[]

Olumsuz manada eleştirdiğiniz insanlarla empati kuruyor musunuz?

Birkaç misalle anlatmaya çalışayım.
# para için kalemini satan gazeteciler.
# rüşvet yiyenler.
# hukuka aykırı olarak hak elde edenler.
# insanlarla iletişim kurarak çalışan insanların anlayışsızlğı karşısında.

Ayrıca ben olsam yapardım ya dediğiniz durum olduğunda ne hissediyorsunuz?

Ben son zamanlarda istemsiz empati kuruyorum. Bazen lan ben de yapardım heralde ya diyorum. Sonra garip hislere kapılıyorum. Adama/kadına ne kızıyosun o zaman diyorum ama bakıyorum yaptığı doğru değil.

Mesela bana yüklü miktarda para verseler nihat doğanla program yaparım ama nihat doğanla program yapan birini görünce kızıyorum bu adamı tanıyamamışlar mı daha kim niye konuşturuyor vs.

Cins cins danışmada durup baştan savma cevap veren insanlara kızıyorum ama sonra gün içinde ne kadar mal varsa uğraştıkları aklıma geliyor lan ben olsam ben de sinirlenirim bazen sallarım diyorum.

Neyse benim anlatım zayıflığıma karşın sizin anlayışınıza güvenip yazıyı noktalıyorum.

 
evet maalesef. berbat bir şey...


  • runfor  (30.01.17 02:54:51) 
evet. bir insanı yeterince gözlemişsem kendince doğru bir iş yaptığına, onu o karara yada eyleme götüren insani bir şeylerin varlığına ve o şartlarda o sonucun kaçınılmazlığına rahatlıkla ikna olurum. aşırı empatiklik de iyi b'şey değil ama normalden bir tık fazlası beklentileri geniş tutmayı kolaylaştırarak en zorlu durumlarda bile soğukkanlı bir insan olmanızı sağlayabiliyor, doğal bi düşünme tarzı oldu çoktan bende. seviyorum.


  • kaichi  (30.01.17 03:02:48 ~ 03:04:24) 
hayır kurmuyorum. bu biraz kişinin karakteriyle alakalı kişi net, kesin duruşlu, kararları sık değişmeyen özelliğe sahip olmalı. menfaatçilik olmamalı, kişi için doğru ve dürüstlük önde gelmeli. biraz kırılgan davranmaktan dolayı bu gibi şeyler bizde fazlaya zaten.


  • aat bh  (30.01.17 03:11:44) 
yerine göre kuruyorum. ben oldum olası konumunu hak etmeyen insanların oralara gelmesini anlayamadım, hak da vermedim uç örnek olmadıkça.
kyk'ya başvurmuştum üniversiteye başlarken ve durumumuz en azından kyk kriterlerine göre hiç de iyi olmamasına rağmen bana yedek olarak 80'lerde sıra çıktı. etrafımdaki herkes de "git bir cemaate, işini sağlama al, en azından onların evlerinde kalırsın." dediler. neyse, ben öyle bir şey de yapmadım. her gün okuduğum şehre günübirlik gidip geldim. kyk sırası gelene dek günde iki feribota ve dört otobüse binip geliyordum, para bile harcayamıyordum yemek için. 2 ay sonra bana yurt çıktı. sonra oradaki konuştuğum insanların sıralamaları yedek 600'lerdeydi ve üstelik durumları da gayet iyiydi (arabaları, dükkanları, evleri olan insanlar). onlara "peki siz nasıl oldu da girebildiniz? ben iki ay boyunca gidip gelmek, annemin ev temizliğine giderek kazandığı paraları hep yol parasına vermek zorunda kaldım." dedim. onlar da pişkin pişkin "benim babamın tanıdıkları devreye girdi. ben sıralamaya dahil olmadan yerleştim." diyordu. o günden sonra zaten hak vermediğim ve hırsızlığın başka türü olarak gördüğüm bu torpil/referans olayına daha gıcık kaptım. çevremde koyu chp'li ve atatürkçü olan, hatta agnostik ile ateistlik arasında gidip gelen arkadaşım mezun olmasına yakın akp'li gibi davranmaya, sanal ortamlarda o şekilde paylaşımlar yapmaya, dindarmış gibi görünmeye başladı. kimileri akp gençlik kollarına üye oldu filan.
bu tür şeylerde empati kuramıyorum işte.


ama insan ilişkilerinin daha ağırlıklı olduğu alanlarda insanların ister istemez tahammül sınırlarının düşmesine hak veriyorum.
  • m e b  (30.01.17 03:13:53 ~ 03:50:45) 
Tamamen empati kurduğum da oluyor, bir noktada tıkandığım da.

