Giriş
(12)

Soruyu tersten soralım: avrupa da yasamak

mimikikili
Ön şart koyarak...Dombracı tayfanın yorumuna ihtiyacım yok. Onlar israil i protesto için ancak starbucks ta kahve içen çocukları rahatsız ederler.Tembel ve niteliksiz olup uzanamadığı ciğere pis diyenler de muhattabım değil.Kimden cevap bekliyorum...Çalışkan ve donanımlı olup avrupa yerleşen ama ara
Ön şart koyarak...
Dombracı tayfanın yorumuna ihtiyacım yok. Onlar israil i protesto için ancak starbucks ta kahve içen çocukları rahatsız ederler.
Tembel ve niteliksiz olup uzanamadığı ciğere pis diyenler de muhattabım değil.

Kimden cevap bekliyorum...
Çalışkan ve donanımlı olup avrupa yerleşen ama aradığını bulamayanlar.
Ne sizi tatmin etmedi? Para / yaşantı / gönül işleri...

Ya da çalışkan ve donanımlı olup memlekette yaşamayı seçenler. Avrupa gitmekte sizi ne durdurdu?

Peki hadi karşı tez de olsun. Tatmin olanlar da cevaplasın. Çok memnunum hayatta türkiye ye dönmem diyenler. Yaşadıklarınızı anlatın.

Merakla dinliyorum. Hepinize sevgiler...
Dombracılar hariç.
-3
mimikikili
(31.08.26)
En iyi üniversitelerde okuyup üstüne abd'de master yapıp orada işe giren arkadaşlarım var. Aile ilişkileri iyi olanlar yapamıyor, bu kadar uzaktan eksikliği giderilemiyor. Aile ilişkileri iyi olmayan ama aile isteyen de yapamıyor. Daha yüzeysel, maddiyat ile tatmin olabilenler çok başarılı. Genellemek istemem şimdi, orada kalmayı seçen herkes maddiyatçı değil elbette, oranın kültürünü benimsemiş ve orada aile ve arkadaş ortamı olmuş insan mutludur.

Ülke farkı da var. Ronald Reagan ne demiş:

"You can go to live in France, but you cannot become a Frenchman. You can go to live in Germany or Turkey or Japan, but you cannot become a German, a Turk, or a Japanese. But anyone, from any corner of the Earth, can come to live in America and become an American."

Amerika'da kültüre adapte olmak, melting pot içinde kavrulmak daha mümkün ama kahrolası ab'de her ülke neredeyse ırkçı, burada utanarak genelleme yapacağım, maalesef.

Ben vatanımı seviyorum. İnsanımı seviyorum. Ailemi, özellikle kardeşlerimi çok seviyorum. İstediğim zaman arabaya atlayıp görebileceğim kadar yakında (6 saat en fazla) olmak isterim. Almanya, İngiltere ve Körfez ülkelerine yerleşme fırsatım oldu, çok düşündüm, gidip kısa süreli yaşadım ve çalıştım ama azalan verimler geçerli, ötv'siz telefon almak güzel de parayı ne yapacaksın aile yoksa. Umudum hala tükenmedi. Seçimlerde İstanbul'da ücra yerlerde görev yaptım, çevremi ve geniş ailemi ikna etmeye çalıştım, beyaz yakalı olarak yapabileceğimi yaptım ve seçimle çeviremedik yönümüzü batıya. Hayatımı sırf bu yüzden kökten değiştirip gurbete gitmek istemem. Zaten beş on sene sonra kimsenin işi olmayacak ai nedeniyle. Bu kadar olumsuz ortama rağmen varlık edinebildim. Toprak alıp işlerim, hayvancılık yaparım. Çocuk da istemiyorum. Tüm tersanelerine gericiler girerse de benlik bir şey yok. Toplum bunu istiyorsa, yaşayarak görecek.
-2
gabe h coud
(31.08.26)
yurtdisindayim, simdilik donmuyoruz ama aklimizin bir kenarinda var, ya da belki baska ulkelere gitme ihtimalimiz olabilir. aradigini bulamamak degil benim ama bulduklarim kalmak icin yeterli mi emin degilim. 3 sebep var geri donmeyi dusunduren; aile - arkadaslar vs, hava, yemekler. onun disinda aradiklarimi buldum aslinda, ama bunlarin eksikligi kotu etkiliyor. 3 ayda 1 falan gelip gidiyoruz birkac haftaligina, bu da simdilik idare ediyor ama ozellikle gunes gormemek ve anne babamin yaslanmasi geri donmeyi de dusunduruyor.

not: giderken donmek isteyecegimi hic dusunmezdim, donenlere de gerizekali derdim, ama simdi anliyorum, gerizekali benmisim. ha gittigime pisman degilim, donmeme ihtimalim de var, ama turkiye'de de yurtdisinda da gercekten mutlu ve kafam rahat olamaz, onu anladim. belki ileride olur, ama simdilik durum boyle.
0
lemmiwinks
(31.08.26)
Soruna bu kadar kibirli değil de sağ köşeden bakalım :
Senin o kahvecide siyonist aleyhine yaptığın bir şey , bir ifaden var mı ?

ABD gibi bir yerde bile "şu an" bazı siyasilerinin seçilmek için siyonizm aleyhtarı söylemleri var. Sanırım biri de belediye başkan adayıydı. Son 3 yılda siyonist karşıtlığı ABD de arttı.
Netenyahu bile sadece Trump ile görüşmeye mi gidiyor sanıyorsun ?
Asıl maksatlardan biri de orada influencer denen sosyal medya yayıncılarından kimilerine para karşılığı (harcanacak toplam meblağ 700 milyon dolar civarında diye hatırlıyorum) siyonist uşaklığı yaptırmak, topluma siyonist sevgisi aşılayan içerikler oluşturtmak .

Soruna cevap değil bunlar. O nedenle çok önemseme .
-6
diyecevaplandı
(31.08.26)
Avrupa'da yaşayıp memnun olmayan arkadaşım yok çünkü alayı donanımlı mühendisler. zorlu süreçlerden geçenler var ama şu an keyifleri yerinde, topluma adapte oldular, gelir düzeyleri ortalamanın üzerinde.

Aradığını bulamayanların büyük kısmı gittiği gibi baba bir iş bulup o dakika itibariyle refaha kavuşacağını düşünenler ve yetkinliği olmayanlar.

Rağbet görmeyen bir meslekle boş hayaller kurarak gidenler üzülür.
-5
kimlanbu
(31.08.26)
18 yasima girmeme birkac ay vardi tasindigimda. üniversite okumak icin geldim. önce avusturya'da üniversiteyi bitirdim, iki üc sene calistim, sonra ingiltere'de master yaptim ve avusturya'ya geri döndüm. avusturya'ya geri dönmemdeki en büyük etken alismis olmamdi. avusturya vatandasligini falan o asamada zaten almistim ama arkadas cevrem buradaydi, sevdigim seyler buradaydi, vatandasi olarak avusturya'nin tadini cikarmak istedim vs. yani kendimi ingiltere'de hayat kurabilirim gibi hissedemedim. avusturya'ya aidiyet duygum oldugunu ve buranin aslinda evim oldugunu pasaportu alinca degil, ingiltere'den dönmeye karar verince anladim. ilginc bicimde avusturya'ya ilk tasindigimda türkiye'ye dönme ihtiyaci hissetmemistim. bunun yasla alakali oldugunu düsünüyorum. avusturya'ya ilk tasinirken 18 yasindaydim, kemiklesmis aliskanliklarim yoktu, hayati tanimiyordum, ev nasil tutulur, banka hesabi nasil acilir, yetiskin olarak sosyal normlar nasil olmali bilmiyordum, o sebeple avusturya'da bana ne sunulursa sorgusuz sualsiz kabul ediyordum; avusturya'ya ikinci tasinisimda 28 yasindaydim ve hayati ögrenmistim, yeni bir yere gittigimde, yeni bir kültürle karsilastigimda kiyasladigim, baz aldigim temel avusturya'ydi.

dönünce esimle tanisip evlendim. belki bir türkle evlenmis olsaydim farkli olurdu ama su an bir yanim hep burada. bazisi, ev aldik ondan ait hissediyorum, diyor mesela ama bu sebep bana cok sallantili geliyor. biz de ev aldik ama olay kurulu düzenimiz var meselesi degil, cünkü mal mülk istenirse satilir ama 35 yasindan sonra yeni arkadasliklar kurmak, esimi alip türkiye'ye getirmek, onun ailesini geride birakmak, onun dil bariyerini asmasi, türkiye'nin uzaktan izledigim son 18 senesine dahil olmak falan mümkün degil. o kadar materyalist degil yani sorun. en basitinden artik türkiye icin oy bile veremiyorum ve söz hakkimin olmadigi bir ülkede yasamak istemiyorum. eksi sözlük ve eksi duyuru da olmasa türkce konusup yazabilecegim ortam olmayacak, günde 10 dk annem babamla sohbetlerim haric.

