[]

yazıyı-çeviriyi anlaşılır olmaktan uzaklaştıran sözcük seçimleri ve

bunların birer okuyucu rolündeyken size etkisi nelerdir?

felsefi yazılarda çevirilerde bu tür olaylara oldukça rastlıyorum ve bu beni sinirlendiriyor?

neden olabilecek en basit halde yazabilecekken seçilen kullanımdan en uzak hatta tdkda bile olmayan bazı sözcüklerle okumayı zorlaştırıyorlar?

ekşide de şakaları yapılır bazen, fularımı takıp geleyim gibi espriler uçuşur

ben bunun entelektüellikle uzaktan yakından bir alakasını göremiyorum

siz ne düşünüyorsunuz?

 
Cunku ceviri yapan arkadaslar ana dillerini bilmiyor veya kullanmaya hakim degil. Buna bir de tembellik ve sersemligi de ekleyin alin size sinirlerinizi ziplatacak bir ceviri!

Bir ornek vereyim:
Gecen gun adini vermeyecegim bir TV kanalinda gecmisteki Amerikan secimleri ile ilgili bir belgesel vardi. Seyrettigimde 5 dakike icinde rastgeldigim yerde sunucu (dublaji seslendiren Turk) "Obama geceyarisi yagini yakti" gibilerinden birsey soyledi!!!

Tercume eden arkadas "burning midnight oil" deyimini Turkceye kazandirmak istiyor sanirim. Ya da bunun yerine kullanilabilecek 100% Turkce deyim bilmiyor.
Bu devirde (Google vs) artik bunun esprisi bile yapilamiyor ekside.
  • parcxerox  (03.09.18 23:39:35) 
1) Batı felsefesi ve onun kavramları Türkçenin olanaklarını daima zorladı. Batı dilleri ile Türkçe arasında; roman türünün Türkçede bu kadar geç ortaya çıkması ve dildeki ilk Batılı devrimcilerimizin bir hayli süre daha şiirle düşünmeye etmeye devam etmeleri ile gözlemleyebileceğimiz fakat aslı pratik olan bir ayrılık var, dile ilişkin kısmı bu aslın yansmasıdır. (Bu pratik ayrılık, burjuvaziyi bu topraklarda değil de Batı'da ortaya çıkaran şeydir, kökleri daha uzakta olan ama anlamak için şimdilik coğrafi keşifleri, hammadde patlamasını, yeni pazarları, nihayetinde bunlara eşlik eden Aydınlanma mücadelesi düşünmemizin yeteceği "şey"... Tanpınar'dan değerli bir ek koyalım şuraya: Kendisi romanın -ve dolayısıyla felsefenin- alametifarikası saydığı "iç konuşma"nın önce Batı'da ortaya çıkma sebebinin günah çıkarma pratiği olduğunu söylüyordu. İnsanı tanrının önünde kendi kendisiyle karşı karşıya getiren o pazar alışkanlığı yani; Hristiyanlığın, İslamiyetinkinden farklı olan kurumsallığından kaynaklanan... ) Bu yüzden çevirmenler dolayım, soyutlama, kiplik, özgül gibi buluşlara gereksinim duymuştur, kendi yaşamımızdan çıkmamış bu kavramların içini doldurmamız da doğal olarak zaman alır. Kendi kavramları ile gelen coğrafya ötesi bir yaklaşımdan bahsediyoruz, az şey değil, okuyucunun da sorumluluk alması gerek. (Bunları yazarken keşke örnek de verseydiniz, özel olarak ona eğilseydik diye düşündüm. Bir okuyucu olarak genel yaklaşımımı bu maddede açıklamış oldum.)

2) Türkçenin, Batı felsefesi ve onun kavramlarıyla -1800'lerden 1900'lerin başına kadarki dağınık Batı etkileri ile ortaya çıkmış Tercüme Odası ve Encümen-i Daniş gibi kurumlar müstesna olmak üzere- ilk büyük karşılaşması, Cumhuriyet'in kültür devrimine rastgelir, beklendiği gibi. Nedir kültür devrimi? Her politik devrimin büyük düşü, "yeni insanın oluşturulması", eskinin de tüm yaşayışı ve kavramları ile silinmesi... Bu da mutlaka "ideolojik mücadele" anlamına gelir ve tahmin edildiği üzere, gazete, eğitim, sanat vs. dolayısıyla hepsinin temelindeki "dil" -Althusser'den ilhamla- mücadelenin "hem sahnesi hem nesnesi" ek olarak hem de aracıdır. Bu yüzden Türkçe felsefe çevirisi geleneği aslında ikincisi birincisinin hızını kessin diye tutulmuş iki dil politikasından: yani (1) özleştirme politikasından ve (2) Güneş Dil Teorisi sonrası dil politikalarından izleri üzerinde karışık hâlde taşır. Birinci yol tutulacaksa "Ruh"un lazım olduğu yere ta Kaşgarlı Mahmut'tan alınan "Tin" konur sözgelimi, ikinci yol tutulacaksa Fransızca "Organique"in özü Türkçede sihirli bir biçimde "Örgen" diye görünüverir, sözük de "Örgensel" diye çevrilir, "Uzvi" diye değil.