Bazı durumlarda elime bu şekilde geçen ve pas geçtiğim fırsatlar oldu. O fırsatları kullananlara da 'Ben yapmadım ama yapanı anlarım' dediğim oldu. Belki böyle hak yemeli fırsatlar değerlendirmedim, ne bileyim, hırsızlık yapmadım ve rüşvet yemedim de ama hayatın da insanı nereye götüreceği ve ne yaşatacağı hiç belli olmuyor. Herkesin fiyatı olduğuna inanmıyorum ama herkese ulaşılacak bir yol olduğuna inanıyorum. Yani, para için kalemimi satmazdım, küçük bir tehdit için kalemimi satmazdım ama belki büyük bir tehdit için satardım. Hatta şimdi düşününce kalemimi satabileceğim bir iki durum düşünebiliyorum. Tabii, gerçekleşmesi imkansız olaylar çoğu. Ne bileyim, ailemi tehdit etseler ben anında satarım kalemimi, da kim niye ailemi tehdit etsin ama ailesi tehdit altında olduğu için bunu yapan birine kızmam mesela. Ben süper kahraman falan değilim, kimseden de 'Adalet timsali' olmasını beklemiyorum.

Ya da, şimdilik ortada rüşvet yiyeceğim bir durum yok da, ya öbür gün olursa ve bu da 'Al parayı yap işi' değil de, daha dolaylı ve rüşvet olduğunu hissettirmeyecek bir yolsa ve yersem? Şu an 'Hayatta olmaz' desem, belki yarın 'Olabilir mi acaba' diyecek durumda olabilirim. Hayat bu, belli olmaz.

Hani, bu ara ünlü olan ve ortalıkta dolanan bir yazı var. Betty Crocker'ın hazır pastaları ilk çıktığında kimse almamış, az kalsın batıyorlarmış. Çünkü o dönemki ev hanımları hazır bir şey yapmayı gururlarına yediremiyorlarmış. Betty Crocker da bunu satabilmek için 'Evin hanımı karışıma bir yumurta kırmalıdır' gibi bir ibare eklemiş ve kadınlar hazır kek yapmanın verdiği suçluluktan kurtulmuşlar. Satışlar da fırlamış. Baktığında yapılan şey hazır pasta. Eklenen bir yumurta suçluluğu ortadan kaldırmaya yetiyor. Bu yüzden de, hepimizi suç işlerken suçsuzmuş gibi hissettirecek bir yumurta olduğuna inanıyorum. Mesele de zaten o yumurtanın büyüklüğü/küçüklüğü. Bazısına yumurtanın hayali yetse, bazılarına bir sepet yumurta gerekebilir. Hatta, kişi bazında bile ruh haline bağlı değişebilir bunlar. Hepimiz bir suç işlemeye bir cinnet kadar uzağız. Bu yüzden, her durumun durumsallığının ayrı ayrı değerlendirilmesi gereğine inanıyorum. Tabii, buradan adaletle ilgili felsefe yapacak ne birikim, ne donanımdayım ama buradan başlayabilirim belki. Biraz da organize suç ile adi suç arasında farklılık görüyorum, organize suç biraz daha düşünme ve değerlendirme zamanı veriyor insana.

Dün bir adam Van'da bir yenidoğana tecavüz edip öldürmüş mesela, uğraşsam bile empati kuramıyorum ki bu kişi ile. Yani, açıkçası çok uğraştım empati kurmaya, çok çok azdığımı düşündüm, çok çok azsam neye saldırabileceğimi düşündüm. Yenidoğana tecavüzü bıraktım, tecavüz kısmına gelemedim. Yani, empati yeteneğim yoksa orada tıkandım, varsa da bana yetmedi ama insan döven bir İETT şoförü ile çok fena empati kurabiliyorum. 'Ben olsam ben de kesin birilerini döverdim bir noktada' diyorum ve dayak yiyen ben olsam bile uzun vadede adama kızamam sanırım.