ekonomik durum meselesi de benim durumumda insanlari ters köse yapiyor genelde. ben türkiye'de hic calismadim ama ekonomik zorluk yasayan bir aileden de gelmiyorum. ne bileyim, her sene yurtdisi tatilleri, kayak tatilleri, iki kardes olarak özel okulda okumamiz, istedigimiz her seyin gercekten önümüze serilmesi falan cok normaldi ben büyürken. disneyland'e gitmek istiyordum, sak diye götürüyorlardi. yani, türkiye'de ekonomik dardaydim, avrupa'da rahat ettim, diye bir durumum da yok. en basitinden avusturya'ya okumaya geldigimde senelerce tüm parami babam verdi. yani belli bir ekonomik standartin baya bir üstündeydik ama türkiye'de yasamayi cocukken de sevmiyordum.

erkek kardesim yakin zamanda ispanya'ya tasindi. simdi amacimiz annemi ve babami yanimiza getirmek. yatirimimizi senelerdir buna uygun olarak yaptik, onlara ev alma islemleri vs. halloldu, istenen gelir düzeyinin üstüne rahat cikiyorlar. basvuru da tamamlaninca olay cözülecek. yazlari türkiye'de yazlikta, kislari burada bizimle gecirecekler. isterlerse vize derdi olmadan kardesimin yanina gidecekler. allah esirgesin bir sey olsa ben yanlarinda olacagim.

iki kuzenim var halamin kizlari, sirasiyla freiburg ve basel'de yasiyorlar, halamlar da oraya tasinmaya hazirlaniyor. amcam avustralya'da. halamlarin basel'e tasinmasi babamlar icin de iyi olacak. kendi kök ailem de yanima gelince ve halamlar isvicre'ye tasininca türkiye'de kimsem kalmamis olacak. tüm arkadaslarim baska baska yerlerde, bazisi seattle'da, bazisi göteborg'da, bazisi utrecht'te, bazisi bath'da.
böyle yani. hayat gercekten benim ailemi de, arkadas cevremi de dört bir köseye dagitti.

giderken 18 yasima henüz basmamistim, hayatin beni buralara getirecegini sahiden bilmiyordum ama aklimda tek bir sey vardi, geri dönmemek üzere gidiyorum, demistim. simdi anliyorum ki o zaman cocukluktan öyle diyormusum ama bugün bakinca da yetiskin halimle dönmem icin bir sebep de kalmadigini ve dönsem de yabanci olacagimi biliyorum.
+4
konusma ben konusuyorum daha bitirmedim
(31.08.26)
toplanıp asml'e gidenler benden az maaş alıyor, benden kötü yemekler yiyor, benden küçük evlerde yaşıyorlar.

tabii ki türkiyenin boktan bir ülke olduğu gerçeği var, ama belli bir ekonomik standardın üstünde olunca (aslında orta üst sınıf), tr yaşanabilir bir ülke.

haber izlemesem, kişiliğim apolitik olmaya elverse çok mutlu yaşarım bu ülkede.
+3
aguen
(31.08.26)
işim gereği özellikle avrupa'ya kariyerimin başından beri çok sayıda ve sıklıkla seyahat ettim. ilk başlarda keşke buralara taşınsam dedim yalan yok. ama zaman geçirdikçe ve avrupa'nın olumsuz taraflarını gördükçe istanbul'da yaşama olan bağım daha da güçlendi. tabi gelir seviyemi beklentilerim dahilinde (uçmadık ama eh yani) artırabildiğim için de böyle hissediyor olabilirim. arkadaşlarımdan çok giden oldu hepsinde aynı burukluğu görebiliyorum. benim nedenlerime gelecek olursak:

halen burada arkadaşlarım var, kardeşimle 15 dakika yürüme mesafesinde oturuyoruz. annem babam başka şehirde olmasına rağmen atlayıp geliyorlar ya da ben istediğimde görebiliyorum. her işimi istediğim gibi halletirebiliyorum. bir telefonla buluşup derin derin sohbet edebileceğim yakın arkadaşlarım var. çok çok yakın dostlarım var. iş ve network anlamında bir problem çekmiyorum. avrupa'ya yerleşsem - ki bir iş çevrem de var sayılır- bunlar olmaz. istanbul'un havası gayet güzel, çok trafik güzergahında yaşamıyorum. sahile marinaya yürüyebiliyorum. yazımı istanbul'da güzel geçirebiliyorum. her özel sağlık sigortalı gibi iyi bir sağlık hizmeti alabiliyorum. gönlümce güzel yemek bulabiliyorum, müdavimcilik yapabildiğim mekanlarım var. tuttuğum takım burada. yelkene meraklıyım, ister burada, ister güneyde zaman ayarladığımda harika günler geçiriyorum. kafam attığında haftasonluğuna basıp aşağılara inebiliyorum. vizem var, istediğimde avrupa'ya gidiyorum. ayrıca avrupa'nın belirli ülkelerine gitmekten zaten hoşlanmıyorum bile. almanya'ya, belçika'ya hatta belki hollanda'ya, çekya'ya adım atmasam da olur, bir olayı yok bence. buralarda yaşamak da istemem. havası kötü, hayat depresif, insanlar soğuk, hatta bence bazı yerler pis, sağlık sistemi, servis sektörü kötü. ama ispanya, italya'yı yani akdeniz ve adriyatik kıyılarını seviyorum. ülkemizde problem yok mu tabii ki var, siyaset, eğitim, adalet vs. ama bunları bilerek elimden geldiğince sisteme uygun giderek burada yaşamak beni çok daha mutlu hissetiriyor. sonuçta avrupa da çiçek bahçeşi vaat etmiyor, rezalet bir bürokrasi var. aidiyet güzel bir olay ve ben bunu ülkeme ve istanbul'a duyuyorum.
0
awlmi
(31.08.26)
17 yaşımda dil bilmeden oralarda üni kazanıp hayat kurmaya diye gittim ancak o yaş için dil bilmeden olmayacağını anlayıp geri döndüm. şu an 40'lı yaşlarımda evli ve 1 çocuk babasıyım. eşimde zamanında zorlasa gidebilirdik ancak o cesareti bulup gidemedik. bu yaşa kadar hayıflandık durduk, gitsek oralarda yapabilir miyiz diye? bizi kabul etmeyen gruplarla zorlanır mıyız? diye.
halen ülkemizde orta sınıfken bile kendimizi bazı ortamlarda yabancı hissediyoruz. evet ülkemizin insanı gerçekten bilinçsiz, bencil, adamcılık diz boyu vb.... gidip bu ülkenin kahrını çekmemek var, ama anadan babadan kardeşten uzak kalıp onun suçluluğunu yaşamak istemedik. kolayını seçti. buna ruhende hazır olmak lazım. evet içimizde bir avrupa şehrinde yaşamak oralı olmak uktesi kaldı. oralara gidip bir alman gibi bir fransız gibi yaşamayacak olmak ve 2. sınıf vatandaş olmak bizi zorlardı.
0
mikahakkinen
(31.08.26)
Ben gittim.

6 yil oldu cok mutluyum. Emeklilikte dönerim. O da deniz icin.

Okuldayken abdye gitmeyi planliyordum aslinda. Bi hocamla konustum. Abdye giden herkes geri dönüyor dedi. Saat farki mesafe cok izole oluyorsun. Avrupaya giden daha zor dönüyor dedi. Cok hakliymis.

Almanyada dönerim künefem her sey var. Buranin türkü de ayri bir kendine özgü ayri bir güzelligi var. Memleketim antalyaya her gün bircok direkt ucus var.

Trde kalsam ne su ana kadar biriktirdigim parayi (~200k€) ne de tatillerimi yapabilirdim. En güzel cafeler restoranlar benim yasadigim sehirde. Bos zamanim var. 9da ise baslayip 2de cikabilirim. Kimseye aciklama yapmak zorunda degilim. Pasaportumu da alsam benden keyiflisi yok.

Su an hamileyim ve cocuk olunca 1 yil parali izne cikacagim. Parasiz 3 yila kadar cikabilirim.

Bunlar benim deneyimim. Mtv izlemeye basladigimdan beri büyüyünce hep yurt disinda yasamak istiyordum. Seyahat etmek dil ögrenmek en sevdigim sey. Emeklilikte de dil kursuna oraya buraya gezmek isterim ben. Tr bana kesinlikle uygun degil. Baska biri de yurt disiyla ilgili aynisini düsünüyordur valla haklisin derim. Herkes kendine göre.
0
Purple life
(31.08.26)
İngilteredeyiz. Eşim Türkiye'deki işini arıyor (daha kurumsal daha büyük yerlerde çalışmıştı. Burada çalıştığı 2 yer de daha rahat ama daha az kurumsal yerler. Türkiye'deki işkolikliği ve iş arkadaşlığını arıyor :)

Ben de vize olaylarından sıkıldım(bir şirkete bağlıyım ve süresiz oturum olmadan internetten para bile kazanamıyorum, başka iş yapamıyorum), 5 yılda süresiz oturma izni alabileceğiz diye geldik 10-15 yıla çıkma tehlikesi var ve öyle olursa döneriz. Ama ben buradaki kafa rahatlığını çok seviyorum (Brighton'dayız, Londra değil) dönsek İstanbul'a dönmek istemem, ama iş için mecbur da kalabiliriz.

