazancimiz iyi falan derler hep. bu işlere neden eleman bulamiyorlar dünyada?




 
insanların büyük bir çoğunluğu masa başında yorulmadan para kazanacakları bir iş istediği için olabilir mi?


  • candide  (27.07.21 16:46:26) 
az para veriyordur


  • vanqusih  (27.07.21 17:06:50) 
Cevap çok net, asgari ücrete bankada çalışmak, üniversite okumak, 3 bin liraya plazada çalışmak bizim millete daha çekici geliyor.

Olay tamamen bu, traktör pulluğu tamir eden bütün gün kir pas içinde çalışan arkadaşım aylık net 50 bin kemiksiz kazanıyor, evleri arabaları falan saymıyorum. ( hemde büyükşehirde bile değil)

Ben büyükşehirde takılcan kadıköy'de yaşıcam, network peşinde koşçam diyen yazılımcı kardeşi 20 bin kazanıyor ve ay sonunu denk getiremiyor.
  • paramolacak  (27.07.21 17:07:20) 
eskiden çırak verme kültürü vardı bu bitti. 2.cisi fazla para kazanmadıkları için az para verip koşulsuz saygı bekliyorlar. herkes masa başı iş istiyor. kasiyerlik yaparım inşaatta çalışacağıma diyor insanlar.

bir örnek babam elektrik teknikeri. iş yeri var ancak sigorta ödeyecek ve haftalık olarak elemana verebilecek kadar kazanamıyor. eğer bu tarz ustalar asgari ücret verse çalışan bulunur ancak küçük çaplı ustalar için bu zor. emeğin karşılığı yok ülkemizde.
  • mikahakkinen  (27.07.21 17:13:04) 
Insanlar para kazanamıyor asıl olay bu. Patron kazanır, eleman kazanmaz. Öncelikle o ay çok müşteri gelmeyebilir, başka yerde aylık kazancını bilirsin. Sadece kir içinde olmak değil, güven içinde olacağını da bilirsin. AVM'de mağazada çalışmak temizdir ama oto sanayide çalışmak güvenli olmayabilir.


  • howfaristhesky  (27.07.21 18:17:49) 
Gösterişsiz iş o yüzden. Çok kazandıklarını sanmıyorum. Masrafları çıkarınca ellerinde 8-10 bin tl kalıyorsa çok iyi. Bu parayı memur oturarak alıyor


  • Gabriel  (27.07.21 18:21:19) 
kayınço zamanında sanayide forklift tamircisine girmişti.
6 ay sonra kaçarak uzaklaştı.
maaş zaten asgarinin bir tık üstü.
mesai 10 saat cumartesi dahil.
akşam yada haftasonu acil servise gidersen (bazen şehir dışı) extra mesai yok.
yemekler piyasadaki en ucuz iğrenç yemekler.
garsonluk yaparım , evde boş otururum daha iyi demişti.
  • aslindasorunumpsikolojik  (27.07.21 18:42:22) 
1- ekstrem örnekler dışında rezil çalışma şartları ve maaşlar. Evet Ford'un bilmem ne egitimlerini alıp hybrid araçları falan bilen eden adam kazanır da otosanayide arabanin yağını değiştiren oyle kazanamaz. Herkes de usta olamaz. Buna ek olarak holdingte bile ne mobingler ne haksizliklar varken bu tarz islerin durumunu düşünemiyorum. Ne mesai ne tatil ne yemekler vs. Maas asgariden bile yatabilir.

2-pis iş. Öyle dışarıdan şey gözükse de zor iş. Ailemde var ford tamircisi emekli belinde sorun var yıllarca vücut gücü ile çalışan bir meslekte olmaktan. Belli yerden sonra calismasi da zor ama masabasi adam icin cok ciddi bir sorun değil bu.

3- Türkiye'de özellikle egitimsiz, kafasi pek basmayan tipler bu işlere gidiyor ama böyle olmamasi lazım. O da ulkedeki egitim sistemi sacmaligindan. Haliyle kimse cocugunu falan göndermek istemiyor oralara.

4-gosterissiz evet. Prestiji falan yok yani.

Ekstrem örneklere gerek yok. Benim çalıştığım sektörde de ekstrem örnekler var ama geneli o maaşlar değil.
Bir de vücutla yapilan bir meslek olduğu için herhangi bir rahatsizlikta kariyerin bitebilir.
  • logisticsmanager  (27.07.21 18:54:11) 
Akrabamın sanayide yeri var. Otomatik şanzıman tamir ediyor. Çalışma saati diye bir şey yok. Türkiye'nin her yerinden müşteri geliyor. İyi de kazanıyor. Müşterinin memnun olması için işin hızlı yapılması lazım. İşi yapan kişi için de hızlı olmak önemli çünkü diğer müşterilere sıra gelmeli. Bu da günde 10, 12 saat çalışmak demek. Herkesin yapabileceği bir şey değil.


  • dissendium  (27.07.21 19:01:10) 
Ağır çalışma şartları/düşük maaşa dayanmak zor. Ancak sebat edip işi kapanlar iyi paralar kazanıyorlar. Araba tamircisi bir arkadaşım var. kalfa ikenden beri tanıyorum. Yetiştikten sonra çalıştığı yerden ayrıldı ve kendi yerini açtı. İlk başlarda benden maddi destek alırken 3-4 sene içerisinde tüm borçlarını kapattı. Sonraki 5 senede ise benim bildiğim 2 ev, 2 arsa ve işyerine giderken kullandığı bir normal, evde duran 1 lüks araba sahibi oldu.


  • faithless  (27.07.21 19:19:16) 
herşeyde olduğu gibi bir işin kazancını arz talep belirler. bu tarz ustalık diyebileceğimiz işler çok kazandırmaz genelde. çünkü öğrenmesi zor değildir. ustaların büyük bölümü onbinlerce lira kazansa daha fazla insan girer ve yine piyasa düşer. öğrenmesi zor değil çünkü. 2 yıl günde 8-10 saat bu işe ayırsan kurdu olursun. genelde nasıl oluyor? 10 yaşında ustanın yanına veriliyor çocuk. 18-20 yaşına gelince belki usta oluyor. ancak bu 8-10 yıllık sürecin yarısından fazlasında yerleri süpürüyor, ustanın basit işlerini yapıyor. %20'sinde bir şeyler öğreniyordur. o yüzden formal, düzenli bir eğitimle 2 yılda usta çıkar bir insan. birçok ustalık için geçerli bu. yani 4 yılda mühendis yetişiyor, 2 yılda tekniker. usta da buna oranla daha az kısa sürede yetişir.

çok kazanan vardır ama azınlıktadır. yani mühendislerin kazancı 5 bin -30 bin arasındadır ve %80'i 8-10 bin arasında kazanıyordur. ustaların kazancı 5 bin - 50 bin arasındadır ama %80'i 5 bin kazanıyordur. bir de her mühendis mühendislik yapmıyor. türkiye'deki işler belli. mühendisim diyenlerin kaçı gerçekten mühendislik gerektiren işlerde çalışıyor? ondan bir mühendisin maaşını kazanmıyor birçok insan. bir de ustanın yeri kendisiyse işletme sahibi oluyor. bu da avantaj. 20 bin lira kazanan maaşlı bir çalışan işinde çok iyi olması gerekirken bir işletmeci için alt sınır daha fazla olabilir.

sözlükte, beyaz yakalılar arasında şöyle bir algı olabiliyor. "keşke okul okuyacağıma küçükken meslek öğrenseydim" şeklinde yakınmalar oluyor. büyük bir yanılgı bence. ayrıca olmak isterseniz 2-3 yıl idare edecek kadar nakitiniz varsa olursunuz. hiçbir ustalık eğitimi günde 8-10 saat pratik yapmak kaydıyla 2 yıldan fazla sürmez.
  • black mamba  (27.07.21 21:40:21) 
Tamamen prestij meselesi.

Yani ben kendi ailemden de biliyorum, fazla para kazansa da beden gücüyle iş yapan insana kimse saygı duymuyor TR'de. İnsanlar da bunu istemiyor. Sokak ropörtajı da vardı böyle çocuğun biri güzel güzel anlatıyordu, AVM'de garsonluk yapmak sanayiden iyi, parası çok daha az ama kıza "sanayide çalışıyorum" diyince cevap atmıyordu, o yüzden AVM'ye geçtim falan diye.
  • plutongezegendegilmi  (27.07.21 23:09:31) 
ABD ve türkiye çok farklı sebeplere sahip.
Öncelikle dünyanın her yerinde beden işçiliği genellikle en alt seviye iş kolları olarak görülüyor. Bizdekine benzer yorumlar ABD'de de geçerli:www.quora.com

Türkiye'deki sebeplere gelelim. Çok basit bir iktisat prensibi: Bir yerde ne bolsa o ucuz olur. Türkiye'de vasıfsız işçi / genç nüfus bol. Haliyle işçi maliyetleri düşük. Yani sanayide çalışan bir adam o işin karşılığı olan parayı aldığını düşünmüyor. İlk fırsatta da başka işe geçiyor. Yani sanayide orta ölçek bir dükkanın sahibi ayda cebine 40 bin koyuyor olabilir. ama yanında çalışanlara verdiği maaş 4-5 bini geçmez. O da kıdemliyse.

Gelişmiş ülkelerde ise durum farklı. Aslında benzer bir konu burada da geçerli. Avrupa ve ABD'de teknoloji ve sanayi üretimi bolluğu var. haliyle otomobil ucuz. Bu sayede insanlar bizdeki gibi eski araçlar kullanmıyor. Almanya'da ortalama araç yaşı 8, Türkiye'de 12 mesela. Haliyle daha az tamire ve tamirciye ihtiyaç duyuluyor. Bir de adamın gelir seviyesi yüksek zaten direkt servisine gidiyor.
Bizdeki gibi serviste araç yaptırmak bir zenginlik alameti değil.

bir diğer sebep gelişmiş ülkelerde otomobil ustası sanayide değil okulda yetişir. Motor okullarında eğitim alır, iş hayatına atılır.

Son olarak gelişmiş ülkelerde bu tarz işler genelde göçmenlerin yaptığı işler. Haliyle öyle aşırı popüler bir iş olmaması normal.
  • anten  (28.07.21 01:34:39) 
[]

odtünün siralamasi neden düsük ve ne zamandir boyle

benim zamanimda odtuye girmek pek kolay degildi. yeni degil, 8-9 yil oncenin taban puanlarini gordum. cok fazla dusmus siralamalar. elektrik elektronik, bilgisayar, havacilik ve uzay eskilere yakin sayilir hala.

isletme-iktisat 10.000 ve 15.000 civari.
sosyoloji, sehir planlama falan zaten cok yuksek degildi. iyice dusmus.

issizlik sebebiyle diyecegim ama bogazici'de bu kadar bir dusus yok mesela. bir de son yillar tekrar yukseldiyse bilmiyorum ama zannetmiyorum. nerden baksan 10 yil olmus bu siralamalara düseli. simdi daha da beterdir.

sebebi nedir, bilen vardir burada. ankara falan diye mi? ne oldu da boyle oldu?

 
Kontenjan artmıştır o yüzden düşük gözüküyordur sizin seneye göre


  • kırmızıayakkabılıgargamel  (26.07.21 17:16:54) 
Bu bölümlerde iş yok. Boğaziçi bitiren etiketi kullanırım diye düşünüyor ama onlarda bu bölümlerden iş bulamıyorlar.

@Hallegadola dediği ibn haldun macbook veriyor mesela. yüksek burs ve kalacak yer veriyor. cebinden tek kuruş çıkmadan birikim yapacak şekilde okuyorsun. bunlar da etkili.
  • stephen  (26.07.21 17:20:15 ~ 17:24:02) 
biruni, ibni haldun, sabahattin zaim gibi sürekli yeni üniversitelerin açılması ve az buçuk derece yapan ilk 10 bine giren öğrenciye bile tam bursun yanında para ve bedava yurt tahsis edilmesinden devlet okullarının puanı düştü.

odtü işletme mezunu arkadaşım okul tanıtımımdayken çocuğun biri ibni haldun üniversitesi bana para veriyor siz bana ne vereceksiniz demiş.
  • Hallegadola  (26.07.21 17:20:16) 
endüstriyel tasarım için daha değişik bir durum oldu. odtü hala ilk sırada sanırım ama 15 yıl önce ilk 5binden falan alıyordu, çok az okulda vardı bölüm ve çok yüksekti puanlar. şimdi çok düştü. bölüm çok fazla üniversitede açıldı, mezun sayısı arttı ama türkiyede nitelikli iş imkanı vadetmiyor. nedeni bu olabilir. zamanında ilk 5binden tercih edip girenlerin iş konusunda yaşadıkları hayal kırıklığı etkili bence. yani işsizlik de puanları düşürmekte, tercihleri etkilemekte.
spekülasyon yaparsam, odtüde olmayan ama popülerleşen farklı alanlara kaymış olabilir yüksek puan alanlar bir ihtimal.

  • esther  (26.07.21 17:23:25 ~ 17:29:03) 
ankaranın giderek çoraklaşan yapısı.
mezunların bile memur olayım kafasına girmesi.
türki cümhuriyet, suriye vs ek kontenjanlar. diğer kontenjanların bu kitleden etkilenmesi...
hem okulda (hoca) hem kazandırılan bakış açısındaki vizyon kaybı. aynı şey bilkentte yok mesela.
  • rewlack  (26.07.21 17:25:51) 
Odtü'nün itibarı düştü biraz. Evet çok başarılı insanların hala ilk tercihlerinden, ama bunların yanında düşük puanlı bölümleri "abi odtü olsun yea" diye seçen insanlar da var. odtüden soğuttular biraz herkesi.

eskinin odtü kazananlarının eşdeğerleri şimdi burslu bilkent tercih ediyor, çünkü imkanlar da apayrı noktada.
  • aguen  (26.07.21 20:47:10) 
Kontenjanlar devamlı artış halinde, azalması gerekirken sabit bile kalmıyor artıyor.

Vakıf üniversitelerinin sayısı çok arttı. Burslu okumak mı ODTÜ'de okumak mı ikileminde burslu okumayı tercih eden insan sayısı fazla.

Bunlardan önemlisi de okul Ankara'da. Atıyorum Galatasaray Lisesi'nden, Kadıköy Anadolu'dan vs okullardan mezun olan biri ODTÜ çok büyük bir atılım yapıp inanılmaz bir okul haline gelse bile niye ODTÜ seçsin ki? İstanbul'da iyi üniversite mi yok? Türkiye'de kültürel sermayenin başkenti İstanbul iken ODTÜ'nün üniversiteye giriş sıralaması bazında 1. okul olması mümkün değil zaten.
  • evandro roncatto  (27.07.21 03:03:37) 
[]

kaç maaşlık birikimde rahat hissediyorsunuz

kaç maaşlık bir birikimi kenara koyduğunuzda kendinizi rahat hissediyorsunuz? ev değiştirme, işsiz kalma, herhangi bir dava, hastalik-sağlık için gerekebilecek masraflar, ani ortaya çıkan giderler vs. gibi çok sık yaşanmayan ama olduğunda da maddi külfeti beraberinde getirebilecek durumlarda az da olsa kendinizi güvencede hissedebilmek icin ne kadarlık bir meblağı kenara ayırırsınız veya ayırmayı dilersiniz?




 
5 ay issiz kaldigim bir donem olmustu. cok kotuydu. 6-7 aylik bir birikimim olsa iyi olur.

ancak bu birikimi asla yapamam.
  • batlegolas  (16.07.21 21:46:09) 
1 senelik kira+fatura giderlerimi karsilayacak birikime sigortam gozuyle bakardim yalniz yasiyorken.


  • in vino veritas  (16.07.21 21:51:50) 
Fransa'da yaşıyorum haliyle sosyal güvenlik ve issizlik durumundaki yardimlar farkli.
Bu sebepten kendi güvenlik fonum;
Bir aylik maas nakit günlük faizli hesapta.
Bir aylik maas yatirim fonu gibi bir hesapta, 72 saat icinde hesabıma para aktarabiliyorlar.

Cocugum olsa bu sefer bunu ikiye katlardim.

Ne kadarda rahat hissediyorum? Su an totalde 6-7 kati var ve oldukça rahat hissediyorum. Galiba 4 katindan itibaren rahat hissederdim.
  • logisticsmanager  (16.07.21 22:17:32) 
1 senelik kira ve fatura kenarda durduğu sürece rahat ediyorum


  • nahtoderfahrung  (16.07.21 22:27:54) 
1 senelik giderimi kenara attığımdan beri kafam çok rahat. Hatta biraz fazla rahat sanırım, mesai kavramını bile bıraktım kafama göre gidiyorum işe.


  • plutongezegendegilmi  (16.07.21 22:34:10) 
min 3 ay
optimum 6 ay

  • orpheus  (16.07.21 22:49:23) 
10 senelik harcama kadar birikimim yoksa rahat hissetmezdim


  • turkuaz  (17.07.21 04:53:38) 
[]

insanlar bazı bölümleri neden okuyorlar

mesela felsefe. üniversitenin is buldurma kurumu olmadiginin farkindayim ama hayatin bazi gercekleri de var. issizligi bol iibf bolumu dahi okunsa, yarin bir gün o diplomayla is hayatinda bir seyler bulabilme ihtimali daha fazla olur insanin.

ne bileyim bir bankacilik sigortacilik bolumu veya universite okumadan alinabilecek ustalik egitimi (illa sanayide usta olmaya gerek yok. cam ustasi olsun mesela) bir insanin gelecegi icin daha iyi olmaz mi?

hele ki ustalik veya saglik sektorunde yuksekokul tarzi islerle gencler cok istedikleri yurt disina cok daha rahat gidebilirler.

eger ki bu bölüm sadece ve sadece zevk almak icin (2. universite gibi) okunmuyor ise baska hangi motivasyonla okunuyor? iyi bir iki okuldaki felsefe bolumunu bitirenlerin de ik departmaninda, orada burada veya yabanci dilleri ile ithalat-ihracat departmanlarinda is buldugunu varsayalim. herhangi bir okulda bu bolumu okumanin insana para kazanabilmesi konusunda faydasi dokunabilir mi?

bu arada felsefe aklima gelen ilk ornek. bunu artirabiliriz.

 
Cogu amacsizlik veya bilincsizlikten


  • balpolen  (01.06.21 10:09:43) 
bizde üniversite araç olarak değil amaç olarak görülüyor. dünyanın en çok üniversite mezunu veren ülkelerinden biriyiz. adım başı üniversite var ve aileler çocuklarını sırf üniversite mezunu olsunlar diye üniversiteye gönderiyor. hangi bölümün okunduğu ikinci planda kalıyor. o yüzden günümüzde kariyer anlamında hiçbir karşılığı kalmamış bölümler bile rağbet görüyor ama ara kademe elemanı yetişmiyor.


  • sir gawain  (01.06.21 10:14:31 ~ 10:17:10) 
gelecek planlaması konusunda berbatız. ailelerin kıyaslama yarışı vs.


  • phonex  (01.06.21 10:21:12 ~ 10:21:24) 
Benim bi arkadaşım 4 sene aileden uzaklaşmak + koca bulmak için puanı düşük dandik bi bölüm (sosyoloji) okudu. Bu kadar net ifade edince ben de çok şaşırmıştım ama dediği gibi de oldu yani, bitirdi okulu, evlendi, evde çocuk büyütüyo şimdi. 10/10 plan. Üç aşağı beş yukarı aynı konsepti/planı anlatan başka arkadaşlar da oldu. TR yani hocam burası, neler neler var.


  • plutongezegendegilmi  (01.06.21 10:22:41) 
İnsanların başka seçeneği yok. Ya gidip avm'de tezgahtar olacak ya da gidip bir okula girecek. Şu " uni okuyacağına meslek öğren " muhabbeti de boş. Bunu diyen insan kesin orta sınıftır ve bu mesleklerden çevresi yoktur. Bu meslekleri öğrenince öyle sandığınız gibi iş bulamıyorsunuz.


  • black mamba  (01.06.21 11:23:40) 
üniversiteyi sadece daha iyi bir iş bulmak için okumuyorsan gayet okunabilir her türlü bölüm. eğer para kaygın yoksa üniversiteyi daha çok paara kazanmak için değil kendini geliştirmek için kullanabilirsin.


  • hobarey  (01.06.21 11:33:04) 
Bu bölümleri isteyerek okuyanları bir kenara bırakalım.

1. "Hele bir gireyim, yatay geçişle şuraya geçerim", "çift anadal yaparım" vb. düşüncelerle gidiliyor.

2. Boğaziçi, ODTÜ, İTÜ olsun çamurdan olsun mantığıyla gidiliyor. Hayat planını yapmamış öğrenci için çok mantıksız değil aslında. Nasıl iyi ailede yetişmiş insan biraz konuşunca anlaşılıyor, iyi okullar da bir bakış, bir birikim sağlıyor öğrencilerinin geneline. İşverenlerde de bu birikimin karşılığı var. Taşrada sigortacılık okumuş biri yerine Boğaziçi Felsefe çıkışlı biri işi alabiliyor mesela.

3. Bazı kızlar için seçe seçe iyi koca bulmak, evden uzaklaşmak, ortamlarda üniversite mezunuyum demek, kız/erkek için memuriyet hedefliyorsa dört yıllık okul bitirdiği için şef olabilmek vb. sebeplerle gidiliyor.

Bir de ustalıkla veya sağlıkçılıkla diğer meslekleri karıştırmayalım. Her mesleği herkes yapamaz, becerisi yetmez, içi kaldırmaz.
  • cosmicstring  (01.06.21 12:01:12) 
Çünkü bazı insanların "kendini kurtarması" okuduğu üniversiteye bağlı değil.

Alt/Orta sınıf için dediğiniz gibi öğrencinin okuyacağı bölümün sektörde bir karşılığı bulunması şarttır.

Ancak bazı insanlar sırf kendilerini gerçekleştirmek için okuma şansına sahip. Mesela sektörde karşılığı var diyebileceğimiz Gastronomi bölümünü okuyan, istese babası şimdiden 10 şubeli restoran açabilecek öğrenciler de mevcut. Dolayısıyla bu çocuğun "hayatını kurtarması" için gastronomi okumasına da gerek yok. Ama okuyor. Hatta en iyi bu çocuk okuyor. Zira üzerinde hayatını kurtarma baskısı ile değil, ilgi duyduğu için okuyor.

Uzun sözün kısası, esasen hayatını kurtarmak için okumak sağlıksız olan durum. Sizin dediğiniz kısma MYO'lar bakıyor olmalı ancak işsizlik oranları dolayısıyla işverenlerin arzuları şelale oldu, yüksek lisanslıdan aşağısı başvurmasın ibareleri doldu ilanlarda.
  • armagan abanuz  (01.06.21 12:22:45) 
Tercih yapan kisinin 17 yasinda oldugunu dusunursen mantikli karar almasi imkansiz zaten.

Evden uzaklasayim da sonrasina bakariz kafasiyla kaciyorlar.

Hadi felsefe falan neyse belki gercekten meraki vardir.
ben iibf okuyani hic anlamiyorum. 2 tane powerpointe baksa ogrenecegi bilgi icin 4 sene okula gidiyorlar. 10 tane ozgur demirtas tweeti okusan yetiyor iibf'nin toplam mufredati icin.
  • divit  (01.06.21 13:18:37) 
"lise mezunu" olmamak için.


  • bohr atom modeli  (01.06.21 13:40:04) 
Heykel bölümü mezunuyum. Heykel mezunu olarak bu ülkede iş bulamayacağımı biliyordum. ama yine de bu bir tutkuydu ve yine üniversiteye girsem yine heykel okurum.


  • suicides underground  (01.06.21 14:04:06) 
üniversite sana iş vermez üniversite sana bilim öğretir.

sen bunu alır bir işte kullanırsın, kullanmazsın, kitap yazarsın, çiftlik kurarsın o senin bileceğin iş.

türkiye'de meslek okulu ve üniversite karıştığı ve üniversiteler birer meslek lisesine döndüğü için bu soruları sorman normal.
  • duyurukullanıcısı  (01.06.21 14:09:16) 
sanat tarihi de böyledir mesela.

hayatı boyunca ne sanat ne de tarihine ilgisi olmamış ve okuldan sonra da olmayacak insanlar öğrenci kitlesinin %95'ini oluşturur. iyimser bir rakam verdim.

amaç @bohr atom modeli'nin dediği gibi "lise mezunu olmamak" oradan ver elini polislik sınavı, kpss ya da küçük bir azınlık için tasavvuf kültüründen bir zat isimli anadolu üniversitesinde kadro.
  • filteria  (01.06.21 14:23:03) 
[]

yurt disinda mutlu olamadigim icin vicdan azabi cekiyorum

evet dostlar, üzgün veya mutsuz degilim ama mutlu da degilim. konuyu biraz acayim.

disaridan bakinca herkesin cok yasamak isteyecegi bir sehirde ve muhitte yasayip, cogu insanin yapmayi dileyecegi bir isi yapiyorum ama hayata karsi inanilmaz nötrüm. sosyal medyada turk timeline'ina bakip insanlarin yurt disi hayallerini, isteklerini görünce veya yurt disina cikmis insanlarin mutlulugunu gorunce kendime kendime "ulan sen neden mutlu degilsin, ne buyuk sorunun var hayatta" diyorum ve kendime kiziyorum.

zamaninda okuyup calistigim yere birkac yillik turkiye arasindan sonra sirketin istegiyle geri geldim. dilini biliyorum, egitimim bu ulkeden, ortami biliyorum, tanidiklarim var ama icimde hicbir ekstra sevinc yok. turkiyede nasil yasiyorduysam ayni duygularla yasiyorum. diger insanlar gibi ne guzel iyi bir ulkede yasiyoruz diyemiyorum.

insanlarin avrupada cekilmis herhangi bir sokagin fotografina verdikleri tepkileri gorunce sasirip, insanlar senin bu hayatina ne kadar ozlem duyuyor ama sen sifir neşe ile oturuyorsun diyorum kendi kendime ve yasadigim hayata karsi nankörlük yapiyormusum gibi hissediyorum.

es dostun bir kismini turkiyeden taniyorum, bir kismi da bu ulkenin insani ama hicbir türk'e bu konuyu acamadim. nedense biraz cekindim bu konuyu konusmayi. belki onlar da benle ayni duygulari paylasiyor ama emin olamiyorum.

birkac haftadir dikkat ediyorum. is sonrasi veya hafta sonlari yaptigim aktiviteler ve bulusmalar bir gorevmis gibi gelmeye basladi. inzivaya cekilip kendi kendime evde kafa dinlemeyi istemem sanki yasadigim hayata nankorluk gibi geliyor.

evet, kazanc olarak daha iyi durumda oluyorsun. her ne kadar turkiyeden gorundugu kadar olmasa da maddi olarak rahatliyorsun. evet, sehirler guzel ve planli. evet, insanlarin hepsi olmasa da cogu daha duzgun. evet, daha huzurlu vs. fakat bunlarin hicbiri beni daha neşeli kilmadi.

gecenlerde turkiyeden yeni gelmis (sanirim okumak icin) ve bana bir konuyu danismak isteyen iki gencle tanistirdilar. nasil mutlular, nasil yuzleri guluyor anlatamam. ben de onlaro oyle gorunce mutlu oldum ama modumun onlar kadar yuksek olamamasina kizip durdum sonrasinda.

bu soruyu acma nedenim de aslinda yurt disinda en azindan bir 5 yili devirmis arkadaslarin ne hissettigini ogrenmek. ben calisan sinifa mensup bi insan olarak yine calisan kesimden, orta sinif arkadaslarin duygularini merak ediyorum.

 
10 seneye yakın okul+iş milano. şu an geri istanbul.
Şehir ülke insanı mutlu etmeye yeten şeyler olmadığı gibi mutsuzluk sebebi de değil aslında.

dünyanın en klasik sorusu bu, "sen hayatta ne yapmak istiyorsun? istediğin, sana iyi gelecek şey nedir?" cevabını ucundan yakala ve peşinden koş. her gün 7/24 mutlu olunamayacağını kabullen, kabullenmeyi kabullen ve içinde bulunduğun anda dur ve sana iyi geleni fark etmeye çalış.
her akşam yastığa kafayı koyduğumda kurduğum hayali milano'da gerçekleştiremeyeceğimi görüp istanbul'a döndüm. döndüğümün 3. senesi hayalin yarısı gerçekleşti. acelenin, telaşın, kendini yiyip bitirmenin gram faydası yok, akısına bırakıp sana iyi gelen şeyleri hatırla, hayal kur. kıstasın ayda ne kazandığın değil ayda kaliteli geçirebildiğin zaman olsun.

sıkma canını, yaşadığı yerden bağımsız insan aynı insan, senin de mutsuz olma memnun olmama hakkın var.
atalet-erteleme gelmeden sana ilham verecek beynini besleyecek bir şeyler bulmaya bak.

sevgiler
  • nwnd  (27.05.21 16:33:50) 
kendini neden seninle benzer şartlarda olmayan insanlarla karşılaştırıyorsun ki...