İki sene önce kapkaça uğradım, kapkaççı bir taksiye atladı gitti ve taksi şoförünü de tanık olarak çağırdık. Taksi şoförü 'Ben tanırım şu an. Üstündeki mont çok istediğim bir monttu ve çok pahalı diye alamamıştım' dedi. O zamandan beri taksi şpförüne ayrı, kapkaççıya ayrı acıyorum. Taksi şoförü o montu isteyip alamadığı için, kapkaççıya da o mont istettirildiği ve isteğine dizgin vuramadığı için; kızamadım. Tabii ki kurban olarak bana yapılanın cezasız kalmasını istemem ama bu taksi şoförüne ve kapkaççıya yapılanın cezasız kalmasını da istemiyorum. Tek kurban benmişim gibi gelmiyor. Belki taksi şoförü o kapkaççılığı mont için yapmaz ama ailesinden biri ölecek olsa ve tedavi için paraya ihtiyaç olsa yapabilir. Belki o zaman da doğrudan kapkaççılık yapmaz ama başka türlü dolaylı bir haram paraya el uzatabilir.
  • aychovsky  (30.01.17 03:45:26 ~ 03:51:26) 
Kuruyorum. "Ben de yapardim" dedigimde elestirmeyi birakiyorum genelde.


  • stavro  (30.01.17 03:54:48) 
Özellikle sonuncusuyla evet, o yüzden hastane sekreterleri gibi insanlara karşı fazladan anlayışlı ve sakin oluyorum; onların yerinde ben olsam her gün en az beş kişiyi dövmeye kalkışırdım boyuma bakmadan.

Diğerleriyle çok empati kuramıyorum, yani akıl yürütmelerini anlayabiliyorum ama hak veremiyorum.
  • kobuzchu kiz  (30.01.17 03:55:41) 
ben kuramıyorum. sanırım bu yüzden kendimi şanslı saymam gerek :) kurabilsem nefretimi dizginlemek zorunda kalırdım ki çok yorucu olurdu. gerçi belki duygularımı çok yoğun yaşadığımdan mantığımı kullanmaya enerjim kalmıyor. neyse, bugünün gerçeği de duygu yoğunluğu mutluluktur olsun :p


  • isimsiz uye  (30.01.17 12:19:54) 
1
buraya yazılanların hakları Sir Anthony Hopkins'e aittir.
yazan eden compumaster, ilgilenen eden fader
modere edenler angelus, Artibir, aychovsky, baba jo, basond, compumaster, deckard, duyulmasi gerektigi kadar, fader, fraise, groove salad, kahvegibi, kaymaktutmayansicaksut, kibritsuyu, monstro, pandispanya, robin, ron dennis
bu sitede yazılanların hiçbiri doğru değildir. site içeriği küçükler için sakıncalı olabilir. yazılardan yazarları sorumludur. kaynak göstermeden alıntılanamaz. devlet tarafından atanmış bir kurumun internet üzerinde kimin hangi bilgiye ulaşıp ulaşamayacağına karar vermesi insan haklarına aykırıdır. web siteleri kullanıcıların istekleri doğrultusunda bağlandıkları yerlerdir. kullanıcılar isterlerse bir web sitesine bağlanmayabilirler. bu güçleri ve imkanları mevcuttur. bir kullanıcı bir siteye bağlanmak istiyorsa bu onun tercihi ve hakkıdır. bağlanmak istemiyorsa bu yine onun tercihi ve hakkıdır. halkın kendisine hizmet etmesi için görevlendirdiği kurumlar hadlerini aşıp halka neye ulaşıp ulaşmayacağını bilmeyen cahil cühela muamelesi edemezler. ebeveynlerin çocuklarını sakıncalı içeriklerden koruması için çok sayıda bedava ve ücretli yazılım mevcuttur. bu yazılımlar bir web tarayıcısını kullanmaktan daha karmaşık teknik bilgi gerektirmemektedir. devletin milletini küçük düşürmesi ve ebleh yerine koyması yasaktır. Skimlinks ile linkler üzerinden yönlendirme payı alınmaktadır.