doğru olduğundan asla emin olamadığım bi hikayesi vardı, yani ben ne kadar acılarla da yoğruldum neler neler yaşadım minvalinde. sürekli anlatmıyodu ya da atıfta bulunmuyodu geçmişine, ama yeni tanıştığı insanlara hep bunları anlatıyodu. bazı noktalarını özellikle abartılı vurgulardı, ki bu kısımları kendisine acınmasını istermişçesine seçtiği de biraz düşününce belli oluyodu gayet; para karşılığında birileriyle para karşılığında hem de oldukça az olduğunu da söylüyodu birlikte olmasından bahsetmişti ve buna "mecbur" kaldığını söylemişti. tabi ilk anlattığnda inanıyodum da birlikte vakit geçirdikçe bu anlattığı şeylerin iki temel özelliği olduğunu farkettim, eğer yanılmadıysam:
ilki, yaşadıklarını olduğu gibi değil olması istediği gibi aktarıyo, bi filmi montajlamak, ekleme çıkarmalar yapmak gibi aynı. ikincisi bu "olması istediği gibi"leri de o anki muhatabı veya muhataplarının duygularını nasıl yönlendirmek, onu-onları nasıl hissettirmek istiyosa öyle şekillendiriyo. çoğunlukla bu kendine acınmasını ister gibiydi, ama buna dair yani ona acıdığınıza dair en ufak bir aleni tepki verdiğinizde de "benim kimsenin yardımına, acımasına vb. ihtiyacım yok siktirin gidin" tavrı takınıyodu.
kavga-tartışma durumlarında da bu acındırmayı daha sinsi bi biçimde koz olarak kullanırdı, işin içinden çıkamadığında bilhassa ki bu da nadir olurdu; çünkü karşısındakini sindirmek ve baskılamak için hiç susmadan konuşur bağırırdı falan.
0