  • heeresgruppe  (27.05.21 16:36:39) 
Yurtdisina hic cikmadim ancak izin verirseniz cevaplamak istiyorum.

Bilgisayar muhendisiyim ve iyi bir devlet okulundan mezunum, su anda da yuksek lisansima devam ediyorum.

Etrafimdaki hemen hemen herkes yurtdisina tasindi ya da tasinma hayali kuruyor. Yurtdisi sihirli degnekmis gibi davraniyor insanlar. Giden insanlar da sanki orda en ufak bir zorluk cekmiyormus her sey muhtesemmis gibi anlatiyor ve davraniyor.

Yurtdisina gitmek bir nevi hayatin instagram versiyonu gibi. Nasil orda kimse kotu anini paylasmiyorsa gidenler de onu yapmiyor. Cok asiri minnettar olmaniz gereken dunya nimetiymis gibi davraniliyor disardan.


Ben her seyde oldugu gibi bunu da abartili buluyorum. Siz herhangi bir sahip oldugunuz sey yuzunden, millet buna gipta ediyor diye cok sukretmeliyim, %200 mutlu olmaliyim hissi yasamak zorunda degilsiniz.

Size ozenen insanlara da ozenen milyonlar var ona bakilirsa.

Olayin sehirden ziyade kendinizle ilgili oldugunu dusunmeniz gerekiyor. Kendinizi mutlu ve tatmin olmus hissedebileceginiz yollar arayin. Bu da illa spor ya da hobi ile ilgili olmak zorunda da degil. Belki bir ogrenciye burs verirsiniz belki alaninizdaki birilerine mentorluk saglarsiniz. Bambaska seyler de olabilir ama kendiniz aramali ve bulmalisiniz. Basakasinin onerdigi sizi tam anlamiyla tatmin etmez.
  • tessera  (27.05.21 16:42:37 ~ 16:44:10) 
Yurtdisina geldigim icin mutluyum da bir yerden sonra geciyor yani ne yapacagim her gün Fransa'da yasadigima dua ederek kalkacak değilim. Belli yerden sonra rutin, normal hayat olmasi kadar normal birşey yok.

Yani ben de ilk geldiğimde oha ne güzel falan oldum ama artik alistim yani. Tamam maas guzel, yeme icme kaliteli, insanlar iyi ama polyanna gibi de dolasamayiz :) 5. Seneye giriyorum bir kac aya. Her Türkiye'ye gidince geri dönesim geliyor hemen o kadar daralıyorum.
  • logisticsmanager  (27.05.21 16:51:33) 
Gecen bir yerde okumustum, "yurtidisina gidince arka fon degisiyor sadece, sen yine ayni sensin"

Not: 3 sene yurtdisinda yasadim.
  • brkylmz  (27.05.21 17:02:18) 
4 yildir almanyadayim. bende hemen hemen benzer duygular icersindeyim. vicdan azabi cekmiyorum da buraya hicbizaman ait olamayacagimdan sanki bosuna burda zamanimi harciyormusum gibi geliyor. daha yeni izinden geldim türkiyeden. sanki hep orda rahat yasabilmek icin bu zamanimi feda ediyormusum gibi geliyor.

türkiyede az paraya calistigim üzüldügüm seyler olmamis gibi sebepsiz bir özlem duygusu oluyor.
galiba tipik bir almanci olma yolunda ilerliyorum.
  • vhs kaseti  (27.05.21 17:07:46) 
Devlet okulundan koleje gecmis gibi oluyorsun, okul yine okul hergun derse giriyorsun.
Mutlu olmak zor bence.

  • divit  (27.05.21 17:10:14) 
olay biraz nerde olduğun değil kimle/kimlerle olduğunda bence. ben de iki sene atinada çok mutsuz yaşadım, sonra ankaraya taşındım çok mutlu bir sene yaşadım.


  • sipsiyah  (27.05.21 17:29:26 ~ 17:30:00) 
sikinti yasadigin hayatta veya kisiliginde degil, sikinti kendini baskasiyla karsilastirmanda. kendini degistirmene veya kafandan bir seyi silmene gerek yok. baglarini koparmana da gerek yok. kafana gore takil iste. evde durmak istiyorsan da evde dur, 'ben olsam hep gezerdim' diyen de ciksin gelsin kendisi gezsin. hem sanane baskasinin ne yaptigindan/yapacagindan, onlara ne senin ne yaptigindan?

ben de hic hazzetmiyorum turkiye'de yasayan cogu kisiyle konusmayi. resmen insani yurtdisinda yasadigi icin suclu hissettiriyolar. sanki hayat bi orda zor amk. biz burda yattigimiz yerden para kazaniyoruz sanki. evet refah duzeyi yuksek, zaten o yuzden geldik ama napayim yani benim sucum mu? kimle konussam 'oh lan kurtuldun valla, oh lan ne guzel istesen ferrari alirsin orada araba ucuz, oh valla ne guzel is hayati cok kolay' diye diye insani konusmaktan sogutuyolar. hic takmican.
  • icim urperiyor  (27.05.21 17:44:01) 
20 seneyi devirdim.

Yurtdisi luks bir restaurant gibi. Dekor super, servis harika, tabak canak masa duzeni inanilmaz. Bir yemek soyluyorsun geliyor tabak harika hazirlanmis. Sonra bir catal aliyorsun tadi bombok.

Turkiye'de esnaf lokantasi, iceri korkarak girersin bazen saga sola dokunmak istemezsin. Onune bir yemek koyarlar goruntu olarak birseye benzemez, catallar bardaklar kirlidir vs. Sonra bir tadina bakarsin soka girersin.

Uzun sure disarida yasamayanin anlayabilecegi mevzular degil bunlar. Obur taraftan ne olursa olsun cikmak isteyenleri de anliyorum. Ama ciktikdan sonra iluzyon 3-5 sene icinde dagiliyor, bu da bir gercek.
  • cooperr  (27.05.21 18:46:27) 
Maddi olarak rahatlamak, düzenli şehir evet güzel şeyler ve ilk akla gelenler de Türkiye’den kaçış furyası o kadar basit değil. Siz ne kadardır yurtdışındasınız bilmiyorum Göz göre göre her gün daha kötüye uyanmak çok yıpratıcı, gelecek kaygısı sadece maddi yönlü değil. Sorunların her zaman üstünün örtülmesi, hukuksuzluk, eskiden eğitimin, görgünün, yeteneğin getirdiği bütün avantajların yerini kaotik bir düzene bırakması... Boğulmak üzere hissediyor gençler o yüzden bu kadar büyük bir olay. Siz kendi düzeninizde bu hissiyata elbette uzaksınız o yüzden aşırı gelmesi çok doğal ama işte normal koşullarda değiliz. Aslında dediğiniz gibi sıradan bir Avrupa şehri fotoğrafına delirmek saçma.
Ha sizin haftasonu aktivitenizle bunun ne alakası olabilir? Orada durum kişisel bence. Evinizde oturun, dışarı çıkın kime ne? Bence bu mutsuzluk meselesini kendi şartlarınızda değerlendirin, cevabı yurtdışındaki çevreniz, yaşadıklarınız çerçevesinde arayın. Türkiye’nin olağanüstü şartları, bunalımı sizi yanlış yönlendirir.

  • not dark yet  (27.05.21 18:49:52) 
8-9 aydir yurtdisindayim, oncesinde istanbul'da rahatim yerindeydi. Burda da rahatim yerinde. Farkettim ki icinde olmasam bile turkiye gundemi beni etkiliyor. Artik dolar arttiginda "napicaz yau" demiyorum belki ama yine uzuluyorum. Yasama kalitesi/gelir acisindan filan belki yurtdisi daha rahat ama kopamadim ben henuz turkiyeden. Kopabilecegimi de sanmiyorum. 5 haftalik tatilimin en az 2 haftasini turkiyede geciririm herhalde bundan sonra da.


  • fakyoras  (27.05.21 19:09:10) 
ben olayin mantigini anlamadim.

yurtdisinda oldugun icin mi mutsuzsun? turkiye'de daha mi mutlu olacagini dusunuyorsun? yazdiklarindan anladigim kadariyla cevabin "hayir" - ayni hissediyorsun.

o zaman mutsuzlugunla yurtdisinda olmanin alakasi nedir onu cozemedim. hayattan tad alamiyorsun, belli ki bir cesit depresyondasin. nerede olursan ol bu problem cozulmedikce boyle hissedeceksin sonucta. butun meselenin yurtdisiyla alakasini anlamadim ozetle.

acaba "turkiye'de mutsuzum, yurtdisina gidersem mutlu olurum" diye dusunup gittin de hayal kirikligina mi ugradin? o zaman biraz daha anlasilir, ama problemin kaynagini degistirmiyor: bir cesit depresyon icindesin demek ki. bir profesyonelle gorusursen yardimci olur bence.
  • robokot  (27.05.21 19:57:53) 
Bulundunuz yerde kök salamamissiniz.

Derdiniz, anlattiginiz kadariyla bu.

Insan iliskileri ictenlikli, samimi olacak. Oylesine kurulan arkadasliklarin tabii ki sosyallesmek adina bir onemi var. Ancak samimi olacaginiz, icerisindeyken cok rahat hissedeceginiz bir sosyal cevreye ihtiyaciniz var.

Avrupa´dayim, 5 yili da devirdim.

Surekli ilerlemek, kendimi gelistirmek amaciyla gelmistim, bir dakika bile "durmaktan" inanilmaz rahatsiz oluyordum. Sonunda istedigim ulkeye gelmistim, hicbir seyi geciktiremezdim. En kucuk sorunda da demoralize oluyordum. Kendimi bu yaris psikolojisinden cikartmam zamanimi aldi.

Burada her anim mutlu mesut gecmek zorunda degil. Karsilastirma yapmiyorum, surekli karsilastirma yapmaktan yoruldum. Benimle yakin tarihlerde baska sehirlere gocen arkadaslarimda da durum bu. Biz burada bir hayat kurduk. "Türkiye´de olsam simdi nasil olurdum?" sorusu sadece ve sadece yipratici.

Yasadigim ulkenin vatandasi da oldum. Burada bir hayat kurdum. Ve bu hayattaki sorunlar sadece benimle ilgili. Yasadigim yerin firsatlarindan, islerin ve hayatin kolayligindan memnunum. Bunlar minumum, bunlar standart. Insanca yasamanin minumum gereklilikleri saglaniyor diye ben niye neseleneyim?

Türkiye ormanindan cikinca, evet, ilk sene ben de cok neseli ve enerjiktim. Survivor modundan ciktiktan sonra normale dondum. Avrupa´dan anlasilacak sey cennet degil, sadece insani standartlari saglamis yer olmali.
  • buf-e kür  (27.05.21 20:52:11) 
biraz beklentiyle alakalı bir problem var burada. ben 1 sene yaşadım daha önceden, giden, kalan ve dönen de çok arkadaşım var. yurtdışında yaşamak kendi evinde yaşamaya göre çok daha büyük ve sürprizlere açık bir challenge. zaten bu kadar çok göz önünde olmasının sebebi de bu, gidenlerin çoğu "acımadı ki" modunda "biz aşırı memnunuz, 1 liraya 10 kilo et alıyoruz" diyor ancak işin duygusal yönünde hissettikleri sakatlıkları anlatmıyorlar. dolayısıyla bir kere kesinlikle yalnız değilsin, sadece işin bu noktası konuşulmuyor. özellikle psikolojik açıdan gurbet gerçekten zor, bunun vizyonla falan da alakası yok. bunu amerikaya giden alman da yaşıyor, japonyadan avrupaya taşınan japon da. 40 milletten sadece biz bunu ayıplıyoruz, halbuki gavur homesickness diye terim bile üretmiş.

ikincisi, o uzak ülkede bir yabancı olarak kendi evini özlemen çok ama çok normal. kendine haksızlık etme kesinlikle. farklı çıkış yolları ararsın, denemeler yaparsın, ama işin sonunda ben trde 3 kuruş daha az kazanırım ama kendi çöplüğümde yaşarım dersen bu ayıplanacak bir şey değil, aksine çok normal bir şey. ben şahsen böyle düşünüyorum 1 senelik tecrübemin sonunda, ve o zamanlar kalma imkanım olduğu halde kalmadığım için de genel olarak çok memnunum, iyi ki de öyle yapmışım. her ne olursa olsun yabancılar şubesiyle uğraşmamak, kendimi anlatmak zorunda kalmamak, önyargılarla uğraşmamak, arkadaşlarına ve aileme yakın olmak, ailemden biri hasta olduğunda koşabilmek, kendi anadilimi konuşabilmek (ki 2 dili çok iyi seviyede biliyorum) bunların hepsi benim için paradan çok ama çok daha önemliydi, o yüzden mutluyum. zorlukları var evet, cool bir şey de değil, ama belki de bu iş sana göre değildir? yani öyle bi zaman gelir ki lan keşke istanbulda olsaydım da gidip çöplükte bira içseydim ama yanımda şu arkadaşım olsaydı dersin, işte o önemli bi detay. biraz makina olmak, duygusuz olmak lazım yani, fazla düşünmemek lazım.
  • roket adam  (27.05.21 21:23:02 ~ 21:27:49) 
herkes farklı. Kimi insan arkadaş ilişkilerini veya ailesini özlüyor dönüyor mesela. Mutsuzsan dönmeyi de değerlendir tabii FAKAT tek söylemek istediğim bir şey var, lütfen mümkünse oranın vatandaşlığını almaya çalış (zaten 5+ yıldır oradasın sanırım), B planın ve garantin olarak dön Türkiye'ye. Çünkü burada işler iyi gitmiyor, belediyenin verdiği Gri pasaportlarla insan kaçakçılığı falan yapılıyor öyle düşün. Ben Türk pasaportunun hiçbir değeri kalmadığını ve ileride en ufak vize için bile çok zorlanacağımızı düşünüyorum. Gitmişken elin boş dönme.

Bu arada gördüğüm çoğu arkadaşım ilk 2-3 yıl içinde çok alışıp(başta zorlanıp) sonra "ya Türkiye'de bunu nasıl yapmışız çılgınlık" moduna giriyorlar. Good for them.
  • nhk ni youkosu  (27.05.21 21:46:17) 
Merhaba,

Çok uzun süre sayılmaz ama bir yıl yurt dışında yaşayıp yaklaşık 4 ay önce geri döndüm. Kalıcı olmasam da bir yıl daha kalma imkanım vardı ama dönmeyi tercih ettim.

Benim gördüğüm kadarıyla sizin durumunuz o yurt dışına imrenip "kaçarcasına" Türkiye'den gidenler gibi değil. Yani sizin gitme motivasyonunuz muhtemelen o "Süper bir ülkeye geldik. Türkiye'den kurtulduk" diyenler kadar yüksek değilmiş. O nedenle böyle düşünmeniz oldukça normal geliyor bana. Sizinkisi iş için ülke değiştirmek gibi olmuş.

Ben de görece güzel bir ülke ve şehirde yaşadım. İşim buradakine göre oldukça hafifti. Büyük bir şehirdi ama doğası güzel, sessiz sakin bir yerdi. Ama inanın kendimi bu kadar güvensiz hissettiğim bir yer daha olmamıştı. Silahlı soygun ve ölümler çok yüksekti. Akşam hava kararmadan eve girmeye özen gösteriyordum. Markete giderken sürekli etrafı kolluyordum. Her şey mükemmel olmuyor maalesef. Bununla birlikte pandemi sebebiyle sosyal ortamım da olmadı. Ben de döndüm. Dönünce de "Biz, sen orada kalırsın artık diye düşünüyorduk." dediler hep. Öyle bir imaj var hep. Bu anlattıklarımı duysalar inanmazlar. :)
  • shatskikh  (27.05.21 21:54:52) 
Bence genel olarak hissettiklerinizin yaşadığınız ülkeyle bir alakası yok. Biraz orta yaş bunalımına girip hayatı anlamlandırma noktasında zorluk çekiyorsunuz gibi gördüm yazınızdan.

Gelişmiş ülkeler sihirli bir şekilde sizin psikolojinizi düzeltecek, size hayat sevinci verecek diye bir şey yok bana göre. Size rahat ve mutlu bir hayat yaşamanıza yardımcı olacak şeyler veriyor sadece.

Türkiye'de zaten hayatın default zorluklarına ek olarak her geçen gün oldukça kötüye giden şeyler var. Insanlar önünü göremiyorlar. Düşünün orta sınıf görülen iyi eğitimli bir kişi, kıçı kırık ikinci el bir araba alabilmek için yıllarca çalışmak zorunda kalıyor. Fazla uzatmaya gerek yok ama buna benzer bir sürü olumsuzluk var siz de biliyorsunuz zaten. O yüzden insanların size imrenmeleri, daha mutlu olduğunuzu düşünmeleri normal.
  • synthetic a priori  (28.05.21 02:24:39) 
Buna aslında kişilik ya da karakter diyoruz. Depresyonda olduğunu düşünmüyorum. Bir şeye nankörlük ettiğin de yok Neyden keyif alıyorsan ona devam.


  • velvetmorning  (28.05.21 09:15:50) 
1 ay kadar falan once bir instagram reels izledim ve jeton tam manasiyla dustu: mutluluk depresyon gibi bir uc noktadir. her zaman mutlu olamazsin, aranan duygu tatmin olmaktir (being content)..

Bunun ustune epey bir dusundum cunku hayatindan genel olarak tatmin olan bir insan olarak bu deliler gibi mutlu olma kismi beni hep zorluyordu. Boyle bir baski var uzerimizde cunku ve bu bizi oldugumuzdan farkli olmak icin zorluyor. Yani evden ise isten eve rutiniyle gayet iyi gecinen bir insanim, kalabaliklarda olmak, arka planda istemedigim muziklere maruz kalmak (ki mutlulugun tanimini yapamam ama gercek bir mutsuzluk sebebidir benim icin), small talk dedikleri nane mutlu etmiyor beni ama cizilen portre o. bunun bir gereklilik olmadigini anladim o videoyla.
  • 2oda1salon  (28.05.21 09:45:39) 
Mutlu ya da mutsuz olmanın fonla değil insanın kendisi ile alakası var. Ama mutlu/mutsuz bir insanın tr'de mi mutlu/mutuz olması daha güzeldir yoksa insan hayatına değer verilen bir yerde mi diye sorarsan 2ncisini seçerim. Tr'nin kötü yanlarını kimi kesin her gün tadıyor, kimisi her gün tv'den izliyor, kimisi ise hayatında 1-2 defa yaşıyor. Fakat herkes etkileniyor. Bu gerçekliği denklemden çıkarırsan sen senle başbaşa kalıyorsun. Mutlu olmak oradan sonra sana kalmış durumda.


  • twelfth  (28.05.21 10:30:45) 
Twelfth +1000

Soyledigi sey cok dogru. Kucuk cocuguyla yasayan bekar bir anne olarak, kendi can ve mal guvenligim icin ekstradan endiselenmek durumunda degilim. Turkiye'ye gelmemek icin en buyuk sebeplerimden birisidir bu. Erkeksiniz anlamayabilirsiniz bu durumu ama boyle bir rahatlik var.

Ekonomik olarak enflasyondu oynak fiyatlardi gecim icin endiselenmek durumunda degilim. 8. seneye giriyorum burada, tupgaz fiyatlari artmadi aksine geldigim zamankinden daha dusuk (buyuk bir rezerv bulunmustu geldigim sene onun etkisi oldu deniyor), bakliyat, sebze ve meyve yetisebilme bolluguna gore fiyati artar ve azalir. bu da 8 senedir hemen hemen ayni fiyatlarla olur. Bol zamaninda ne kadara dusecek, kit doneminde ne kadara yukselecek kafamda belli ve 8 senedir degismedi. 8 senedir degisen yeni sivi yag fiyati oldu. Oradaki artista tek yon sehir ici toplu tasima ucretine tekabul ediyor (2 lolipop parasi). Fiyatlarin artmamasina o kadar alismisim ki cok geldi bana.

bu tip artilar var

u
  • 2oda1salon  (28.05.21 12:42:43) 
[]

yurt disindakiler - ev masrafiniz

yurtta kalan, paylasimli evde kalan ve ailesiyle birlikte yasayanlari konu disi tutarak soruyorum.

eve giren gelirinizin yüzde kaçını evin kirasina, elektrigine, sicak suyuna, isitmasina, (varsa) aidatina ödüyorsunuz?

hangi sehirde, kac odali/m2lik evler?

isterseniz ev sehirde mi? banliyode mi, kirsalda mi, iyi yonlerini, kotu yönlerini de yazabilirsiniz.

 
Dublin, 3 oda, iki katli, 120m^2, ev benim ama aylik mortgage odemesi var.

Ev banliyode yeni bir sitede, genis bir bahcesi var, yeni ev oldugu icin yalitimi cok iyi. Toplu ulasima yuruyerek 5 dakika (toplu ulasimla sehir 25 dakika), sehre arabayla gidersem normalde 20 dakika (is cikisi olursa 30 dakika, sifir trafikli saatlerde olursa 15 dakika).

[Mortgage + elektrik + dogalgaz (su bedava) + internet + cep telefonlari + cop toplama parasi + guvenlik + sigorta] yaklasik gelirin %15-20'si yapiyor.
  • sertac akin  (30.04.21 10:55:04) 
İsviçre Cenevre.
36 m2 esyali bir stüdyo. Her şey dahil 1200 isviçre frangı ödüyorum. Maaşımın %25ine denk geliyor. Sadece bavulu alıp geldim.
Kiraya bütün faturalar dahil olduğu için onlar ne kadar bilmiyorum.
Ev banliyöde. Ama şehre çok uzak değil. Merkeze tramwayla inmek 20-25 dk. Ayrıca sakin ve güvenli bir alan. Burada oturmayı seviyorum o yüzden. Tek kötü yanı biraz küçük.
Kiralar çok pahalı burda ve emlak piyasası aşırı rekabetli. O yüzden küçük falan demeden severek yaşıyorum. Yine de misafir yatağım bile var.
Ayrıca bu ev sous-location dedikleri ev sahibinin kendisinin kiraladığı ve emlak şirketlerinin denklemde olmadığı bir ev. Daha büyük bir yer olmazsa artık yaşayamam dediğim noktada taşınırım ancak.

Edit: ek bilgi
  • interview with the vampire  (30.04.21 11:01:48 ~ 11:36:59) 
paris'in 30 km guneyinde bir sehirde yasiyorum.

ev kira, 1+1, 39 m2. ise yuruyerek 10 dakika uzaklikta. mutfak aletleri de dahil esyali olarak tuttum, bir tek valizimi aldim geldim. ekstradan sadece internet ve elektrik oduyorum. sicak su, soguk su, cop vergisi, aidat falan her sey kiraya dahil. maasin %30'unu veriyorum.

herhangi bir sosyal imkan eksigi yok; sinema, tiyatro, spor salonu, kocaman bir alisveris merkezi, aklina gelebilecek her turlu mekan var ama genel olarak tarihi bir albenisi olan bir sehir degil. merkeze yakin yerlerde calisan insanlarin nispeten ucuz konaklamasi icin sehrin genislemesiyle yapilasmaya gidilmis bir yer. zaten trenle paris'e 45 dakika uzaklikta. paris'te bu kiraya anca 20 metrekare bir yer bulunur herhalde.

arabam olsa biraz daha guneyde veya guneybatida gene 30-40 m2 ama mustakil bir eve tasinirdim. mustakilin alti cizili. turkiye'deyken iki katli bir evde yasardim, apartman hayati tat vermiyor artik pek.
  • chezidek  (30.04.21 11:28:34) 
Fransa'da italya/İsviçre sinirina yakin orta büyük şehir (çok spesifik olmak istemiyorum)

55m2, otoparkli, depolu 2+1 ev. 2017 yilinda ici yeni yapilmis.
720 euro kira, 90 euro da aidat+sicak su+ısınma ödüyorum. Aidata haftada bir apartman temizligi, her iki ayda bir asansor bakimi, bahce vs hepsi dahil.

Evim sehre bir iki otobus durağı mesafede. 5 dk yürüyüş mesafesinde alışveriş merkezi, cikolataci, kasap, cicekci, veteriner, firin, peynirci, bar, tekel hepsi var. Onun dışında spor salonu 10dkt yürüyüş mesafesinde ve park sorunu yok. Bu sebepten sehirden kat kat daha iyi ki en pahali yerlerden biri buralarda.
Elektrik iki ayda bir 100 euro geliyor, yesil enerji aliyoruz.
Su 11 euro.
Ev sigortasi 23 euro (ama en kapsamlisi, köpeğim televizyonu devirse onu ödüyor, tesisat/elektrik sikintisinda tesisatci/elektrikci ödüyor. Daha ucuzu da var yani)

Iyi yanlari; dedigim gibi ici cok iyi, iki yönü de acik. 2 dk yuruyus mesafesinde park var haliyle köpek için ideal.
Kötü yanlari; Türkiye'den sonra bazen balkondan bakip akan trafigi, insanları görmek istiyorum ama gece 11 oldu mu benim yaşadığım yerde olmuyor kimse. Bir de tabi öyle sehrin içi olmadığı icin böyle enteresan kafe/bar olaylari yok yakinda iki dk yuruyup bir kahve iceyim diyemezsin.
Diğer kötü yani da evler pahali, kiralariz ama almak zor olacak gibi :/

Esim calismiyor ondan tek gelir benim su an. O calissa zaten komple kenara kalirdi para.
Gelirim 2730€ net. Elektrik, su, sigorta dahil evin masrafina yüzde 33 harciyorum.
  • logisticsmanager  (30.04.21 11:35:45) 
Amsterdam, sehir merkezine bisikletle 15dk mesafede ring'in tam sinirinda oturuyorum. ev 105m2. faturalarla beraber 2000€ veriyorum. maasin yaklasik ucte biri.
apartman yeni, dairede ilk oturan biziz. o yuzden butun beyaz esyalar sifir, temiz ve guzel. evin konumu cok guzel. merkezde olmadigi icin etrafi aciklik ve parka bakiyor ama merkeze bisikletle 15dk, cevre yoluna ve diger baglanti yollarina da cok yakin. evin iki tarafinda da metro duragi var.

  • crucio  (30.04.21 11:40:08) 
berlin/charlottenburg, bati berlin merkezi diyebiliriz. 3 odali, 82 metrekare, guzel, sirin bir ev.

maasimizin 22%'si kira+faturalar. esim de calistigi icin nispeten pahali bir evi karsilayabildik. esim calismiyorken, baska bir evdeyken(daha merkezi ama cok kucuk, manzarasiz, mutfak salon bir arada), maasimin 31%'ine denk geliyordu.

3 odali bulabildigimiz en uygun fiyatli evlerden biriydi. zaten berlin'de fiyatlar cok artti son yillarda ve ayrica kopegim de oldugu icin ev bulmak zor oldu.
  • tannen  (30.04.21 11:48:50) 
londra, zone 3, 2 calisan, 1+1. kira £1375, council tax £180, diger tum faturalar £150. temmuz'da tasinicaz o year end balance neredeyse 0 olacak.

ibb.co
  • try again fail again fail better  (30.04.21 12:31:05 ~ 12:36:16) 
Londra, 1 oda, esyali, ortak kullanimli bahceli, zone 3 (merkeze 30-35dk)

Kira ve faturalara toplam 1700 pound civarinda gidiyor. Evin ici biraz eski, bir sonraki evde biraz daha yeni ev bulmaya calisiriz sanirim. Kedi oldugu icin ev bulmak bir tik zor olabiliyor
  • fakyoras  (30.04.21 12:38:32 ~ 12:39:10) 
Köln, bir yil oldu bu evi kiralayali, bu ay son ayim: 3 oda, üc katli, nadir bulunan tarihi bir ev, kücük bir terasi var, mustakil. Sanirim 65m2 civarinda, Türkiye standartlarina gore minicik, 1300 Euro. Sicak kirasi bu. 65m2 ev belki bir tik daha ucuza bulunabilir, normal daire ise.

Elektrigi ayri oduyorum. Genelde elektrik ayri odeniyor burada.

Ev sehirde. Sehrin en merkezi yerine metro ile 7 dakikada variliyor.

Kotu yani, merkez istasyona yakin olmasindan dolayi fazlasiyla kriminal olaylarin yasanmasi. Tasiniyorum zaten onumuzdeki ay. Ancak kiralar Köln´de hep boyle.