Aileler yaşlanıyor, sağlık sıkıntıları oluyor ve eşim yanlarında olmak istiyor. Benimkilere olsa ben de yanlarında olmak isterim.

Çocuk yapacaksak birkaç yıla yaptık yaptık (yaş sebebiyle), ama nerede kalıcı olacağımız ve dünyanın nereye gideceği belli değil. Kimi için Türkiye hala daha net bilindik kapı.(+aile desteği) İngilterenin gençleri de fena bu arada. Çocuğu liseye geçerken Türkiye'ye dönen bi çiftle tanışmıştık, yani bu konularda da "kafan şurada daha rahat" işi bitti galiba. AB ülkeleri nasıl emin değilim ama oralarda da sağcılığın ve ırkçılığın yükseldiğini görebiliyorum.

Yani covid sonrası dönem dünyanın da boka battığı bi dönem oldu ve her yer yokuş aşağı gidiyor sanırım. Tabii Türkiyeye dönme fikri benim içimi sıkıştırıyor istemiyorum. Ama 5-10 yıla gerçekten 3.Dünya Savaşı falan görürsek (illa silahlı olmasına gerek yok, sistemlerin çökmesi, işlerin bitmesi herkesin işsiz kalması vs) bu durumda Türkiye'de ailem ve dostlarımla olmak isterim sanırım.

edit: mesela üstteki arkadaş doğum izni vs. bişeyler demiş, İngiltere'de onlar yok mesela. Vatandaşı değilsen (veya süresiz oturma izni) neredeyse hiçbir şey yok, vatandaşına bile öyle Fransadaki Almanyadaki gibi işsizlik maaşı doğum izni/maaşı vs yok. Bu konularda ABD'ye daha yakın. Ha ama yine de İngilizlerin arasında yaşamayı tercih ederim. Buradaki genel kibarlık ve kafa rahatlığı beni mutlu ediyor, göçmenlere de çok alışıklar (özellikle Brighton ve Londra çevresinden bahsediyorum tabii)
0
nhk ni youkosu
(31.08.26)
kuzey amerika icin:
lezzet yok lezzet. yemeklerde yok, insan iliskilerinde yok, isyerinde yok.
hersey robotlasmis. insanlar rolu neyse onu oynuyor sadece. tiyatro.
evler de dekor. kocaman 300-400m2 evler, $ato gibi.
icine giriyorsun bos. icerde esya yok, duvarda resim falan yok. kucuk yemek masasi, zira giden gelen yok. mutfak tertemiz, cunku kullanilmiyor, surekli disarda yeniyor.
+1
cooperr
(31.08.26)
Yaklaşık 3 yıldır yurt dışındayız eşimle. Umduğumu bulamadım diyemem. Çünkü büyük beklentiler içinde gelmiş ya da Türkiye'deki hayatımdan memnuniyetsiz bir halde değildim. Memnunum çünkü yurt dışına "kaçmak" isteyen birçok kişinin beklentileriyle benim beklentilerim hiç örtüşmüyordu zaten. Yani örneğin "Almanya'ya yerleşmek istiyorum, bulaşıkçılık bile yaparım" tayfaya asla anlam veremedim. Çünkü Türkiye'de bulaşıkçılık yaparak yaşamaktan memnun olmayacak biri bunu Almanya'da asla yapamaz. Çünkü Avrupa'da yaşamanın avantajları olduğu kadar zorlukları da fazla.

Genel olarak çoğu kişi bahsetmiş zaten bürokrasi, sağlık sektörü vs. gibi şeylerden. Tekrar etmeye gerek yok. Ben önce yurt dışına yerleşme öncesi/sonrası ile ilgili biraz bahsedeyim. Öncesinde İstanbul'da Kozyatağı'nda yaşıyordum (evli değildim) ve Mercedes'te ortalamanın üstünde bir maaşla çalışıyordum (bunu da artistlik olsun diye söylemiyorum; Mercedes'ten iş teklifi aldığımda önceki çalıştığım yine büyük kurumsal şirketten aldığım maaşın %60 fazlasını aldım ve önceki yöneticim bana teklifteki maaşın kendi maaşından yüksek olduğunu söylemişti, hatta Mercedes'te çalışan arkadaşlar da var, onlar da ortalamanın üstünde olduğunu söylemişti, neyse.)

Taşındıktan sonra benzer ölçekte (hatta büyüklük sıralamasında daha üstte) bir şirkette işe başladım. Yani bu iş için geldik eşimle (tam taşınırken evlendik). Buradaki gelirim Türkiye'ye göre daha düşük. Ev kiraları da hayvan gibi yüksek (Avrupa'nın en pahalı 3 şehrinden biri diye istatistik gördüm geçenlerde). Haliyle gelir/gider dengesi bakımından geriye gitmiş olduk. Ancak İstanbul'un kaosu (ki İstanbul'u çok severim), o trafik, ekonomik dengesizlik, politik olaylar (bundan da tam kurtulamadık sonuçta takip ediyoruz hala), deprem riski ve en önemlisi güvenlik bakımından şu an Türkiye'de yaşamayı cazip görmüyorum. Eşim Türkiye'de yaşama sıcak bakıyor. Hadi dönelim desem koşarak döner yani. Çünkü aile bağları çok güçlü ve kendisi biraz apolitik. Ama şu an dönmek gibi bir çabamız ya da planımız yok.

Açıkçası şahsen burada kalmaya isteğine sıkı sıkı bağlanmış değilim. Ama halimden/halimizden memnunum. Daha iyi şartlar için ileride bir değişiklik yapmak isteyebiliriz (belki başka ülke ya da şehirden biraz uzak müstakil ev vs.). Ama şu aşamada Türkiye'ye dönme ihtimalimiz %0 (eşime sorsam %90 der :D).

Neyse, çok uzattım. Özetle "aradığımızı bulamadık" hiç demem ama "oo harika burakar müthüş" de demem. Türkiye'ye kıyasla avantajları ve dezavantajları var buradaki hayatın. Hepsini teraziye koyduğumuzda burası ağır bastığı için şu an buradayız.

edit: Son olarak şunu da ekleyeyim: Eğer Türkiye'de orta ya da ileri kalite bir yaşamınız varsa Avrupa'ya yerleşmek yaşam kalitesini asla marjinal olarak değiştirmez. Benzer ya da belki biraz daha iyi yaşam şartlarınız olur. Ama atıyorum gece gündüz mesai ücreti almadan çalışıyorsunuzdur, iş/özel yaşam dengesi tamamen işe odaklıysa ve kalan zamandan hiçbir şey anlamıyorsanız o zaman işler çok değişir. Her gün 3-4 saatiniz ev ile iş arasındaki yola gidiyorsa işler çok değişir. Çünkü genel olarak Avrupa'da iş/yaşam dengesine çok önem veriliyor. Benim zorunlu mesaim haftalık 40 saat mesela, kaçta başlayıp kaçta bitireceğimi ben belirliyorum. Öğlen 14:00'ten sonra işi bırakıp dışarı çıkabilyorum. Ama mesela Türkiye'deki çalışma hayatı da benim için 180° farklı değildi. 1/2 gün ofise gidiyordum, rahattım. Öyle olmasaydım bu cevabın tamamı "benim canım Avrupa'm" minvalinde de olabilirdi.
+1
himmet dayi
(31.08.26)
(5)

10 yıl sonra beyaz yaka olacak mı?

mimikikili
Bilimadamı dışında beyaz yaka ihtiyacı olacak mı? Elbette sıfıra inmeyecek. Ama farkındasınızdır... dünya tahminimizden çok daha hızlı ilerliyor. Ve 10 yıl diyorum.Mühendis mimara imza dışında başvuracak mıyız?Yapay zeka son yılda bile ne kadar ilerledi. Bir de 10 yıl sonrası?Buyrun istediğiniz yerd
Bilimadamı dışında beyaz yaka ihtiyacı olacak mı? Elbette sıfıra inmeyecek. Ama farkındasınızdır... dünya tahminimizden çok daha hızlı ilerliyor. Ve 10 yıl diyorum.
Mühendis mimara imza dışında başvuracak mıyız?
Yapay zeka son yılda bile ne kadar ilerledi. Bir de 10 yıl sonrası?
Buyrun istediğiniz yerden anlatın. Nasiplenelim.
0
mimikikili
(06.03.26)
Nelere 10 yıl dediler, birşey olmaz, zaten şu an bile, hatta 2020 öncesi bile ofistekiler ne kadar çok iş yapıyordu ki, tabii yoğun insanlar vardır, ben de zaman zaman yoğun oluyordum ama çoğu hikayeydi bence, o zaman bile. Sorsan neredeyse istisnasız herkes "çok yoğun" diyordu.
0
mbond
(06.03.26)
Beyaz yakayı bitiren diploma enflasyonu oldu. Oversupply, oversaturation durumunu ortaya çıkardı. AI'ın etkisi aşırı artan beyaz yaka sayısı veya beyaz yaka olma motivasyonu kadar etkili değil şuan için. İleride ne olur bilinmez tabi.

