Evli bir kişiyle beraber olmayı savunacak değilim ya da tabii ki diğer kadının yerinde olmak istemez kimse ama bunu politik görüşle ilgili görmüyorum. Bu üç kişinin arasında ve başka kimseyi ilgilendirmeyen bir şey. Kadın-erkek eşitliği derken hukuk önünde bir eşitliği ya da toplumsal bir eşitliği düşünürüm. Bunun ilkeli ilişkiler yaşamakla, ilişkilerin genel ahlak anlayışına uymasıyla ilişkilendiremiyorum. 'Kadın cinayetleri bitsin', 'Eşit işe, eşit ücret' gibi önemli kavramlar varken; eve karşılıklı rica olmaksızın kuma olarak gitmediği sürece 18 yaşını geçen herkesin yaşadığı gönül ilişkileri umrumda değil. Kadını savunmuyorum; herkesin ilişkisi kendine. (Buna eğer bana ikinci bir kadın olursa o kadın da dahil) onların yaptığından ama kadının hakları deyince olay aldatılmamak değil, tabii ki kimse aldatılmayı hak etmiyor. Olay tüm kadınların birbirine sahip çıkması ya da tüm kadınların kardeş olması demek değil. Tüm kadınlar birbirine düşman da olabilir. Olay şerefsiz olabilecek erkeklerin, kadınlar tarafından hadlerinin bildirilmesi de değil. Olay devletin kadınlara sahip çıkması ve temel haklarını yasa ve denetim yoluyla gözetmesi. Benim kadın hakkından anladığım bu. Asıl olay kadının aldatıldığını öğrendiğinde, eğer eşinden ayrılmaya karar verirse ve kocası sahip çıkmasa bile devletin bu kadına sahip çıkması ya da zorla sahip çıktırması olur. Mağduriyet aldatılmak değil, mağduriyet aldatılma sonucunda vereceğin kararı özgürce alamamak, baskı altında olmak, 'İleride bana ne olur' diye düşünüp vermek istemediğin bir karara mecbur kalmak olarak tanımlıyorum. Kadın haklarını saçma bir aşk üçgenine indirgemek ayıp olur. İkinci kadın da ilk kadının bu hakkını savunuyor olabilir. Yoksa ben kadınları tanımıyorum, adamı tanımıyorum; ne bilirim bu kadar bilgiyle. Bu bana biraz 'Sosyalist ama cimri bir kişi' demekle aynı geldi.
0