Baska bir daireye tasinacagim yakinda, o da 80m2, yeni bir binada, asansorlu (bu da nadirdir sehir merkezinde ve cok guzel muhiti) ve yine sicak kirasi 1300 civarinda.

Maasin 33%´ünden fazla ise, kiraya ciktigim apartmanin sahibi olan sirket, dairelerini kiraya vermiyor. Maasimin 33%´ünden az kisacasi.
  • buf-e kür  (30.04.21 13:20:33 ~ 13:23:14) 
Munih, 1+1, butun esyalar bize ait (mutfak dahil), 60m2, 1500 euro veriyoruz, gelirimizin %25i yaklasik olarak.
garaj dahil. yeni bina, 3 yil once yapilmis, ilk tasinan bizdik. asonsoru var.
sehrin tam merkezine 5-6 km. toplu tasima acisindan yeri cok iyi, otobus, sbahn, ubahn, tramvay hepsine 5 dk yurume mesafesindeyiz.
  • the end of time  (30.04.21 15:33:33) 
Munih, gelirim 1900 euro, ev 1200 euro 1+1imsi stüdyo, merkezde. sehir disina dogru 600-700e falan bulurum ama ben merkezde yasamak istiyorum sirf ondan. burada evlerin mimarisi bir tuhaf trdeki gibi düzenli degil, penceresiz odalar falan gördüm.
kalt/warm kira olayi var. internet falan hepsi kiranin icinde.

  • wishmaythşngs  (30.04.21 15:50:47) 
[]

nasreddin hoca'yı sevmemek

okullarda ögretilir, toplumumuzun bir degeri olarak addedilir ama ben hic hoslanmiyorum bu tarihi kisilikten.

- parayi veren dudugu calar: cocuklar altı üstü bir düdük istemiş. en başta "getiremem, param yok" vs. dese yine anlayışla karşılayacağım. ama yaptigi hareket ne? cocuklar kendilerine düdük alindigini sanip sevincle basina üsüsür, nasreddin hoca da cebinde parasi olan bir tanecik cocuga, arkadaslarinin gozu onunde dudugunu verir. diger cocuklara da laf sokmayi ihmal etmez. belki cocuklarin uzerinde ileride karsilarina cikabilecek travmalara sebep olur (örnegin saniyesinde sevincleri kursaginda kalan bu kisilerde, ilerleyen yaslarda erken bosalma sorunu meydana gelebilir).

- göle maya calmak: "ya tutarsa?" diyerek verdigi cevap anlamsiz, kendini cok akilli konustum zanneden ama ne dedigi anlasilmayan, hicbir seye de deva olmayan sacmasapan bir söz öbegi. tam bir ekşici lafı. neyi neden dediginin kendisi bile farkinda degil. ben fikradaki diger eleman olsam "laf etti bal kabağı" diyerek sonlandirirdim konusmayi.

-ipe un sermek: komsun malina zarar verdiyse çık açıkça konuş. ha bugün ha yarın diyerek insanlarin değerlli vakitlerini çalma. kimsenin senle oyun oynayacak vakti yok. önceden ödünç verdigime pişman oldum demelisin. arkadan iş cevirme, insanları geçiştirme, sinsilik... ne ararsan var bu hikayede. ileride topluma karışacak saglikli bireyler bu hikayeden mi feyz alacak yani? komik...

-kazan doğurdu: bunu konusmaya dahi gerek yok. inanilmaz bir çakallık hikayesi. fıkranin sonunda anliyoruz ki hoca uzun vadeli bir hinlik uyguluyor. ufak, ise yaramaz tencereyi komsuya kakalamış. kendisi de büyükçe bir kazana "çökmüş" amiyane tabirle. bir ilkokul cocugunun bu hikayeyi ögrenmesi hoş mu?

siz ne düsünüyorsunuz kendisi ve fıkraları hakkında?

 
bunlardan daha kotu fikralar da var da, sahan gokbakar falan gibi dusun iste. bu kadar populer olmus, "genele" hitap eden bir konsept ne kadar zeka dolu olabilir...


  • hot potato  (29.04.21 17:12:28) 
Ye kürküm ye sözünü bayağı mantıklı buluyorum.


  • dissendium  (29.04.21 17:28:00) 
nasreddin hoca bir anadolu çomarıdır.
fıkrasına gülenle de muhatabımı keserim.

  • brakgn  (29.04.21 17:34:16) 
hepsi de atasozu olmus, gunumuzde bile catir catir kullaniliyor dikkat edersen.
parayi veren dudugu calar: oyunun kurali neyse onu oynayacaksin, bos istekle, faydasiz eylemle sonuc alamazsin
gole maya calmak: elalemin isine burnunu sokmayacaksin, adam kendi halinde kimseye zarar vermeden gole maya caliyor bir sey deniyor, belki kendi capinda deney yapiyor ordan alakasiz bir tip gelmis naapiyon hoca, oyle olur mu boyle olur mu diye ahkam kesiyor, haddi olmayan olaya mudahale ediyor, hesap soruyor, mahalle baskisi yaratiyor, hoca da ya tutarsa diyor olasilik var mi var, sana laf dusmez yuzde0.01 de olsa, bir umut degil midir zaten yasamak
ipe un sermek: kimse zorla bir is yaptiramaz kimseye kibarca reddediyor karsindakini, mazeret istiyorsan al mazeret ipe un serdim diye rest cekiyor, naapsin adam kavga mi etsin her tartismada, kalp kirip kufur mu eetsin
kazan dogurdu: burda da ikiyuzluluge, olaya tek bir pencereden bakan, nalinci keseri gibi hep kendine yontan adama lafi oturtuyor
Yani woke, politik dogruculuk, duyar kasma ile gidersen bir seyler bulursun illa baskasi da baska seyler bulabilir, nerden bakmak istedigine bagli
O degil elalemin agzi torba degil ki buzesin diye bir fikra vardi efsane, hoca, cocuk ve esegi gidiyor birileri goruyor esege kimse binmemis, bunlar yuruyor salak gibi yuruyor diye elestiriyor, bu sefer cocugu esege bindiriyor, onu gorenler arkadan yasli basli adam yuruyor cocuk esege binmis diye elestiriyor, hepsi esege biniyor esegi oldurecek bu vicdansizlar diye elestiriyor falan:) Elalem ne der diye yasamayiz bu hayati, 10 yasindaki cocuk bu tespiti yapabilse bu fikra sayesinde bundan buyuk ders yoktur bu hayatta alacagi
  • neverletyougodown  (29.04.21 18:04:25) 
"örnegin saniyesinde sevincleri kursaginda kalan bu kisilerde, ilerleyen yaslarda erken bosalma sorunu meydana gelebilir."

Yazdığın yukarıdaki cümle ve yazınin geneli yüzünden bir trolluk girişimi bence ancak ben yine de cidden sormuş gibi cevap vereyim çünkü canım sıkılıyor.

Neyse, cevaba gelirsek ben mesela şu an kafamdan bir hikaye uydurup, etkisini arttırmak için de içine nasreddin hocayı yerlestirip, Nasreddin hoca fıkrası diye yayabilirim bişekilde. Başkası da yapabilir aynısını hatta yaptılar da. Şu an bildiğimiz neredeyse her fikra başkalarının hayal gücünün ürünü zaten. O fıkralardaki kişiler de fıkrayı oluşturan kişiye göre hareket eder.

Misal Nasreddin hocanın hazır cevaplılığı/laf cambazlığı en temel özellik gibi, geri kalan tüm özellikleri fıkrayı uyduran kişiye bağlı oluyor. Bir fıkrada çakal tüccar yaparsın, diğer fıkrada hayalperest imam yaparsın falan filan.

Fıkraların içeriği konusunda da @never in dediği gibi düşünüyorum. Içeriklerin hayatın aslinda toz pembe olduğu, herkesin iyilik meleği olduğu şekilde oluşması gerekmiyor. Gerçek hayat bundan farklı olduğu sürece o sekilde yapsan bile eline ne geçecek?

En bariz örneğimiz RTÜK olsun. Millet sigara bile içemiyor TV de ee böyle yaparak ne kazandı toplum? Yeni büyüyen tüm nesil yeşilayci mi oldu. Olmadı çünkü bu tür sansürler gerçek hayatı çarpıttigi için işe yaramadı. Çocuk çevresindekilerin sigara içtiğini görünce bu sefer gidip kolaylıkla tvdeki şeyin saçma olduğunu öğrenip görmezden geldi. Burada da aynı hesap, sen gidip Nasrettin hocayı her çocuğa eşit davranan ve herkese düdük dağıtan iyi kalpli biri olarak anlatsan ne olacak? Ben söyleyeyim, bunu dinleyen çocuk(bak çocuk diyorum) bu hikayeyi "çocuk masalı" şeklinde değerlendirip küçümseyip dikkate almayacak çünkü içinde yaşadığı dunyaya kıyasla içinde pek gerçeklik yok.

Eyyorlamam bu kadar.
  • j r r tolkien hayrani  (29.04.21 19:08:28 ~ 19:30:21) 
Bence biraz Nasreddin Hoca incelemesi oku. Kendin şimdi şu anda anlamsız buluyor olabilirsin ama bu halk neden bu kadar değer vermiş diye düşünüp sorgulayabilen bir kafa beklerdim senden.

Türbesinin etrafı bomboş iken sadece ayak ucunda kilitli duran demirden bir kapı bulunan bu insanın muhakkak bir sırrı, bir inceliği vardır diye düşünmeliydin. Sevmemekte özgürsün de, anlamsız, saçma vs tarzındaki yaklaşımların sana kalabilir gayet, soran olursa söylersin.
  • 1bir1bir1  (29.04.21 19:41:16) 
Ya benim lisedeki gerizekalı Türk dili hocam yüzünden sevmiyorum yoksa bir garezim yok kendisiyle. Kadın neden Mevlana tanınıyor Nasrettin Hoca daha ünlü olmalı diye her ders kafa ütülerdi.


  • Hallegadola  (29.04.21 19:43:49) 
tolkien +1 bu elbette trol soru.
trol değilse cevabı: "kardeş senin ya lise bitmemiş, ya da lise eğitimi boşa gitmiş"

ben size en sevdiğim hoca fıkrasını anlatayım: "bir gün hoca birkaç adam ile balık avlamaya gider. Denize ağ atub, hoca dahi kendini içine atmış. "Hoca neyledin" didikte: "ben kendimi baluk sandum" dimiş.
(Letaif-i Nasreddin Hoca, 19 yy. derlemesi)
  • ebabil curnatasi  (29.04.21 20:05:50) 
Başıma bir şey gelmeyecekse ben de sevmiyorum. Anlamsız geliyor. Keloğlan hikayelerinden de nefret ederdim çocukken.


  • ruhen hastayim ben  (29.04.21 20:53:22) 
Fıkraları geçersek Mevlana'nın Ahi Evren olduğuna dair güçlü emareler var ve Ahi Evren'in Moğollarla işbirliği yapan Mevlana'ya karşı direndiğine halkı örgütlediği biliniyor. Bu konuyla ilgili Mikail Bayram hocanın kitap ve köşe yazıları var.


  • eatpraylaw  (29.04.21 22:03:28) 
Nasreddin Hoca'nın olduğu düşünülen "ye kürküm ye" ve "kazan doğurdu" fıkraları aslında ona ait değil. Edebiyatçılardan okumak lazım. (bkz: saim sakaoğlu )
(bkz: ali berat alptekin)

  • oyokbuyoknevar  (29.04.21 22:17:30) 
artık çok uzaklarında olsam da bir akşehirli olarak cevaplayayım :) esasen hoca akşehir'de görevlendirilmiş bir kadı. devletin görevlisi yani. fıkraların çoğu da sonradan kendine atfedilmiş ya olmayan ya da sonradan onun üzerine kalmış olaylardan ibaret. adamın bir suçu yok yani :) zaten çoğu fıkrası yaşadığı dönemin şartlarına bile uymuyor :) kendine ait neredeyse hiç bir yazılı kaynak yok. hepsi halkın anlata anlata bu zamanlara getirdiği hikayeler. eskişehir'de doğup, konya-akşehir'de kadı görev yaptığı ve öldüğü tahmin ediliyor.

fıkralara gelince politik doğrulucuğun bu kadar popüler olmadığı yıllarda ortaya çıktığından anlayabiliyorum. fıkraların yaşam dersleri vermesi gerektiğini de düşünmüyorum. yanlış olan düşünceleri de ortaya koyabilir yani. tüketeceğimiz her içeriğin %100 doğru bir düşünceyi desteklemesi de gerekmiyor. her olayı dönemin şartlarında değerlendirmek gerekiyor. ayrıca nasreddin hoca fıkralarında hoca hiç bir zaman rol model olarak anlatılmıyor. hiç bir çocuğa "hoca mükemmel bir kişilik, onun gibi olun" mesajı verilmiyor. hocanın muzip veya pratik zekaya sahip bir insan olduğu, dezavantajlı olduğu durumlardan karşı atakla avantajlı duruma geçtiği anlatılıyor. hiç bir fıkrasında siz de "kazan doğurdu diyin kazanın çocuklar" diye bir son mesaj yoktur yani. bir fıkrası var örneğin: hoca yağmur allahın rahmetidir, o yağınca koşa koşa eve gitmeyin vs. diye bir öğüt veriyor. bir gün yağmurda hocanın koştuğunu gören adam soruyor hoca sen bize böyle böyle dedin kendin koşuyorsun diye. hoca da ben rahmet yere düşmesin diye yere düşmeden toplamaya çalışıyorum gibi bir cevap veriyor. böyle bir fıkraya dahi konu olmuş bir adamın doğruluk timsali olarak anlatılması pek olası değil anlayabileceğiniz üzere :)




bir de işin ekonomik boyutu var tabi. nasreddin hoca önemli sayılabilecek bir turistik figür. yaşadığı şehir olan akşehir ile doğduğu yer olan eskişehir'in nasreddin hoca köyü arasında geçmişte bir dava oldu örneğin. yakın tarihte sonuçlandı daha. geçmişte akşehir'in nispeten gelişmiş bir ilçe olmasını sağlayan turistik bir getiri getiriyordu nasreddin hoca türbesi ve yazın yaptığı nasreddin hoca festivalleri ama artık resmi olarak kullanamıyorlar çünkü davayı kaybettiler. benzer bir sürü de figür var zaten türk tarihinde. hacivat karagöz'de aynı şekilde saf bir kişiliğin ondan daha zeki bir karakter tarafından sürekli manipüle etmesini anlatır örneğin. hacivat'ı da karagöz'ü de severim ben hiç gocunmam :) kimsenin hayatını hacivat gibi yaşamaya özendirdiğini de düşünmüyorum. bir kişinin çakallık yapması, muzip olması, bencil olması onu sevmememiz gerektiği anlamına gelmez.
  • syozkn  (29.04.21 23:25:37) 
[]

türkiyede hanehalkının para biriktirememe sebebi

ne kadarı yoksullukla ne kadarı düzgün harcamayi bilmemekle alakalı? sadece bugünü degil son 15 yılı göz önünde bulundurarak cevaplamanızı rica edeceğim iktisat guruları.




 
Benim gördüğüm para biriktirmek diye bir şey yok. Kredi çekip ödemesini yaparsın. O senin birikmiş paran olur.


  • baal  (07.04.21 21:22:50) 
Maaşlı çalışıp ay sonunu zor getiren insanlar ne parası biriktirecek? Kenara 2-3bin lira koysa yılda 30bin lira yapıyor. Yatırım yapsa parayı ikiye katlasa yıllık 60 bin lira. Yatırımla 10bin dolar bile yapmadı.


  • synesthesia  (07.04.21 21:24:03) 
Para biriktirmek ne kadar para kazandığın ile ilgili değil alışkanlık meselesi. Para biriktirmek diyince insanların aklına direkt 2 bin 3 bin geliyor. Oysa 50,100 tl de olabilir. İstek ve ihtiyaç olayı ile ilgili bence durum. Herkes ''ulan eşek gibi çalışıyoruz bunu hak ediyorum'' diyip paraları bastıkları için alakalı alakasız şeylere durum bu oluyor


  • paramolacak  (07.04.21 21:27:31) 
Alışkanlık meselesi olması ayrı bir olay ama kendimizi kandırmayalım. Parayı bir şey almak, o parayı bir yerlerde kullanmak ve duruma göre hayat kaliteni artırmak için biriktiyorsun. Aylık 500 lira biriktiren adam bozulan cep telefonunu anca 6 ayda değiştirebiliyor. Biriktirdiğin paranın bir halta yaramadığını gördüğünde eh yeter bee diyorsun bir yerden sonra. Yoksa benim çevremde gördüğüm maaşlı çalışıp iyi kazanan insanlar gayet de birikim yapabiliyorlar. Ben bu tarz bir genelleme yapamıyorum o yüzden.

15-16 sene önce eve dolmuşla dönmek yerine her gün yürüyerek iki sene boyunca para biriktirmiş, o parayla da istediğim bir şeyi almıştım. Ama bir yaştan sonra hem sefil yaşayayım hem de para biriktirmek için uğraşayım mantığını kaldırmıyor bünye. Az kazanıp ay sonunu zor getiren insanlar için 100 lira bile önemli oluyor.
  • synesthesia  (07.04.21 21:34:46 ~ 21:41:27) 
Alım gücünün sürekli düşmesi de olabilir. Aynı parayı kenara koymak için sürekli daha az almak lazım.


  • turkce konusan uzayli  (07.04.21 21:35:07) 
her şey olması gerekenin 3 katı fiyatta olduğu için. her şey ama her şey olması gerekenin en az 3 katı. ben 10 yıldır para biriktiyorum ve hiç bir şeyim yok. hiç bir şeyi almak istemiyorum son 5 yıldır çünkü resmen kazıklanıcam alırsam.


  • ayseee  (07.04.21 21:50:37 ~ 21:51:22) 
Sadece turkiye'de degil disarida da sorun orta diregin yok edilmis olmasi, insanlarin ezici cogunlugu dar gelirli dolayisiyla birikmiyor, birikmesine izin vermiyorlar. Dunya nufusunun %95'i %5'in refah icinde yasamasi icin calisiyor. Adamlar da bu arada parayla para yapmaya devam ediyorlar.


  • cooperr  (07.04.21 21:52:51 ~ 21:53:13) 
yurt disinda enflasyon olmadigi icin insanlar pandemide gelecek korkusundan deli gibi para biriktirmeye basladi. Turkiyede ise %30 uzerinde enflasyon var. Para biriktirsen enflasyon ortaminda nakitte yakalanacaksin.Durum fena.Bu yuzden insanlar deli gibi mal almaya, zam gelmeden tuketim yapmaya calisiyor.Sonuc ortada


  • turkuaz  (07.04.21 21:58:23) 
bir çok sebebi var. bir kısmı kültürel. sanırım en önemli etkenlerden biri de paranın günbegün değerini yitirmesi.

her gün her şeye zam geliyor. ihtiyacından arttırıp da kenara koyduğunda ve ileriki zamanda almak istediğinde zamlı almış oluyorsun. bu yüzden ihtiyacı geciktirmemek karlı oluyor. bu tavır alışkanlık haline gelince de birikim yapmak zorlaşıyor.

bir kaç gün önce amazon ve hepsiburada sepetine eklediğim tam 3 ürüne yüzde yirmi ila elli arasında zam gelmiş. (uygun satan satıcıda kalmamış, o yüzden yüksek görünüyordur diye ümit ettim)

bunun yanında iktisat ve ekonomi konusunda gerçekten eğitimsisiz. medya okuryazarlığı gibi finans okuryazarlığımız da çok düşük. haliyle birikim yapamıyoruz.
  • biseysorcaktim  (07.04.21 21:58:45) 
Ikisi de. Hem fakirlik var, hem de finansal okur yazarlik, cost-benefit analizi yapma becersisi falan cok dusuk.

"düzgün harcamayi bilmemek" diyince kulturumuzde son 10 senedir f/p urunu diye bir kavram olustu, tam koyun turnusolu.
  • hot potato  (07.04.21 22:04:54) 
ekstra harcama olmadan, minimum giderlerimin tutarı gelirimden fazla. annem yardım ediyor. para biriktirmem imkansız.

bazılarının da gelirleri giderlerine ancak yetiyordur. gelirleri bir tık fazla olanlar da artırabildiklerini zaten çıkan aksiliklere harcıyorlardır.


fakiriz işte düpedüz fakiriz.
  • batlegolas  (07.04.21 22:06:58) 
mecburi harcamaları kazancına eşit olan ya da kazancından fazla olan ciddi bir güruh var evet, ama halkın %30'u olsun diyelim ki. kalan %70'in çok çok çok büyük bir kısmında kesinlikle finansal okur yazarlık yok. fakir olduğumuz halde düğün, dernek, kına, sünnet ıvır zıvır şovlara inanılmaz paralar harcıyoruz, yatırım yapma, birikim yapma, parayı katlama gibi bir kafamız kesinlikle yok diyebilirim. en azından etrafımdaki örneklerin çoğu böyle.

31 yaşındayım, aşağı yukarı tüm arkadaşlarım 22-23 yaşından beri çalışıyoruz. herkesin önceki finansal kararlarının sonuçlarını görmeye başladığı yaşlardayız yani. gerçekten 9-10 senedir çalıştığı halde kenarda 3-4 bin tl parası olan adam da var, ev araba kredisine girip en azından birikim yapan da var. yani bizimkilerde gerçekten kafa yok. burada bile her gün "babamdan şu kadar para kaldı faize yatırsam nasıl olur", benzinli değil dizel araba alsam değer mi, ev almam mantıklı mı vs diye soran bir sürü insan var, yani bi excel hesabıyla çözülecek şeyler ama seviyemiz bu denli düşük. zengin bir ülke olup har vurup harman savursak yine idare ederiz ama bu fakirlikle, bu israfla gerçekten bizim nesil 30-40 sene sonra ne olacak çok merak ediyorum. muhtemelen 70 yaşında garsonluk yapmak zorunda kalan doğu bloku insanları gibi olacağız.

yani tüm suçu ülkeye yüklemekte biraz acizlik ve kolaycılık görüyorum açıkçası. evet ülkenin ilginç dengeleri var, o dengeleri okuyup parayı ıvır zıvır şeylere basmak ya da araba kredisine girmek bir tercihtir yani.
  • roket adam  (07.04.21 22:26:43 ~ 22:33:16) 
Geçen hesaplama yaptım; şu an Avrupa'da junior müdür olarak aldığım para ile İzmir'de aynı hayatı yaşamam için (ayni tarz ev, araba, köpek masrafi, esimin calismamasi falan) 13bin lira civarı para çıktı.
Eh İzmir'de bu parayı 4 yıllık çalışan alamayacagi için ya hayat standardini dusureceksin ya da borç.

Kısacası Türkiye ucuz iş gücüne dayalı gelir farkının uçurum oldugu bir yer. Haliyle zaten çoğu kisinin kenara koyacak parası yok. Ki çok pahalanmis. Merak edip baktım geçen fiyatlara, bundan 4 sene önce 250-300 lira anca tutacak alışveriş 750 lira tutuyor.
  • logisticsmanager  (07.04.21 22:28:00) 
Reel faiz dusuklugu. Bugun alabilecegin seyi yarin alamayacaksan biriktirip napacaksin?


  • dunal  (07.04.21 22:33:37) 
ben tuketme istegine ve ondan bundan gorup "benim neyim eksik?" duygusuna bagliyorum. hicbir seyden geri kalmiyoruz.

bu gorgusuzlukleri ozellikle dugunler konusunda gorebilirsiniz. servet dokup borca girip dugun yapiyorlar : ) "bir kere evleniyorum" diyorlar, "oteki suraya gitmisti", "beriki bu kadar harcamisti"... sosyal medyanin yan etkileri iste.

bir de baska bir huy daha turedi. baskasinin cebindekini giyiminden kusamindan tahmin edemeyince onu da ayri bir asagiliyorlar. cok parasi var yemiyor diyorlar. illa herkes tuketecek ki bu da rahatlayacak.

milyar dolarlari olan adamlar sort-tshirt geziyorlar parayla bir dertleri yok.

gercekten goruyorum bazi yabancilarda: (bu dediklerim genelde belli bir yasin uzeri tabi) milyon poundlari var, ama ufak bir eve razi oluyorlar, eski model araba kullanmaya devam ediyorlar. senin ugrasmayacagin hobilerle ugrasiyorlar, kazak almak yerine oruyorlar, evde yemek hazirlayip isyerine goturuyorlar...

yani ben de dunyanin en tasarruflusu degilim ama belli basli seyleri uzun vade dusunerek aliyorum. bir telefonu mesela ben minimum 5 yil kullaniyorum. cunku ona buna gostermek icin almiyorum. yere dusurup kirmiyorum. suya bir yere dusurmuyorum... eski telefonlarim hala tertemiz kutusunda da duruyor, satmiyorum.

parasini tek cekim(gerekirse nakit) odeyebildigim halde her sene en yenisini almiyorum.

sadece biriktirme degil bu anlamda dogru durust kullanmayi da bilmedigimizden hemen her seyi eskitip bozuyoruz. ikinci el olup da gercekten temiz kullanilmis bir urune rastlamiyorum ben.

ya bilincsizce almis, ama kullanacak bir firsati olmamis yillarca kutusunda saklamis. (sonra tabi aldigi fiyata satmaya kalkiyor : )

ya da artik oldurmus ama bu sefer de "cok temiz" diyerek tutturabildigine...

cok acayip bir ortam var tuketim konusunda
  • idexo  (07.04.21 22:51:47) 
Sorun halkın para biriktirmesinde değil, biriktirdiğinin sürekli enflasyonla erimesi. Bu durumda önceden altın şimdilerde ise hem döviz hem de altın olarak biriktiriyorlar. Pandemi olduğu için de harcama için bir neden yaratamıyorlar.
Kazanç güçleri orta veya altı olduğu için de, ev, araba gibi ya da bir yurt dışı tatili gibi yatırıma harcayamıyorlar.

  • silver apple  (07.04.21 23:32:33) 
Turk halki kadar birikim yapan halk var mi acaba.

Anadoluda banka kasalarindan dolar fiskiriyor. Herkesin evinde tonla altin var.

www.ntv.com.tr

Beyaz yaka yiyor eline geceni, ona da zaten para vermiyorlar.
Buna ragmen Golf falan alarak yine de bir sekilde yarim milyonu elde etti cogu.
  • divit  (08.04.21 00:58:25) 
[]

yurt dışındaki youtuberlardan hala bir sey ögreneniniz kaldı mı

son zamanlarda gördügüm videolarin özeti:

- türkiyede orta karar bir anadolu üniversitesinin işsizlik garantili bölümünden lisans derecesini aldıktan sonra yurt dışına egitime giden arkadaşın "beyin göçü yaptım, neden yaptım" isimli, kemal sunal'ın ben buraya neden ciktim, nasil ciktim, nicin ciktim repligine benzer video basliklarini barindiran, "bakın ben nasil beyin göçüyüm öyle" videosu.

- hangi ilde oldugunu bilmedigim universitenin, muhtemelen bir milyonuncu olarak girebileceginiz bir bolumunu 6-7 yilda bitiremeyen hem yazimi hem konusmasi bozuk arkadasin, hasbelkader buldugu turk asilli sevgilisi sayesinde dil kursu amaciyla kapagi attigi ulkeden "benim bir saatlik kazancim vs turkiyedekilerin bir saatlik kazanci" temali, bugüne kadar hic kimsenin aklina gelmeyen müthis bir konuyu barindiran, insanlarin coktandir unutmus oldugu avrupali kazanci vs turk insani kazanci konusunu 1001. kez gözler önüne seren müthis bir basyapit.

- artik 3 milyonuncu kez cekilen araba fiyati, 5 saatlik calismaya aldigim x ürünü fiyati baslikli ama asil basliginin "ulan yazik size be marabalar :(" manasina gelen ve yasadigi yeri fiyatlari, alim gucu disinda hicbir yonuyle anlama, kavrama yetenegi olmayan; aslinda gittigi ulkeye de yuk olan, yalnizliktan ve ise yaramamazliktan kaynaklanan, tutunacak tek dali ulkedeki alim gucu olan arkadasin bol izlenmeli , bulunmaz hint kumasi videosu.

- hayat tecrubesinin olmamasi sebebiyle, aslinda turkler disinda kimseyle cok da derin bir munasebet yasamak zorunda kalmamis, bu sebeple de diger milletlerdeki insanlarin da isteyince/sistemin acigini bulunca ne kadar kotu olabilecegini gormemis veya baska yerlerde de cok kotu karakterli ve sadece kotu niyetli olduklari icin kotuluk yapan zalim karakterli yabanci insanlari tanimamis arkadasin "bu ulkedeki insanlar ne kadar ahlakli vs. bizim insanimiz ne kadar ahlaksiz" konusunu isledigi, gercekleri yüzümüze vuran, yalan yanlis videosu.