Ancak mevcut durum bazı sinyaller veriyor. Gelişmiş ülkelerde bile işsizlik artıyor. Underemployment (eksik istihdam) denilen eğitim ve kariyerden alakasız işlere yönelme var.
+1
stefano
(06.03.26)
Yapay zekayı yeterince iyi bulmuyorum.

Modelleyiciler hep olacak
0
baldan kaymak
(06.03.26)
evet olacak
0
gurur
(07.03.26)
ai'ın etkisi ve başarısız yadsınamaz ama çok hızlı ve tehlikeli bir motor gibi o şuan. devre elemanları, direksiyonu, emniyet valfleri daha bir çok şey olmadan bu vaziyette "bunla her şey yapabiliriz, bir insan bir şeyi bu kadar hızlı çeviremez" ölçeğinde.

otomasyon süreçlerinde destek elemanı olarak kullanmak, takıma "akıllı ve heyecanlı çocuk" kontenjanından ai'yi katmak mantıklı ama onun dışında şuandakinden daha işe yarar hale gelmesi zor.

hassas bilgilerin yayılması, şirket içi ve legal kurallar, aşırı kaynak tüketimi, başarısını devam ettirmek için modellerin sürekli büyüme gereksinimi ama insan üretimi kaynak azalınca dairesel bir çıkmaza girmesi, halüsinasyon probleminin çözülememesi gibi ciddi problem var. halüsinasyon problemi, ai'n otomatize ettiği şunu özetle, burayı oku analiz et gibi işler için çok önemli bir sorun olmayabilir ama işlerin bu ölçek dışına çıkmasını zorlaştırıyor.

bir çok alanda, özellikle yazılım gibi alanlarda iş süreçlerine girdi, her çalışanın yanına verilen ikinci-üçüncü eleman gibi oldu. artık her bir çalışan aslında bir kaç kişiden oluşur vaziyette.

bu süreçlerin daha optimize ve sistemsel olması dışında çok büyük bir devrimin geleceğinden emin değilim. dönüşüm sürmeye devam edecek ama hayal ettiğimizin ötesine bir şey gelecek mi emin değilim. insanlar çalışmak zorunda, sisteme katkı sağlamak zorunda ki maaş alsınlar ve aldıkları paraları harcasınlar.

bahsettiğiniz ölçüde bir beyaz yaka azalması olacak ama onun sebebi mimar ve mühendislik gibi alanlarda zaten fazlaca insanlar olması
(bkz: diploma enflasyonu)
(bkz: akademik enflasyon)

ideal bir dünyada bu mesleklerin zaten bu kadar olmaması gerekiyordu.

bir de şu var. ai karar mercii olarak kabul edilemez çünkü köprüyü yapan bir mimar değil de bir yapay zeka aracı olursa o köprüde sorun olduğunda kim hesap verecek? kim bu işin sorumlusu? bir mimarın bir yerde imza atması gerekecek.

bir zanlıyı mahkemeye çıkarınca onun yargı kararını kim verecek? ai bu konuda sadece tüm süreçleri, iddia ve kanıtları değerlendiren bir araç olabilir. ama son karar yine bir hukukçuda. çünkü karar hatalı olursa o hakime hesap sorulmaz (gerçi türkiye'de zaten sorulmuyor ama kastettiğimi anladınız)

belki ileride işi hapis yatmak ya da hesap vermek olan meslek grupları çıkar. bi dk, büyük şirketlere birden atanan ceo'ları icat ettik. mimarlık firması ai'ya köprü hazırlattı. köprü çöktü. mimarlık bilgisi olmayan ama şirketi kurmuş olan kişi yargılanır. o zaten altında çalışan başka bir yüksek maaşlı çalışana denetleme görevi vermiştir. hapse o girer.

yazarken farkettim. roller değişiyor ama genel plan çok da değişmiyor.

mavi yaka ve beyaz yaka ayrımı azalacak.
şuan çoğu fabrika işçisinin yerine robotlar koyulabiliyor zaten. o işçiler daha az yağlı ve tozlu ortamda, bilgisayar başında ya da arada bir makinaların arasında yer alacaklar ve beyaz yaka çalışma düzenine bir noktada yaklaşacaklar. ofis çalışanlarının bir kısmının yaptığı iş az önce bahsettiğim kişinin yaptığı işe benzeyecek. belki de yeni mavi bu olacak.

aslında şunu söylemek lazım, bizim halk arasında beyaz yaka dediğimiz bir çok iş esasında mavi yaka iş kapsamında değerlendirilebilir. kullandığımız araçlar değiştiği, iş yerlerinin imkanları farkılaştığı için ve fabrikada çalışan işçilerden farklı şartlarda çalıştığımız için bu ifadeyi kullanıyoruz belki ama ai bu farkı azaltacak.

ai yardımcı bir araç olmaya devam edecek, etmeli de.
özetleyen, senin söylediklerini daha düzgün şekilde yazan, senin adına arayan ve sonuçları önüne getiren (ve bu minvalde bir çok iş arayan) ama nihai kararı insana bırakan bir insan olmalı ve öyle kalmalı. bu kararları verenler de zaten beyaz yaka.

ai en çok en çok orta kademe işleri tehdit ediyor şuan ve bu alanların daralmasını/ortadan kalkmasını sağlayacak belki de. rutin bilgi işleme gibi işler, analiz raporu yazan analistler, hukuk belgesi taslağı çıkaran ya da geçmiş hukuki kararları arayıp örnekler bulan yeni mezun avukat, sadece verilen işi o ölçüde ve basit işler yapan mediocore yazılımcı gibi işler tehdit altında.

ama o zaman da başka soru:
eski dava sonuçlarını kurcalamayan, taslak metin hazırlamayan az tecrübeli avukat nasıl tecrübe kazanacak ve kritik nüanslar yakalayacak?
küçük işler ve hatalar yapmayan yazılımcı nasıl büyük mimari kararlar alacak? giriş/orta kademe işleri kapatırsak, şuan senior görevde olanlar gittiğinde yerleri nasıl doldurulacak? kaldı ki ai sürekli eğitilmek, sürekli yeni input'lar almak zorunda ki zaten şuan bile ai-slop içerikler yüzünden model eğitimlerinde sorunlar yaşanıyor. giriş kademenin yeri dolar da, orta kademe işleri ai aldığında bu boşluk nasıl doldurulacak? şimdi ai girişten ziyade mid-level çalışanların yerine geliyor. 15-20 sene sonra ne olacak?

10 yıl sonra da beyaz yaka olacak. bu net. imza dışında mimar mühendise başvuracak mıyız, muhtemelen evet.
şimdi beyaz yaka dediğimiz bir çok meslek 10 yıl sonra da beyaz yaka olarak isimlendirilecek mi: bence bunu sormak istediniz. cevap hayır.
0
biseysorcaktim
(07.03.26)
(4)

90 larda onca yokluğa rağmen yapılan şimdi neden yapılamıyor?

mimikikili
efes, namoski dışında tamamen türk oyuncularla koraç kupası kazanmıştı. şimdi neden türk oyuncu yetişmiyor? yetişse neden azınlıkta kalıyor?
efes, namoski dışında tamamen türk oyuncularla koraç kupası kazanmıştı. şimdi neden türk oyuncu yetişmiyor? yetişse neden azınlıkta kalıyor?
0
mimikikili
(14.06.23)
yabancı oyuncuya para yettiği sürece türk oyuncu zor yetişir.
türk kulüplerinde parayla alınmayan altyapıdan gelen türk oyuncular her zaman pazarlama unsurudur. çok üstün bir yetenek olmadıkça. örnekleri çok.

bir de bizim türklerde disiplin problemi var. elin gavuru kalkıp geliyor 7/24 antrenman vs. üzerine düşeni yapıyor bizimkiler piyasada geziyor.
serbest atış yüzdesi %50 altında olan oyuncularla hiç bir şey olmaz!
sen 1. ligde oynayıp hala serbest atış kaçırıyorsan dönüp kendine bakacaksın önce. uyumadan 7/24 serbest atış çalışacaksın. ne zaman yüzdeni%80'in üzerine çıkarırsın o zaman ben basketçi oldum diyeceksin. klasik türk mantığı, formayı giydim haydi eller havaya ile olmaz o iş.

en kötüsü de alt yapılarda rüşvet ve torpilin dönmesi. gerçekten yetenekli oyuncular eleniyor, zengin iş adamları, sponsorlar ya da dalkavukların bebeleri takımlarda oynatılıyor. özgüveni ve umudu kırılan yetenekli çocuklar da oyun dışı kalarak küsüp eğitime dönüyor, spordan uzaklaşıyor.
0
erty_ksk
(14.06.23)
sokak sporlarinin kaybolmasi bunda etkili. 80 ler ve 90 larda mahallelerde cocuklarin sosyallesme alanlari futbol oynanan arsalar ve her okul bahcesinde ve parkta bulunan basket potalariydi. Bu yillarda yetisen bircok genc buralarda spor tutkusunu aldi ve aralarinda yetenekli olanlar cevredeki spor kuluplerinde egitimlerine devam edip profesyonel oldular.

