Benzer endişelerden zamanında geçmiş biri olarak, meselenin çocuğu hangi komüniteye adapte etmek istediğinizle ilgili olduğunu düşünüyorum öncelikle.
İki ebeveyn de Türkse, bu ikisi arasında mutlaka bir seçeneğin olması gerektiğine inanıyorum.
Göçmen mahallelerinin tek sorunu ekonomi ya da kriminalite değil. Okul ve mahalle ortamı. Göçmen mahallesi okulu demek, sınıflarda daha fazla göçmen çocuğu olması demek ve bu da çoğu zaman dil gelişiminin sekteye uğraması anlamına geliyor. Bu konuda ulusal düzeyde yapılmış araştırmalar/raporlar oluyor. Yaşadığınız ülkedeki bu raporlara bakmanızı mutlaka öneririm. Birçok göçmen çocuk altı yaşına geldiğinde "dil gelişimi yetersiz" denilerek ilkokula başlatılmıyor; bunun yerine yalnızca göçmen çocuklardan oluşan sınıflarda bir yıl eğitim görüyor. Daha eğitim hayatı başlamadan bir sene kaybediyor yani. Bu bir yılın sonunda açık kapanmazsa çocuk ilkokula yine bu sınıflardan devam ediyor. Konu dışına çok çıkmak istemiyorum ama bu sınıfları şahsen pek tavsiye etmem; bir görseler, eğitimli beyaz yakalı Türk anne babaların çoğu da istemez zaten.
Dil meselesinin yanında "Siz neden Noel ağacı kuruyorsunuz? Müslüman değil misiniz? Baban camiye gidiyor mu?" gibi sorularla ve kendi içlerinde ayrımcılıkla karşılaşması da kaçınılmaz oluyor (true story).
Bunlar dışında daha birçok sebep var ama uzatmak istemiyorum. Avrupa’da sorun şu ki, Türkiye’deki kadar izole yaşamak mümkün değil. Türkiye’de Suadiye’den ev alıp çocuğu servisle Bilfen’e göndererek bir bubble oluşturabiliyorsunuz. Avrupa’da ise hayatınızda yan yana gelmeyeceğiniz insanların çocuklarıyla çocuğunuz aynı okula gidiyor. Biraz mental r. de oluyorlar açıkçası.
Zengin mahallelerinin de tek sorunu elbette "hep Türk olarak kalmak" değil. Arkadaşlarıyla çocuğun aynı standartları tutturamaması zamanla dışlanmasına yol açabiliyor. "Hadi uçağa atlayıp Sylt’e gidelim" gibi planlar maddi olarak arkadaşları zorlamasa bile, sizin çocuğunuz bunu bir hafta, hadi bilemedin iki hafta yapabilir, üçüncü hafta yapamaz.
Şahsen, çocuğunun önüne her şeyi seremediğin için çocuğunun arkadaşlarını uzaktan izlemek zorunda kalması, ebeveyn olarak "baban camiye gidiyor mu?" sorusundan daha ağır gelir diye düşünüyorum. İlkine sinirlenip lafı çakar geçersiniz. Ama diğerinde çocuğunuzla birlikte kalp kırıklığı yaşarsınız çünkü siz yetememişsinizdir.
Dengeyi kurmak her zaman önemli. Dördüncü bir seçenek de var elbette: çocuğa yabancı dilde bir isim vermek, dinini değiştirmek, anadili öğretmemek, yani mutlak asimilasyon. Bu da bir yol ama ebeveyn açısından ciddi bir fedakarlık gerektiriyor ve bana göre uygulaması oldukça zor. Bakın, çocuğu köklerinden tamamen koparabilirsiniz ama şu soru hep karşınıza çıkıyor: Benim annemle babamla nasıl konuşacak?
+1