- on yillardir yasadigi ulkenin dilinden bihaber oldugu icin yasadigi ulkenin siyasetcilerinin bogazina kadar yolsuzluga karistigini bilmeyen, isverenlerle bazi siyasetcilerin nasil ali cengiz oyunlarina girdigini duymamis/okuyamamis ve dahasi bu yolsuzluklarin ayni baska ulkelerdeki gibi üstünün örtüldügünden habersiz kisinin "sistem dostum... sistem kötü. bak burda adalet tikir tikir ama bizde sistem oyle mi" temali, raki sofrasindan öte konusulmamasi gereken konulari video diye cekmesi.

- turkiyede yasayan biri dese duymamazliktan gelecegim ama en az 2-3 yildir yurt disinda yasamasina ragmen "avrupada enflasyon yok" temali, gittigi carsidan pazardan bihaber ciftimizin, gunluk hayatlarini nasil idame ettirebildiklerini bana sordurtan vloglari. bu arkadaslara yurt disindaki istatistik kurumlarinin enflasyon verisiyle oynamak icin nasil kirk takla attigini anlatmaya gerek yok. aldigi sebzenin meyvenin fiyatini 12-15 ay onceyle kiyaslasa gercek enflasyonu anlayacak zaten.

daha neler neler... herhangi bir konuyla ilgili basvuru bilgisi verir fakat bilgi yanlistir. kendi basina gelen iyi/kotu olayi tum ulkeye geneller, oyle anlatir. yasadigi yerin dilini bilmez; dil ogretme videosunu gectim, 25-30 yasinda gelip ogrenmeye basladigi dille ilgili telafuz videosu yayinlar vs

siz hala bu insanlardan bi sey kapabiliyor musunuz? video altlarinda gordugumu "supersin, buyuksun, muthis video, aslansin/kaplansin" yorumlarini gordukce agzim acik bakakaliyorum ekrana.

 
günde 2-3 saat youtube'da geçiriyorumdur, bu tarz elemanların birini bile izlemiyorum epeydir. eskiden mahalleye almancılar gelince anlatırlardı ya biz de ziyaaa diye dinlerdik, onun modern versiyonu maalesef. çok yüzeysel, çok sığ, gerçekten eski almancılardan farkı olmayan yorumlar var. çikolata şu kadar tl, bira bu kadar euro, falan filan. klasik almancı sendromu var yani, altta şakşakçı yorumlar da olunca elemanlar iyicene gaza geliyorlar.


  • roket adam  (31.03.21 20:09:49) 
bazılarına katılıyorum bazılarını anlamadım.

böyle insanlar, daha doğrusu her türlü insan bazılarımızın çevresinde vardı ama internet yoktu. şimdi o da olunca herkes işte ne popülerse paylaşıyor bir şeyler bu sefer herkese ulaşıyor

şahsen ben izlemiyorum. eskiden denk geldiğim kaliteli bir içerik varsa bakardım da artık pek yok. bu tarz videoları izleyen insanlar sanırım daha yaşı küçük insanlar ya da bu ne diyor diye meraktan bi bakıp geçen insanlar.

yalnız bir şeyi anlamadım. mesela almanya ya da euro böglesinde enflasyon oranlarını nasıl manipüle edildiğini cidden merak ettim örnekler misiniz?
  • AlsterWasser  (31.03.21 20:13:08 ~ 20:13:49) 
en sevdiğim site youtube ve bir kez bile bu söylediğin videoları izlemedim ve denk gelmedi.


  • dafuq  (31.03.21 20:13:19) 
hahaha çok güzel bir duyuru olmuş, eline sağlık. bu elemanlar ilk türemeye başladığında kendimi motive edebilmek için arada bakardım da sonra bıraktım. yurtdışına giden türklerin çektiği her videoya önyargıyla yaklaşıyorum artık. hayat ucuz, et alabiliyolar, biz çok kötü yaşıyoruz... tamam. öğrendik o kadarını. gerisi? yok.

ha gerisi olsa da izlemem zaten artık, burada üç kuruş paraya şeriatçıların içinde yaşarken almanya'da yaşayan insanların videosunu izleyip boş boş hayallenmeye gerek yok. insanı üzmekten, kötü hissettirmekten başka bir işe yaramıyor. almanya'da iki aylık gelirimle araba alabileceğimi öğrensem ne değişecek mesela benim için? sadece üzüleceğim. o yüzden bakmıyorum artık hiç.
  • der meister  (31.03.21 20:17:36) 
izlemeyin iste, surekli izliyorsunuz ki hep bu tarz oneriler geliyor karsiniza cikiyor, basin dislike'i gecin. Enes baturun videosu altinda da cok iyi yorumlar vardir ya da varos saka sosyal deney videosu ceken ergenlerin video alti da kayniyordu. Yurt disinda toz pembe bir hayat yok bir kere, gercek gocmen tutunma mucadelesi veriyor dilinden, kuralina, trafigine, ozlemine, kendini kabul ettirmeSI, entegrasyonu bir suru sorunu vardir, orda dogup buyuyenler ayri onlarin rahat bir hayati var. Gitsin hayatini yasasin madem yurt disinda, ciddi ciddi video cekip youtube kanali acan, Turkiye soyle Turkiye boyle diyen kisi bos insandir zaten.


  • neck_and_neck  (31.03.21 20:19:45 ~ 20:20:51) 
bahsettiğin videoların tamamı yurt dışı ve göç içerikli videolar anladığım kadarıyla.
herkes buradan bir parça bilgi kaparım kafasıyla seyretmek zorunda değil. göç psikolojisi çok başka. insanlar sadece empati yapmak için, bi parça destek bulmak için seyrediyor olabilirler. sizin yaptığınız değerlendirmeyi başkaları da yapıyor ve yapmalarına rağmen seyrediyor olabilirler.

bir de bakışın çok modernist. insanlar sırf para kazanmak için bu başlıkları bu içeriklerle açıyor da olabilir. sadece dertleşmek için dilleri döndüğünce anlatıyor olabilirler. herkes istediğini yapsın, siz izlemeyin???
ayrıca çok seyrediliyor ki yapılıyor, seyredenlerin daha doğrusu bu ilginin neden kaynaklandığını fark etmiyor olabilirsin. tv dizilerini de oturup 3 saat seyreden milyonlar var. toplum bu demekki. biz kitlelere yabancılaşıyor olabilir miyiz?
  • rewlack  (31.03.21 20:26:06) 
hahah hepsi aynı şeyi çekiyor orası öyle. Ben izlemiyorum sadece kendim de Kanada planı yaptığımdan birkaçını izledim zamanında.

Ben gidip Türkçe video çekmelerini çok saçma buluyorum (ben açsam İngilizce kanal açıp yabancı komünite ile muhabbet kurmaya çalışırım, para kazanacaksan parayı da dolar olarak kazanmalısın Türkiye'den gelen reklamla ne olacak ki) fakat sonra şeyi düşündüm, bunlar orada arkadaş da edinemiyorlar. Aslında yalnızlığın verdiği bir şey o kanallar. Bir yandan anadillerinde sosyalleşip bir yandan kısmi hava atıyorlar işte.

İzleyeni varsa bize bişey düşmez ama. Yapsınlar. Gerçekten diğer insanlara yardımcı olmak istiyor da olabilirler. Ama ben yine de Türkiye'den gidip Türklerle muhatap olmanın mantığını anlayamayacağım :D çünkü eminim yorumlarda "nasıl giderim" diye full yol haritası isteyen vardır.
  • nhk ni youkosu  (31.03.21 20:31:16) 
bir de bu insanlar giderken yani 5-10 yıl önce hatta 2-3 yıl önce bile böyle mecralar çok azdı. sırf bu nedenle bile ben gidince bunun kaynaklarını oluşturucam demiş bile olabilirler. bunu da hatırlayalım.


  • rewlack  (31.03.21 20:33:45) 
www.youtube.com

sunu kapmaktayim su anda.
  • camussar  (31.03.21 20:41:40) 
Cok tukettigimden midir nedir bilmiyorum ama belki de arada cikan anketlerini doldurdugum icin isime yarayacak videolar sunuyor. Bu bahsettiklerinizden farkli seyler izliyorum. Bazen konu basligi ayni olabiliyor ama anlatan kişinin doyuruculuğu ile de alakalı bir durum.


  • evimin paspasi  (31.03.21 21:05:01) 
Daha çok katıldığım bir duyuru olmamıştı. Ben de yıldım harbiden amk. Bunları yapanlar bir de trde gerçekten berbat ünilerde okuyan, avrupaya gidince bi bok olduğunu sananlar.

Geçen polonyada okuyan bir kızın videosunu izlemiştim. Polonyada okuyan arkadaşlar zaten trde barajı geçemeyenler. Kız öyle bi anlatmış ki sanırsın türkiye çok büyük bi değeri kaybetti ve polonya gerçekten süper bir ülke. Bunlara da gitmeyen, yaşamayan inanıyor sadece bence. Ki zaten üni öğrencilerinin bile tamamını toplasan yüzde 1-2yi geçmez bunu tecrübe edenler.
  • mg3929  (31.03.21 22:21:12) 
bu tip boş içerikleri alıcısı çok malesef. bu durum dizilerde sürekli yalıların, malikanelerin ve süper lüks araçların kullanılması ile aynı güdü var. erişemediği şeylerin etkisinden kurtulamıyor insanlar.

kısa yoldan para yapmak isteyen çöp içerik üreticilerinin de hedef kitlesi direk bu kitle zaten. arkadaşlar yazmış ama tekrar yazmamak elde değil, devamlı olarak; et, market, araba
fiyatları dışında yok uber,lift kaç para kazandım gibi saçma salak videolar hepsi.
  • ada meltemi  (01.04.21 01:33:11) 
Cogu iyi niyetli gibi, ama cogunlukla verdikleri bilgilerde inanilmaz hatalar var. Zaten izleyenlerin ezici cogunlugu goc etmeye calisan tipler oldugu icin korler sagirlar birbirini agirliyor.

Birkac defa uyardim yorum yaparak yanlis bilgi veriyorsunuz diye ama direk tersliyorlar sonra da takipici linci basliyor zaten. Insanlari gocten sogutmakla suclayanlar falan var, hatta biri gecen bana "siz ozellikle negatif konusuyorsunuz insanlarin oraya gelmesini engellemek icin" diye cevap yazmis. Kafalara gel..
  • cooperr  (01.04.21 01:44:54) 
en sonunda zorla kanal actiracaklar bana, gidip sirf arka sokaklari cekip yayinlayacam, disaridan super gozuken g8 tayfasinin dar gelirli muhitleri ne durumda gorsunler.

isim geregi bazen belediyeye is yapiyoruz, dar gelirlilerin yerlestirildigi evlere girip cikmam gerekiyor. Oyle manzaralarla karsilastim ki, fotograf cekip yayinlasam afganistan zannederler. Rezillik.

ama abiler oyle bir anlatiyor ki, sanki millet agaclardan para topluyor. Mevzuyu anlatiyorsun, imkansiz, yalan soyluyorsun diyorlar. en buyuk argumanlari da "en azindan orada araba ve elektronik ucuz". Evet, zaten ac kalinca araclarin lastiklerini kemiriyoruz, sonra laptoptan da bir isirik aliyorum tatli hesabi :/
  • cooperr  (02.04.21 00:13:48) 
[]

orta sınıf yabancı bir beyaz yaka hangi ülkede daha rahat yasiyor

1. kriter: ekonomi (gelir-gider, kira, maas vs)
2. kriter: sosyal yasam
3. kriter: kariyer, is imkanlari (sektorden sektore degisir ama ortaya karisik bir seyler dusunebilirsiniz)

ingiltere, hollanda, almanya

ingilizce ve almanca bilen bir turk beyaz yakali bunlardan hangisinde daha rahat ediyor?

 
Cevap vermeyeceğim ama cevabı bulma yolunu göstereceğim:

1- İlgili beyaz yakalının o ülkedeki ilgili sektörün maaş seviyesini, Türkiyede'ki ilgili sektörün maaş seviyesi ile oranla ve buna a diyelim.
İlgili ülkenin alım gücü ile Türkiye alım gücünü oranla ve buna da b diyelim.
axb hangi ülke özelinde daha yüksekse o ülke ekonomi anlamında daha avantajlıdır.

3 ülkenin karsılastırması zaman alır. Ama sanırım Almanya önde olur.

2- Özellikle Akdenize kıyısı olan görece sıcak kentler/ülkeler arasında müslüman olmayanlar tercih edilebilir.
3 ülke arasında Hollanda öne çıkar. Söylediğim öznel kriterlere sınfta kalsa da.

3- Ortaya karışık dersen sanayisi ve finansı gelişmiş ülkeler tercih edilebilir.
Almanya ipi göğüsler bunda da.
  • twelfth  (09.03.21 12:53:53) 
Almanya ornegini biraz acayim.

- Büyük sehirleri olmali, yoksa sosyal yasami tatmin edici olmaz, ozellikle Istanbul´dan geliyorsaniz.

- Hollanda´nin ve Almanya´nin insanini karsilastirdigimizda hep sasiriyoruz, cunku cok benziyorlar. Kültürel degerleri birbirlerine cok yakin. Ancak Hollandali siz Ingilizce konusuyorsunuz diye kabalik yapmazken, bir Alman yapar, yapabilir. Almanca bilmeden paralel bir evrende yasamamak zor.

- Kira disinda cok buyuk giderleriniz olmaz, ancak maas da diger ulkelere oranla cok yuksek degildir, sanirim Hollanda´da bir tik daha yuksek. Ancak orada yasayan arkadaslarimla konustugumda, ki hepimiz ogrenci statüsünde gelip, yerlestik, kaldik, uzun süredir Avrupa´dayiz, bir yabanci icin Almanya´nin sosyal devlet sifatina daha yakin oldugunu gordum. Alim gucu yuksek.

- Kariyer imkanlari son degisikliklerle daha da iyilestirildi yabancilar icin. Gelip 6 ayligina is-arama vizesi ile size uygun yerlerle gorusebilir, buradaki hayati "deneyebilirsiniz" ornegin.
  • buf-e kür  (09.03.21 13:25:14 ~ 13:29:37) 
konuyu ele alırken türkiye'de yaşadığınız şehri ve yurtdışında yaşayacağınız şehri bilmekte fayda var. türkiye'de istanbul haricinde yaşamayı düşünmeyecek çok sayıda tanıdığım, bahsettiğiniz üç ülkede küçük küçük şehirlere ve kasabalara gittiler. hepsi çok mutlu.

ekonomik olarak küçük şehirde daha rahat edersiniz. türkiye'de 3-4 büyük şehir haricinde beyaz yakalar için düzgün iş bulamazken, yurtdışında neredeyse her yere yayılmış bir sanayi ve ticaret var. bir de bu ülkelerde gelir uçurumu bize göre daha az. herkesin yaşam standardı yüksek.

sosyal yaşam, sizin sosyal yaşamdan ne anladığınıza bağlı ama benim tanıdıklarım Türkler'in çoğunluk olduğu bölgelerden uzak yaşıyorlar, hepsi çok rahat.

kariyer tabii ki mesleğe bağlı ama iş imkanları genel olarak daha geniş. ülke olarak kriz olmayınca herkes önünü daha rahat görüyor.
  • co2s2  (09.03.21 13:45:07) 
birebir aynı durumdayım, yakın zamanda yurt dışına yerleşeceğim ve tamamen bu üç ülke ekseninde gidip geliyorum, ingiltere için oturumu kaybetmeden yerleşmem için süre kısıtlaması olmasa geç de olsa muhakkak ingiltere’yi seçerdim ingilizce için ama bu aşamada ‘ değer mi hazır olmadan gitmeye ’ sorusu muallakta bırakıyor beni. sizin duruyuda almanca da biliniyor diyorsunuz burada işler değişir.

ingiltere her ne kadar ekonomik olarak diğer ikisinden geride görünse de bir şekilde işleri toparlar diye düşünüyorum.

1) ingiltere’de birimler yüksek olmakla birlikte ( londra için ) kiralar inanılmaz pahalı. haftada 5 gün çalışan kamyon şoförü bir abinin 2600 pound aldığını biliyorum mesela, 3.000 euro yapar. bunu almanya veya hollanda’da alabilen kaç kişi var ? bu dediğim malum şoför tabi, yine de almanya ve hollanda’da bence öyle alamaz. diğer ikisinde hayat biraz daha ucuz birimler de bir tık daha düşük, bu konuda bence üçü de birbirine çok yakın, belirleyici olan şehirler.

2) almanya en geride gibi, londra en önde. bu soruyu tartışmam bile. dünyanın her anlamda başkenti londra, buna ek olarak ingilizler’de de klasik avrupalı soğukluğu yok sanılanın aksine çok sıcak bir millet. ayak üstü sohbet etmeye ve kaynaşmaya bayılırlar. gece hayatından spora sanata tiyatroya kadar londra bir numara. amsterdam’da kısa bir süre bulundum beni çok etkilediğini söyleyemem. londra = istanbulun 3-4 katı.

3) buna almanya denebilir sanırım ama çok da yorum yapmayayım yanıltmak istemem.
  • garavel  (09.03.21 14:09:52 ~ 14:33:55) 
1-) kira diyince almanya. Berlin'de bile uygun ev bulunaniliyor. Diger giderer acisindan uc ulke arasinda cok fark yok bence. Gelir de sektorden sektore degisiyor.

2-) berlin'de 10-15 arkadasim var donemimden giden, orda daha cok sosyal hayatim olurdu herhalde. Her uc ulkede de expat'larla goruseceginiz icin cok fark olmaz bana kalirsa. Ingiltere'de ingilizce ile daha rahat sosyallesilebilir. Diger ulkelerde yerel dili bilmek gerekirdi.

3-) ucunun de cok farkli yok yine. Hollanda biraz daha yukselen yildiz
  • fakyoras  (09.03.21 14:22:06) 
Arkadas ve kendi deneymimle averaj beyaz yaka icin:

Ingiltere:
- Sosyal devlet iyi. Zaman icinde kotulesecek.
- Maaslar genis skalada, ayni ise 4 kat maas farki gordum. Bazi yerlerde saglam birikim yapabilirsin, bazi yerlerde ucu ucuna gecinirsin.
- Gunluk masraflar pahali, eger buyuk sehirdeysen kira da pahali.

Hollanda:
- Sosyal devlet ucunun arasinda en kotusu.
- Maaslar ortalama.
- Kiralar arasinda buyuk ucurumlar yok. Gunluk masraflar ortalama.

Almanya:
- Sosyal devlet iyi
- Maaslar az daha dusuk.
- Kiralar sehirlerde yuksek. Gunluk masraflar dusuk.

Belcika: (Kisisel deneyimim)
- Sosyal devlet cok iyi
- Maaslar ortalama.
- Kiralar ortalama. Gunluk masraflar yuksek.
  • cleric  (09.03.21 15:47:48) 
@cleric

hollanda ile belcika’nin mesela sosyal devlet farklarını söyler misiniz ? burada kasit issizlik maasi, kira yardimi, saglik, egitim vs mi onu merak ettim. hollanda’yi da baya övüyorlardı da en iyisinin belçika olduğunu bende okumuştum direkt farkları merak ettim.
  • garavel  (09.03.21 17:29:42) 
2- ingiltere ya da avustralya.

diğer çoğu ülkede ırkçılık yüksek.
  • Andrew  (09.03.21 17:35:16) 
merhaba

Hollanda'da yasiyorum. Ingiltere ve Almanya'da hic yasamadim. Arkadaslarim var yasayan, onlardan duyduklarim ve kendi kisa sureli ziyaretlerimde edindigim tecrube ile cevap verecegim.

Oncelikle dogal olarak Ingiltere ve Hollanda'da ingilizce ile yasaminizi surdurebilirsiniz. Almanya'da ise sosyallesmek icin Almanca sart gibi.

1. Hollanda'da kennismigrant (nitelikli gocmenlik) icin vergi avantaji var 5 yil. Bu durumda ilk 5 yil icin Hollanda en avantajlisi. Ardindan Almanya ve Ingiltere. Hollanda'da Amsterdam basta olmak uzere buyuk sehirlerde kiralar cok yuksek. Bununla beraber ev almak cok kolay. 1 yillik ikamet, kalici is kontrati mortgage icin yeterli. Gelen beyaz yakali ilk 1-2 yil merkezde oturup 1700-1800 civari kira vermeyi goze aliyor, ardindan merkeze yakin yerlerde ev alip kirasindan daha az mortgage odeyerek ev sahibi oluyor/

2. Bu da sehre bagli. Amsterdam, Berlin, Londra gibi sehirlerde expat nufusu fazla oldugu icin kaynasmak sosyal cevre edinmek daha kolay. Kucuk sehirlerde ise isler degisecektir. Hollanda icin konusursak, bir Dutch arkadas gububuna sonradan dahil olmak imkansiz. Giderseniz buyuk ihtimalle kendiniz gibi gocmenler ile sosyalleseceksiniz ki bunda bir sorun yok.

3. Yazilimciyim. kendi sektorum icin konusacak olursak 3 ulkenin buyuk sehirlerinde de bir suru is var. Ilk ise kabul almak her zaman zordur fakat calismaya baslayip 1-2 yil tecrube edindikten sonra herpsinde is bulmak, degistirmek daha kolay. Hatta bu 3 ulkeden birisinde tecrubeniz varsa digerine gecis yapmak ilk basta Turkiye'den gitmekten de daha kolay.
  • whisky  (10.03.21 13:47:44) 
[]

sevgilinize / eşinize her derdinizi anlatabiliyor musunuz

kafanıza takılan veya problem olarak gördügünüz ne varsa bazen yardim almak için bazen de yalnızca iç dökmek için ona anlatır mısınız? yoksa sevgiliniz / eşiniz olmasına rağmen kendi içinizde tuttuğunuz veya başka insanlara anlattiginiz sıkıntılarınız var mi?

anlatmiyorsaniz ya da anlatamiyorsaniz bunun sebepleri nelerdir?

not: gündelik iş sorunları bu konunun dışındadır.

 
Her şeyi anlatırım.


  • sta  (10.08.20 01:30:05) 
Eski manitaya anlatırdım. Şimdi o kadar konuşasım yok.


  • allah yazdiysa bozsun  (10.08.20 01:38:15) 
Tabii ki hayır.

Konusuna göre değişmekle beraber bazı konuları sadece konu başlığıyla, bazılarını detaylarıyla bilse bile bazılarını da hiç bilmemesi daha uygudur. Her şeyi bilecek diye bir şey yok. Bazı konular bireyseldir. Birlikte hareket edilmemesi gerekiyor.
  • pass  (10.08.20 01:38:38) 
Anlatıyorum hatta bazen stres topu olarak onu mu kullanıyorum acaba diye düşündüğüm de oluyor zira bir sorunum varsa gözlerim ilk onu arıyor, yanımda değilse telefona sarılıyorum; refleks gibi oldu artık.

İlk yıllar biraz daha ketumdum da 8. Yılın sonunda 'ona anlatmayacagim da kime anlatacağım?' modundayim.
  • fraise  (10.08.20 01:39:16 ~ 01:41:49) 
Hayır sıkılıp soğuyor


  • photo85  (10.08.20 01:53:23) 
Her şeyi anlatıyorum. Hatta şu an fark ettim de sevgili olmadan önce arkadaşken de ona anlatıyormuşum yine her şeyi.


  • ms brownstone  (10.08.20 02:06:55) 
sevgilim olduğunda bir süre sonra en iyi arkadaşım da oluyor çoğu zaman.
yani bir şey olduğunda ilk ona haber vermek, komik bir şey olduğunda ilk onunla eğlenmek istemek, bir sorun olduğunda ona anlatmak istemek, bazı konularda sırdaş olmak, bazen içini dökmek istemek, dedikodu yapıp yorumunu merak etmek ya da iç dünyanı anlatmak gibi şeyler zaten bu işin bir parçası bence.
öyle bir diyalog varsa başka şeyler de güzel oluyor zaten.
ama o bağı kuramadığında yakınlık da kuramıyorsun sanki.
fikrini, düşüncelerini merak etmediğin biriyle ne kadar yakın olabilirsin ki?
  • blatta hiberna  (10.08.20 02:10:54 ~ 02:14:27) 
Her şeyimi anlatamadığım biriyle sevgili olmam, şu anki sevgilime her şeyi anlatıyorum ama boğup onu da sıkmak istemediğim için önemsiz şeyleri geçmeye çalışıyorum.


  • jazzabel  (10.08.20 08:47:58) 
hayir. arkadaslarima anlatiyorum ama her derdimi anlattigim tek bir kisi yok. bolusturuyorum - hem sikmamak icin hem de herkes farkli bir fonksiyonu karsiliyor hayatimda.


  • hot potato  (10.08.20 08:50:49 ~ 08:56:15) 
yiiuuoo niye anlatayim ki. ben normalde de derdini paylasan biri degilim. erkek kadin farketmez.


  • turbo sadık  (10.08.20 08:55:01) 
hayır.

bazı konuların bireyselliği konusu +1. hepimiz farklı bireyleriz, hayatımızdaki her şeyi karşı tarafın bilmesine lüzum yok.

bunun yanı sıra ve daha da önemlisi şu: hayattan beklentiler, kafaya takılanlar, sıkıntılar vs. tamamen farklı olabileceği için bana çok büyük gelen bir dert karşı taraf için çok çok önemsiz olabiliyor. senin için çok önemli bir derdini karşıya açtığında, "ee, bu mu?" tepkisini almak can sıkabiliyor. tabi sadece dert değil, sevinçler için de geçerli bu durum.
  • avianthem  (10.08.20 08:57:38) 
Eskiden anlatırdım fakat artık bunun bir tür zayıflık olarak algılandığını sezince bıraktım.


  • olaylar olaylar  (10.08.20 09:29:39) 
eskiden anlatırdım, zaman içinde anlattıklarımı kullanıp tartışmalarda çirkin çirkin konuşmaya ve kendince aşağılamaya başlayınca ve annesine babasına da anlattığı için anlatmıyorum artık. bir daha asla hiçbir özelimi de anlatmak istemiyorum, çok çirkin geliyor.


  • deartheodosia  (10.08.20 09:58:23 ~ 10:00:08) 
Eşime anlatmayacağım çok az konu vardır. Anlatmayacağım konu da annesinin densizlikleri olabilir ki onlar için de kız arkadaşlar var. O da anlatır bana.


  • SiyamkedisiZorro  (10.08.20 09:58:56) 
her şeyi anlatırım, o da anlatır. hiçbir zaman da o anlatınca of pof dememişimdir ama ondan sıkıldığının sinyalini alsam anlatmayı bırakırdım sanırım. ya da bırakmazdım ya bilemedim çocukluk arkadaşıyız biz zaten sevgili olmadan önce de hep dertleşirdik "bu hoca bana taktı, elif silgimi aldı kaybetti" tarzı dertleri bile anlatırdık. bu kadar dandikleri bile anlatıp önemli şeyleri saklamak olmaz ki eş demek yol arkadaşlığı, yarenlik demek bence böyle şeyleri paylaşmaktan daha doğal bir şey yok.


  • kakamelsokoban  (10.08.20 10:36:53) 
Ben anlatırım, onun da anlatmasını isterim.


  • elorelia  (10.08.20 10:57:27) 
Kimsenin başkasının derdini dinlemek gibi bir özverisi olmadığını anladığımdan beri hayır.

Ancak trajik olayları konuyla dalga geçerek anlattığınızda devamı merak ediliyor yoksa özet geç oçe durumu oluyor.
Her derdinizi anlatınca herşeyden şikayet eden, zayıf karakterli ve sadece kendi dertleri varmış gibi bencil bir insan olarak algılandıktan sonra (sadece psikolojim bozulmuştu) bıraktım. Bence gerek de yokmuş.
  • Unde bach canim  (10.08.20 11:10:38 ~ 11:15:49) 
derdim birdi karima anlattim iki oldu diye atasozu var :D


  • foster  (10.08.20 11:35:30) 
Her seyi anlatiyorum. Simdi evliyiz ama daha sevgili olmadığımız donemde bile gereksiz sekilde her seyi anlatıyormuşum düşününce. Anlatmamak icin kendime ket vuruyor olsam iliskiye aynı saflığıyla bakamazdim herhalde.


  • passive aggressive  (10.08.20 11:37:05) 
Genelde anlatiyorum ama bazen ona anlatmak icin cekince duydugum bazi konulari once "ic cember" diyebilecegim bir arkadas grubuna anlatip kafami topluyorum. Sonra onunla konnusuyorum.