Ama gunumuzde genclerin spor disinda sosyallesebilecekleri, zaman gecirebilecekleri cok fazla alan var. Bu da profesyonel kuluplere daha dar yetenek havuzundan katilima neden oluyor.

Gunumuzde daha cok genc yetenekler cikmasi isteniyorsa abd deki gibi kolej-spor kulturunun artmasi, okullar arasi spor takimlari rekabetinin olmasi gerekir. ya da almanyadaki gibi bolgesel kluplerin guclu ve halkla entegre, rekabet ve turnuva kulturunun olmasi gerekir. Ama maalesef buyuk sehirlerde arsa ve basket potasi bile bulmak guc bircok yerde.
0
emrahday
(14.06.23)
eskiden altyapı ve de üstyapı anlamında türkiye ile avrupa arasındaki fark bu kadar uçuk değildi. benzer yetenekteki oyuncular benzer şartlarda çalışarak karşılaşıyordu. son 20-30 yılda adamlar her şeyi olması gerektiği gibi bilime, teknolojiye önem vererek, en ufak detaya dikkat ederek geliştirdi. teknik eğitimi, beslenmesi, vücut gelişimi vb. her konuda makas çok açıldı. bu kafayla oyuncu yetiştirmemiz ve rekabet etmemiz imkansız. bunu tüm sporlara hatta genel olarak tüm alanlara genelleyebiliriz. arada yetenekli oyuncularımız çıkıyor tabii ama ya fiziksel olarak ya da zihinsel olarak avrupalı rakiplerinin çok çok gerisinde kalıyorlar.
0
hrskrs
(14.06.23)
Türkiye basketbolda alt yaş turnuvalarında hiç fena değil aslında. Genelde ilk 5'te bitiriyoruz, bi ara her turnuvada final falan yapıyoduk. Kartal Özmızrak'ı hatırlıyorum mesela alt yaş turnuvalarında kimse tutamıyordu. Sonra kariyeri düşüşe geçti. Bence altyapıyla ilgili (en azından basketbolda) çok eksiğimiz yok. Sonrasında sıkıntı oluyor. Mesela 2022'de u18'de final oynadık. O kadrodan kimler yıldız olabilecek?

Koraç kupası da dönemin en büyük turnuvası değildi bildiğim kadarıyla. Türkiye lig şampiyonu falan gitmiyordu mesela. Fiba sıralamasında 3. diyor ama muhtemelen şimdiki eurocup seviyesine yakındır gibi düşünüyorum.
0
nundu
(14.06.23)
(8)

Yazilimcilikta 10 yil sonrasi var mi?

mimikikili
Simdiden yapay zeka halkin kullanimina acildi. Chatgp yi cocuklar bile kullaniyor. Bi 10 yil sonra yazilimciya ihtiyac olacak mi? Bu isi bilgisayarlar saniyeler icinde kendiliginden yapabilecek mi? Mutlu bi gün olsun...
Simdiden yapay zeka halkin kullanimina acildi. Chatgp yi cocuklar bile kullaniyor. Bi 10 yil sonra yazilimciya ihtiyac olacak mi? Bu isi bilgisayarlar saniyeler icinde kendiliginden yapabilecek mi? Mutlu bi gün olsun...
0
mimikikili
(31.05.23)
herhangi bir teknik altyapıya sahip olmadığım için net bir yorum yapamıyorum ancak gelecekte çok iyi teknik bilgiden ziyade (spesifik alanları ayrı tutuyorum) bir çok işlemde "bilgisayara derdini en iyi anlatabilen" kişiler ayrı bir konumda olacak gibi.

atıyorum chatgpt'ye doğru soruları sorup onu ilgili konuda en iyi eğitebilen.
photoshop'ta istediği şeyi en doğru şekilde anlatabilen.
dalle'de yaratmak istediği görsellerin promptlarını en iyi kurgulayan vs...

bu noktada sayısal zeka yanında duygusal zeka da çok önemli bir konuma gelecek gibi görünüyor. hayal gücü çok iyi olup teknik bilgisi zayıf olan insanlar da yavaş yavaş bir şeyler yapabilmeye başlayacaklar.

bugun chatgpt'ye istediğin tarzdaki şarkılar için belirlediğin kelimeleri veriyorsun sana şarkı yazıyor. istediğin şekilde gitar tablarını yazıyor ve altına davul linelarını veriyor. daha çok çok yeni bir teknolojiden bahsediyoruz.

özetle yazılımcıların 10 yıl sonrası var mı bilmiyorum ama bir çok alanda 10 yıl sonrası için farklı alanda uzmanlar devreye girecek gibi.
0
teritori
(31.05.23)
yapay zekanin halkin kullanimina acilmasiyla yazilimcilikta 10 yil sonrasi var mi sorusu cok ama cok farkli seyler. elma ile armutu karsilastirmak gibi. uzun uzun yazmayacagim. savunma sanayideki gomulu yazilimlari kim yazacak, scada sistemlerindeki yazilimi kim yazacak, bir firmanin gelistirdigi yazilimi kim takip edecek? yine yazilimcilar. daha cok ornek verirdim ancak gerek yok cunku yazilimi salt websitesi yazma veya windows 10 uygulamasi yazma olarak dusunmemek lazim
0
nibba
(31.05.23)
Bana öyle geliyor ki yazılım bilgisi hemen hemen tüm mesleklerin bir gerekliliği haline gelecek. Bunu aynı bilgisayar kullanımının yaygınlaşıp hayatın her alanına nüfuz ettiği gibi düşünebilirsiniz.

Dolayısıyla derin yazılım bilgisi olan kişiler için her zaman bir iş olanağı var gelecekte, ancak özellikle "yazılımcı" etiketi altında özelleşmiş mesleğin bazı ayrıcalıkları törpülenecektir.

Tabi bu bugünkü yazılımcıların emekliliklerine kadar rahatça çalışabilecek durumda oldukları gerçeğini etkilemiyor.

Yani özetle yazılım bilgisine duyulan ihtiyaç arttıkça yazılımcılık, hizmet veren ayrı bir alan olmaktan çıkıp birçok mesleğe alım şartlarında kendine yer bulan temel bir yetenek haline evrilecek gibi. Her halükarda bu yeteneğe sahip olmak şu dönemde yapılacak en iyi yatırım. Ancak bunu sektörden belli başlı bir meslekle birleşik olarak ilerletmekte fayda var.
0
akhenaten
(31.05.23)
22 yıldır sektördeyim ve yapay zekanın sektöre etkisini şöyle yazayım belki fikir verir.

Bir kaç günce önce chatgpt'ye bir programı sıfırdan yazdırdım, benim tek yaptığım fonksiyonları anlatmak ve yazdığı fonksiyonları Visual Studio'yu açıp yapıştırmak oldu. Ortaya çalışır bir uygulama çıktı. Ufak tefek hatalar dışında uygulamanın çalışmasını engelleyecek yanlış kodlamalar yapmadı, yaptığı hataları da ben söyleyince kendisi düzeltti.

Gelelim 10 yıl sonrasına: Eğer hali hazırda büyük projeler geliştirip uzun yıllar hizmet sözleşmeleri imzalamadıysanız tez zamanda kendinize yeni yetenekler bulun derim, yarın bir gün chatgpt'nin bir sonraki sürümü çıkar ve ufak hataları da yapmayacak hale gelir bir de üstüne API desteği sayesinde IDE'lerle entegre çalışmaya başlar, insanlar sadece istedikleri programı AI'ye anlatır o da programı yazar verir.

