Öncelikle rüyanız hayrolsun.
j.bobiler.org 
Sabah şunu yazmıştım. Oradan kaldığım yerden, naçizane ve bilinçsiz atmalarıma ve sadece okduğumu iletmelerimle devam edeceğim. Çok da ciddiye almayınız.
eksiduyu.ruJung ekolünden gelen psikologlar diyor ki her türlü motorlu taşıt içerideki deliye dönmüş libidoyu temsil eder. Taşıt büyüdükçe, hele ki uçak oldukça libidonun nevrozlara dönüşmesini temsil eder. O tür bir yaklaşıma göre, burada dikkat çekilecek üç nokta var:
1. İçindeki yolcular
2. Uçağın orayı burayı yıkması, dağıtması.
3. Boyunun gitgide küçülmesi
Bu yaklaşımda denilene göre içindeki yolcular, bir iki şeye birden gelebiliyor. Bir, kalabalıksa içteki baskının boyutu; iki, bu insanların kimliklerinden çıkarılabilecekler. Örneğin, yolcular içinde anne-baba görüyorsanız anne-baba tarafından bastırılmış bir libidinal enerji gibi. Ya da kalabalık oluşu toplum, akrabalar, çevre tarafından bastırılmış libidinal enerjiye işaret edebilir gibi. Ya da belirli bir stereotip görüyorsanız, o tarafından gelen baskılanma gibi. (Burası çok fena bir örnek olacak ama açıklayıcı olması açısından söylemek istedim) Örneğin, uçaktaki insanlar Alman ise Almanlar tarafından baskılanma gibi.
2. Uçak dağıta dağıta gidiyor. Bu iyi bir şey, hem de çok iyi bir şey. Havada giden uçaktan iyi en azından. Çünkü bu diyor ki, bu enerji yıkıcı olacağının farkına vardırmaya çalışıyor ya da zaten farkındasınız. Ya da farkına varmaya çalışıyorsunuz.
3. Uçak küçülüyor. Bu iyi bir şey. Bu da baskı küçülüyor demek, birtakım kitaplara göre.
Freud'u, Jung'u bir kenara bırakırsak, Gillian Holloway de diyor ki bu tür rüyaları genelde erkekler görür. (80000 rüyalık bir veritabanı ile çalışıyormuş). Bu da erkeklerin evi koruma içgüdüsü daha fazla olduğu için onların daha sık gördüğü bir rüya imiş ama kadınlar da bu rüyayı görürlermiş sık olmasa da. Bu da kadının evi koruma için hareket ettiğinin bir göstergesiymiş. Genelde hane veya kişinin iç dünyasına dışarıdan zorla gelen bir yapıyı temsil ediyormuş. Bunu yorumlarsak, şöyle bir şey çıkar. Dış dünyadan gelen sezgilerle değil de zengin bir içdünyasına sahip bir hareket mekanizması varsa ve kişiliğiniz bu yapısaysa; e bizim de toplum kişisel alana saygı göstermeyen bir toplum, dolayısıyla bu zorlama seni rahatsız ediyor olabilir. Örneğin, geçen pek de samimi olmadığım bir arkadaşım, "Yarın kahvaltı yapalım mı" dedi, o saatte işim olduğu için "Olmaz, bir yere gitmem gerek" dedim. "Nereye" dedi, "Beşiktaş'a" gideceğim dedim. Herkesin içinde gideceğim yerin ayrıntlarını söylemek istemedim ama o arkadaşım her cevaba bir soru ile o sorgulama hakkını kendinde gördü ve herkesin içinde beni sorgulaması rahatsız etti. Ortada fiziksel olarak kişisel alan olsa bile, beynimin içindeki kişisel alana tecavüz etti resmen. İlle sorgulama da gerekmez; örneğin, arkanızdan dedikodu yapılması gibi şeyler de olabilir. Her türlü kişisel alan ihlali olabilir. Dolayısıyla sizin de dış algılar değil de iç hisler, mantık ve doğa ile hareket eden, iç dünyanın zenginliğine ağırlık veren bir yapınız varsa ve toplum içinde sürekli bu tür şeylerle karşılaşıyorsanız; kendinizi, iç alanınızı, kafanızdaki evinizi korumaya çalışıyor olmanız ve bu evin de ihlalini uçak kazası olarak görmeniz normal gibi. Özellikle uçağın içindeki insanlar, bu ihlali yapan kişi sayısının çok olduğunu da belirtebilir.