3) Bu sözcük tercihleri, sonradan sonraya Cumhuriyet'in "Batılı Türk'e bir kimlik ve ulusal bir dil yaratmak" amacından da öte bir anlam kazandı. Özellikle 60'lardan sonra -70'lerin ikinci yarısında zirve yapacak biçimde- ideolojik mücadeleleri sahalarında solun ve sağın imzalarından biri oldular. Olanak/İmkan, Örgüt/Teşkilat, Koşul/Şart, Düşünce/Fikir-Tefekkür, Yapıt/Eser gibi karşıt ikililer söz konusu oldu. Fakat felsefe çevirileri ve Batı felsefesi İmkan-Teşkilat-Fikir-Şart-Eser tercihlerinden yana olanların ilkesel olarak eğileceği bir alan değildi.(Solcular çevirileri, sağcılar Tercüman'ın verdiği Şecere-i Terakime'yi filan okuyorlardı, çok karikatürize oldu, bu kadar basit değil, Bergson okuyorlardı, eheh) Bu da solcuların, Cumhuriyet'in dil politikalarından devraldıkları egemenliği en azından kavramlar konusunda sürdürebilmelerini sağladı.

4) Bugün bu çeviri geleneği; "uslamlama" ya da "akıl yürütme" demeyip de hâlâ "mülahaza"yı tercih eden ve kültürel egemenlik kavgası veren İslamcı yarı-entelektüellerin -ek olarak Tanıl Bora'nın- zihinleri dışındaki her yerde siyasi yönünü kaybedecek kadar oturmuştur. Akademide ve dergilerde felsefe bu sözcüklerle yapılmaktadır diyebiliriz herhalde. Tanıl Bora şakasını da diyalektik açıdan aydınlatalım: Bu sözcüklerin kullanımı, siyasi sebepleri unutulacak kadar yaygınlaşınca, tercih edilmeyen alternatifleri de serbest kalmış oldular bir nevi; ilerici/sosyalist aydınlar, akademisyenler de kimi çok mimli sözcükler hariç "her iki taraftan da" sözcük alabilme özgürlüğüne sahip oldular.
  • hikmet iv  (04.09.18 01:58:59 ~ 02:01:29) 
1
buraya yazılanların hakları Sir Anthony Hopkins'e aittir.
yazan eden compumaster, ilgilenen eden fader
modere edenler Artibir, aychovsky, baba jo, basond, compumaster, deckard, fader, fraise, groove salad, kahvegibi, kaymaktutmayansicaksut, kibritsuyu, monstro, pandispanya, robin, ron dennis
bu sitede yazılanların hiçbiri doğru değildir. site içeriği küçükler için sakıncalı olabilir. yazılardan yazarları sorumludur. kaynak göstermeden alıntılanamaz. devlet tarafından atanmış bir kurumun internet üzerinde kimin hangi bilgiye ulaşıp ulaşamayacağına karar vermesi insan haklarına aykırıdır. web siteleri kullanıcıların istekleri doğrultusunda bağlandıkları yerlerdir. kullanıcılar isterlerse bir web sitesine bağlanmayabilirler. bu güçleri ve imkanları mevcuttur. bir kullanıcı bir siteye bağlanmak istiyorsa bu onun tercihi ve hakkıdır. bağlanmak istemiyorsa bu yine onun tercihi ve hakkıdır. halkın kendisine hizmet etmesi için görevlendirdiği kurumlar hadlerini aşıp halka neye ulaşıp ulaşmayacağını bilmeyen cahil cühela muamelesi edemezler. ebeveynlerin çocuklarını sakıncalı içeriklerden koruması için çok sayıda bedava ve ücretli yazılım mevcuttur. bu yazılımlar bir web tarayıcısını kullanmaktan daha karmaşık teknik bilgi gerektirmemektedir. devletin milletini küçük düşürmesi ve ebleh yerine koyması yasaktır. Skimlinks ile linkler üzerinden yönlendirme payı alınmaktadır.