Tatil anlayışı kisiye göre değişir ki. Hatta denize girme şekli bile...Mesela kafasini suya sokmadan, dalmadan makyaji bozulmadan (yuzmeye makyajla gelmek ayri başlık) kiyida cipir cipir edenleri yada yanibasinda tertemiz deniz suyu varken havuza girenleri de ben kabullenmekte zorlanıyorum. Kimse her yaz denize girmek zorunda değil denizi olan bir yerde bile olsa girmeden tatilini yapabilir onu öyle kabul ederim. Bazisi denize dogmus gibidir tum yaz eglencesi genclik anilari denizi icerir.
Kendimden örnek verecek olursam benim köken xaten Akdenizli dolayısıyla denize düşkünlüğümün genetik koduma islendigini düşünüyorum. Okumayazmadan once yuzme ogrenmek diye bisey var :) Ayrica denize sadece yazin degil kasim ortasi yada nisan başı da girilir.Full calistigim yazlar oldugunda yüzmeyi,dalmayi, o suyun icindeki özgürlügü cok özlüyorum. Ama bu ozlemim "ayy hemen maaşimi tamamen cesme beach lerine birakayim tüh bu yaz Alaçatı'da check in yapamadim ne kadar demode kaldim aman tagnriiigm bu yaz bronzlasamadim" boyutunda degil. Sadece bu da degil ben karayoluyla geliyorsam Afyon Sandıklı dan aşağı akdeniz bitki örtüsüne gectigini hissettigim an o daglarin doğasını seyretmeyi bile seviyorum
Sonuca baglamam gerekirse deniz tatili yapmamak, denizi sevmemek ayip degil neden olsun ki. Denize girmek görev degil zevktir benim icin. Tum negatif enerjimi attigimi hissediyorum. Hele gece karanlikta mayosuz yuzdugunu düşün yada gündüz yagmur ciselerken denizde oldugunu muazzam bir zevk benim icin o gun kendimi sansli sayma sebebimdir.Bulduğum her farkli denizde yuzmek isterim kirli olmadiktan sonra cakilmis,kummus,dalgaliymis,derinmis farketmez. Yosunu kirden saymam kir dedigin aritma köpüğüdür bilen bilir. Öyle iste.
0