  • cleric  (10.08.20 12:07:09) 
Anlatabiliyorum, anlatamasaydım eşim olmazdı muhtemelen.


  • amelie poulain  (10.08.20 12:19:13) 
Hastalık ve ağrı şiddeti haricinde her şeyi paylaşırım. Hanım haricinde hiç kimseyle paylaşmam.


  • synax  (10.08.20 12:51:31) 
gündelik iş sorunları zaten anlatılır manasında yazdınız sanırım notu.
kişisel derdimi anlatırım, iş sorunlarından asla bahsetmem.
işini eve taşıyıp mutlu kalabilen çift örneği görmedim.
  • brakgn  (10.08.20 18:50:25) 
Esime ve aileme anlatamam, anlatirsam cokerler cunku. Birisinin dertleri sirtlamasi lazim, esim psikolojik olarak cok guclu degil. Saclari bosuna agartmadik.


  • cooperr  (10.08.20 18:59:16) 
anlatmıyorum çünkü dertler paylaşıldıkça artıyor gibi geliyor :)


  • sonsuz  (10.08.20 19:09:47) 
%99


  • kitap arasında kalmış silgi tozu  (10.08.20 19:14:14) 
[]

kanada balon değil mi

kanada bana hep is imkanlarinin özellikle yabancılar için kısıtlı olduğu, aslında gayet abd gibi parası olanın rahat ettigi, yeni bir hayat kurmanın avrupaya nazaran gayet zor oldugu bir yer gibi geliyor.

kanada güzelleyenlerin muhtemelen cok kucuk bir yuzdesi turistik olarak gidip görmüstür. avrupada insanlar yine es dost, akraba ve ulkeye yakinlik sebebiyle bircok konudan haberdar oluyorlar ama kanada ile ilgili tek bildikleri yalan yanlis konusan youtuberlar oluyor.

turklerin hep aradigi sosyal devlet anlayisinin da kanadada oldugunu sanmiyorum.

alinan maaslara kiyasla da gecinmenin zor oldugunu dusunuyorum orada.

yanlis mi dusunuyorum? buyrun lince / sohbete.

 
Yaşayan bir çok arkadaşım var. Genel olarak en büyük dertleri TR'ye olan uzaklık ve yaşanılan yere göre aşırı soğuk olması. Geçinme, ırkçılık vs gibi konularla ilgili bir kere bile şikayet ettiklerini görmedim.


  • roket adam  (09.08.20 14:15:21) 
kanada su anda dunyada en kolay kalici oturum veren gelismis ulke.
kanada gibi ulkeler vatandasini ac birakmaz, calisan insan turkiye'de luks olan urunlere rahatca ulasir, buna da gecinmek zor denmez. he sen illa mercedes'e bineyim dersen buna kanada'da erismek, turkiye'den erismekten cok daha kolay, gocmen olsan dahi.

turkiye'de 10 bin lira maas alan adam 7 bin lirasini dolayli ve dogrudan vergilerle devlete veriyor, sonra da turkiye'de saglik ucretsiz ya diye ovunuyor, amerika'ya, kanada'ya bok atiyor. uashduashduahsduahsduahduashduashduashduasdahuasd. dunyanin en kisa fikrasi.
  • baldur2  (09.08.20 14:24:42 ~ 14:25:47) 
yanlis dusunuyorsun.

4-5 arkadasim orda su anda. sosyal devlet, ayni zamanda firsatlarin da cok oldugu bir yer, orda hayatlarina cok cok daha rahat devam ettirebiliyorlar. aldiklari maasla cok rahat gecinilebiliyor.

sevmeyen adam toronto'ya giderse soguk cok buyuk bir problem olur, bati tarafi gorece olarak daha sicak ama is imkanlari daha kisitli.

bir diger buyuk problem de turkiye'ye olan uzaklik. "atlar gelirim ne olacak" sozu ilk bir iki yil gecerli, sonrasinda uzaklik goze cok fazla geliyor.
  • fakyoras  (09.08.20 14:30:24) 
Gelir dagiliminin daha adil oldugu ve ortalama hayat kalitesinin yuksek oldugu bir yer (cogu avrupa ulkesi gibi). Bugun su video denk geldi, tam da bu konu ile ilgili.

Fotografcilik yapan bir ciftin Turkiye'de bu sekilde yasayabilecegini hayal bile edemezsiniz belki ama Kanada'da durum bu: www.youtube.com
  • crown  (09.08.20 15:15:32) 
kisaca dogru dusunuyorsun, birsuru AMAsi olan bir ulke, yuzlerce ornek verilebilir.

-saglik hizmeti bedava ama sikintili, en son MR cektirmem 9 ay surdu. Parasini verirsen ($650) ertesi gun cekiyorlar ama, para yine konusuyor.

-maaslar avrupaya gore yuksek gibi gozukuyor ama yasam cok daha pahali. Ucuz etin yahnisinin berbat oldugu bir ulke. Mesela cep telefonu hatlari inanilmaz pahali, ucuz hatlar da var ama cekmiyor. Ben ayda $100 veriyorum ve memnun degilim, arada kesiliyor vs.

- araba ucuz, tamir pahali ki hava sartlarindan dolayi araclar sik arizalaniyor, paslaniyor, vs. Bayi fiyatlari cok yuksek, buldugum orta halli tamirciler saatine $100-120 fiyat cekiyorlar. $50 parcayi degistirmek icin $400-500 iscilik masrafi veriyorsun.

"aldigim maasla cok rahat gecinebiliyorum" diyen tiplerin alayi ya tip sektorunde calisiyor ya da hukuk. Geri kalan beyaz yaka maaslari dusuk.

Kanada mavi yaka gocmen ulkesi. Amele kontenjanindan gelip koseyi donebilirsin. Maasla olmaz o is. Ustune bir de soguk, mesafe falan gibi sikintilari ekle. Ben beyaz yaka arkadaslara gelmeyin, degmez diyorum.
  • cooperr  (12.08.20 19:49:20 ~ 19:50:04) 
uzun zaman olmuş açalı ama yazayım. @cooper bu söylediklerinin hepsi türkiye için de geçerli maalesef. 3 kuruşa berbat telekom hizmetleri alıyoruz, araçlar ulaşılmaz, beyaz yakalılar sürünüyor...


  • black mamba  (08.09.20 21:43:43) 
[]

hobi nedir

kitap okumak, müzik dinlemek, film izlemek hobi midir?

ya da basketbol oyamak hobi midir? yilda iki kere oynayinca hobiden sayilir mi yoksa duzenli araliklarla mi yapmak gerekir?

eger hobiyse, basketbol maci izlemek / maclari takip etmek hobi midir?

hobiden ne anliyorsunuz?

 
Bir şey kafanı dağıtıyorsa hobidir, illa faydalı mantıklı olmasına gerek yok


  • freebird5406_2  (08.08.20 22:41:50) 
Hobi, yapmaktan ve ilgilenmekten keyif alınan şey.

Kişinin o "şey" e karşı bir becerisi yoksa veya ilgisi dağılıyor, yitiyorsa "hobi" olamaz. Dolayısıyla farkında olmadan bir emek verme durumu söz konusu dolayısıyla hobi de bir uğraştır, "mantıksız" olması imkansızdır, insan doğasına aykırıdır.
  • Avoiding The Puddle  (08.08.20 22:44:20) 
bu konu üstüne daha önce kafa yorduğum için kalıp gibi cevap geliyor, kaynak kaba etim. hobi: kişinin düzenli olarak, boş zamanlarında, zevk amaçlı yaptığı aktivite. yani dört temel noktası var; düzenli olması, boş zamanda yapılması, zevk amacı güdülmesi ve aktivite denebilmesi. sondan başlayayım, aktivite yani aktif bir hareket içermeli televizyon izlemek gibi pasif bir eylemi hızla eliyorum. eğlence dışında bir amacı varsa, para kazanmak veya başka somut bir hedefe ulaşmak için yapılıyorsa eliyorum. boş zamanda yapılması önemli, işin veya okulun gerektirdiği işler hobi olamaz. bir de düzenli yapılması gerekiyor, buradaki düzen sıklığı ifade ediyor ama sıklığı hobiye göre değişir. örneğin doğa yürüyüşü hobinizi hava durumuna göre belki yılda birkaç ay yapabilirsiniz sadece, lakin basketbol potası evin önünde dururken yılda toplam 4 atış yaptıysanız hobileriniz arasında saymayın.


  • ckorkmaz  (08.08.20 22:48:14) 
ckorkmaz ne yazık ki tanımın baştan hatalı.

"Boş zaman" dediğin şeyin tanımı ne ? Yani zamanın boş veya dolu olduğunu neye göre tanımlayacağız ? Para karşılığı yaptığımız iş için ayırdığımız zaman (mesai) de bir nevi boş zaman değerlendirmesi olamaz mı ?
  • Avoiding The Puddle  (08.08.20 23:06:37) 
O hobi degil bu hobi degil diye diye milleti de delirttiler sonunda.
Sen neye hobim diyorsan o senin hobindir, yilda bir kere de yapsan, sirf eglenmek icin ya da sirf ogrenmek icin de yapsan farketmez. Kitap okumak da hobi olabilir yurumek de. Bana gore oturdugun yerde felsefi dusuncelere dalmak da hobidir.

  • palmtree  (09.08.20 00:29:47) 
Hobi bence Turkiye'de yanlis anlasiliyor. Eger "Hobinle ilgili ne yaptin?" sorusuna alti dolu bir cevap verebiliyorsaniz, o hobi icin emek, para ve zaman harcadiysaniz, daha da iyisi bir sey urettiyseniz o hobidir. Yok bos zamanlarinizi doldurmak icin pasif kalarak zaman oldurduyseniz hobi degildir.

Ornegin;

- Basketbol maclari ile ilgili ne yaptin?
- Mac izledim iste, daha ne yapayim?

vs

- Basketbol maclari ile ilgili ne yaptin?
- Avrupa turnuvalarini yerinde izliyorum, NBA oyuncularinin imzali formalarini topluyorum, izledigim maclarla ilgili bir blogum ve maclari yorumladigim bir YouTube kanalim var

Ikinci cevaptaki gibi birisinin hobisi vardir, ilki bos bos mac izleyip zaman olduruyordur sadece.
  • crown  (09.08.20 00:33:07) 
Hobi insanın kendisine yakışanı gi....

düzenli olarak tekrarlamak istediğin, yaparken zevk aldığın şeye hobi denir. bazen hobiler yanında bonus getirir. bu bonuslar kimi zaman zihne kimi zaman bedene faydalı olur ve biliriz ki şu hayatta hiçbir şey karşılıksız değildir. peki zihin ve/veya beden gelişimi süresince bizden ne alacaktır?
tabii ki en değerli şeyimizi; zaman...

zaman sözkonusu olunca öncelik sırası belirir. hayatı sürdürmek için bazı eylemleri yerine getirmek gerek, sorumluluk sahibi isen. bu eylemlerden arta kalan zamanı da öncelik sırasına göre doldurursunuz.

tekrarlanan sıralama işlemi hobidir efenim.
  • turbo sadık  (09.08.20 09:05:05) 
ckorkmaz +1 turbo sadık +1

bir de ek olarak, o konu hakkında ortalama üstünde bilgi birikimine sahip olabilmek
  • Cinfizz  (09.08.20 14:35:22) 
[]

yalnız yaşamayı başarabiliyor musunuz

duygusal ve sosyal anlamda kimseye ihtiyac duymadan kalabilmeyi basarmak istemez miydiniz? bunu basaraniniz var mi?

sosyal hayvan oldugumuzdan yola cikarak birilerine ihtiyac duyuyor olmamiz (insanlar arasindaki is bolumunu bunun disinda tutuyorum, duygusal bakimdan konusuyorum) bizim acziyetimiz degil mi?


 
" Başka birisine kendime yetemediğim için bağlanıyorsam, karşımdaki kadın ya da erkek benim için bir cankurtaran olabilir belki ama aramızdaki bağ sevgi bağı olamaz. Çelişkili gibi görünse de yalnız kalabilme yeteneği sevebilme yeteneğinin tek koşuludur." - Erich Fromm


  • neynep  (24.07.20 23:32:42) 
Abartıyorum bile, inziva asosyallik değil bu, dışarı çıkıyorsun arkadaşlarını eve davet ediyorsun fakat günün sonunda evinde kafanı dinliyorsun

Arkadaşın bugün sana uğrayabilir miyim diye mesaj atıyor bazen ona bugün evde tek kalmak vakit geçirmek istiyorum diye cevap verebilme lüksüm oluyor, başka bir gün buluşuluyor vs
  • freebird5406_2  (24.07.20 23:35:06 ~ 25.07.20 12:06:05) 
biriyle ilişki ihtiyaçtan doğmamalı zaten.
insan kendine yetebildikten sonra başka birine ihtiyacı olmadığı halde onunla oluyorsa asıl o zaman orada gerçek duygular var demektir.
sağlıklı ilişki ancak öyle yaşanabilir zaten.

kendinizle iyi bir ilişkiniz varsa, ihtiyaç duymamayı başarabiliyorsunuz.
başarılacak bir şey de değil bu gerçi.
öyle bir hâliniz oluyor diyelim.
  • blatta hiberna  (24.07.20 23:39:02) 
Asla


  • pass  (24.07.20 23:53:18) 
İsterdim fakat bu mümkün olmayan bir şey. Nereden bakarsanız bakın insanın insana ihtiyacı var, elbette ki rastgele birine değil.Yalnız yaşamak, övünülecek, başarı sayılacak bir durum değil maalesef.


  • alfred  (25.07.20 00:02:58) 
param olmadığı için başaramıyorum param olsaydı başarırdım.


  • nahtoderfahrung  (25.07.20 00:39:11) 
Kendisiyle arkadas olamayan insanlar bunu basaramaz genelde. Daha once 2 3 sene yalniz yasadim. Gayet guzeldi. Asosyal de degilim.


  • karlmarx  (25.07.20 00:55:15) 
yıllardır başarıyorum, çok güzel :)


  • pati  (25.07.20 09:53:47) 
yillarca basardim dunyanin en huzurlu seylerinden biri bence. asosyal miyim bilmiyorum ama zaten sadece birkac insana hayatimda yer vermeyi seviyor ve tercih ediyorum. kendiyle anlasamayan birinin baska kimseyle saglikli sekilde anlasabilecegini dusunmuyorum.


  • in vino veritas  (25.07.20 10:13:18) 
yasam kalitesini arttirdigi kesin.


  • baldur2  (25.07.20 11:58:01) 
bulaşıklar olmasa eyi


  • Techsavvy  (25.07.20 11:59:09) 
başkasına ihtiyaç duymanın dereceleri var. toplumdan izole yaşamak insan psikolojisi için iyi değil. birinin sizi düşünüyor olması güzel bir his. böylece psikolojik olarak da daha güvende hissedersiniz ve yaşamınızda daha başarılı biri olursunuz. "kimseye ihtiyacım yok" yanlış bir bakış açısı.


  • bohr atom modeli  (25.07.20 13:28:41) 
yıldız tilbe demişti galiba:
"hepinizden nefret ediyorum ama tek başınayken canım sıkılıyor."
nedense bu sözü hatırladım :)
  • insirahsuresinesesi  (25.07.20 15:47:39) 
[]

erasmusta aldatma cok mu yaygın

önceden böyle seyler okurdum ama cok da ciddiye almazdim. bu son konusulmaya baslayan flood'tan sonra biz de whatsapp grubunda bunun geyigini yapiyorduk. orada konu acildi ve zamaninda degisim programina katilan arkadaslar bunun asiri yaygin bir sey oldugunu soylediler. oyle mi gercekten?

ben katilmamistim bu programlara firsatim olmasina ragmen ve yanlis hatirlatmiyorsam ben yillar yillar once okurken de bu kadar yaygin degildi bu erasmus vs. olayları.

orada bircok turkun mevcut sevgilisinu ya aldatip iliskiye devam ettigi ya da yeni bir sevgili bulup turkiyedekini biraktiklarini, hatta bazilarinin bu yeni sevgilileriyle evlenip avrupaya tasindiklarini falan soylediler. bunlar istisna olmasina ragmen insanlarin gozune mi batiyor, yoksa gercekten de oran olarak cok mu fazla bu durumlar?

simdi bir oturup dusununce gercekten de oyle bir ortamda cok yaygin olabilir gibi geldi bana.

 
Aldatacak kişi her yerde aldatır. Haberin de olmaz. Aldatmayacak kişi de aldatmaz.
Bir de ilişkinizin ne düzeyde olduğu önemli. Örneğin 2 aydır sadece cikiyorsaniz ama beraberliginiz yoksa, 6 ay kalacağı eğlenceli ortam için 2 - 5 aylık ilişkisini neden feda etmesin ki. Belki Erasmus'ta hiçbir eğlenceye katılmayacak sevgilisi için ama sevgilisi burada onu çoktan aldatmış olacak. Neden olmasın?
Üstelik kimileri de evlenmiş. Gayet mantıklı. Demek ki buradaki ilişki istenileni vermiyormuş. Neyse özet olarak, benim 2 aylık 5 aylık sevgilim olsa kafeye şuraya buraya giderek zaman geciriyorsak, Erasmus'taki eglencemden onun için vazgecmezdim. Erasmus da sadece seks değil bu arada, aldatmanin da sadece seksle sınırlı olmayacağı gibi.
  • howfaristhesky  (10.07.20 13:06:55 ~ 13:10:41) 
Hocam öyle söyleniyor ama nasıl bilelim, nasıl istatistik tutalım. Herkes burda erasmusa giden arkadaşı varsa onun aldatıp aldatmadığını mı söylesin, anket açmak lazım.


  • fezagezgini_4  (10.07.20 13:10:36) 
ya kadın/adam hayatında belki ilk ve son defa bi hans/mark/alex/mia/eva görecek. bırakında iki macera yaşasın. çok şeeyapmayın.

her şey olabilir babuş. gidene git gelene gel.
  • duyurukullanıcısı  (10.07.20 13:20:53) 
ben erasmus'ta iken partilerde neler dönüyordu. orada tanışıp evlenenler oldu. kendi ülkesinde sevgilisini olduğunu bildiğim bazı insanlar başka tanıştığı insanlara gayet mesafeliydi ve sadakatsızlık yapmadılar bildiğim kadarıyla. elbette aldatanlar olmuştur, oluyordur. benim sevgilim yoktu o zamanlarda, rahattım. olsaydı ne yapardım bilmiyorum. sanırım aldatmazdım.
bir kız arkadaş da vaktinde erasmus'a gitmişti. o da kimseyi aldatmamış ya da gereksiz samimiyete girmemiş söylediği kadarıyla. doğrudur.

velhasıl, erasmus orgasmus adında sevmediğim bir ifade çok yalan olmasa da, genel geçer bir ifade olarak bunu kabul etmek çirkin. her erasmus'a gitmiş kız ya da erkek hakkında aldatmış ifadesini kullanmak doğru değil.

öte yandan, erasmus'tan sonra ya da oradayken ilişkiler çoğu kez bitiyor sanırım. insanlar değişiyor, beklentiler değişiyor çünkü. ancak sizin söylediğiniz durum biraz dikkat çekici olduğu için göze batmakla ilgili.
  • biseysorcaktim  (10.07.20 13:37:06 ~ 13:38:55) 
Yaygın değil diyen yalan söylüyordur. Evet veya hayır diye basit cevap arıyorsanız eğer cevap belli bence. Evet, yaygın ama tabii ki aldatacak kişi her türlü, her yerde aldatır.


  • bitchesaintshit  (10.07.20 13:56:55) 
İçinde olana daha kolay fırsat çıkıyor diyebiliriz. Burada aldatacak imkanı olmayan orada bu imkanı bulabiliyor.


  • playing star again  (10.07.20 14:45:22) 
baya yaygın evet doğru. 3-4 kişi tanıyorum oraya gidince sevgilisini aldatan, terkeden. erasmusa gidip de aldatmayan yoktur heralde öyle bi istatistik var diyim sana.


  • nahtoderfahrung  (10.07.20 15:00:29) 
Vegasta olan vegasta kalır.


  • duptıs  (10.07.20 16:01:58) 
aklıma geldi, bir arkadaş anlatmıştı,bi ara Türk kızlar sevgililerini aldatmamak için birbirleri ile öpüşmeye başlamışlar. libido nasıl arttıysa.


  • fezagezgini_4  (10.07.20 16:31:51) 
hastalik falan kapmadiktan sonra bir sorun yok bence.


  • hot potato  (10.07.20 16:54:16) 
kendi hayatımdan iki örnekle katılayım,
1) öğrenci değişimine vietnam'a gittim ve tüm değişim öğrencileri birbiriyle sevişiyordu, memlekette kimin sevgilisi vardı kimin yoktu bilmiyorum ama içlerinden sevgilisi olduğunu bildiğim 3 örnek var, belki daha fazladır.
2) bu sene malaga'daydım ve 3 erasmus öğrencisiyle birlikte oldum, hepsi ”uzun süreli ilişkim vardı gelmeden ayrıldım” dedi. Belki de ayrılmamışlardı bilmiyorum. Bir tanesiyle birlikteyiz hala 4 aydır. O da 6 senelik ilişkisinden ”ayrılıp” gelmiş. Doğrusunu bilmek imkansız olduğu için ifade edilenleri söylüyorum.
  • tejeve  (10.07.20 18:33:44) 
Bence bu şekilde genellemek doğru değil. Şöyle demek lazım, aldatma eğilimli insan için aldatma fırsatı sunuyor. Çünkü 1) Birkaç bin km uzaktasın, sevgilin seni eskisi kadar kolay kontrol edemez 2) Avrupalı insanların cinsellik konusunda kafası daha rahat. Benim gidip gelen arkadaşların hepsi de akademik hırslarla giden insanlardı, sevgilisi olanlar aldatmadığı gibi sevgilisi olmayanların da o çeşit ortamlara katılmadığını biliyorum. Hepsi dil öğrenip, referans toplayıp yurt dışına kapağı atma derdindeydi. Çoğu ders verip ders saydırarak okulu uzatmadan bitirdi vs. Yani kişinin bu değişim programına ne amaçla gittiği ve ne çeşit bir karaktere sahip olduğu bu konuda göz ardı edilemez.

Genele vurmak lazım diyene de tek denebilecek şey "kişi kendinden bilir işi", herkesi kendiniz gibi sanmayın. Bu tarz genellemeler hatalı olduğu gibi yapılan imalar çok çirkin ve yer yer onur kırıcı oluyor. Özellikle de erasmus yapan kadınlara yönelik cinsiyetçi ifadeler ve çirkin ithamların önünü açıyor. Cidden yazık.
  • doruklara sevdalandım  (10.07.20 20:30:32 ~ 22:06:11) 
Bence genele vurmak lazım. Genele uyarlarsak eğer her 1216 çiftin 1206'sı filan çatır çutur aldatıyor. Millet orada acayip bir karaktere bürünüyor. Kendini tanımıyorum ama arkadaşımın arkadaşı denilebilecek biri sırf başka ülkede diye ''Çok eğleniyorum. Ortamım süper. Çok havalıyım'' vs vs triplerine girip hemcinsi ile öpüştüğü videolarını koyuyordu. Eş cinsel filan da değil ha. Alakası yok yani. Yabancı arkadaşları ile yaptığı konuşmalar tam kırinç.

Eğlenen dibine kadar eğlensin tabi. Ona bir şey dediğim yok. Anlatmak istediğim şey insan ortamını bulunca bambaşka bir kişiliğe bürünüyor. Girdiğin ilk ortamda bulamasan 10.sunda bulursun. O kadar çok şansın, seçeneğin var ki.

Ha gerçekten ama gerçekten aldatmayan var mıdır? Elbette var. Öyle biri bulunduğunda o kişiyi pamuklara sarmak gerekir o zaman.
  • bitchesaintshit  (10.07.20 21:05:15 ~ 21:07:06) 
(bkz: turkish girls on erasmus are easy) diye bi Finlinin serzenişi var internette
hatta
erasmusu.com
"Why is it so easy to hook up with Turkish girls?"
  • mimo  (11.07.20 17:37:40) 
Portekiz'e gitmiştim erasmus için.
Üniversite oryantasyon haftası içerisinde çeşitli bilgiler içeren bir torba vermişti herkese.
ve içinden prezervatif çıkmıştı.

lakin olay karakterle alakalı.

2. haftada kendine portekizli erkek arkadaş bulup evinde kalmaya başlayan da vardı mesafeyi koruyup okulunda dersinde olan da vardı.
  • emcekare olmadi einstein olsun bari  (11.07.20 18:22:23) 
[]

tek başına seyahatin olumlu/olumsuz yanları

sıralayın desem neler dersiniz sevgi kelebekleri?




 
olumlu: kafana estiği gibi hareket edip, istediğin zaman istediğin şeyi yapabilirsin. başkalarının derdi keyfinizi kaçırmaz.

olumsuz: paylaşmak istediğin anlar olduğunda paylaşacak kimsenin olmaması yanında biraz zor bir durum.
  • not sure if serious  (08.07.20 00:23:16 ~ 00:23:27) 
Olumsuz yanı bence yok.
Olumlu yanları dilediğin kadar müzik dinlemek, kuyruk beklerken göz kulak olmak zorunda olmamak, mesela uçaktan en son inmeyi seviyosan istediğin kadar bekleyebilmek, konuşasın yoksa nemrut bir yol arkadaşı olma gerginliğine düşmeden sus pus tüm yolu manzara izleyerek geçirebilmek... daha binlerce sayarım ama anladın sen bence.

  • megalomaniac  (08.07.20 00:23:33) 
olumlu yönler için megalomaniac +1
olumsuz yönler için; tüm ameleliğin sana kalması. elinde kamera, telefon, yemek vs. bir şeyler varken bağcığını bağlamak istiyorsun, şunu azıcık tutar mısın diyecek insan olmayınca benim sinirim bozuluyor "nereme sokayım şimdi bunu" diye. yere koyamıyorsun, başkasından rica edemiyorsun, uyuz oluyorum. benim için kayda değer tek olumsuz yönü bu.

  • Bruce  (08.07.20 00:33:41 ~ 00:33:54) 
Olumlu yanı rahatlık vs gerçekten cok iyi ama olumsuz yanı bazen gerçekten arkadaşa ihtiyacın oluyor hem acil durumlar için hemde mutluluğu paylaşacak yanında birilerini istiyor insan. Mesela tekne gezisi yapsan tek binmek gruplar içinde bayar, teleferikte bile baydı beni.


  • Topalordek  (08.07.20 00:35:32) 
Otel odasi yalnizligi basligi 115 sayfa olmus bu yeterince kanit zaten. Atiyorum Barcelona, Londra bu tarz hareketli sehirlerde tek basina olman koymaz, bir suru turist vardir, cok kulturludur, aktivitesi, muzesi boldur, zaman su gibi akip gecer. Ama ne bileyim baska yerde yerine gore depresyona da girersin, kafede restoranda plajda yan tarafta gruplar, esler ciftler egleniyordur, kahkahalar, muhabbetler. Sen yalniz basina o ortamda bogulacak gibi olursun falan filan


  • neverletyougodown  (08.07.20 00:40:18 ~ 00:41:20) 
olumlu: kendini izliyorsun. kendinle basbasasin. kendini tanima firsati buluyorsun. yeni insanlarla tanisiyorsun. arkadas havuzunu tazeliyorsun.

olumsuz: yanimda biri olsun, benimle yemek yesin istiyorum. yalniz yiyecek tuketmekten tat almiyorum.
  • Leonardo~Da~Vinci  (08.07.20 00:41:47) 
Birazcık extrovert ve özgüvenli iseniz hiçbir olumsu yanı yok. Covid patlamadan önce 2019 sonunda Turistik bir yurtdışı seyahatine Tek başıma (Başta bolca tereddütle) gittim ve inanılmaz eğlendim. Bir ton yabancı arkadaşım oldu.

İlgilenmeniz gereken kimse yok, sorumlusu olduğunuz kimse yok. Canınız ne isterse yapabilirsiniz. İstediğiniz yere gidebilirsiniz. Ayrıca tek başınıza olunca başka insanlar sizinle tanışmak için çekinmiyor eğer yeni insanlara açıksanız.
  • helena  (08.07.20 00:53:11) 
olumlu yönü: "dur şu yapı güzelmiş kafayı sokayım bakayım neymiş" dediğinde yanındakini de kendinle çekmek zorunda kalmamak olabilir

olumsuz yönü: "dur şu yapı güzelmiş kafayı sokayım bakayım neymiş" dediğinde yanında o sevdiğin hoşuna giden yapının seni ne kadar etkilediğini anlatamamak. ekvator'dan gelmiş turist kafilesi dışında mutluluğunu senle paylaşacal kimsenin olmaması olabilir.
  • ala09  (08.07.20 01:04:41) 
Olumsuz: soygun gibi kötü durumlarda alternatifsiz kalmak.