Bunu işkembeden sallayan biri değil 22 yıllık programcı olarak söylüyorum.
0
solo
(31.05.23)
yazilimcilari iyi yapan ozelliklerinden biri de adaptasyondur. sektor surekli yeni bir seyle karsina gelir ve sen ona ayak uydurabilirsen is yapabilirsin. o yuzden iyi yazilimcilar kendini degistirip ve yenileyecektir. sadece yazilim icin degil ai ile birlikte kendini yeni duzene adapte edemeyecek cogu beyaz yakali ayni problemi yasayacak. mesela ben freelance isler yapan bir yazilimciyim ama tasarimciya ihtiyacim oluyordu artik ihtiyacim olan ui'lari ai ile birlikte istedigim gibi olusturabilecegim. 50 kere revize de istesem, logoyu bir tik saga kaydir da desem trip atan biri yok karsimda.
0
duyulmasi gerektigi kadar
(31.05.23)
Yapay zeka dışında hali hazırdaki yazılımcı sayısı da hiç az değil. Var olan yazılımcılar ve buna ek olarak yapay zeka iş imkanları ve maaşları düşürecektir.

Aklımdaki bir proje için birkaç yazılımcıdan fiyat almıştım. ChatGPT ile kendim yaptım. Bir örnek.
0
socially awkward
(31.05.23)
microsoft'ta calisiyorum ve buyuk oranda bitecegini soyleyebilirim. azalacak kesinlikle. hic lafi egip bukmeye gerek yok. insanlar yine koltukta oturacak ama isin cogunu ai yapacak. insanlar test eder artik yazilimi.

tarihin her doneminde belli meslek dallari onem kazanir, sonra herkes oraya ususur derken egri dususe gecer. son 20 yildir computer science en avantajli bolumken su an tercih yapan bir yakinima yazdirmam.

bu tarz ai yeteneklerinin b2b (business icin) ve b2c (customer icin) modelleri olur. chatgpt b2c oluyor. ama microsoft zaten kendisi icin de bunlari gelistiriyor. yani bir yerde cok az insan gucu ile, cok fazla output imkani olacak.

buyuk sirketler kendi ai modellerini olusturup, bunu da limitleyip paketler halinde kucuk sirketlere satacaklar.

su anda mesela chatgpt'nin kamuya acik olmasi tamamen data toplamak icin. hayrina degil. insanlar ne aratiyor? hangi tur sorularda regenerate answer'a tiklaniyor vs gelistirmek icin hep.
0
antikadimag
(31.05.23)
10 yıl sonra farklı olacağı kesin, bitmez buna emin olun ama popularitesi farklı olabilir.
0
nuisance
(31.05.23)
(2)

bu çok bilinen müziğin adı nedir? cahilliğim için baştan özür dilerim

mimikikili
https://youtu.be/s3h1GhhbQxo?t=40
0
mimikikili
(25.04.18)
kablelvuku
(25.04.18)
sutlu nescafe
(25.04.18)
(8)

bi kitap arıyorum ama bu defa farklı

mimikikili
roman hikaye değilbilgilendirici bişey olsun. yeni şeyler öğreneyim.deneme de olabilir ama elif şafak gibi aşklı meşkli olmasın.anı kitabı da olabilir.teşekkürler.
roman hikaye değil
bilgilendirici bişey olsun. yeni şeyler öğreneyim.
deneme de olabilir ama elif şafak gibi aşklı meşkli olmasın.
anı kitabı da olabilir.
teşekkürler.
0
mimikikili
(03.10.17)
Rolf Dobelli- The Art Of Thinking Clearly olabilir belki. Ntv türkçeye de çevirdi ama ismini hatırlayamıyorum.

Ya da Paul Calanithi'nin When Breath Becomes Air'ini deneyebilirsiniz. Çok güzel bir anı kitabı. Sanırım Türkçe ismi Son Nefes Yere Düşmeden mi ne, uyduruyor olabilirim başlığı.

Bir de Türkçe ismini bilmiyorum ama, dünyanın önde gelen bilim insanlarına "Neye İnanıyorsunuz Ama Kanıtlayamıyorsunuz?" diye sormuşlar, onlar da cevap vermiş. Böyle ufak makalelerden oluşuyor. İlginç bir türkçe ismi vardı.
0
sopiro
(03.10.17)
Ay ne çok Türkçe dedim, mobildeyim kusura bakmayın.
0
sopiro
(03.10.17)
Daha Ne Olsun- Vonnegut'un mezuniyet konuşmaları. Çok güzel kitap.
Tutsak Edilmiş Akıl- ilginizi çekiyorsa Sovyet Rusya ve komünizm döneminde Doğu Avrupa edebiyatını eleştiriyor.
Kitaplar ve Sigaralar- Orwell'in kitap okuma alışkanlığı, eleştirmenler, basın özgürlüğü vb makaleleri ve anıları.
Sakın Zarar Verme- Beyin cerrahisi anıları.
Milyarlarca ve Milyarlarca- Carl Sagan'dan popüler bilim
0
kobuzchu kiz
(03.10.17)
ben bu sabah aykut oğut'un evrenden torpilim var adlı kitabına başladım.
aslında kitapta hayat, evren, enerji, ego, bilinçaltı vs hakkında genel anlamda bildiğimiz ya da orada burada duyduğumuz şeyler anlatılıyor. ama bu bilgileri derleyip toparlayıp böylesine basit bir şekilde anlatması, örnekler vermesi falan güzel. kişisel gelişim kitaplarından ve oradaki ukala dilden hiç hoşlanmam mesela. bu hiç öyle değil.
0
istanbul kanatlarimin altinda
(03.10.17)
guy debord - gösteri toplumu
0
isvicre rakisi
(03.10.17)
kendine ait bir roma - cemal kafadar
0
captainobvious
(03.10.17)
Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor - Marshall Bermann ve Yıkanmak İstemeyen Çocuklar Olalım Ünsal Oskay
0
kaset
(03.10.17)
Süleyman'ın anahtarı
0
etna
(03.10.17)
(2)

tavana avize asma işlemi

mimikikili
avizenin kablosunu soydum. mavi ve kahverengi bakır kablo çıktı. birazdan sigortayı indirip işleme başlayacağım. tavandaki kabloyu soyacağım. mavi ve kahverengi uç çıkarsa sorun yok. pekii tavandan sarkan kabloda mavi kahverengi ve sarı uç varsa ne olacak? o zaman hangi uçları birbirne bağlamam gere
avizenin kablosunu soydum. mavi ve kahverengi bakır kablo çıktı. birazdan sigortayı indirip işleme başlayacağım. tavandaki kabloyu soyacağım. mavi ve kahverengi uç çıkarsa sorun yok. pekii tavandan sarkan kabloda mavi kahverengi ve sarı uç varsa ne olacak? o zaman hangi uçları birbirne bağlamam gerekiyor?
0
mimikikili
(06.08.17)
Renklerin önemi yok, biri faz biri nötr. Bazen ikisi de beyaz geldiği olur, rastgele bağlasan da problem olmaz. sarı kablo topraklama ucu onu bağlamayabilirsin.
0
goodz
(06.08.17)
kahverenginde elektrik var, mavi ise notr yani akimi saglayacak. sari-yesil olan ise topraklama.

avizede ise genelde ayni renk iki kablo cikar, birini kahverengine, birini de maviye bagla. eger uc kablo cikarsa renkli cikar mutlaka, o zaman uygun reklerde bagla.
0
emrahday
(06.08.17)
(2)

meşhur bi kainat grafiği? vardı.

mimikikili
+ - kutupları vardı. o kutbu tutup çekiyorduk.birinde uzaklaşıyor ve uzayın derinliklerine uzanıyorduk. sonra tersini yapınca iyice ufalıyor atomu parçalıyorduk. meşhur bişey. var mı denk gelen? teşekkürler.
+ - kutupları vardı. o kutbu tutup çekiyorduk.birinde uzaklaşıyor ve uzayın derinliklerine uzanıyorduk. sonra tersini yapınca iyice ufalıyor atomu parçalıyorduk. meşhur bişey. var mı denk gelen? teşekkürler.
0
mimikikili
(22.05.17)
pide
(22.05.17)
htwins.net
flash yüklü değil açamadım da bu herhalde.
0
passion rules the game
(22.05.17)
(1)

bi program vardı adı internet download manager değil.var mı bilen?

mimikikili
video indirme programı ama bu farklı.ekranda bi kare var.o kareyi video çerçevesine koyuyorsun.sağ ya da sol üst köşesinde indir diyor, basıp videoyu ya da filmi indiyosun. cevaplayanlar şimdiden teşekkürler.
video indirme programı ama bu farklı.ekranda bi kare var.o kareyi video çerçevesine koyuyorsun.sağ ya da sol üst köşesinde indir diyor, basıp videoyu ya da filmi indiyosun. cevaplayanlar şimdiden teşekkürler.
0
mimikikili
(03.12.15)
orbit?
0
bryan fury
(03.12.15)
(12)

film uzmanı değilsen bence soruyu hiç açma.

mimikikili
bolca film izlediğimden yeni güzel film bulmak artık zorlaştı.çoğunlukla 20 dakika kadar sonra sıkılıp kapatır oldum.hatta bi ara film izlemeye ara verdim.şimdi tekrar istiyorum.filtreyi sunuyorum.önerilerinizi merakla bekliyorum.-amerikan filmi olmayacak.-film sıradan hayatları anlatacak.olağanüstü
bolca film izlediğimden yeni güzel film bulmak artık zorlaştı.çoğunlukla 20 dakika kadar sonra sıkılıp kapatır oldum.hatta bi ara film izlemeye ara verdim.şimdi tekrar istiyorum.filtreyi sunuyorum.önerilerinizi merakla bekliyorum.

-amerikan filmi olmayacak.
-film sıradan hayatları anlatacak.olağanüstü şeyler , tesadüfler istemiyorum.bildiğin hepimizin yaşadığı şeyler.
-amelie dikkat çeken bi filmdir gel gelelim filmdeki detaylar ve rastlantılar benim ilgimi çekmiyor.
-film trajik olmayacak.savaş, kan, kadına şiddet tarzı şeyler istemiyorum.
-aslında en başından yazmalıydım.yabancı nuri bilge ceylan filmlerini soruyorum.asla zeki demirkubuz değil.trajedi olmasın.
-tekrar yazalım.amerikan filmi olmasın.izlemediğm türk filmi 80 lerde dahil kalmadı.

şimdiden teşekkür ederim.
0
mimikikili
(19.05.15)
amerikan olmasın demişsin ama jim jarmusch'a bir şans vermelisin bence.

(bkz: stranger than paradise)
(bkz: coffee and cigarettes)
0
tepedeki psychedelic adam
(19.05.15)
the naked island (kaneto shino)
onibaba (kaneto shindo)
voshojdeniye (larisa shepitko)
see the sea (françoise ozon)
la bete humaine (jean renoir)
the shop on main street (jan kadar)
closely watched trains (jiri menzel)
letyat zhuravli (m. kalatozov)

edit: hepsinden evvel "ordet" (c. t. dreyer)
0
lesmiserables
(19.05.15)
Sskywalkeremre
(19.05.15)
deux jours, une nuit
submarino
oslo 31 august
0
cekingen fil
(19.05.15)
rosetta ve le gamin au velo da geldi şimdi aklıma dardenne'ların filmi deux jours une nuit'yi görünce. bu filmler hakkında beğenmediğim şeyler vardı gerçi şöyle kısaca yazmıştım ama izle bence.

eksisozluk.com

ayrıca aklıma bazı başka filmler gelmişti ama sıraladığın maddelerden dolayı yazmamıştım. gerçi o maddelere rağmen amerikan filmi yazdım ama mesela verilen örneklerden onibaba ya da only lovers left alive'da hiç de öyle sırada hayatlar, hepimizin yaşadığı şeyler yok. ha güzel filmler o ayrı.

edit: şimdi bi de wadjda geldi aklıma.
0
tepedeki psychedelic adam
(19.05.15)
İzlemediyseniz İran filmlerini seversiniz kesin.

www.imdb.com
www.imdb.com

Bu adamların filmlerini tavsiye ederim.
0
auroraaurora
(19.05.15)
yönetmen takip edebilirsin, von trier, david fincher, david lynch, innaritu, guy ritchie, robert rodriguez, tarantino. ya da dogma 95'i ilke olarak benimseyenlere bakabilirsin, onların isimlerini de sen buluver.
0
dafaiss
(19.05.15)
Hint filmlerini tarif etmişsin.

Barfi'yi dün izledim. Tavsiye ederim.

Aamir Khan filmleri de yine aradığın türde.
0
corneillus
(19.05.15)
İzlemiş olabilirsin ama: Blind Chance, The Double Life of Veronique
0
rivulet
(19.05.15)
saving private ryan
pearl harbor
transformers 2
pulp fiction
0
yuto
(19.05.15)
a ay, korkuyorum anne.
0
baharat
(23.03.16)
1 yıl geçmiş, yine de bırakayım şöyle.

www.mehmetalicetinkaya.com
0
stereoseyfi
(23.03.16)
(8)

yaşama sevgisi veren filmler izlemek istiyorum

mimikikili
kötü şeyler olmasın , içim acımasın.başı kötü olsa da sonu iyi bitsin. amerikan filmi olmasın bir de.amerikan filmleri animasyon filmleri gibi geliyor bana.
kötü şeyler olmasın , içim acımasın.başı kötü olsa da sonu iyi bitsin. amerikan filmi olmasın bir de.amerikan filmleri animasyon filmleri gibi geliyor bana.
0
mimikikili
(28.04.15)
Will Smith filmleri oldu ilk aklıma gelen.

Umudunu kaybetme ve 7 Yaşam filmleri gibi


Edit: sadece başlığı görüp cevapladiğim için dikkate alma.
0
rapon
(28.04.15)
miss little sunshine
0
agabel
(28.04.15)
as good as it gets, the intouchables.
0
arkadakiadam
(28.04.15)
Film değil; ama "Doğadaki İnsan" programı bana gerçekten yaşam sevinci veriyor. Tavsiye ederim.
0
birdenbire
(28.04.15)
korkuyorum anne
0
lesmiserables
(28.04.15)
10 gün önce izledim neredeyse, hala moralim iyi;

About time
0
ruhi bir banyo
(28.04.15)
ingiliz:
millions
looking for eric
about a boy (ingiliz-amerikan ortak yapım ama çok tatlı film)

fransız:
un bonheur n'arrive jamais
the intouchables (filmin adı ingilizce, yapacak bir şey yok)
amelie (klişe bir tavsiye olmuştur belki ama daha mutlu film izlemedim hayatımda)

bollywood:
dabba
0
whimsical
(28.04.15)
O zaman fatih akindan gidelim.

Soul kitchen ve solino.

Uzerine bir tutam nuri bilge ceylan olsun mayis sikintisi diyerek.

Az biraz da ahmet ulucay olsa fena olmaz hani. Karpuz kabugundan gemiler yapmak.
0
halitkin
(28.04.15)
(7)

bi film de ben sorayım.önce filtreyi sunalım.film uzmanları gelsin.

mimikikili
-bilim kurgu uzaylı bilimadamlı v.b. olmasın.-amerikan ve türk filmi istemiyorum.-herkesin yaşayabileceği olayları anlatsın.tesadüf, rastlaşma falan olmasın.zorlama film istemiyorum.-amelie gibi saçma detaylar istemiyorum.
-bilim kurgu uzaylı bilimadamlı v.b. olmasın.
-amerikan ve türk filmi istemiyorum.
-herkesin yaşayabileceği olayları anlatsın.tesadüf, rastlaşma falan olmasın.zorlama film istemiyorum.
-amelie gibi saçma detaylar istemiyorum.
0
mimikikili
(28.03.15)
benim Komşum bir melek 3.2/12 imdb

Ben izledim çok da fena Sayılmazdı
0
indescribable
(28.03.15)
holivut ve türevi filmler (türk sinemasının ezici çoğunluğu da dahildir) senin de dediğin gibi ekseriyetle zorlama, gerçekçilikten çok uzak şeyler. seni nbc sinemasına yönlendireyim dicem ama türk filmi istemiyorum demişssin. cannes film festivalinde ödül alanlara bak bence. spesifik olarak iki gün bir gece(dardenne) diyorum bu kıstasları karşılar gayet.
0
bensibernetikorganizmagormekistemem
(28.03.15)
los lunes al sol
0
cekingen fil
(28.03.15)
kisa bisey olsun istemistim
(28.03.15)
p.t
0
in search we trust
(28.03.15)
intouchables

3. seçeneğini pek şey yapmasa da starbuck mesela
0
kablelvuku
(28.03.15)
the selfish giant, okuribito, relatos salvajes, trash
0
baal
(28.03.15)
(12)

gotik ve barok arasındaki ince farkı çözemedim.

mimikikili
google sıfıra yakın sanat bilgime fazla geldi.
google sıfıra yakın sanat bilgime fazla geldi.
0
mimikikili
(12.06.14)
Gotik ortaçağın ikinci yarısının (sonuna doğru) ortaya çıkan bir şey. Aslında amacı dindir biraz da, bu yüzden mimaride yükseklikle ilişkilendirilir. "Ne kadar yüksek bina, o kadar çok Tanrı'ya yakın" mantığı tamamen. Genelde şimdiki zaman kıstasları ile ürkütücü olabileceği söylenebilir. Sivri sivri, yüksek uçlu yapılardır genelde. "Dar tutalım da, yukarı çıkalım" hesabı var. Ortalıkta 3 kapı var (gerçi bu 3 kapı önceki akımlardan da geliyor). Baba, oğul, kutsal ruh kapıları. Onlar da sivri sivri kapılar.
Örneğin, şu fotoğrafta sivri sivri uçlar, zamanına göre yüksek bir yapılaşma ile kendini belli ediyor.
www.exploring-castles.com
www.artdiary.org
cdn.wild-about-travel.com

Gotik resimde korkutucu ve dini temalar yaygın. Işık ve gölge oyunları çok yok. Oran-orantı yok. Garip bir perspektif anlayışı var.
www.medieval-spell.com
www.wga.hu

Barok biraz daha geç dönem. Biraz daha şeker gibi. Artık "Ülkümüz yükselmek, ileri gitmektir" mottosu yok. Bir yataylaşma, rahatlama, genişleme başlıyor. Onun yerine süslemeler, gölgelemeler, kıvrımlar, hareketler, dalgalanmalar oldukça öne geçiyor. Böyle fırıl fırıl, vıcır vıcır her şey.
www.visitportoandnorth.travel
www.proprofs.com

Haliyle de bunun resme yansıması da ışık ve gölge oyunları, süslemeler, derinlikler şeklinde oluyor.
Örneğin İnci Küpeli Kız'ın yüzündeki gölge ve derinlik oyunları
www.yuobserver.org
Rembrandt'lar www.metmuseum.org
(Arkadan ışık verilmiş, sanki biri bir bölgeye spot tutuyor da, bilerek bir arka fon yaratmış gibi) Gotik, baroğa göre biraz daha sert ve matematiksel gibi; barok daha yumuşak, tatlı.