@helena haketmişsin ama :)
  • Unde bach canim  (08.07.20 03:25:53) 
otobüste obüjen tipler görüp bizde niye yok demek.


  • beretta beretta  (08.07.20 09:28:27) 
[]

hayatı boyunca tek bir ilişkisi olan insanlar

aslında bu konu başka bir duyuruyu görünce dank etti.

lise/universite döneminde basladığı ilk ilişkisine evlilik ile devam eden, hayatı boyunca tek bir insanla birlikte olmuş insanlar oluyor. bu kişilere karşı bir ön yargınız olmuyor mu sizin bu durumu ögrenincr? herhangi bir yargı geliştiriyor musunuz olumlu veya olumsuz?


 
Çok şanslı olduklarını düşünüyorum. Çok, çok şanslılar. Böyle ömürlük güzel ilişkilerin sırrı bana kalırsa sevgili olmaları ile beraber dost olmaları. Birbirlerinden sıkılmadan, bıkmadan uzun yıllar geçiriyorlar, elbette arada dargınlıklar oluyordur ama birbirlerinden vazgeçemeyecek kadar birbirlerine bağlılar. Çok güzel. Tabi bu düşüncelerim çocuk yüzünden boşanamayan, birbirlerini aldatan çiftler için geçerli değil.

Bu şekilde birkaç tanıdığım çift var. Hiç öyle olumsuz düşüncelerim olmadı.
  • GoodMorningTeacher  (19.06.20 01:02:47) 
hayatı boyunca bir ilişkisi olan insanlar hayatı boyunca tek kitabı yüzlerce kez okumuş insanlara benziyorlar.

8 milyar insan arasından bir tanesini seçip ömür boyu onunla olmak hiç doğmamış olmaktan daha beter bir şey. böyle ilişkileri övmek de bana aşırı garip geliyor.
  • bohr atom modeli  (19.06.20 01:07:23) 
Ben gıpta ediyorum.şanslı olduklarını düşünüyorum.
Bir ilişkim olsun isterdim.

  • biseysorcaktim  (19.06.20 01:11:24) 
Hayati kaçırmış gibi geliyor. Once yanlislari yasamak, tecrübe etmek, farkli seyler deneyip ne istediginden emin olmak lazim bence.

Hayati iskalamak, bir seyleri kacirmis olma hissi kotu. 5.5 yil suren bi iliskim bitti. Guzel de bi iliskiydi ama uzun oldugu icin asiri pismanim. Hep keske en guzel zamanlari tek bir insanla gecirmeseydim diyorum. Kendimden yola çıkarak da ben 5.5 yila tahammul edemezken butun omrunu tek kisiyle gecirenlere kayip gozuyle bakiyorum.

Romantik bi tip degilim.
  • hindistan cevizi  (19.06.20 01:11:42) 
hayatı boyunca tek kadınla beraber olan erkeklerin %85'i ilişkinin bir noktasında o kadını aldatmıştır. aksini iddia edenle yoldan 100 tane tek ilişkili erkek çevirip gizli anket yapmaya hazırım.

liseden arkadaşlarım, yetiştiğim akraba çevrem böyle "mazbut" erkeklerle dolu. en ihtimal vermediğim bile yıllar sonra itiraf etti aldattığını bi rakı sofrasında. o yüzden palavra o "the one" muhabbetleri.

bir kere vizyonsuzluktur bu, korkaklıktır. comfort zone denen nane var ya, hah işte bunlarınki comfort dot. ama erkek bünyesi durur mu yapıştırıyor cevabı. en iyi ihtimalle fahişeyle sevişiyor. bekaret yüzünden hiç sevişmediği 4 senelik kız arkadaşıyla evlenmesine 1 sene kala "daha fazla bekleyemiyorum" diyip "karıya giden" biliyorum ben. eylül'de evlenicekler, kıza üzülüyorum.

bu senaryoda mutlu olmuş bir çift varsa ikisi de psikolojik olarak benzer travmalara sahip, birbirini bulmuş tiplerdir. afiyet olsundur, bize bişey demek düşmez tabii. ama o kişinin hayata bakışına dair önemli bir fikir verir benim için.
  • Bruce  (19.06.20 01:36:30) 
bohr reyize cevap vermeye geldim,

bence 8 milyar insan arasından ha birini seçmişsin ha 10 farklı kişiyi denemişsin. ikisi de aynı şey.

tek milli piyango bileti almak yerine 10 milli piyango bileti alıp şansı arttırmaya çalışmak gibi bir şey.

o yüzden GoodMorningTeacher'a katılıyorum, şanslı sayılırlar fakat bunu 30'unda tanışıp evlenmiş herhangi bir çift için de söyleyebilirim.

fakat problem şu ki evlilik ve çocuk sahibi olma sonrası sevgi, arzu yerini başka bir şeye bırakıyor ve başka bir hale dönüşüyor.
  • aziz dostum jack  (19.06.20 01:51:37) 
küçük yaştan itibaren birbirlerini tanıdıkları için birbirlerini şekillendirmiş ve törpülemiş oluyorlar.

hayat boyu tek kişiyle olmak şu açıdan güzel: birçok yalnızlık, ayrılık, yas süreci yaşamamış olmak. 18-20 yaşımdayken hayatımda olan biri hep olmaya devam etseydi yaşadığım stres mutsuzluk ve yalnızlığın yarısını yaşamazdım.
  • tabudeviren  (19.06.20 08:38:07) 
erkek ilişkisinde aldatıyorsa karısı da aldatıyor. erkekler sanıyor ki biz aldatıyoruz, gizliyoruz, çok akıllıyız, karımız da evde bize sadık bekliyor. sen çok uyanıksın ama karın da uyanık.

ben yargı geliştirmiyorum. "her çiçekten bal alıcam, skor yapıcam, başka kadınları ve erkekleri denicem" bu anlayışta olanları çok sığ buluyorum. ilişkin devam etmez, ayrılırsın, başkalarıyla denersin farklı, tanıyabildiğim kadar insan tanımalıyım, sevişebildiğim kadar kişiyle sevişmeliyim hedefi farklı.

bir yaştan sonra yorgunluk ve bıkkınlık da oluyor.
  • anais  (19.06.20 08:44:44) 
eger ikisi de gercekten mutlularsa ben de cok cok sansli olduklarini dusunuyorum. genc yasta buyuk ikramiyeyi kazanmak gibi bir his olsa gerek. ayrica tabudeviren'e katiliyorum, 18-20 yasindaki iliskim mutlu sekilde devam etmis olabilseydi o uzuntuleri, ayriliklari, mutsuzluklari, yalnizliklari yasamamis olurdum. ama su da var bunu soylerken dusunmeden edemiyorum, o iliskim devam etmis olsaydi hem ben su an oldugum mutlu kisi olamazdim hem de o iliskilerin hep bir bitme sebebi vardi ve o bitmemis olsa butun bu yillari baska tur mutsuzluklar ve yalnizliklarla gecirmis olacaktim. o yuzden o insanlar gercekten mutluysa cok sanslilar ama iliskileri iyi devam etmiyorsa israrci olmayip ayrilmak en iyisidir diye dusunuyorum.


  • in vino veritas  (19.06.20 09:23:30) 
Biraz kıskanıyorum :)

Arkadaşlarım var lisede çıkıyorlardı yıllaaar geçti hala birlikteler, her fotolarını görüdüğümde awwwwwww oluyorum. Sonrasında biraz kendime üzülüyorum böyle bir aşkı neden hiç bulamıyorum diye (bu sefer bulduğuma inanıyorum ama)

@Bruce'un cevabı da sinir etti biraz. Yok aldatıyormuş da yok psikolojik sorunları olurmuş da. Korkaklarmış da.

Ben kıskanıyorum en azından bunu söyleyebilecek kadar dürüstüm kendime karşı. Sizlere de öneririm. Tek kişiyle ilişki oldu diye geri kafalı yobaz ve/veya aptal tip olmak zorunda değiller.
  • aguen  (19.06.20 09:24:06) 
@Bruce’un yorumu o kadar sığ ki. Sen görmedin diye ya da öyle bir şey yaşamadın diye dünyada öyle insanların/ilişkilerin olduğu gerçeği kaybolmuyor. Her şeyi bir kalıba sokmaya, genele bakıp yaptığımız yorumları herkes için uygulanabilir kılmanın anlamı yok.

Erkek aldatır kesin/kadın-erkek yakın arkadaş olamaz/ insanların doğasında tek eşlilik yok vb. hepsi aynı bakış açısının türevleri.

Her ilişki kendi içinde bir ahenge sahiptir ve başka ilişkilerle karşılaştırmak ve bu karşılaştırmaların üstünden tavsiye vermeye çalışmak doğru değil çünkü o ilişkinin ahengini ve akışını en iyi bilen o ilişkide olanlar. Onlar karar verir bu ilişkinin yürüyüp yürüyemeyeceğine.

Uzun bir ilişkiye sahip olmak zor bir şey. Hayatın önemli noktalarında aynı kararları alabilmek göründüğünden daha zor (iş, şehir, evlilik vb.) ve bunu yapan insanların zaten ilişkileri sınanmış ve bazı testleri geçmişlerdir demektir.

Bunun sırrının da sevgi ve sevginin uzantısı olarak karşı tarafa duyduğun hoşgörü olduğunu düşünüyorum. Karşı tarafa hoşgörü ve anlayışla yaklaşmaya çalışıyorsun, zaten bu olmadan bu ilişkilerin yürümesi mümkün değil. Bir de bu kişiler birbirlerinin bffsi oluyor, sevdikleri ve zevk aldıkları aktiviteler oldukça örtüşüyor.

Ama uzun ilişki biraz da insanın kendi tercihi. Tercih edene de etmeyene de saygı duyarım. O yüzden olumsuz/olumlu bir yargım yok.
  • kojonotsuki  (19.06.20 10:44:16) 
Valla vizyonsuzlukla ya da korkaklıkla ne alakası var anlamış değilim. İnsanlar mutluysa niye sırf skor için ya da doyumsuzluktan dolayı sürekli ayrılıp başka birileriyle birlikte olsun ki? Bu durum mutsuz bir ilişkin varsa sırf hayatına giren ilk kişi diye o ilişkiyi sürdürmek kadar saçma. Yine uzun bir ilişkisi varsa kesin aldatıyor ön kabulu de çok saçma.

Olumlu ya da olumsuz bir yargım olmaz. O, o şekil takılır bu, bu şekil takılır.
  • Amaranta ursula  (19.06.20 11:00:17) 
Ben hayatı kaçırdıklarını düşünüp onlar için üzülüyorum.
İki tarafın birbirine sadık olduğuna da inanmıyorum. Erkekler kesinlikle aldatıyor. En azından benim çevremde gördüğüm örnekler bu yönde.

  • chitosan  (19.06.20 12:04:18) 
Hayatı boyunca tek bir ilişkisi olmayanlar da aldatıyor eğer mesele buysa.
Soruya cevabım ise, ben bu durumu baya sıkıcı buluyorum. Ben sıkılırdım çünkü. O yeni flört aşamasındaki heyecanı en azından birkaç kere yaşamak lazım.

  • cevizli incir  (19.06.20 14:28:23) 
Acıyorum açıkçası biraz. Once biraz deneyim sahibi olup sonra settle olmak daha güzel. Karşıdakinin değerini öyle daha iyi anlıyorsun gibi geliyor.
Ayrıca, hayatın bir döneminde kisa süreli iliskiler yapmak eğlenceli bir şey. Sonra zaten yapamican, küçükken yap da içinde kalmasın.

  • sonsuz  (20.06.20 21:31:27) 
[]

kac yasindan once evlenmis / anne baba olmus kisilere

erken evlenmis
erken anne/baba olmus diyorsunuz

evet, kisiden kisiye gore degisir ama belli bir yastan once de kisinin kim olduguna bakmaksizin erken / gec diyenler var bu konuda. sizin fikriniz nedir?

 
evlilik <25

çocuk <30
  • fezagezgini  (20.05.20 22:51:50) 
erken evlenmis

e: <30
k: <25

erken anne/baba olmus

e: <27
k: <22
  • tabudeviren  (20.05.20 22:54:25 ~ 22:57:30) 
Kadın için evlilik < 30
Erkek için < 35

Çocuklu kısmı şimdiye kadar hiç düşünmemiştim.
  • ruhen hastayim ben  (20.05.20 22:55:15 ~ 22:55:53) 
evlilik için de çocuk için de 25 ve daha az ise.


  • tabirimekruh  (20.05.20 23:14:05) 
iki cins için de 25'ten küçük erken evlilik
çocuk da 25'ten küçük erken

  • anais  (20.05.20 23:53:05) 
evlilik 30
cocuk 32

  • golgi aygıtı  (21.05.20 01:07:05) 
Evlilik 28 çocuk 30


  • sta  (22.05.20 10:09:49) 
[]

anneniz babaniz nasil evlenmis ve simdiki durumlari

birbirleriyle sevgili olduktan sonra mi, gorucu usulu tanisip bir iki gorusmeden sonra mi, uzaktan akrabalik iliskileriyle kucuk yerlerde hemen birbirleriyle evlendirilmeleri ile mi? nasil evlenmisler ve sizce evlilik nasil gidiyor / gitti? geriye donup baktiklarinda birbirlerini bir hata olarak goruyorlar midir? ya da belli etmeseler de birbirleriyle olmadan yapamazlar mi? ya da cok guzel bir iliskileri mi var? evet, buyrun sohbete.




 
sevgililermis 4 yil nisanlilik sonrasi da evlenmisler. hep didisirler ama oyle kavga gurultu gibi degil sitcom tadinda genelde :) gecenlerde annem bi keresinde 1 haftaligina anneannemin yanina gitmis babam evde tek kalmis. annemi arayip ne zaman geliyosun artik kör oldum eve dön filan diyormus :) ask sevgi biter mi bilmem de galiba bitmiyor :)


  • in vino veritas  (15.05.20 23:51:15) 
Bizimkiler uzaktan akrabalık ilişkileri ile küçük yerde görücü usulü evlenmişler. Evlilikleri de normal bir evlilik. Ayrılığı boşanmayı ikisi de düşünmez istemez. Didişmeler oluyor tabi ama birbirleri olmadan yapamazlar sanırım.


  • Amaranta ursula  (15.05.20 23:51:43) 
Annemin tarafı dönemine göre oldukça ileri görüşlü insanlarmış. Bütün kardeşler kendi istedikleri sevgilileri ile evlenmiş. Ama gel gör ki bütün kardeşler ayrı bir fiyasko eş seçiminde. Boşananlar neyse de, evli kalanlar da mutlu değiller. Annemse boşananlar arasında. Çok samimi söylemek istiyorum kadın tam bir hata bombası aşk hayatında. Kendi de kabul ediyor. Bence güzel bir evlilik hayatı görücülüğe de aşka da bağlı değil, kişilere bağlı.


  • kedili bisiler  (15.05.20 23:55:39) 
babamın kuzeni annemin karşı komşuyla evleniyor. babam gidip gelirken görüyor annemi istiyor. annem çok güzel bir kadın babam ortalama bi tip, annemin çok talibi olduğu için kötü kalkıkmış biraz kimseye yüz vermiyormuş, babası da dedem için "babasını tanırım iyi adamdır" diyip babamla evlenmesini istemiş. babam o zamanlar(78) istiklalde takım elbiseyle dolaşan tayfadan, çevresi falan da geniş, sevilen sayılan bir insan; annemin gözünü boyamış evlenmişler. sonra istanbul'dan memlekete dönmüşler annem şaşırmış üzülmüş, sonra evinin kadını olmuş.

babamı annemden başka kimse çekemezdi muhtemelen, çok zor bir adam. anama üzülüyorum keşke başkasıyla evlenseydi de daha rahat bir hayatı olsaydı diye. ama annem bunu hissettirecek hiçbir şey yapmadı bunca sene, babama bağırdığını bile hatırlamam; hep alttan almış. tanıdığım en iyi kalpli, kaprissiz, iyiliksever insan. babam da annemi çok sever ve değerini bilir ve her fırsatta söyler. ama mizacı bozuk işte, istemeden yormuş kadını. arada hatunov falan diye takılıyor gelmiş kaç yaşına. biz slav kadın şakası yapsak çükümüzden asar tavana.
  • Bruce  (16.05.20 00:10:22) 
Dayımla babam arkadaşımız, babam annemi bir düğünde dayımın yanında görmüş, dayima "Kızkardeşine talibim" demiş. Annem de o sıralar aşk acısı çekiyormuş, babam yakışıklı adam, "İyi bari bu olsun" demiş. Evlilikleri baştan aşağı fail bana göre ama yıllar içinde kendilerine has disfonksiyonel bir iletişim şekli geliştirdiler. Sürekli kavga gürültü, hir gür olur, birbirlerinden sürekli sikayet ederler ama babamın daha iyi bir şansı olabilecegini düşünsem de annemin kimseyle çok büyük bir huzur, mutluluk yasayabilecegini düşünmüyorum. Yani bence bu hikayede yanan babam olmuş, tabii biz çocuklarindan sonra.


  • epistemic_regress  (16.05.20 00:35:22) 
Arkadasmis*


  • epistemic_regress  (16.05.20 00:35:39) 
annemin işyeri arkadaşı babamın üniversiteden arkadaşıymış. bunların arasını yapıyor ve annemin başını yakıyor :) annemin hiç sevgilisi olmamış, anneannem sürekli evlen başıma kaldın diyormuş (yaş 24-25). o da eytere beaa diyip hızlı bir flörtün ardından babamla evlenmiş bi sene içinde. babamı evlendikten sonra tanımış. ben 6 aylıkken boşanmaya çalışmış, sonra babam vazgeçirmiş. çok çekti babamdan, ama biz küçüğüz diye boşanmadı. anneannem de destek çıkmadı. en küçük kardeşim üniversitedeyken tekrar boşanma girişimi oldu, avukata gitti. babam tüm sülaleye ağlayıp telefon edip bi şekilde yine vazgeçirdi. sonrasında babam korkudan normalleşti sanırım, yaşlılığın da etkisi var. şimdi daha iyiler. en azından eskiye göre.


  • pide  (16.05.20 00:50:49) 
Annem ve babam tanıştıklarında annem nişanlıymış. Babam askerden dönünce kendisine gösterilen hiçbir kızı beğenmemiş ama annemi görünce beğenmiş. Nasıl olmuş bilmiyorum ama annem nişanlısından “aptal aptal konuştuğu için” ayrılmış. Sonra babamla evlenmiş. Şu an 38 yıllık evliler. Babam bu süreçte annemi aldattı, kadının tüm potansiyelini sömürdü. İkisi bir araya gelip çok kötü ebeveynler oldular. Ama anne baba diye seviyoruz işte. Yaşlandıkça daha tonton oldular sadece.


  • ruhen hastayim ben  (16.05.20 02:31:29) 
annem çok katı 2 erkek kardeş ve babasıyla büyüdüğünden. hiç erkeklerle muhabbeti olamazmış. zaten liseden sonra da okutmamışlar.

çok güzel bir kadın olduğundan sürekli istemeye gelirlermiş. erkek kardeşleri küfürler eşliğinde isteyenleri kovarlarmış :),

annemin, abilerinin dayaklarının ve babasının otoriterliğinin canına tak ettiği bir zamanda, alt komşusu olan babam, anneannemin de ayarlamasıyla dayımlar evde yokken. hızlıca annemi isteyivermiş. birkaç kez pastahanede buluşup limonata içtikten sonra evlenmişler. yani bir nevi evdeki boktan ortamdan kurtulmak için babama aşık olmasa bile evlenmeyi tercih etmiş.

sonrası boktan bir hayat, babam anneme yıllarca it gibi davrandı, 3 çocuk oldu, sürekli boşanmayı düşündü ama cebinde parası ve gidecek babası olmadığı için 18 sene evliliğin ardından ancak emekli olduktan sonra boşanabildi. boşandıktan sonra da yüzü gülmedi 1 emekli maaşıyla 3 çocuk okutmaya çalışıp eve peynir, zeytin alamadığını, beni fırınlara yollayıp bayat ekmek varmı diye sordurduğunu hatırlarım. inanılmaz utanırdım, bu yüzden de anneme çocuk aklımla çok kızardım

şimdi annem 60 yaşında, sağlığı yok, zor yürüyor, kıymet bilmeyen oğullarının kahrını çekiyor. ara ara gözleri yaşlı yakalıyorum. hayatının bittiğinden bahsediyor. hayat böyle işte ezip geçiyor.

babam yeniden evlendi. bu evlilikten bir tane engelli çocuğu doğdu. mutlu mu değil mi bilmiyorum.
  • egokalp  (16.05.20 04:46:29 ~ 04:48:52) 
Yaşadıkları Şehrin iyi ailelerinin çocukları. Okuyup iş sahibi olup 30 gibi evlenmişler. Çok sakin be hatta asosyal bi yaşantıları var. Birbirlerine hala siz diye hitap ediyorlar. Kavga tartışma çok nadirdir. Uyumlu bir çift bence.


  • i ve been mistreated  (16.05.20 08:13:48) 
babam annemi çok sevmiş.
annem o zamanlar başka birine aşık olduğu ve onunla çıktığı için babama yüz vermemiş önce.
sonra erkek arkadaşından ayrılmış, bakmış ki babam da peşinde pervane, iyi o zaman demiş.
babamın peşinde koşması ve çıkmaları falan filan dört yıl sürmüş, sonra babam askere gidip gelince evlenmişler.
hemen ben olmuşum, hatta temellerim nişanlılık dönemlerindeyken atılmış.
ben üç yaşındayken boşanmışlar.

babam çok sevmiş ama bence annem sevmemiş.
sonradan bunu kendisi de söyledi.
"babanı değil de, beni sevmesini sevdim." demişti.

babam hem annemi sevmeye devam ederek, hem ona düşman olup kin güderek mutsuz bir adam oldu, sonradan bir sürü kız arkadaşı oldu, 2 kere daha evlendi, bir kardeşim de oldu hatta.
şu anda tek başına yaşıyor, bir kız arkadaşı var, arada bir kendini toparlıyor ama alkol problemi var.
annem vefat edince biraz daha çöktü sanki son 2-3 yıldır.

annem babamdan boşandıktan 1,5 yıl sonra başkasıyla evlendi, 25 yıl evli kaldı, boşandı.
hiç mutlu olamadı.
annemin zaten babasıyla sorunları varmış, yani sevme ve sevilme dengesi sorunluydu.
ama babamın annemin hayatının en büyük hayal kırıklığı olduğunu düşünüyorum.
annem belki ben doğduğum için bu kadar sert düşünmedi hiçbir zaman.
sonrasındaki seçimlerini nasıl yanlış etkilediğini ancak 50'sinden sonra görebildi, onu da ne kadar net görebildi bilemiyorum.

ikisinin de kendi ailelerinden gelen sorunları vardı zaten, hem birbirleriyle, hem başkalarıyla ilişkilerinde başarısız oldular.
  • blatta hiberna  (16.05.20 11:30:11 ~ 11:33:06) 
@blatta, babana üzüldüm. annen niye öyle yapmış:(

Bizimkiler arkadaşları aracılığıyla tanışmış. Ben üniversiteye gidene kadar hep kavgalıydılar. Senin akraban, benim akrabam diye hep tartışırlardı. Bir komşumuz gelip ayırırdı.Çok üzülürdüm. Aynı ev içinde babam annemle 8 ay konuşmadı.

Şimdi hiç akraba yok, biz de uzaktayız. 60lı yaşlardan sonra liseli gibiler. Erotik muhabbetler falan. İlginç. Başlarına vurdu galiba.
  • banacevaplazım  (16.05.20 11:41:26) 
@bana cevap lazım:

babam annemi sevmiş demek babam annemi mutlu etmiş demek değil ama.
elde edince, elde edinceye kadar yaşadıklarının intikamını almakla karışık, "artık benim dediğim olur" gibi bir kafada hareket edince, işler gitmesi gerektiği gibi gitmemiş tabii.
yani kin güden, intikamcı, hükmetme meraklısı bir karaktere sahip maalesef.
ne kendini, ne çocuklarını, ne başkasını mutlu edebiliyor.
o yüzden hayal kırıklığı diyorum zaten.
ama annem de yanlış yerde yanlış şeyi aramış tabii.
  • blatta hiberna  (16.05.20 12:17:16 ~ 12:18:55) 
Annem hastanede çalışırken babamın arkadaşı ameliyat oluyor, ona geçmiş olsuna geldiklerinde annemle karşılaşıyorlar. sonra babam anneme sarmış, sürekli hastalık bahanesiyle gelip görüyormuş vs. sonunda annem de yüz verince 1 sene içinde evlenmişler (21-26)

Arada hırgür oluyor, ben bunun hayatlarına heyecan kattığını düşünüyorum artık. Çünkü birbirlerinden ayrı da yapamıyorlar ve her zaman birbirlerine kızdıkları zamanlarda bile çok sevgiyle bahsederler. "Baban şöyle böyle ama bakma iyi adam" "Annen de iyi kadındır" filan gibi.. Anneme hiç pişman oldu mu diye sordum birkez, "yine olsa yine babanla evlenirdim" dedi.
  • lcha  (16.05.20 14:33:20) 
[]

bu kadarı da çomarlık değil mi

olay: eksisozluk.com

ben hiç genis bir adam degilimdir. aksine cevremden, arkadaslarimdan da duymusumdur çok tutucu olduguma dair veryansınlar ama bu bile bana çok fazla geldi.

olayı özetlersek: almanyada calisan bir kadina, bir müsterileri sarkintilik ediyor. bu olayi ogrenen koca solugu adamin is yerinin kapisinda aliyor. bu is yeri adresi eviymis aslinda.

almanya gibi bir yerde sikayet edersin, sorunu cozersin. prosedürü, adli makamları, sirketinin bu durum karsisinda alacagi tavri gözlemek yerine adamin is yerini basıp orada bu adama hesap sormaya calismak çomarlık ornegi degil mi sizce? kimse de tuhaf karsilamamis bu durumu.

 
adam otelde görüşelim demiş. bu basit bi sarkıntılık değil. hoş sarkıntılığın basiti de olmaz ama direkt otelden girmiş adam. ben böyle durumlar için kimse ile karşı karşıya gelmem, eşimin de gelmesini istemem. ama kapıya giden adama da hak veririm. çomarlık yok.


  • elorelia  (10.01.20 13:45:09) 
az bile yapmış


  • angina pektoris  (10.01.20 13:53:52) 
eşime yapılsa adamın evini bulur, çocuklarının gözü önünde kafayı gömer burun kemiğini beynine sokarım.

adam gene medeniymiş arıza çıkarmamış.
  • kimlanbu  (10.01.20 14:26:54 ~ 14:27:32) 
çomarlık tabii ki. söylediği şeyin ne önemi var asıldıktan sonra, şimdi otele çağırmazsa 3 mesaj sonra çağıracak. herkesin eşine birileri asılıyor, yukarıda asarım keserim diyenlerinkine de. evli olduğunu bilmiyor olabilir, karşısındakinin kendisi gibi sadakatsiz bir rezil olduğunu düşünüyor olabilir. her gün birilerini dövelim evini basalım o zaman.

hoş bir durum değil ama bir tek mail attı diye gidip adamı basmak gereksiz bir davranış. kadın o mail'e gerekli sertlikte red cevabı atar, adam buna rağmen devam eder rahatsız etmeye, o zaman eyleme geçersin.
  • Bruce  (10.01.20 15:47:33 ~ 15:50:43) 
aynen ben de çok geniş birisi değilim ama bana da çomarlık gibi geldi. ev veya iş farketmez, kimsenin kapısına dayanılmaz. neyse ki mevzu büyüyüp kan çıkmamış


  • dafuq  (10.01.20 16:58:49) 
Adamın değil ama kadının yaptığı çomarlık, hatta büyük cahillik.

Bir erkeğe kadını böyle basit konuları anlatmamalı, kendi tepki verip adamı itin götüne sokmalı, içinden çıkamayacağı bir durum olursa son çare erkeğe bahsetmeli bundan.

Adam bi hırsla herife dalsa, biri diğerini vursa yaralasa vs iki aile de sıkıntılı süreçler yaşar, hele ki Allah korusun işin içine bir de ölüm girerse iki ailenin de hayatı mahvolur.

Erkek bu haberi aldıktan sonra aslında fazla medeni bile davranmış, sanırım Almanya adaletinden çekindiği için bu kadar naif davranmış, kendi de öyle yazmış.

Türkiye'de olsa bu konuyu adamı yaralayarak bitirecek sinirde milyonlarca erkek var.
  • John Bloor  (10.01.20 18:06:49) 
bu bana gözlerinin önünde yapılsa, benimki hıı ok der geçer. ben bazı adamlardaki bu kavga manyaklığını anlamıyorum. birbirini bıçaklıcaksın, ee sonra?


  • xvyz  (10.01.20 20:37:21) 
[]

yurt dışında yaşayanlar - nereden katılıyorsunuz

duyuruya hangi ülkenin hangi şehrinden katılıyorsunuz?

kaç yıldır yurt dışındasınız?

memnun musunuz?

 
Merhabalar,
Isvicre'nin Cenevre sehrindeyim. Haziran 2019'dan beri buradayim. Su anda gayet memnunum. Hersey yolunda.
Sevgiler
  • interview with the vampire  (18.12.19 12:10:07 ~ 12:12:47) 
Köln, okul bitince memnun olmayı umut ediyorum


  • vhs kaseti  (18.12.19 12:13:08) 
eylul basindan beri bukreste yasiyorum. genel olarak memnunum.


  • Acream  (18.12.19 12:30:12) 
Londra
Son 2 yildir
memnunuzdur
  • Sebastian  (18.12.19 12:44:05 ~ 12:59:47) 
londra son 2 yil, oncesi bangkok, oncesi istanbul
memnunum :)

  • try again fail again fail better  (18.12.19 12:45:51) 
viyana'dan katılıyore

2013'ten beri burdayım

gayet mutluyum
  • viyana kangurusu  (18.12.19 12:53:54 ~ 15:41:19) 
Fransa kirsali, yakinda sehre tasinacagim gibi, 2 senedir buradayim, onceden bir sene buenos aires, her halukarda turkiye"den daha mutluyum.


  • hewit  (18.12.19 13:00:21) 
Mlada Boleslav / Cekya.
2,5 yil.
Ileri derecede memnunuz.
  • erectrode  (18.12.19 13:49:04) 
4 yıl dubai - yemen turkusu...


  • mrduck  (18.12.19 14:24:15) 
freiburg/almanya
6 ay oldu
memnuniyeti ölçecek derecede elimde done yok. buraya geleli başıma gelmeyen kalmadı. alışırız inşşşşş.

şunu da şuraya bırakayım;
www.youtube.com
  • japon askeri  (18.12.19 14:45:53 ~ 14:46:27) 
1 ay oncesine kadar leicester-ingiltere'de idim. simdi oradaki isim bitti Turkiye'deyim. is bulursam donerim. leicester, ingiltere'nin en guzel yeri degil; ama turkiye'den iyidir. Firsatim olsa, iskocya ya da galler taraflarinda yasardim. cok guzel yerler. farkli ulkelere de is basvurusu gonderiyorum: hollanda, isvicre, amerika, (belki) kanada..


  • ubi dubium ibi libertas  (18.12.19 14:47:09 ~ 14:48:49) 
Bir yildir Düsseldorf. Toplamda 4,5 yil olacak.

Donulmeyecek bir memnuniyetsizlik yok.
  • buf-e kür  (18.12.19 15:25:48) 
londra, 7 ay.

fena degil simdilik, keyfim yerinde.
  • captainobvious  (18.12.19 15:33:09) 
Son 10 senedir 1-3 sene aralıklarla çeşitli ülkelerde yaşadım. Şu anda Toronto, Kanada'dayım. Fena değil, memnunum.


  • fxinturevi  (18.12.19 15:59:01) 
KKTC sayılır mı? :) 5 senedir Lefkoşa'dayım.


  • Başkalaşım  (18.12.19 16:15:33) 
Helsinki, 10 ay. Memnunum hatta keşke daha önce gitseymişim diyorum.


  • bruce mclaren  (18.12.19 20:01:45) 
Kanada
15+ sene.
Kimseye "buraya gelin" demem.
  • cooperr  (18.12.19 20:39:13) 
20 sene amerika, 8 fransa. Amerika daha iyi. Ama bazi yonleri kotu. Fransaya gelmeye gerek yok. Daha kuzeye tasinmak icin firsat kolluyorum.


  • beriberi  (19.12.19 00:14:53) 
Amerika / 1.5 yildir burdayim


  • oscar  (19.12.19 04:49:00) 
avustralya. 6 sene olacak neredeyse.

tas catlasin 5-6 seneye turkiye'ye donecegim. burasi cok uzak her yere. madem bir tane hayatimiz var ailemizle gecirelim bari. yoksa bildigin yeryuzundeki cennet.
  • baldur2  (16.05.20 02:09:12) 
[]

türkiyedeki insanlar neden işlerini güzel yap(a)mıyor

tecrübe ettigim olaylardan sonra bunu merak etmeye basladim. salt insan odaklı degil de; sanki ekosistemden kaynakli ortaya cikiyor gibi bu durum. ne sebepten ötürü türkiyede yaşayan insanlar işlerini iyi yapamıyor sizce?




 
Çünkü çoğunluk işini sevmiyor.


  • silah taciri  (17.12.19 15:22:13 ~ 15:22:28) 
Çoğunda iş ahlâkı yok ve yarı eğitimliler.


  • lafıolmaz  (17.12.19 15:23:16) 
Ahlakın yoksa işini iyi yapmak için sebep de yok.

Ahlakı vardır. Yaptığı iş için yeteri kadar ödüllendirilmiyordur(maaş, hak vs). Bu sebeple çok da tınlamıyordur.
  • glamdr1ng  (17.12.19 15:27:26) 
üstte yazanlara ek olarak özel sektörde çalışanların büyük bir kısmı 2 kişilik iş yapıyor, çalışma saatleri de uzun. yalap şalap bir şeyler yapıyolar.


  • petekpare  (17.12.19 15:29:42) 
Sadece kendi işi ile meşgul olan özel sektör çalışanı az çalışmalar sadece anı kurtarma amaçlı ve iyi yöneticiler yok bence


  • Diskirminant  (17.12.19 15:38:50) 
Kimse planlı yaşamıyor, günlük yaşıyoruz. Politikalarımız da böyle hayatlarımız da.
İşi, yapmak için değil geçiştirmek için yapıyoruz. O anlık, idare etsin yeter diye.

  • kisa  (17.12.19 15:39:33) 
Bu konuyla igili "Türk Milleti ve “Sikinin Ucuyla İş Yapmak” Gerçeği" başlıklı bir başucu eseri var, şuraya bırakıyorum:

medium.com
  • crown  (17.12.19 16:15:15) 
işini iyi yapanın kıymeti bilinmiyor, kötü yapan cezalandırılmıyor. Fazla devlet memuru kafalıyız özel sektörde bile.

Bir de genel olarak çalışma kültürümüz böyle olduğu için işini düzgün yapmayan bile iyi yapıyorum zannediyor.
  • burfak  (17.12.19 16:21:30) 
Çünkü bedelini ödemiyoruz

Sadece türkiye de değil bu dünyanın her yerinde aynı.sadece buradaki duyuruları takip et, herhangi bir alışveriş veya hizmet için ilk belirtilen kelime f/p.bunu derkende aslında fiyat,fayda filan kastedilmiyor,ucuza nasıl kapatırım soruluyor veya interneten alışveriş yapacaksın,otel ayarlayacaksın,.ilk gelen hali recommended.ne yapıyoruz ilk iş olarak,ayarlardan price-low to high i seçiyoruz.sana demiyorum bunu hepimiz böyleyiz.sonrada ucuz olandan yüksek fayda bekliyoruz.tamamen şansa kalıyor gerisi,iyiyi görünce şaşırıyorsun.

Hem 2,5 lira hem cam kenarı olmuyor işte.zihniyette zincirleme bozuluyor.sen ucuza almaya çalışıyorsun,o da mühendisi asgari ücrete çalıştırırım,materyal kalitesini düşürürüm,başka türlü kurtarmıyor.işi yapan bu paraya bu iş mi olur,bende burayı sakızla yapıştırırım diyor.sonra herkes mutsuz.
  • duptıs  (17.12.19 16:35:34) 
kendine saygisi olmayanin kime saygisi olabilir ki. kendine saygi duymak icin de bir nedeni yok cunku hic erdem sahibi olmamis. hayattaki basarilari, tuttuklari futbol takiminin basarisi, dogduklari ulkenin bayragi, vs. yani gercek bir basari yok.


  • bir varmis bir yokmus  (17.12.19 16:55:45) 
Evet hem insan hem sistem kaynakli. Ahlaksizlik ve zeka dusuklugu, insani; isini iyi yapanlarin dislanmasi, ekonomik gercekler ve baligin bastan kokmasi sistemsel.


  • dunal  (17.12.19 20:18:19) 
Isini iyi yapanlar goze batmiyor


  • eksimeksi  (18.12.19 02:42:15) 
para az diye millet kasmıyor. hizmet sektöründe falan millet müşteriye küfür eder gibi bakıyor. adama 3 kuruş para verince bu normal.


  • rene  (18.12.19 03:16:19) 
teşekkür eden de yok.


  • durgunfoton  (18.12.19 03:18:07) 
[]

fransa'da hayat diğer avrupa ülkelerine göre çok mu zor

yoksa bu protestolar daha çok fransızların protest kişiliklerinden mi kaynaklanıyor? devamlı süregelen bu memnuniyetsizlik hali hayat standardının eskiye göre fransa'da çok düştüğünün mü göstergesi? ingiltere, almanya veya italya gibi ülkelerle karşılaştırınca ne durumdalar?




 
Fransa'da bir kaç defa bulundum ve 2 sene İngiltere'de yaşadım. Tamamen bi yerimden uyduruyorum şu anda ama Fransa'da protestoların daha fazla olmasının sebebi adamların protesto olayına alışkın olmalarından kaynaklı - krallarını öldürmüşler ne de olsa. İngilizler kolay kolay sokağa çıkmaz.


  • euteamo  (06.12.19 13:20:49) 
ekonomi ile alakalı değil. fransız ihtilalini yapanların torunları, gayet normal yani :)


  • candide  (06.12.19 13:28:53) 
Hayır sendikalar daha güçlü ve grev kültürü daha yaygın.

Mesela fransa'da birini işten atmak imkansıza yakındır, İngiltere'de grev yapmaya kalk seni kapıya korlar.

ayrıca en.wikipedia.org
  • noluyo yaa  (06.12.19 13:29:45 ~ 13:31:13) 
İngilizler 1200'de falan kraliyet yetkilerinin Magna Carta ile kısıtlayıp demokratik düzene uymaya zorladığı için demokrasi anlayışı çok uzun bir geçmişe dayanıyor, Fransızların yaptığını bi 500 yıl önce yapmış adamlar, haliyle İngilizleri bu anlamda sokağa çıkmıyor diye düşünmemek lazım, özellikle yetmişli seksenli yıllarda anarşinin İngiltere'de zirve yaptığı yıllardır, öğrenci ayaklanmaları sol tandanslı ayaklanmalar, ki Avrupa'da en uç sol eylemler genelde İngiltere'de olur, oldukça yaygındı. Mesela 1 Mayıs gösterilerinin en hard yaşandığı Avrupa ülkesi de yine İngiltere'dir. Gel gelelim bugün bu olaylar yaşanmıyorsa, tek nedeni ekonomik refaha ulaşılmış olmasıdır, başka bir nedeni yok, insanlar yaşamlarından memnunlar. Yarın ucu kendilerine dokunacak bir olay yaşansa sokağa inmekten çekineceklerini sanmıyorum. E Almanlar zaten robotize sistem, sokağa inmelerini beklemek çok gerçekçi olmaz fakat Fransızlar kültürel yapı itibari ile ne İngilizler gibi ne de Almanlar gibi bir ülke; adamların %60'ı etliye sütlüye karışmayan Doğu Avrupa kafasındaki köylü toplumu, ki orijin olarak gerçek Fransız diyeceğimiz kişiler de bunlar, şehirdeki halk Afrikalı etnik grupların yüksek olduğu bir popülasyona sahip, grevlerdir gösterilerdir eylemlerdir, bu tip olayların çıkış noktası buradaki topluluklar aslında, yani Fransız İhtilali ile ayaklanmaya alışmış bir toplumun yaptığı bir şey değil pek, "ezilme" olayına müsamaha göstermek istemeyen Afrikalı etnik grupların bu olaylarda payı daha yüksek bana kalırsa.


  • angelus  (06.12.19 14:00:05) 
Protesto ve hak arama yerel kulturun bir parcasi. Noluyo yaa'nin dedigi gibi Fransa'da isveren tarafindan feshedilmesi mukun olmayan sozlesme tipleri var, tabi bu sozlesmeleri herkes alamiyor ama yine de Fransa'da durumu ozetleyen bir sey. Bu hak arama olayi fransa'yi gunumuz vahsi dunyasinda bir miktar fakirlestiriyor, fakirlestiriyor diyorsam zenginleri daha az zengin yapiyor, bir abd gibi takilsalar daha iyi buyume sartlarina sahip olurlardi ama hicbir insan fransa gibi bir yapi yerine abd'de dogmak istemez zaten.

Macron ise fransa'yi bu acilardan ehlilestirmek icin ugrasiyor ama kolay degil.

Angelus'a duzeltme; bu hak arama yapisinin temel motoru sudur budur diyemeyiz. afrikali halk beyaz fransizdan daha aktif degil bu konularda.
  • hewit  (06.12.19 14:04:53 ~ 14:07:16) 
Bayağı yazmışsınız ama mesele şu: son zamanlarda zamlar oluyor, maaşa yapılan zamdan fazla vergi yükü biniyor. Bu da fakirleştiriyor yani. Geçende ulaşım biletine zam gelmiş.


  • prole  (06.12.19 14:58:55) 
Bir arkadaşım Fransada yaşıyor ben de sordum, "işler azıcık bozulsa grev yapıyorlar yasal hak zaten" dedi. Bizdeki gibi son aşamaya gelince ses çıkarmak(hatta onu bile yapmıyoruz) yok.

Tek başına iş yavaşlatan grev yapan vs. bile oluyormuş. Adamların genlerine işlemiş.
  • nhk ni youkosu  (06.12.19 15:26:46) 
şiakyet etmek ve eylem yapmak fransızların milli sporu. kendileri bile dalga geçiyor bu konuyla


  • argent dawn  (06.12.19 18:17:40) 
Alıntı: grev yapmak, ya da greve gitmek kelimesinin kökeni, fransa'nın greve meydanında, işten çıkartılan insanların toplanarak protesto yaptıgı yerdir.


  • neck_and_neck  (06.12.19 22:31:13) 
Fransa'ya özgü mü emin değilim. Birey ve vatandaş olabilmiş toplumlarda protesto ve grev oldukça yaygın.

Yunanistan'da birkaç yıl önce polis şiddeti nedeniyle halk ortalığı yakıp yıktı.

Finlandiya'da Posti grevi yeni bitti. Dayanışma için başka meslek dalları da greve gitti. Bazı otobüs hatları 1 gün çalışmadı. Sonunda istediklerini aldılar. Hatta bu nedenle hükümet düştü.

Fransa'daki güncel durumun ekonomi ile beraber politik nedenleri de var. Sağa karşı uzlaşılarak seçilen bir adamın içinden Tony Blair çıkmasını beklemiyorlardı. Bir de halkın talepleri uzun süre yok sayıldı. Haliyle tepki eşikleri çok daha düşük.

Bizdeyse hakkını arayana ve hesap sorana "devletine el uzatanın eli kesilir" deniyor. Kültür farkı :)
  • bruce mclaren  (06.12.19 23:30:19) 
[]

iyi ingilizce bilmek diyince siz ne anliyorsunuz

biz mesela bir görusmeye gidiyoruz. cocugun egitimi de fena degil. iyi okumus etmis aslinda. sirkette yabanci yoneticiler var, onlara da böyle anlatirsin diyoruz. toplanti vakti geliyor veya makineyi tanitacak diyelim; konusamiyor. biz tercune etmek durumunda kaliyoruz o kisi takilinca.

oncesinde ise bu konusamayan kisi "ingilizcem iyi/gayet iyi. italyanca/fransizca/almanca ogrenecegim" vs diyor. burada da bazen goruyorum. ingilizcem iyi seviyede, x dilini nasil ogreneyim deniliyor. bu kisiler telefon acip dunyanin herhangi bir yerinde ana dili ingilizce olmayan bir kisiyle konusup herhangi bir problemi cozebiliyorlar mi? bana cok tirt gibi geliyor artik.

senin ne isine yarayacak bu bilgi derseniz, bi isime yaramayacak. yalnizcs merak ettim nedir bu ikinci ucuncu dil sevdasi diye. iyi ingilizce bilmek sizce nedir?

 
Üçüncü dil bilen biri olarak kesinlikle söylediğine katılıyorum. "Rahat olarak" akıcı Ingilizce konuşabilen, diyalog kurabilen, karşısındaki ile iş veya arkadaşlık açısından bağ kurabilen, kelimeyi bilmiyorsa bile tarif edebilen kimse Ingilizceyi iyi biliyor demektir. Çok iyi derecede Ingilizce bilmeden de üçüncü dili öğrenmenin bence hiç bir manası yok. İdare eder Ingilizce + almanca bileceğine sadece çok iyi Ingilizce bilsin yeter.

Rahatlık kısmını da özellikle vurguluyorum, öyle durup dururken Ingilizce konuşurken heyecanlanıyorsan kendine güvenmiyorsun demektir, bu da kabak gibi belli oluyor, bence iyi Ingilizce konuşmanı engelliyor.
  • roket adam  (19.11.19 14:23:53 ~ 14:24:39) 
Onu bilemem ama iyi ingilizce konuşan, yabancılarla toplantı ve sunu yapan arkadaşlarımın hepsinin türkçesi çok iyi ben onu gözlemledim.


  • bahoho  (19.11.19 14:27:06) 
Günlük dilin yanı sıra olası bir durumda ana dili ingilizce olan birisiyle tartışabiliyorsa ve/veya sıradan bir insana ders anlatabiliyorsa ingilizcesi iyidir derim.

Türkiye'de herkesin ingilizcesi native ama konuşabilen çok az. Bu artık eziklik psikolojisinden mi yoksa kendi reklamını yapmaya çalışmak mı bilmiyorum ama sonrasında ortaya çıkınca hem güven kaybettiriyor hem de insanın kalitesini sıfırlıyor bir anda.

Ben bulunduğum ülke nedeniyle dünyanın her yerinden gelen öğrencilere ingilizce ders veriyorum, sunum yapıyorum, bana sorsan İngilizcem eh yani fena değil, idare eder derim.

Bu arada aksana çok takılıyor Türk insanı. Çok havalı British aksanı ile sadece "What is your name" demektense, Türk aksanı ile patır patır konuşun. Ben yıllardır eğitimlerimi Almanca, İngilizce, Fransızca alıyorum dolayısıyla aksanım da ona göre şekillendi ama doğal olarak bazen Türk aksanı oluyor. Pre-intermediate arkadaşlar dalha geçmeye çalışıyorlar benimle. Öyle yapmayın siz. Moral bozmadan devam edin.
  • fxinturevi  (19.11.19 14:30:19) 
"Iyi ingilizce biliyorum" lafini her zaman cok iddali bulmusumdur. Hicbir zaman cikip bunu soyleyecegimi sanmiyorum. Kalkip cok iyi Turkce biliyorum bile diyemem kalki ki ingilizcem "cok iyi" diyeyim.

Bana sorarsan "iyi ingilizce biliyor" diyecegim kisiler siyesetcilere, cesitli konusmacilara simultane ceviri yapanlardir. Bu insanlar hakkaten o dili iyi biliyor diyebilirim ben. Es zamanli ceviri yapmak bambaska bir olay. Tukcesi de cok cok iyi olmasi lazim bunu yapanin ayrica.
Bir dili iyi biliyorum diyebilmek icin o dilde olan yazili sesli hicbir seyde hicbir sekilde bir sorun yasamiyor olman lazim. O dili konusan kisilerle her turlu derin sohbete girebiliyor ve bunda en ufak bir sikinti yasamiyor olman lazim. "Gayet iyi ingilizcem var" cok iddaali.
  • stavro  (19.11.19 15:23:22) 
Benim İngilizcem B2 seviyesinde (speakingim belki A1 bile olabilir) ama cvlerinde İngilizce seviyesine "iyi" yazan tiplerin çoğunun beginner bile olmadığını gördükten sonra ben de çok iyi yazmaya başladım.


  • jeanvaljean21  (19.11.19 15:44:54) 
@bahoho +1.

Kendi anadilini iyi konuşamayan, sonradan öğrendiği yabancı dili de iyi konuşamıyor.

Bir de, anlattığınız durum için asıl problem dil değil, kendine güven ve rahatlık bence.
  • franz kafka  (19.11.19 15:50:33) 
ingilizcenin iyi olması çatır çatır konuşmaktır. ondan altı kem küm abartıdır. sen istediğin kuralı bil. anlıyorum ama konuşamıyorum diyorsan yoktur o dil.


  • mikahakkinen  (19.11.19 16:45:22) 
Stavro+1
Devlet kademesindeki insanlara Simültane tercüme edenler, her türlü derin sohbete girenler ve bir dergiyi kitabı gazeteyi rahatça okuyabilenler.

Bahoho+1
Kendi dilini çok iyi bilmeyen/akıcı konuşamayan biri yabancı dili de bilemez/konuşamaz. Biraz çalışkanlık, azim, yetenek, sosyallik de işin içine giriyor. abd de doğup büyüyen 35 yaşında birisi, robert kolej mezunu olup üniversite için türkiyeden abd ye giden bir türk ten daha kötü konuşabilir çünkü bahsettiğim kriterler de önemli. Robert kolejde ingilizce gazete çıkarmıştır hep okumuş sunum yapmıştır ama diğer arkadaş abd de doğup büyümesine rağmen kendini ifade edemeyen biridir konuşamaz.

Fxinturevi+1

Türkiyede çok uzun yıllardır saçma sapan bir akım/furya başlamış ve hala aptalca bu fikri savunanlar var. Amerikan gibi ingilizce konuşmak ya da İngiliz gibi ingilizce konuşmak. Aksana/şekile önem veren bu insanların çoğu inanın bir İngiliz yazarın kitabını ingilizce okumaya çalışmamıştır. Türk gibi ingilizce konuştuğunuzda dünyanın hiçbir yerinde aşağılanmıyorsunuz ki zaten sizin amerikan gibi ingilizce konuşmanızın onların gözünde bir getirisi yok.

İngiltere nin kuzeyindeki insanlar güneylileirn dili, güneyindeki insanlar kuzeyin dilini tuhafsıyor. Komple İngiltere birleşip bu sefer iskoçların İngilizcesi ne bok atıyor. Dünyada aksan hiçbir zaman homojen olmadı. İngiltere nin içinde bile kuzey güney aksan farklılığı var. Abd zaten bambaşka.

Ayrıca izlediğim filmi tam anlıyorum diyen insanların çoğu anlatılmak isteneni anlıyor. Bir Türk olarak Türkçe film izlediğinizde bile karakterlerin kısık sesli konuştuğu biçok yeri kaçırırsınız. Ama eğer İngiltere ya da abd de 3-5 yıl yaşarsanız onların içinde kendi deyimlerini şakalarını kültürünü tam anlarsınız hatta bölgesel aksan farklılıklarını da öğrenmiş olursunuz
  • santiago  (19.11.19 17:26:23 ~ 17:49:47) 
iyi ingilizcem var diyorum soranlara. arkadaşlarımla ingilizce konuşuabilirim rahatça, yalnız günlük konular değil teknik bilimsel düşünsel konularda da, ingilizce spesifik bir konuda ingilizce kaynaklardan araştırma yaparak 10000 sözcük yazı yazabilirim, sunum hazırlayabilir ve sunabilirim, ingilizce espri yapabilir yapılan espriyi anlayabilirim. şiir okuyup anlayabilirim. benzeri olmalı bence.


  • inekadam  (19.11.19 19:24:27) 
Gündelik sohbette konuşulanı ya da yazilani yüzde doksanbes falan anlayan derdini tum zamanları değil de basit olanları kullanarak anlatabilen kişiye (bi arkadaşım ekolü) anadili ingilizce olanlar ingilizcen gayet iyi diyor. Gerçeği söylediklerini kibarlık etmediklerini iddia ediyorlar ama yalan mı söylüyorlar bilemem. :)


  • nick dedigin  (19.11.19 23:20:40 ~ 23:25:53) 
yazı ve konuşmam akıcı, iki dil arasında geçiş yaparken duraksamıyorum, ya da mesela bilmediğim bir konuda elime metin geçtiğinde korkmuyorum - galiba bu bence iyi ingilizce. native level tabii ki, değilim. diğer yandan ben de ingilizce konuşması gerektiğinde sürekli duraksayan ama takımın geri kalanından daha akıllı olan iş arkadaşıma için için kızıyorum.


  • e haliyle  (20.11.19 00:19:40) 
ingilizce romani okuyup anliyorsan biliyorsundur.
ama ingilizce ogretmek amacli olan 50 sayfalik romanlari kastetmiyorum, harry potter'in ingilizcesi mesela.

  • baldur2  (20.11.19 00:44:34) 
[]

gün icinde veya sonrasinda rahatlamak icin neler yapiyorsunuz

spor disinda ne gibi onerileriniz var? ben internette takiliyordum arada geyik olsun diye, aksine daha fazla sinirlendigimi fark ettim. siz ne kadar sureyle neler yapiyorsunuz?




 
Yürüyüş, fotograf cekme, seyahat planlama (gitmeyecek olsam da), geyik, bir seyler izleme vs vs


  •   (06.11.19 10:53:11) 
yemek yapmak rahatlatıyor, güne başlarken 5-10 dak. esneme hareketleri-nefes egzersizleri de iyi geliyor. Yeni keşfettiğin bir müzik grubunun bir albümünü başka hiçbirşey yapmadan -internette sörf gibi- dinlemek de iyi geliyor.


  • candanag  (06.11.19 10:57:30) 
Yeme-içme-uyuma, uzun sıcak duş, yazın sahilde oturup mal mal boşluğa bakma.


  • pati  (06.11.19 11:09:12) 
bir hobim var. onu geliştirmeye çalışıyorum. üzerine eğitimler izliyorum ve üretmeye çalışıyorum. maddi bir beklenti olmadan.

ek olarak dil eğitimi videoları izliyorum. internette özellikle türkçe içerik takip etmemeye çalışıyorum.
  • zvonimir  (06.11.19 11:48:00) 
her akşam 2 saat bisiklete çıkıyorum.. stres atmak için en uygun yöntem!


  • strobist  (06.11.19 13:19:52) 
meditasyon


  • superb  (06.11.19 13:41:08) 
mal mal videolar izliyorum, özellikle tiktik vidoları acayip boşaltıyor beynimi


  • paramolacak  (06.11.19 14:02:25) 
[]

polisin isinizi cozdugu oldu mu

polise isi dusup de isini halledebilen oldu mu? pasaport cikarmaktan bahsetmiyorum burada. kavga, hirsizlik, gasp, aile ici siddet vs gibi durumlardan soz ediyorum.




 
2015 yılına kadar onlara güvenim tamdı. En saçma sorunumda bile çok yardımcı olmuşlardı. Bu yıl karakola gidip ağlamadığım kaldı. İlgilenmediler. Artık ölsem de aramayı düşünmüyorum.


  • banacevaplazım  (31.10.19 14:05:27) 
aracımın plakası çalındı. emniyette iki gün uğraştıktan sonra yeni bir plaka verdiler.


  • babilbaligi  (31.10.19 14:21:28) 
hayatımda üç kere karakola gittim. üçünde de gittiğime pişman oldum.


  • sir gawain  (31.10.19 14:35:28) 
bir iki kere lazım oldu telefonu (155) bile açmadılar.


  • orijinal nick bulamadim  (31.10.19 15:07:56) 
olmadı.


  • HasanK  (31.10.19 15:10:07) 
çözüm yolu olarak polis aklıma bile gelmiyor. kavga dövüş hırsızlık falan olsa karakola gitmek aklımın ucundan geçmez.


  • brkylmz  (31.10.19 15:11:21) 
Anneannemin evini soydular. İç avludaki camı kırıp girmişler. Kaykayım vardı onu almışlar. Bir kaç az değerli maden kap kacağı almışlar. Dolaptaki maden suyunu içmişler. Polis çağırdık. Cam kırıklarında ve şişede parmak izleri çıktı. Daha önceki kayıtlarından yakalandılar. Mahkeme oldu. Bizi de çağırdılar. Perişan vaziyette olduğu için şikayet etmedik fakat hakim yine de ceza verdi. Olan benim kaykaya oldu. Manevi değeri vardı. :(


  • mekaniker  (31.10.19 15:22:05) 
hayır çözülmedi başlarından savdılar


  • basond  (31.10.19 19:26:49) 
üniversitedeyken eve çıkmıştık istanbul aksaray'da, bir gün hırsızlar eve gelip masaüstü bilgisayarımızı falan çaldılar, kapılardan birisine evdeki bıçağı saplayıp gittiler. polisi çağırdık "burada niye ev tuttunuz ki" demişlerdi


  • burya  (31.10.19 19:43:36 ~ 19:44:13) 
[]

seyahate çıkınca napıyonuz

ben boş bir tip olduğum için sanırım bazen sıkılıyorum bu seyahatlerde.