Birini kilise orgu, diğerini Pachelbel'in Re Major Kanonu gibi düşün.
Şu gotik www.youtube.com
Şu kulağa çok gotik geliyor ama aslında Bach tipik bir barok müzisyeni, bu eser hafif gotik kaçmış gibi.
www.youtube.com

Şu barok
www.youtube.com
www.youtube.com

Baroku da abartırsan, çok fazla şekerden için kıyılır ya, o da rokoko oluyor.
Şöyle ki her yer pastel pastel, dondurmacı dükkanı gibi ortalık
supercalifragilisticexpilidocious.files.wordpress.com
upload.wikimedia.org

Bir de bunların birbirine geçiş dönemleri var ki, ne oldukları belli değil.

Ekleme: Bu dönemlerden sonra süslemeler kabak tadı vermiş, "Bu ne görmemiş gibi takmış takıştırmışlar" demişler. "Doğallığımıza, özlerimize dönelim" demişler. Antik Yunan'a kadar dönmüşler. O da klasisizm olmuş.

Ek olarak: eksisozluk.com
0
aychovsky
(12.06.14)
Oha, ne güzel anlatmış la adam. Abi, silme duyuruyu, kalsın, nasiplenelim arada.
0
Dunedan
(12.06.14)
@aychovsky eline sağlık. olayı bitirmişsin. Kalsın bu duyuru.
0
gece lampulu
(12.06.14)
aychovsky çok güzel anlatmış. ben de halk diliyle anlatayım. Gereksiz üyük binalar, köşeli sivri yapılar gotik. kartonpiyer işi gibi görünen fırfırlı şaşalı bina/oda süslemeleri de barok. Dolmabahçe sarayı'nda barok mimari aşağı barok mimarı yukarı diye anlatan bi rehbere dönüp 'barok dediğiniz şu fırfırlar mı yani' diye sormuş bi arkadaşım vardı. E-evet diyebilmişti adamcağız.
0
blossom
(12.06.14)
Teşekkür ederek eklemelerimle geldim.

Barokta yatay seyreden bir binada, birdenbire bir yükselti de oluyor. Dolmabahçe Sarayı'na bakarsanız, normalde tek kat gibi giderken, birden ortada bir kısım iki kat gibi. Bu da tipik bir barok özelliği. Bir zorunluluk değil ama çok tipik bir özellik. Böyle bir yapı görüldü mü, diğer koşulları da sağlıyorsa %90 baroktur o.
upload.wikimedia.org

Keza Versay Sarayı da
upload.wikimedia.org

Bu da Polonya'dan bir saray
europeantravelista.com

Bu da Portekiz'den
europeantravelista.com

İstanbul'da parça parça barok olan çok fazla yapı var ama tamamı barok olan Valide Sultan Cami, Dolmabahçe Sarayı ve Ortaköy Camii var (Gerçi Ortaköy'ü restore ediyorlar 3 yıldır, en son çarşaf vardı sadece çevresinde, son hali hala barok mu ki) Şu fotoğrafta, camiinin kıvrımları var, üç tane konveks yapı duvarlardaki. En çok oradan anlıyoruz barok olduğunu. (Yine, her eğimli bükümlü duvar, kıvrım kıvrım tarihi inşaat barok demek değildir)
www.sehrehaber.com

İstiklal'deki binalar da fırfırlı aslında ama onların çoğu Neoklasik. Her fırfır barok değil. Biraz daha ciddi oluyor onun fırfırları. Barok süsleri duygu taşması, arzu şelalesi iken; Neoklasik süslemeler daha usturuplu. O kadar kıvrım kıvrım değil. Örneğin, şurada süsler var ama süs var demek barok demek değil.
www.mekanist.net
Bunun neoklasik olduğunu nereden anlıyoruz peki? Aslında biraz karmaşık. İlki düz bina, süsler sade. İkincisi biraz daha ayrıntı istiyor. Antik Yunan'da binalarda şöyle üçgen alınlıklar vardır.
photovide.com
cdn2.list25.com
Roma mimarisinde ise o üçgen alınlık kubbemsi, yuvarlağımsı şekillere dönüşür.
3.bp.blogspot.com

Dolayısıyla İstiklal'deki o binadaki öndeki hem üçgen hem de daireye benzeyen o alınlık, klasisizmden etkilendiğini gösteriyor. Bir yandan süsler diyor ki "Ben barok ve sonrası dönemdenim", ama o süslerin ve balkonların sadeliği ve binanın düzlüğü diyor ki "Barok değilim, biraz daha ciddiyim" ve oradan klasisizme veya neoklasisizme bağlıyoruz. Ama bir neoklasik bina için de yeterince süssüz değil, dolayısıyla bir geçiş dönemi ürünü olabilir. Hafif barok esintili.
0
aychovsky
(12.06.14)
Abi saygılar...
0
aguilas negras
(03.07.14)
hakkaten iyi anlatmış. favorilere eklendi. lütfen silmeyin duyuruyu.
0
secilmis uye
(03.07.14)
kim okusa anlar artık.

abi saygılar.
0
Absinthe75c
(03.07.14)
aychovsky abimiz oldun hebimizin :)
eline sağlık, tertemiz anlatmışsın.
soru da güzel ayrıca.
0
icemint
(03.07.14)
Teşekkürler canlar. Gerçi ablayım ben, ama abi de olurum artık, ne yapayım.

Daha fazla bilgi için E.H. Gombrich’in Sanatın Öyküsü kitabını tavsiye ederim. Tuğla gibi ama tane tane, açıklayıcı.
0
aychovsky
(04.07.14)
abla, saygılar.
0
stereoseyfi
(07.07.14)
aychovsky örneklerle çok güzel anlatmış ama eklemek gerekir ki gotik ile barok arasındaki dönemde koca bir rönesans vardır.

rönesan eğer sanatta bi milat ise gotik öncesinde barok ise sonrasında kalıyor. ışık ve perspektifin barok dönemde olup gotik dönemde garip olmasının sebeplerinden biri de perspektifin rönesan ile birlikte oturması.
resim tam anlamıyla rönesans ile birlikte boyut kazanıyor.
0
nwnd
(12.07.14)
Download on the App Store Get it on Google Play
buraya yazılanların hakları Sir Anthony Hopkins'e aittir.
yazan eden compumaster, ilgilenen eden fader
modere edenler basond, compumaster, fraise, kibritsuyu, rakicandir
bu sitede yazılanların hiçbiri doğru değildir. site içeriği küçükler için sakıncalı olabilir. yazılardan yazarları sorumludur. kaynak göstermeden alıntılanamaz. devlet tarafından atanmış bir kurumun internet üzerinde kimin hangi bilgiye ulaşıp ulaşamayacağına karar vermesi insan haklarına aykırıdır. web siteleri kullanıcıların istekleri doğrultusunda bağlandıkları yerlerdir. kullanıcılar isterlerse bir web sitesine bağlanmayabilirler. bu güçleri ve imkanları mevcuttur. bir kullanıcı bir siteye bağlanmak istiyorsa bu onun tercihi ve hakkıdır. bağlanmak istemiyorsa bu yine onun tercihi ve hakkıdır. halkın kendisine hizmet etmesi için görevlendirdiği kurumlar hadlerini aşıp halka neye ulaşıp ulaşmayacağını bilmeyen cahil cühela muamelesi edemezler. ebeveynlerin çocuklarını sakıncalı içeriklerden koruması için çok sayıda bedava ve ücretli yazılım mevcuttur. bu yazılımlar bir web tarayıcısını kullanmaktan daha karmaşık teknik bilgi gerektirmemektedir. devletin milletini küçük düşürmesi ve ebleh yerine koyması yasaktır.