-müzeye giriliyor, benim ilgimi çekmiyor. çoğu ülkede zaten ücretli, az da değil fiyatı. okuyorum yazılanları anlamıyorum bir şey.

-parka bahçeye gidiliyor. ya çok soguk oluyor ya cok sıcak. bunun için mi buraya geldik moduna giriyorum kendi kendime.

-bara giriliyor. öyle bira/şarap vs. içilip kalkılıyor. fena değil ama aşırı da sarmıyor.

-kulüp/disko. bunu artık kafa götürmüyor. hiç de ilgimi çekmiyor. 10-15 yıl önce olsa belki karşı cinsle muhabbete gidilirdi.

-starbaks. hangi şehirde/ülkede girsem, türkleri bir tek burada görüyorum. 3-5 farklı gruba rastlıyorum. hepsi telefonla oynuyor oluyor.

-şehrin meydanı. turist çeksin diye konulmuş bi heykel. eski bilmem ne binası, parlamento bir şeyi. ünlü ressamın/yazarın gelip bir ara yaşadığı ev var.

-hediyelik eşya satan tükanlar/tezgahlar. burdan bir magnet, bir bardak altlığı beğenmeye çalışıyor millet.

siz napıyorsunuz gittiğiniz yerlerde? gidiyim de diğer turistlerle veya yerlilerle muhabbet edeyim insanı da hiç değilim bu arada. zaten belli ülkeler dışında da ana dili ingilizce olmayan insanların sizinle ingilizce konuşacağı yerler yok. sorun bende sanırım, kolay kolay hadi şuraya gidelim falan diyemiyorum.

güney amerika/güney asya gibi yerlere mi gitmek lazım? oralarda atraksyonlar farklı herhalde. neler yapıyorsunuz öyle yerlerde? hiç dağa,taşa kolayca tırmanacak insan da değilim. bilmem kim tapınağına harıl harıl çıkamam. hayvanlardan falan korkarım. ben evde oturayım en iyisi ya. bi akıl verin beyler bayanlar.

 
bilader allah senin yardımcın olsun sen ölmüşün toprak atanın yok vesselam...

Bu aciz halinden allaha sığın töbe ve tevekkül et
  • pazarlamacı  (16.10.19 11:42:18) 
son paragrafta cevabi vermişsin zaten. sürekli benzer kültüre sahip ülkelerde gezmek bir süre sonra 'eee ne ki yani' duygusu oluşturabiliyor. sosyalleşerek bunu aşabiliyorsun ama sen onu yapmak istemediğin için dediklerinde haklısın.

senin çözümün amerika'da da değil mesela. orada da bu duyguları yaşarsın. asya-afrika-güney amerika senin ilacın :)
  • brkylmz  (16.10.19 11:43:39) 
boşver kanka seyahat meyahat bozar adamı. hem düşünsene havaalanına gidiş gelişi, uzun pasaport ve bagaj kuyruklarını, rötarları aksilikleri soğuğu yağmuru..çağır hatununu eve mis gibi takılın!


  • '  (16.10.19 11:46:35) 
geçmiş olsun, ruhun ölmüş. bence de evde otur hocam, boşa masrafa giriyor seninki. sen bu tavırla aya gitsen "ee zaten görüyoduk bunu dünyadan dümdüz gri yer" der mekikte beklersin.


  • sir gawain  (16.10.19 11:48:03 ~ 11:49:35) 
instagrama fotoğraf ekliyorsun işte başka bir olayı yok gezmenin
3 gün bir şehre gittin diye fazla beklentiye girmeye gerek yok

  • bir soru sorcam  (16.10.19 11:48:12) 
Yazdiklariniza bakilirsa seyahat etmeyi pek sevmiyorsunuz, sevmek zorunda da diilsiniz, nedense son yillarda herkes seyahati sevmeli gibi bir kanun var (bu arada ben cok seviyorum, seyahat etmediğim zamanlarda bir sonraki seyahatimi dusunuyorum ve hayal ediyorum)

Kendi adima sehirlerde sokaklari, insanlari izlemeyi seviyorum en cok, farkli bir yerde olmak bile basli basina ruhumu tatmin ediyor.

Dogasi guzel yerlerde dogayi izlemek ve fotograf cekmek hosuma gidiyor, yazin seyahati hic sevmem (anca golgede yatmali) kisin da yagmur camur olmadikca cok usume problemim yok,o nedenle park bahce, cicek bocek beni mutlu eder.

Tipik turist aktivitelerini de seviyorum, aptalca oldugunu bile bile bir duvarda elimi 360 derece dondurmeye calismak, bi cesmeye bozuk para atmak bana eglenceli geliyor.

Daha once kitaplarda okudugum, filmlerde dizilerde izledigim yerlerde bulunmak bana zevk veriyor.

Yolda olma halini seviyorum, ozellikle tren yolculuguna bayilirim.

Aslinda bakinca yukarida yazdiklarinizdan cok da farkli bir sey yapmıyorum ama bu dediklerin bana zevk veriyor.

Bence sorun bahsettigim dayatmada, herkes seyahati sevmek zorunda degil. Eksikligini de hissetmiyorsan evde otur ne sakincasi var.
  •   (16.10.19 11:53:16) 
vizyon dediğimiz şey tam da bu işte. sende yok ondan baboli.

evde çekirdek kola akıt gitsin.
  • jugador  (16.10.19 11:56:12) 
Bu kafayla, her boka bir kulp bularak hiçbir şeyden keyif alabileceğini sanmıyorum. Güney Amerika ya da Asya da farklı olmayacak. Yine müze, manzara, eğlence mekanları falan olacak.
Madem aksiyon istiyorsun, safariye falan git dicem ama belli ki sen ona da 2 saat sonra "ya anladık işte aslan kaplan amk" diyeceksin. Boşver otur çayını iç.

Ben tarihi yerleri gezerken zevkten dört köşe oluyorum mesela. Bambaşka kültürler, yaşantılar varmış lan bizim gördüklerimizden diyorum ve aşırı ilgimi çekiyor. Müze falan gezerken bu tarz düşünürsen belki biraz daha ilgi çekici olabilir.
  • cay koy geliyorum  (16.10.19 12:02:35 ~ 12:04:59) 
millet de bir şey yapmıyor pek. dediklerini veya azını yapıyor.

ben mesela farklı yerde olmayı seviyorum. bir şey yapmasam bile 2 gün paris'te olsam önümüzdeki günden itibaren bana iyi gelir. ama herkes sevmek zorunda değil.
  • kamile necaset  (16.10.19 12:11:44) 
enerjin düşük bence senin, tempolu yürüyüş yap ya da kapalı havuzda bol bol yüz bol bol taze meyve suyu içi kelle paça karışık çorba falan iç. sonra gezersin önce enerjini yükselt.


  • redeath  (16.10.19 12:16:39) 
aslinda gezmek zorundaymisiz gibi bir algi olustu sosyal medya etkisiyle. keyif almiyorsaniz gezmeyin. bir anlami yok ki oyle.

ote yandan bahsettiginiz durumlardan keyif almiyorsaniz neden keyif aliyorsunuz? cunku bu durumda yasadiginiz yerde de cok keyifli bir hayatiniz olmaz. yani durup beni ne mutlu ediyor diye dusunmek lazim cerceveyi genisletip.

bana yurtdisinda gordugum her sey muazzam geliyor. farkli insan yuzleri, farkli diller, bambaska yemekler, aliskanliklar, gormedigim meyveler, agaclar...

bir de bir hobiniz varsa, atiyorum ata binmek, onu farkli ulkelerde gerceklestirmek keyif verebilir.
  • jimicik  (16.10.19 12:29:21 ~ 12:38:38) 
avrupa hep aynı evet. tokyo'ya falan git belki seversin. seyahat etmeyi sevmiyorsan da kendini zorlama.


  • xvyz  (16.10.19 12:33:45) 
surekli benzer yerlere gitmissin anlasilan ama o bile keyif verici aslinda... dedigin gibi baska yerlere gitme vaktin gelmis senin ama onlar da cok mutlu etmeyebilir seni; hayata karsi tutumunu degistir bence :)

genelde 5-8 gun arasi ayni sehirde kaliyorum ben. hem cok bilindik yerlerini geziyorum, hem de sehrin icinde kayboluyorum; sehir ici yuruyorum bol bol ve kesif yapiyorum. yemekleri bilindik ve turistik yerlerde degil halkla konusup ya da yuruken kesfettigim local yerlerde yiyorum, iciyorum. ayrica sehre yakin guzel yerler varsa da sabah erkenden cikip tren,otobus ile tum gun pass alip, gezip dolasip geliyorum merkeze.

her seferinde de cok keyif aliyorum seyahatlerimden :) asya tarafini deneyebilirsin, doga olarak cok daha muazzam
  • sweetoffice  (16.10.19 12:39:18) 
"bilader allah senin yardımcın olsun sen ölmüşün toprak atanın yok vesselam...
Bu aciz halinden allaha sığın töbe ve tevekkül et" +1

anaaa :D
kız vizyonsuz musun?

müze geziyorum, her şeyi anlamak zorunda değilim bir sanat eserine bakınca tarihinden estetikten etkilenmem de yeter. ayrıca böyle şeyler zamanla gelişir. hiç gitmeyip hiç ilgilenmezsen nasıl bakış açısı kazanacaksın sevmezsin müze falan tabi.

bit pazarlarını, sahafları geziyorum.

özel yemeklerini/içeceklerini/tatlılarını falan deniyorum.

o şehre özel bütçemin el verdiği cafeleri deniyorum.

ilgi alanımın olduğu bir etkinlik varsa; konser tiyatro falan onlara bilet bakıyorum önceden.

online platformlardan birileriyle tanışıp buluşuyorum, bişiler içiyoruz, geziyoruz falan.

hediyelik eşya bakmıyorum, onun yerine türkiyede olmayan ya da pahalı olan yiyecek/içecek alışverişi yapıyorum marketlerden ve kapanış.
  • jimjim  (16.10.19 13:00:43) 
Duyuru komik cevaplar ondan da komik, gülmekten okuyamıyorum. :))

Hakikaten kendinizi bir kontrol edin ölmüş olabilirsiniz.
Ben bu kadar hayattan zerre zevk almayan ve memnuniyetsiz birini görmedim.:)

Ben olsam yeni bir yer görüyorum diye sevinçle gezerdim ki yurtdışına çıkma ihtimal ve imkanım yok.
Dediğiniz yerlere gitmeyin tamam kafe, müze vs sıkıcı diyelim.

Çıkın sokaklarında kaybolun, insanlarının içine girin vakit geçirin bazen dil bilmek gerekmiyor insanları tanımak için, yemeklerini keşfedin.
Çocuklarını görün onlarla vakit geçirin. Aslında yapılacak o kadar çok şey var ki.
Starbaksa gidip tabii ki mutlu olamazsınız.
  • kirmizipilotkalem  (16.10.19 13:28:02) 
sevişmek de belki bu anlarda ilaç gibi gelebilir.


  • redeath  (16.10.19 13:53:14) 
Sevmiyorsanız seyahat etmeyi, etmeyin. Bence insanları bu konuda “itelemek”, seyahati övmek etmek çok saçma. Instagram’da havalı dursun diye gezeceğinize evinizde istediğinizi yapın. Aptalca bir zorbalık yapılıyor bu konuda. Herkes gezmeyi, yeni yerlerden zevk almayı “görev” ediniyor. Saçmalık.

Sorunuza gelince, merak ettiğim yerleri geziyorum, orayla ilgili planlarım oluyor gitmeden önce. Spontane bir geziyse, en güzel barlarına giderim, daha turistik olmayan yerleri de keşfetmeye çalışırım. Gidip sokaklarında aylaklık da yaparım, insan izlemek hoşuma gider. Bit pazarlarına giderim. Varsa ilgilendiğim bir müzesi, oraya kesinlikle gitmeye çalışırım. Müze gezmeyi severim zaten, arkadaşlarımla buluşup da gezerim kendi yaşadığım şehirde.

Dağ-taş, tırmanma beni zorladığı için ayrı bir zevk alıp gezerim. Bisiklet sürerim. İnsanlarla iletişime çok kapalı gözükmemeye çalışırım. Zaten yalnız seyahat ediyorsam, kesin oradakilerle uzun-kısa muhabbete girerim. Tavsiye alırım. Bunlar bana yük değil.

Sırtımda çantayla epeyce dolaştığım bir vakit, yatağımı özlediğimden bir iki ay seyahat etmemiştim. O sırada bana spontane gelen bir teklifi kabul edip Amsterdam’a gittim ve çok da zevk alamadım oradaki gezimden mesela. Yük geldi bana, modum düşüktü. O günden beri asla istemediğim yola çıkmam, belki evde oturup film izlemek daha iyi gelecektir bana. Gezmek için gezmem.
  • buf-e kür  (16.10.19 14:05:54) 
walmarta git şişko arabalarına bin gezin, tam senlik aktivite.


  • hasmetizm 2046  (16.10.19 14:08:51) 
www.youtube.com

bu video geldi aklıma :)
  • gerenkyok  (16.10.19 14:09:30) 
çok bir beklentiye girmeye gerek yok, çok abartılacak büyülenecek bir durum yok, oralar da yaşanılan yerler, insanlar normal olarak yaşıyor.
Farklı şeyler görmek ilgi çekicidir. Mesela yolda yürürken sıra dışı bir insan görürsen ilgini çeker, aynı mantık, sıra dışı şeyler görüyorsun ve ilgini çekiyor. Nerede olduğunu sorguluyor kafa, kendini sorguluyor, insanları sorguluyor, memleketini sorguluyor, karşılaştırıyor, yeni fikirler ediniyorsun. Ne kadar sıra dışı ise gördüğün gittiğin yer o kadar derin bir şekilde yaşıyorsun bu tecrübeyi.
Herkesin gittiği yerlere gitmekte korkulacak bir şey yok.
Mesela endonezya ya gittim, motosiklet kiraladım ve rastgele dağlara köylere kökledim 5-6 ay kadar önce. Çok sıra dışı bir tecrübe, çok değişik kafası var. İnsanlar gidiyorlar, atıyorum bilmem ne dağında gün doğumunu izliyorlar bali adasında, bunu yaşamak çok sıra dışı, insanın kafasını açar, farklı bir tecrübe.

Tabi seyehatin %100 ünde bu kafada olmayı beklemeyin. Seyehat etmek aktif olmak demek, gidip otel odalarında bol keseden karın şişirmek içmek sıçmak falan bunu seyehat etmek olarak değerlendirmiyorum, o farklı bir şey. Ne kadar yorulursanız o kadar çok experience yaşarsınız.

Özet geçmek gerekir ise ilgini çeken bir coğrafya / toplum da ilgini çeken tecrübe ( experience) ler kovalayacaksın ve oralara gideceksin ki bu hoşuna gitsin.
  • The_Lollok  (16.10.19 14:24:28 ~ 14:27:08) 
Sizin gibi biriyle kazara gezmeye çıkmam umarım.

İlgimi çeken konularda ne varsa onu yapıyorum. Gitmiş olmak için müzeye ya da tarihi bir yere gitmem. Sıkılıyorum. Genelde doğa ile ilgili yerleri seviyorum. Park bahçe köy kasaba gezmek gibi.

Club cafe gitmem. Sevgilimle gezerken yemek yemeyi vakit kaybı olarak görürdük. En hızlı şekilde halledip yola devam ederdik.

Alışveriş çok yapıyorum. Paramı bitirmeden gelmeyi sevmiyorum. Sadece bardak altlığı gibi standart şeyler değil gittiğim yerin butiklerini çok gezerim.

Birde çıkıp rastgele gezmeyi seviyorum. Çok kayboldum ama çok güzel yerler buldum.
  • jazzabel  (16.10.19 14:52:06) 
Genel olarak depresif ve mutsuz bir ruh haliniz olabilir. Bazen bir yerden sonra insan her şeyden sıkılabiliyor. "Ee ne oldu ki şimdi?" moduna girebiliyor. Eğer sizde bu durum yoksa gezmeyi sevmiyorsunuz demektir. Sevmek zorunda değilsiniz zaten. Sevmiyorsanız yapmayın, sevebileceğiniz farklı şeyler bulun kendinize. Burada size laf sokan tiplere de takılmayın.


  • bayc  (16.10.19 15:18:26) 
Bu saydiklarindan keyif almiyorsan deniz tatili yap. Plaji, denizi güzel olan ülkelere gidip denize girer, yemegini yer uyursun.

Ona da "Ee noldu suya girdik ciktik simdi!" diyorsan gercekten ölmüssün dostum :D
O zaman seyahat etmemelisin.
  • chitosan  (16.10.19 15:43:01) 
Sorun olaya tersten yaklaşıyor olmanız, herkes x ülkesine gidiyor ben de gideyim diyorsunuz, gidince de rutine düşüyorsunuz. Önce ilginizi çeken bir şey bulun, bu ilginç bir yeri görmek olabilir, adrenalin aktivitesi olabilir, çok istisnai yöresel bir aktivite olabilir, belli bir yemek olabilir, karşı cins olabilir, bir şeyin eğitimini almak olabilir, sevdiğiniz bir muzisyenin konserine katılmak olabilir vs. vs. o şeyi bulunca da hangi ülkedeyse oraya gidin. Bu yer belki küçük bir kasaba da olabilir. Aklınızda şu an bir şey yoksa keşfedene kadar gitmeyin zaten. Seyahat etmek Paris'e gidip fotoğraf çekilip instagrama koymak demek değil, hatta bundan daha berbat bir seyahat düşünemiyorum.
Yazılmış zaten herkes seyahat etmeyi sevmeyebilir, tatilde seyahat dışında aktiviteler de yapılabilir.

  • mikro patlama  (16.10.19 15:56:45) 
herkes seyahat etmeyi sevmiyor, siz de sevmek zorunda değilsiniz. bir kenara gidiş dönüş bileti diğer yana 20-30 kitap koysam, hiç düşünmeden kitaplara sarılacak bir arkadaşım var benim. yemeğe düşkün, tüm seyahat planlarını buna göre yapan tanıdığım da var. insanlar çeşit çeşit, zevkler de öyle. biri diğerinden iyi demek anlamsız.

ben ne yapıyoruma gelirsem, farklı yerler görmeyi seviyorum. aklımda kalan bir müze için ikinci kez seyahat ettiğim şehir de var, gidip en ünlü müzesine gitmediğim şehir de. gitmeden vaktim varsa blogları okurum ama genelde kafama göre takılıyorum. hava çok soğuk değilse yürüyerek gezmeyi, ilgimi çeken sokaklara dalmayı, yerellerin takıldığı kafelerde oturmayı seviyorum.
  • asteriks  (16.10.19 16:06:40) 
[]

tek basiniza seyahat eder misiniz

evet hanimlar beyler,

1)kucuk veya buyuk sehirlere tek basina seyahat sıkıcı mı olur?

gittigim yerin lokalleri ile konusurum, yasli amcalara selam veririm, universiteli genclere takilirim veya benim gibi backpacker'lari bulup onlarla vur patlasin cal oynasin yaparim gibi cevaplari konu disinda birakarak soruyorum.

tüm seyahati tek basiniza gecirdiginizi varsayin. bu durum can sıkıntısına yol açar mi?

2)tek gezilir ama şu mevsimde/tarihte yapilmaz veya şu şu ülkelerde yapilmaz gibi tavsiyeleriniz var mi?

3)tek gezerken birçok yeri bir kerede gezmek mi yoksa parca parca kisa seyahatler ile tek tek gezmek mi?

 
ben ilk tek gezmeye gittiğimde biraz çekinmiştim, ama sonrasında baya sevdim. sana inanılmaz bir özgürlük veriyor, kısaca kafana eseni yapıyorsun. grupla gezerken karşılaşamayacağın deneyimlere olanak kılıyor. benim önerim tek gezerken çok sosyal biri değilsen çok uzun süreli seyahatler ayarlama. olur ya bazen, kimseyle kafan uyuşmaz, öyle mal gibi kalma. 4-5 gün o yüzden ideal. kimseyle tanışmasan bile kafanı dinler gelirsin. ortak yabancı dil olmayan ülkeler zorlayabilir. (rusça bilmediğini varsayarsak ingilizce'nin yaygın olmadığı rusya, ukrayna gibi yerler)


  • hayley williams ile evlenecek genc  (11.10.19 04:15:40 ~ 04:16:40) 
Uzun süre tek başıma gezdim. Hiç de sıkılmadım. Müthiş bir özgürlük ve keyif verdi. Tek başımayken çok fazla yerellerle sosyalleşmem. Serde Türk kadınlığı var, ne olur ne olmaz diye. Can sıkıntısı olmuyor ama bazen hüzün oluyor. Parça parça kısa seyahatleri tercih ederdim. Kadın başıma Avrupa ve Kuzey Amerika haricinde tek başıma gezmezdim sanırım. Bu da yine güvenlik sebepli.


  • SiyamkedisiZorro  (11.10.19 08:12:19) 
1- küçük veya büyük şehir de olsa, tek başına seyahat her zaman daha özgür hissettiriyor bana. ilk tek seyahatim olan budapeşte'de bir park bulup yarım saat salıncakta sallanmıştım mesela. arkadaşlarımla gitseydim muhtemelen böyle bir anım olmayacaktı.
çoğu zaman çok az parayla yurtdışına gidiyorum. dolayısıyla daha az müze daha çok park bahçe geziyorum, marketlerden ucuza alışveriş yapıyorum, istediğim yere istediğim zamanda gidiyor ve istediğim kadar vakit geçiriyorum kısacası.

3- seyahatlerim genelde max.5 günlük oluyor. çünkü bir süre sonra yoruluyor ve zevk almamaya başlıyorum. ben tek tek, parça parça gezmek taraftarıyım açıkçası. aynı kıta içindeki şehirler birbirine çokça benziyor. özellikle avrupa'da. bu yüzden kafam karışıyor benim. 3 gün gidip tek şehir gezmek tercihim. hem aşırı yorucu da olmuyor. görev gibi, gezmek için gezmiyorsun çünkü.

2- tek seyahatin mevsimle tarihle ilgisi yok bence. ama lokasyonla ilgisi olabilir. ortadoğu, kuzey afrika gibi yerlere, ben kadın olduğum için yalnız gidemiyorum örneğin.

ek olarak: ingilizceniz iyiyse ve ingilizce konuşulabilen yerlere gideceksiniz azcık da sosyal biriyseniz hiç sıkılacağınızı düşünmüyorum.
  • tok oldugumuz halde yaftalar yiyoruz  (11.10.19 08:13:55) 
Özellikle ilk kez gideceğim bir yerse tek başıma gitmeyi seviyorum. İstediğim gibi plan yapmak,kafama göre değiştirmek iyi geliyor. Ben de genelde kısa süreli gidiyorum,4-5 gün gibi. Deniz tatiline ise arkadaşlarımla ya da ailemle giderim. Ve evet güvenlik gerekçesiyle avrupa ve kuzey amerika dışında tek başıma tatil planlamam.


  • asteriks  (11.10.19 08:50:08) 
benim en sevdiğim şey tek başına gezip tozmak. en son tek başıma bir hafta tatil yapmıştım, neredeyse kimseyle konuşmamıştım bile. hayatımda bu kadar dinlendirici bir zaman dilimi geçirdiğimi hatırlamıyorum.

mükemmel olur.
  • babilbaligi  (11.10.19 09:31:10) 
@tok oldugumuz halde yaftalar yiyoruz +1

Yurtdışı gezilerimi tek yapıyorum. Daha rahat oluyor benim açımdan. Ne ben bir başkasını kısıtlıyorum, ne de bir başkası beni kısıtlıyor. kafama göre sokak sokak müze müze geziyorum. kafama göre istediğim yerde oturup, yemeği yiyorum.

@asteriks'in yazdıklarını şahsen benim için de geçerli. sadece avrupa'ya gidiyorum tek başıma. Çin, Rusya gibi büyük yerlere tek gideceğimi pek sanmıyorum. Güney Afrika Cumhuriyeti için de cesaret edemem açıkçası.
  • put it in your appropriate place  (11.10.19 09:55:32) 
Her zaman, her yerde tek seyahat. Tamamen aynı kafada değilsen ya taviz veriyor, ya birisine taviz verdirdiğin için kendini kötü hissediyor, ya da çatışmaya girip sıkıntı yaşıyorsun. Bu durum daha can sıkıcı. Çok kişi gittiğim son seyahatte kendi öz kardeşimle kavga ettim, döndükten sonra bir hafta konuşmadık. Öz kardeşim diyorum, bakın.

Bazı destinasyonlar için güvenlik kaygınızı anlarım da, çoğu zaman gerçek problemlerde yanındaki kişinin de çok yararı olmuyor. Fas'ta öldürülen İskandinav kızlar da 2 kişiydi sonuçta.
  • d max  (11.10.19 10:30:56) 
Giderim.
Dikkat bağımlılık yapıyor.

  • kanlakarisikyagmur  (11.10.19 12:33:49) 
Ettim, ederim. Küçük şehirler 1 günden fazla sıkıcı olur ama büyük şehirler gayet güzel olur. Planlamadan, yazı okumadan, pek tavsiye almadan doğaçlama ve o şehrin yerlisi gibi elimde kamera, telefon ve sırtımda çanta olmadan ellerim cepte gezmeyi severim. Parça parça kısa seyahatlere vaktim olamdığım için tek tatilde mümkün olduğunca çok yeri görmeye çalışıyorum.


  • iwasbornonamountainside  (11.10.19 12:56:23) 
Gençken iyi de yaş ilerledikçe yalnız gezilmiyor ya. Kafeye, restaurana, gece klübüne gitmesi işkence, yan masadan muhabbetler, kahkahalar geliyor ya da millet arkadaş grubuyla, eşiyle sevgilisi ile. sen orda creepy/weird guy olarak sap sap takılıyon, telefonla oynuyorsun falan. Bir de büyük şehir olması lazım, cıvıl cıvıl olacak, aktivitesi, genci, toplu taşıması, sergisi, müzesi canlı bir şehir olması lazım. Tatile diye çıkıp depresyona bile girer insan:) Otel odası yalnızlığı diye bir başlık var, şimdi baktım: 110 sayfa olmuş. Bu kadar insan goygoy yapmış olamaz:) Baltalamak gibi olmasın bu arada, ben kolay sosyalleşen insan değilim zaten yapı meselesi, herkese göre değil bu yalnız seyahatler


  • neverletyougodown  (11.10.19 22:59:45) 
1
buraya yazılanların hakları Sir Anthony Hopkins'e aittir.
yazan eden compumaster, ilgilenen eden fader
modere edenler angelus, Artibir, aychovsky, baba jo, basond, compumaster, deckard, fader, fraise, groove salad, kahvegibi, kaymaktutmayansicaksut, kibritsuyu, monstro, pandispanya, robin, ron dennis
bu sitede yazılanların hiçbiri doğru değildir. site içeriği küçükler için sakıncalı olabilir. yazılardan yazarları sorumludur. kaynak göstermeden alıntılanamaz. devlet tarafından atanmış bir kurumun internet üzerinde kimin hangi bilgiye ulaşıp ulaşamayacağına karar vermesi insan haklarına aykırıdır. web siteleri kullanıcıların istekleri doğrultusunda bağlandıkları yerlerdir. kullanıcılar isterlerse bir web sitesine bağlanmayabilirler. bu güçleri ve imkanları mevcuttur. bir kullanıcı bir siteye bağlanmak istiyorsa bu onun tercihi ve hakkıdır. bağlanmak istemiyorsa bu yine onun tercihi ve hakkıdır. halkın kendisine hizmet etmesi için görevlendirdiği kurumlar hadlerini aşıp halka neye ulaşıp ulaşmayacağını bilmeyen cahil cühela muamelesi edemezler. ebeveynlerin çocuklarını sakıncalı içeriklerden koruması için çok sayıda bedava ve ücretli yazılım mevcuttur. bu yazılımlar bir web tarayıcısını kullanmaktan daha karmaşık teknik bilgi gerektirmemektedir. devletin milletini küçük düşürmesi ve ebleh yerine koyması yasaktır. Skimlinks ile linkler üzerinden yönlendirme payı alınmaktadır.